aleviboy
24.07.2005, 19:39
Evet bu Diyanet’i ne yapmalı, kaynar kazana mı atmalı? Hayır, hayır böyle bir şey yapmamalı ama nasılsa öyle kalmasına da artık izin verilmemeli. 1.2 milyarlık bütçeye ve 87 bin personele sahip, bizzat Atatürk’ün kurulması emrini verdiği bu kurumun her şeyden önce Alevileri, Caferileri, Nusayrileri, Hıristiyanları, Hanefilik hariç Sünni mezhep, tarikat ve laik Müslüman kesimleri temsil etmediği için değil sırf miadını doldurduğu, arkaik hale geldiği ve Cumhuriyet’in kuruluşunda kendine yüklenen misyonu yerine getiremediği hatta buna aykırı odakların yuvası haline geldiği için kapısına kilit vurulmalı.
Biz böyle yazınca malum hop oturup hop kalkarak, “Diyanet gibi devasa bir kurumu kaldırıp atamazsınız. Bu ülkede isteseniz de istemeseniz de hakim inanç Sünniliktir. Türkiye’nin dengeleriyle oynarsınız. İrtica hortlar, kaos doğar” nakaratını tekrarlayan değişime direnen bir koro var.
Bu ifadelerin ve savunma tarzının haklılık payı olmakla birlikte, Türkiye’nin AB süreciyle birlikte topyekün bir değişim sürecine girdiğini göz ardı eden bir bakıştır bu. Çünkü AB süreci, sadece Türkiye’deki işsizleri Avrupa’ya ihraç edeceğimiz basit bir oyun değil; yediden yetmişe hepimizin ezberini bozacak, yer yer rahatını kaçıracak, tepeden tırnağa zihniyet ve davranış değişimi gerektiren zorlu ve engebeli bir yoldur. Dün idam, işkence, her on yılda bir askeri darbe, Türkiye’de Kürt adında bir milletin yaşadığını söyleme yasağı, TRT’de Kürtçe, Çerkezce yayın yapılmasını hayal bile edememek, Alevi kimliğinin inkarı ve benzeri olgular Türkiye’nin realitesiydi. Kimse bunların bir gün tarih olacağını aklına bile getirmiyordu. Ama bugün bu tabular ve yasaklar aşıldı. Kıyamet kopmadı, Türkiye patlıcan gibi ortasından bölünmedi. Tüm bu değişikliklerde olduğu gibi Diyanet kaldırılıp, din işleri cemaatlere devredilince düzen bekçilerinin korktuğu başlarına gelmeyecek. Asıl o zaman din ve vicdan özgürlüğü ile laik Türkiye sözden fiile geçecek.
İşte Diyanet’in kapatılmasının gerekçeleri:
Atatürk Diyanet’i dini hurafelerden arındırsın, halkı batıl inançlardan ve miskinlikten, kadercilikten uzaklaştırıcı çalışmalar yapsın, aydın din adamları yetiştirerek toplumu cahil hoca ve şeyhlerin elinden kurtarsın diye kurmuştur ama Diyanet bunun aksini yapmış; bugün gericiliğin, softalığın, hurafelerin kaynağı haline gelmiştir.
- Atatürk kişi olarak dinin gerekli olduğuna inandığı halde sonradan oluşturulmuş mezheplere karşıydı. Ama tüm gücüne rağmen egemen inanış olan Sünni-Hanefi-Eşari geleneği de tamamen değiştiremeyeceğini biliyordu. Bu nedenle Ehl-i Sünnet itikadı içinde akla daha fazla önem veren, insan iradesine verdiği değerle inananları kadercilikten uzak tutan, kötü giden talihini değiştirmek için çaba sarf eden bir Müslüman tipi yaratacak, halkı bilime, tekniğe ve sanata yönlendirecek güçlü bir tarihsel damara sahip olan Sünni-Hanefi-Maturidi geleneği öne çıkarmak istedi. Bu amaçla büyük İslam alimi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a “Hak Dini Kur'an Dili” adındaki 9 ciltlik Türkçe Kur’an tefsiri yazdırmış ve 10 bin adet bastırmıştır. Yine bu gayeye yönelik olarak din adamlarının politika yapmasını yasakladığı gibi bunların donanımlı yetişmesi için Ankara Üniversitesi bünyesinde daha sonra İlahiyat Fakültesi’ne dönüşecek bir Yüksek İslam Enstitüsü açılmasını sağlamıştır. Atatürk yeni tip bir Müslüman ve çağa açık bir İslam anlayışını egemen kılmak için daha başka girişimlerde bulunmuştur ama daha hayatta iken Diyanet içindeki Osmanlı’dan beri devlet himayesi ve kontrolü altında bir din kurumuna alışmış gelenekçi Şeyhülislamlık artığı kanat baskın çıkmış; ölümü üzerine de başlattığı projeler tamamen rafa kaldırılmıştır. Yani bugünkü Diyanet Atatürk’ün gitmesini istediği istikametten daha başlangıçta sapmıştır.
- Atatürk’ün diğer amacı da Diyanet aracılığıyla İslamcı gericiliği yetiştirilecek aydın ve laik din adamları kanalıyla kontrol altında ve en az zararlı olacak şekilde tutmaktı. Ama tarih tersine cereyan etti ve gericiliğe karşı panzehir olacak Diyanet kendisi irtica yuvası olurken, devlet Diyanet’i değil; bu kurum devleti kontrol ve rejimi tehdit eder bir konuma geldi. Diyanet kadını ikinci sınıf ve dövülmesinde bir sakınca görmeyen şeriat rejimi yanlısı müftü, vaiz ve imamlarla dolarken, Cemalettin Kaplan, Şevket Yılmaz gibi nice ünlü şeriatçı ve rejim düşmanlarına ev sahipliği yaptı ve halen de yapıyor. Yapın bakalım Diyanet personeli arasında bir anket kaçı laik rejimle, kadın-erkek eşitliğiyle barışık; Alevi’ye, inanmayanlara nasıl bakıyor çıksın ortaya...
- Diyanet’in diğer kuruluş amacı da toplumda birlik ve beraberliğe hizmet edecek faaliyetlerde bulunmaktı. Ama Diyanet değil toplumun bütününü, Sünnileri bile tam memnun edemediği gibi halkı da Müslüman olan-olmayan, Müslümanlar arasında da Sünni olan-olmayan ayrımı başlatarak ulusal bütünlüğe ve barışa her gün darbe vurmaktadır, kelimenin tam anlamıyla bölücülük yapmaktadır.
- Diyanet Müslüman halkı tek tipleştirmek için hutbeleri bile merkezden göndererek, din adamlarının yaratıcılığına darbe vurup, onları adeta birer hoparlör yerine koyduğu gibi çeşitli mezhep, tarikat ve cemaatleriyle zengin bir yapı sergileyen İslam’ı çoraklaştırmış ve sadece Türkiye Müslümanlarının bir bölümünün anlayıp uyguladığı tuhaf, devletçi, teslimiyetçi, ırkçılığa varan milliyetçi, renksiz, kolu kanadı budanmış, taşralı, dar ufuklu kendine özgü milli bir Sünni-İslam anlayışı geliştirmiştir. Bunu yurtdışında yaşayanlar bilir, başta Araplar olmak üzere diğer Müslüman milletlerin mensupları Türklerin Müslümanlığı ile dalga geçmektedir. Sonuçta Diyanet’ten kurtulmakla Türkiye’de İslam’ın özgür kılınması ve kendi asli mecrasına oturması sağlanacaktır.
- ürkiye’de Diyanet dini bir kurumdan çok siyasi bir yapılanmadır. Amacı devleti İslamcı gericiliğe karşı korumaktır ama kendisi gericilik odağı haline gelmiştir.
- iyanet ve kontrolündeki camiler, mescitler birer rant ve gelir kapısı haline gelmiştir. Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) devasa bir holdingdir ve vakıf statüsünde olduğu için vergi vermezken, bu yükümlülüklerini yerine getiren diğer özel şirketlere karşı haksız rekabet yürütmektedir. Yine camilerin alt katları ticarethane haline geldiğinden kimin samimi Müslüman kimin dini rant kapısı haline getirdiği belirsizleşmiştir.
- iyanet genel bütçeden ayrılan 1.2 milyar dolarlık ödenekle yatırıma, işe ve aşa dönüşecek bu meblağın her sene daha da artırılmasını talebiyle öne çıkarken, yıllardır midesine indirdiği yetim hakkıyla obezleşmiştir. Dayattığı İslam anlayışına uymayanlara hizmet sunmadığı için de, onların rızasına aykırı alınan vergilerle finanse edildiğinden çağdaş devlet ve vatandaş ilişkilerine de aykırı bir yapılanmadır.
- Diyanet güya ülkemizde laik bir rejimin oluşumuna katkı sağlayacakken, laikliğe karşı en büyük tehlike ve engel oluşturan sitem dışı ve karşıtı bir kurum haline gelmiştir. Türkiye’nin kalbine saplanmış hantal, tarihin akışına ve hayatın gerçeklerine aykırı habis bir urdur.
- Avrupa’da sadece Türkiye dini bir kamu hizmeti olarak sunmaktadır ve bu AB’ye girmeye hazırlanan bir ülke için ayak bağıdır. AB zaten din-devlet ilişkilerinin Diyanet lağvedilerek laik ve bütün vatandaşlara devletin eşit ve tarafsız yaklaştığı, inanç ayrımı yapmadığı bir düzenlemeyi talep etmeye başlamıştır.
***
Saydığımız ve aklımıza gelmeyen daha nice gerekçeler Diyanet’in Türkiye toplumuna yarardan çok zarar ve zaafiyet getirdiğinin açık kanıtıdır. Bu nedenle sadece Diyanet’in hizmetlerinden yararlanamayan ve de böyle bir beklenti içinde zaten olmayan Aleviler değil; Türkiye’nin laik, demokratik, tüm yurttaşlara eşit oranda din ve vicdan özgürlüğünden yararlanma imkanlarının sunulduğu bir ülke haline gelmesi özlemindeki herkesin Diyanet’in kaldırılması ve din işlerinin ilgili cemaatlere bırakılması talebine sahip çıkması gerekiyor.
Bu talep sadece bir kesimle sınırlı kalırsa bilin ki, düzen bekçileri ile parazitleri Diyanet’in yapısında en küçük bir değişime izin vermeyecektir. Çünkü din değil milyarlarca dolar elden gidecek. Maksat rant ve iktidar. Burada din-iman sadece bahane...
Bad Nauheim, 16 Şubat 2005
Biz böyle yazınca malum hop oturup hop kalkarak, “Diyanet gibi devasa bir kurumu kaldırıp atamazsınız. Bu ülkede isteseniz de istemeseniz de hakim inanç Sünniliktir. Türkiye’nin dengeleriyle oynarsınız. İrtica hortlar, kaos doğar” nakaratını tekrarlayan değişime direnen bir koro var.
Bu ifadelerin ve savunma tarzının haklılık payı olmakla birlikte, Türkiye’nin AB süreciyle birlikte topyekün bir değişim sürecine girdiğini göz ardı eden bir bakıştır bu. Çünkü AB süreci, sadece Türkiye’deki işsizleri Avrupa’ya ihraç edeceğimiz basit bir oyun değil; yediden yetmişe hepimizin ezberini bozacak, yer yer rahatını kaçıracak, tepeden tırnağa zihniyet ve davranış değişimi gerektiren zorlu ve engebeli bir yoldur. Dün idam, işkence, her on yılda bir askeri darbe, Türkiye’de Kürt adında bir milletin yaşadığını söyleme yasağı, TRT’de Kürtçe, Çerkezce yayın yapılmasını hayal bile edememek, Alevi kimliğinin inkarı ve benzeri olgular Türkiye’nin realitesiydi. Kimse bunların bir gün tarih olacağını aklına bile getirmiyordu. Ama bugün bu tabular ve yasaklar aşıldı. Kıyamet kopmadı, Türkiye patlıcan gibi ortasından bölünmedi. Tüm bu değişikliklerde olduğu gibi Diyanet kaldırılıp, din işleri cemaatlere devredilince düzen bekçilerinin korktuğu başlarına gelmeyecek. Asıl o zaman din ve vicdan özgürlüğü ile laik Türkiye sözden fiile geçecek.
İşte Diyanet’in kapatılmasının gerekçeleri:
Atatürk Diyanet’i dini hurafelerden arındırsın, halkı batıl inançlardan ve miskinlikten, kadercilikten uzaklaştırıcı çalışmalar yapsın, aydın din adamları yetiştirerek toplumu cahil hoca ve şeyhlerin elinden kurtarsın diye kurmuştur ama Diyanet bunun aksini yapmış; bugün gericiliğin, softalığın, hurafelerin kaynağı haline gelmiştir.
- Atatürk kişi olarak dinin gerekli olduğuna inandığı halde sonradan oluşturulmuş mezheplere karşıydı. Ama tüm gücüne rağmen egemen inanış olan Sünni-Hanefi-Eşari geleneği de tamamen değiştiremeyeceğini biliyordu. Bu nedenle Ehl-i Sünnet itikadı içinde akla daha fazla önem veren, insan iradesine verdiği değerle inananları kadercilikten uzak tutan, kötü giden talihini değiştirmek için çaba sarf eden bir Müslüman tipi yaratacak, halkı bilime, tekniğe ve sanata yönlendirecek güçlü bir tarihsel damara sahip olan Sünni-Hanefi-Maturidi geleneği öne çıkarmak istedi. Bu amaçla büyük İslam alimi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a “Hak Dini Kur'an Dili” adındaki 9 ciltlik Türkçe Kur’an tefsiri yazdırmış ve 10 bin adet bastırmıştır. Yine bu gayeye yönelik olarak din adamlarının politika yapmasını yasakladığı gibi bunların donanımlı yetişmesi için Ankara Üniversitesi bünyesinde daha sonra İlahiyat Fakültesi’ne dönüşecek bir Yüksek İslam Enstitüsü açılmasını sağlamıştır. Atatürk yeni tip bir Müslüman ve çağa açık bir İslam anlayışını egemen kılmak için daha başka girişimlerde bulunmuştur ama daha hayatta iken Diyanet içindeki Osmanlı’dan beri devlet himayesi ve kontrolü altında bir din kurumuna alışmış gelenekçi Şeyhülislamlık artığı kanat baskın çıkmış; ölümü üzerine de başlattığı projeler tamamen rafa kaldırılmıştır. Yani bugünkü Diyanet Atatürk’ün gitmesini istediği istikametten daha başlangıçta sapmıştır.
- Atatürk’ün diğer amacı da Diyanet aracılığıyla İslamcı gericiliği yetiştirilecek aydın ve laik din adamları kanalıyla kontrol altında ve en az zararlı olacak şekilde tutmaktı. Ama tarih tersine cereyan etti ve gericiliğe karşı panzehir olacak Diyanet kendisi irtica yuvası olurken, devlet Diyanet’i değil; bu kurum devleti kontrol ve rejimi tehdit eder bir konuma geldi. Diyanet kadını ikinci sınıf ve dövülmesinde bir sakınca görmeyen şeriat rejimi yanlısı müftü, vaiz ve imamlarla dolarken, Cemalettin Kaplan, Şevket Yılmaz gibi nice ünlü şeriatçı ve rejim düşmanlarına ev sahipliği yaptı ve halen de yapıyor. Yapın bakalım Diyanet personeli arasında bir anket kaçı laik rejimle, kadın-erkek eşitliğiyle barışık; Alevi’ye, inanmayanlara nasıl bakıyor çıksın ortaya...
- Diyanet’in diğer kuruluş amacı da toplumda birlik ve beraberliğe hizmet edecek faaliyetlerde bulunmaktı. Ama Diyanet değil toplumun bütününü, Sünnileri bile tam memnun edemediği gibi halkı da Müslüman olan-olmayan, Müslümanlar arasında da Sünni olan-olmayan ayrımı başlatarak ulusal bütünlüğe ve barışa her gün darbe vurmaktadır, kelimenin tam anlamıyla bölücülük yapmaktadır.
- Diyanet Müslüman halkı tek tipleştirmek için hutbeleri bile merkezden göndererek, din adamlarının yaratıcılığına darbe vurup, onları adeta birer hoparlör yerine koyduğu gibi çeşitli mezhep, tarikat ve cemaatleriyle zengin bir yapı sergileyen İslam’ı çoraklaştırmış ve sadece Türkiye Müslümanlarının bir bölümünün anlayıp uyguladığı tuhaf, devletçi, teslimiyetçi, ırkçılığa varan milliyetçi, renksiz, kolu kanadı budanmış, taşralı, dar ufuklu kendine özgü milli bir Sünni-İslam anlayışı geliştirmiştir. Bunu yurtdışında yaşayanlar bilir, başta Araplar olmak üzere diğer Müslüman milletlerin mensupları Türklerin Müslümanlığı ile dalga geçmektedir. Sonuçta Diyanet’ten kurtulmakla Türkiye’de İslam’ın özgür kılınması ve kendi asli mecrasına oturması sağlanacaktır.
- ürkiye’de Diyanet dini bir kurumdan çok siyasi bir yapılanmadır. Amacı devleti İslamcı gericiliğe karşı korumaktır ama kendisi gericilik odağı haline gelmiştir.
- iyanet ve kontrolündeki camiler, mescitler birer rant ve gelir kapısı haline gelmiştir. Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) devasa bir holdingdir ve vakıf statüsünde olduğu için vergi vermezken, bu yükümlülüklerini yerine getiren diğer özel şirketlere karşı haksız rekabet yürütmektedir. Yine camilerin alt katları ticarethane haline geldiğinden kimin samimi Müslüman kimin dini rant kapısı haline getirdiği belirsizleşmiştir.
- iyanet genel bütçeden ayrılan 1.2 milyar dolarlık ödenekle yatırıma, işe ve aşa dönüşecek bu meblağın her sene daha da artırılmasını talebiyle öne çıkarken, yıllardır midesine indirdiği yetim hakkıyla obezleşmiştir. Dayattığı İslam anlayışına uymayanlara hizmet sunmadığı için de, onların rızasına aykırı alınan vergilerle finanse edildiğinden çağdaş devlet ve vatandaş ilişkilerine de aykırı bir yapılanmadır.
- Diyanet güya ülkemizde laik bir rejimin oluşumuna katkı sağlayacakken, laikliğe karşı en büyük tehlike ve engel oluşturan sitem dışı ve karşıtı bir kurum haline gelmiştir. Türkiye’nin kalbine saplanmış hantal, tarihin akışına ve hayatın gerçeklerine aykırı habis bir urdur.
- Avrupa’da sadece Türkiye dini bir kamu hizmeti olarak sunmaktadır ve bu AB’ye girmeye hazırlanan bir ülke için ayak bağıdır. AB zaten din-devlet ilişkilerinin Diyanet lağvedilerek laik ve bütün vatandaşlara devletin eşit ve tarafsız yaklaştığı, inanç ayrımı yapmadığı bir düzenlemeyi talep etmeye başlamıştır.
***
Saydığımız ve aklımıza gelmeyen daha nice gerekçeler Diyanet’in Türkiye toplumuna yarardan çok zarar ve zaafiyet getirdiğinin açık kanıtıdır. Bu nedenle sadece Diyanet’in hizmetlerinden yararlanamayan ve de böyle bir beklenti içinde zaten olmayan Aleviler değil; Türkiye’nin laik, demokratik, tüm yurttaşlara eşit oranda din ve vicdan özgürlüğünden yararlanma imkanlarının sunulduğu bir ülke haline gelmesi özlemindeki herkesin Diyanet’in kaldırılması ve din işlerinin ilgili cemaatlere bırakılması talebine sahip çıkması gerekiyor.
Bu talep sadece bir kesimle sınırlı kalırsa bilin ki, düzen bekçileri ile parazitleri Diyanet’in yapısında en küçük bir değişime izin vermeyecektir. Çünkü din değil milyarlarca dolar elden gidecek. Maksat rant ve iktidar. Burada din-iman sadece bahane...
Bad Nauheim, 16 Şubat 2005