DiyaR_02
05.08.2005, 21:10
Gerek Türkiye’de gerekse dünyada burjuvazi milliyetçiliği her geçen gün daha da yükseltiyor. Emperyalist hegemonya savaşının kızışması ile dünyanın her yerinde emekçilere dönük saldırılar artıyor, anti-demokratik yasalar yürürlüğe konuyor, işçi-emekçi yığınlar üzerindeki baskı artırılarak toplum sindirilmek isteniyor, faşizan uygulamalar baş gösteriyor. Bu çerçevede, burjuva devlet, görünmeyen, yasadışı yüzü de dâhil olmak üzere tüm kurumlarıyla daha da güçlendiriliyor. 11 Eylül saldırılarından sonra Amerikan emperyalizminin emekçilere dönük başlattığı ve kitlelerin birbirini ihbar etmesi üzerine kurduğu fişleme operasyonu gerçekten de faşizm uygulamalarını hatırlatmaktadır. Avrupa ülkelerinde faşist partilerin oy oranları yükselirken, neo-Naziler yabancı düşmanlığını kışkırtarak başka uluslardan işçilere dönük saldırılar düzenliyorlar.
Faşizm zafere ulaştıktan sonra, finans kapital çelik bir mengene gibi bütün egemenlik organ ve kurumlarını, devletin yürütme, idari ve eğitim gücünü; orduyla, belediyelerle, üniversitelerle, okullarla ve kooperatiflerle birlikte bütün devlet aygıtını doğrudan doğruya ve derhal eline geçirir.
Türkiye’deki faşizm süreci:
12 Eylül faşist diktatörlük dönemiyle başlayıp, Bonapartist bir yönetim ve asker-polis devlet uygulamalarının ağır bastığı fazlarla ilerleyen süreci, bir bütün olarak 12 Eylül rejimi olarak adlandırmak doğru bir tutumdur. Zira burjuva devletin faşist iktidar biçimi ortadan kalkmış olsa dahi, faşist iktidarın siyasal ve toplumsal yaşamda yarattığı altüstlüğün uzantı ve kalıntıları devam etmiştir. İşte bu nedenle 1983’ten 2002’ye uzanan süreci, 12 Eylül rejimi olarak adlandırmak anlamlıdır. Fakat özel olarak faşist diktatörlüğün çözülüşüyle, genel olarak 12 Eylül rejiminin çözülüşünü de birbirine karıştırmamak gerekir… Böylece Türkiye’de, faşizmin iktidara tırmandığı 12 Eylül öncesi dönem, faşizmin iktidarda olduğu askeri cunta dönemini ve nihayet 1983’te cuntanın yönetimden çekilmesinden sonra işlemeye başlayan faşizmin tasfiye dönemini birbirinden ayırt etmiş oluruz.
Kaynak: Elif Çağlı
KAHROLSUN FAŞİZM
YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!!!
Faşizm zafere ulaştıktan sonra, finans kapital çelik bir mengene gibi bütün egemenlik organ ve kurumlarını, devletin yürütme, idari ve eğitim gücünü; orduyla, belediyelerle, üniversitelerle, okullarla ve kooperatiflerle birlikte bütün devlet aygıtını doğrudan doğruya ve derhal eline geçirir.
Türkiye’deki faşizm süreci:
12 Eylül faşist diktatörlük dönemiyle başlayıp, Bonapartist bir yönetim ve asker-polis devlet uygulamalarının ağır bastığı fazlarla ilerleyen süreci, bir bütün olarak 12 Eylül rejimi olarak adlandırmak doğru bir tutumdur. Zira burjuva devletin faşist iktidar biçimi ortadan kalkmış olsa dahi, faşist iktidarın siyasal ve toplumsal yaşamda yarattığı altüstlüğün uzantı ve kalıntıları devam etmiştir. İşte bu nedenle 1983’ten 2002’ye uzanan süreci, 12 Eylül rejimi olarak adlandırmak anlamlıdır. Fakat özel olarak faşist diktatörlüğün çözülüşüyle, genel olarak 12 Eylül rejiminin çözülüşünü de birbirine karıştırmamak gerekir… Böylece Türkiye’de, faşizmin iktidara tırmandığı 12 Eylül öncesi dönem, faşizmin iktidarda olduğu askeri cunta dönemini ve nihayet 1983’te cuntanın yönetimden çekilmesinden sonra işlemeye başlayan faşizmin tasfiye dönemini birbirinden ayırt etmiş oluruz.
Kaynak: Elif Çağlı
KAHROLSUN FAŞİZM
YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!!!