Sıpa_Mansur
25.07.2005, 11:00
Tahtacılar
Üç yıldan beri Balıkesir bölgesinde araştırmalar yapmaktayım. Bu yörenin adı, Karası olup burayı açan beyin adından geliyor. Karası adının da Kara İsa'dan geldiği hakkında bir görüş vardır. Fakat bu görüşün dilimizin ses kuralları bakımından mümkün olup olmadığını söylemek yetkimin dışındadır. Maalesef Karası Oğulları hakkında pek az bilgiye sahibiz. Öyle ki Balıkesir yöresinin Karası Bey tarafından fethi tarihi bile bilinemiyor. Bu hususta ancak bir tahminde bulunabiliyor. Buna göre Balıkesir yöresi Kalem Bey ile oğlu Karası Bey tarafından XIII. yüzyılın sonlarında veya XIV. yüzyılın başlarında açılmıştır. Bu fetih de Kütahya istikametinden yapılmıştı. Bir kitabeye dayanılarak Kalem Bey'in Danişmend Oğullarından olduğu görüşü kabul edilmiştir. Fakat bu husus bize göre kesin değildir. Kalem Bey ile oğlu Karası Bey sadece Balıkesir yöresini değil, Bergama, Soma ve Çanakkale yörelerini de açmışlardı. Bu sebeple Karası Beyliğinin topraklarını adı geçen yöreler meydana getirmiştir.
Karası Bey'in ölüm tarihi belli değildir. 1328 yılında beyliğin başında Demirhan Bey bulunduğuna göre onun bu tarihten önce öldüğü şüphesizdir. Ece Halil idaresindeki Sarı Saltık Dede Türkmenlerinin Karası Bey zamanında Balıkesir yöresine gelip yerleştikleri, söylenmektedir. Hatta Balıkesir yöresindeki Çepniler ile Tahtacıların Ece Halil idaresinde gelen Sarı Saltık Dede Türkmenlerinin torunlarından olduklarını bu yörede karşılaştığım bazı aydınlardan işittim. "Bu, doğru değildir" dediğim zaman tarihçi olmayan bu aydınlar "doğrudur" diyerek itirazıma ehemmiyet vermediler ve beni hayretler içinde bıraktılar. Fakat Karası Beyliği çok devam etmemiş, Karası Bey'in oğulları Dursun ve Demirhan beylerin dirayetsizliği yüzünden Karası Beyliğinin mühim bir kısmı Orhan Bey'in eline geçmiştir. Beyliğin geri kalan kısmı da Murad Bey zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Karası Beyliğine ait ne bir paraya, ne bir kitabeye ve ne de bir vesikaya rastgelinmiştir. Bunun da sebebi beyliğin erken sona ermesidir. Karası adı, Saruhan, Menteşe adları gibi, 1926 yılında çıkarılan bir kanunla ortadan kaldırılmıştır. Bunun sebebi de bu adların aslında hanedanlara ait olmaları imiş. Osmanlı hanedanı, hanedanlara ait vilayet adlarını değiştirmiyor, fakat milli devlet olan Türkiye Cumhuriyeti devrinde bu milli tapu senetleri yok ediliyor. Bu yer adlarının bizden sonraki nesillerce geri getirileceğine inanmak saflık değildir.
Şimdi Balıkesir yöresindeki Çepnilerle Tahtacıların Halil Ece idaresinde Dobruca'dan Karası yöresine gelip yerleşen Türkmenlerin torunlarından oldukları iddiasına gelince, bu hususta gerçek şudur:
Selçuklu hükümdarlarından II. Gıyaseddin Keyhüsrev dirayetli ve cesur bir hükümdar değildi. Fakat ülkenin parçalanmasına karşı olduğu gibi, Selçuklu devletini vergiye bağlayan ve Selçuklu devletinin işlerine sık sık karışan Moğollara da düşmandı.
Keykavus'un Moğol düşmanlığı, Moğollarla her yerde mücadele eden Türkmenler, yani Türk göçebe toplulukları arasında ona karşı ve sevgi ve bağlılık uyandırmıştı. Fakat Keykavus, devlet adamlarının hiyanetine uğradı. Bunlar Moğolların yardımları ile Keykavus'u Bizans imparatoru Mihail Paleolog'a sığınmaya mecbur bıraktılar ve Selçuklu ülkesini sultanın kardeşi Rükneddin Kılıç Arslan'ın hükümdarlığında birleştirdiler. Fakat gerçek hükümranlık Pervane Muiniddîn Süleyman denilen bir İranlı'nın veya bir İranlı'nın oğlunun elinde idi. Keykavus'a bağlı Türkmenlerden kalabalık bir küme de Bizans ülkesine göç etti. Bu Türkmen kümesi Dobruca'da yerleştirildi.
Onların dini reisleri Sarı Saltık Dede idi. Bunlar sultanları Keykavus'un adını taşırlar sonra bu ad Gagavuz olur. Bunlardan bir kol Karaferye'de valilik (subaşılık) yapan Keykavus'un oğullarından bir şehzadenin yanında bulunurlar. Karaferye Selanik'in batısında, Selanik ile Manastır arasında bulunan bir şehirdir. Bu Selçuklu şehzadesi ve oğlunun ölümlerinden sonra buradaki Türkmenler gayr-i Müslimler arasında oturmaktan usanarak Çanakkale boğazını geçip vatana dönerler ve Karası yöresinde yerleşirler. Sonra Dobruca bölgesindeki Türkmenlerin (Gagavuzların) bir kısmı da Ece Halil'in idaresinde Bizans kuvvetleri ile savaşa savaşa Çanakkale boğazını geçip Karası yöresine erişirler ve kardeşleri gibi orada yerleşirler .
Fakat Çepniler bu Türkmenlerden değillerdir. Çünkü:
· XVII. yüzyıldan önce Karası yöresinde Çepni adlı bir oymak görülmez.
· Balıkesir yöresindeki Çepniler oraya XVIII. yüzyılda doğudan gelmişlerdir. Bu, kesindir. Çepniler 24 Oğuz boyundan biri olup Anadolu'nun fethi ve iskanında pek mühim roller oynamıştır.
Tahtacılara gelince onlar da Dobruca'dan Balıkesir'e göçeden Sarı Saltık Türkmenlerinden değillerdir. Çünkü onlar Tahtacı adını taşırlar. Bu ad, yani Tahtacı ise, büyük bir topluluk olup geniş bir yörede yaşarlar. Balıkesir yöresinde 3 yıldan beri yapmakta olduğum araştırmalar esnasında tarihçi olduğumu anlayan genç, yaşlı aydınlar bana sık sık Çepniler Türk mü, Tahtacılar Türk mü, Yörükler Türk mü, Türkmenler Türk mü, Manavlar Türk mü, Kızılbaşlar Türk mü, Aleviler Türk mü sorularını sordular. Ben de sormadığınız bir "Türkler Türk mü" sorusu kaldı deyince ona da güldüler.
Yukarıdaki soruları işitince hayretler içinde kaldım.
Bu sorular sorulmamalıydı. Çünkü, bu adlar hakkında yapılmış yayınları bir tarafa bırakalım, bu soruları soranlar onlardan çoğunun cevabını bizzat kendileri de verebilirlerdi. Bana soru sorunlara, "Tahtacıların, Çepnilerin ve Yörüklerin Türkçe'den başka konuştukları dil var mı?" dedim:
· Bir kısmı "yok"
· bazıları "galiba yok",
· bazıları da "bilmiyoruz"
dediler. Anadili Türkçe olan bir topluluk Türk'ten başka bir soya, bir kavme mensup olamaz dediğimizde buna cevap olarak bazıları Çerkezler de Türkçe konuşurlar, onlar Türk mü sorusunu sordular. Ben de: "Türkçe'den başka dil konuşmuyorlarsa Türktürler" dedim. Anlaşılacağı üzere, okuma alışkanlığı edinilmemiş olmasından, sorulmaması gereken bu sorular soruluyor.
Üç yıldan beri Balıkesir bölgesinde araştırmalar yapmaktayım. Bu yörenin adı, Karası olup burayı açan beyin adından geliyor. Karası adının da Kara İsa'dan geldiği hakkında bir görüş vardır. Fakat bu görüşün dilimizin ses kuralları bakımından mümkün olup olmadığını söylemek yetkimin dışındadır. Maalesef Karası Oğulları hakkında pek az bilgiye sahibiz. Öyle ki Balıkesir yöresinin Karası Bey tarafından fethi tarihi bile bilinemiyor. Bu hususta ancak bir tahminde bulunabiliyor. Buna göre Balıkesir yöresi Kalem Bey ile oğlu Karası Bey tarafından XIII. yüzyılın sonlarında veya XIV. yüzyılın başlarında açılmıştır. Bu fetih de Kütahya istikametinden yapılmıştı. Bir kitabeye dayanılarak Kalem Bey'in Danişmend Oğullarından olduğu görüşü kabul edilmiştir. Fakat bu husus bize göre kesin değildir. Kalem Bey ile oğlu Karası Bey sadece Balıkesir yöresini değil, Bergama, Soma ve Çanakkale yörelerini de açmışlardı. Bu sebeple Karası Beyliğinin topraklarını adı geçen yöreler meydana getirmiştir.
Karası Bey'in ölüm tarihi belli değildir. 1328 yılında beyliğin başında Demirhan Bey bulunduğuna göre onun bu tarihten önce öldüğü şüphesizdir. Ece Halil idaresindeki Sarı Saltık Dede Türkmenlerinin Karası Bey zamanında Balıkesir yöresine gelip yerleştikleri, söylenmektedir. Hatta Balıkesir yöresindeki Çepniler ile Tahtacıların Ece Halil idaresinde gelen Sarı Saltık Dede Türkmenlerinin torunlarından olduklarını bu yörede karşılaştığım bazı aydınlardan işittim. "Bu, doğru değildir" dediğim zaman tarihçi olmayan bu aydınlar "doğrudur" diyerek itirazıma ehemmiyet vermediler ve beni hayretler içinde bıraktılar. Fakat Karası Beyliği çok devam etmemiş, Karası Bey'in oğulları Dursun ve Demirhan beylerin dirayetsizliği yüzünden Karası Beyliğinin mühim bir kısmı Orhan Bey'in eline geçmiştir. Beyliğin geri kalan kısmı da Murad Bey zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Karası Beyliğine ait ne bir paraya, ne bir kitabeye ve ne de bir vesikaya rastgelinmiştir. Bunun da sebebi beyliğin erken sona ermesidir. Karası adı, Saruhan, Menteşe adları gibi, 1926 yılında çıkarılan bir kanunla ortadan kaldırılmıştır. Bunun sebebi de bu adların aslında hanedanlara ait olmaları imiş. Osmanlı hanedanı, hanedanlara ait vilayet adlarını değiştirmiyor, fakat milli devlet olan Türkiye Cumhuriyeti devrinde bu milli tapu senetleri yok ediliyor. Bu yer adlarının bizden sonraki nesillerce geri getirileceğine inanmak saflık değildir.
Şimdi Balıkesir yöresindeki Çepnilerle Tahtacıların Halil Ece idaresinde Dobruca'dan Karası yöresine gelip yerleşen Türkmenlerin torunlarından oldukları iddiasına gelince, bu hususta gerçek şudur:
Selçuklu hükümdarlarından II. Gıyaseddin Keyhüsrev dirayetli ve cesur bir hükümdar değildi. Fakat ülkenin parçalanmasına karşı olduğu gibi, Selçuklu devletini vergiye bağlayan ve Selçuklu devletinin işlerine sık sık karışan Moğollara da düşmandı.
Keykavus'un Moğol düşmanlığı, Moğollarla her yerde mücadele eden Türkmenler, yani Türk göçebe toplulukları arasında ona karşı ve sevgi ve bağlılık uyandırmıştı. Fakat Keykavus, devlet adamlarının hiyanetine uğradı. Bunlar Moğolların yardımları ile Keykavus'u Bizans imparatoru Mihail Paleolog'a sığınmaya mecbur bıraktılar ve Selçuklu ülkesini sultanın kardeşi Rükneddin Kılıç Arslan'ın hükümdarlığında birleştirdiler. Fakat gerçek hükümranlık Pervane Muiniddîn Süleyman denilen bir İranlı'nın veya bir İranlı'nın oğlunun elinde idi. Keykavus'a bağlı Türkmenlerden kalabalık bir küme de Bizans ülkesine göç etti. Bu Türkmen kümesi Dobruca'da yerleştirildi.
Onların dini reisleri Sarı Saltık Dede idi. Bunlar sultanları Keykavus'un adını taşırlar sonra bu ad Gagavuz olur. Bunlardan bir kol Karaferye'de valilik (subaşılık) yapan Keykavus'un oğullarından bir şehzadenin yanında bulunurlar. Karaferye Selanik'in batısında, Selanik ile Manastır arasında bulunan bir şehirdir. Bu Selçuklu şehzadesi ve oğlunun ölümlerinden sonra buradaki Türkmenler gayr-i Müslimler arasında oturmaktan usanarak Çanakkale boğazını geçip vatana dönerler ve Karası yöresinde yerleşirler. Sonra Dobruca bölgesindeki Türkmenlerin (Gagavuzların) bir kısmı da Ece Halil'in idaresinde Bizans kuvvetleri ile savaşa savaşa Çanakkale boğazını geçip Karası yöresine erişirler ve kardeşleri gibi orada yerleşirler .
Fakat Çepniler bu Türkmenlerden değillerdir. Çünkü:
· XVII. yüzyıldan önce Karası yöresinde Çepni adlı bir oymak görülmez.
· Balıkesir yöresindeki Çepniler oraya XVIII. yüzyılda doğudan gelmişlerdir. Bu, kesindir. Çepniler 24 Oğuz boyundan biri olup Anadolu'nun fethi ve iskanında pek mühim roller oynamıştır.
Tahtacılara gelince onlar da Dobruca'dan Balıkesir'e göçeden Sarı Saltık Türkmenlerinden değillerdir. Çünkü onlar Tahtacı adını taşırlar. Bu ad, yani Tahtacı ise, büyük bir topluluk olup geniş bir yörede yaşarlar. Balıkesir yöresinde 3 yıldan beri yapmakta olduğum araştırmalar esnasında tarihçi olduğumu anlayan genç, yaşlı aydınlar bana sık sık Çepniler Türk mü, Tahtacılar Türk mü, Yörükler Türk mü, Türkmenler Türk mü, Manavlar Türk mü, Kızılbaşlar Türk mü, Aleviler Türk mü sorularını sordular. Ben de sormadığınız bir "Türkler Türk mü" sorusu kaldı deyince ona da güldüler.
Yukarıdaki soruları işitince hayretler içinde kaldım.
Bu sorular sorulmamalıydı. Çünkü, bu adlar hakkında yapılmış yayınları bir tarafa bırakalım, bu soruları soranlar onlardan çoğunun cevabını bizzat kendileri de verebilirlerdi. Bana soru sorunlara, "Tahtacıların, Çepnilerin ve Yörüklerin Türkçe'den başka konuştukları dil var mı?" dedim:
· Bir kısmı "yok"
· bazıları "galiba yok",
· bazıları da "bilmiyoruz"
dediler. Anadili Türkçe olan bir topluluk Türk'ten başka bir soya, bir kavme mensup olamaz dediğimizde buna cevap olarak bazıları Çerkezler de Türkçe konuşurlar, onlar Türk mü sorusunu sordular. Ben de: "Türkçe'den başka dil konuşmuyorlarsa Türktürler" dedim. Anlaşılacağı üzere, okuma alışkanlığı edinilmemiş olmasından, sorulmaması gereken bu sorular soruluyor.