hena
22.05.2006, 19:51
İnsan eğitim için mi yoksa eğitim insan için mi? Bilgi araç mı yoksa amaç mı? Öğrenci nesne mi yoksa özne mi? Anayasa ve yasalar açısından bakıldığında verilecek yanıt birinciler lehinedir. Yani eğitim ve bilgi insan içindir ve de öğrenci öznedir(!) Fakat uygulama bunun tam tersidir. Yani öğrenci eğitim için vardır, bilgi amaçtır ve öğrenci nesnedir.
Niyet ne olursa olsun sonucu belirleyen tutum ve davranıştır.Tutum ve davranışı ise amaç belirler. Peki amacı ne belirler? Amacı toplumdaki siyasal ve ekonomik yaşam belirler. bu ne demektir? İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür ve insan nasıl düşünürse, düşüncesine uygun davranmaya eğilim gösterir.
Eğitim dünyanın en güçlü silahıdır. İnsanlaştırmak da insandışılaştırmak da eğitim eliyle olasıdır. Zeki bir insanı aptallaştırılabilir ya da aptalca davranışları benimseyen birini akılcı davranışlara yönlendirebilirsiniz. Eğitim eliyle duygularımızı denetleyebilir ve dolayısıyla davranışlarımızı da değiştirebiliriz. Duygularımız inançlarımız tarafından belirlendiği için, eğitim eliyle inançlarımızı da değiştirebiliriz. İnançlarımız bize yüklenen programlar tarafından oluşturulduğu için, eğitim eliyle programlarımızı da değiştirilebiliriz. Kısaca bir insanın düşünme potansiyeli ile doğru düşünme eylemi farklıdır ve bu farkı nasıl ve niçin eğitildiğimiz belirler.
Eğitimin amacı düşünen yaratıcı insanı yaratmaksa öncelikle bireyi özgürleştirmekle işe başlanır. Bunun için toplumsal bir varlık olan insanın öncelikle bir birey olduğu kabul edilerek, bireyin fark etme, reddetme, onaylama gibi temel insani haklarına saygı duyulur. Okul tek tip insanın yaratıldığı, kısaca kalıplara döküldüğü kurumlar olmayıp öğrencinin duygusal, zihinsel, kültürel gelişim düzeyine uygun bilgilerin verildiği; öğrencinin anlama, yorumlama ve uygulama koşullarına uygun zeminlerin, olanakların sunulduğu yerlerdir. Böyle bir eğitim, öğrenci merkezli eğitimdir. Eğitim ve öğretimin amacı, yöntemi ve kapsamı değişen ve gelişen dünya koşullarına uygundur ve bütün bunlar öğrenciye rağmen belirlenmez çünkü öğrenci sadece belirlenen değil, aynı zamanda belirleyendir.
Öğrenci merkezli eğitimde başarı nesnel olmayıp özneldir ve not öğretmenin elinde öğrenciye karşı kullanılan bir silah değildir. Hem merkezi bir sınav yapıp hem de orta öğretim başarı puanının bu sınava etki ettirmek olası değildir. Çünkü okulun görevi öğrenciye üniversitede kullanacağı temel kavramları kavratmaktır. Öte yandan eğitimin yönetimi merkezi olmayıp bölgesel ve yereldir. Coğrafi özellikler ve iklim koşulları eğitim ve öğretimin başlangıç ve bitiş tarihini etkiler, bizde olduğu gibi üniversiteler tatile girmişken ilk ve orta öğretim devam etmez. İlk ve orta öğretim 14 Haziranda tamamlanmış, buna karşın Anadolu ve Fen Liseleri sınavı 9 Haziranda, ÖSS ise 16 Haziranda, yani okulların kapanmasından iki gün sonra yapılmıştır!
Amaç düşünen değil de robot insanı yaratmaksa o zaman her şey değişir ve ülkemizdeki traji-komik durumla karşılaşırız.Okullar tam bir kışladır ve öğretmenler birer komutandır; bilgi amaçtır ve not her şeydir. Başarı ve başarısızlık öznel olmayıp nesneldir ve başarıyı ölçen tek ölçek rakamlardır. Yedi yaşındaki bir çocukla 18 yaşındaki bir genç aynı koşullarda eğitilmektedir. Somut işlemler dönemindeki körpe beyinlere soyut problemler yüklenir ve daha işin başında çocuğun düşünme ve yorumlama fonksiyonu işlevsiz kılınır. Öyle ki yaş ilerledikçe algılamada , algıladığını uygulamada, olaylar arasında bağlantı kurmada , bilgiler arasında transfer yapmada düşüşler gerçekleşir. Çocuk okula adım attıktan sonra ailesiyle olan iletişim kopukluğu artış gösterir ve öz disiplin yerini dış disipline bırakır. Yasaklar ve kurallar ilk yıldan itibaren okulu çekilmez kılar, ilk psikolojik karın ve baş ağrıları aynı döneme denk düşer. Yine aynı dönemde “Ne mutlu Türküm diyene” demek zorunda bırakılan milyonlarca çocuğun Türkiyeli olma sevinci kesintiye uğrar ve şoven bir düşüncenin dolaylı saldırısıyla karşı karşıya kalır. Ana dilini kullanamayan çocukların belleğinde onarılması ve açıklanması zor yarılmalar oluşur.
Farklı okul türlerinin olması, beşinci sınıftan başlayarak çocuğun okul – dershane - özel kurs arasında sıkışıp kalmasına neden olur. Dolayısıyla ruhsal yapısının bozulması ve duygusal hayatının kesintiye uğraması bu dönemde başlar. Ergenlik dönemi öncesi ve sonrası sorunlar okul içinde çözüme kavuşturulma yerine okul dışına taşar ve öğrenci en önemli sorunlarını öğretmenleriyle paylaşamaz. Cinsel dürtüleri ve istemleri bastırma yöntemiyle negatif enerji çokluğu ortaya çıkar ve ilk saldırganlıklar başlar. Özellikle orta öğretim, yıkıcı ve yakıcı etkileri açısından 7,8 şiddetindeki bir depreme eşdeğerde sarsıntılara neden olur. Zorlanımlı ve saplantılı bir kişiliğin içselleşmesi sağlanır. Her yıl liseyi birincilikle bitiren öğrencilerin yaklaşık üçte biri hiçbir üniversiteye giremeyerek tam bir şok yaşar. Bu anlamda orta öğretim başarı puanının sınava katkısı tam bir felakettir. Özel okulların çoğu özel statüleri olmayıp paralı okullar durumundadır ve notların en fazla öznellik taşıdığı yerlerdir. Özellikle üniversite giriş sınavının çok sınırlı konuyla(bu yıl matematik konularının %33 ü) yapılması liseleri de işlevsiz kılmaktadır. İyi yetiştirilmiş sekizinci sınıf öğrencisinin 20 –25 matematik sorusu çözebildiği bir sınavla üniversitelere nitelikli öğrenci akışı engellemektir. Hem sağlıklı ay rıştırmanın yapılamaması hem de meslek seçiminde alan engeli, varolan çarpıklığı artırmaktadır. Bu sistemde matematiksel düşünme gücüne sahip olmayan biri, rahatlıkla mühendis, mimar, vs olabilir. Eskiden liseyi bitiren bir öğrenci üniversiteye en az %50 daha donanımlı girerken şimdi bunun tam tersi olmuştur. Bütün üniversite yönetimleri bunu bildikleri halde, YÖK’ ün gazabından korktuklarından sessiz kalmaktadırlar.
Bu çarpık ve çağın gerisinde kalan eğitim sistemi yüzünden her yıl onlarca genç öz hayatına kıymakta ve sokaklar işsiz üniversite mezunlarıyla dolmaktadır. Gençlerin ruhsal yapıları bozulmakta , temel fizyolojik gereksinimler karşılanamadığı, üretimden kopartılarak tüketici konuma düşürüldükleri için yaşam anlamını biraz daha yitirmekte, sevgi ve bağlılık yerini sevgisizliğe ve yüzeyselliğe bırakmaktadır. Kısaca gençlerimiz eğitilmeyi beklerken delirtilmektedir.
Cemal Çağlı - Eğitimci
BEN BU YAZIYI ÇOK BEĞENDİM BAKALIM SİZLER NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Niyet ne olursa olsun sonucu belirleyen tutum ve davranıştır.Tutum ve davranışı ise amaç belirler. Peki amacı ne belirler? Amacı toplumdaki siyasal ve ekonomik yaşam belirler. bu ne demektir? İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür ve insan nasıl düşünürse, düşüncesine uygun davranmaya eğilim gösterir.
Eğitim dünyanın en güçlü silahıdır. İnsanlaştırmak da insandışılaştırmak da eğitim eliyle olasıdır. Zeki bir insanı aptallaştırılabilir ya da aptalca davranışları benimseyen birini akılcı davranışlara yönlendirebilirsiniz. Eğitim eliyle duygularımızı denetleyebilir ve dolayısıyla davranışlarımızı da değiştirebiliriz. Duygularımız inançlarımız tarafından belirlendiği için, eğitim eliyle inançlarımızı da değiştirebiliriz. İnançlarımız bize yüklenen programlar tarafından oluşturulduğu için, eğitim eliyle programlarımızı da değiştirilebiliriz. Kısaca bir insanın düşünme potansiyeli ile doğru düşünme eylemi farklıdır ve bu farkı nasıl ve niçin eğitildiğimiz belirler.
Eğitimin amacı düşünen yaratıcı insanı yaratmaksa öncelikle bireyi özgürleştirmekle işe başlanır. Bunun için toplumsal bir varlık olan insanın öncelikle bir birey olduğu kabul edilerek, bireyin fark etme, reddetme, onaylama gibi temel insani haklarına saygı duyulur. Okul tek tip insanın yaratıldığı, kısaca kalıplara döküldüğü kurumlar olmayıp öğrencinin duygusal, zihinsel, kültürel gelişim düzeyine uygun bilgilerin verildiği; öğrencinin anlama, yorumlama ve uygulama koşullarına uygun zeminlerin, olanakların sunulduğu yerlerdir. Böyle bir eğitim, öğrenci merkezli eğitimdir. Eğitim ve öğretimin amacı, yöntemi ve kapsamı değişen ve gelişen dünya koşullarına uygundur ve bütün bunlar öğrenciye rağmen belirlenmez çünkü öğrenci sadece belirlenen değil, aynı zamanda belirleyendir.
Öğrenci merkezli eğitimde başarı nesnel olmayıp özneldir ve not öğretmenin elinde öğrenciye karşı kullanılan bir silah değildir. Hem merkezi bir sınav yapıp hem de orta öğretim başarı puanının bu sınava etki ettirmek olası değildir. Çünkü okulun görevi öğrenciye üniversitede kullanacağı temel kavramları kavratmaktır. Öte yandan eğitimin yönetimi merkezi olmayıp bölgesel ve yereldir. Coğrafi özellikler ve iklim koşulları eğitim ve öğretimin başlangıç ve bitiş tarihini etkiler, bizde olduğu gibi üniversiteler tatile girmişken ilk ve orta öğretim devam etmez. İlk ve orta öğretim 14 Haziranda tamamlanmış, buna karşın Anadolu ve Fen Liseleri sınavı 9 Haziranda, ÖSS ise 16 Haziranda, yani okulların kapanmasından iki gün sonra yapılmıştır!
Amaç düşünen değil de robot insanı yaratmaksa o zaman her şey değişir ve ülkemizdeki traji-komik durumla karşılaşırız.Okullar tam bir kışladır ve öğretmenler birer komutandır; bilgi amaçtır ve not her şeydir. Başarı ve başarısızlık öznel olmayıp nesneldir ve başarıyı ölçen tek ölçek rakamlardır. Yedi yaşındaki bir çocukla 18 yaşındaki bir genç aynı koşullarda eğitilmektedir. Somut işlemler dönemindeki körpe beyinlere soyut problemler yüklenir ve daha işin başında çocuğun düşünme ve yorumlama fonksiyonu işlevsiz kılınır. Öyle ki yaş ilerledikçe algılamada , algıladığını uygulamada, olaylar arasında bağlantı kurmada , bilgiler arasında transfer yapmada düşüşler gerçekleşir. Çocuk okula adım attıktan sonra ailesiyle olan iletişim kopukluğu artış gösterir ve öz disiplin yerini dış disipline bırakır. Yasaklar ve kurallar ilk yıldan itibaren okulu çekilmez kılar, ilk psikolojik karın ve baş ağrıları aynı döneme denk düşer. Yine aynı dönemde “Ne mutlu Türküm diyene” demek zorunda bırakılan milyonlarca çocuğun Türkiyeli olma sevinci kesintiye uğrar ve şoven bir düşüncenin dolaylı saldırısıyla karşı karşıya kalır. Ana dilini kullanamayan çocukların belleğinde onarılması ve açıklanması zor yarılmalar oluşur.
Farklı okul türlerinin olması, beşinci sınıftan başlayarak çocuğun okul – dershane - özel kurs arasında sıkışıp kalmasına neden olur. Dolayısıyla ruhsal yapısının bozulması ve duygusal hayatının kesintiye uğraması bu dönemde başlar. Ergenlik dönemi öncesi ve sonrası sorunlar okul içinde çözüme kavuşturulma yerine okul dışına taşar ve öğrenci en önemli sorunlarını öğretmenleriyle paylaşamaz. Cinsel dürtüleri ve istemleri bastırma yöntemiyle negatif enerji çokluğu ortaya çıkar ve ilk saldırganlıklar başlar. Özellikle orta öğretim, yıkıcı ve yakıcı etkileri açısından 7,8 şiddetindeki bir depreme eşdeğerde sarsıntılara neden olur. Zorlanımlı ve saplantılı bir kişiliğin içselleşmesi sağlanır. Her yıl liseyi birincilikle bitiren öğrencilerin yaklaşık üçte biri hiçbir üniversiteye giremeyerek tam bir şok yaşar. Bu anlamda orta öğretim başarı puanının sınava katkısı tam bir felakettir. Özel okulların çoğu özel statüleri olmayıp paralı okullar durumundadır ve notların en fazla öznellik taşıdığı yerlerdir. Özellikle üniversite giriş sınavının çok sınırlı konuyla(bu yıl matematik konularının %33 ü) yapılması liseleri de işlevsiz kılmaktadır. İyi yetiştirilmiş sekizinci sınıf öğrencisinin 20 –25 matematik sorusu çözebildiği bir sınavla üniversitelere nitelikli öğrenci akışı engellemektir. Hem sağlıklı ay rıştırmanın yapılamaması hem de meslek seçiminde alan engeli, varolan çarpıklığı artırmaktadır. Bu sistemde matematiksel düşünme gücüne sahip olmayan biri, rahatlıkla mühendis, mimar, vs olabilir. Eskiden liseyi bitiren bir öğrenci üniversiteye en az %50 daha donanımlı girerken şimdi bunun tam tersi olmuştur. Bütün üniversite yönetimleri bunu bildikleri halde, YÖK’ ün gazabından korktuklarından sessiz kalmaktadırlar.
Bu çarpık ve çağın gerisinde kalan eğitim sistemi yüzünden her yıl onlarca genç öz hayatına kıymakta ve sokaklar işsiz üniversite mezunlarıyla dolmaktadır. Gençlerin ruhsal yapıları bozulmakta , temel fizyolojik gereksinimler karşılanamadığı, üretimden kopartılarak tüketici konuma düşürüldükleri için yaşam anlamını biraz daha yitirmekte, sevgi ve bağlılık yerini sevgisizliğe ve yüzeyselliğe bırakmaktadır. Kısaca gençlerimiz eğitilmeyi beklerken delirtilmektedir.
Cemal Çağlı - Eğitimci
BEN BU YAZIYI ÇOK BEĞENDİM BAKALIM SİZLER NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?