Orijinalini görmek için tıklayınız : Ocaklar-dedeler Ve Babalar


Piro
06.08.2005, 00:26
ANADOLU ALEVÎLERİ'NİN İNANÇ ÖNDERLERİ


(OCAKLAR-DEDELER VE BABALAR)

Bin yıllık Anadolu Aleviliği ve bun paralel olarak devam eden yediyüzelli yıllık Bektaşilik, denilebilir ki; inançsal yapısı ile birlikte bir kültür hazinesidir. Bir kültür hazinesinin kapısını aralayıp içine giren, fikir-görüş ve düşünüş deryasında yoğrularak, üstün nitelikli bir insan-ı kâmil olur. Hem iken olgunlaşır, çiğ iken pişer ve gerçeklik kapısının yüceliğine erişir.
Hacı Bektaş Veli, Orta Anadolu-Ege-Akdeniz bölgeleri ile Balkanlarda ardılları ile birlikte Bektaşiliğin temellerini atıp bu inanç dünyasını kurumlaştırırken, Doğu Anadolu'da da ocakzade dedeler, Alevi oymaklarını kendilerine bağlayıp yönlendiriyorlardı.
Alevilik ile Bektaşilik, aynı inanç ve kültür özelliğini taşımakla beraber, işin başında olan inanç önderleri, farklı kaynaklardan yetişmişlerdir.
Bektaşilik, dergâhlarda eğitim görerek yetişen, olgunlaşıp kemalet mertebesine oluşan dervişler arasından seçimle iş başına gelmiş "Postnişin babalar" tarafından yürütülürken, Doğu anadolu'daki Alevilik ise, babadan oğula geçen "ocakzade dedeler" tarafından yürütülmüştür. Bektaşi dergâhlarındaki babalar, belli bir eğitim düzeyinden geçip, yapılan sınavlar sonucunda "halife baba" -"dede baba" gibi basamaklardan geçerken, ocakzade Alevi Dedeleri, böyle bir eğitimden yoksundu. Çünkü, onları eğitecek dergâhlar gibi kurumlar yoktu. Olan dergâhlar ise, aile ocaklarının dergâhları idi.
Alevi dedelerinin tek tutanakları, cemlerde ateşe girmek, kızgın demir veya sobayı diliyle yalayarak söndürmek, ya da kaynar bir kazandan eliyle, pişmiş olan eti çıkarmak gibi eski Şamanist kamlarının kerametlerini göstermekti.
"Ayin-i Cem" kuralları, "Semah" biçimleri, "Gülbank ve Düvaz-i İmamlar" aynı olmakla beraber Doğu'daki Alevi oymaklar, batıdaki Bektaşiliği kendilerini bağlı hissetmiyorlardı. Yani Bektaşî değillerdi. Ama, Hacı Bektaş Veli ve ardıllarına büyük saygı duyarlardı. Böylece Doğu Anadoluda sadece ocakzade dedelerin ellerinde olan Alevilik vardı.
Alevilik, geniş bir kavramdır. Bektaşilik ise, Aleviliğin içinde olan bir tarikattır. Yani, bu demektir ki, her Bektaşi bir Alevi'dir ama, her Alevi, bir Bektaşi değildir. Tıpkı Sünnilik'teki gibi.
Sünnilik'de (Hanefilik-Şerifilik-Hambelilik-Malikilik) gibi mezheplerin yanı sıra, yine birbirinden farklı (Nurculuk-Nakşibendilik-Süleymancılık-Aczimendilik-Mevlevilik) gibi tarikatlar vardır.
Sünnilik'teki mezhepler gibi alevilik'te de (Caferilik-İsmailiyelik-Fatımilik-Dürzilik) gibi mezhepler oluşmuştur.o
Bu duruma göre: Alevilik ve Sünnilik, Sıffın savaşından snra meydana çıkmış iki büyük İslâmi gruptur. Bunu böyle bilmekte yarar vardır. zira, Aleviliği, hâlâ beşinci mezhep gibi görenler vardır ki, bu da çok yanlış bir olgudur. Bütün bu açıklamalara göre denilebilir ki, Sünni mezheplerdeki tarikatların çokluğuna rağmen, Vefailik ve Babailiği tarihin sayfaları arasına bırakarak günümüzda hâlâ yaşayan Bektaşilik'ten başka tarikat yoktur. Yine denilebilir ki, Mevleviliğin dışında tüm sünni tarikatların hepsi çağdışı, tutucu ve katı olmalarına karşılık, Anadolu Aleviliğindeki Bektaşi tarikatı, hümanist, insan sevgisine dayalı laik ve demokrat bir yapıya sahiptir. Alevilik ve Bektaşilik'te "Eline, beline sahip olma" gibi insanı insan yapan temel ilkeler ve büyük hoşgörü eğemendir. Bunlar, Aleviliğin ve Bektaşiliğin vazgeçilmez temel yollarıdır.
Böylece görülmektedir ki, Batı Anadolu'daki bektaşiler kadar, Doğu Anadolu'daki Aleviler de bağlı oldukları ocaklar ve bu ocaklarda yetişmiş Dedeler ile birlikte bin yıllık Anadolu Alevi kültürüne damgalarını vurmuşlardır.
OCAKLAR

Doğu Anadoludaki Alevi toplumunu, inançsal yönden etkileyen, yönlendiren, onlara "Pirlik-Dedelik-Rehberlik" eden ruhani kesim, kendi aralarında birtakım dalara ve kısımlara ayrılırlar. Bu sınıflandırma da genellikle şöyle bir tablo göze çarpar.
1 - Kureyşanlılar
2 - Baba Mansurlular
3 - Pir Sultanlar
4 - Ağuçanlar (Ağu İçenler)
5 - Sarı Saltıklar
6 - Üryan Hızırlar
7 - Derviş Cemaller
8 - Seyitsabunlar
9 - Sinemilliler
10 - Şeyh Ahmet Dedeler
11 - Dede Karkınlar
12 - Hıdır Abdal Ocağı



OCAKLI DEDELERİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Bütün ocaklı dedeler, Horasanlı olduklarını, Anadolu'ya Horasan'dan geldiklerini söyler ve kabul ederler. Bunu da, atalarından duyarak söyleye gelmektedirler. Ancak pek çoğu, tarihsel oluşumun bilincinde değil. Kimse merak edipte bir araştırmanın içine girmemiştir. Yalnız, Hz. Ali soyuna dayandıklarını ve o soydan geldikleri inancı içindedirler. Tarihin sayfalarını irdelediğimizde şöyle bir yaklaşımda bulunmak olası.
Abbasiler döneminde, Arabistan'da ve Bağdat'ta Abbasiler'in kanlı terörü esmektedir. Harun Reşit ile yönetimin başında olan Bermekoğlu Caferin arası açılmış, bütün Bermekiler kılıçtan geçirilmiştir. Bu arada İmam Musa-i Kâzım'ı kendisine rakip olarak gören Harun Reşit, kendisini zehirleterek öldürmüştür.
İmam Musa-i Kâzım'ın zehirleterek öldürülmesinden sonra paniğe kapılan çocukları Arabistan'a giderken, iki oğlundan İmam Ali Rıza Horasan'a İbrahim El Mucap da Nişabur'a gitmiştir. İmam Musai Kazım'ın otuz dokuz oğlu, on bir kızı olmuştur. Türkler arasına gidip yerleşen İmam Ali Rıza ile İbrahim El Mucap, bulundukları yerlerde Türklerle evlenmişler, doğan çocuklarına da Seyyid denilmiştir. Bu Seyyidler, akan zaman içinde Türkleşmiş fakat, baba tarafından Hz. Ali'ye ulaştıklarını ve neseplerini unutmamışlardır. Denilmektedir ki Horasan'daki İmam Ali Rıza'nın çocukları, günümüzdeki dedelerin ve seyyidlerin atalarıdırlar. Ancak, Seyyidlerin çoğalmaları sonucu, bugünkü ocaklar oluşmuştur.
Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi'nde de, Hacı Bektaş Veli'nin 11. kuşaktan İmam Musa-i Kâzım'ın diğer oğlu İbrahim El Mucap'a dayandığı bildirilmektedir.
Seyyidlerin Horasan'da çoğalmaları sonucu, gerek orada iken ve gerekse Anadolu'ya Türkmen oymaklarla birlikte göç ettikten sonra, her biri ayrı ayrı oymakta, daha sonra nüfusun çoğalması sonucu, aynı oymak içinde birer grup aileye pirlik ve dedelik yapmışlardır. Bu gelenek ve yaşantı, günümüze kadar süregelmiştir.
Seyyidler, nüfuz ve kudretlerine göre merkezdeki en büyük ve etkin postnişe daima bağlı kalarak, halkı kurulan dergahlarda (Baba ocaklarında) eğitmişler, işlemişler ve yol göstermişlerdir. Günümüzde hala Doğu Anadolu'da "Dedelik ve Seyyidliklerini" sürdüren tarikat pirleri, Horasan'dan geldiklerini ve soy itibariyle Horasan'a gidip yerleşen İmam Musa-i Kazım'ın oğlu İmam Ali Rıza'ya dayandıklarını söylemektedirler. Seyitlik kuralları gereğince, kendilerine bağlı taliplerden kız alıp vermezler. Bireysel evlenmeler dışında, genellikle bir seyit, başka bir seyidin kızı ile evlenir.
Kimi ocakzade dedeler de kendilerini, direkt olarak İmam Zeynel Abidine'e bağlarlar. Tarihsel olgulara göre bu doğru değildir. Çünkü, İmam Zeynel Abidin, Miladi 10 Ekim 680 yılında Kerbelâ'da şehid edilen İmam Hüseyin'in oğludur. İmam Zeynel Abidin'in oğlu Muhammed Bakır, torunu da İmam Cafer Sadıktır. İmam Musa-i Kâzım da, İmam Cafer Sadık'ın olğudur. Bu durumda soylarındaki Arap ırkına, Türk veya Türkmen ırkından hiçbir karışım söz konusu değildir. Bu silsilede görülmektedir. Ki, Anadolu'daki dedelerden kimi ocakların direkt olarak Zeynel Abidin'e dayanması yanlıştır. Olsa olsa, bu tür ocaklar ancak, İmam Ali Rıza'dan gelme olup, babaları Zeynel'den dallara ayrılmış ve çoğalmış olabilirler.
Zamanımızda ocakzade dede olarak kendilerini gösterenlerin sayısı pek fazladır. Öyleki, kimi zaman talipten çok, dede görülmektedir. Çevrelerindeki nüfuz etkinliğini göstermek bakımından yapay dedeler de görülebilmektedir.
Dedeler, geçimlerini temin için yazın kendini köylerinde, bağ ve bahçelerinde çalışırlar. Kış mevsiminde çalışırlar. Kış mevsiminde de müridlerini dolaşarak cem yapar, halka telkin verirler. Bu dede olacakları da kendi aralarında birbirlerine bağılıdırlar. Bu konuda Prof. Dr. Fuat Bozkurt, dadalik olayına şöyle değinmektedir:
"Ocaklar, birbirlerinden kız alıp verirler. Soylarının müridlere karışmamasına özen gösterirler. Ocağa bağlı köyler, obalar vardır. Bu, belli ölçülerde bir örgütlenme biçimidir. Anadolu'da Aleviler en yoğun baskı dönemlerinde bile bu dedelik örgütü işlevini sürdürmüştür. Dinsel törenleri başarı ile yerine getirmişlerdir.
Dede ocakları birbirine bağlıdır. Bu örgütlenme biçimi, bir zincirin halkalarını andırır. Her dede ocağının görülebileceği başka bir dede ocağı vardır. Böylece gerektiğinde dedeler de toplumdan bir birey gibi dinsel törende bulunurlar. Başka dedeler önünde hesap verirler, yargılanırlar. Alevi inancındaki "El ele, el hakka" ilkesi, dedelik örgütünde kendisini gösterir.
Bütün Anadolu'da köylerin, obaların dedelere, dedelerin de birbirine bağlı olduğu bir örgütlenme biçimi ile Alevi toplumu her zaman birbirinden haberi olan, birbirini tanıyan kurum olarak yaşaya gelir. Bu nedenle uzak bölgelerdeki Aleviler de birbirini bilip tanır.
Keramet göstermekle ünlü dedeler vardır. Keramet gösterdiğinde inanılan dedelerin bir bölümüne "Budala-Divane" denilir. Aleviler arasında kimi dedelerin doğa güçlerine egemen olduğuna inanılır. Günümüzde değin gelen pir ocaklarından bir bölümünün doğrudan ateşe egemen olma gücüne sahip olduğuna inanılır. (1)
Bu kısa açıklamadan sonra, yukarıda 12 boy halinde gösterdiğimiz ocakların ve bağli oldukları dedelerin yapısal özelliklerini ve kimliklerini özet olarak şöyle açıklayabiliriz:

Piro
06.08.2005, 00:28
KUREYŞANLILAR:

Her ne kadar oymak görünümünde isler de, bu kesime oymaktan çok olacak denilir. Sayısal çocukları nedeniyle oymak hüviyetine bürünmüşlerdir. Doğu Anadolu'daki halk arasında Kureyşanlılar'a kutsal bir ocak gözü ile bakılır. Adından çağrışımla bu ocağı, Kureyşanlılar'a kutsal bir ocak gözü ile bakılır. Adından çağrışımla bu ocağı, Arabistan'daki Arap kabilesine bağlamak yanlış olur.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, Kureyşanlılar dahil tüm ocaklar, Horasan'dan gelmelidir. Bulundukları yerde, bin yıllık zaman içinde Türkçe'den başka dil de bilmektedirler. Ancak, yaptıkları cemlerde Türkçe gülbanklar okuyup, Türkçe ibadet etmektedirler. Kureyşanlılar'dan dedelik yapanlara, "horasanlı Baba Kureyş" denilir. Bu ocakların, Batı Anadolu'da algılandığı gibi Kürtlükle uzaktan-yakından bir ilgileri yoktur.

Kureyşan Ocağı, genelde toplu olarak Nazmiye-Erzincan-Pülümür ve Magirt'te bulunur. Kimi yer ve Köylerde de dağınık olarak yerleşmişlerdir. Kiği Varto-Hınıs Yörelerinde yarleşenler de vardır.

Kiği-Karlıova-Hınıs-Vatro-Bingöl-Erzincan bölgelerindeki Alevi kesimi, Kureyşanlı dedelere, ulu kişiler olarak kabul etmektedir. Bu ocaktan gelenler hakkında kötü düşünmezler. Düşünenlerin de çarpılacağı inancı yaygındır. Aynı inanç, Malatya-Elazığ ve Maraş Alevileri arasında da vardır.

Diger oymaklar, Kureyşanlı ocağından gelen dedelerin mürtleridirler. Daha doğrusu, buralardaki geniş halk kesimi, Kureyşanlı aileler arasında paylaşılmıştır. Her dede, kendisine bağlanan oymak ve aileleri kış mevsiminde ziyaret eder. Cem yapar, yol-yordam gösterirler.

Dersin yöresinde "Kureyşan" ocağından başka Baba Mansur vb. ocaklar da vardır. bu dede ocaklarından Baba Mansurlar'la Kureyşanlılar, birbirlerinin yakın akrabaları oldukları gibi diğer ocaklarla da ilintileri vardır.

Kureyşanlılar, çoğunlukla Erzincan-Tunceli-Elazığ yörelerinde bulunmaktadırlar. Keramet gösterdiklerine inanılan Alevi dedelere bu gücün doğuştan Kureyşanlı ocağına verildiğine inanılır.

Erzincan'da valilik yaptığı dönemlerde yaptığı araştırmalar sonucu yazdığı Erzincan tarihinde Ali Kemali, Kureyşanlılar'ı birtakım dallara ve şubelere ayırır. Buna göre Kureyşanlılar:

1- Hüseynan

2- Gülnan

3- Kalyan

4- Valyan

5- Aliyan

6- Heman

7- Süleymaniyan

8- Çitan

9- Güdan

10- Seyhan

11- Gaziyan (2)

gibi muhtemelen ayrı ayrı şubelere ayrılan bu Kureyşan dalları, adlarını taşıyan kişilerden çoğalıp gelmişlerdir.



2- BABA MANSURLAR



Erzincan'ın Kismikör, Erdene, Pülümür'ün Gersinot, Seyitler, Kapiri ve Tahsini köyleri ile Mazgirt kazasında bulunurlar.

Baba Mansurlar, Karderesi ve Muhindi köylerinden dağılmışlardır. İlk geliş yerleri Horasan'dır. Anlatıla gelen öyküye göre, Hacı Kureyş'in amcası Baba Mansur, bir gün Mazgirt ilçesine bağlı olan Bağın Köyünde kendi evini inşa ederken, yeğeni Hacı Kureyş'den yardım ister. Hacı Kureyş de, amcasına yardım için ormana giderek ağaç getirir. Bu arada Mansur da, duvar örmektedir. Baba Mansur, bir ara uzaktan bir takım sesler duyar. Başını kaldırıp baktığında, Hacı Kureyş'in simsiyah ve başı benekli koca bir ayının sırtında, elinde yılandan kamçı, odun getirdiğini görüyor. Baba Mansur da, bu duruma hayretle baktıktan sonra, kendisinin de Hacı Kureyş'ten aşağı kalmaması için, "Ya Hacı Kureyş'in Ceddi" deyip örmekte olduğu cansız duvarın sırtına binerek Hacı Kureyş'i karşılamak üzere duvarı yürüterek havaya uçuyor. Bu büyük keramet karşısında Hacı Kureyş, amcası Baba Mansur'un ellerine giderek öpüyor ve onu büyük mürşit olarak kabul ediyor. O günlerden beri Kureyşanlılar, Baba Mansurlar'ın ellerindedir.

Baba Mansur Ocağı'ndan gelen dedeler, Doğu Anadolu'da Kureyşanlılar Şavalanlar, Arelliler, Butkanlar vb. aşiret halkına dedelik yapmaktadırlar. Her ne kadar Kureyşanlılar da diğer aşiretlere dedelik yapmakta iseler de, Kureyşanlı dedelerin bulundukları cemlerde eğer Baba Mansur dedesi varsa, o dede mürşitlik yapmakta ve cem tutmaktadır. Baba Mansur-Hacı Kureyş ve Düzgün Baba yatırları Mazgirt ilçesi sıradağlarının tepesindedir.

3- PİR SULTANLAR:

Sivas'taki Pir Sultan Abdal ile ilişkileri düşünülebilir. Ancak, bu sadece bir isim benzerliğidir. Bunlar da bu isimle anılırlar ve Pülümür'ün Hacılar köyünde oturmaktadırlar. Pir Sultanlar, doğudaki diğer ocaklar gibi fazla yaygın değildirler.

Piro
06.08.2005, 00:28
4- AĞUÇANLAR (Ağu İçenler)

Doğu Anadolu'da dağınıktırlar. Çoğunlukla Kemâh-Elazığ-Malatya ve yörelerinde yerleşiktirler. Malatya ve Erzincan'ın Kismikör köyünde ocakları ve dergâhları vardır. Adlarından çağrışımla haklarında söylenegelen bir rivayet bulunmaktadır.

Denilmektedir ki, Sultan Abdülmecit döneminde Mahmut adına bir dede, kendisini keramet sahibi bir dede olarak tanıttığından, etrafında pek çok talip toplamış ve çevresinde büyük bir nüfuz sahibi olmuştur. Onu çekemeyenler, Mahmut Dede'yi, Osmanlı sarayına kadar şikâyet ederler. Sultan Mecit de, bu işin gerçeğini ortaya çıkarmak için Mahmut Dede'yi, bir kısmı müridi ile birlikte İstanbul'a çağırarak denemek için bir kupa keskin zehir vermek ister. Olay şöyle devam eder:

Biri ağulu, biri temiz iki kâse şerbet hazırlatarak getirtir. Mahmut Dede, bilerek ağulu kâseyi alıp içer. Temiz şerbet kâsesini de müritlerine verir. Padişaha da, zehirli Kâseyi bilerek içtiğini söyler. Sonunda beklenilen zehirlenme olmaz ve Mahmut Dede de ölmez.

Soltan Mecit, onca etkili zehrin Mahmut Dede'ye hiçbir şey yapmadığını görünce, hayrette kalarak ona inanır ve her sene hazineden Mahmut Dede'ye 200 altın verilmesini emreder. Bu konu ile ilgili yazılı fermanı da Mahmut Dede'ye verir. Bu ferman, Sultan Mecit'in ölümüne kadar yürürlükte kalır.

5- SARI SALTUKLAR:

Bu ocağa Sarı Sultan da denilir. Etkin bir ocaktır. Bulgaristan ve Tuna boylarında da Sarı Saltıklar'a rastlanılır. Osmanlılar'ın Rumeli'ye açılmalarından sonra, giden yeniçerilerin başlarındaki ocakzade dedelerden birinin Sarı Saltuk olduğu söylenilmektedir.

Sarı Satıklar'ın Anadolu'ya gelişmeleri, Selçuklu akınları zamanında olmuştur. Horasan'dan gelmedirler. Adlarından çağrışım ile beylikler döneminde Doğu Anadolu'da Saltuk oğulları beyliği kurulmuştur. Sarı Saltıklar, genelde Tunceli'nin Hozat kazası köylerinde oturmaktadırlar.

6- ÜRYAN HIZIRLAR:

Kelime olarak "Çıplak Hızırlar" anlamına gelmektedirler. Üryan Hızırlar, Kureyşanlılar gibi pek geniş ve etkin olmamakla beraber, kısmen dağınık bir şekilde Harput dolaylarında bulunmaktadırlar.

7- DERVİŞ CEMALLER:

Doğu Anadolu'da kısmen yaygın ve etkin bir ocaktır. Derviş Cemaller Tunceli'nin Ovacık kazasında, Erzincan'ın Zorun, Pülümür'ün Asgirik, Danzig, Pançıras köyleri ile Erzurum'a bağlı Hınıs ve Aşkale köylerinde bulunurlar. Bu ocak da Şeyh Hasanlı grubuna bağlı aşiretlere pirlik-dedelik yapmaktadırlar. Bunlar da diğerleri gibi Horosan'dan geldiklerini söylemektedirler. Bu konuda Nejat Birdoğan, Ehlibeyt dergisinde yayınlanan yazısında şu bilgiyi vermektedir:

"Derviş Cemal, Hacı Bektaş Halifelerindendir. Seyyittir. Yani, İmamlar soyundan gelmektedir. Bu nedenle Hacı Bektaş Velayetnamesinde adı, Seyyid Cemal olarak geçer. Şöyleki:

Seyyid Cemal, Saru İsmail, Kolu Açık Hacım Sultan, Baba Resul, Pir Ebu Sultan, Recep Sseyid, Sultan Bahaeddin, Yahya Paşa, Barak Baba, Ali Baba, Atlaspuş Baba, Dust-i Huda, Hızır Samit.

Hünkâr, Cemal Seyid'i, halifelerinden hepsinden daha fazla severdi. Bu yüzden halifeler, onu büyük bilirler ve sayarlardı. Zaten Hünkâr da bunu buyururdu. Nice defalar, eliyle arkasını sıvamış, "Cemalim'dir, Cemalim'dir, Cemalim" demişti. Seyyid Cemal, bir gün Hünkâr'ın kapısında oturmuş, acaba Hünkâr bize bir yurt gösterir mi ki, orda dem-yom oynatalım fikrine düşmüş düşünüyordu. Bu dilek Hünkâr'a malum oldu. Bir gün toplu halde söyleşirken: Hünkâr, Seyyid Cemal'e hitaben: Cemali'im dedi. "Biz varlık yurduna göçtükten sonra, bir merkep al, yola düş. Merkebini nerde kurt yerse, orasını sana yurt olarak verdik. Oraya varır, orda demini-yomunu oynatırsın" dediler.

Hünkâr, varlık yurduna göçünce, Seyyid Cemal Sultan, erenlerin sözüne uyup bir merkep aldı, yola revan oldu. Vara vara Altındaş'a vardı. gördü ki otlu, çimenlik bir yer. Pek sevdi burayı. Merkebini saldı çayıra, kendisi de çimenlere uzanıp uyudu. Bir müddet sonra uyanınca, baktı ki, merkebini kurt yemiş. Erenlerin sözünü hatırladı ve oraya yerleşti. Bir çok kerametleri belirtti Derviş Cemal'in. Evlendi, bir oğlu oldu. Adını Asıldoğan koydular. Rivayetlerde geçen bu Altıntaş'ın, Kemah yöresi olduğu düşünülmektedir.(3)

Tunceli'nin Hozat-Kırkpınar köyünde oturan Derviş Cemal oğullarından Seyyid Hıdır Kaya'nın anlatımına göre, "dedelerinin bir kısmı Hacı Bektaş'a bağlı değildir. Bunlar çoktur. Bağlı olmayanlara, Baba Mansurlar-Kureyşanlılar-Sinemilliler vb. gibi ocaklardır. Biz Derviş Cemaller, kış aylarında bize bağlı müritlerimizin köylerini dolaşır, cemler yaparız. Yaz aylarında da çiftliğimiz çubuğumuzla uğraşırız. Köylere haber göndermeden gideriz. Sözgelimi atmış hanelik Alevi köyünde isteğe göre bir süre kalırız." demektir.

8-SEYİTSABUNLAR:

Nazmiye kazası ve köylerinde topluca bulunmaktadır. Diğer ocaklar gibi fazla ünlenmemişler. Kendilerine bağlı köylerin sayısı da pek fazla değildir. Nazmiye dışındaki il-ilçe ve köylerde de dağınık halde bulunmaktadırlar.

9-SİNEMİLLİLER:

ERZİNCAN'IN Vaver, Kemah'ın Dere köyü, Malatya'nın Akçadağ-Arguvan köyleriyle daha çok Kahraman Maraş'ın Elbistan ve Pazarcık ilçelerinin sınırları içinde yer alan ve özellikle Pazarcık ilçelerinin sınırları içinde yer alan ve özellikle Pazarcık köylerinde 35 köyü oluşturan bir oymak dır. Sinemilli liderin mezarı Keban'da bulunmaktadır. burası yatır olarak sürekli ziyaret edilmektedir. Sinemiller'in Kalenderoğlu ile yakın ilişkilere olmuştur.

Sinemiller, Haşasi Turkmenleri'ndendir. Yani alamut kalesindeki Hasan Sabah ile ilintilidirler. Alevileri Dedelik sınıfına mensup Sinemilliler, yörelerinde diğer ocaklara göre fazlasıyla ünlenmemekle beraber, Maraş bölgesinde etkin bir ocak olarak görünmektedirler.

10- ŞEYH AHMET DEDELER

Tunceli'nin Mazgirt ve Erzincan'ın Tercan kazasında ve köylerinde toplu halde yerleşiktirler. Malatya ve köylerinde dağınık halde bulunurlar. Yukarıda sıralanan bu ocaklar, genelde Kureyşanlı ve Baba Mansurlar'ın müritleridirler. Onlardan icazet alarak pirliklerini sürdürmektedirler.

11- DEDE KARKINLAR

Selçuklu akınları ile 11 yy. başlarında Anadolu'ya geldiler. Diyarbakır'ın merkez köylerinden Büyük Kadıköy ve Küçük Kadıköy köylerinde yerleştiler. Daha sonraları, gelişerek komşu il ve ilçelere dağılmışlardır. Karkınlar, yirmi dört Türk boyundan bir boydur. Tıpkı Çepniler gibi etkin bir boydurlar.

Karkın Dedeler oymağı, Anadolu'ya ilk geldiğinde, Doğu Anadolu'dan Diyarbakır yöresine yerleştiklerinde, lideri "Dede Karkın" Ebul Vefa'nın Alevi inançlı tarikatını benimsemiş ve ona halifelik yapmıştır. Karkınlar Horasan'da iken, yaygın olan Şiilik-Alevilik görüşünde yoğrulmuş, Alevi-Şii oymaklarla birlikte hareket etmişlerdir.

Dede Karkın'dan sonra, halifelik Baba İlyas'a geçer. Baba İlyas da daha sonra ünlenerek Kayseri'ye kadı olur. Arkasından Mesudiye Dergahı'na çekilerek, Vefayiliği Babaliğe dönüştürerek Babaliğin temellerini atar.

Babaliğin Selçuklular dönemindeki başkaldırısı ve tarikatın ikinci piri Baba İshak'ın etkinliği ile Anadolu Aleviliği üstünde büyük bir yeri olur. Karkın Dedeler, çevrelerindeki baskılar sonucu bölgelerinde pek fazla etkinlik gösteremezler. Günümüzdeki Dedeleri "Halil Karkın Dede" dir. Uzun yıllar Kırıkkale'de kealdıktan sonra, İzmir'in Balçova semtine yerleşmiştir.

12- HIDIR ABDAL OCAĞI (Düşkünler Ocağı)

Bu ocağın mensuplarından, okunmuş, İlahiyat fakültesini bitirmiş ve uzun yıllar çeşitli liselerde öğretmenlik yapmış değerli araştırmacı Mehmet Yaman'dan aldığımız bilgilere göre:

Hıdır Abdal Ocağı, Anadolu'da bulunan etkin ocaklardan biridir. Adını, Erzincan ilinin, Kemaliye ilçesinin Ocak köyündeki türbesinde metfun bulunan Hıdır Abdal Sultan'dan almıştır.

Tarikat törelerine göre düşkün olan, yani Alevilik ilkelerini dışına çıkan kimseler, yalnız bu köyde bulunan Hıdır Abdal soyundan gelen mürşitler (Dedeler) tarafından kaldırılır. Toplum huzurunda yargılandıktan sonra, suçlarının olmadığı bir gün ya da aynı suçu veya benzerini bir daha yapmayacaklarına tövbe eder, nedamet duyarlarsa, düşkünlükleri kaldırılır.

Hıdır Abdal'a bu görev, Hacı Bektaş Veli tarafından verilmiştir. Malatya-Elazığ-Erzincan-Sivas illeri, ilçeleri ve köylerinde çok iyi tanınarak kendilerine büyük sevgi ve saygı duyulan Hıdır Abdal Sultan ve ocağına, günümüzde, yurdun her köşesinden akın akın ziyaretçiler gitmektedir.

Ocak köyü, modern, turistik bir köy olup, her yıl Ağustos ayında Hıdır Abdal Sultan etkinleri yapılır. Bu ocağa giden ruh ve sinir hastaları şifa bulurlarmış. Dilek ve adak sahipleri buralarda kurbanlar keserler. Denildiğine göre hıdır Abdal soyu, Zeynel Abidin'den gelmedir.

-------------------------------------

1- Prof. Dr. Fuat Bozkurt - Sabah Gazetesi- 1990, Dizi yazısı

2- Ali Kemal -Erzincan Tarihi- s.184

3- Nejat Birdoğan -Ehlibeyt Dergisi

bunu yazan Burhan KOCADAĞ kardesime tesekur ederim

gulizar
06.08.2005, 00:53
Eline gönlüne saglik Piro.

şavolanlı
16.03.2006, 20:23
çok güzel sevgili piro baya emek vermişsin eline koluna ve aklına saglık çok güzel

srdr_ist
16.03.2006, 23:21
Emeğini hak zayi etmeye hak sende razı olsun dileğimle

Alevi dedelerinin tek tutanakları, cemlerde ateşe girmek, kızgın demir veya sobayı diliyle yalayarak söndürmek, ya da kaynar bir kazandan eliyle, pişmiş olan eti çıkarmak gibi eski Şamanist kamlarının kerametlerini göstermekti.



Bizim bildiğimiz dede den delil istemedir. Hala torunu yaşayan kenan baba dediğimiz can dostun torunuda anlatmıştı delil olarak kaynar kazandan koç budunu alıp bunu atın haramdır. Dediğini anlatmıştı ama bunun şamanla ne
ilgisi var onu anlayamadım. Eskaza bu delil istense dedelik mertebesinde her dedenin zaten yapabileceği bir hal aklıma takıldı söyleyeyim dedim.

Sünnilik'teki mezhepler gibi alevilik'te de (Caferilik-İsmailiyelik-Fatımilik-Dürzilik) gibi mezhepler oluşmuştur


Burda da enterasan olan rahmetli dedem bazen bize kızaken dürzü diyordu. Biz kötü fena bişey diye biliyoz ama ne olduğunu hiç öğrenememiştik.

Bizim dürzi olanlara lafımız yok bilgimizde yok yanlış anlamayın ama alevi olduklarından inanın haberim yoktu.

hamzabolat19
11.09.2007, 19:44
selam arkadaşlar! amasyaya bağlı damu dere köyünde ismail adında, çoban dede olarak bilinen bir kişi varmış, bu kişinin hakkında ermiş olarak bazı söylentiler duydum, daha geniş bilgiye sahip olan arkadaşlar varsa, beni bilgilendirirlerse sevinirim; şimdiden teşekkür ediyorum.