Orijinalini görmek için tıklayınız : AYDINLIK ÖZLEMI : Fakir Baykurt


Ercan
05.08.2005, 20:03
AYDINLIK ÖZLEMÎ

Fakir Baykurt

0 yolcular, aydınlık özlemini en çok duyan o insanlar, bu yolun başından beri mağdur! Yüzyıllar boyu horlanmış, yalan ile, safsata ile aşağılanmıştır. Sahip olduğu bilgi birikimi, insan ilişkilerindeki yücelik bilinmemiş, onların insanlığı ışıtacak toplumsal birikimlerinden yeterince yararlanılmamıştır. Sanımca Alevilik derin bilgi okyanusudur. Bu okyanus her zaman birbirinden yüksek dalgalar aşarak yüzülüp geçilmiştir. Karaya çıktıktan sonra varılan yaşam biçimidir. Halkların tarihinde erdeme sarılı olarak yaşayanların, daha iyi insan olanların, mazlumun hakkını almaya davrananların haşına gelenlerin hepsi Alevilerin başına gelmiştir.

0 yolun eski, çok eski olduğunu düşünenler, "Ali'den öncedir" diyenler var. Alevilik, "Hazreti Ali'nin izinden gidenlerin inanışı"diye alındığında, Hazreti Ali, Hazreti Muhammet'in akrabası, hem de damadıdır. Hasan ile Hüseyin onun torunlarıdır. Hazreti Ali'yi camide sabah namazı kılarken hançerlediler. Peygamber vekilliği demek olan Halifeliği vaktinde ona vermediler, sonra her nasılsa sırası geldiğinde, gene bir yolunu bulup elinden aldılar. Öldürülmesi bu yüzdendir. Karşıtları, onun yerine geçmesi gereken oğlu Hasan'a biat edilmesini önledi: Hasan'nın yerine geçmesi gereken Hüseyin'i de Kerbela çölünde kuşatmaya alarak susuzluktan öldürdüler. Böylece başlangıçta yoksulların kolunda olan islamlık zorla, zorbalıkla varsılların koluna geçti. Yüzyıllar böylece aktı. On birinci yüzyıl sonlarına doğru Asya'dan Anadolu'ya gelen Türk göçleri, kendi şaman inançlarını korumakla birlikte Aleviliğe sıcak baktılar. Onu benimsediler, yeni inanca'yı eskinin üstüne aşıladılar. Ama sürüp giden zaman içinde Alevilerin durumu zor oldu. İslamlığın sünni kolu yönetimde güçlendi. Selçuklusu, Osmanlısı Alevilere hayır soluk solumadı. Kitle halinde kırım uyguladılar. Öyle dönemler yaşandı, haklarında ağır fetvalar çıktı. Bu yüzden köylerini derelerin öbür yakasına, dağların ardına kurdular. Birbiriyle düzenli helalleşen, şiir söyleyen, saz çalan, semah dönen insanlar oldukları için yadırgandılar. Sünni Osmanlı'nın sarayı din dili diye Arapçaya, bilim ve sanat dili diye Farsçaya kapısını ardına kadar açar ve devlet dilini çorbaya çevirirken, Anadolu Alevileri Türk dilini, kültürünü canları gibi korudular.

Sanımca Aleviliğin asıl büyük ilkesi kadın erkek eşitliği idi. Birlikte oturup kalkıyor, birlikte yaşıyorlardı. Horasan'dan gelip Sulucakarahöyük'te dergahını açan Hacı Bektaş Veli öpöz Türkçeyle onları diri tutan, onları daha iyi insan kılan ilkeleri açık seçik deyimledi. Örneğin "Bu dünyada doldukça genişleyen tek tip insan beynidir" diyordu. "Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" diyordu. "Kızlannızı okutun!" diyordu. Erkek evlatlann bile okutulmadığı Ortaçağ Anadolusunda, hatta koca yeryüzünde kızların okutulmasını öngören başka bir yol büyüğü var mıydı? Yol büyüğü ne demek? Yol eşittir din. Türkler Hacı Bektaş Veli sayesinde ortaçağı ışık içinde geçti. Ama Arap Müslümanlığına sarılan, devleti dinli, halifeli, şeriatlı, saltanatlı kılan Osmanlı çöktü. Osmanlı'da kadın kız okutulmadığı gibi yeri, harem denilen kapalı kafeslerin ardı oldu.

Kıtlıklardan, kıranlarda, özellikle savaşlarda kırıla kırıla Anadolu'da on milyon kadar kalan insanları demir pençeli Avrupa'nın işgalinden kurtarma ve yeni devlet oluşturma yolculuğuna çıkan Mustafa Kemal Paşa'yı en önce Aleviler anladı, onlar sevdi, destekledi. Bugün üç beş yobaz onlar arasında da bulunabilir, ama bunlar sonucu değiştirir mi? İlk Büyük Millet Meclisi'ne en ilkin onlar üye verdi. Kurulan cumhuriyeti en çok onlar alkışladı. Cumhuriyet de Türkiye'yi aydınlık yola sokmak için ortaçağ kurumlarını bir bir kapattı. Tekkeler, türbeler, zaviyeler genelinde Alevilerin tekkeleri, türbeleri de gitti. Yol bir tür yasağa uğradı. Aleviler olanı anladı, geleni, geleceği gördü, küsmediler. Yoksunluklara sabırla katlandılar. Sulucukarahöyük'teki yolgöstericinin kimi ilkelerini bütün ulus için benimseyen Kemal Paşa, tıpkı onun gibi, "Yaşamda en doğru yol gösterici bilimdir!" diyordu. Hacı Bektaş Veli başka türlü mü söylemişti? Onun "Bilimden gidilmeyen yol karanlıktır" cümlesini dilbilgisi açısından olumluya çevirelim : "Bilimden gidilen yolun sonu aydınlıktır!"

Bu büyük koşutluğu (paralelliği) aklı başında kim sevmez ? Aleviler de sevdi, o yüzden Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi Cumhuriyet'in kurulmasında, reformların yapılmasında Mustafa Kemal'i sevmeyi sürdürdüler. Cumhuriyet'in okullarını sevdiler, kızlarını, oğullarını oralara verip okuttular. Orta Anadolu'da ilköğretim müfettişi olarak dolaştığım yıllarda Alevi köylerinde hiçbir gün öğrenci devamsızlığı saptamadım. Ailede ve ocakta, yürüyen zamana uygun görgüleri kazanan çocuklar okullarda akla ve bilimsel görüşe uygun bilgileri öğreniyordu. Köy Enstütülerinden yetişerek cumhuriyetin ilk öğretmen kuşağına katılan köy öğretmenlerinin geniş ve derin yararları olmuştur. Elden geldiğince aydın kuşaklar yetişiyordu. Ayrıcalar geneli yok saydırmaz.

Bugün o çocuklar kız erkek hem yurt içinde, hem yurt dışında üniversite bitiriyor. Bu arada Aleviler, çağdaş toplumun örgütlü olmasını çok iyi kavradığı için, kültür merkezleri biçiminde örgütlenerek "ilim irfan yolunda" toplumca ilerliyorlar. Bu merkezlerde özellikle çocuklarına, gençlerine geçmiş atalann, anaların yolunu öğretirken bugüne yarayışlı bilgileri, becerileri kazandırıcı kurslar düzenliyor, karanlığı yenip aydınlığa açılma başarısı gösteriyorlar. Cumhuriyetin öznesi, orduların komutanı ve politik önder olarak Mustafa Kemal idi. 0 köktendinciliğin sesini kesti. Kendi dergahları da kapanınca Aleviler ona kırılmadı. Resmini cemevlerine Hazreti Ali'nin resmiyle birlikte astılar. Ama asıl ne zaman mağdur oldular? Demokrasi bozuk para gibi harcanıp demogoji artınca. Devlette erdem kalmayınca. Devletin karnına it çakal dolunca. Demek ki toplum olmak, birey olmak, ulus olmak öyle sanıldığı kadar kolay değil. Her zamanki gibi uzun bir yol var Türkiye'nin önünde. En çok Aleviler bunun ayırdında.

Alevi yurttaşlarımızın yüreğindeki aydınlık özlemi çok büyüktür. Onlar Thomas Edison'un parlattığı ışığı yalnızca gözlerin önüne değil, ardına da egemen kılmak için tartışmalı toplantılar düzenliyor, şairleri, yazarları, bilim ve teknik alanda öne çıkmış kimseleri dinliyorlar. Havada dolaşan "demiş, söylemiş" gibi tekerlemelere boşverip gerçeğin ne olduğunu araştırıp incelemek, belgelemek için bir yandan da Alevi araştırma akademileri, enstitüleri kuruyorlar.

Alevi örgütlenmesini politik anlamda, parti boyutunda görmek isteyenler, Alevileri dinsel parti kurmaya doğru çekmek istese de, o yanlışın ardından gitmiyorlar. Kültür merkezlerini bu niteliğe sokmak isteyenlere kapılmadan, onları kültürel örgütlenme odağı olarak tutmada titizlik gösteriyorlar. Yurtiçinde olduğu gibi yurtdışında da gözlenen bu canlanış, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi mahallesi olaylarından sonra ortaya çıkmışa benziyorsa da, sanırım Alevi yurttaşlar dinsel partiyle siyaset yapmanın sakıncasını ince bir dikkatle sezdikleri gibi, sünni kökenli yöneticiler elindeki partilerin de örgütlerinin kapılarını aşındırmaya başladığını kuşkusuz açık seçik görüyorlar.

Yetmiş beş yılını tamamlayan cumhuriyet, Alevi yurttaşların başına kuş mu kondurdu? Hayır. Tersine onlann başına sorunlar açtı. Ama onlar biliyor ki, ne Alevilik, ne Sünnilik devletin yönetimi kesinlikle dinsellikten uzak olmalı; adalet, eğitim dinsellikten arındırılmalıdır. Türkiye'de bundan böyle kardeş eşitliği yaşanmalıdır. Onlar bu büyük amaca giden yolun çok uzak geçmişlerden gelip çok uzun derelerden bayırlardan geçerek menzile varacağını biliyorlar.

Etnik ya da dinsel köken ayrılıklarını alt kimlik ölçeğinden yukarı taşıyıp kafa karıştırarak, daha doğrusu Türkiyeyi karıştırarak yönetimi ele geçirmek isteyenlerin karşısına en çok aydın Sünni yurttaşlarla birlikte Atevi inançlı yurttaşlar dikiliyor. Ortaçağı bütün halklar için mutsuz bir çağ yapan dinsel doğmalar değil midir? Bunları kafalardan silip süpüren, insan aklını uyandırıp gerçek aydınlanmayı yaşama geçiren başlıca özne bilim değil midir? Aleviler bilime, eğitime, sanata herkesten önce sarılan insanlardır. Karanlığı yeniden seçmeleri için bir gerek yoktur.

Bunun iyice ayırdında olan Aleviler, örgütlenirken ana ilkeleri bir yana bırakıp ayrıntının ayrıntısı safsatalar üzerinde tartışmaya düşüp dağılır mı? Sanımca en çok dikkat edecekleri ilke bu olacaktır. Kendi aralarında birolarak, bir yere tükürerek, devletin kurumları üstünde demokratik baskı uygulayarak, kültürlerini yeni kuşaklara öğreterek, oğullarıyla birlikte kızlarını kadınlannı erkekleri gibi meslek ve kazanç sahibi yaparak gelişmelerini sürdüreceklerdir. Erkek evlatları gibi kız evlatlarını da her zaman bilime, bilgiye önem vererek esenliğe çıkmaya, esenlikte yürüyerek güvenlikte olmaya çalışacaklardır.

Yurtiçinde dışında çok görüyorum onları. Çok çaylarını, çorbalarını içiyorum. Büyük görgülerine, güler yüzlerine, tatlı dillerine hayran oluyorum. Bir noktayı çok tartışıyoruz kendileriyle: Evet kendileri aydınlıkta, içleri aydınlık özlemiyle dolu; ama Sünni ve başka inançtan olan yurttaşlar karanlıkta ise nasıl mutlu olabiilirler? En çok bu nedenle kültür merkezlerinin kapılarını öbür inançlardan olan yurttaşlara açmalı, onları nine dede armağanı güzel semahları birlikte dönmeye çağırmalıdırlar. Onlar ışığı, aydınlığı, mutluluğu yalnız kendileri için istemiyor, bunu biliyorum, ama derece derece aydınlığa çıkmış insanlar olarak, henüz karanlıktan sıyrılmamış insanlara karşı görevleri olduğunu düşünmelidirler. Çünkü aydınlık yalnız kendimiz için değil, "cemi cümlemiz" için gereklidir.

Cumhuriyet döneminde herkesle birlikte mutluluklarının artmasını, daha da güvenli, ışıklı, bayındır günlere ermelerini dilerim.

*****

Not: Fakir Baykurt'un bu yazısı Pir Sultan Abdal Kültür sanat dergisinin Mart 1999 tarihli 31. sayısından alınmıştır.

www.filozof.tripod.com