Orijinalini görmek için tıklayınız : Haci Bektas Veli
Haci Bektas Veli´ye ait sözler
Her ne ararsan kendinde ara
İncinsen de incitme
Eline, diline, beline sahip ol
Bir olalım, iri olalım, diri olalım
Gönül ek, gönül biçersin
Kadınları okutunuz
Benim kabem insandır
En yüce servet bilimdir
Doğruluk dost kapısıdır
Göze nur gönülden gelir
En büyük keramet çalışmaktır
Okunacak en büyük kitap insandır
Bilim beşikte başlar, mezarda biter
Nefsine ağır geleni başkasına yapma
Hiçbir milleti ve insanı ayıplayamayız
Çalışmadan geçinenler bizden değildir
Dili, dini, rengi, ne olursa olsun, iyiler iyidir
Kendini temizleyen başkasını temizleyemez
Bazi bilgiler Haci Bektasi veli ozerine :
HACI BEKTAŞ KİMDİR ?
Günümüz dünyasında insanlar ve fikirleri çok yoğun teorik baskılar altında olduğu için
İnsanlar fikirlerini netleştirmekte sorun yaşamaktadır.Kavramların ve isimlerin hemen tamamı doğrularla yanlışların iç içe girdiği bir süreçte rahatlıkla tanımlanamaz ve ifade edilemez duruma getirilmiştir.Örneğin bir demokrasi tanımından sosyal demokrasi,liberal demokrasi,burjuva demokrasisi ya da sosyalist demokrasi şeklinde yorumlar çıkabilmekte gerek islam ya da gerek islamın herhangi bir konusu birçok kişi tarafından değişik ifadelerle,tanımlarla sunulabilmektedir.Yine mesela Hacı Bektaş;söz konusu olduğunda da bir çok değişik algılama ortaya atılmaktadır.
Bu fikri karmaşa nedeniyle de insanlar fikirsel olarak netleşememekte ve gideceği hedefe doğru ilerleyemez hale getirilmektedir.Artık kavramları ve isimleri ifade ederken ya da tanımlarken sıfatlardan ve uzun uzun yorumlardan yola çıkmak zorunda kalınmaktadır.
Söz gelimi ‘Ben Aleviyim’ dedikten sonra birçok değişik Alevilik yorumu olduğu ve konu kendi temelinden uzaklaştırıldığı için cümlenin başına ya da sonuna Ehli Beyt’ciyim,Oniki İmamcıyım ya da Caferiyim gibi sıfat ve tamlamalar eklemek zorunluluğu doğmaktadır.
Bu nedenle ülkemizde İslamın ve islami isimlerin ve kavramların ciddi bir şekilde yeniden ele alınması ve tanımlanması,çerçevesinin açık ve net biçimde ortaya konulması gerekmektedir.Bu sorunun çözümünde alimler ve aydınlar öncelikli sorumludurlar,alim ve aydının ya da her iki özelliği üzerinde taşıyan kişilerin bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi titiz olması düşüncelerini net bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir.Aksi taktirde avam ya da halk içinden çıkamayacağı sorunlarla boğuşacak ve belki de doğru yönü hiç bulamayacaktır.
Bu anlamda günümüz sürecinde Hacı Bektaş ismi etrafında yaşanan fikirsel karmaşayı çözmek öncelikli sorunlardan birisi haline de gelmiştir.
Fikirler kişilerin isimleri üzerine inşaa edildiği için kişilerin tanınması ve o kişilerin tarihteki gerçek yerlerine oturtulması önemlidir.
İşte bu çerçevede Hacı Bektaş kimliğinin aydınlatılması amacıyla bu yazıyı kaleme aldım.Onun ne yediği,ne içtiği yada evlenip evlenmediği yada kaç yılında doğduğu türünden sorunları öncelikli sorun saymadığım için bu yazımda Hacı Bektaş’ın SOYU ve YOLU ile ilgili olarak yaptığım tesbitleri öncelikli olarak delilleriyle birlikte sunuyorum.
SOYU.....
Genel bilgi olarak Osmanlı döneminde bazı bölgelerde seyyitlerin tesbiti için SADAT NİKABETİ denilen kuruluşlar kurulmuş ve başlarına NAKİB’UL EŞRAF denilen kişiler atanarak; iki şahit getiren bir çok kişiye Seyyit olduğuna dair SİYADET BERATI denilen belgeler verilmişti.Bu belgeyi alanların çoğaldığı fark edildiğinde kurumun faaliyetleri durduruluyordu.Seyyitlerin tesbiti konusunda osmanlı son derece ciddiyetsizce ve çelişkili hareket etmiş ve Kur’ansal bir kurumu ve içeriğini sulandırmış ve kendi zemininden uzaklaştırmıştır.Bu anlamda tutulan SECEREYİ TAYYİBE defterleri de doğal olarak güvenilirlikten uzaktı.
Hacı Bektaş’tan bahseden 13 ve 14.yüzyıla ilişkin vakfiyeler ve bazı el yazmaları ondan bahsederken HACI BEKTAŞ EL HORASANİ tanımını kullanmaktadır.Hatta Hacı Bektaş’a ait olduğu genel kabul gören MAKALAT nüshalarında sunuş kısmında :’SULTAN HACI BEKTAŞ EL HORASANİ RAHMETULLAHİ ALEYH BÖYLE BEYAN KILARIMKİ’ denilmekte ve Seyyitlik iddiası bulunmamaktadır.Yine bazılarının Hacı Bektaş’a ait olduğunu kabul ettiği ŞERHİ BESMELE isimli eserde de ‘KİTAB-E TEFSİR-E BESMELE MAKALAT HACI BEKTAŞ RAHMETULLAH’diye sunulmakta ve seyyitlik iddiası bulunmamaktadır.
Hacı Bektaş’ın Seyyitliğine ilişkin anadoludaki ilk kaynak 1481-1501 yılları arasında Osmanlı padişahı 2.Bayezid’in emriyle sarayda Firdevsi Tavil tarafından hazırlanan HACI BEKTAŞ VİLAYETNAMESİDİR.Bu eser halka Hacı Bektaş’ı VELİ,SEYYİT ve KAREMAT SAHİBİ olarak tanıtmak amacıyla onun ölümünden yaklaşık 300 yıl sonra yazdırılmış masalımsı huviyette ve hiçbir kaynak vermeksizin hazırlanmış bir eserdir.
Nitekim bu eserden sonra Hacı Bektaş anadoluda SEYYİTveVELİ olarak tanınmış,2.Bayezid’de VELİ olarak kabul görmüştür.Vilayetname yazarı Hacı Bektaş’ı 3 isimle İmam Musa Kazım’a bağlayarak Seyyit ilan etmiştir.Ancak buradaki naklin matematik hesabıyla doğru kabul edilmesi mümkün değildir.Bunu fark eden kimliği belirsiz biriside bazı Vilayetname nüshalarının bu bölümünün kenarına fazladan isimler ekleyerek 10 isim yazıp aradaki zaman farkını kapatmak istemiştir.
Ancak ne var ki gerek bu 3 ismin ve gerekse orijinal el yazmalarına zaman farkını kaldırmak için sonradan eklenen 10 ismin uydurma olduğunu ilk olarak Rahmetli Gölpınarlı tesbit etmiş ve Hacı Bektaş Vilayetnamesinin tercümesini yaptığı kitabında bu isimlerin ve iddiaların ‘Dönemin geleneklerinin zorlamasından kaynaklanan’ uydurmalar olduğunu belirtmiştir.(1)
Anadoluda yazılan hemen tüm kaynaklar bu bahsettiğim Hacı Bektaş Vilayetnamesinden hareketle yazılmış olup buradaki iddiaları tekrardan öte gitmezler.Dolayısıyla da temel kaynak kabul edilen Hacı Bektaş Vilayetnamesi masalımsı ve çelişkilerle dolu olup hiçbir doğru kaynağa da dayanmadığı için üzerine bina edilen tüm fikirlerde en baştan beri dayanaksız,temelsiz bulunmaktadır.
Anadolu dışındaki kaynaklarda ise ilk olarak Abd er Rahman b.abd el Muhsin el VASITİ’NİN eseri olan ‘TİRYAKU’L MUHİBBİN’ de sadece bir cümleyle :’HORASANLI SEYYİD HACI BEKTAŞ ANADOLUYA YERLEŞMİŞ OLUP AHMED EL YESEVİ YOLUYLA EBU BEKİR EL SIDDIKA ULAŞIR’(2) denmektedir.74 sayfalık bu eser 1887 tarihinde Mısır’da basılmış olup 1342 yılında ölen Vasıtinin böyle söylediği iddia edilir.Eser Rufai şeyhinin menkıbelerini anlatma amacıyla yazılmış olup Vilayetnameden farksız bir anlatımla sünni Ahmet Er Rufai’nin kerametlerini! anlatmaktadır.Tamamen Sünni anlayışın övüldüğü ve sünni tarikat ve tasavvufcuların isimlerinin de anıldığı eserde hemen herkes Seyyit diye takdim edilmektedir.
Hiçbir temele dayanmaksızın sünni tüm tarikat şeyhlerinin Seyyit ilan edildiği bu kaynak elbette ciddiye alınamaz.
Bu bahsini ettiğim Hacı Bektaş vilayetname nüshaları yada yazmaları dışında bunlardan esinlenen birçok kaynakta bu iddialar yüzyıllardır sürekli tekrarlanır durur.Öyle ki artık anadolu halkı bu konuda öylesine şartlandırılmıştır ki şifai anlatımlarda Hacı Bektaş’ın seyyitliği ön kabul görmüştür.
saygilarimla
Piro
Sayin Piro,
Alevilik konusunda bugünlerde o kadar cok yorum yapilmaktadir ki;Insan hangisine inanacagini sasiriyor.Zaten bu özellikle yapiliyor.Alevilik kendi amaclari dogrultusunda kullanilmak isteniyor.Bence bosuna ugrasiyorlar.
Bence Aleviligi Alevi kaynaklarindan ögrenmek gerekir,kendi icimizdeki bazi kavram kargasasi yapanlar en sonunda birsey elde edemeyeceklerini anlayinca susmak zorunda kalirlar.
Piro sizinde belirttiginiz gibi aydinlarimiza cok is düsmektedir.
Haci Bektas Veli´nin Velayetname adlı kitabi vefatından sonra bir öğrencisi tarafından yazılan hayatının destansı bir tarzda anlatıldığı bir kitaptır. Hacı Bektaş Veli'nin Horosan'dan kalkıp Hacıbektaş'a kadar devam eden yolculuğu mitollojik olarak bu kitapta anlatılmaktadır.
Sünni yazarlarin Haci Bektas hakkinda ne yazdiklari beni hic ilgilendirmiyor.
Saygilar...
Yasam ve insanliga katkilari
Hacı Bektaş Veli, 1209 yılında Horasan'ın Nişabur kentinde doğmuştur. Babası, İbrahim Sani'dir. Büyük Türk tasavvufçusu Ahmet Yesevi'nin öğrencisi Lokman Parende'den ders alıp yetişmiştir. Hacı Bektaş Veli, Anadolu'ya 1220-1230 yıllarında gelir. O'nun düşünceleri o denli barışçıldır ki halk Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya beyaz bir "güvercin donunda" geldiğine inanılır. O, Anadolu'da bir süre gezdikten sonra şimdiki Hacı Bektaş kasabasına yerleşir. Dergahını kurar ve kapısını tüm insanlığa, ardına kadar açarak düşünceleri ile onları aydınlatmaya çalışır. Hacı Bektaş Veli'nin gerçek hayatı yanında birde mitolojik hayatı vardır. Mitolojik hayatında masal unsuru hakimdir. Erenler, denize halısını veya postunu serer üstüne oturur, karşıya geçer. Sırası gelince şahin olur, güvercin olur, uçar. Gerekirse silkinir, insan olur. Bir anda bir çok yerde olabilir. Sabah Kabe'de, öğlen yemeğinde evine döner. Ateşte, kaynar suda yanmaz. Taşa basar, taşta ayak izleri çıkar. Taşı isterse un gibi ezer, dağı saman çöpü gibi nefesiyle uçurur. Taşlar kerametine tanıklık eder. Hayvanlar keremi ile dile gelir, kayalar yürür. Yırtıcı hayvanlar onun bir bakışıyla ya yok olur ya da taş kesilir. İradesi doğa yasalarının üstündedir. Dileyip de gerçekleştiremediği şey yoktur. Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan yaratır. Onun için yok yoktur; doğuşu bile bir kerametin sonucudur. Ölüm ise onun için uyumak anlamına gelir. Benimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Her ne ararsan kendinde ara. İncinsen de incitme. Eline, diline, beline sahip ol. Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Gönül ek, gönül biçersin. Hacı Bektaş Veli
Haci Bektas Veli Anadolu´da
Hacı Bektaş Veli, Türkistan'da Ahmet Yesevi dergahında yetişen örnek öğrencilerden birisidir.
Anadolu hangi ulustan, hangi ırktan, hangi inançtan olursa olsun bütün insanlara, bütün ermişlere, bütün uluslara kapılarını açmış derin sevgi , saygı göstermiş insanların yurdudur. Anadolu, bilinen en eski çağlardan bugüne uzanan bir uygarlıklar zinciridir. Bir kültür mozaiğidir. Anadolu'nun tarihi, Anadolu insanının tarihidir. Anadolu insanı ile Anadolu tarihi bir bütündür. Biri olmadan diğeri düşünülemez. Biri anlaşılmadan, öteki anlaşılamaz, açıklanamaz. Bu bütünlük, bilinen en eski geçmişten günümüze kadar sürüp gelmektedir. Anadolu insanı, başkalarından aldığına kendi özelliklerini de katmış, yoğurmuş yeni bir öz ve biçim vermiştir. Çok tanrılı, tek tanrılı bütün dinler Anadolu'da buluşmuş, karışmış, kaynaşmış yeni bir inanç, yeni bir düşünce olarak tarih sahnesine çıkmıştır. En son tek tanrılı din olan İslamlık bile burada, doğduğu ülkedeki gibi algılanmamış, Anadolu toprağına ekilince farklılaşmış, yeni bir içerik kazanmıştır. Anadolu İslam'ı, kendine has özellikler taşıyan bir içerikle ortaya çıkmıştır. Hacı Bektaş Veli, İslamiyet'i Anadolulaştırmıştır. İslamiyet'i Türkçe konuşturmuştur. Bu oluşum, ortaya Anadolu'nun İslamiyet'i Türkçe konuşturması olan Anadolu Aleviliği doğmuştur. BOLLLUK VE BEREKETİN PİRİ Hacı Bektaş Veli, Suluca Karahöyük'e geldiğinde, Kadıncık Ana ile Karahöyük'ün yanında bugün de su akan derede çamaşır yıkarken karşılaşır. Uzun yollardan gelmiştir. Karnı da çok acıkmıştır. Derede taşlar üstünde çamaşır yıkayan Kadıncık Ana'ya yaklaşır, selam verdikten sonra:"Bacım, karnım acıktı. Hak rızası için bir lokma verir misin?"der. O yıllarda Sulucahöyük'te kuraklık ve yoksulluk vardı. Halk nafakasını zor karşılamaktaydı. Kadıncık Ana, dervişin bu isteğinden sıkıntıya düşmüş, ama içinden de: "Bu dervişin yüzüne karşı yok diyemem", diye içinden söylenerek, yanında oyun oynayan kız çocuğunu çağırıp; "Dervişin dediğini duydun, git bakalım, teknede ekmek varsa al gel!",der. Çocuk, koşa koşa eve gider. Bir bakar ki, kileri, yiyecek konan kapları, sandıklar vs. yiyecekle dolup taşıyor. Daha önce evde nafakasının zor bulunduğunu bilen çocuk, şaşkınlıkla sevinç karışımı bir halde Kadıncık Ana'ya: "Ana doluuu! Ana doluuu!" diye bağıra bağıra koşar. İşte Anadolu adının, bu "Ana doluuu" ifadesinden geldiğine bugün bile inanılır. O, Anadolu'ya insanlığa hizmet için bir görevli olarak gelir. Hacıbektaş'ta açtığı mütevazi dergahında tüm insanlığı kucaklar. Sade bir yaşam sürdürür. Gün olur hayvanları güder, çobanlık yapar. Gün olur dergahında 72 milleti aydınlatır. 13.yüzyıl Anadolu'su bir toplumsal karışıklık dönemini yaşıyordu. O insan sevgisi ve sınırsız hoşgörü anlayışı ile tüm insanları dostluğa, kardeşliğe yöneltmeye çalıştı.
Hacı Bektaş Veli'nin Öğretisi
Hacı Bektaş Veli'nin öğretisi İslam tarihi içindeki Ali Ehlibeyt yanlısı inancın tarihsel yolculuk sonucu Türkistan'a oradan da Anadolu'ya gelip Anadolu toprağında yeni bir sentez oluşturmasıdır. Hacı Bektaş Veli'nin yaşam anlayışı; insan sevgisine, hoşgörüye, kadın- erkek eşitliğine, her tür ayrımcılığa karşı olmaya, çevreye saygılı bir yaşam biçimidir. O'nun ahlak öğretisinin esası kişinin; " Eline, Diline, Beline sahip olma" ilkesidir. Bunların anlamı: Eline Sahip Olmak; İnsanın eli ile kötü iş yapmamasıdır. (Hırsızlık, kaba kuvvet gibi) Diline Sahip Olmak; Dil ile kötü söz söylememek, yalan söylememek, iftira etmemektir. Beline Sahip Olmak; Kendine hakim olmak, kimsenin namusu ve şerefi ile oynamamaktır.
Örnek İnsan : Hacı Bektaş Veli
Hacı Bektaş Veli'nin tüm insanlara örnek olması gereken güzelliktedir.
O, hayatı boyunca kimse ile kavga etmemiştir.
Hiç kimseye kötülük yapmamıştır.
O, hiçbir kimseyi ayıplamamıştır.
Kendi ifadesi ile 72 milleti kardeş kabul etmiştir.
Kadın erkek ayrımı yapmamıştır.
Şan, şöhret, zenginlik peşinde koşmamıştır.
O , barışı, kardeşliği, insan sevgisini inancının esası yapmıştır. Bunu " Benim Kabem İnsandır" diye ifade etmiştir
Hoşgörü ve İnsan Sevgisi
Hacı Bektaş Veli'de insanlığa karşı sınırsız bir sevgi ve hoşgörü vardır.
O kendine düşmanlık besleyenleri bile sevgi ve hoşgörü ile karşılamıştır.
O insanı o denli çok sevmiştir ki insan için; "İnsan Tanrı'nın en yüce görüntüsü ve belirtisidir."düşüncesini savunmuştur. Bu anlayışta olan ulu insan hangi renkten, hangi dinden, hangi dilden, hangi cinsiyetten olursa olsun insan için olumsuz bir şey düşünebilir mi?
İşte onun sınırsız hoşgörüsü bu anlayıştan kaynaklanır.
Hacı Bektaş Veli düşüncesinde, dağlara, taşlara, uçan kuşlara, akan coşkun ırmaklara ifadesi mümkün olmayan bir saygı ve sevgi görülür.
Ulu çınar ağaçları, başı dumanlı dağlar, coşkun suların kaynakları adeta kutsanır.
İnsan ise tapılacak varlıktır. İnancın merkezidir. "Benim Kabem İnsandır."
Birlikte Üretme ve Paylaşma
Hacı Bektaş Veli, yaşamı boyunca hazır yiyici olmamıştır.
O, "Çalışmadan geçinenler bizden değildir" diyerek üretici olmanın önemini vurgulamıştır. O, emeğin önemini kendi yaşamı ile ve bize bıraktığı düşünceleri ile göstermiştir.
En büyük keramet çalışmaktır. Çalışan insan kötülük düşünmez. Mürşitlik, alıcılık değil, vericiliktir. Soframız hak sofrası, Lokmamız rıza lokmasıdır. Hacı Bektaş Veli
Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenleri
Her yıl 16 Ağustos'ta milyonlarca Anadolu Alevi'sinin kalbi Hacıbektaş 'ta atıyor.
Sayıları onbinlerle ifade edilen gönül erenleri küçük şirin Anadolu kasabasına dolup taşıyor.
Onbinlerece insan, büyük düşünür ve gönüller Sultanı Hacı Bektaş Veli'yi anama Törenleri'ne katılıyor.
O'nun sevenleri, O'nun inananları oluk oluk, bu gönül pirine sevgili, saygılı muhabbetlerini ifade etmek için koşuyorlar.
Bu küçük kasaba coşkun bir sevgi seline uğruyor.
Coşkulu kalabalık adeta bir sevgi gölü oluşturuyor.
Anadolu ve yurtdışından Hacıbektaş'a akan yüzbinler ulu insana saygı ve sevgilerini ilettikten sonra cemlere katılıp semah dönüyorlar.
Üç gün, üç gece süren bu sevgi töreni gidenlerle doyumsuz tatlar bırakarak sona eriyor.
www.karacaahmet.com (http://www.karacaahmet.com)
Sayin Piro,
Alevilik konusunda bugünlerde o kadar cok yorum yapilmaktadir ki;Insan hangisine inanacagini sasiriyor.Zaten bu özellikle yapiliyor.Alevilik kendi amaclari dogrultusunda kullanilmak isteniyor.Bence bosuna ugrasiyorlar.
Bence Aleviligi Alevi kaynaklarindan ögrenmek gerekir,kendi icimizdeki bazi kavram kargasasi yapanlar en sonunda birsey elde edemeyeceklerini anlayinca susmak zorunda kalirlar.
Piro sizinde belirttiginiz gibi aydinlarimiza cok is düsmektedir.
Haci Bektas Veli´nin Velayetname adlı kitabi vefatından sonra bir öğrencisi tarafından yazılan hayatının destansı bir tarzda anlatıldığı bir kitaptır. Hacı Bektaş Veli'nin Horosan'dan kalkıp Hacıbektaş'a kadar devam eden yolculuğu mitollojik olarak bu kitapta anlatılmaktadır.
Sünni yazarlarin Haci Bektas hakkinda ne yazdiklari beni hic ilgilendirmiyor.
Saygilar...
Merhaba Ercan Kardesim
simdik Alevilik konusunda yorum yapmak sorun deyil ama insanlar bir konu ortaya atdinda o kunu uzerine kaynaklari olmasi lazim deyilmi okadar alevi siteleri ve dernekleri varki genel anlamada hepsi ayni kaynaklardan kaynaklarini alirlar ilk olarak Kurani kerimden ve tarihden ve yazili kaynaklardan ama bildiyimiz gibi insanlar yorumlari herzaman farkli olur yerterki kaynaklarin yazdiklarini inkar etmemekdir
cunku din dediyimiz inancdir ya inanirsin ya inanmasin ama inandigin zaman tarihde ve kuranda yazlari inkar etmemek lazimdir.
saygilarimla
Piro
Merhaba Ercan Kardesim
simdik Alevilik konusunda yorum yapmak sorun deyil ama insanlar bir konu ortaya atdinda o kunu uzerine kaynaklari olmasi lazim deyilmi okadar alevi siteleri ve dernekleri varki genel anlamada hepsi ayni kaynaklardan kaynaklarini alirlar ilk olarak Kurani kerimden ve tarihden ve yazili kaynaklardan ama bildiyimiz gibi insanlar yorumlari herzaman farkli olur yerterki kaynaklarin yazdiklarini inkar etmemekdir
cunku din dediyimiz inancdir ya inanirsin ya inanmasin ama inandigin zaman tarihde ve kuranda yazlari inkar etmemek lazimdir.
saygilarimla
Piro
Bir insan bir yazi yaziyorsa,o yazilari hep ayni kaynaklardan almasi dogru olmaz.
Cünki bilincli olarak insanlar bir yöne yöneltmek isteniyorsa o bilgiler yanlis olabilir.
Dogrusu, arastirma yapip o bilgilerin yanlis oldugunu kanitlamaktir.
Tarihte ögretilenler maksatli olarak yanlis ögretildiyse o zaman ne yapacagiz?
Dogrusu, arastirma yapip gercekleri ögrenmektir.
Alevilik maksatli olarak yanlis tanitilmissa,dogrusunu ögrenmek hakkimiz degil mi?
Kuran´in bazi ayetlerinin yok edildigi, bazi ayetlerinin degistirildigi söylenir.
Ayni kaynaklara inanirsak bunlarin hepsi yalan.Peki gercegi ögrenmek hakkimiz degil mi?
Kuran´la ilgili konuyu burada tartismak istemiyorum.Bu gibi konularda tartismak istiyorsaniz forumdaki ilgili basliklar altinda konu acip tartisabilirsiniz.
Haci Bektas Veli ile ilgili yazacaklariniz varsa buraya yazabilirsiniz.
Saygilar...
Selamlar....
H.Bektes Veli ile ilgili kaynaklar konusunda yardimci olursaniz sevirim.Aydinlatilmak istedigim bir konuda H.Bektas Veli Anadolu ya neden gelmistir?Ikincisi ise Anadolu ile ilgili gercek sizin anlattiginiz gibi mi?Ve H.Bektas'in Anadoluda aleviligin yayilmasinda ki payi nedir?Osmanliyli iliskisi ve alevi isyanlarina karsi tavrinida anlatirsaniz sevinirim.Saygilarimla...
Selamlar....
H.Bektes Veli ile ilgili kaynaklar konusunda yardimci olursaniz sevirim.Aydinlatilmak istedigim bir konuda H.Bektas Veli Anadolu ya neden gelmistir?Ikincisi ise Anadolu ile ilgili gercek sizin anlattiginiz gibi mi?Ve H.Bektas'in Anadoluda aleviligin yayilmasinda ki payi nedir?Osmanliyli iliskisi ve alevi isyanlarina karsi tavrinida anlatirsaniz sevinirim.Saygilarimla...
Osmanlı yönetimi, Yavuz Sultan selim dönemine kadar Anadolu Alevilerine ve Bektaşilerine hoşgörü ile baktı. Osmanlı sarayının katı bir Sünniliğe yönelmesi, tutuculaşması, Alevi ve Bektaşi düşmanı kesilmesi Yavuz Sultan Selim dönemi ve sonrasinda olmustur.XVI.yüzyil ve sonrasi
Alevi isyanlari da Yavuz Sultan Selim ve sonrasi baslamis
Haci Bektas ise daha önce 1209-1271 yillari arasinda yasamis.
Kitaplari:MAKALAT,FEVAID;SATHIYE
VILAYETNAME daha sonra ögrencisi tarafindan yazilmis.
Haci Bektas hakkinda buraya genis bilgi aktaracagim,umarim size yararli olur.
Saygilar
Erenler Ereni Hacı Bektaş Veli
Hazırlayan:Rıza ZELYUT-1
Yollar gider bizim HACI BEKTAŞ'A
Anadolu... Binlerce yıldır bu toprak parçası Kavimler Kapısı olarak anılıyor. Birçok millet, bu topraklardan gelmiş geçmiş, buraya yerleşmiş, yaşamış, iz bırakmış. Etiler, Frigler, Urartular, Romalılar, Bizanslılar, Türkler... Doğusunda, batısında, kuzeyinde şimdi eriyip gitmiş başka kavimler... Anadolu, milletlerin geçiş köprüsü olmuş. Geçenler buraya izlerini bırakmışlar, giderken de bir şeyler alıp gitmişler. Bu kapıya en son gelen Türkler; dünyanın en uzun yürüyüşünü yapmışlar. Çin sınırlarından kalkıp binlerce kilometre yol almışlar ve doğudan, güneyden bu kavimler kapısını açmışlar. Ve Anadolu toprağını bu açışla bir daha bereketlendirmişler. Öyle ki, boş güğümler yağ bal dolmuş. Türk'ün üretim gücünü anlatan efsaneye göre, Hacı Bektaş Veli'ye son yağını ekmeğe sürüp veren kadın, daha sonra küpün başına gittiğinde yağın taşacak kadar dolu olduğunu görmüş ve anasına, 'Ana dolu!' diye bağırmış. O zamana kadar Rum diyarı diye bilinen bu topraklara da Anadolu denilmiş. Rivayetin gerçeği yansıtmadığını söylemek mümkündür ama Anadolu'yu berekete boğan gücün de Hacı Bektaş Veli ile onun çevresindeki emekçiler olduğu bir gerçektir.
Bugün Hacı Bektaş Veli adını duymayan insan yoktur. Fakat onun kimliğini, yaşadığı dönemi, düşüncelerini, yaptıklarını da çok az insan bilir.
Her yıl, Nevşehir'in Hacıbektaş İlçesi'nde yapılan törenlerle bu ünlü bilge anılır.
Uluslararası nitelikteki bu törenlerin bu sene 39'ncusu düzenleniyor. 16 Ağustos'ta başlayacak bu törenlerde Hacı Bektaş Veli 3 gün boyunca anılacak.
Hacı Bektaş Veli, 13. Yüzyıl'da yaşamış bir düşün ve inanç önderi olarak sivrilmiştir. O, Anadolu'yu Türkleştiren Türkmen gücünün hayatına şekil veren bir halk lideridir. Hacı Bektaş Veli'ye bağlı Türkmenler'e, Bektaşi denilmiştir. Bugün Hacı Bektaş Veli, Anadolu gibi Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Bosna, Arnavutluk, Macaristan, Romanya gibi ülkelerde bile Türkler arasında bilinen, saygıyla anılan bir önderdir.
Etkisinin gücü
Macaristan'daki Gül Baba Tekkesi'den tutunuz da Girit'teki Kandiye Tekkesi'ne kadar, Romanya'daki Saru Saltuk makamından Bulgaristan'daki Otman Baba ve Demir Baba gibi dergahlara kadar pek çok noktada Hacı Bektaş Veli bilinir, anılır.
Arnavutluk'un çoğunluğunun Bektaşi olduğunu belirtmek bile onun etkisinin gücünü göstermeye yeterlidir. Bu yüzden de Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleri artık uluslararası ölçekte yapılmaktadır.
Bu törenlere Asya Türk Cumhuriyetleri ile Rusya'daki özerk Türk Cumhuriyetlerinden de temsilciler katılmaktadırlar. Avrupa'da yaşayan milyonlarca Türk vatandaşları içindeki Alevi nüfusu, her yıl bu törenleri dernek temsilcileri düzeyinde kuvvetli bir heyetle katılmaktadır.
Bu yüzden de 3 gün süren Hacı Bektaş Veli törenleri, Türkiye'nin en geniş çaplı sivil törenidir.
Balkanlar'a geçen yol
16. yüzyıl'a ilişkin Osmanlı belgelerini incelediğimizde kırsal kesimdeki nüfusun çoğunluğunun Alevi-Bektaşi nitelikli olduğu ortaya çıkıyor. Hacı Bektaş Veli, genelde kırsal kesime hitap eden bir düşünür/önder olarak sivrildi. Zamanla onun düşüncesi kentlere de girdi. Kentlerde Bektaşilik adı altında şekillenen bu düşünce, esnaf arasında oldukça yayıldı.
Öte yandan, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda da Hacı Bektaş Veli'nin düşünceleri etkili oldu. Osmanlı Devleti, Türkmen göçebelerine dayanan bir özellik taşıyordu. Bu beyliğin kurucusu Osman Bey, eşitlikçi bir dünya görüşünü temsil ediyordu. Osman Bey'in savaşçılarını, kırsal kesimdeki Alevi düşüncesine yatkın kesimler oluşturuyordu.
Osmanlı Devleti Balkanlar'a geçince Anadolu'daki bu Alevi kimlikli nüfusu da o yana taşıdı. Böylece Balkanlar'ın ele geçirilip İslamlaştırılmasında Alevi-Bektaşi düşüncesinin eşitlikçi, insancıl özünden de yararlandı. Bugün bile Balkan ülkelerindeki Bektaşi/Alevi dergahlarına Hıristiyan halkın saygı duyması, işte bu düşünce genişliğinden kaynaklanmaktadır.
Hacı Bektaş Veli'nin mekanı ve makamı olarak bilinen Hacıbektaş İlçesi, bugün Nevşehir'e bağlı bulunuyor. Kırşehir ile Nevşehir arasındaki bu ilçe, ünlü Kapadokya havzasında yer alır. Bölge, Orta Anadolu'nun ilginç alanlarından birisidir. Buralar Roma ve Bizans uygarlığının çok kuvvetli eserlerini de barındırmaktadır. Ünlü peribacalarının, kaya kiliselerinin, yeraltı şehirlerinin bulunduğu bir bölgede yer alır Hacıbektaş.
Bu ilçe, coğrafi olarak da tüm Orta Anadolu'ya hakim olan bir noktada bulunur. Bu yüzden Hacı Bektaş Veli, çok yukarıdan Anadolu'ya bakmak ve her yeri gözlemek için burasını özellikle seçmiştir.
Hacıbektaş'a gitmek için çeşitli yollar kullanılabilir.
Kuzey'den gelecekler Ankara, Kırıkkale, hatta Yozgat hattını kullanabilirler.
Batı'dan gelecekler, Ankara-Kırşehir, Ankara-Nevşehir, Güney'den gelecekler için Aksaray ve Kayseri hatları kullanılabilir. Doğudan gelecekler için de Kayseri ve Yozgat hatları uygun görünmektedir.
Neden Hacıbektaş ilçesi
Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleri, Hacıbektaş İlçesi'nde düzenleniyor. Bunun sebebi, Hacı Bektaş Veli'nin bu ilçede yatıyor olmasıdır. Hacıbektaş İlçesi'nin eski adı Karacahöyük idi. Buraya Sulucakarahöyük de deniliyordu. Karacahöyük, yapılan araştırmalar gösteriyor ki Roma ve Bizans döneminde de yerleşme alanı idi. Türkçe'de höyük veya öyük, yerleşme noktasına verilen adlardan birisidir. Karacahöyük, tarıma ve hayvancılığa uygun bir noktada yer alan havadar bir bölgedir. Hacı Bektaş Veli Anadolu'da değişik bölgelerde çalıştıktan sonra buraya gelerek yerleşmiştir. Alevi-Bektaşi kesiminin Hünkar unvanı ile andığı Hacı Bektaş Veli Karacahöyük'te hayata gözlerini yummuş ve burada toprağa verilmiştir. Onun mezarı çevresinde derhal bir türbe oluşturulmuş ve burası kısa sürede dergaha çevrilerek (halk üniversitesi haline getirilerek) merkez nokta yapılmıştır. Karacahöyük'te, Hacı Bektaş Veli'nin makamına onun soyundan gelen ve Çelebiler denilen çocukları oturmuşlardır. Karacahöyük adı, daha sonra Hacı Bektaş Veli'ye saygı ile Hacıbektaş'a çevrilmiştir. Bugün Hacıbektaş İlçesi, Nevşehir'e bağlıdır ve turizmin hızla geliştiği noktalardan birisidir.
Yeniçerilerin Piri
Osmanlı Devleti, devşirme denilen Hıristiyan çocuklarından oluşturduğu orduyu Hacı Bektaş Veli'nin düşüncelerinden yararlanarak eğitti ve şekillendirdi. Yeniçeri Ordusu denilen bu ordunun başında bulunan ağa da Bektaşi idi. Bu ordu, 1826 yılına kadar Osmanlı Devleti'nin birinci gücü olmuştur.
Yeniçeri ordusu, törenlerde gülbank çeker (dua okur) ve bu gülbankta da Hacı Bektaş Veli'nin adı anılırdı. Duanın sonu şöyleydi: Pirimiz hünkarımız Hacı Bektaş-ı Veli'nin demine devranına hu diyelim hu!
Kısacası, Hacı Bektaş Veli sadece bir düşünür ve din adamı değil, devlete şekil veren siyasal bir kimlik olarak da son derece önemlidir.
Osmanlı Devleti içinde Hacı Bektaş düşüncesinin ağırlığı, Yavuz Sultan Selim zamanına kadar çok üstte idi. Onun döneminde, İran'da devlet kuran Türk padişahı Şah İsmail ile çıkar çatışması başladı.
Anadolu'daki Aleviler'in çoğu tam bir Türkmen önderi olan Şah İsmail'den yana olunca Yavuz Sultan Selim, Aleviler'i sindirme harekatı başlattı ve resmi kayıtlara göre 49 bin Alevi'yi öldürttü.
İşte bu olay devletle Bektaşiler'in arasını açtı. Buna bağlı olarak Hacı Bektaş Veli makamında oturan Kalender Çelebi 1528 yılında devlete karşı Türkmenler'in başına geçip ayaklandı ama sonunda öldürüldü. Bütün buna karşın şehirlerde Bektaşilik esnaf ve sanatçılar arasında yayılmaya başlandı. Gizli gizli cem törenleri düzenlendi. Bu hareketin önderleri de zaman zaman yakalanıp idam edildiler. Bunlardan Hamzaviler pekçok şehit vermiştir. Konu ile ilgili ayrıntıları öğrenmek isteyenler, 'Osmanlı'da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler' adlı kitabımıza bakabilirler.
Bir süre önce kaybettiğimiz Aşık Mahzuni Şerif, bir şiirinde Hacı Bektaş Veli'yi şöyle anlatıyor:
Sensiz bu dünyanın tadı olur mu
Adı güzel Hacı Bektaş Veli dost
Seni sevmeyenler hakkı bilir mi
Adı güzel Hacı Bektaş Veli dost
Elimi bilmezdim eli bildirdin
Yalan söylemeyen dili bildirdin
Harama çözülmez beli bildirdin
Adı güzel Hacı Bektaş Veli dost
Yunus'u yar ettin Tapduk Emre'ye
Kırk yıl dağda gezdi gönül vermeye
Her can layık değil seni sevmeye
Adı güzel Hacı Bektaş Veli dost
Der MAHZUNİ eşiğini bulayım
Yüzlerimi tozlarına dolayım
Kul eyle kapında kurban olayım
Adı güzel Hacı Bektaş Veli dost
Erenler ereni Hacı Bektaş Veli-2
Hazırlayan:Rıza Zelyut
Bilgeler bilgesi Hacı Bektaş
Anadolu'da 'hünkar' denilince O anlaşılır. Yaşamı hakkında açık bilgiler yoktur. Buna karşı
Hacı Bektaş Veli etkileri ve yaptıklarından dolayı tarihi ve ebedi eserlere konu olmuştur
KİMDİR HACI BEKTAŞ VELİ?
'Ölür ise ten ölür Canlar ölesi değil'
Bugün milyonlarca insanın kalbinde ve kafasında yaşayan Hacı Bektaş veli, Alevi toplumu tarafından 'Kutbülarifin,' (Bilgelerin bilgesi) ve Gavsülvasılin (Tanrı'ya ulaşanların en üstünü) nitelemesiyle anılmıştır. Ona, ilim ve din dünyasının padişahı anlamına gelen 'Hünkar' unvanı da uygun bulunmuş ve çok kullanılmıştır. Anadolu'da Hünkar denilince o, anlaşılmıştır.
Halk adamlarının geçmişte, yaşamları yazıya dökülmemiştir. Bu yüzden
Hacı Bektaş Veli'nin yaşamı hakkında açık bilgiler yoktur. Buna karşın, onun etkileri ve yaptıkları yüzünden kendisi tarihi ve edebi eserlere konu olmuştur. İşte o kayıtlardan ve eserlerden yola çıkarak bugün bazı genellemeler yapabilmekteyiz.
Yaşadığı dönem
Hacı Bektaş Veli, 13. Yüzyıl'da yaşamıştır. Bu tarih, eski bir Vilayetname'ye eklenen notta 1209-1271 olarak saptanmıştır. Bu tarihlerin doğruluğunu şu kanıtlar onaylar.
Hacı Bektaş Veli, 1273 tarihinde öldüğü kesin olan Mevlana Celalettin-i Rumi ile çağdaştır. Bu çağdaşlığı, Mevlevi kaynakları ortaya koymaktadır.
Bu iki ulu kişinin arasında güçlü bir bağlantı olduğunu, tarih göstermektedir.
Hacı Bektaş Veli, 1263-1264 tarihlerinde Anadolu'dan Kırım'a geçen Alevi Türkmenler'in başında bulunan Sarı Saltuk'un da mürşididir (Öğretmenidir). Hacı Bektaş'ın, 1282'den sonra ölen Saru Saltuk'dan daha büyük veya onunla yaşdaş olması normal sayılmalıdır.
Hacı Bektaş; Taptuk Emre'nin; Taptuk Emre de Yunus Emre'nin mürşididir. Bugün, Yunus Emre'nin 1320 civarında Hakka yürüdüğünü (öldüğünü) biliyoruz. Yunus Emre'nin manevi gıdasını veren de Hacı Bektaş'tır. Öyleyse, Büyük Pir'in, Yunus Emre'den önce Hakka yürüdüğünü söylemek yanlış olmaz.
Vilayetname'de, Hacı Bektaş'a karşı çıkan ve onun duvarı yürüttüğünü görünce teslim olan Seyyit Mahmud-ı Hayrani de 1267-1268 tarihlerinde ölmüştür. Cacaoğlu Nureddin de yine bu yüzyılda yaşamış olup Hacı Bektaş Veli'nin manevi büyüklüğünü anlatan Vilayetnamede adı geçen önemli kişilerden birisidir.
1275 ile 1343 yılları arasında yaşayan Ebülfarac Vasıti'nin Tiryakül Muhabbin adlı eserinde de adı geçen Hacı Bektaş'ın, 1343'ten önce ölmüş ve oldukça şöhret kazanmış olduğu anlaşılıyor.
En önemli kanıtlardan birisi de; Kırşehir'de bir Mevlevi tekkesi kurmuş olan Şeyh Süleyman bin Hüseyin'in vakfiyyesinde geçen 'fi nahiyetil-Hacı Bektaş kuddise sırruhu...' ibaresidir. 1297 tarihli bu ibareden, Hacı Bektaş'ın bu tarihte artık ölmüş olduğu anlaşılmaktadır. Kuddıse sırruhu ibaresinin, o tarihlerde sağ insanlar için de kullanıldığı görüşü, belli bir kanıta dayanmamaktadır... (Bu bilgi için bak: John Kingsley Birge, Bektaşilik Tarihi, s. 45. Birge'nin naklettiği bir başka bilgi de 1295 tarihli bir vakfiyede yer alıyor. Orada da Hacı Bektaş Veli'den merhum diye söz edilmektedir.).
İsyana katıldı mı?
Türkler Anadolu'yu özellikle göçebe Türkmenler'i kullanarak ele geçirdiler. Bunlar Anadolu'da kadın örgütleri (Bacıyan-ı Rum: Anadolu Bacıları), esnaf örgütleri (Ahiyan-ı Rum: Anadolu ahileri/esnafı), savaşçı kesim (Gaziyan-ı Rum: Anadolu Gazileri/Alperenler) ve gezgin din adamları grubu (Abdalan-ı Rum/Anadolu dervişleri) biçiminde örgütlenmişlerdi.
Bu grupların başında da'baba' denilen din adamları vardı.
Babalar, Türkler'in İslam öncesi dinlerindeki şamanlara (baksılar/oyunlar) benzeyen önderler idiler. Bunlar, yerin, suların, ağaçların ruhları olduğunu kabul eden, insan ruhunun ölümsüzlüğüne inanan önderler idiler. Halkın hem ozanı hem hekimi konumunda çalışırlardı.
İşte bu babalara bağlı Türkmenler 1240 yılında o zamanki Selçuklu Devleti'ne karşı isyan ettiler. Amaçları, adaletsiz davranan sultanı devirmek idi.
Adıyaman dolaylarındaki Baba İshak'ın başlattığı bu hareket, ta Tokat ve Amasya'ya kadar uzandı. Sonunda Selçuklu yönetimi Haçlı askerlerinden Ermeniler'den, Gürcüler'den ve Kürtler'den paralı asker toplayıp Türkmenler'i Kırşehir yakınlarında bozguna uğrattı ve kadın çocuk demeden Türkmenler'i katletti.
Bu isyanın manevi önderi ise Amasya'da oturan Baba İlyas-ı Horasani idi. Bu Baba, Dede Garkın'ın yolunda idi. İsyan sonunda Baba İlyas idam edildi. Tokat'ta onun yolunda olan Ayna Dola (Aynüddevle) Dede de Baba İlyas'a bağlı olduğunu bildirmişti. Bu sözden dönmeyince derisi yüzülerek şehit edilmiştir.
Baba İlyas'ın 60 kadar öğrencisi vardı. Bunlardan birisi de Hacı Bektaş Veli idi.
Karacahöyük'e yerleşti
Gerek Aşıkpaşazade'nin tarihinde, gerekse 14. Yüzyılın ortalarında yazılan 'Menakıbül Kudsiyye'de; Hacı Bektaş'ın Baba İlyas-ı Horasani'nin yolunda, onun ardası olduğu vurgulanır. 1240 yılında öldürülen Baba İlyas'ın ardası olacak birisinin o dönemlerde 25-30 yaşlarında olması gerekir.
Hacı Bektaş Veli hakkında, onun yaşadığı dönemi çok iyi bilen Elvan Çelebi tarafından yazılmış bulunan Menakıbül Kudsiye'de geçen şu beyitler önemlidir:
Bu beyitler o dönemin gerçek bilgisini yansıtıyor. Ve anlaşılıyor ki Hacı Bektaş Veli ve yanındaki yoldaşları 1240 yılında çıkan isyana katılmamışlardır.
Bu kayıtlardan şunu da anlıyoruz ki Osmanlı Devleti'ni kuran Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali de Baba İlyas'ın öğrencilerindendir ve Hacı Bektaş Veli ile akran bilgelerden birisidir. Bu bilgiler gösteriyor ki Hacı Bektaş veli isyan edenlere katılmamıştır. Fakat o, isyana katılmış güçlerden bir bölümünü alıp devletin ulaşıp katledemeyeceği bir noktaya taşımış ve oraya yerleştirmiştir. İşte o nokta da Karacahöyük olmuştur.
Dönemin toplumcuları
Amasya'da oturan Baba İlyas ile onun öğretmeni olan Dede Garkın, Anadolu'daki Türkmenler'i toplumcu bir dünya görüşüne göre şekillendiren öğretinin önderleri idiler. Bunların öğrencileri olan Hacı Bektaş ve Şeyh Edebali de 750 yıl öncesinin toplumcu bilgeleriydiler. Bunları, günümüzdeki sol düşünürlere ve sol liderlere benzetmek mümkündür. Bunlara Barak Baba'yı, Taptuk Emre'yi de eklemek mümkündür.
Bu babalar gerek Hıristiyan milletler arasında gerekse o dönemde Anadolu'yu işgal etmiş olan Moğollar arasında İslam dinini yaymaya çalışıyorlardı.
Fakat bu işi yaparken şeriatçı bir zihniyetle değil de o milletlerin geleneksel dinleri ile İslam dinini uyuşturmaya dikkat ediyorlardı. Bu yüzden Hıristiyanların azizleri Müslümanların evliyalarına dönüştürülüyordu.
Hacı Bektaş Veli ve diğer babaların doğaüstü yaşamlarına eski Hıristiyan azizler için yaratılmış söylencelerden hikayeler eklenmiştir.
Böylece babalar hem Müslümanlar için hem de Hıristiyanlar için kutsal kişiler haline gelmişlerdir.
Örneğin, Orta Anadolu'daki eski Hıristiyan azizi Charalambus'un özellikleri Hacı Bektaş'ta var gösterilerek Hacı Bektaş Veli bölgedeki Hıristiyanlar tarafından da benimsetilmiştir.
Yine aynı babalardan Balkanlara geçen Sarı Saltık Dobruca dolaylarında Aziz Nicolas ile özdeşleştirilmiştir. Bunların hocası sayılan Baba İlyas da Aziz Georges ve Aziz Theodore ile özdeşleştirilmiştir. Böylece Anadolu'dan tutunuz da Balkanlara kadar uzanan büyük bir alanda Müslüman ve Hıristiyan halkın ortak tekkeleri halinde dinsel alanlar yaratılmıştır. Bunlardan birisi de Macaristan'da bugün bile aynı işlevi sürdüren Gül Baba tekkesidir.
Hıristiyan azizlerden başka Tevrat'tan ve Kitabı Mukaddes'ten de bazı hikayeler alınarak bunlar Anadolu'daki Türkmen babalarının yaşamlarında olmuş gibi aktarılmıştır. Örneğin Elişe ve İlya Peygamber'e ilişkin bazı kerametler Hacı Bektaş Veli'ye uyarlanmıştır. Bunların bol örnekleri, Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi'nde bulunmaktadır.
Bu söylenceler ile babalar kutsanıp büyütülmüş ve lider olarak belirginleşmeleri sağlanmıştır. Toplumun alt katmanları da bu dinsel görüntülü toplumcu liderlere bağlanarak tabanda birlik sağlanmıştır.
Erenler ereni Hacı Bektaş Veli
Hazırlayan: Rıza ZELYUT-3
Ziyaret kılavuzu
Hacı Bektaş Veli'yi ziyaret edenlerin, külliye içersinde bulunan kutsal yerleri ve makamları iyi tanıması gerekir. Bu noktaların en önemlileri şunlardır:
Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Dergah)
Hacıbektaş ilçesinin orta yerinde, büyük bir bahçenin çevirdiği, batıdan doğuya doğru uzanan, üç avlu içerisindeki türbeler ve diğer hizmet yapıları, Hacı Bektaş Veli Külliyesi'ni oluşturmaktadır. İlk yapı olan 'Çile Damı' Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında inşa edilmiş, çeşitli zamanlarda yapılan eklentiler ve yenilemelerle Külliye bugünkü şeklini almıştır. Hacı Bektaş Veli'nin türbesi, Orhan Gazi zamanında, 1338 yıllarında, nisbeten basit bir yapı olarak Çile Damı'na eklenmiştir. Türbe bugünkü şekliyle, sekizgen bir zemin üzerinde, Murat (Hüdavendigar) hayatta bulunduğu sırada, Hacı-Bektaş Veli'nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından, 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır. 1485-86 yıllarında 2. Beyazıt tarafından türbenin çevresi tanzim edilmiş ve kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Osmanlı Sultanı 2. Mahmut 1827 yılında, türbeler dışında kalan tüm külliye binalarını yıktırmış, Dergah Avlusu'nun doğu köşesindeki camiyi yaptırmıştır. Külliye, 1869-70 yıllarında Osmanlı hükümdarı Abdülaziz'in gönderdiği mimarlar tarafından, Hacı Bektaş Veli Dergahı postnişini Ali Celalettin Çelebi'nin nezaretinde yeni baştan yapılmış ve türbeler onarılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1958-59 yıllarında tamire muhtaç yerleri onartmış ve 16 Ağustos 1964 yılında Külliye, müze olarak açılmıştır.
1. Avlu: Nadar Avlusu
Külliye'nin birinci avlusuna, son restorasyondan sonra yeniden yapılmış cümle kapısından girilir. Eskiden bu kapıya 'Taç Kapı'da deniliyordu. Tamirden önce kapının dış yüzüne 'Burası aşıkların kabesidir. Eksik gelen tamam olur' anlamında kitabe vardı. Birinci avlu, eskiden beri 'altın avlu' anlamına gelen 'Nadar Avlusu' adı ile anılmıştır. Avlu'nun girişe göre sağ tarafında, Fatma Fikriye Hanım tarafından yaptırılan, motiflerle süslü Üçler Çeşmesi yer alır.
2. Avlu: Dergah Avlusu
Meydan Avlusu da denilen Dergah Avlusu'na piramit üstlüklü Üçler kapısından girilir. Konuklarca Arslanlı Avlu olarak bilinen Dergah Avlusu'nun girişe göre sağ tarafında Arslanlı Çeşme, Aş Evi, Cami, Sol tarafında Mihman Evi, Meydan Evi, Kiler Evi vardır. Avlunun iki, tarafı Selçuki revaklarla çevrilmiştir. Arslanlı Çeşme'nin ilk yapılışı oldukça eskidir. Yusuf Bali Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebi'ye konuk olan Ali Bey oğlu Malkoç Bali Bey, dergaha bergüzar olarak bu çeşmeyi yaptırmıştır.
Üç kapı ve iki koridordan geçildikten sonra Aş Evi'ne girilmektedir. Aş Evi'nde ortadaki ocakta bulunan büyük kazan, Kara Kazan diye anılmaktadır. Aş Evi geçildikten sonra Dergah Camisi'ne varılır. Kısa minaresi ve özel yapısı ile çevredeki binalara uyan sağlam cami, 1827 yılında, Nakşibendi usulü ibadet yapılmak üzere Osmanlı Padişahı 2. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Dergah Avlusu'na girişe göre soldan ilk kapı Mihman Evi'nindir. Aynı sıradaki ikinci kapı Meydan Evi'ne açılmaktadır. Burası yedi kat gökyüzünü temsil eden tavanı ile dikkat çekicidir. Hacı Bektaş Veli'nin arslanla geyiği kucaklayan minyatürünün orijinali ve diğer bazı müze eşyası burada sergilenmektedir. Meydan Evi geçildikten sonra, avlunun sol köşesindeki Kiler Evi'ne gelinir.
Yeniçerilerin gür sesi
1826 yılına kadar Osmanlı Ordusu savaşa gitmeden önce, Yeniçeri ocağından bir müfreze Hacıbektaş'a geliyor, Dergah Avlusu'nda saf tutarak, Hacı Bektaş Veli Evladı'ndan postnişin olan zatın da katılması ile: 'Mü'miniz kalu-beli'den beri... Hakkın Birliğine eyledik ikrar... Bu yolda vermişiz seri... Nebimiz vardır Ahmed-i Muhtar... La Yezal mestaneleriz... Nur-ı ilahide pervaneleriz... Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile... On iki imam Pir-i tarikat cümlesine dedik beli... Üçler, beşler, yediler... Nur-ı Nebi Kerem-i Ali, Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli... Demine devranına Hu diyelim Hu!' diye gülbang çekiyorlar (dua ediyorlar) ve Pir'den himmet istiyorlardı. O tarihlerde yaşayan kişilerden aktarılan bilgilere göre Yeniçeriler'in gür sesi Hacıbektaş'ın her tarafından duyuluyordu.
Çicek bahçesi Hazret Avlusu
Hacı Bektaş Veli dergahında, üst tarafı kubbe ile örtülmüş Altılar Kapısı'ndan girilen Hazret Avlusu bir çiçek bahçesi görünümündedir. Tam karşıda Hacı Bektaş Veli Türbesi ve Kırklar Meydanı girişi, Avlu'nun sağ köşesinde de bal peteği rengindeki yontma taşlarla yapılmış Balım Sultan türbesi vardır. Kırklar meydanına üç kemerli bir eyvandan girilmektedir. Sağ tarafta, tek pencerinden pek az ışık alan Çile Damı (Kızılca Halvet) vardır. Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında mevcut olan tek yapı burasıdır. Tonos kubbeli koridorun sonundaki kapıdan Mürüvvet penceresinin aydınlattığı Kırklar Meydanı'na girilir. Güneş motifli ahşap tavanla örtülmüş Kırklar Meydanı'nda ünlü Kırk Budak, Hz. Ali'nin el yazması olduğu söylenen Kur'an yaprağı, tarihi değeri olan eserler sergilenmektedir. Kırklar Meydanı'nın doğu kısmındaki terasta on Hacı Bektaş evladından iki zatın mezarı bulunmaktadır.
Hacı Bektaş Veli türbesi
Kırklar Meydanı'nda girişe göre sağ tarafta, etrafı mermer kaplama küçük bir kapıdan Hacı Bektaş Veli (1209-1271) türbesine girilmektedir. Mermer kaplamaların işlemeleri arasında üç balık dört güvercin motifi vardır. Gök Eşik diye adlandırılan kapının altında, türbeyi yapan mimar Derviş Sadık'ın mezarının bulunduğu söylenir. Kesin olmayan bazı söylentilere göre de bu mezar Kadıncık Ana'ya aittir. Ortasında yüksekçe bir sanduka bulunan Hacı Bektaş Veli Türbesi, Külli'yenin en önemli yeridir. Türbenin duvar ve pencereleri işlemeli puşidelerle süslenmiştir. Çiçek motifli kubbe aşab piramid şeklindedir.
Hacı Bektaş Veli Külliyesi dışında kalan ziyaret yerleri
Bektaş Çelebi Türbesi
Hacıbektaş Bala mahallesinde klasik kümbet şeklinde yapılmış türbede Hacı Feyzullah Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebi'nin mezarı vardır. (1710-1761) Şiirler'inde Şiri mahlasını kullanan Bektaş Çelebi'nin türbesi 18.yüzyıl sonlarında yapılmıştır. Türbe 1906 yılında Cemalettin Çelebi tarafından restore edilmiştir.
Atkaya
Hacıbektaş Bala mahallesindedir. Menkıbedeki anlatıma göre, Seyyid Mahmut Hayrani'nin arslana binip yılanı kamçı ederek geldiğinin haber verilmesi üzerine, Hacı Bektaş Veli'nin 'O canlıya binmiş, bizse cansıza binelim' diyerek yürüttüğü kaya, Atkaya olarak anılmaktadır.
Çilehane
Hacıbektaş'a yaklaşık 2 Km. uzaklıktadır. Kulunç kayası, ünlü alıç ağacı, Delikli Taş, Zemzem Çeşmesi, Veliyettin Çelebi türbesi buradadır. Hacı Bektaş Veli'nin çile doldurduğu menkıbelerde anlatılan taşdan oyulmuş küçük bir mağaradan adını alan Çilehane, Hacıbektaş'a gelen herkesin görmek istediği bir yerdir.
Balımevi
Hacıbektaş Zir mahallesinde, ünlü Ak Pınar çeşmesinin biraz yukarısında, Kadıncık Ana'nın babası İdris Hoca'ya ait olduğu sanılan üç odalı bir evdir. Elbisesiz kalan Kadıncık Ana'nın sığındığı tandır, bahçe ile çevrili bulunan bu evin içindedir.
Karahöyük
Ankara yönünden gelirken Hacıbektaş'ın girişinde bulunan yığma bir hüyüktür. Menkıbelerde, Hacı Bektaş Veli'nin güvercin donunda buraya konduğu anlatılır. Höyüğün içinde milattan öncesine ait tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Ak Pınar ve Hamur Kaya da buradadır.
Han Bağı
Hacıbektaş'ın güney yönünde 2 Km. uzaklıktadır. Dergaha vakfedilen Han Bağı'nda, bir babanın yönetiminde çalışan dervişler dergahın sebze, üzüm, bal ihtiyacını karşılaşıyorlardı. Han Bağı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satılmıştır.
Hacıbektaş'ın güney yönünde 2 Km
Hacıbektaş'ın güney yönünde 2 Km. uzaklıktadır. Dergaha vakfedilen Han Bağı'nda, bir babanın yönetiminde çalışan dervişler dergahın sebze, üzüm, bal ihtiyacını karşılaşıyorlardı. Han Bağı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satılmıştır.Hacı Bektaş Veli'nin hırkasını yaktığı söylenen ve bu söylentiden adını alan dağ, Hacıbektaş'ın güney yönünde yaklaşık 15 Km. uzaklıktadır.
(Bu bölümdeki bilgiler Çelebi Celaleddin Ulusoy'un Hacı Bektaş Veli Külliyesi ve Diğer Ziyaret Yerleri adlı kitapçığından alınmıştır.)
Erenler ereni Hacı Bektaş Veli
Rıza Zelyut' un kaleminden 4
Türkistan'dan gelen ışık
O'nun menkıbevi hayatı vardır. Bu yaşam, aslında Anadolu'da şekillenen halk yaşamının kökenini, içeriğini de göstermektedir
Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'da yetişen ve 'Babalılar' adı verilen Türkmenler'in önderlerinden olduğu bir gerçektir. Fakat onun bir de menkıbevi hayatı vardır. Bu yaşam, aslında Anadolu'da şekillenen halk yaşamının kökenini, içeriğini de göstermektedir. Hacı Bektaş Vilayetnamesi'nde anlatıldığına göre Hacı Bektaş'ın ataları Horasan'ın Nişabur şehrinde yaşamaktadır. Aile, buraya egemen durumdadır. Dedesi Musa'l Sani, babaannesi Zeynep Hatun'dur.
Bunların bir oğlu olur ve adını İbrahim koyarlar. İbrahim, Nişabur'da Şeyh Ahmed'in kızı Hatem'i görüp aşık olur ve onunla evlenir. İşte Bektaş adı verilen çocuk bu evlilikten dünyaya gelir.
Bektaş, altı aylık olunca kelimeişahadet getirir ve bu şahadetin sonuna 'Aliyyen veliyyullahı' biçiminde Aleviler'e özgü bir cümleyi de ekler.
Lokman girince
Baba İbrahim, oğluna öğretmen olarak Hoca Ahmed Yesevi'nin öğrencilerinden (onun fikrinden giden) Lokman-ı Perende'yi seçer. Lokman, bir gün Bektaş'a ders vermek için odasına girince onun sağında ve solunda iki kişinin oturduğunu, Bektaş'a Kuran öğrettiklerini görür. Lokman girince bu iki zat kaybolur. Lokman bunların kim olduğunu sorunca Bektaş, 'Bunlardan birisi iki cihan güneşi ceddim Muhammed Mustafa, diğeri Tanrı'nın aslanı Ali idi. Birisi bana zahir (dış yüz, şekil) bilgisini, diğeri de batın (iç, öz) bilgisini öğretiyordu' diye cevap verir. Söylenceye göre, Hacı Bektaş Veli, Orta Asya Türkleri'nin ulu önderi Hoca Ahmed Yesevi ile de tanışır ve onun emirlerini yerine getirir. Vilayetnemede anlatılır ki: Hoca Ahmed Yesevi, Horasan illlerinde vali iken putperest Bedehşan halkı buraya saldırır ve yağmalar. Ahmed Yesevi bunlara karşı Kutbeddin Haydar'ı gönderirse de kafirler onu esir alırlar. Böylece Ahmed Yesevi Allah'a yalvarıp yardım ister. Tanrı'nın ilhamıyla Hacı Bektaş, Hoca Ahmed Yesevi'nin yanına Türkistan'a gider ve eşiğine yüz sürer. Sonra, şahin şekline girip uçar, Bedehşan iline varıp Haydar'ı kurtarır. Mağarada ibadet ederken kafirler saldırınca Allah'a dua eder ve bir ejderha gelerek onu saldırganlardan korur.
Hünkar'a selam
Pir Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş'a der ki: 'Bilesin ki artık sen kutupların kutbusun. Kırk yıl hüküm süreceksin. Var git, seni Rum'a (Anadolu'ya) saldık. Hacı Bektaş Veli, Anadolu'ya gelirken yolda çeşitli kerametler gösterir. Kendisine saldıran iki arslan, taş kesilir. Sudaki balıklar baş çıkartıp Hünkar'a selam verirler.
Doğu Anadolu'dan Irak'a giden Hacı Bektaş Necef'te Hazreti Ali'nin kabrini ziyaret edip kırk gün dua eder. Buradan yola çıkıp Kabe'ye vardı ve daha sonra da Medine'yi ziyaret edip Ehlibeyt'in kabirlerini ziyaret eyledi ve dua etti. Sonra Halep ve Elbistan üzerinden Anadolu'ya girdi ve Kayseri'ye doğru yola çıktı.
Bu sırada Anadolu'daki erenler, Türkistan'dan yeni bir eren geldiğini anlayıp onu engellemek istediler ama başaramadılar.
Hacı Bektaş, Kayseri üzerinden Kırşehir dolaylarına gider. Gittiği yerlerde kerameti ile insanları etkiler. Küpler yağ dolar, fırınlardan koca somunlar çıkar; ardıç ağaçları onu saklar, korur. Böylece Karahöyük'e ulaşır. Oranın sahibi ise Çepni boyundan Yunus Mukri'dir. Hacı Bektaş Veli, Karahöyük'e gelince, Yunus Mukri'nin gelini Kadıncık ana ona ekmek-yağ verir. Hacı Bektaş Veli, 'Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin!' diye dua eder. Ve yağ tulumu, Hünkar'ın kerametiyle dolar.
Kılıcın keskin olsun
Karahöyük'te yerleşen Hünkar Hacı Bektaş, burada kerameti ile insanları kendisine bağlar. Bölgenin beyi Nurettin caca (Hoca) ona zulmetmek isteyince başı belaya girer ve zindana atılır.
Beştaşları konuşturan, kayayı hamur gibi yoğuran Hünkar'ın çevresinde bir yığılma meydana gelir. O, kendisine 360 halife (vekil) yetiştirir ve Anadolu'ya bunları göndererek düşüncelerini hayata geçirir.
Bunlardan birçoğu Hıristiyanların içlerine giderler ve İslam adına çalışırlar. Karadonlu Can Baba ve Huy Ata gibi başka halifeler ise Şamanist Moğolları Müslüman yapmak için çalışırlar.
Rivayete göre, Osmanlı Devleti'ni kuran Osman Bey de Hacı Bektaş Veli'yi ziyaret etmiş ve Hünkar ona külah giydirip kutsal emanetleri vermiş, 'Kılıcın keskin olsun, kimsenin kılıcı seni kesmesin.
Gün doğusundan gün batısına kadar çerağın yansın! Önünden sonun gür olsun!' diyerek kutsamıştır.
Ahmed Yesevi yolu
Ahmed Yesevi, Türkistan'ın Yesi kentinde yaşamış olarak büyük Türk bilgelerinden birisidir. Ahmet Yesevi, önce Yesi'deki Arslan Baba'dan daha sonra da Şeyh Yusuf Hemedani'den ders almış ve 1166 yılında Hakka yürümüştür. Onun, Anadolu'daki Aleviler'in cem törenleri gibi kadınlı erkekli törenler düzenlediği, şamanist öğeleri İslama eklediği biliniyor. Türk fikrini yaymak için dünyanın değişik yerlerine öğrencisini gönderen Ahmed Yesevi'nin Hacı Bektaş Veli'nin de öğretmeni olduğu menakıp kitaplarında dile getirilir. Gerçi Hacı Bektaş Veli ile Ahmed Yesevi arasında ortalama yüz yıllık bir zaman farkı vardır ama burada sözü edilen öğretmenlik, manevi öğretmenliktir. Fikrin temelinin Ahmed Yesevi'ye dayanmış olması vurgulanmaktadır. Arada Lokman-ı Perende vardır. Günümüzde bazı din adamları ve ilahiyatçı yazarlar, Hacı Bektaş Veli'nin, Ahmed Yesevi dervişi olduğundan yola çıkarak Hacı Bektaş Veli'nin Sünni olduğunu iddia ederler. Bunu da Ahmed Yesevi adına görülen hikmet tarzı şiirlere dayandırırlar. Ahmed Yesevi'yi Sünni bir Nakşibendi gibi gösteren bu şiirler, Nakşibendiler tarafından çok daha sonra yazılmıştır. Bu nedenle, sonradan değiştirilen metinlere bakarak Yeseviliği koyu Sünnilik olarak göstermek de doğru değildir. Ahmed Yesevi'nin Sünniliği iddiası, Prof. Mehmet Fuat Köprülü'nün, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı kitabındaki görüşlere dayanır. 1918 yılında, 28 yaşında bir genç iken yazdığı kitaptaki bu konudaki görşülerinin yanlışlığını Prof. Köprülü daha sonra kendisi ortaya koymuştur. Prof. Köprülü, V. Barthold'un 'İslam Medeniyeti Tarihi'ne yazdığı izahlarda Yeseviliğin Sünni ve Nakşibendi nitelikli gösterilmesinin bir yanlışlık olduğunu geniş biçimde açıklamaktadır.
Evlendi mi?
Hacı Bektaş Veli'den sonra, onun fikrini benimseyenlere Bektaşi denildi. Bektaşilik kırsal alanda geliştikten sonra kentlere girdi. Özellikle kentlerdeki esnaf arasında Bektaşilik oldukça yaygınlaştı. Böylece, kırsaldan daha farklı bir biçimde, kendisini gizleyen bir kent Bektaşiliği oluştu. Kent Bektaşiliğinde mürşit (aydınlatıcı din önderi) makamına, liyakatı uygun olan babalar oturmaya başladı ve bunlara da dedebaba denildi. Dedebabacı gelenek, Hacı Bektaş Veli'nin evlenmediğini iddia etmektedir. Kırsal alanda Hacıbektaş merkezli Bektaşilik ise Hacı Bektaş Veli'nin Kadıncık Ana ile evlendiğini, bundan doğan çocuklarının da Hacıbektaş'ta 'Karahöyük beldesinde) dergahın postunda oturduğunu, bu durumun günümüze kadar devam ettiğini söylemektedir. Bugün Hacıbektaş'taki Çelebiler bu soydan gelmektedirler. Bunlar Anadolu Alevileri tarafından da böyle kabul edilirler. Seyyid sayılan bu dedelerin Hacıbektaş'ta yaşadıkları Osmanlı belgelerinde yer almaktadır. Buna karşın, Hacı Bektaş Dergahı'nda liderlik mücadelesi, Hacı Bektaş Veli'nin evlenmediği gibi bir iddiayı da gündeme sokmuştur. Alevi geleneğinde mücerretlik (evlenmemek) yoktur. Bazı dervişlerin mücerret olması Hacı Bektaş Veli'nin evlenmediğini göstermez. Bu mücerretlik, Hıristiyanlık'tan bektaşiliğin kent koluna sızmışsa da fazla bir yandaş bulamamıştır. Kent Bektaşilerinin liderleri dedebabalar da evlenmişlerdir ve eşlerine de anabacı denilmiştir. Anabacılar da dedebabalar kadar önemli sayılmaktadırlar.
Anadolu'ya gelmesi
Hünkar Hacı Bektaş Veli, Horasan'dan Rum ülkesini (Anadolu'yu) aydınlatma için gönderildi. Hünkar, Rum ülkesine yaklaşınca mana aleminden, Rum erenlerine, 'Essalamü aleyküm Rum'daki erenler ve kardeşler' diye selam verdi. Bu sırada Rum ülkesinde, elli yedi bin Rum ereni, sohbette, meclisteydi. Rum'un gözcüsü de Karaca Ahmed'di. Hünkar'ın (Hacı Bektaş Veli'nin) selam verdiği, Fatıma Bacı'ya malum oldu. Bu kadın, Sivrihisar'da, Seyyid Nureddin'in kızıydı, henüz evlenmemişti, Meclisteki erenlere yemek pişirmedeydi. Karaca Ahmed de Seyyid Nureddin'in müridiydi. Fatıma Bacı, ayağa kalkıp Hünkar'ın bulunduğu tarafa döndü, elini göğsüne koydu, üç kere 'Aleykümesselam' dedi, yerine oturdu. Meclistekiler, bu hali görünce, 'Kimin selamını aldın' dediler. Fatıma Bacı, 'Rum ülkesine bir er geliyor, siz erenlere selam verdi, onun selamını alıyoruz' dedi.Erenler dediler ki: 'O, Rum ülkesine (Anadolu'ya) gelirse ülkeyi alır, halkı kendisine muhib eder, artık Rum'da bize oyun kalmaz. Bir şey yapalım da Rum ülkesine sokmayalım.' Bazısı 'Kanat kanata gerelim, arş altında Sidre'ye dek yolu keselim, Rum'a grimesin' dedi. Hepsi bu tedbiri uygun buldu, vilayet kanatlarını birbirine çatılar, yol bağladılar. Hacı Bektaş Veli, Rum sınırına varınca yolun bağlanmış olduğunu gördü, 'Bismillah ve billah' dedi, vilayetle bir sıçradı, ulu arşın tavanına yetişti. Melekler, elifi tac ille karşıladılar. 'Merhaba, safa geldin ey Peygamberlerin evladı Hacı Bektaş Veli' dediler. Hünkar, ordan bir güvercin şekline girdi, uçarak doğruca Sulucakaraöyük'e indi, bir taşın üstüne kondu. Mübarek ayakları, hamura gömülür gibi taşa gömüldü.
Rum erenlerine bir heybettir düştü, o erin ülkeye girdiğini anladılar, 'Yolunu bağlayamadık' dediler. Karaca Ahmed'e, 'Sen, Rum ülkesinin gözcüsünün, bir bak bakalım ülkeye girmiş mi?' dediler. Karaca Ahmed, bir müddet murakabeye vardı, sonra başını kaldırdı, 'Rum ülkesini baştan başa gözden geçirdim, her mahluk, eşiyle oturmada; yalnız Sulucakarahöyük'de güvercin şekline girmiş bir er var, yalnız oturuyor; onu görünce içime bir dehşet düştü; olsa olsa odur' dedi. Rum erenleri dediler ki: 'Birisi doğan şekline girse de gidip onu avlasaydı.' İçlerinde, Bayezid Sultan'ın halifelerinden Hacı Doğrul adında birisi vardı, Irak'tan, Rum ülkesine gelmişti. Ayağa kalkıp, 'İzninizle, ben gideyim' dedi. Hemen doğan şekline girip uçtu. Gördü ki Sulucakarahöyük'te, bir taş üstünde bir güvercin var. Olanca heybetiyle süzülüp üstüne inerken, Hacı Bektaş silkinip insan şekline girdi, elini uzattı, doğanı tutup öylesine sıktı ki, Hacı Doğrul'un aklı başından gitti. Hünkar elinden bırakınca bir zaman yattı, aklı başına gelince kalktı, gördü ki Hünkar'ın yanında. Hemen ayağa kalkıp peymançeye durdu, özür diledi. Sonra Hünkar'ın eline ayağına düştü, 'Kem bizden, kerem sizden' dedi. Hünkar, 'Ey Doğrul, er, erin üstüne böyle gelmez. Siz, bize zalim kılığında geldiniz, biz size mazlum kılğında; eğer güvercinden daha mazlum bir mahluk bulsaydık onun şeklinde gelirdik' dedi. Hacı Doğrul'un kisvesini tekbir edip başına giydirdi. Hacı Doğrul, 'Hünkarım, bizden ve soyumuzdan ne kadar dişi ve erkek olursa hepsi de size ve size uyanlara nezrimiz olsun' dedi. Hacı Bektaş dedi ki: 'Hacı Doğrul, şimdi dön, geldiğin meclise var, erenlere gördüğünü anlat, onları buraya çağır, hepsine selam söyle, sonra da onlarla beraber tekrar yanımıza gel.' Hacı Doğrul, kalkıp Rum erenlerinin yanına vardı, işi anlattı ve onları davet ettiğini söyledi.
Erenler ereni Hacı Bektaş Veli
Hazırlayan: Rıza ZELYUT-5
En büyük ibadet calısmak
Alevi-Bektaşi ahlak ilkeleri 'diline, beline, aşına, işine, eşine sahip olmak' diye özetlenebilir. Aleviler, kadere bağlanmayı ise reddeder acı Bektaş Veli'nin düşüncesi, Anadolu'da Aleviliğin şekillenmesinde son derece etkili olmuştur. Onun düşüncesinden kaynaklanan bu inanç, yaşam biçimi daha sonra Bektaşilik olarak adlandırılmıştır. Bu düşünce sisteminde:
1- Temel, insandır: Hacı Bektaş düşüncesinde; insanın kalbi Tanrı'nın belirdiği yerdir. İnsanın biçimi de Tanrı'ya benzer. Zaten, insanın ruhu, inanca göre Tanrı'nın doğrudan bir parçasıdır. Bu yüzden de okunacak en yüce kitap insandır... İnsan kutsaldır. Gerek insanın, gerek diğer canlıların kanını akıtmak bu inançta en büyük günahtır. Bu nedenle katiller, Alevi-Bektaşi kesiminde asla bağışlanmazlar.
Bu düşüncede yaratılmışların tümü aynı değerdedir. Büyük küçük, zengin fakir, kadın erkek ayrımı yoktur. Bektaşilik'te, '72 millete bir gözle bakmak' temeldir.
Kadın eşitliği: Alevi- Bektaşi düşüncesinde kadın, erkeğin gerisinde değildir. Onun eşi, eşitidir... Gerek iş içinde, gerek güncel yaşamda kadın erkekle birliktedir.
Ortak yaşam: Hacı Bektaş felsefesinde, dünya işleri, tüm halkın katılımı ile cem törenlerinde çözülür, insanlar, gerçek biçimde, halk tarafından yargılanır, suçlu görülenlere, toplumsal yaptırımlar uygulanır. İbadetin toplumsallaştırılması, cem töreni ile mümkün olmuştur. İbadet Türkçe'dir. Şiir, müzik ve semahla zenginleştirilir.
Bu gerçeği bilmeyenler veya bu kesimlere düşman olanlar, onların bu törenlerini mumsöndü olarak nitelendirmiştir. Bu iftiranın gerçekle ilgisi yoktur. Alevi-Bektaşi inancının özü İslamiyet'tir. Bunun temelinde Allah, Muhammet, Ali inancı ve Ehlibeyt sevgisi bulunur.
Eline, diline, beline; aşına, işine, eşine, sahip olmak: Alevi- Bektaşi ahlak ilkesi, kısaca böyle özetlenmiştir. İnsanın eliyle işlediği kötülükler (hırsızlık ve can yakıp, cana kıymak) diliyle işledikleri (dedikodu, yalan, çekiştirme, kov ve gıybet), beliyle yaptıkları (cinsel suçlar, sarkıntılıklar) yasaklanmıştır. Başkalarının kadınları, bacı (kız kardeş) olarak çağrılır. Bu yolda, her insanın nafakasını kazanması, eşine ve işine sahip olması, avare dolaşmaması temeldir. Alevi-Bektaşilik'te mirasyedicilik insanı küçülten bir davranış olarak şiddetle yerilmiştir. Alevi-Bektaşi düşüncesinde bir lokma, bir hırka felsefesinin yeri yoktur. Çalışmak en büyük ibadettir. Çapanın kerameti en büyük keramet sayılır. Kadere bağlanmak, reddedilir... İnsanın, kendi kaderini kendisinin çizdiğine inanılır.
Muhabbet: Alevi- Bektaşi düşüncesinin temelinde muhabbet vardır.
Hacı Bektaş, 'Bütün tavlalardan kopanlar, bizim tavlamızda eğlensin' diyerek ayrım gözetmeksizin bütün insanları kendi düşüncesine çağırmış, kapılarını herkese açmıştır.
Güzelliğe açık olmak: Alevi-Bektaşi düşüncesinde, şeriatın getirdiği insanı boğan yasaklar kabul edilmemiştir. Kişinin inancı ve vicdanı üzerine konulan baskılara karşı çıkılmıştır. Şiir, müzik, resim, dans, kadın- erkek birlikteliğiyle gerçekleştirilmiştir. Çok güçlü bir sözlü kültür dünyası yaratılmıştır.
Çağdaşlık ve laiklik: Hacı Bektaş Veli'nin görüşlerinden fışkıran ortak bilinç, Alevi toplumunun çağdaş düşüncelere açık olmasını sağlamıştır. Buna bağlı olarak da dinin siyaseti ve hayatı yönlendirmesi Aleviler tarafından kabul edilmemiştir.
----------------------------------------------
Atatürk'e bağlılık
Alevi- Bektaşi kesiminin bu bağımsız görüntüsü, tutuculuktan uzak yaşaması, Osmanlı Devleti zamanında, bu kesimden insanların, dinsizliğe varan biçimde ağır suçlarla suçlanmalarına neden olmuş, katledilmeleri yolunda müftüler, şeyhülislamlar fetvalar vermiştir. Bu nedenle, Osmanlı Devleti'ni tarihin karanlıklarına gömen çağdaş Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu kesimler tarafından çok sevilmiş, Mehdi gibi görülmüştür. Bugün de Hacı Bektaş Veli ile Atatürk aynı kişilik gibi görülmektedir. Bunlar, araya yüzyıllar girmesine karşın bir ruhun, bir bilincin devamı gibi algılanmaktadırlar.
-----------------------------------------------
Ulusal kimlik
Alevi toplumu, İslam inancını, ulusal Türk kimliği içinde eriterek ondan Anadolu'ya özgü yeni, çağdaş, esnek bir kültür üretmiştir.
Bugün Anadolu Alevi- Bektaşi toplumu, Asya'daki Türk toplumunun devamı gibi yaşamaktadır. Türkmenistan'daki kadınlarla Bektaşi bacıları birbirine çok benzer.
Alevi-Bektaşi inancında Asya Türk toplumunun inancından gelen pek çok etki ve öğe vardır. Kırsalda geleneksel olarak yaşatılan bu öğeler sayesinde ulusal kültürümüz korunabilmiş, Türkiye Cumhuriyeti böyle yaratılabilmiştir. Milletimizi millet yapan temel güç, Türk dilinde Hacı Bektaş ve yandaşlarının bu dili çok sıkı biçimde savunmaları ile gelişmiştir.
Erenler ereni Hacı Bektaş Veli
Hazırlayan: Rıza ZELYUT -6
Yunus Emre'nin ilhamı
Alevi-Bektaşi geleneğine göre Yunus Emre'ye nefes veren Hacı Bektaş Veli'dir. O, Hünkar tarafından Taptuk Emre'ye gönderilmiş, Yunus burada 40 yıl hizmet ettikten sonra nefes söylemeye başlamıştır
Yunus Emre Türk dilinin en büyük ozanıdır. Onun şiiri, Ortaçağ dünyasında yakılmış bir meşale gibidir. Yunus Emre'nin şiirlerindeki düşünce de Hacı Bektaş Veli'ye dayanır. Hünkar'ın Makalat ve Şerhi Besmele gibi kitaplarını okuyunca, Yunus'un şiirlerinde söylediklerinin burada yazıldığını saptıyoruz.
Alevi Bektaşi geleneğine göre de Yunus Emre'ye nefes veren Hacı Bektaş Veli'dir. O, Hünkar tarafından Taptuk Emre'ye gönderilmiş, Yunus burada 40 yıl hizmet ettikten sonra nefes söylemeye başlamıştır.
Yunus, insan kalbinin Tanrı'nın evi olduğunu söyler ve asıl haccın da kalp kazanmak olduğunu dile getirir.
Diyor ki:
Çalış kazan ye yedir
Bir gönül ele getir
Bin kabeden yeğrektir (iyidir)
Bir gönül ziyareti
Bir kez gönül kırdın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet bile
Elin yüzün yumaz değil
Yunus Emre, dini ve ibadeti cennet kazanmak için araç sayanları şiddetle eleştirir. O Allah'ı sevgi, iyilik, rahmet kapısı kabul eder. Bu yüzden de sevap veya ceza içeren dinsel kuralları reddeder.
Bir şiirinde der ki,
Cennet cennet dedikleri
Bir ev ile birkaç huri
İsteyene ver sen onu
Bana seni gerek seni
İnsanların cehennem ve sırat köprüsü ile korkutulmasına karşı çıkar:
Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir
Varıp onun üstüne
Evler yapasım gelir.
Elbette softalar, Yunus Emre'nin böyle düşünmesine şiddetle karşı çıktılar. O da bunlara, 'Peygamber yerine geçen hocalar/Bu halkın başına zahmetli oldu!' diye şiirle cevap verdi.
Anadolu'da işte gericilikle çadaş insancıl düşünce mücadele ederek bugünlere kadar geldi. Yunus'ta şiirleşen Hacı Bektaş düşüncesi 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ne dönüşerek bütün Türk halkının malı haline geldi.
Hacı Bektaş ve Pir Sultan Abdal
Günümüz Türkiyesi'nde Alevi toplumu geçmişteki büyükleri adına dernekler ve vakıflar kurarak inancını ve kültürünü yaşatmaya çalışmaktadır. Bu isimlerin başında da Hacı Bektaş Veli ile Pir Sultan Abdal gelmektedir.
Dernekler arasındaki rekabet yüzünden, sanki Pir Sultan Abdal ile Hacı Bektaş Veli, birbirine zıt görüşler taşıyan önderler gibi gösterilmeye çalışılıyor. İddiaya göre, Pir Sultan Abdal, Osmanlı devletine isyan ettiği için asılmıştır; Hacı Bektaş Veli ise Osmanlı Devleti ile işbirliği yapmıştır. Buna bağlı olarak Pir Sultan adına kurulan derneklere gidenler ilerici, Hacı Bektaş derneklerine gidenler ise işbirlikçi/devletten yana gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.
Hemen belirtelim ki bu iddiayı ortaya atanlar, Alevi toplumunu bölmeye çalışan çıkarcılardır. Bu idianın hiçbir tarihsel temeli yoktur.
a) Hacı Bektaş Veli'nin hakka yürümesi 1271 yılıdır. Bu dönemde daha Osmanlı Devleti kurulmamıştır. Peki nasıl olur da daha olmayan bir devletle Hünkar işbirliği yapar?
b) Pir Sultan Abdal, 1550 yılı dolaylarında Kanuni Sultan Süleyman'ın İran seferi sırasında asılmış olmalıdır. Pir Sultan Abdal'ın isyan ettiğine ilişkin tarihte ve arşivde hiçbir belge yoktur. Bu asılmanın sebebi de Pir Sultan Abdal'ın Alevi inancını açık açık savunması ve İran'da bir Alevi Türkmen devleti kuran Şah İsmail tarafını tutmasıdır. O, bu yüzden yok edilen on binlerce Alevi'den birisidir.
Pir Sultan Abdal'ın şiirlerini okuyunca açıkça görüyoruz ki bu büyük ozan Hacı Bektaş Veli'ye gönülden bağlıdır ve onu kendisine pir/mürşid/öğretmen/önder kabul etmektedir.
Pir Sultan'ın şiirlerini bile doğru dürüst anlayamayanların onu Hünkar'a rakip yapmaları, Pir Sultan'a yapılmış en çirkin saldırı, Hünkar'a da en büyük saygısızlıktır.
www.karacaahmet.com
-----------------------------------------------------------------
Riza Zelyut ve Karaca Ahmet Sultan Dernegi Yöneticilerine tesekkür ederim.
Ercan
Hacıbektaş Veli Anma Törenleri Programi
16-21 Ağustos 42. Ulusal 16. Uluslararası Hacıbektaş Veli Anma Törenleri, Kültür Sanat Etkinlikleri Programı
16-21 Ağustos 42. Ulusal 16. Uluslararası
Hacıbektaş Veli Anma Törenleri
Kültür Sanat Etkinlikleri Programı
16 Ağustos 2005, Salı
AÇILIŞ, Belediye Meydanı, Saat 10.00
Karikatür Sergisi: Hacı Bektaş Veli Kültür Sitesi Sergi Salonu
Sergiyi açan: Turhan Selçuk (Sergi beş gün boyunca devam edecektir.)
Heykel açılışı: Horasan'dan Anadolu'ya Semah Heykelleri'nin Açılışı
Yer: Çilehane, Saat: 16.00
Sempozyum: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi A Salon Saat:14.00-18.00 arası
Ali Rıza SELMANPAKOĞLU Belediye Başkanı (Açılış Konuşması)
İlhan SELÇUK Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı
Kültür Etkinliği: (Saat 18.00)
Sabahat AKKİRAZ, Cengiz ÖZKAN, Alirıza-Hüseyin ALBAYRAK, Tuncay BALCI, Muhabbet Türküleri, Fadime - Savaş Göktepe - Cemal AKKİRAZ, Hasan YÜKSELİR, Kazım KALAYCI, Ali Ekber ÇİÇEK, Hüseyin ASLAN, Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Semah Ekibi
17 Ağustos 2005, Çarşamba
Konferans: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi A Salonu, Saat 10:30 - 12:00
Konu: Deprem Felaketi Kader mi?”
Doç. Dr. Seyit Ali KAPLAN
Sempoyzum: ”Küreselleşme ve Demokratikleşme Sürecinde Alevilik-Bektaşilik”
Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi A Salonu, Saat 13.00-17.00
Açılış Konuşması: Prof. Dr. İzzettin DOĞAN
*Seyfi OKTAY Eski Adalet Bakanı-Panel Yöneticisi
*Aziz YALÇIN Öğretmen Araştırmacı Yazar
*Mehmet ÇAMUR Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı
*Miyase İLKNUR Gazeteci Araştırmacı Yazar
*Murtaza DEMİR Pir Sultan Abdal Vakfı Başkanı
TEBLİĞLER: Hüsnüye TAKMAZ, Muharrem ERCAN, İsmail ELÇİOĞLU, Fethi ERDOĞAN, İlyas KÜÇÜKCAN, Mehmet TURAN, Musa KARAKAŞ
CEM, Kapalı Spor Salonu, SAAT :16:00 - 18:00
(Cem Töreni Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür vakfı ve Derneği Tarafından yürütülecektir.)
Abidin EROL, Mustafa DEMİR, Şevki DEMİR, Mustafa DEMİRTAŞ
Belediye Meydanı’nda konser, Saat 18.00
Musa EROĞLU, Güler DUMAN, Grup Pusula, Şiir Dinletisi, Ahmet GÖKÇE, Gülsen SARIGÜL, Gökhan KILIÇ, Mustafa ERMİŞ, Oğuz BUDAK, Ali MAHZUNİ, İlke, Dertli DİVANİ, Kamber NAR-Kenan ŞAHBUDAK, Hüseyin ÇIRAKMAN, Kayseri Hacı Bektaş Veli Derneği Semah Ekibi
18 Ağustos 2005, Perşembe
KONFERANS: ”Alevi Kimliği ve Türk Sinemasında Temsiliyeti”
Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi A Salon, Saat:10:30 - 12:00
Ceren SELMANPAKOĞLU
SEMPOZYUM: “Din ve İnanç Boyutunda Alevilik-Bektaşilik”
Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi B Salonu, Saat: 14:00 - 18:00
AÇILIŞ KONUŞMASI: Veliyettin Hürrem ULUSOY
*Şakir KEÇELİ Avukat Panel Yöneticisi
*Prof .Dr. Alemdar YALÇIN
*Prof. Dr. Niyazi KARASAR
*Mehmet YAMAN
TEBLİĞ SUNANLAR: Musa EROĞLU, İsmail PEHLİVAN, Doğan BERMEK, Ahmet YURT, Ali Kamer ALP
Tiyatro onnu: NİNA
Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi A Salon, Saat:16:00 - 18: 00
OYUNCULAR: Tuncay ÖZİNEL, Ercan YAZGAN, Çiğdem TUNÇ
Belediye Meydanı Konser, Saat 18:00 - 00:30
Zafer GÜNDOĞDU, Emre SALTIK, Metin KARATAŞ, Gülcihan KOÇ, Hüseyin TURAN, Hüseyin KARAKUŞ, Tekin KARABEY, Nurgül ATEŞ, Taner ÖZDEMİR, Yusuf ÇETİN, Sezgin-Engin AYDIN, Zeynel – Kenan, Ozan KARAN, Kahramanmaraş Narlı Semah Ekibi
19 Ağustos 2005, Cuma
SEMPOZYUM: “Bir Olalım İri Olalım Diri Olalım,” Anlayışı İçerisinde Örgütlenme
Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi A Salonu, Saat: 14:00 - 18:00
AÇILIŞ KONUŞMASI: Fikret OTYAM Gazeteci - Yazar
*Prof. Dr. Naki SELMANPAKOĞLU Panel Yöneticisi
*Mustafa BALBAY Gazeteci - Yazar
*İsmet ERDOĞAN - AKKAV Başkanı
*Doç. Dr. Seyit Ali KAPLAN
*Lütfi KALELİ Araştırmacı - Yazar
*Dr. Servet ÜNSAL
TEBLİĞ SUNANLAR: Esat KORKMAZ, Baki GÜNGÖR, Gülag ÖZ, Kamber DURNA, İrfan ÇETİNKAYA, Abdurrahman KURTASLAN, Ali Rıza ERKAN, Hamdullah ÇALIŞKAN
Kapalı Spor Salonu’nda Konser, Saat: 18:00 - 00:30
Sunucular: Emine Cevahir ÇALIKUŞU, Sultan ATAK
Ekrem ATAER, Emrah MAHZUNİ, Yusuf GÜL, Kazım KALAYCI, Gülseren KILIÇ, Serkan VURAL, Erol PARLAK ve bağlama beşlisi, İsmail İPEK - Mehmet İPEK, İsmail KAYA, Müslüm SÜNBÜL, Kültür ve Turizm Bakanlığı Hacıbektaş Semah Ekibi, Grup TÜRKGÜZELİ, Özgür-Özüm-Murat Kardeşler ve Aslı
20 Ağustos 2005, Cumartesi
PANEL: Kapadokya ve Hacıbektaş”
Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi A Salonu, Saat: 14:00 - 17:00
*Türkiye Seyahat Acenteleri Derneği Temsilcileri
* Rusya Federasyonu Elçiliği Temsilcileri
*Çin Elçiliği Temsilcileri
*Almanya Elçiliği Temsilcileri
*Orhan KALKAN Önceki Kültür Turizm Bakanlığı Müsteşarı (Panel Yöneticisi)
Belediye Meydanı, Konser, Saat: 18.00
Neşet ERTAŞ, Serpil EFE - Ergün EFE, Oğuz TUNÇBİLEK, Çiğdem ÇİFTÇİ, Can DEMİREL, Canan ÖZACAR, Köküler Kasabası Semah Ekibi
21 Ağustos 2005, Pazar
Dedebağ’da PIKNIK, Saat: 13:00 - 19:00
Bu Program, Hacıbektaş Belediyesi ve Hacı Bektaş Veli Anma Kurulu’nun, ortak çalışmaları sonucunda yapılmıştır.
Katkıda bulunan kurumlar: TBMM Kültür Sanat Yayın Kurulu, Başbakanlık Tanıtma Fonu, Turizm ve Kültür Bakanlığı
anlatımınız için elinize yureğinize sağlık
zulfikar_orak 28.01.2006, 17:17 Bilgiler için sağolasın candost!!!bu da benden olsun:
"Sevgi Muhabbeti Kaynar Yanan Ocağımızda
Bülbüller Şevkle Gelir, Gül Açar Bağımızda
Hırslar, Kinler Yok Olur Aşkla Meydanımızda
Arslanlar, Ceylanlar Dosttur Kucağımızda"
Hünkar Hacı Bektaş-i Veli
Anadolu Alevilerinin piri olan Hacı Bektaş Veli, kesin olmamakla beraber 1210’da doğmuştur (1271’de hakka yürümüştür). Horasan’dan gelip Anadolu ya yerleşmiş, burada çilekeş Anadolu insanının yolunu aydınlatmış, gönüllerini muhabbet ile doyurmuştur -bu misyon bugünde canlılığından hiç bir şey kaybetmeden, hatta daha da sağlamlaşarak devam ediyor-. Hacı Bektaş Veli’yi ölümsüz kılan, onun Anadolu insanı şahsında insana verdiği değerdir.
Hacı Bektaş Veli’nin hayatı hakkında bir çok tez var. Bu tezlerin sahipleri genellikle büyük Hünkar’ı kendi ideolojik şekillenmelerine göre değerlendiriyorlar. Yalnız şu bir gerçek ki; ne kadar muğlaklaştırmaya çalışırlarsa çalışsınlar, Hacı Bektaş Veli gerçekliğini yok edemezler. Bu açıdan baktığımızda Hacı Bektaş Veli’nin kronik hayat hikayesinden çok önemli olan onun insanlığa kazandırdığı değerlerdir. Bu değerlerin başında da, ‘her ne arar isen kendinde ara’ ve ‘eline beline diline sahip ol’ ilkeleridir. Bunlar yüzlerce cilde sığacak olanı üç satırla belirtiyor. Aşağıda Hacı Bektaş Veli’nin zengin düşünce değerlerinden bir kaçını aktarıyoruz:
_İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
_Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
_Eline, beline, diline sahip ol.
_Murada ermek sabır iledir.
_Araştırma açık bir sınavdır.
_Nebiler, Veliler insanlığa tanrının bir hediyesidir.
_Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.
_Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız.
_Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
_İnsanın cemali sözünün güzelliğidir.
_Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
_Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.
_Her ne ararsan kendinde ara.
_Bir olalım, iri olalım, diri olalım
Merhaba Arkadaşlar...,
http://img126.imageshack.us/img126/2479/silsile0jk.jpg
Hacı bektaşi velinin Silsilesini sizlerle paylaşmak istedim...saygılar.
Hacı Bektaşi evveli olduğu gibi sonrasıda vardır. Ve Kişi olarak değil Bektaşilik olarak değerlendirilmelidir. O nedenle tam kronolojisini vermek lazım bu listenin sonu açıktır çünkü eklemeler Alevi-Bektaşilik devam ettikce uzayıp gidecektir. Burada günümüz olaylarıda doğal olarak bektaşiliğin kronolojisinde yer alması doğaldır ve Aleviliğe malolmuş tüm değerler farklı düşünülmemesi gerekir.
O nedenle listenin tamamını ek olarak paylaşmak istedim.
570 Hz. Muhammed'in doğumu (20 Nisan 571)
599 Hz. Ali'nin doğumu (29 Temmuz)
609 Hz. Fatıma'nın doğumu (18 Ocak)
621 Mirac olayı
622 Hicret
622 Hz. Muhammed'in Hz. Ali ile Musahib olması
623 Hz. Ali'nin Hz. Fatıma ile evlenmesi
624 İmam Hasan'ın doğumu (11 Nisan)
625 İmam Hüseyin'in doğumu (25 Şubat)
632 Peygamber veda konuşmasında yerine Hz. Ali'yi atadı (23 Şubat)
632 Peygamberimiz Hz. Muhammed'in vefatı (8 Haziran)
656 Cemel Savaşı (4 Aralık)
656 Sıffeyn Savaşı ve Hakem Olayı :657 Sıffin Savaşı (26 Temmuz)
656 Hz. Ali'nin Halife olması
661 Hz. Ali'nin şehadeti (24 Ocak)
670 İmam Hasan'ın şehadeti (25 Mart)
676 İmam Muhammed Bakır'ın doğumu (16 Aralık)
680 Kerbela Olayı - Hz. Hüseyin'in şehadeti (10 Ekim)
699 İmam Cafer-i Sadık'ın doğumu
713 İmam Zeynel Abidin'in şehadeti
733 İmam Muhammed Bakır'ın şehadeti (28 Ocak)
745 İmam Musa Kazım'ın doğumu
746 Eba Müslim'in Horasan'a gitmesi
747 Horasan da Eba Müslim'in ayaklanması
765 İmam Ali Rıza'nın doğumu (29 Aralık)
766 İmam Cafer-i Sadık'ın şehadeti
799 İmam Musa Kazım'ın şehadeti
811 İmam Muhammed Taki'nin doğumu (11 Nisan)
818 İmam Ali Rıza'nın Şehadeti
827 İmam Ali Naki'nin doğumu
835 İmam Muhammed Taki'nin şehadeti
846 İmam Hasan Askeri'nin doğumu
858 Hallac-ı Mansur'un Doğumu
868 İmam Ali Naki'nin şehadeti
869 İmam Muhammed Mehdi'nin doğumu
922 Hallac-ı Mansur'un Bağdat'ta işkence ile katledilmesi (26 Mart)
1123 Rübaileri ile tanınan Hayyam'ın Hakka yürümesi (1132)
1150 Tac'ül-Arifin Seyyid Ebu'l-Vefa'nın Hakka yürümesi
1167 Piri Türkistan diye tanınan Hoca Ahmet Yesevi'nin Hakka yürümesi
1219 Moğol İstilasının başlaması ve Anadolu'ya doğru Derviş Göçleri
1240 Babailer isyanı
1240 Baba İlyas-ı Horasani'nin Hakka yürümesi
1240 Baba İshak'ın Hakka yürümesi
1240 Ayn'üd-Devle'nin Hakka yürümesi
1240 Emirci Sultan'ın Hakka yürümesi
1252 Safevi soyunun ceddi Şeyh Safiyüddin Erdebil civarında doğuyor.
1290 Baba İlyas-ı Horasani'nin oğlu Muhlis Paşa'nın Hakka yürümesi
1293 Sarı Saltık'ın Hakka yürümesi
1307 Barak Baba'nın Öldürülmesi
1326 Şeyh Edebali'nin Hakka yürümesi
1335 Safevi soyunun ceddi Şeyh Safiyüddinin Hakka yürümesi
1360 Elvan Çelebi'nin Hakka yürümesi
1393 Hurufilik'in kurucusu Esterabadlı Fazlullah'ın Hakka yürümesi
1403 Seyyid Nesimi'nin katledilmesi
1441 Rasul Bali'nin Hakka yürümesi (doğ.1361)
1447 Safevi soyundan Şeyh İbrahim'in Hakka yürümesi ve kardeşi Şeyh Cüneyt'in tarikat reisi olması
1460 Şeyh Cüneyt'in Hakka yürümesi
1487 Şah İsmail'in Erdebil'de doğması (17 Temmuz)
1488 Şah İsmail'in Babası Şeyh Haydar'ın Hakka yürümesi(9 Temmuz)
1502 Şah İsmail'in İran'da Şah ünvanını alması
1511 Şahkulu Baba Tekeli Ayaklanması (9 Nisan)
1514 Çaldıran'da Osmanlı-Safevi Savaşı ve Safevi Ordusu'nun yenilmesi
1516 Balım Sultan'ın Hakka yürümesi (doğ.1473)
1524 Şah İsmail'in Hakka yürümesi (5 Mayıs)
1548 İskender Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ. 1512)
1555 Fuzuli'nin Hakka yürümesi
1569 Sersem Ali Dedebaba'nın Hakka yürümesi.(Posta oturuşu.1551) Süre:19yıl
1569 Elhac Ahmed Ali Dede (Dedebaba) Hakka yürümesi(p.o. 1569) S.1yıl
1569 Yusuf Bali Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1516)
1581 Bektaş Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1544)
1588 Resul Bali Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1546)
1596 Abdullah Baba(Dimetokalı Ak Abdullah Baba)(Dedebaba) Hakka yürümesi (p.o.1569) S.27yıl
1604 Mürsel Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1551)
1607 Hasan Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1563)
1628 Dimetokalı Karar Halil Baba (Dedebaba)Hakka yürümesi(p.o.1596) S.33yıl
1632 Bektaş Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1566)
1646 Kasım Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1578)
1649 Dimetokalı Elhac Vahdeti Dedebaba'nın Hakka yürümesi (p.o.1628) S.22yıl
1656 Yusuf Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1582)
1667 Zülfikar Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1605)
1674 Hüseyin Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1609)
1675 Elhac seyyid Mustafa Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1649)S.26yıl
1685 Abdülkadir Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1628)
1689 Birecikli Seyyid İbrahim Agahi Dedebaba'nın Hakka yürümesi (p.o.1675)S.15yıl
1714 Urfalı Es-Seyyid Halil İbrahim Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1689) S.26yıl
1730 Murtaza Ali Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1646)
1736 Serezli Hacı Hasan Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1714)S.22yıl
1759 Kırımlı Hanzade Mehmet Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1736) S.24yıl
1783 Dimetokalı Seyyid Kara Ali Dedebaba'nın Hakka yürümesi (p.o.1759) S.25yıl
1790 Sinoplu Seyyid Hasan Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1783)S.7yıl
1799 Horasanlı Hacı Mehmet Nuri Dedebaba'nın Hakka yürümesi (p.o.1790) S.9yıl
1803 Abdüllatif Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1724)
1813 Kalacıklı Seyyid Halil Hakii Dedebaba'nın Hakka yürümesi (p.o.1799) S.15yıl
1824 Feyzullah Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1742)
1826 Yeniçeri Ordusunun Kaldırılması ve Yeniçeri-Bektaşi kıyımı
1827 II. Mahmut tarafından türbeler dışındaki tüm külliye binalarının yıktırılarak Hacıbektaş Dergahı'na Cami yaptırılması
1828 Veliyettin Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1772)
1834 Sivaslı Mehmet Nebi Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1813)S.21yıl
1835 Merzifonlu Hacı İbrahim Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1834)S.1yıl
1846 Vidinli Seyyid hacı Mahmud Dedebaba'nın Hakka yürümesi (p.o.1835) S.12yıl
1848 Sofyalı Saatçi Ali Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1846)S.2yıl
1849 Çorumlu Seyyid Hasan Dedebaba'nın Hakka yürümesi(1848)S.1yıl
1868 Yanbolulu Elhac Ali Turabi Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1849) S.19yıl
1871 Ali Celalettin Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1808)
1874 Selanikli Hacı Hasan Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1868)S.6yıl
1878 Feyzullah Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1811)
1879 Konyalı Perişan Hafız Ali Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1874) S.6yıl
1894 Aşık Veysel'in Doğması (25 Ekim)
1897 Malatyalı Hacı Mehmet Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.?)S.?
1907 Elhac Mehmed Ali Hilmi Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1879) S.28yıl
1913 Hacı Feyzullah Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1897)S.7yıl vekaleten,9yıl asaleten
1919 Mustafa Kemal Paşa'nın Kurtuluş Savaşı için destek sağlamak üzere Hacıbektaş'ı ziyareti(23 Aralık)
1921 Koçgiri Ayaklanması (6 Mart)
1921 A. Cemalettin Çelebi'nin Hakka yürümesi (doğ.1862)
1931 Sivas'ta Halk Şairleri Bayramı (5 Kasım)
1937 Dersim Olayları'nın başlaması
1937 Dersim İsyanı'nın Lideri Seyit Rıza'nın İdamı (15 Kasım)
1940 Hacıbektaş Dergahı'nın son Çelebisi Veliyettin Efendi'nin Hakka yürümesi (31 Mayıs)
1941 Salih Niyazi Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1913)S.17yıl Türkiye'de,11yıl Arnavutlukta =28yıl
1949 Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın Hakka yürümesi (30 Aralık)
1958 Hacıbektaş Dergahı'nın Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce onarıma başlanması
1960 Ali Naci Baykal Dedebaba'nın Hakka yürümesi(p.o.1930)S.11yıl vekaleten,19yıl asaleten=30yıl
1964 Hacıbektaş Dergahı'nın Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na bağlı bir müze olarak açılması (16 Ağustos)
1966 Birlik Partisi'nin Kurulması (17 Ekim)
1978 Kahramanmaraş Olayları
1980 Çorum olaylarının başlaması (4 Temmuz)
1983 Feyzullah Çınar'In Hakka yürümesi (24 Ekim)
1983 Aşık Daimi'nin Hakka yürümesi (18 Nisan )
1989 Meluli Baba'nın Hakka yürümesi (14 Kasım)
1993 Sivas Katliamı (2 Temmuz)
1994 Feyzullah Ulusoy'un Hakka yürümesi (18 Mart)
1994 Karacaahmet Sultan Cemevi'nin İstanbul Belediyesince yıkılması (7 Eylül)
1995 Gazi Mahallesi Olayları (12 Mart)
1995 Detroit Bektaşi Dergahı kurucusu Recep Baba’nın Hakka yürümesi (14 Eylül)
şeyh edebali dikkatimi çekti osmanlının kurucusu osman ki anadoluda osman değil (otman)olark bilnen bir isim kayınpederi değilmi şeyh edebali ve hatta mezarı eskişehirde .............
şeyh edebali dikkatimi çekti osmanlının kurucusu osman ki anadoluda osman değil (otman)olark bilnen bir isim kayınpederi değilmi şeyh edebali ve hatta mezarı eskişehirde .............
Evet doğru ama sadece o kadar da değil;
EDEBALİ
Edebali gibi bir Horasan Piri’ni hemen hemen Anadolu topraklarında yaşayan, biraz da tarihle ilgilenen herkes bilmektedir. Baba İlyas müritlerindendir. Hacı Bektaş ve diğer Horasan Erenleri ile yakın ilişki içinde bulunmuştur.
1326 da öldüğü bilinen bu Horasan Ereni’nin diğer arkadaşları gibi, doğum tarihi de karanlıktır. Ancak Karaman’da doğduğu çeşitli kaynaklarda bildirilir. Edebali, okumuş ve Horasan okulundan gelen bir ailenin çocuğudur. Kendisi de Anadolu’da bulunduğu sürece okumayı, kendisini geliştirmeyi bir görev olarak bilmiştir. İlk derslerini bir Hanefi fıkıhçısı olan Necmeddin ez-Zahidi’nin yanında almıştır. Ardından Dimaşalı’da dönemin tanınmış tasavvufçularından öğrenim görmüş, Dimaşah’dan Anadolu’ya dönünce tasavvuf düşüncesine büyük bir ilgiyle sanılmıştır. Önceleri zaviyesini Eskişehir’e kurmuş olan Edebali daha sonra Ertuğrul ailesiyle tanıştıktan sonra Bilecik’e yerleşerek orada öğrencileri ve müritleri ile tekke dönemine devam etmiştir.
Kaynaklar her ne kadar Edebali ile ilgili değiştirici bilgiler vermiş olsalar da sonuçta yollar aynı yere çıkmaktadır. Kimi kaynaklar bu büyük Şeyh’i, Baba İlyas’ın halifesi gibi gösterirken, kimi kaynaklar da onu bir Ahi Şeyhi olarak noktalamaktadır. Sonuçta her iki yol da aynı yere çıkar. Ali yandaşlığı ve Alevilik.
Edebali’nin Ebul Vefa ’nin bir mensubu olduğunu Katip Çelebi “Vefaiyye tarikatına mensup Edeb Ali” diye vermektedir.”
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük emeği geçen Alevi pirleri gibi Edebali de her nedense gözlerden uzak tutularak Sünnileştirilmek istenmektedir. Ancak kaynakların incelendiğinde onun bir Alevi piri olduğu her noktada ortaya konmaktadır.Zaten ilk dönemdeli Osmanlı Devleti’nde ki dinsel hoşgörü ve hümanist yapı bu pirlerin öncülüğünde kurulmuştu.
Edebali’nin tekkesi de diğer Horasan Erenleri ile ilişki içerisinde olup, her türlü gereksinimleri ve felsefi dünya görüşüyle de aynı telden çalmaktadır. Edebali’nin tekkesinde bulunan ilim ve bilim Anadolu içlerine kadar yayıldığı gibi, Anadolu toprakları dışına da taşmaktadır.
Horasan Erenleri hem Selçuklu, hem de Osmanlı devletinin ilk yıllarında o ülkenin birer yöneticisi gibi sorumlu davranıyor, aynı sorumluluk içerisinde de görevlerini yerine getiriyorlardı. Örneğin Osmanlı Devleti’nin oluşumunda Osman Gazi’ye kızını vererek kayınbabası olan Edebali, Osmanlı Devleti’nin hem ilk kadısı (hakimi) hem de müftüsü pozisyonundadır.
Ertuğrul Gazi’nin. oğlu Osman Gazi, Anadolu topraklarına geldiklerinde Müslümanlıkla pek ilgileri yoktu. Öğrenmeleri gerekli tüm bilgileri ve Kuran-i Hz. Muhammed hakkında ne öğrendilerse Edebali tekkesinde öğrenmişlerdir.
Edebali tekkesinde Kuran okurken,kendisine konuk olan Ertuğrul ne okuduğunu sorar,arkasından söylenenleri tekrar eder hoşuna gitmiştir. Edebali zaman zaman Kuran’dan ayetler okuyarak, Ertuğrul Gazi ve Osman’a örnekler göstermiştir. Her zaman Edebali’den bilgi alıp, yararlanan Osman Gazi Şeyh’in kızı Mal Hatun’a aşık olmuştur. İki yıl Osman Mal Hatun’u şeyhinden alamaz. Üçüncü yıl Şeyh “Benim kızım Mal Hatun senin helalin oldu” diyerek Osman Gazi’ye kızını vermiştir.
İşte bu süreçte küçücük bir beylik olan Osmanlı Beyliği’ne destek veren Horasan Erenleri olan Alevi pirleri, bu Beyliğin kısa sürede büyüyüp, bir devlet kuracak duruma getirmişlerdir. Hacı Bektaşlar, Sarı Saltuklar, Abdal Musalar, Geyikli Babalar ve niceleri Osmanlı Devleti’nin kuruluş süreçlerinde bilginleri, yöneticileri, öğretmenleri olmuşlardır. Taa ki, ne zaman Alevi inancının ve Alevi’nin toplumsal yaşamının Osmanlı devlet erkanına ve feodal toprak beylerine ters gelmeye başlamasıyla bu ilişkiler tersine dönmüş, 15. yy.lın ortalarından başlayarak kopmaya ve adeta da Aleviler Osmanlı Devleti’nce düşman olarak görülmeye başlanmıştır.
ŞEYH EDEBALİ’NİN SULTAN OSMAN’A VASİYETİ
Ey oğul, beysin
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar,
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana. Ey oğul,
Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana.
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.
Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma!
insanı yaşat ki, devlet yaşasın.
Ey oğul,
İşin ağır, işin Çetin, gücün kılıca bağlı.
güzel bir çalışma gerçekten....
saolasın......
Hacı Bektaşi evveli olduğu gibi sonrasıda vardır. Ve Kişi olarak değil Bektaşilik olarak değerlendirilmelidir. O nedenle tam kronolojisini vermek lazım bu listenin sonu açıktır çünkü eklemeler Alevi-Bektaşilik devam ettikce uzayıp gidecektir. Burada günümüz olaylarıda doğal olarak bektaşiliğin kronolojisinde yer alması doğaldır ve Aleviliğe malolmuş tüm değerler farklı düşünülmemesi gerekir.
O nedenle listenin tamamını ek olarak paylaşmak istedim.
Çok güzel bir çalışma hazırlamışsın. Ama şans eseri gördüm. Bence bir çok arkadaşa faydası olacak bir araştırma.
KoCGiRiLi_ 26.08.2006, 20:29 Merhaba Ercan Kardesim
simdik Alevilik konusunda yorum yapmak sorun deyil ama insanlar bir konu ortaya atdinda o kunu uzerine kaynaklari olmasi lazim deyilmi okadar alevi siteleri ve dernekleri varki genel anlamada hepsi ayni kaynaklardan kaynaklarini alirlar ilk olarak Kurani kerimden ve tarihden ve yazili kaynaklardan ama bildiyimiz gibi insanlar yorumlari herzaman farkli olur yerterki kaynaklarin yazdiklarini inkar etmemekdir
cunku din dediyimiz inancdir ya inanirsin ya inanmasin ama inandigin zaman tarihde ve kuranda yazlari inkar etmemek lazimdir.
saygilarimla
Piro
bak kardeşim...
|