Orijinalini görmek için tıklayınız : Dersim Üzerine Araştırmalar


hak
28.07.2005, 09:47
Dersim Üzerine Araştırmalar

"Bu asiretlerden hiç biri Kürt degildir. Tamami Türk kökenli asiretlerdir" (http://f51.parsimony.net/forum203512/messages/38.htm)

28.2.2004 15:59
Oğuzların Boz-Ok kolunun Yıldız-Han Oğullarından olan Beydili boyu; Kaşgarlı, Reşid ud-din ve Yazıcı-Oğlu’nun yapıtlarında Oğuz boyları listesinde yer almaktadır. Beydili’nin anlamı “Sözü değerli, büyükler gibi aziz” analmındadır. Onkunu Tavşancıl kuşudur. Et bölüşümünde sünüğü “sağ umaca”dır.Kendine özgü özel damgası vardır. Beğdili, Oğuzlar’ın hükümdar çıkaran beş boyundan biridir. Diyen Prof.Dr. Faruk Sümer; Harizmşahlar hanedanının bu boydan olduğu söylemektedir. Osmanlı Tapu Tahrir Defterleri’nde 23 Beğdili yer adına rastlanılmıştır. Beğdililer oymaklarının bir kısmı, Safevi Devleti kuruluşuna katılmışlardır. Beydili oymak ve obaları XIV. -XVI. Yüzyıllarda Boz-Ulus ve Yeni-İl, Kuzey Suriye, İran, İç-İl bölgelerinde yerleşik ya da göçer olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.(9)

Or.Prof.Dr.A.Zeki Veli Togan: “Horezm Ülkesini Gazneliler’den sonra Selçuklular’a tabi valiler idare ettiler. Selçuklular’a tabi valilerden Oğuz Beğdili aşiretine mensup Atsız (1127-1156) yarı müstakil iken, oğlu İl Aslan (1156-1172) tam müstakil oldu; bunlar ve halefleri ayrı bir sülale sıfatıyla Batı-Türkistan’da, nihayet Halifeliğin tekmil şarkî kısmında hakim rol oynadılar. Horezmşah Alaeddin Tekiş (1172-1200), oğlu Alaeddin Muhammed (1200-1220) ve onun oğlu meşhur Celaleddin Horezmşah (öl.1231) bunların büyük hükümdarlarıdır. Bu sülaleyi Çengiz Han ortadan kaldırmış ve Celaleddin ordusunun bakiyesiyle Azerbaycan’a gelmişken 1231’de orada Kürtler tarafından öldürülmüş ve askeri de Moğollar’dan kaçarak Anadolu’ya, sonra kısmen Suriye’ye geçmişlerdir, ki buralarda yine “Horezmliler” ismiyle maruf olmuşlardır.” Demektedir.

10 Ağustos 1230’da Erzincan-Yassı Çimen’de üç gün süren savaşta Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat’a yenilen Celaleddin Herezmşah askeri birliklerinin bir kısmıyla, Azerbaycan’a doğru çekilir. Daha sonradan toparlanan Celaleddin Harezmşah; Moğollara karşı savaşır. Moğol saldırılarına dayanamayarak Diyarbakır’a doğru kaçar ve tekrar Dersim’e gelir. Celaleddin Harezmşah; Palu İlçesi’nin Ohi Bucağı’nın yerli halkı olan Dümbelli kürt tarafından öldürülür. Bu olayı haber alan Dersim eteklerindeki Türk Kabileler, Palu’ya inerek Celaleddin Harezmşah’ın intikamını alırlar ve cesedini alıp, Dersim Dağları’nın yüce bir noktasına defnederek türbe yaparlar ve “Sultan Baba” adını verirler. 1231 Yılında Kürtler tarafından öldürülen Celaleddin Harzemşah; bazı kaynaklara göre Palu’da bazı kaynaklara göre ise Ahlat’ta Hakk’a yürür. Alevi söylencelerinde Palu Kürtlerince öldürüldüğü yönündedir. Celaleddin Harezmşah’ın ölümünden sonra Harezm beyleri, komutanları ve emirleri Selçuklular’ın hizmetine girerler.

1930 yillarindaki bir Türk istihbarat raporundan söyle sözediyor: "Pülümür bölgesindeki yasli erkeklerin hala Celalettin Harzemsah'a dair efsaneleri hatirladiklarini Büyük Baba Dagi'nin onun mezari olarak sayildigini ve bu yüzden ayni zamanda Sultan Baba olarak ta bilindigini kaydeder." diyen Bruinessen bu olayin dogru olup olmadigi konusunun tartismali oldugunu yazadursun, Pülümür kökenli dikme dede Pir Ahmet Dikme 1999 Kasiminda "Haykirip Duyuramadiklarim"(3) adini verdigi kitapta konu ile ilgili bakin ne yaziyor: "Mogollarin baskilarina dayanamayarak yurdunu terk etmek zorunda kalan Muhammet oglu Celalettin Harzemsah' ta yer yer çarpisarak, batiya dogru ilerler ve bir çatismada yaralanir. Yarali olarak dostu ve sirdasi olan Seyhhasan’ in yanina gelir ve orada bir Kürt tarafindan öldürülür. Öldürüldügü haberini alan 2. Alaattin Keykubat söyle der "Celalettin Harzemsah bir Kürt babayigidinin elinde can verdi. Allaha hamdü senalar olsun." (Bilal Aksoy, Tarihsel Süreç Içerisinde Tunceli S. 134-135) dedigini aktardiktan sonra Pülümürlü dede Pir Ahmet Dikme;öyle yaziyor: "Iste bu sekilde öldürülen Celalettin Harzemsah, bizdeki kaynaklara göre, beraberindeki oglu Mehmet'i Seyhhasan'a emanet eder. Seyhhasan evvela saygi duydugu dostu Celalettin'in naasini götürüp Dojik Dagi’nin zirvesine defneder ondan sonra da Celalettin'in oglunu kendi himayesine alir, üç dört yil sonra da Mehmet'i kendi kizi ile evlendirir."

Harzemsahlarin Türkistan'dan gelen Türkmen boylarindan Beydilli Türkmen asiretine mensup bir kol oldugu da bu yazilanlara eklenirse durum daha açiklik kazanabilir. Pir Ahmet Dikme iste bu tarihsel alt yapiyi bilerek kalkip söyle yazabiliyor: "Munzur dedigi dagin güney yakasinda bir tek Kürt yoktur. Orada yasayan Seyhhasan asireti tamamen Horasan kökenli Türkmenler’dir. Daha doguya, Pülümür'e dogru gelindiginde ise, Areli, Lolanli, Sahvelanli, Kemanli, Çerekanli ve daha bir çok asiret oturmaktadir Bu asiretlerden hiç biri Kürt degildir. Tamami Türk kökenli asiretlerdir. Ben bu konuyu her platformda tartismaya hazirim." diyor 1937 dogumlu bugün 63 yasinda olan Pir Ahmet Dikme Dede.

hak
28.07.2005, 09:48
Türkmen Aleviler ve Cumhuriyet
28.2.2004 23:58 -
Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı başlatırken Aleviler Atatürk’e her türlü desteği verdiler.

Hatta Erzurum Kongresi bittikten sonra M. Kemal Sivas’ a geçerken, Emperyalistler ve onlara uşaklık yapanlar, M. Kemal’ e suikast planlamışlardı. Bunu duyan Dersimli Diyap Ağa ve arkadaşları Mustafa Kemal’in Sivas‘a geçebilmesi için her türlü tedbiri aldılar. M. Kemal Cumhuriyet fikirlerini ilk defa Hacı Bektaş Postnisi ’ne açıklamış. O günün Hacı Bektaş postnisi Cumhuriyetin kuruluşu için her türlü maddi ve manevi desteği Atatürk’e sağlamıştı.

Veli Aydın

hak
28.07.2005, 09:49
Yavuz Sultan Selim ve Sah Ismail (Ayricalikli Kurtler)
01.3.2004 18:22 - Esas bir Lira (aktarma)
Bu arada üzerinde durulmasi gereken bir husus Anadolu Türkmenlerinin neden
Sah Ismail'e meylettikleridir.

Çogu kisi sathi düsünerek bunu Yavuz'un Sünni, Sah ismail'in Alevi olmasina
baglar.

Halbuki doguda Sah Ismail henüz ortaya çikmis iken, Istanbul'da Balim Sultan
Bektasilige yeni bir yön veriyor ve dönemin padisahi 2. Bayezid bu tarikata
giriyordu!...

Padisah ayni zamanda Haci Bektas'in piri oldugu Yeniçeri teskilatinin da "1"
numarali neferi sayiliyordu!..

Bu durum Yavuz için de geçerli idi.

Diger yandan Sah Ismail:

Gece gündüz hayaline dönerim
Bir gece rüyama gir Haci Bektas
Günahkarim, günahimdan bezerim
Özüm dara çektim, sor Haci Bektas

diye siirler yaziyordu. Yani hem Bektasi, hem de öz-be-öz Turk idi! Hatayi
mahlasli siirleri hala Aleviler arasinda okunur... Çünkü onun Türkçesi,
Yavuz'unkinden daha sadedir.

Yani Çaldiran'da iki Turk ve Bektasi hükümdar karsi karsiya gelmis ve
savasmisti!..

Öyleyse bu iki Bektasi Turk hükümdar çarpisirken, Anadolu Türkmenleri neden
Sah Ismail'e meyletmislerdi?..

Bu sorunun cevabini, Kurtler'in kurtulusunu da Turkculuk'te gören büyük
düsünür Ziya Gokalp vermektedir:

"Osmanli Devleti, eski Turk federasyonunun bazi esaslarini muhafaza etmis
bir ümmetten ibarettir."

"Osmanlilar ümmet esasina dayanan bir devlet kurduklari için Asiret ve soylu
sinif teskilatlarini bozarak Boy Beyleri yerine Enderun'dan çikma sancak
beylerini koydular."

"Safevi Devleti ise, tam tersine Turkmenler'e eski Asiret ve soylu sinif
teskilatinin muhafaza edilecegini vaad ederek (eski Turk) konfederasyon
teskilatina döndü."

" Her asiretin irsi bir hani bulunan bu teskilatta, Sas bir Hanlar Hani'ndan
ibaret oldu."

(Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri sf. 59-60)

Iste bu son derece basit ama ayni zamanda son derece dogru açiklama,
özellikle Asya'dan Timur'un önü sira göç etmis ve henüz eski adetlerini
sürdürmekte olan Dogu Anadolu Türkmenleri üzerindeki etkiyi anlamamizi
sagliyor....

Osmanli Devleti sürekli Anadolu'ya göçeden Türkmen asiretlerinin yapisini
bozarak onlari yerlesik hayata geçirmeye çalisiyordu. Bu radikal degisiklik
te Türkmenleri rahatsiz etmis, onlarin eski sistemlerini korumalarina izin
veren Türk hükümdar Sah ismail'e yakinlastirmistir.

Ziya Gökalp'in açiklamasi ayrica Yavuz'un davranisini da izah ediyor...
Yavuz açisindan uzun süre önce fethedilmis Osmanli topraklarinda yasiyan
Türkmenler için yapilacak fazla bir sey yoktur ama; Misir Türk Kölemen
Devleti'nden yeni alinan topraklardaki Kürt asiretlerini kontrol altinda
tutmak için Sah Ismail'in politikasi uygulaniyor.

Onlarin Türkmenlerinkine çok benziyen asiret sistemlerine dokunulmuyor...

Bu uygulama Kurtler'i rahat ettirmistir ama, Türkmenler açisindan istenmiyen
bir durum yaratmistir.

Doguki Kurt asiretleri Türklestirmesi beklenirken; oraya göçürülen Türkmen
asiretleri Kurtlesmislerdir.

Neden?...

Ziya Gökalp'in açiklamalari bu konuya da isik tutuyor...

Türkmen asiretleri her ne kadar eski Turk federasyon sistemini uzun süre
önce terketmislerse de, tam olarak unutmamislardir... Doguya göçünce serbest
asiret düzeninin Kürtlere tanindigini görmüsler, bu haktan kendileri de
yararlanmak istemislerdir. Bu yüzden onlara benzemeye çalismislardir.

Ama Devlet Türkmenler'e, Kürtler'e oldugu kadar müsamahakar
davranmamistir... Onlar da her firsatta direnmislerdir.

Böylece dogudaki sürtüsme, iddia edildigi gibi Kürtlerle Osmanlilar arasinda
degil; Kürtler gibi el üstünde tutulmayan Türkmenler ile Osmanli arasinda
sürüp gitmistir.

Iste Dersim'in Turk kökenli halkinin isyaninin altinda bu gerçeklesmemis 500
yillik beklenti yatar!.. Dersimliler (Tunceli) kendilerini hakki yenmis,
ihmal edilmis görür. "Niye Kurtler'e taninan haklar bize de taninmadi?"
zihniyeti etkisini hala sürdürür.

Ve yine bu sebeptendir ki, çok daha önceden yerlesik düzene geçmis Türkmen
asiretleri de Kürtler'e taninmis imtiyazlardan yararlanmak için onlar gibi
davranmaya basladilar. Kanuni ile basliyan Devlet'in ihmali ile de
Türkmenler gün geçtikçe Kürtlestiler. Ayni Karakeçili asireti gibi...

hak
28.07.2005, 09:49
Dersimli'lerin Kökeni -ŞEREFHAN -14.3.2004 19:48 - TNT (akt.)
Şahkulu sultan dergisi sayı 1.

Lolan Aşireti - Burhan Kocadağ , mak.sayfa 130-131

Kürt Tarih yazarı Bitlisli Şerefhan ,1585-1597 yıllarında yazdığı kitabında ''Tunceli ve yöresi hükümdarlarının soy bakımından Melikşah 'a dayandığını ve onların Turani ırktan olduğunu söyle ifade etmektedir .''

bazı büyüklerin rivyetlerine göre Selçuklu Sulatanı nın dallarından biri olan Emir Bin Salik Bin Ali Bin Kasım , Selçuklu Sulatnı Alp Aslan zamanında Erzen-i Rum ve dolaylarının yöentiminde bulunuyordu .kendisi ile Gürcıstan hükümdarı arasında köklü bir düşmalık vardı .Aralarında her zaman savaş olurdu .Nihayet m.1165 yılında iki taraf arasında çarpışmalar oldu ve kendisi ile ordusunun ileri gelenleri Gürcülerin eline esir düştüler .Kız kardeşi Şah Ermen 'in karısı olduğu için , bu şah Gürcistan a bir çok armaganlar gönderdi ve kendini serbest bıraktırmaya muvaffak oldu . Kendisinden sonra da oglu Melik Muhmammed yönetimi aldı . Bunun ölümünden sonra ise beylik tahtına Melikşah bin Muhammed geçti .Melikşahın gönlü bagımsızlıga vetek basına hüküm sürmeye heves etti .Bu yüzden savaş çıktı m.1202 yılında Selçuklu Süleyman bin KIlıçaslan tarfından öldürüldü .Erzen-i Rum da o tarıhten itibaren Selçukluların eline geçti.

Bu durumda Çemişkezek hükümdaralrının Bu Melikşah soyundan gelimiş olmaları ve ''Melikşah'' sözünun Kürt dilinde ''melkiş 'biçiminde değişmiş olması muhtemeldir . Öte yandan çemişkezek hükümdarlarının adları da onların Turani soydan oldukarını kanıtlar .Çünki adaları hiç bir vesileyle Arap ve Kürt adalrına hiç benzemezler.

Soyları ne olursa rivayet ediliyorki ,adı geçen Melilşah ın soyundan gelen Melkiş in etrafında buyuk bir topluluk meydana geldi ,şanı yüceldi ve değeri arttı .Sonunda 32 kale ve16 nahiye yi istıla etti .
Buralar şimdi fiilen Çemişkezek hükümdarlığının egemenliği altındadır.Bundan ötürü kendisine baglı olanlar ''Melkiş''adı ile adlandırılmışlardır.

Melikşah ın 32 kale ve 16 nahiyeyi egemenlıgı altına almasından bu yanaburalar sıra ve versaset yoluyla çocuklarının ve torunlarının yönetimi altında bulunmaktadır . .Bu şehirler ve nahiyeler,cengiz Han , Timurlenk , oglu Şahruh Mirza ve Türkmen Kara Yusuf gibi buyuk fatıhler zamanında bile ellerinden çıkmamaıştır.O vilayette durum şeyh bin Emin Yalıman (belan ) zamanına kadar bu arz üzerine sürüp gitti.''39 demektedir.

Görünüyorkı Dersim havalisi halkı ,büyük çügunluğu ile Turani soydan olup vali Edip Yavuz un gerek Erzincan tarihi ve gerekse Van tarihine dayanarak Kürtler i Milan ve Zilan diye ayırdıktan sonra Dersım havalisinin bir kısım oymaklarını Miller ,bir kısmını da ( özellikle zaza ca konuşan oymalkları ) Ziller den göstermesi büyük çelişkidir .

Zilan ve Milan Gurlardan gelseler bile (Lolan, Balaban, Abdalan ''Eftalit-Akhun ''Homrek -Haydaran ve diğer oymakların Gurlarla bir ilgileri yoktur. Şerefhan ın yazdıgı gıbı bu 'Melkiş' sözü ile soyundan gelmeyıp ,Melikşah ın Kürtlerce Melkiş olarak söylenmesıyle oluşmuştur.

Günümüz de de ne Dersımliler Miller ve Zilanlıları kabul eder ,nede Milan ve Zilanlılar Dersimliler i.Tarihi kaynaklar bile bu iki zümre arsında en ufak bir rabıta bulmazlar .Kürtlerin varlığını ve kökenlerini yazdığı

-Şerefname ile belirtilen Kürt tarıh yazarı Bitlisli Şerafhan bile yüzlerce yıl önce Dersimlilerin Türk oldugunu ve Kürtlükle bir ilgilerinin bulunmadıgını -

verdiğimiz örenklerdende anlaşılacagı gıbı Melikşah ın isminden esinlenerek veya Melikşah sözcuğünün degişimi ile öteden beri Kürtler arasında bu Dersimli aşiretlere Melkişler denildiğini ,

bunlarında sonradan Kürtleştiklerini bildirmektedir.

Dil,din ,mezhep ve inanaç bölümünde degindiğimiz gıbı Türkmen olan bu bölge halkı yy.larda şafi Kürtler arasında yaşamışlar ,tarihiolayların sürekli olarak alayhlerinde degişmesi sonucunda yanlız kalmışlar igüvenlikleri için zorunlau olarak kırsala çekilmişler ve oaralarda okul ve egitimden uzak kaldıkları için zamnla öz benliklerinde aşınmalar oluşmuştur .Bu uzun süreç içinde kim ve ne oldukarını unutarak sadece Alevi oldukarını bildirmekle yetinmişlerdir.


----Şahkulu Sulatan Dergisinden aktaran TNT --------


32.Edip Yavuz ,tarih boyunca Türk Kavimleri

hak
28.07.2005, 09:50
Türkistanli "Lu-lad"lar (Dersimli Lolan oymagi)
19.3.2004 21:26 -
“Lu-lad”lar, bilinen Lolanlı oymağıdır ki, Doğu Türkistan’da kent kurmuş ve kent yaşamına geçmş bir Türk boyudur. Buradan Anadolu’ya göçmüşlerdir. Dersim, Erzincan ve Varto dolaylarında yoğunlukla yerleşmişlerdir. Bu oymaklar inanç olarak tümüyle Alevidirler. Yörelere göre Türkçe ve Zazaca (Not: Dersimliler'de "zaza" terimi 1980 kadar hic kulanmazlar, 1980 yilarindan sonra ortaga cikti!) konuşurlar. Bu oniki Türk boyunun tümü, kağan boyu olan “Aşena/ Acena/ Asena”dır. Yani; yönetici, hakan çıkaran, yarı kutsallıkları olan üstün Türk boylarındandırlar.

(Kaynak: Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu- Kök Türkler, Ada Yay. İst. 1987, s: 179 v. d.).

hak
28.07.2005, 09:51
Dersim söylencelerine göre baharin gelisi
19.3.2004 21:28 -
Dersim söylencelerine Nevruz:

Dersim bölgesinde Alevi inancı gereği Nevruz kutlamaları, Ali Günü veya 9 Mart olarak baharın gelişi diye kutlamalar yapılır.Dersim bölgesi bu günü Nevruz olarak adlandırmaz. Bu isim son yıllarda Tunceli yöresinde anılmaya başlanmıştır. Bunun nedeni politik olması gerekliği kanısımdayım. Diğer bir inançları olarak; Nuh peygamberin gemisinin bu bölgede 21 Mart ta geçtiğine inanılarak kutlama yapılır. Tunceli-Pülümür ile Erzincan-Çayırlı arasındaki “Bağır Dağı’na” Nuh’un gemisinin dokunduğuna inanılır. Bu nedenle “Bağır Dağı üzerine yemim ederim ki doğru konuşuyorum” diye yemin edilir.

Dersim çevresinde, bugün erkekler alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları orada temizleyerek dua ve niyazda bulunurlar. Bunun yanında kötülük ve sıkıntılardan kurtulma dileği taşıyan, farklı uygulamalara da rastlanmaktadır.

Eski zamanlar ve Munzur:

Tarihi seyir sürecine baktığımız da; Munzur Gözeleri ve Munzur Gölü çevresinde de Nevruz kutlamaları, şölenleri ve cem törenleri olurmuş; Munzur Baba aşkına. 7-8 Asırlık Meşe ve Ceviz ağaçlarının altında toplu eğlenceler, şenlikleri, etkinlikler düzenlenirmiş. Şah İsmail; Munzur gözelerine gelip suyundan içmiş, gölünde yunmuş-yıkanmış arınmış, tarikat abdesti almış. Munzur Baba'ya koç tığlamış, "Türkmen Safavi Kızılbaş Devleti" kurmak için yardım dilemiş. 2,5-3 Mt. Yüksekliğinde "Hilal" şeklinde taş duvardan; Munzur Baba yitip "Hakk ile Hak olduğu" yere "düşek" yaptırmış. Şeyh Hasan ve Derşim Aşiretleri burada Şah İsmail'e ikrâr verip, nasip alarak; O'nun yoluna serlerini (başlarını) koymuşlar. Şah İsmail'e; kırk çatal boynuzlu Geyik kurban etmişler, Ür Keklik'li pilav ve kırmızı alabalık ikram etmişler. Cem ve semah eylemişler. Şah İsmail her yıl buraya "Çerağ Akçesi" gönderirmiş. Munzur Gözeleri ve Gölü kutsaldır. Buradan Ağaç kesmek, suyunu kirletmek günahtır. Ağaç kesenlerin ve gölü kirletenlerin kestikleri kurbanları yenmez ve düşkün ilan edilirler. Munzur'un "Kırk Gözesi" için dualar edilir, dilekler tutulur, adaklar adanır. Mumlar yakılır, ulu kayaların pus yanlarına, dede cemlerde "çerağ uyandırır" gülbanklarla Munzur Abdal pir aşkına... Böyle anlatırlar Munzur yöresinde ve Ovacık köylerinde ki yaşlı Dedeler ve Kocalar huşu içinde "Munzur Menkıbesi"ni ve kerâmetlerini aşk ile....

hak
28.07.2005, 09:52
Komutanlarla Tunceli Cemevi'nde
ELİNDE oklava benzeri sopa bulunan pos bıyıklı kişi, sağ elini kalbinin üzerine koyup başını hafifçe eğerek bizi karşılıyor.

İkinci kattaki geniş salona giriyoruz.

Kadınlar, erkekler, çocuklar duvar çevresine sıralanmışlar.

Kapının tam karşısında, minderlerle seki haline getirilmiş uzun postta, pos bıyıklı iki kişi ve bir genç oturuyor.

Önlerinde de iki saz.

Hacıbektaş Veli üzerine bilimsel çalışmalar yapan Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Alemdar Yalçın, bu kişileri tanımlıyor:

‘‘Sağda, pir makamında oturan Mahmut Dede. Solda mürşit makamında oturan Uzun Mehmet Dede. Genç olan zakir; deyişleri sazla çalıp söyleyecek.

Bizi karşılayan faraşçıydı, diğeri gözcü, ortada duran da meydancı..’’

ALLAH ZEVAL VERMESİN

Selam verip biz de duvarın köşesindeki minderlere ilişiyoruz.

Yeniçeri bıyıklı iki dede gelip yanımıza oturuyor.

Biri salonu gözüyle tararken, hizamızda sıralanmış kısa saç kesimli erkek gruba odaklanıp kalıyor.

Kolunu dirsek hizasından kaldırıp uzun bıyıklarını sıvazlarken, o kişileri salonda görmüş olmanın sevincini yanındaki dedeyle paylaşıyor:

‘‘Bak komutanlarımız da gelmiş, sağolsunlar. Allah zeval vermesin.’’

Merak edip, işaret ettiği kişilerin kim olduğunu soruyoruz.

Göğsünü hafiçe ileri doğru itip şöyle diyor:

‘‘Genelkurmay Kurmay Başkanımız ve emrindeki komutanları...’’

Doğan Haber Ajansı muhabiri arkadaşımız Ferit Demir düzeltiyor:

‘‘4. Komando Tugayı Kurmay Başkanımız Yarbay Fatih Musa Çınar. Yanındakinin biri binbaşı, diğerleri yüzbaşı.’’

VALİ DE CEMDE

Bu sırada Tunceli Valisi Mustafa Erkal ve eşi Gülhan Erkal kapıda görünüyor. Alçakgönüllü bir tavırla kenara geçip oturuyorlar.

Bakıyorum, salonun yarısını biz doldurmuşuz.

Biz derken; Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği Yerel Medya semineri dolayısıyla Tunceli'de bulunan gazeteciler, üniversite öğretim üyeleri ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü bürokratları.

Pir makamındaki Mahmut Dede, şu cümlelerle söze giriyor:

‘‘Cemimiz başlayacak. Eğer aramızda küskünler ve dargılar varsa cem başlamaz. Küskünlüğünü, dargınlığını gizleyenler bir daha ceme alınmaz, koyunu koyunumuza, sütü sütümüze katıştırılmaz. Varsa çıksın söylesin.’’

DARGIN, KÜSKÜN VAR MI?

Hepimiz birbirimize bakıyoruz. Faraşçı ve meydancı çevreyi tarıyor, bir kez de onlar çağrı yapıyor... Kimse çıkmıyor.

Mahmut Dede, Bektaşi-Alevi deyişleri ‘‘Gülbang’’larla ceme başlıyor.

Ardından çırağa geliyor ve üzerindeki üç mum törenle yakılıyor.

Mahmut Dede, ‘‘İşte yıllardır üzerinde yalan koparılan mum olayı budur’’ diye açıklama getiriyor...

Gülbanglar ve Kuran'dan ayetleri saz çalarak Türkçe söylüyor.

Ağzından çıkan her ‘‘Allah, Muhammed Mustafa, Ali, Hüseyin, Hasan’’ kelimesinden sonra salondan ‘‘Allah, Allah’’ sesleri yükseliyor.

Zakirin başlangıçtaki sinirli hali geçiyor, sazı eline alıp yanık sesiyle ‘‘turnalar’’ deyişine başlayınca salondakiler coşuyor.

Önce ihtiyarlar, ardından gençler semah dönmeye başlıyor.

Süpürgecinin duaları toplaması ve ‘‘lokma’’ dağıtımıyla cem son buluyor.

Dışarı çıkarken vali ve komutanlar salondakilerle sarılıp vedalaşıyor.

Yaşlılar ise onların sırtlarını sıvazlayıp, arkalarından dualar ediyor.

Tunceli'de iki yıla yakın zamandır tek olay olmamış.

Şehir içindeki polis kontrolleri kaldırılmış.

93 bin olan nüfusunun 40 bini asker, polis ve kamu görevlilerinden oluşan kentte, toplumsal barış yerleşmeye başlanmış.

Yöre halkının değerleriyle bütünleşilmesi, huzuru ve sükûneti de getirmiş.


Muharrem SARIKAYA / TUNCELİ

hak
28.07.2005, 09:55
Dersimli bir dedenin Mustafa Kemal icin söyledikleri
http://img35.imageshack.us/img35/739/adsz8ic.jpg

hak
28.07.2005, 09:56
http://img214.imageshack.us/img214/234/kocb5qx.jpg

Koç Başı Damgasının Sosyo-Kültürel Önemi

Türk halı-kilimlerinin genel karakteristik özelliğini koç başı damgasının oluşturduğunu düşünüyoruz. Bu damgayı en canlı ve farklı üsluplarla bütün Türk dünyasında görülmektedir. Mezar taşlarından söz ederken tekrar ele alacağımız üzere Çay’a göre, koç başı damgaları Türk hayvan üslubunun en güzel karakteristik üslubu olarak en yalın biçimiyle Japonya’dan Anadolu’ya kadar olan Türk mezar taşlarında görmek mümkündür. “Oğuz boyları damgalarının Anadolu’da hayvanlara vurulduktan başka halı-kilim damgası olarak kullanıldığını, aşı boyası ile evlerin duvarlarına resmedildiğini, kap kacağa ve nazar değmemesi, uğur getirmesi için bazı giyim eşyasına konulduğunu ve hatta mezar taşlarına bile çizildiğini biliyoruz”. Sümer’in bu görüşlerinin ne kadar doğru olup olmadığını tespit etmek için elinizdeki eserdeki fotoğraflara bir göz atmak sanırız yeterli olacaktır. Bilindiği üzere Göktürkler’de en önemli kurban hayvanlarını başta at ile dağ koyunu ya da koçun teşkil ettiği ve bunlardan atın göğe, koçun da toprağa kurban edildiği bilinmektedir. Rasonyi’ye göre de Yenisey boylarında ve bir müddet Moğolistan’da yaşayan Kırgızlar’ın keçe cinsinden halılarının üzerindeki damgalar koç başı damgalarıydı. Türk cumhuriyetlerinde anlatılan Dede Korkut destanlarında da birçok defa attan “aygır”, deveden “buğra”, koyundan “koç” kurban edildiği zikredilmektedir.

Kazakistan’da Dede Korkut’a Korkut Ata derler. Korkut Ata’nın esas mezarı Seyhun nehrinin taşması sonucu sular altında kalmıştır. Temsili mezarı ise nehirden zarar görmeyecek şekilde bir tepenin başında yapılmış olup, mezarına varmadan büyük bir koç heykeli sizi karşılar. Korkut Ata’nın bu mezarı Kızılorda-Aral yolu üzerinde Kızılorda’ya 150 km de olan Jusalı kentinden Seyhun nehrine doğru 25. km de olup, mezarın üzerindeki borulardan rüzgarın hızı ve yönüne göre ney, tambura, davul, kopuz, tar gibi birçok müzik aletinin sesini dinlemeniz mümkündür.

Hunlar’da tanrılara kurban edilen hayvanların arasında en makbul olanı “koç”tu. Ayrıca Türkler’de kurban hayvanlarından, özellikle “at” ve “koç” mezar taşı olarak da kullanılmıştır. Öbür yandan Altaylar’da VIII. ve X. Yüzyıllara ait bir mezarda erkeğin yanında at, kadının yanında da koç bulunmuştur. Elinizdeki eserde de görüldüğü üzere Türkler koç başını çeşitli eşyalarına işlemekten de uzak kalmamışlardır. Mesela “koç başı ya da boynuz nakışı Oğuzlar, Avarlar, Kırgızlar, Karakalpaklar, Çuvaşlar, Bulgarlar ve daha birçok Türk topluluklarında az değişikliklerle her çeşit malzemeyi süslemek için kullanılmıştır”.

Yukarıda da söz edildiği gibi koç başı damgası adeta Türk kültürün bir mühürü gibi hâlâ Anadolu’dan Altaylar’a kadar olan çeşitli mezar taşlarında ve halı-kilimlerde varlığını sürdürmektedir. Ayrıca Anadolu’da geleneksel anlayışa göre dokunan halı ve kilimlerdeki hakim damga koç başıdır. Mezar taşlarındaki koç başı damgası de özellikle Doğu Anadolu mezarlarında olup, koç heykelinin en son örneklerini de Tunceli ilindeki mezarlıklarda görmekteyiz. Önemli bulduğumuz bir makalede ise “Anadolu’daki koç, koyun heykellerinin Akkoyunlular’la, Karakoyunlular’a ait oldukları öteden beri kabul edile gelmiştir... Anadolu’daki koç ve koyun heykellerinin Akkoyunlular ve Karakoyunlular’ın hakim oldukları sahalarda bulunmaları yukarıdaki fikri doğrular” denilmektedir. Gerçekten de bulunan heykellerin yaşları ve bulundukları alanlar yukarıdaki görüşü doğrular niteliktedir. Fakat elinizdeki çalışmaya göre, Altay dağlarından Anadolu’ya kadar Türk kadınlarının halılarına, kilimlerine dokudukları koç başı damgaları ile Kazakistan’daki mezarlar ve türbelerdeki koç başlarını veya Türk coğrafyasındaki koç başı damgalarını nasıl izah edebiliriz? Bu nedenle koç başı damgasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktayız. Öte yandan Diyarbekirli’ye göre, koç başı damgası Türkler tarafından Hunlar’dan beri kullanıla gelmiş olup, bu damga “türbede önemli bir adamın hatta bir mukaddes kimsenin yattığına delalet eder”. Esin'de bu konu hakkında şunları ifade eder: "Zoomorfik motiflerden,oturmuş koç heykelleri de Siwet-**** ve Moğolistandaki Gök-Türk muhitine has görünmektedir. Bunların bilhassa mezarlarda bulunması, henüz daha anlaşılmamış bir ma'na efade etmiş olsa gerek.Tabgaç mezaz taşındaki koç başlı ejdar tasvirini de bu münasebet ile hatırlıyoruz. Siwet-**** uslubunda, bir çift karşılıklı koç heykeli Kül Tigin külliyesinde, yazılı taşın bulundugu avlunun girişinde durmakta idi. Bu koç heykelleri, Türk mezarlarının bir hususiyeti olarak, Türklerin göç ettigi yollar boyunca dizilmiş ve Mangışlak'dan geçerek Anadolu'ya kadar uzanmıştır. Gerçekten de Kazakistan ve öbür Türk cumhuriyetlerindeki önemli türbelerin üzerlerinde, mezar taşlarında ve mezarların duvarlarında koç başı ya da koç başı damgalarını sıkca görmek mümkündür.

Kazakistan’da koç erlik, yiğitlik ve bağımsızlık damgası olarak bilinir. Eskiden Kazak askerleri dizlerindeki, göğüslerindeki ve ellerindeki kalkanlarında koç damgası taşırlarmış. Bu anlayışı Kırgızistan’ın Talas kentindeki Manas bölgesinde bulunan Manas Destanı’nın kahramanının türbesinin olduğu yerde de tespit ettik. Mesela Manas’ın kalkanında, yayında giydiği eşyalarda hep koç başı damgaları vardır. Kazakistan’da koça “koçkar” derler. Ayrıca “koçkar”ın başı kutlu olup insanları kötülüklerden korumak için nazarlık olarak da kullanılır. Anadolu’da özellikle Karadeniz bölgesinde de aynı anlayış hakimdir. Bunun örneklerini oralardan göç ederek İstanbul’a yerleşmiş ailelerde de görmek mümkündür. Kazakistan’da kurban olarak koç kesilmişse koçun başını ancak baba parçalar ve çocuklarına dağıtır. Baba evde değilse, koç başı parçalanmadan haşlanmış olarak bekletilir. Fakat evde Ata baba (dede) varsa veya dede oğlundan ayrı bir evde oturuyor olsa da koç başını parçalama hakkı dedenindir. Ancak dede izin verirse oğlu koç başını parçalayabilir. Cenaze ya da “toylar” (çeşitli törenler) da koç kurban kesilirse, koçun başını parçalama hakkı o cemaattaki en yaşlı ve saygıdeğer kişinindir. Bu insan koç başını parçaladıktan sonra koçun kulağını oradaki yaşça en küçüğe verir. Bunun anlamı “çok dinle az konuş” demektir. Sonra parçalanmış koç başından sırayla herkes bir parça alarak parçalama işlemi sona erer. Bu bilgiler koç başının önemi hakkında bize bazı ip uçları vermektedir. Fakat niçin başka hayvan değil de koç dediğimizde doğrusu, doyurucu bilgi alamadık. Denilenler şunlardan ibaretti: Koç ilk kurbanlık hayvandır. At bizim için çok önemli olduğundan onu sık sık kesemezdik. Ayrıca bizim burada keçi, inek gibi hayvanlar fazla değildir. Sonuç olarak, arkeolog ve sanat tarihçileri ile sosyolog, özellikle antropologların koç ve koyun hakkında yapacağı çalışmalar, sanırız Türklerin sosyal tarihine önemli bilgiler katacaktır.

--------------------------------------------------------------------------------

ÇAY, A., Anadolu’da Türk Damgası, Ankara, 1983, s. 34.

SÜMER, F., Oğuzlar, Ankara, 1972, s. 206,207.

DİYARBEKİRLİ, N., Hun Sanatı, İstanbul, 1972, s. 92.

RASONYİ, L., a.g.e., s. 42.

GÖKYAY, O. Ş., Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul, 2000, bir çok yerde.

DİYARBEKİRLİ, N., a.g.e., s. 92, 93.

DİYARBEKİRLİ, N., a.g.e., s. 93.

KARAMAĞRALI, B., “Koç Koyun ve At Şeklindeki Mezartaşları”, Anadolu’da Türk Mühürü, Ankara, 1993, s. 18. Ayrıca bk: Aksoy, a.g.m.

BOZKURT, N., Sanat ve Estetik Kuramları, İstanbul, 1992, s. 259.

--------------------------------------------------------------------------------

hak
28.07.2005, 09:57
Dersim Haliları

http://img214.imageshack.us/img214/2780/tunceli12uk.jpg
http://img214.imageshack.us/img214/3258/tunceli25xo.jpg
http://img214.imageshack.us/img214/1218/tunceli32be.jpg
http://img214.imageshack.us/img214/4171/tunceli48tr.jpg
http://img214.imageshack.us/img214/1399/tunceli51zt.jpg

hak
28.07.2005, 09:57
Bozuk-saz adı
22.3.2004 20:27 -
"Bozuk-saz adı, ki aynen bu imla ve kırık, viran, bozulmuş anlamlarıyla Kaşgarlı Mahmut'ta ve Bozuk söylenişiyle Kırgız ve Radloff sözlüklerine kadar vardır. Süleyman Efendi'nin Çağatay Lügatında Bozuğ imlası ve Bozuk, gayrı muntazam, bir nevi tanburadır, kopuz gibi tarifiyle geçer. Haritası yaygındır... Bozuk adım anan eski bir metin saz şairi Kamil'den dir. XVIII. Yüzyıldan olan bu beyitten daha eskisini nazımdan tanımıyoruz.


Bunu ben bir kolay sanat sanırdım
Mızrabım kırıldı bozuk çalarken

Ege Anadolu'sundan Burdur, Sandıklı, Teke taraflarında BOZUK vardır. Dersim, Tunceli taraflarında Bozuk, bağlama düzenlerinden birinin adıdır... Evliya Çelebi'de Bozuk adının geçmediğini gördük. Bozuk düzen tabirinin XVI. Ve daha önceki yüzyıllarda kullanıldığı taranan metinlerde görülmemiştir. Bu saz adı Anadolu'da genellikle bozuk şeklindedir. Fakat güneyimizden ihtiyar bir saz yapımcısının bozok demişliğini maddesinde göreceğiz. Bu bir sehiv değilse Üçok gibi en eski Türk boy adlarından Bozok ile her nedense bir daha karşılaşmış oluruz... Halk bağlamacılarından Ankaralı Cafer Sümerer ile bu meseleyi konuşuyorduk. Dedi ki, Bozuk diye yapıca farklı bir bağlama çeşidi yoktur. Bozuk düzen vardır. Şark tarafımızda sazcılar tek düzenle her şeyi çalarlar. Bizce bu makbul değildir... Asıl Ankara sazcısı çift mızrapla çalar, düzen değiştirir, havasına göre düzen kurar. Baş parmak kullanır. Cafer Ağa'nın bu dediklerine meclisteki öğretmen arkadaşım Ahmet Muhtar Ataman şunları kattı. Ankara'da hüzzam, hüseyni ve rast dediklerimize göre üç çeşitten makamlı havalar vardır. Bozuk düzen, böylece bozmak fiilindendir dedi" . (MRG)

''Bozuk düzen'' denilen yapının tam olarak hangi seslerden oluştuğu konusu da açık değildir. Zira, ''La, Re, Sol'' seslerinden kurulu bilinenin dışında, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde farklı seslerden kurulu ve adına "bozuk düzen'' denilen bir çok saz akort çeşidi vardır. "La" sesi eksen alınıp transpoze edilerek aşağıda sunulan beş örnek, yakın zaman önce sadece Ankara'da tespit edilmiştir.

"La, Re, Re
La, Re, La
La, Re, Sol
La, La, Mi
La, Mi, La''. (MRG)

İlk bozuk düzen çeşidi olarak yazılan "La, Re, Re akorduna" yine Ankara'da. Fidayda'' ya da ''Hüdayda'' akordu da denilmektedir. ''Kütahya'da bozuk düzen de bu seslerden oluşmaktadır. Kütahya'da bir ikinci bozuk düzen ise La, Mi, Re den, ibarettir.'' (RÜ) ''Afyon Dinar'da ''La, Mi, Mi'' akorduna bozuk düzen denilmektedir''. (HBY) Fethiyeli Ramazan Güngör ''La, Mi, Si'' den oluşan akorda bozuk düzen demektedir. Burdur'a bağlı Altınyayla (Dirmil) ve çevresi Yörükleri de ''La Mi Mi'' akordunu bozuk düzen olarak adlandırmaktadırlar.

Bir yörede bozuk düzen diye bilinen akordun, bir başka yörede farklı bir isimle anılması da sıkça rastlanan bir durumdur. Örneğin; ''La, Re, Sol akorduna Uşak'ta 'Ferayi' ya da 'Zeybek' düzeni denilmektedir''. (HBY)

"Aynı akorda (La, Re, Sol) Ankara'da saz düzeni denilmektedir''. (MRG)

Yukarıda verilen bilgilerden anlaşıldığı gibi, bir çok yörede bozuk düzen adıyla geçen saz akort şekilleri, genelde bilinenin aksine çok farklı yapılardan oluşmaktadır.

Bilinen bozuk düzen (La Re Sol) akordunun diğer düzenlerden farklı bir başka yönü de, birinci pozisyon ''La'' kararlı çalındığında, ezgiye eşlik eden ''dem'' veya ''ahenk'' sesinin olmayışıdır. Bu da, geleneksel olarak farklı bir pozisyonda çalındığı fikrini düşündürmektedir. Bizce de, mantıklı olanı ya bir ses aşağıdan ''Sol'' kararlı, ya da dört ses yukardan ''Re'' kararlı çalınması gerekmektedir ki bir ahenk teli olabilsin. Nitekim, dem gereksinimiyle Orta Anadolu Abdalları orta teli de alt tele ünison akortlayarak, bozuk düzenden ''La La Sol'' gibi bir düzen türetmişlerdir. Bu düzene Abdalların kullandığı düzen anlamında, "Abdal düzeni" veya zaman zaman da ''Bozlak düzeni'' denilmektedir. Bağlamanın diğer düzenlerinde olduğu gibi, Anadolu'da dem fikri hemen tüm sazlar için geçerlidir. Bir veya birkaç zurnanın dem tutup, birinin ezgi çalması, ya da zurnanın çalarken davulun dem tutması gibi örnekler görüşümüzü doğrulamaktadır. Ahmet Gazi Ayhan gibi bazı sanatçıların her ezgiyi bozuk düzen ''Sol'' kararlı çaldıkları bilinmektedir. Ancak, bu düzende yaygın olarak görülen alt telin dörtlüsü ''Re'' pozisyonunda çalıştır. Bilindiği gibi, yaklaşık 44-46 cm. tekne boyundaki sazlar eski ustalar tarafından genellikle bu pozisyonda çalınırdı ve asıl yaygın olan bozuk düzen kullanış geleneği buydu. Görüşümüzü doğrulaması bakımından aşağıdaki bilgilerine yer verilmiştir:

"Eskiden bozuk düzen Re perdesi üzerinde çokça çalınırdı. Boştan çalınmazdı. Daima Re idi karar. Piyano La'sı alt tel açık, Re'den çalınırdı. Sazlar biraz büyükçe idi. Şimdiki divan oktavına çekildiği için daha küçük. Asıl bağlama o idi. Gayet tannan olurdu". (AA)

Ankaralı sanatçı Bayram Aracı ile tanınan bu çalış, daha sonraları Neşet Ertaş'la birlikte, sanatçılar arasında çok sevilen ve benimsenen bir çalma pozisyonu olmuştur. Uzun süre radyolarda da sürdürülen bu kullanım şekli daha sonraları tambura boyunun büyümesi ile yerini tamburanın alt tel açık kararla çalınışına terk etmiştir. Ancak, belirtmeliyiz ki, Anadolu'da ilk kez ne zaman kullanılmaya başladığı belli olmayan bu çalış pozisyonu, kopuzun geleneğinde yoktur. Örneğin, dış etkilere kapalı kalmış, el ile çalma geleneğini sürdüren Yörük Türkmenler de bu düzen "La, Re, Sol" şekliyle hiç yoktur. Günlük dildeki düzenin bozulmuşluğu ile özdeş anlamda kullanıp adlandırdıkları "Bozuk düzen'', farklı seslerden oluşmakta ve bu düzende çok az ezgi çalmaktadırlar. Azerbaycan aşıkları sazlarını yine kopuz geleneğindeki gibi dörtlü olarak akortlamakta ve genellikle alt tel birinci derece kararla çalmaktadırlar. Buna karşılık, aynı kökten gelen ve aynı geleneği sürdüren Kuzeydoğu Anadolu aşıkları ise bozuk düzen kullanmaktadırlar. Kanımızca, bunda radyoların ve özellikle de Bayram Aracı'nın etkisi olmalıdır. Nitekim, bağlama düzeninin kökleştiği Alevi kültüründen yetişmiş olan Davut Sulari'de, Bayram Aracı etkisi ile bozuk düzen kullanmaya ve ''Re'' pozisyonunda çalmaya başlamış, daha sonra çırakları Aşık Beyhan'i, Aşık Daimi ve Ali Ekber Çiçek'in de aynı uygulamayı benimsemesiyle bir geçiş yaşanmış, ancak temelsiz olan bu tutum zamanla terkedilmiştir.

Görüldüğü gibi, yurdun değişik yörelerinde karşılaşılan bozuk düzen (La Re Sol) daha ziyade Çankırı, Ankara, Konya, Kayseri, Kırşehir, Yozgat gibi Orta Anadolu illerinde karakterize olmuş, kökleşmiş ve adeta buralardan diğer yörelere yayılmış gibi bir tablo çizmektedir. Köylü halk müziğine çok sonradan girdiği anlaşılan bu saz düzeninin genellikle büyük boy sazlarda uygulanması ve fasıl tarzı şehir halk müziği anlayışı içinde şekillenmiş olması, bazı hususları akla getirmektedir. Bozuk düzenin, mızrap kavramı gibi divan kültüründen ve özellikle bu kültürün mızraplı sazı tanburdan kaynaklanıp Anadolu'ya geçmiş olabileceği ilk akla gelenlerden biridir. Yukarıda belirtilenlerin dışında, şimdi vereceğimiz bilgiler bu görüşün doğru olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bilindiği gibi, tanbur divan kültürünün en önemli kopuz türevi çalgılarından biridir. Birinci teli (alt) ''yegah'' olup nağmelerin çalındığı teldir, ikinci tel makama göre genellikle ''kaba dügah'' veya ''rast'' olup alt tele göre dörtlü ya da beşli akortlanmaktadır. Makamın karar sesini güçlendirici etkisi vardır. Üçüncü tel yine ''yegah'' olup ahenk telidir. Ahengi güçlendirmesi bakımından dördüncü tel de kullanılmaktadır, akordu ''kaba yegah''dır. İlk üç teli çift, dördüncü teli tek olan tanbur, toplam yedi telli ve mızraplı bir sazdır. Zaman zaman kopuzun geleneğinde olduğu gibi, istenildiğinde yay ile de çalınmaktadır. Sayılan Orta Anadolu illerinde divan kültürü etkisinin görülmesi, aynı etkinin yoğunlukla varolduğu Kütahya, Samsun ve özellikle de Kastamonu gibi illerden bu geçişin olduğunu düşünmek mümkündür (Kastamonu ve Çankırı'da büyükçe saz boyunun adı ''Bozuk''tur). Sayılan illerin hemen hepsinde saz boylarının tanbura yakın olması, bu geçişte gezgin halk sanatçıları olan "Abdal'' ların rolünü akla getirmektedir. Genellikle büyük boy sazlar kullanan bu sanatçılardan Neşet Ertaş'ın, çok eskiden yaptırdığı ve hala kullanmakta olduğu sazı konumuz açısından düşündürücüdür.

hak
28.07.2005, 09:58
Halk tarzında yapılmış ancak boyu, görüntüsü ve özellikle de perde yapısı ile hemen tanburu çağrıştıran bu sazın kökeni hakkında, Neşet Ertaş yeterince bilgi vermemiştir. Ancak, Abdalların yüzlerce yıl evvelki kültür birikimlerini başarıyla koruyabilmeleri göz önüne alındığında, bunun bir tesadüften çok, geçmişte yaşamları geçişin gizli bir uzantısı olarak bu güne geldiğini düşünmek, kanımızca yanlış değildir. Bu saydığımız yörelerde bağlamayı tanbur gibi çalma eğilimi olması, icrada tanburi ifadelere rastlanılması ve kopuzun geleneğinde olmayıp tanburun geleneğinde varolan alt telin dörtlüsünü karar alarak çalma gibi benzerlikler de düşüncemizi desteklemektedir. Ancak, bu tarz kullanımda tanbur ve bağlama arasındaki en önemli fark, üst telin tanburda ahenk için boş, bağlama da ise ezgide kullanılmasıdır. Bu da hem üst teli bir oktav ''La'' ya da ''Re'' gibi pest bir ses yerine, daha dinamik olabilecek bir sese çekme ihtiyacı, hem de kopuzun geleneğinde varolan, belki de başka hiçbir sazda olmayan, başparmak kul!anma özelliği ve alışkanlığından kaynaklanmaktadır. Ancak, başparmağın kullanımında da, bozuk düzenle diğer düzenler arasında (bozuk düzen türevleri hariç) önemli bir fark vardır. Üst telin alt veya ortaya göre ünison akortlandığı düzenlerde, başparmağın etkin bir fonksiyonu yok gibidir. Alt tele göre üst tel dörtlü akortlandığında ise, başparmak kullanımı etkindir. Başparmak kullanımındaki temel fark ise, bu düzende alt telde işaret parmağı hangi perdeye basarsa aynı perdenin üst teldeki sesi bir tam dörtlü pestidir. Oysa bozuk düzende alt telde hangi perdeye basılırsa basılsın, bir tam ses pesti, üst telde başparmağın hemen altındadır. Böylece başparmağın daha etkin olması sağlanmıştır ki, kanımızca beşli üzerine ikinci beşli aralığın akortlanmış olmasının temel nedeni budur. Ancak, pratik gibi görülen bu uygulama armonik yönden bütün tellere vurulduğunda kötü duyumu da beraberinde getirmiştir. Bütün tellere vurulduğu için çoksesli olan el ile çalma geleneğinin sürdürüldüğü yörelerde, varolan bir çok düzenin yanında, bozuk düzenin (La Re Sol) görülmeyişinin sebebi kanımızca budur. Çünkü, bu düzen, kopuzun geleneğinde varolan çokseslilik özelliklerine kurgu olarak terstir.

Bozuk düzenin yurt genelinde benimsenmesinde Bayram Aracı ve Neşet Ertaş gibi ferdi sanatçıların yanında, Yurttan Sesler Topluluğunun etkisi büyüktür. Uzunca bir dönem halk tarafından dikkatle izlenen bu topluluğun çalışmalarında, bozuk düzenin esas alınması sonucu bu düzenin yurttaki yaygınlığı artmıştır. Ancak, halk sanatçılarının bozuk düzeni kendi mantığı ve özelliğinde kullanmalarına rağmen, radyo sanatçılarının mızrabı ısrarla bütün tellere vurarak çalma üzerine oturtmaya ve bunu eşlik kaygısıyla yapılan her türlü transpoze pozisyonlara uygulamaya çalışmaları sonucu, birbiriyle çatışan tınılardan oluşan bir sound ve çalma tarzı meydana gelmiştir. Belki de bu yüzden halk arasında, kulaktan dolma kolay öğrenim için bozuk düzenin diğer adı olduğu düşünülen ''kara düzen'' denilmektedir. Halk arasında, özellikle de sanatçılar arasında Bozuk düzen yerine zaman zaman ''kara düzen'' deyimi kullanılmaktadır. İçindeki düzen kelimesinden saz akort adları arasına girdiğini düşündüğümüz kara düzenin, araştırmalarımız esnasında aslında bir düzen olmayıp, Gaziantep, Kahramanmaraş, Sivas gibi yörelerde kullanılan ve akordu ''La, La, Mi'' olan bir saz çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Aşağıda verilen örnek bu tespiti doğrular niteliktedir:

''Issız sahralarda gurbette gezen
Bahusun derdini okuyup yazan
Ya Bozuk, ya Şarkı, ya Karadüzen
Makamında bir Türkmeni öğer" (MRG)


Bozuk düzenin Bozok Türkmenlerinden geldiği savını ise, bu bilgilerin ışığı altında açıklamak güçtür. Bozok Türkmenlerinin Anadolu'ya gelişi ve Bozuk düzenin metal tel ile birlikte saz boylarının büyümesi ardından kullanımı arasında, çok uzun bir zaman olduğu anlaşılmaktadır. Bozuk sazı ve düzeni ile ilgili metinlerin de 18. yüzyıldan öteye gidememesi bu düşüncemizi desteklemektedir.

Bu gün bağlamadaki düzenler; "Ana düzenler'' (Bozuk düzen, Bağlama düzeni, Misket düzeni, Müstezat düzeni) ve bunlardan türeyen ''Tali düzenler'' olmak üzere ikiye ayrılarak sınıflandırılmaktaysa da bu ayırımdaki kıstaslar çok net değildir. Ancak görünen, çeşitli etkilerle bir çok düzenin türediğidir. Bu düzenlerin adlandırılışları da çeşitli farklılıklar içermektedir. Bazı düzenler ''Ruzba düzeni, Bozuk düzeni'' gibi özel adlarla anılmakta, bazıları ise "Avşar düzeni, Abdal düzeni, Alevı düzeni'' gibi bir kavim ya da topluluğun adını taşımaktadırlar. ''Edirne düzeni, Kütahya düzeni, Kayseri düzeni'' gibi yöre adlarını almış düzenler de vardır. Bazı düzenlerde de saz adlarını görmekteyiz. ''Çöğür düzeni, Bağlama düzeni, Zurna düzeni, Kaval düzeni vb.'' ''Fidayda düzeni, Misket düzeni'' gibi bir ezgiden adını almış düzenlerde vardır. Bu konuda çokça rastlanılan bir başka durum da, düzenlerin çeşitli makam adları ile adlandırıldığıdır. ''Hüseyni düzeni, Acemaşiran düzeni, Rast düzeni, Zirgüle düzeni, Segah düzeni vb.'' ''Cimteli düzeni'' veya ''Cimteli düzeni'' gibi düzenlerde de saza takılan bir telin düzene adını verdiği görülmektedir.

Bu gün artık büyük bölümü unutulmuş olan ve kullanılmayan bu düzenler, yörelere göre değerlendirildiğinde de ilginç sonuçlar çıkmaktadır. Örneğin, aynı seslerden oluşan bir düzen, yine aynı yörede birkaç farklı adla anılmaktadır. Aynı düzenin değişik yörelerde farklı isimlerle anıldığı veya ayrı seslerden oluşan bazı düzenlerin değişik yörelerde aynı ismi aldığı da sıkça rastlanılan bir durumdur. Bazı düzenlerin adları ise, genellikle adında geçen sazın taklidinden doğmuştur ve yöresinin dışına çıkamamıştır. Saz düzenlerinden en ilginç olanları, makam adıyla

anılanlardır. Daha çok şehirli halk müziği içinde karşılaşılan bu adlandırmaların hemen hepsinde, ya makamla düzeni oluşturan sesler birbirini tutmamakta, ya da makamın karar sesi ile düzenin karar perdesi farklı olmaktadır. Bu da, şehirli müzik adamlarının kulaktan dolma öğrendiği bilgilerden kaynaklanmış olmalıdır.

Bu gün zihinleri kurcalayan bağlamanın asıl düzeni hangisidir? sorusu bize göre yersizdir. Zira, konunun özü iki telliden üç telliye geçişteki kurguda yatmaktadır. Yukarıda anlattığımız bu oluşum sonrası çeşitli anlayışlar gelişmiş, çok sayıda düzen türemiş, zamanla bazıları unutulmuş, bazıları da daha gelişerek günümüze kadar gelmiştir.


Osmanlı Sarayı ve çevresinde kendini kabul ettiren, korunarak özenle bu güne taşınan kopuz türevi tanbura nazaran, bağlama kaderiyle baş başa kalmıştır. Ancak, Anadolu insanı, bağrında binlerce yılın birikimini taşıyan bu öz çalgısından her şeye rağmen vazgeçmemiş, onu korumasını, yaşatmasını bilmiş ve saygıyla eğildiği bu saza her türlü gelişmeyi de yansıtabilme gayreti içinde olmuştur. Bu nedenle, bağlama teriminin kullanılmaya başlanmasından sonra, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar geçen sürede bu çalgıda meydana gelen değişiklikler ancak az sayıdaki tarihi belgelerden ve metinlerden anlaşılmaktadır. Bu sürece ait sazların, bu günkü tanburadan biraz daha küçük kolay taşınabilecek boyutta, üç tek telli (genellikle kiriş), altı ile on iki veya on yedi perdeli (genellikle kiriş), ağaç g6ğüslü saz tipi olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, her türlü abartıdan uzak,basitçe yapılmış olan bu sazlarda, Anadolu insanının ruhunun asil çizgilerini bulmak mümkündür. Ağaç göğüs kullanımı, kanımızca bağlamaya en erken yansımış gelişmelerden biridir. Anadolu sazı, ağaç göğsü çok erkenden kavramıştır. Ancak, metal tel ve bağlı olarak saz boylarının büyümesi değişimi, konar-göçer ve yarı konar-göçer bir hayat tarzı" süren ve geleneksel müziğin özünü taşıyan Anadolu köylüsüne çok geç ulaşmıştır. Savaş ve kıtlıklar nedeniyle açlık ve yoksulluğu daha da artan Anadolu insanı, metal teli hemen hemen 20. yüzyılın başından itibaren bulabilme ve kullanabilme şansına sahip olmuştur. Bunun gibi birçok olgu Cumhuriyet'le birlikte halka yönelme, müzik sanayiinin, kurulması ve yerleşik hayata geçilmesi gibi gelişmeler sonunda halka ulaşmıştır. Bu nedenle, halk kültürüne sahip çıkılması, derlenmesi, incelenmesi, korunması ve değerlendirilmesinde Cumhuriyet adeta bir dönüm noktası olmuştur. Yurdun değişik yerlerinde bulunan mahalli saz yapımcıları, biraz da radyonun etkisi ile yavaş yavaş bu konuda ilk merkez olan Ankara'ya toplanmaya başlamışlardır. Farklı yöresel unsurları taşıyan bu ustalar, bilgilerini bir araya getirerek usta icracıların da yönlendirmeleriyle, kısa zamanda da Ankara saz yapım ekolünü oluşturmuşlardır. Yaşar Külekçi, Halil Usta, Yusuf Usta, Recep Kıncı gibi saz yapımcıları, kendilerine has sazları ile bu ekolün önemli temsilcileridir. Köklü saz geleneği olan Kastamonu'nun nesiller boyu saz yapan ünlü ''Tekeli'' ailesi, yine Kastamonu'da kalmayı tercih etmiş, ancak fiziki ve estetik çeşitli özellikleri çok önceden yakalamış olan özgün Tekeli sazı, Ankara ekolünü etkilemiştir.

hak
28.07.2005, 09:59
Bu bilgiler şu anda yayında olmayan bir sitenindir

combat
28.07.2005, 10:52
biz zaten kürdüz demedik.zazayız.türk boyu olmaya gelince.olsam ne olacak.ayrıca ben ve benim gibiler kendilerini zaza olarak ifade eder.
daha cumhuriyet dönemine ait tarihi bilgiler bile tartışmaya açıkken asırlar öncesine gidip dersimliler türktür demenin manası ne?
not:osmanlının torunu değil , cumhuriyetin çocuğuyum
yemeyiz bu türkleştirip faşistleştirme ayaklarını.
yanlış anlaşılmasın bütün türkler öyledir demiyorum.ama dışarıdan birileri alevileri hep belli bir ırka çekmeye çalışıyor.akılları sıra alevileri etkisizleştirip statükocu sisteme çekecek ve türkçü-ırkçı bir zihniyete çevirecekler.
ayrıca şu kürtleşmiş bu türkleşmiş demenin manası ne.önemli olan şu anda bizim kendimizi nasıl hissettiğimizdir.eğer daha gerilere gidersek türklerin başka ırklardan türediği sonucu ortaya çıkabilir.uzaydan gelmedi ya türkler.o zaman türkler hangi ırka mensup aslen, diye sormazlar mı?
önemli olan zazaların ve kürtlerin kendilerini nasıl hissettiğidir.ben soyu dersime dayanan brisi olarak diyorum ki.ben zazayım.yemem bu ayakları

hak
28.07.2005, 11:44
biz zaten kürdüz demedik.zazayız.türk boyu olmaya gelince.olsam ne olacak.ayrıca ben ve benim gibiler kendilerini zaza olarak ifade eder.
daha cumhuriyet dönemine ait tarihi bilgiler bile tartışmaya açıkken asırlar öncesine gidip dersimliler türktür demenin manası ne?
not:osmanlının torunu değil , cumhuriyetin çocuğuyum
yemeyiz bu türkleştirip faşistleştirme ayaklarını.
yanlış anlaşılmasın bütün türkler öyledir demiyorum.ama dışarıdan birileri alevileri hep belli bir ırka çekmeye çalışıyor.akılları sıra alevileri etkisizleştirip statükocu sisteme çekecek ve türkçü-ırkçı bir zihniyete çevirecekler.
ayrıca şu kürtleşmiş bu türkleşmiş demenin manası ne.önemli olan şu anda bizim kendimizi nasıl hissettiğimizdir.eğer daha gerilere gidersek türklerin başka ırklardan türediği sonucu ortaya çıkabilir.uzaydan gelmedi ya türkler.o zaman türkler hangi ırka mensup aslen, diye sormazlar mı?
önemli olan zazaların ve kürtlerin kendilerini nasıl hissettiğidir.ben soyu dersime dayanan brisi olarak diyorum ki.ben zazayım.yemem bu ayakları

benimde soyum dersime dayanıyor ne olmuş ama ben öz ve öz türküm bak ne rahat söylüyorum baba_mansur ocagındanım kureyşinde piriyiz ?

combat
31.07.2005, 13:09
öz ve öz türküm diyorsunda özbe öz türklük olgusu uydurmadır.dünyada o kadar çeşitlilik oldu ki hiçbir ırk saf hali ile kalmadı.(afrikada ki yerli kabileler bile)

eren.guzel
31.07.2005, 13:35
öz ve öz türküm diyorsunda özbe öz türklük olgusu uydurmadır.dünyada o kadar çeşitlilik oldu ki hiçbir ırk saf hali ile kalmadı.(afrikada ki yerli kabileler bile)

bak ben turküm ama aynı zaman da seyidimde turkluk ırk değildir zaten bunu öğren tabiki yer yuzundeki butun ırklar bir biri arasına girmiştir ama turkluk yaşam tarzı dil töre adet gelenek tir :)

Ceyhun
31.07.2005, 13:42
bak ben turküm ama aynı zaman da seyidimde turkluk ırk değildir zaten bunu öğren tabiki yer yuzundeki butun ırklar bir biri arasına girmiştir ama turkluk yaşam tarzı dil töre adet gelenek tir :)

Neymiş be bu Türklük? Her derde deva heralde. Bütün insanlar kardeştir. Türkü, Lazı, Çerkezi farketmez. Hala bunu anlayamadınız. İnsanları kafatası ölçüsüne göre değerlendiriyorsunuz.

Ceyhun
31.07.2005, 13:49
ben yakında bantlanırım ama yine gelecem :) yazılarım daha açık olcak devrimci türk milliyetçilini anlatacamm tabi bunu nasıl turk islam sentezi olduna uydurulan yalnlarıda

"Devrimci Türk Milliyetçiliği" :) Nasıl bir devirde yaşıyoruz ya... Kavramlar iğdiş edilmiş yeni nesillere bilimsel ve siyasi altyapısı olmayan uyduruk ve kendinden başka kimsenin bilmediği ideolojiler bırakılmış. "Bütün ülkelerin işçileri birleşin" diyen bir anlayışla, kendi milletinin çıkarlarını diğerlerinden üstün gören bir anlayış harmanlanıp sürülmüş piyasaya. Bunlar 12 Eylül'ün sonuçları tabi. Daha ayrıntılı irdelemek lazım.

Ceyhun
31.07.2005, 14:00
12 eylül turk islam sentezini getirdi oysa bu tezin çürütülmesi çoook kolay devrimci turk milliyetçili=atatürk milliyetçiliği

Atatürk zamanında Osmanlı ümmetçiliğine yıkmak için ilerici değer milliyetçilikti. Artık milliyetçilik halkları birbirine düşüren, savaşlara yol açan, komşuları, dostları birbirine düşman eden, ülkeleri bölen ve parçalayan (Bkz.Sovyetler, Yugoslavya) gerici bir değer. Devrimcilik bütün halkları aynı derecede sevebilmek ve bütün milletlere kardeş olarak bakabilmektir. Kavramları birbirinin içine sokup, kelimeleri kepaze etmenin bir anlamı yok.

Ceyhun
31.07.2005, 14:10
bak dostum haklı taraın var mhp miiliyetçiliğinden bahsediyorsun ve tabiki ırkçı kürt milliyetçiğinden bunlardan ben bahsetmiyorum

Milliyetçilik demek zaten onların yaptığı demektir. İnsanları milliyetleri üzerinden birbirine düşürürler, parçalarlar. Atatürk bunu yapmak zorundaydı. Çünkü saltanatın yerleştirdiği ümmetçilik duygusu yerine, kitleleri sadece milliyetçilik duygusu ile arkasına alabilirdi. Bunu yaparken Anadolu'da yaşayan diğer milliyetlerdeki insanları da birleştirebilmek için milliyetçiliğin tanımının dışına çıkmıştır. Atatürk'ün savunduğu şey vatanseverliktir. Milliyetçiliği kullanmıştır. Ama artık milliyetçilik Atatürk'ün zamanındaki gibi halkı saltanattan ve emperyalizmden kurtarabilecek bir değer değil. Tam aksine ülke halklarını birbirine kırdıran ve ülkeyi parçalayan bir olgu. Türk ve Kürt milliyetçiliği ülkemizi bir içsavaşa sürüklüyor. Buna izin verilemez. Solcular, milliyetçiliğe karşı mücadele edecek ve bu ülke halklarının kardeşliğine olan bağı güçlendirecektir.

combat
31.07.2005, 22:07
bak ben turküm ama aynı zaman da seyidimde turkluk ırk değildir zaten bunu öğren tabiki yer yuzundeki butun ırklar bir biri arasına girmiştir ama turkluk yaşam tarzı dil töre adet gelenek tir :)
türklük yaşam tarzı ise ,dil,töre ve gelenek ise neden kürtlerin türklüğünü isbat etmek gayreti içerisindesiniz.ayrıca hangi adet,gelenek , görenek .ölçüleri nelerdir?.bunları yapanların hangilerine türk diyeceğiz hangilerine demiyeceğiz.
mesela ata binmek bir türklük adeti ise bu adeti yaşamayanları türk sayacakmısınız.?
bir kimse türklüğünü inkar etmez ama avrupada batılılar gibi yaşarsa türklükten çıkmışmıdır? bunların kriterleri nelerdir.?
herşeyden öte ne zaman aşacaksınız bu çocukça şeyleri.hayat kısa , gerçekten kısa.evrensel insani değerler vardır.bunları yaşayalım ve kısacık hayatımızı adam gibi geçirelim.yapabildiğimiz kadarı ile.mezara ırkçı bir anlayışla hayat sürüp , saçmasapan idealler peşinde koşarak girmeyelim.
tabiki herkesin hayatı kendini bağlar.

diyarıtürk
10.05.2006, 21:56
Gerçekten de Dersim kültürü Anadolu ve Önasya Türkmen kültürünün hemen hemen aynısı.Ama bınları yazdım diye şimdi BAN (Türkçe'si yasaklamaktır ki ben bunun kullanılmasını öneririm)lanmaktan korkuyorum.

Nesimi
10.05.2006, 22:13
Gerçekten de Dersim kültürü Anadolu ve Önasya Türkmen kültürünün hemen hemen aynısı.Ama bınları yazdım diye şimdi BAN (Türkçe'si yasaklamaktır ki ben bunun kullanılmasını öneririm)lanmaktan korkuyorum.

valla Dersim kültürünü ne kadar tanıyorsun bilmiyorum ama ben Ermeni izlerini daha çok görüyorum buyur dersime davet ediyorum seni...

diyarıtürk
18.05.2006, 07:32
DERSİM halıları belki de en güzel Türkmen halılarıdır.

koçgiri23
18.05.2006, 23:39
Diyarıtürk arkadaş, senin kürtlerle ne gibi bir alıp vermediğin var ki sürekli bu dersimliler türkmen...., dersimlilerin hiçbiri kürt değil, dersimli türkmen aşireti..., gibisinden sürekli dersimli alevi-kürtleri asimile etme amaçlı yazılar yazıyorsun.. Ayrıca burası alevilerin forumu dikkatini çekiyorsa türklerin türkçü düşünenlerin ve türkleştirme ülküsünü güdenlerin farklı forumları var. Türk-Kürt-Türkmen-Çerkez-Laz-Alman-Fransız ne fark eder ki??? Bu ve bu gibi çalışmaların hepsi kürtlerin kimliğini sorgulatma, Türkmenliğe özendirme ve onları asimile etme amaçlı yapıldığı bellidir. Korkulması gereken bir ideolojinin ürünüdür, insanları birbirine düşman eder. Ortak olunmaması gerekir.

canazerbaycan
18.05.2006, 23:53
Dersimlilerin çoğu Zazaca konuşur. Kürtçe değil.
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Zazaca dil olarak Kuzey İran dilleri olan, Talışçaya, Gilakiye ve Mazenderaniye daha yakındır. Bir Zaza; Talışçayı ve Farsçayı Kürtçeden daha iyi anlar.

Nesimi
19.05.2006, 00:01
Dersimlilerin çoğu Zazaca konuşur. Kürtçe değil.
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Zazaca dil olarak Kuzey İran dilleri olan, Talışçaya, Gilakiye ve Mazenderaniye daha yakındır. Bir Zaza; Talışçayı ve Farsçayı Kürtçeden daha iyi anlar.

talışca hakkın bilgi verebilirmiisn?

Deylemce dili var iran bölgesinde horasan civarlarında bu deylemceyle çok fazla ortak kelimeler var oraya da bağlanabilir ama irani bir dil ve halk olduğumuz soncuu çıkarılabilir burdan.
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
http://www.talyshica.org/slovar/ONLINEDICT/luqatE.htm

burdan baktım bikaç ortak kelime var ama ben bunun farsçayla olan bağdan kaynaklanmasından olduğunu düşünüyorum

canazerbaycan
19.05.2006, 00:13
İnternetten Karşılaştırmalı bir dil çalışması buldum(Kürtçe-Zazaca-Farsça)

Zazaca Kurmançça Farsça Türkçeyalın halma ameyme
sıma ameyem hatın
hun hatınmâ âmädîm
şomâ âmädîd (âmädîn) biz geldik
siz gedinizoblik hal)mala me
mala we xânêye mâ (xûnêyemân)
xânêye şomâ (xûnêyetân)evimiz
eviniz
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Biraz bozuk oldu kopyalayınca.

Farsça= Ma amadim= Biz geldik
Zazaca= Ma ameyme
Kürtçe= Em hatın
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Kızılkilise kardeş, Talışça Kuzey Azerbaycanda 800 bin kişinin ana dili. Lenkeran, Lerik ve Astara rayonlarında Talışlar ezici çoğunluk. Ayrıca Masallı ve Yardımlı rayonlarında azınlık olarak yaşıyorlar. Çoğunluğu Şii. Bir tek Astara Talışları Sünni.

Ayrıca İran Azerbaycanında da 500 bin ile 1 milyon arasında Talış olduğunu zannediyorum. Bunlar da İran Astarasında ve Enzelide yaşıyorlar.

MetinK
19.05.2006, 03:42
28.7.2005 te acilmis.
Bugun 19.5.2006
10 aylik bir baslik yani.

Dersim halilari bu konuyu tekrar gündeme getirmis.:)."Dersim halilari en güzel Türkmen halilari" imis...
Okumasaydim bu bilgiden yoksun kalacaktim.
Hali deyip gecmiyelim.Bir hali nelere kadirmis...

naki
22.05.2006, 01:01
Arkadaşlar,
aşağıdaki linkte Dersim tarihine ilişkin yararlı bir yazı var. Bu yazıda hem Dersim, hem genel olarak bölge ve Alevilik tarihine ışık tutacak önemli bulgu ve belgeler yer alıyor. Okumanızı tavsiye ederim.



http://home.arcor.de/fidemes/s-cengiz/dersim-zaza-tarihi-I.htm

diyarıtürk
02.07.2006, 09:58
bu kilim desenleri binlerce yıldır aynı akış içinde günümüze gelmiş tam bir tarihi eser niteliğindedir.

alevi_murat24
03.07.2006, 20:17
sevgili canlar aleviliginve dersimin üzerinde cok oyunlar oynanıyor. bunlandan biride terör örgütünün faliyetlerini inceleyen bir alevi sitesi buldum girip okumak isteyenler okuya bilir.... www.aleviyol.com

erkan2434
01.06.2007, 15:41
Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersim’e taşımak istemiş, hatta mümkünse Dersim’i haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise buna karşı direnmiştir.

es-es26
14.06.2007, 00:00
Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersim’e taşımak istemiş, hatta mümkünse Dersim’i haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise buna karşı direnmiştir.

Türk yönetimleri derken neyi kastediyosun kardes..Ben Tunceliliyim.Mazgirtliyim ve Öz ve öz Türküm..Türklük kavramı tam 24 ırkın birleşmesinden meydana gelmiştir.Bunlardan biride Türkmen boylarıdır ve bunlarda Tunceliye yerleşmiş halktır.
Bunları çok güzel dile getiren, 1.ve 2. sayfalarda yazıları bulunan, birkaç arkadaşın banlanması da çok ilginç ciddende.Herhaşlde başka mesajlardan dolayı banlandılar.

Bazıları demiski Türkler etki altına almıs Tunceliyi,sakın Kürtler almıs olmasın..!
Hacı Bektaş,Pir Sultan,Yunus Emre,Battal Gazi,Aşık Veysel Türkmen Alevi değilmiydi!

Herseyi geçtim..Biz Mustafa Kemal'in izinde yürüyoruz ve yürümek zorundayız."Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkina Türk milleti denir"

Yahu anlamıyorum bu Kürt sevgisini bazı arkadaşlarda..Galiba Tunceliden hiç dışarı çıkmadılar..Dışarda alevilerden en çok nefret eden toplum Kürt toplumudur.Belki tesadüftür hepsi bana denk gelmiştir ama bu böyle..

Şimdi bazıları çıkar yok özünü inkar ediyosun,yok söyle falan diyecektir..Bence bunu yazacak arkadaşlara tavsiyem, önce kendi özlerini çok iyi araştırsınlar.

serbawelat
14.06.2007, 04:08
İnternetten Karşılaştırmalı bir dil çalışması buldum(Kürtçe-Zazaca-Farsça)

Zazaca Kurmançça Farsça Türkçeyalın halma ameyme
sıma ameyem hatın
hun hatınmâ âmädîm
şomâ âmädîd (âmädîn) biz geldik
siz gedinizoblik hal)mala me
mala we xânêye mâ (xûnêyemân)
xânêye şomâ (xûnêyetân)evimiz
eviniz
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Biraz bozuk oldu kopyalayınca.

Farsça= Ma amadim= Biz geldik
Zazaca= Ma ameyme
Kürtçe= Em hatın
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Kızılkilise kardeş, Talışça Kuzey Azerbaycanda 800 bin kişinin ana dili. Lenkeran, Lerik ve Astara rayonlarında Talışlar ezici çoğunluk. Ayrıca Masallı ve Yardımlı rayonlarında azınlık olarak yaşıyorlar. Çoğunluğu Şii. Bir tek Astara Talışları Sünni.

Ayrıca İran Azerbaycanında da 500 bin ile 1 milyon arasında Talış olduğunu zannediyorum. Bunlar da İran Astarasında ve Enzelide yaşıyorlar.


Farscaniyi kürtcenin lehceleriyle kiyaslaman mantikli bir sey degildir. Seninde bildigin gibi Farsca ve Kürtce iki ayri kola ayrilan irani dillerdir.

Tabi Kirmanckîyi kürtceden ayirman beni sasirtmadi, cünkü bu bir moda olmus almis basini gidiyor. bilir bilmez herkes bunu idaa eder. oysan bu lehceyi kürtcenin disinda görmek, dersimin tarihsel ve cografik yapisana bakildiginda mümkün degildir. internete dolasan "sözde" kirmancki - kurmanci karsilastirmalarini bir yana birakirsak, kisa bir süre önce kurdistanda degisik lehceleri konusan kürtler arasinda, diyalok zorlulugu cekilmezdir.

Bu son dönemlerde bazi arkadaslarinin kendileri "zaza" olarak görmeleri, yine ayni senin idaan gibi bir modadan ibaretir, bundan kisa bir süre önce zazacilik yada ona yakin birsey kürt halkinin arasinda yoktu. aslinda bunlarin asil dertleri kürt kimliginden utanmalaridir, bazi yerlerde alevi bazi yerler azeri, türkmen, arab, horosan türkmeni oluveriyorlar. bunlar cogulukla daha düne kadar mustafa kemal dönermanin posterini evlerinde bulunduranlardir.

Senin talisler hakinda verdigin bilgilere katilaraktan, dil zarfinda bir kac örnek sunmak istiyorum:

Kirmanckî : Diger Kürt Lehceleri : Talishi : Tati : Gilaki : Farsi: Türkish

waşt : wîst [Soranî] : xas : xas : xas : xast : istemek
antene : kêşan [Hewramî und Goranî.] : îsûin : visûê : - : kêşîden : basmak
dest : dest, des : des : des : des : dest : el
pers : pirs : pirs : pers, pêrs : purs : pors : soru
ez : ez, min, emin : az, ez : ez, ezî : min : men : ben
weş amaene : weş aman : xeş amê : xeş amiyên : xeş ameîn : xoş ameden : hos geldiniz
ziwan, jüwan, zon : ziwan : zvon : zan : zûn : zeban : dil
-vîn : -vîn, -wîn, -bîn : -vîn : -vîn : -bîn, -vîn : -bîn : görmek
huner : huner : xener, xiner : huner : hunir : honer : sanat
daene : dan, daen : aduê : adan : dan : daden : vermek
çim : çem : çêm : çiş : çuşm : çeşm : göz
bivîne : bivîne, biwîne, bibîne : dîs : diyes, hînde : bibîn : bêbîn : göz atmak
verg : werg, gûrg : vek, verg : vek, gûrg : vark : gorg : kurt
çêneke, ceniye : cenî, jên, jin : jen : jene, zen : zen : zen : kadin
pêr, pî : pîdir, peder, bab : piyêr : dede, pê : pidir : pêder : baba
mae, dayîk : mar, mak, dayîk, daye : mak : nene, ma : dade, daye : mader : anne
bira : bira, biradir, birar : bira : biralêg, bira : berar : berader : erkek kardes
wae : walî, xweh, xwar : xev, xo : howlîg, gila : xahe : xaher : kiz kardes
roc, roj : roc, roj, rûj : roj : ruc : roj, roz : rûz : gün
na/no : em, ev, înî : îm, em : îm, îmî : îm : în : bu
kêneke, kêne : kine, kenîşke, kîc : kile, kîne : kilig : kor, kîca : doxter : kiz
-ê mi, -a mi : -ê min, -a min / -î min : çemen : çemen : -î min : -ê men : benim
va- : waç-, wêş-, bêj- -wêj : vat- : bat-, êj : - : gûy- : söylemek
kam : kam : kam : kêrom : kodûm : kodam : kim
di : du, di : di : do : du : do : iki
ti : ti, tu, to : tu : to : to : to : sen
bajar : bajar, şar : şar : şar : şar : şehr : sehir
astare : asare, estêre, sitare: astare : astare : sitare : sêtarê : yildiz
keye, key, ke : mal, hewş, kede, xanû [Goranî] : kê, ke : ke : xane : xanê : ev
vana/vano : (di) ven : vatê : majê : - : mîgûyed : o söyledi



Kirmanckîyi kürtceye baglayan en önemli etken zentral kurdistanda konusalan hawrami (yabancilar bu lehceye Gorani der) lehcesi ve bu iki lehce arasinda olan yakinliktir. hata bazi bilimadamlari bunlari bir dil sayarlar. Hawrami lehcesi ayni anda bilinin en eski kürt literatur dilidir, bu lehcede yüz yillar önce yazilan yarsan deyislerinde Hawramiye acikca "kurdî" denilmektedir, zaten kendilerinide eskiden oldugu gibi simdide kürt görüyorlar. Bu konuda kürtler özerine calismalarda bulunan ingiliz edmons söyle der: "Avrupalilar genelikle Goraniyi kürtceden, goranlarida kürtlerden saymazlar, ama kendileri her konuda kürt olduklarina inaniyorlar". Dilerine gelincede; Kürtcenin en eski variyantidir, onlara komsu olan sorani bir kürt köylüsüne sorsan derki: "Hawramiler eski kürtceyi konusur" bunu kendileride idaa ederler.

Kulaklari cinlasin kisa bir süre önce üniverstede bir zazaci arkadasla tanismistim, oda hawrami ve kirmanckîyi kürtceden saymazdi, benim kendimce hawrami özerine yazdigim kisa bir yazimi (bunu (http://qirayis.de/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=95)) okuduktan sonra bana sunu dedi "ya pirim bu dil resmen kürtce ama".

Hawramî : Kurmancî : Türkish
Kurewî Ciwan : Kurekî Ciwan : bir genc
Kuru min : kurê min : oglum
Kinachewey Ciwan : Kecheka Ciwan : genc bir kiz
Kinachewey Cafer : Kechika Cafer : caferin kizi

Hawramî : Soranî : Türkish
Kure ciwan eke : Kure ciwan eke : genc biri
Aw kure ciwane : Ew kure ciwane : o oglan genctir
Kinache ciwan eke : Kiche ciwan eke : genc kiz
Î kinache ciwane : Ew Kiche ciwane : o kiz genctir


Hawramî : Soranî : Kurmancî günlük dil : Türkish
Kitew ekem hen : Kitewekem hen : Kitevekem heye : bir kitabim var
Kitew ekel hen : Kitewekit hen : Kiteweke te heye : senin bir kitabin var
Dilim (Zilim) : Dilim : Dilem : kalbim
Dilman (Zilman) : Dilman : Dile me : kalbimiz


Hawramin tablosu budur...


Saygilarimla

serbawelat
14.06.2007, 04:21
Yahu anlamıyorum bu Kürt sevgisini bazı arkadaşlarda..Galiba Tunceliden hiç dışarı çıkmadılar..Dışarda alevilerden en çok nefret eden toplum Kürt toplumudur.Belki tesadüftür hepsi bana denk gelmiştir ama bu böyle..
He yahu bende anlamiyorum vallah, kürtler marasta, corumda, malatyada ve Dêrsimde bizi yaktilar biz hala kürdüz diyoruz.

Ya kardesim bir topigide bu ezberlemis oldugunuz sacmaliklarinizdan esirgeyin. Allahtan korkun, insanin midesini bulandiriyorsun, sizin bu ezberlediginiz sacmaliklari okudukca kusasim geliyor...

Herseyi geçtim..Biz Mustafa Kemal'in izinde yürüyoruz ve yürümek zorundayız."Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkina Türk milleti denir"
Sen yürüyorsun, biz Seyid Rizanin, Alisan efendinin, Nuri Dêrsimin ve Aslanlar aslani Aliser efendinin izindeyiz: "Kurdistanin ordulari, Kahr eyledi barbarlari, Vatan icin ölecegiz, istemeyiz mogullari" demis kendisi bir siirinde.


valla Dersim kültürünü ne kadar tanıyorsun bilmiyorum ama ben Ermeni izlerini daha çok görüyorum buyur dersime davet ediyorum seni...
Ermeni izlerinin turkemen izlerinden daha cok oldugu kesinde, yine ben idaa edildigi gibi dersimin kültüründe ermeni elementlerinin cok az oldugunu düsünüyorum. tabi seyfi cengiz ayri düsünebilir,ki yapiyorda zaten kendisi dersimde kücük ermenistan der.xxxx.

Nesimi
14.06.2007, 12:03
serbawelat özellikle Dersim yöresinde Ermeni-Kırmanc ortak değerlerini çöpe atamayız. Ermeni elementlerinin çok az olduğunu söylemek Dersimi bilmeden konuşmak olur.

Dersimin en kutsal bayramlarından Gağant bayramı Aynı zamanda Ermenilerce de kutlanır. Bunu diğer Şafi veya kısmen Alevi Kürtlerde görmek mümkün değildir Aynı şekilde Şafi Zazalar ( Zazalar ile Kırmancların dil olarak benzerliği %70 ancak kültürel olarak pek alakası yokdur) bunlarda kutlamaz bilmezler.

Dersimde Ermenilerde Aleviler gibi Dersimli Kırmancların kutsal ibadet yerleri olan Munzura, Düzgün babaya, çeşitli ziyaretlere saygı duyar mumlar yakarlardı. Aynı şekilde Dersimlilerde Kilise kapılarına niyaz edip büyük saygı duyarlardı. Özellikle 1915 öncesi bunları görmek mümkündü. Ermenilerin dünyaya bakış açısı ile Dersimli Alevi Kırmancların bakış açısı aynıdır. Onlarda kadın erkek eşit cem yaparlar(kilise) bizlerde aynı şekildedir. Onlarda Surplar yani azizler vardır manastırlar vardır bizlerde de kutsal seyitler vardır. Örnekleri çoğaltmak mümkün ayrıca Dersim tarihini Ermenistan tarihinde incelemek daha objektif olur zira Kürt tarihçisi şerefnamede Fıratın kuzeyinde tek bir kürt olmadığını Ermeni toprakları olduğunu söylüyor kitabında bunu araştırarak görebilirsiniz. Tabi ben okuduklarımı söylüyorum şu anda Tüm Türkiye tüm TC vatandaşlarınındır(Türk,Kürt,Arab, Ermeni, vs vs ).

Dersimliler Ermenidir demek değil bu ancak Ermeni izlerini yok saymak tarihe saygısızlık yapmak demektir. Ayrıca Kurmanci ile Kırmancki veya Zazaca arasında pek çok ortak nokta olduğu gibi pek çok farkda vardır. Türkçülük ne kadar tehlikeli ise Kürtçülük veya Zazacılıkda aynı şekilde tehlikelidir. Misal Kırmancki konuşanlar çoğunluk olsaydı ve Kurmanci(here were) konuşanlara dayatma ile Kırmancki empoze edilmeye kalkılsaydı bu yanlış olurdu durumu tersinden düşünüp tekrar incelemek faydalı olur. Her dil kendine özgüdür. Tuncelide Here were(Kurmanci)ye Sizin Kürtçe, Kırmancki(Zazaca da diyorlar)ye bizim kürtçe denir umarım bu açıklayıcı olmuştur.

serbawelat
14.06.2007, 12:49
serbawelat özellikle Dersim yöresinde Ermeni-Kırmanc ortak değerlerini çöpe atamayız. Ermeni elementlerinin çok az olduğunu söylemek Dersimi bilmeden konuşmak olur.

Dêrsimi cok iyi bildigimden emin olabilirsin sevgili Nesimi kardesim.
Ben var olmadigini idaa etmedim, sadece sefyi cengiz ve onun saz arkadaslarinin, idaa ettigi ölcüde olmadigini söylüyorum.

Dersimin en kutsal bayramlarından Gağant bayramı Aynı zamanda Ermenilerce de kutlanır. Bunu diğer Şafi veya kısmen Alevi Kürtlerde görmek mümkün değildir Aynı şekilde Şafi Zazalar ( Zazalar ile Kırmancların dil olarak benzerliği %70 ancak kültürel olarak pek alakası yokdur) bunlarda kutlamaz bilmezler.
Serhad bölgesindeki sunniler ayni senin dedigin o gagant bayramini kutlarlar.
Kirmanc sunni ve aleviler arasindaki kültürel farka gelince, ben sahsen din disanda fazla bir fark göremiyorum. Kirmanc sunniler hadlerinden fazla dincilerdir, cogu yerde kendi kültürleriini degilde, arabo-islam kültürüne daha cok yakinlasmislardir.

Dersimde Ermenilerde Aleviler gibi Dersimli Kırmancların kutsal ibadet yerleri olan Munzura, Düzgün babaya, çeşitli ziyaretlere saygı duyar mumlar yakarlardı. Aynı şekilde Dersimlilerde Kilise kapılarına niyaz edip büyük saygı duyarlardı. Özellikle 1915 öncesi bunları görmek mümkündü. Ermenilerin dünyaya bakış açısı ile Dersimli Alevi Kırmancların bakış açısı aynıdır. Onlarda kadın erkek eşit cem yaparlar(kilise) bizlerde aynı şekildedir. Onlarda Surplar yani azizler vardır manastırlar vardır bizlerde de kutsal seyitler vardır.
aleviligin müslümaliktan cok hiristaynliga yakinligi, dogrudur.

Örnekleri çoğaltmak mümkün ayrıca Dersim tarihini Ermenistan tarihinde incelemek daha objektif olur zira Kürt tarihçisi şerefnamede Fıratın kuzeyinde tek bir kürt olmadığını Ermeni toprakları olduğunu söylüyor kitabında bunu araştırarak görebilirsiniz.
Bilmiyorum biz ayni serefnameyimi okuduk seninle, Cemizgezek, Pazuki asiretlerinin firatin güneyinde yasadiklari denilemez. Ayrica serefnamede bahs gecen Sadiyan asireti tarafindan kurulan seddadi hanedanligin (http://qirayis.de/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=136), hüküm ettigi bölge bu günki ermenistan topraklariydi, sevgili nesimi kardesim. Ve bilindigi gibi Ermenistan firatin güneyine düsmez! sen hangi serefnameyi okudun onu bilmiyorum tabi.

şu anda Tüm Türkiye tüm TC vatandaşlarınındır(Türk,Kürt,Arab, Ermeni, vs vs ).
Ermeniler türkiye yok denilebilecek kadar azlar. türkiye üc halk vardir, KÜRT, MOGUL/TÜRK ve ARAB. digerleri tamamen asimile olmuslardir, sadece süs olsun diye onlari kürtlerle anmak ne bize nede onlar birsey kazandirmaz.

Kurmanci ile Kırmancki veya Zazaca arasında pek çok ortak nokta olduğu gibi pek çok farkda vardır. Türkçülük ne kadar tehlikeli ise Kürtçülük veya Zazacılıkda aynı şekilde tehlikelidir.
Muhakak varlardir, farliliklari kimse inkar etmiyor! Bütün iyilikler bize kalmamis, miliyetcilik kötü ise bir kötülükte biz yapalim. tarihimize bakildiginda bize Mogol/türk, fars ve arablara köle yapan, iyi niyetimizdir.

Misal Kırmancki konuşanlar çoğunluk olsaydı ve Kurmanci(here were) konuşanlara dayatma ile Kırmancki empoze edilmeye kalkılsaydı bu yanlış olurdu durumu tersinden düşünüp tekrar incelemek faydalı olur.
Kimse bizlere kurmanciyi empoze etmiyor bunu nerden cikartiyorsun? olsa tabiki yanlis olurdur ama öyle birsey yok olamazda.

Tuncelide Here were(Kurmanci)ye Sizin Kürtçe, Kırmancki(Zazaca da diyorlar)ye bizim kürtçe denir umarım bu açıklayıcı olmuştur.
Evet hemde cok olmustur. iki tarafada kürt diyorlar, bundan aciklayicisi olamaz.

Saygilarimla
Baranê sima

Nesimi
14.06.2007, 13:04
Ermenilerle ilgili fikirlerini tasvip etmiyorum. Dersim kültürü Ermenisiz düşünülemez. Ayrıca çok uç milliyetçi söylemlerin var kültürünü korumak farklıdır, Şoven milliyetçi olmak farklıdır. Bizler tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak eşit özgür bireyleriz bunun dışındaki ayrımlar Türkiye toplumuna zarar verir. Avrupadan ahkam kesmek kolay

ozan1980
13.04.2008, 04:24
öncelikle soyunu sopunu bilmeyen arkadaşlar iyi araştırsın derim....ikincisi bir çok tarihçi yanılgıyamı düşmüş?(ki hemen hemen hepsi ALEVİLİĞİN şaman inancı ile islamın yoğurulması diyorlar)3. sü ise faşizm ile alakasız olarak biz bu yurdun gerçek sahipleriyiz ama malesef hala salakça humanist duygular içinde benliğimizi yitiriyoruz....kendine dadaş diyen laz diyen gakkoş diyen ama kökü kürde ruma ermeniye dayanan kimseler bu toprakları sahiplenirken biz aptalca konularla uğraşa duruyoruz..karadenizin ÇEPNİ TÜRKMEN ALEVİ olduğunu ama osmanlının baskısından dolayı sunnileştiğini göz önünde bulundurarak doğudaki ALEVİLERİN kürtleştiğini söylemek pek yanlış olmaz..hatta trakyadaki göçmenlerin hemen hemen hepsininde ALEVİ olduğunu dile getirmek yanlış değildir...kürtlerin zazaların şafi ve yobaz olduğunu tarihin tüm belgeleride kanıtlyor..ve osmanlı imparatorluğunun kürtleri ALEVİ katliamında kullandığınıda o kanlı tarih sayfalarında görebilirsiniz...ve bir tek kürt lider gösterinki ALEVİLİĞİN önderi olsun!?hepsi öz türkmendir ALEVİ liderlerin....bir laz bir çerkes bir boşnak bir arap yoktur anadolu ALEVİLİĞİNİ kabul eden...çünkü ANADOLU ALEVİLİĞİ köken itibarı ile turani bir gelenek bir deyiş bir öğretidir...

KRALDAN FAZLA KRALCI OLANLARA...!

ozan1980
13.04.2008, 04:53
Es-es26 KardeŞİme Katiliyorum..faŞİzanlik Dİye SaÇmalayan Bazi Kİmselerİn Ne Yapmaya ÇaliŞtiĞida Bellİ...kendİ ÖzÜnÜ Savunan Kendİ Öz KÜltÜrÜnÜ Korumaya ÇaliŞan İnsanlara FaŞİst Damgasi Vurmak Çok Aptalca..tÜrk Olmak Neden Bazi Kİmselerİ Rahatsiz Edİyor Anlamadim!!!bellİ ŞahiŞlarin Eskİden SÜregelen FaŞİzan Ve IrkÇi DavraniŞlari YÜzÜnden Kendİ Soyumuzu Savunmak Kİmİlerİne Baya Bİr Dokunuyor ....ama Bİr İnsan Nasil Atasini İnkar Edemez İse Bİzde KÖkenİmİzİ İnkar Edemeyİz Ve Hatta Bunu Gururla Dİle Getİrmelİyİz...kÜrt Kendİne KÜrt Dİyor Laz Kendİne Laz Dİyor Çerkez Kendİne Çerkezİm Dİyor İse Bİzde KÜltÜrÜmÜze Sahİp Çikmaliyiz...kİmİ Salaklarin Aptalca SÖylemlerİ Ve Emperyalİst UŞakliĞinin ÇiĞirtkanliĞini Umursamadan KÜltÜrÜmÜze Sahİp Çikmaliyiz...ne Mutlu TÜrkÜm Dİyene!

ozan1980
13.04.2008, 05:18
Arastirmaci-Yazar Riza Zelyut’un DTP İstanbul milletvekili Sabahat Tuncel ile ilgili yazdiklarini aktarmakta da yarar görüyorum:

“Sabahat Tuncel'in ailesi, Balaban asiretinden... Balabanlar, büyük bir asiret olan Begdili asiretine baglidir. 13. yüzyilda yasayan büyük tarihci Residüddin, Begdili Türkmenlerini Oguz boylarindan birisi olarak kabul etmektedir. Begdili Türkmenleri, Kuzey Suriye'deki Türkmenlerin Boz Ok kolunu meydana getiren boylardan birisi idi. Begdilililer; Safevi devletinin kurulusuna da katilmislardir. Bunlar, 16. yüzyilin basinda Osmanli devletine karsi ciktilar ve (Alevilerin bugün bile cok önem verdikleri) Sah Ismail'in yaninda yer aldilar. Bu durum, Begdili Türkmenlerinin tam Alevi olduklarini gösteren karsi konulmaz bir kanittir. Kanuni Sultan Süleyman zamaninda, Begdili asiretine bagli olan boylar icinde Balabanlilardan 100 evin vergiye baglandigi gösteriliyor. Begdili asireti daha üst cati olarak Samlu Türk asiretine bagli idi. Samlular, Alevi kimlikli Safevi devletinin kurulmasinda rol alan 1. dereceden asiret idi. Ben yazmiyorum, tarih yaziyor: Balabanlu asiretinden olan Sabahat Tuncel, Kürt degil, en has Türk'tür. Fakat Kürt asiretlerinin baskisi sonucu onun asireti dilini yitirince, bunlar kendilerinin Kürt oldugunu sanmaya baslamislardir. Kaynaklar gösteriyor ki, Güney Anadolu'daki Afsar boyu da Türk’tür ve Alevi kimliklidir. Cünkü bunlar da diger Kizilbas Türkmenler gibi İran'da devlet kuran Sah İsmail'e yardim etmislerdir.” (Günes gazetesi, 21/08/2007)

Öyle anlasiliyor ki, Dogu ve Güneydogu Anadolu’da bugün Kürtce veya Zazaca konusan bircok Türkmen orijinli asiretin neden ve nasil kimlik degistirdigini ortaya cikarma konusunda akademisyenlere önemli görevler düsmektedir.

Kaynaklar:
-Seref Han, Serefname (Kürt Tarihi), Arapca’dan Cev.M.Emin Bozarslan, Ant Yayinevi, Istanbul 1971.
-Evliya Celebi, Seyahatname, Zuhuri Danisman Yayinevi, Istanbul 1969.
-Faruk Sümer, Oguzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teskilati-Destanlari, Istanbul 1980.
-Ziya Gökalp, Kürt Asiretleri Hakkinda Sosyolojik Tetkikler, Sosyal Yayinlar, Istanbul 1992.
-Mehmet Eröz, Kürtlerin Mensei ve Türkmenlerin Kürtlesmesi, Fakülteler Matbaasi, Istanbul 1966.
-Cevdet Türkay, Basbakanlik Arsivi Belgelerine Göre Osmanli Imparatorlugu’nda Oymak, Asiret ve Cemaatler, Istanbul 1979.
-Mehmet Arif Bey, Basimiza Gelenler, Irfan Yayinevi, Istanbul 1973.
-Macit Gürbüz, Kürtlesen Türkler, Selenge Yayinlari, Istanbul 2007.



Sinan Sungur