aleviboy
24.07.2005, 20:53
Sur dışında dikeldim
Bir köprü kurmuştum yaşamakla ölmek arasına
Otuz dakikada soluk bırakıyordum ölçek kabına
Ben sadık ihtiyar, yaşamımı korumalıyım
bu sel baskınında
Tonlarca ifrit, bilmediğimiz dip suları
Daha neler, aklımdan geçen
Var mıydınız olanca sinir lifleri benden koparken?
Yirmi, kırk, altmış: Yaşlarım, geminin gövdesine yapışan
yosunlara benzedi
Kızıl yosunlara. Ben neyim ki!
Mavi olamadım, mora dönemedim. Kızıldır saldırı gücüm
Sur dışına dikeldim
size bunları anlatmaya
Bir su baskını gibi yaşadım, terleyerek
Sizi konuşarak, mektup aralarında
Satır başlarında isminiz: Merhaba!
Yaşadım gün ve kazı evinin kapı numarasını
Siz siz diye istedim sarımsı beyaz kanatları
Beni uçurdunuz; olanca isteklerim, diriliğim sizden
Bir satır başı, kermes neşesinden bir sayfa
Sur dışında bir açıklama: Kalpler daralıyor
Yuva sağlamışız bunca adama, kendimize açlık
Çelebi karınlara bir torna, ağa dökülüyor onca balık
Köy yiğidi bir tarafım var ya, onu anlattım
size durmadan
Ve ölümü gevşettim alnıma akan kumlarda
İçimde derin bir kanama; hissettim, ölür gibiyim
Kurulmaz ölüm, böyle cüce kartallarla
Onu da hissettim; ölmüyordum, bir kırılgan sözü benimki
Sizi çağırdım başıma, alnımdaki ezber sürecini
sileceğiniz günler uğruna
Kazı yapacağınız her mektup
Bir bitki keşfiydi benden
Ya da ballı karınca
Hani karnında bütün kışın erzağını taşıyan:
Doktorundan yanıt alamayan hasta
Hadi bir selam verin sur dışından
Gevşeyin, ölüm yok aramızda, sadece bir sızı
Yalancı pehlivan güreşimizden
Sıksanız ter çıkacak minderin ortasına
Bu terler yaşamın ateş dikeni, alaca sevinci
Siz bu terlerin arasında küçük bir cephede
Bana karışmış tuzlu su gibi ekleniyorsunuz
akan ırmağıma
Ekleniyorsunuz; sur dışında, tarih karşısında
Yıkılan uygarlıkların av silahıyla
İşte gece baskınına uğradık
Yıldız ve akıntılar tanığımızdı, güzel kızlar oynadı
buz kalkanlarında
Pasaklı Akdeniz çamlarıyla büyülenmiş akşamlardı
anlattığımız
Şehirlerin küçük harf değişimi bir sokağında
Ondalık kavgalar atlatmıştık, eşkıya yatağı beldemizden
Yok oluş günlerinde bıyıklı büstler devirmiştik
hızımızı kesmeden
Bir batma gördük denizlerde
Mezara döndü bu tarafımız
Ölmedik ölmedik işte, yeniden yaşamda
Nar bülbülü olduk öttük, kalan ışık kirliliğini
Sur dışında, derin saçaklar diktik gün arasına
Size her mektupta bir selam
Zarf kıyısına yanık bir uç bıraktık
Yakmasın diye bizi, şu başlayan daralma
Bir köprü kurmuştum yaşamakla ölmek arasına
Otuz dakikada soluk bırakıyordum ölçek kabına
Ben sadık ihtiyar, yaşamımı korumalıyım
bu sel baskınında
Tonlarca ifrit, bilmediğimiz dip suları
Daha neler, aklımdan geçen
Var mıydınız olanca sinir lifleri benden koparken?
Yirmi, kırk, altmış: Yaşlarım, geminin gövdesine yapışan
yosunlara benzedi
Kızıl yosunlara. Ben neyim ki!
Mavi olamadım, mora dönemedim. Kızıldır saldırı gücüm
Sur dışına dikeldim
size bunları anlatmaya
Bir su baskını gibi yaşadım, terleyerek
Sizi konuşarak, mektup aralarında
Satır başlarında isminiz: Merhaba!
Yaşadım gün ve kazı evinin kapı numarasını
Siz siz diye istedim sarımsı beyaz kanatları
Beni uçurdunuz; olanca isteklerim, diriliğim sizden
Bir satır başı, kermes neşesinden bir sayfa
Sur dışında bir açıklama: Kalpler daralıyor
Yuva sağlamışız bunca adama, kendimize açlık
Çelebi karınlara bir torna, ağa dökülüyor onca balık
Köy yiğidi bir tarafım var ya, onu anlattım
size durmadan
Ve ölümü gevşettim alnıma akan kumlarda
İçimde derin bir kanama; hissettim, ölür gibiyim
Kurulmaz ölüm, böyle cüce kartallarla
Onu da hissettim; ölmüyordum, bir kırılgan sözü benimki
Sizi çağırdım başıma, alnımdaki ezber sürecini
sileceğiniz günler uğruna
Kazı yapacağınız her mektup
Bir bitki keşfiydi benden
Ya da ballı karınca
Hani karnında bütün kışın erzağını taşıyan:
Doktorundan yanıt alamayan hasta
Hadi bir selam verin sur dışından
Gevşeyin, ölüm yok aramızda, sadece bir sızı
Yalancı pehlivan güreşimizden
Sıksanız ter çıkacak minderin ortasına
Bu terler yaşamın ateş dikeni, alaca sevinci
Siz bu terlerin arasında küçük bir cephede
Bana karışmış tuzlu su gibi ekleniyorsunuz
akan ırmağıma
Ekleniyorsunuz; sur dışında, tarih karşısında
Yıkılan uygarlıkların av silahıyla
İşte gece baskınına uğradık
Yıldız ve akıntılar tanığımızdı, güzel kızlar oynadı
buz kalkanlarında
Pasaklı Akdeniz çamlarıyla büyülenmiş akşamlardı
anlattığımız
Şehirlerin küçük harf değişimi bir sokağında
Ondalık kavgalar atlatmıştık, eşkıya yatağı beldemizden
Yok oluş günlerinde bıyıklı büstler devirmiştik
hızımızı kesmeden
Bir batma gördük denizlerde
Mezara döndü bu tarafımız
Ölmedik ölmedik işte, yeniden yaşamda
Nar bülbülü olduk öttük, kalan ışık kirliliğini
Sur dışında, derin saçaklar diktik gün arasına
Size her mektupta bir selam
Zarf kıyısına yanık bir uç bıraktık
Yakmasın diye bizi, şu başlayan daralma