Orijinalini görmek için tıklayınız : Malatya / Hekimhan / Ballıkaya(mezirme)
dedeler köyü Ballıkaya’daki soyağacı Hz. Ali’den başlayarak günümüze doğru gelir. Soyağacında 33. Sırada bulunan Şah İsmail’den itibaren tek kol olarak şöyle gösterebiliriz:
33. Şah İsmail
34. Tahmasp
35. I. Şah Abbas
36. Şah Ali
37. Süleyman
38. Şah Veli
39. Şah Hüseyin
.................................................. ....
40. İbrahim İsmail Mustafa
41. Cenefer K. Abbas Dede Dursun
42. B.Mustafa Veli Dede (?)
43. K. Mustafa K.Celal Abbas Deli Ali
44. Abbas Ali Murtaza
45. Süleyman İsmail Mustafa
46. Hasan Süleyman İlyas
47. Süleyman Ali
Ballıkaya köyünden dinlediğimiz kaynak kişiler büyüklerinden duydukları ve anlatımlara göre Cüre İsmail’in kolunu aşağıdaki çizelgede olduğu gibi anlatırlar.
Cüre İsmail
..................................................
42. Cüre Ali K. Abbas Alöğ Ede
43. İsmail Veli Dede K. Yusuf
44. Süleyman Celal Abbas Kılıcali
45. Hüseyin Ali Kör Mustafa
46. Abbas İsmail Hüseyin
47. Hüseyin Süleyman Ali
48. .......... Ali Mustafa
Kaynak kişilerin anlatımlarında/bilgilerinde zaman zaman çelişkiler ve yanılmalar görülür. Adlar birbirine karıştırılır ve kavramlar net olarak verilmez. Bu nedenle bazı konularda mantık yürütmek zorunluluğu doğuyor.
Bütün bunlara bağlı olarak “Kocamanlar”ın bir koldan gelmiş olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü, hem Ballıkaya’da hem Mıroğlar mezrasında Kocamanlar diye anılanlar var. Aynı zamanda Ali Akın’ın soyunda da Kocamanlar var. Ali Akın’ın dedesi Küçük İsmail’in fotoğrafını gören birçok Ballıkayalı ve Kocamanlar ailesinden kişiler, “Kılıcalinin Mustafa” ya da “Kör Mustafa” (Çizelgede 45. Sırada) diyerek benzetme yaptılar. Bazı kişiler bunların aynı koldan olması gerektiğini dile getirdiler.
Durum böyle olunca çizelgenin şu biçimde olması gerekir:
Cüre İsmail
..........................................
Cüre Ali Kocaman Abbas
...........................................
Veli Dede Kocaman Yusuf Abidin
(Abili)
Ballıkaya’daki kaynak kişilerin anlatımları:
1. Hüseyin KOCAMAN (1335, Hekimhan, Eski yazı bilir):”Celal Dede bir zamanlar Mezirme’ye gelmiş, Topal Veli’nin alt katında Türkler’i görmüş (Türkler, Mezirme’nin ilk yerlileri olarak kabul edilir)
“Küçük İsmail, tarikat müftüsü idi.”
Hüseyin Kocaman, Ali Efendi’nin ekonomik durumunun çok iyi olduğunu, başına gelen bir olaydan dolayı ailesinin dağıldığını da söyler.
2. Hasan YILDIRIM (193l, Hekimhan, ilkokulu bitirmiş): “Turhal’da Hüseyin Akın ile görüşüp konuştum. Şehriban adlı bir kızı vardı.”
3. Hasan ÖZEROL (1934, Hekimhan, İlkokulu bitirmiş):”Celal Abbas ile Senem ananın mezarının buradadır, ama kim bile ki? Yaşlı kimse kalmadı. Anamın anasının adı da Senem’miş. Anam, Senem ebemin Büyük Mustafa’nın (Çizelgede 42. Sırada) kızı olduğunu söylerdi.”
Küçük İsmail, Alevilik aleyhinde bulunan Bayburtlu Hoca’ya cevap vermiş; onun mahkum olmasını sağlamış.”
4. Mehmet ÇELİK (1982, Hekimhan, İlkokulu bitirmiş): ”Bir zamanlar Küçük İsmail Mezirme’ye gelmiş ve birlikte Mıroğlar’a gitmişlerdi. Hatta mal konusu geçmişti de bir şey çıkmamıştı.”
http://www.hekimhan.net/images/iconpembe.gif 5) Değerlendirme :
Ballıkaya, çevresi ve Anadolu’nun birçok yerinde Veli ile birlikte oluşan geniş kültürü 1983 yılından buyana derleyerek/araştırarak sesli/yazılı kaynak haline getirerek kalıcı kılmaya çalıştım. Ballıkaya köyünü A’dan Z’ye incelediğim çalışma içindeki 7 Şah Veli söylencesi ve şiirler önemli bir yer tutar. Ayrıca bazı gazete, dergi ve kitaplarda da konuya yer verdim.
Yaşamı ve kimliği ile ilgili bilgiler ister anlatımlara, ister söylencelere dayalı olsun, bütün bunlar ışığında Şah Veli’yi Anadolu Aleviliğinin yayılması ve yaşatılması konusunda etkin bir eren olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek.
Şah Veli’nin üç oğlundan gelenler bugün Ballıkaya köyü ve Mıroğlar mezrasında, ayrıca Malatya’da Arguvan/Asmaca, Hekimhan/Hasançelebi, Kuluncak/Alvar, Yazıhan/ Bereketli; Sivas’ta, Kangal/Hamal, Mamaş, Yellice; Tokatt’a Külaflı yerleşim birimlerinde yaşamaktadırlar. Elbette ki buralardan başka yerlere gedenlerin varlığını da unutmuyoruz...
Elimizdeki bilgiler başka bir çalışmamızda değerlendireceğinden özet olarak sunulmuştur. Daha çok sözlü kültüre (anlatımlara) dayalı olarak düzenlendiğinden gerçek bir belge özelliği taşıdığını öne süremeyiz. Yine de konuyla ilgili aydınlatıcı bilgileri sunduğumuzu sanıyoruz.
http://www.hekimhan.net/images/iconpembe.gif 6) Şah Veli Kaynakçası :
Şah Veli konusunda,”Yenilenen Köy Ballıkaya” çalışmamız temel kaynağı oluşturmakla birlikte M. Fuat Bozkurt ve Oğuz Aktan’ın Ballıkaya gezi/araştırma notları da önemli yer tutar.
1. F.BOZKURT-O.AKTAN: “Yıldız Dağı’ndan Ballıkaya’ya”, Nefes Dergisi, (4,5,6,7. Sayılar: Şubat, Mart, Nisan, Mayıs 1994), İstanbul.
2. S.ÖZEROL: “Yenilenen Köy Ballıkaya”/ Türkmenler”, Görüş Gazetesi (10.08.1988), Malatya.
3. S.ÖZEROL: A. g. y. /Bir İddia ya da Tarih”, Görüş Gazetesi (06.08.1988), Malatya.
4. S.ÖZEROL: “Yenilenen Köy Ballıkaya ve Ballıkaya’dan Derlemeler Üzerine”/ Türkmenler” , Görüş Gazetesi (28.l0.1988), Malatya.
5. S.ÖZEROL: A.g.y. /Karadirek”, Görüş Gazetesi (31.10.1989), Malatya.
6. S.ÖZEROL: A.g.y. Pabuç”, Görüş Gazetesi (31.10.1989), Malatya.
7. S.ÖZEROL:A.g.y. /Salmanlı Aşiretinin Hikayesi”, Görüş Gazetesi (04.11.1989), Malatya.
8. S:ÖZEROL: “Şah Veli”, Malatyalı Gönül Sultanları (Haz: A. Helvacı ve Arkadaşları), Darendelinin Sesi Tesisleri, Ankara, 1991.
9. S.ÖZEROL. “Gönderilmemiş Mektuplar: Nefes Dergisine Mektup”, ; Malatya Yorum Gazetesi (l2.l2.2002), Malatya.
DİPNOTLAR:
(1) V.HINZ; “Uzun hasan ve Şeyh Cüneyd”, (Türk Tarih Kurumu Yayınları, l948, Ankara) adlı kitapta Safevi hanedanının soyağacı I. Şah Abbas’a kadar verilmiş; Ballıkaya halkından Mehmet Çelik tarafından bazı kaynaklardan yararlanarak sonrası eklenmiştir.
(2) İSYANİ (İsmail ELÇİOĞLU), 1848-1944 yılları arasında yaşamış Sivas’lı halk şairlerindendir. İsyani bu şiirinde “Üç yüz dörde kadem bastığı çağlar” diyerek tarih düşmüştür. Bu da 1888 yılına denk gelmektedir. Bazı kaynaklarda İsyani’nin bu tarihte Sivas’tan Pazarcık’a Koçgiri aşiretinin çocuklarını okutmak üzere gönderildiği kayıtlıdır (Bkz: S.N.ERGUN: Bektaşi Kızılbaş Alevi Şairleri Antolojisi, İsyani bölümü). Bu yolculuğu çıkarken Mezirme’deki Karadirek Dergahını ziyaret etmiş olması olasıdır.
(3) F.BOZKURT: “Yıldız Dağı’ndan Ballıkaya’ya”, Nefes Dergisi, Sayı: 4 (Mart 1994), Sayfa: 47.
http://www.imagehell.com/out.php/i43668_mezirme.jpg
bilgin_ucar 11.06.2006, 14:41 nasılsın bende mezirmeliyim isim nedir? :sook
ŞAH İBRAHİM OCAĞI ÜZERİNE YENİ BİLGİLER
ÖZET
Şah İbrahim Ocağı şu ana kadar hakkında bilimsel bilgi ve dokümanın yeterince araştırılmadığı bir ocaktı. Bu çalışmanın üç boyutu vardır. Bunlardan birincisi Shah İbrahim ocağına ait bilgi ve belgelerdir. İkincisi özellikle Çorum ve Malatya’da yapılan alan çalışmalarıdır. Bu çalışma daha çok kültürel köy çalışmaları ve karşılaştırmalarıdır. Üçüncü olarak her iki köyde yapılan sözlü tarih çalışmaları ile elde edilen bilgilerin karşılaştırılmasına dayanmaktadır.
ABSTRACT
Shah İbrahim Family was a family about which scientific information and document haven’t been searched enough until now. This study has three dimensions. The first one is the information and document which belong to Shah İbrahim Family.
The second one is the field studies carried out especially in Malatya and Çorum. This fıeld study consists more of cultural village studies and comparisons. Thirdly, it is based on the comparison of the information gained after the oral history studies which was done in both villages.
Anahtar Kelimeler: Erdebil, Şah İbrahim, Şecere, İcazetname
Key Words: Erdebil, Şah Ibrahim, Pedigree, icazetname
Sunuş
Anadolu’da önemli ocaklar arasında bulunan Şah İbrahim Ocağı üzerine henüz yeterince çalışma yapılmamıştı. Bunun temel sebepleri arasında henüz yeterli ve ciddi alan araştırmalarının yapılmamasını gösterebileceğimiz gibi Şah İbrahim Ocağı’nın ailenin elinde bulunan belgelerinin tam olarak ortaya çıkmamasını da gerekçe olarak gösterebiliriz. Bazı yazarlarımızın öne sürdükleri gibi Anadolu kırsalında yazılı belge bulunmadığı düşüncesinin tamamen yanlış olduğunu yaptığımız bu çalışma sırasında bir kere daha ortaya çıkmıştır. Sürekli öne sürdüğümüz gerçeklerden biri de halen Anadolu kırsal alanının kültürel zenginlik ve derinlik açısında kentlerimizden farkı olmadığını hatta özgünlük bakımında dış etkilere açık olmadığı için daha özgün olduğunu gördük.
Elimize Şah İbrahim Ocağı ile ilgili oluşan ilk belgeler Çorum’a bağlı Evciyenikışla köyünden gelen belgelerdir. Bu belgeler, Arap Ali Gazioğlu Dede’den gelmiştir. Bunlardan ilki Ahmet Cemalettin Çelebi tarafından düzenlenmiş olan bir belgedir ki bu belgeye göre Şah İbrahim Ocağı doğrudan Hacı Bektaş’a bağlı bir ocak olarak gösterilmektedir. Diğer belgeler ise tam olarak belge kıymeti taşımayan, ailenin kökenini Erdebil Dergahı’na bağlayan 1960’lı yıllarda Latin harfleri ile daktilo ile düzenlenmiş notlardır.
Ancak Arap Ali Dede’den bir sözlü tarih çalışmasına katkıda bulunması için istediğimiz köydeki yaşlılar arasındaki bilgilerin toplanması konusunda yaptığımız çalışmada Malatya’nın Hekimhan İlçesine bağlı Mezirme Köyü’nde yaşayan Büyük Başağa’nın (adının Murtaza olduğunu daha sonra Mezirme’de yaptığımız alan araştırması sırasında belirledik) torunu Musa Halife’nin 1882’de Çorum’un Çağşak Köyünü terk ederek Evciyeni Kışla köyüne gelmesi ile Şah İbrahim Ocağı taliplerinin yeniden geleneksel yapılarına döndükleri anlaşılmaktadır.
Yine köyden toplanan bilgilere göre Hacı Bektaş Çelebilerinin Şah İbrahim Ocağı taliplerinin doğrudan kendilerine bağlama çalışmalarının da rahatsızlık yarattığı yolunda bilgilere ulaşılmıştır.
Musa Halife’nin yaptığı ilk toplantıya Çorum Sungurlu’nun Körkü Köyünden katılan Kabaoğlu, Yanıcak Köyü’nden katılan Cinderoğlu, ve Abdal Bodu köyünden katılan Salman Hoca şöyle şikayette bulunmuşlardır: “Pirim işitmedin mi? Ortalık yanıyor. Çelebiler her tarafa vekiller gönderiyor. Talip elden çıktı. Pirsiz, rehbersiz bir dönük yolu görülüyor. Sen uyuyor musun? “ diyorlar. Bunun üzerine Musa Halife Büyük Başağa’ya giderek Ahmet Cemalettin Çelebi’nin verdiği icazetnameden ayrı olarak “Tarikat yolu sürmeye izin verildi” kaydının alarak geliyor. Ancak bu belge bize ulaşmamıştır.
Yine Evciyenikışla köyünden Arap Ali Dede’nin topladığı bilgilere göre köyün kurucusu olarak Musa Halife bilinmektedir. Bu durumda köyün 1880 yılında kurulduğu ve yeni bir köy olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Şah İbrahim taliplerinin çevre köyler ve özellikle Sungurlu çevresinde yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Musa Halife 63 yıl yaşamış ve yeni köy mezarlığında yatmaktadır. Ölüm tarihi hicri 1319 81903’tür. Köyün çevresindeki kutsal ziyaret yerlerine gelince; Kavuk Dede’nin çocuklarından olan Abidin Dede ve Ahraz(dilsiz) ananın türbesi ziyaret edilen yerler arasında yer almaktadır. Burada bir Babadamı (cem töreni yapılan yer) kurban kesim yeri de bulunmaktadır.
Evciyenikışla Köyü ve Şah İbrahim Ocağının çok önemli bir özelliği ise, Başağa ve Küçükağa kavramlarının kullanılmasıdır. Yeni Ecikışla ve Mezirme köylerinde yaptığımız araştırmalarda ocağın süreğini yürüten son temsilcilerden biri olan Murtaza Ağaya Büyükbaşağa denilmesidir. Aynı biçimde Mezirme köyünde yaptığımız araştırmada Büyükbaş ağa’nın oğlunun adının da Murtaza olması fakat daha çok Küçük Başağa olarak anılması dikkat çekicidir. Aynı durum Evciyenikışla köyünde de bulunmaktadır. Kösedağı’da bulunan Şahan Başağa Türbesi ocağın yapısındaki bir özelliği de bize göstermektedir. Bilindiği gibi Çankırı yöresinde geleneksel olarak yapılan toplantılardan olan Yaren’de yaren’i yürüten kişinin adı Başağa, yardımcısının adı da Küçük Başağadır. Bu benzerlik daha önce de zaman zaman temas ettiğimiz Cem, Ahi Fütüvvesi ve Çankırı Yaren’i arasındaki benzerliği ortaya koyan bir başka kanıt olarak ortaya çıkmaktadır.
Evciyenikışla Köyünde bulunan kutsal ziyaret yerleri arasında Akı Baba (Ahi) bulunmaktadır. Köyde yaygın inanca göre, Ebu Müslim Horosani’nin kılıcını yapan Demirci olarak kabul edilmektedir. Ocağa bağlı Türkmen oymakları arasında Demirci Türkmenlerinin de bulunması ve Anadolu’da bir çok yere dağılmaları, köydeki halk inancında bir meslek temsilcisi olarak Akı Baba kavramı son derece ilginç benzerlikler olarak karşımıza çıkmakta ve Şah İbrahim Ocağı ile ilgili çalışmalar sırasında Anadolu’da bilmediğimiz daha bir çok kültür unsurunun birbiriyle ilişkilendirileceği gözlemlenmektedir.
Evciyenikışla Köyü 1890 yılında büyük bir kıtlık geçirmiş, köylülerin önemli bir kısmı Çorum ve Ankara’ya taşınmıştır. Şu anda Evciyenikışla Köyü 45 hanedir. Dedeler, Demirciler, Türkmenler ve Abdallar olmak üzere köyde dört kol yaşamaktadır. Aynı durum Mezirme Köyünde yaptığımız çalışmalar sırasında da ortaya çıkmış ve Demirci Türkmenleri ile ocak arasındaki ilişki köy ileri gelenleri tarafından belirtilmiştir. Bunun yanında abdalların Şah İbrahim Ocağı’na büyük bir ilgi duyarak bu ocağın talibi olduklarını söylemeleri de dikkat çekicidir. Mezirme Köyünde yaşayan Abdallarla yaptığımız görüşmelerde bu durum açıkça kendisini göstermektedir. Ancak çok yanlış bir anlayış olarak Abdalların halk arasında çingene kabul edilmesi, Abdalların Anadolu’da sosyal örgütlenmesindeki çok önemli rollerini göz ardı etmemize sebep olmaktadır. Abdalların Evciyenikışla’da yaşıyor olmaları dikkat çekici bir özelliktir.
Evciyenikışla Köyü Çorum’un en sulak ve verimli köyleri arasında yer alır. Bahçecilik ve Hayvancılık yapılmaktadır. Özellikle elma, armut, ceviz, üzüm ve kiraz yetiştirilmektedir. Arazilerin bir kısmında nohut, fasulye buğday ekilmekte ve sebzecilik yapılmaktadır.
Yukarda verdiğimiz bilgilerden de anlaşılacağı gibi Şah İbrahim Ocağı ile ilgili olarak araştırmanının başlangıcında iki temel sorunla karşı karşıyaydık. Bunlardan birincisi, Hacı Bektaş Çelebilerinin ocakları doğrudan kendi şahıslarına bağlamaları ki bunun için Alevi Bektaşi geleneğinde “dönük” sözü bir eleştiri ifadesi olarak kullanılmaktadır. İkincisi ise, Çorum’un Evciyenikışla köyünün yeni kurulmuş bir köy olarak Şah İbrahim taliplerinin kurdukları bir köy olmasıdır.
Durum böyle olunca Şah İbrahim Ocağı ile ilgili olarak yapılacak alan araştırmalarının merkezi doğrudan Malatya’nın Mezirme Köyüne kaymaktadır. Sözlü kültür unsurlarının Alevi ocaklarında bütün canlılığı ile yaşaması ve genelde sözlü bilgilerin tarihsel bilgilerle şaşılacak kadar örtüşüyor olması bizi Mezirme Köyüne kadar götürdü.
Daha önce araştırma merkezinin çalışmaları sırasında çok sıcak ilgi ve desteğini gördüğümüz eski Adalet Bakanlarımızdan Sayın Seyfi Oktay Bey, Şah İbrahim Ocağı ile ilgili araştırma yapmamızı rica etmişti.
Eski Adalet Bakanı Sayın Seyfi Oktay
Bir emekli öğretmen olan Abbas Yıldırım Bey’i bizimle tanıştırarak çalışmalarımızı birlikte yürütmemizi istemişti. Abbas Yıldırım Bey Araştırma Merkezimize birkaç defa geldi ve çalışma yöntemi hakkında kendisini bilgilendirdik. Ancak daha sonra ilişkimiz kesildi. Bu yazıyı baskıya hazırladığımız sırada Sayın Abbas Yıldırım da yaptığı çalışma ile geldi. Abbas Yıldırım’ın özellikle ailelerle ilgili olarak topladığı soy secereleri ve Şah İbrahim Ocağı taliplileri ile ilgili olarak derlemeleri çok önemlidir. Anlaşılan o ki Şah İbrahim Ocağı büyük bir kitap çalışmasına konu olacak kadar önemli ve geniş bir bilgi birikiminin adıdır.
Bunun yanında Araştırmacı Yazar Yunus Koçak Bey de bizi arayarak kendisinde Şah İbrahim Ocağına ait bazı belgelerin bulunduğunu bildirdi. Bu bilgiler kendisine Seyfi Oktay Bey’in babası olan İbşir Oktay Bey’den gelmişti.
RESİM 2
Seyfi Oktay’ın Babası İbşir Oktay
Bunlar arasında bir Şeyh Safi Buyruğu da bulunuyordu. Sayın Yunus Koçak Bey’in yazısını bu sayıda bulacaksınız. Böylece biz daha çok Hacı Bektaş Veli Velayetnamesinde adı geçen Şeyh İbrahim Veli’nin devamı olarak bildiğimiz, ancak tamamen farklı bir Şah İbrahim Veli ile karşılaştık. Ne var ki Şah İbrahim Veli ile ilgili olarak sözlü gelenekten gelen bilgiler dışında elimizde bir kanıt bulunmuyordu. Köyden çıkan bilgi ve belgeler bir kere daha sözlü geleneği pekiştirdi.
Bütün bu çalışmalar sırasından Sayın Seyfi Oktay büyük bir incelik göstererek bir alan araştırması için bizimle birlikte 15 Temmuz 2004 tarihinde Mezirme Köyüne kadar geldi.
RESİM 3
Eski Adalet Bakanı Sayın Seyfi Oktay
Önceden bu konuda bilgilendirdiği için köyün ileri gelenleri ellerinde bulunan bütün bilgileri bize getirdiler ve sıcak bir ilgi ile karşılandık. Bunda elbette bir devlet adamı kimliği ile kültür ve sanatı çok önemli gören ve bizimle bizzat araştırmaya katılan Sayın Seyfi Oktay’ın önemli bir payı bulunmaktadır. Bu tarz köy alan araştırmalarında güven çok önemli bir unsur haline gelmiştir. Bu yüzden köylülerin gelen bilim adamlarına açılmaları veya belge sunmaları için ancak aylar ve haftalar geçmektedir.
Böylece Şah İbrahim Ocağının merkezi olan Mezirme’de bir araştırma yapmak olanağını bulduk.
Mezirme köyü, 1517 tarihli Osmanlı tahrir defterlerinde kaydı geçen önemli ve en eski köylerden biriydi. Arguvan’la Hekimhan arasındaki stratejik bir dağ yamacında kurulmuş ve her iki ilçeye ortalama 20’şer kilometre mesafede bir köydür. Adı sonradan yamacında yerleştiği dağda bulunan “Balıklaya” dan etkilenilerek Ballıkaya olarak değiştirilmiştir. Köyün tarihsel yapısı hakkında bir bilgimiz bulunmamaktadır. Çünkü bütün eski yapılar daha önce heyelan tehdidi nedeniyle terk edilmiş ve eski köy harabe haline gelmiştir. Yeni Balıklaya köyü ise Arguvan Hekimhan yolu üzerinde modern, bir kısmı prefabrik, bir kısmı ise iki katlı taş binalardan oluşmaktadır.
Köy, Cumhuriyetin ilanından sonra gençlerinin neredeyse tamamını okutmuş, özellikle öğretmen, polis ve hukukçu olmak üzere bir çok meslek dallarında memur olarak yetiştirmiştir. Bu yüzden köyde devamlı kalan nüfus kırk hanedir. Yaz aylarında ise genellikle Ankara, İstanbul ve İzmir’de yerleşmiş olan Mezirmeliler köye gelmekte ve köyün nüfusu 350 ile 400 civarına çıkmaktadır. Köyde tarım ve özellikle kayısı üretimi çok önemli bir geçim kaynağının oluşturmaktadır. Köyün bilinen en eski tarihi ile ilgili olarak köyün yaşlıları ile yaptığımız görüşmelerde elde ettiğimiz bilgilerle Evciyenikışla Köyünün kültürel yapısı ile ilgili yaptığımız araştırmaları birleştirdiğimiz zaman kültürel olarak iki köy arasında çok önemli bir yakınlık olduğunu gördük. Özellikle düğün, nişan ve benzeri geleneklerin önemli bir kısmı birbirine tam olarak uyuyordu.
Mezirme Köyü’nün Erzurum üzerinde gelerek Arguvan’dan geçip Hekimhan üzerinden İstanbul’a kadar giden bir kervan yolu üzerinde çok önemli stratejik bir yer olduğu, kervanların güvenliğinin ve ihtiyaçlarının sağlanmasında etkin rol oynadığı anlaşılmaktadır. Deve yetiştirilmesi ve yaşlı kuşakların bu yetiştirme işini hatırlamaları bu gerçeği ortaya koyan belgeler arasında yer almaktadır. Kervan bekçiliği görevlerinin kervanların güvenliğini sağlaması açısından sürdürülmesi ve köylüler tarafından bilinmesi de bunu kanıtlamaktadır. Böylece bütün Horasan Erenleri gibi Şah İbrahim Veli’nin de özellikle Kervan Yolları üzerinde yüksek dağ yamaçlarına yerleşerek öğretilerini yaydıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Köy ayrıca yakın zamanlara kadar koyun ve keçi besiciliği yapmış ve yaz aylarında yaylalara çıkmıştır. “Yoz” ( bir yaşını geçen keçi), “toklu” (bir yaşını geçen koyun), “berci”(süt sağmaya giden genç kızlar) gibi kelimelerin yaşlı köylüler tarafından sorulduğu zaman bilinmesi bunu ortaya koymaktadır. Günümüzde bu gelenek tamamen yok olmuş durumdadır. Köyün üç büyük yaylası bulunmaktadır. Bunlar Alaçayır, Kayabaşı ve Ayrancı yaylalarıdır. Buralarda kutsal ziyaret yeri olarak Hz. Ali’nin atının ayağının değdiği kabul edilen kırmızı ve ışıkta değişik renklere bürünen bir taş bulunması, Anadolu’nun bir çok bölgesinde karşılaştığımız Hz. Ali’nin atının ayak izi kavramı ile örtüşmektedir.
Ayrıca Alaçayır’da yol üzerindeki yüksek bir alıç ağacının dibinde bulunan Düldüz Dede yatırı da özellikle genç kızların ve kadınların dilek diledikleri bir bölge olarak belirtilmiştir. Yine anlatılanlardan anladığımıza göre yoğun bir yayla kültürü yaşlılar arasında bütün canlılığı ile yaşamaktadır.
Köyde zaman zaman göçlerin olduğuna dair bilgiler de bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı aile içi kavgalara dayanırken, bir kısmı tarla ve arazi paylaşımı yüzünden, bir kısmı ise ekonomik sıkıntılara dayanmaktadır. Köyden Arguvan’a göçen ailelerin orada çektikleri sıkıntıların sonuçları olarak bazılarının Çorum dolaylarına gittikleri anlaşılmaktadır.
Arap Ali Dede’nin anlattığı Musa Halife hikayesinde olduğu gibi Büyük Başağa’nın da köyden ayrılarak Arguvan’a gittiği, rakımı 1500 metre olan köyden daha sıcak bir düzlüğe inmeleri yüzünden hayvanlarının hastalanması üzerine Başağa’nın şöyle yakındığı anlatılmaktadır:
“Güzel kamış biten kaz öten yerleri bıraktık. Keven biten keklik öten yerlere geldik. Boz eşekli, şal döşekli Arguvanlı mayamızın ardını aldı nazar ettiler.”
Köyün yaşlılarından olan Mahmut Öztürk Bey’in anlattıklarına bakılırsa Başağa’nın (Murtaza’nın)Keskin’e kadar gittiği ve tekrar geri geldiği biliniyor. Büyük Başağanın iki kardeşi bulunmaktadır. Bunlardan birisinin lakabı Küçük Başağa, diğerinin ise Minnetoğlu’dur. Köyün yaşlılarından aldığımız bu bilgiler Abbas Yıldırım Bey’in hazırladığı soy şecereleri ile uyuşmamaktadır.
Başağa’nın bir ünvan gibi kullanıldığı her iki Başağa’nın asıl adlarının Murtaza olduğu bilinmektedir. Büyük Başağa’nın Keskin’e niçin gittiği hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Başağa’nın üç oğlu vardır. Bunlar İbşir, Abidin ve Süleyman’dır.
Köyün yaşlıları ile yaptığımız görüşmeler sırasında ailelerin elinde bulunan belgeler de açığa çıkmaya başladı. Bunlardan en önemlisi 17. yüzyılın başlarında düzenlenmiş bir icazetname, 1900’lü yılların başında Erdebil Dergahında verilmiş olan şecereler de bulunuyordu.
RESİM 4
Kayhak Kişi: Şıh Hasan Dede
Belgeleri elinde bulunduran aileler ile yaptığımız konuşmalar sırasında belgenin sahibi olan ve vefat etmiş olan Hüseyin Yılmaz’ın eşi Zeynep Yılmaz, bize ailenin bunu dedelerinden gelen bir belge olarak sandıkta sakladıklarını ve hiçbir şekilde dışarı çıkarmadıklarını söyledi. Rulo halinde teneke bir kutu içinde korunan şecere ve geçmişteki ritüelleri hakkında Zeynep Yılmaz, hiçbir bilgiye sahip değildi.
RESİM 5
Belgeyi Veren Aile
Köyün yaşlıları arasında yer alan ve cem geleneğinin çok iyi izlemiş olan 73 yaşındaki Elif Öztürk bize dedelerinden ve ninelerinden duyduklarını anlatmaya başladı.
RESİM 6
Kaynak Kişi: Elif Ana
Burada anlattıklarından en önemlisi Dede Karkın ile Şah İbrahim Ocağı arasındaki ilişkiydi. Bununla ilgili olarak dedesinin annesi olan Havva Ana’nın (kendisi 110 yaşına kadar yaşamış) Dede Karkın Ocağı’nın ileri gelenlerinden olan Yusuf Kargın Dede’nin köye geldiği zaman Şah İbrahim Postu’na oturmayı kabul etmediğini ve : “Biz Şah İbrahim postuna oturmayız .” dediğini söyledi. Köydeki bir çok yaşlı da aynı görüşü belirtti. Köyün Dede Kargın ocağı ile ilişkisi karşılıklı sıkı dostluk ilişkisi olarak kendisini göstermektedir. Daha önce yayınladığımız Dede Kargın ocağı belgelerinde adı çok geçen Malatya’ya bağlı Fethiye bucağının da Şah İbrahim taliplerinin yerleşim bölgesi olduğu, buradaki Kargın köyünün ise ayrı bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır.
Şah İbrahim Veli taliplerinin Anadolu’da yayılma alanları ile ilgili olarak verilen bilgiler ocağın çok geniş bir coğrafyaya yayıldığını göstermektedir. Bunlar arasında Denizli, Manisa, Aydın, Sivas, Çorum, Erzurum, Tokat, Amasya, Suriye’de Halep ve Şam gelmektedir. Yakın zamanda vefat etmiş olan Gürgür Dede’nin ve oğlu Hamdullah’ın verdiği bilgilere göre Şam’da çok sayıda Şah İbrahim Veli talibi bulunmakta, Türkçe konuşmakta ve cem yürütmektedirler.
Şah İbrahim Veli soyundan gelip Ballıkaya (Mezirme) Köyü’nden dağılan dedelerin yerlerştikleri yerlerden bazıları: (Bu bilgiler, Mezirme Köyü üzerine araştırmalar yapan Öğretmen Sayın Abbas Yıldırım’ın çalışmalrından alınmıştır.)
MALATYA
Hekimhan:
Ballıkaya Köyü (Merkez)
Hasançelebi Köyü
Darıyeri Köyü
Kulancak:
Alvar Köyü
Bicir Köyü
Yazıhan:
Çörmeğe Köyü
Fethiye Köyü
Karahan Köyü
Arguvan:
Asmacı Köyü
Yukarı Sülmenli Köyü
Aşağı Sülmenli Köyü
İsa Köyü
SİVAS
Kangal:
Mamaş Köyü
Akmağra Köyü
Hamal Köyü
Kocayurt Köyü
Karanlık Köyü
Çetinkaya:
Yellice Köyü
Dışlık Köyü
Hafik:
Sinekli Köyü
TOKAT
Niksar:
Çerdiğin Köyü
Sarıtarla Köyü
Ayrıca:
İstanbul (Merkez)
Ankara (Merkez)
İzmir adana (Merkez)
İskenderun (Merkez)
Manisa (Merkez)
Şah İbrahim Veli’nin Türkiye Genelinde Talip Köyleri:
MALATYA
Hekimhan:
Ballıkaya Köyü (Merkez)
Başkavak Köyü
İğdir Köyü
Salıcak Köyü
Baltacıbaşı Köyü
Kozdere Köyü
Aşağısaz Köyü
Yukarısaz Köyü
Karaköçek Köyü
Çanakpınar Köyü
Budaklı Köyü
Çırzı Köyü
Dereköy Köyü
Başkınık Köyü
Hasançelebi Köyü
Köylü Köyü
Keçe Mamaoğlar Köyü
Yeşil Köyü
Hacılar Köyü
Başak Köyü
Erdehen Köyü
Bahçedamı Köyü
Arapgir Kazası:
Derekan Köyü
Gebik Köyü
Gürge Köyü
Eynir Köyü
Çeynir Köyü
Asdek Köyü
Saldek Köyü
Dereli Köyü
Arguvan:
Bozan Köyü
Eymir Köyü
Kızık Köyü
Akveren Köyü
Çavuş Köyü
Kuruttaş Köyü
Kadebela Köyü
Şotik Köyü
Birik Köyü
Alpuz Köyü
Aguvanın içi Köyü
Minayik Köyü
İsa Köyü
Morhamam Köyü
Çermik Köyü
Kesirlik Köyü
Yukarı Sülmenli Köyü
Aşağı Sülmenli Köyü
Gecekondu Köyü
Asar Köyü
Ektir Köyü
Sema Köyü
SİVAS
Mamaş Köyü
Armağan Köyü
Tekke Köyü
Yortan Köyü
Kocagut Köyü
Yellice Köyü
Hamal Köyü
Yazıhan:
Fethiye Köyü
Çörmeğe Köyü
Eğribük Köyü
Ambarcık Köyü
Karahan Köyü
Boyaca Köyü
Yeşilyurt:
Kuşdoğan Köyü
Pirpirim Köyü
Doğanşahir:
Karaterzi Köyü
Akçadağ:
Zeyve Köyü
Pötürge
Hüsükkuşağı Köyü
Kangal:
Dışlık Köyü
Zerk Köyü
Camili Köyü
Armıtak Köyü
Ürük Köyü
Öbek Köyü
Divriği Kazası ve Köyleri:
Hafik Kazası:
Doğanlı Köyü
Kızılören Köyü
Beğlikaya Köyü
TOKAT
Yeniköy (Turhal)
Vağlu Köy (Turhal)
Sarıtarla Köyü (Niksar)
Çerdiğin (Niksar)
Handere Köyü (Niksar)
Çakırca Ali Köyü (Turhal)
İslim Köyü (Turhal)
Ballıdere Köyü (Merkez)
Sadoğlu Çiftliği (Niksar)
UŞAK
Banaz Kazası ve köyleri:
MANİSA
Kayıslar köyü (Akhisar)
Beyoba Köyü (Akhisar)
Kumkuyucak Köyü (Akhisar)
Kemiklidere Köyü (Akhisar)
Tirkeş Köyü (Akhisar)
Harmandalı Köyü (Saruhan)
ÇORUM
Aşağı Camili Köyü
Yukarı Camili Köyü
Dedesli Camili Köyü
Değirmendere Köyü
Kürtkötü Köyü (Sungurlu)
Çukurlu Köyü (Sungurlu)
Çağşak Köyü
Evci Yenikışla Köyü
Yenicek Köyü
Abdalbudu Köyü
AYDIN
Sarıcaova Köyü (Kuyucak)
DENİZLİ
Dereçiftlik Köyü
MERSİN
Bağlarbaşı Köyü (Tarsus)
Keseli Köyü (Tarsus)
İl Merkezi
KAHRAMAN MARAŞ
Köprüağzı Köyü (Merkez)
Elbistan Köyleri
GAZİ ANTEP
Nohutalan Köyü (Kilis)
AMASYA
Abacı Köyü
Küçükkızılca Köyü
Kalifeli Köyü
Keçeli Köyü
Sevincer Köyü
Karayüğ Köyü
Çavuş Köyü
Kızık Köyü
Eymir Köyü
Diğer İller:
Malatya
Ankara
İstanbul
İzmir
Antalya
Muğla
Adana
Hatay
İskenderun
Kıbrıs’ta ve Suriye’de: 80 bin han
Başağalar
Türk kavimlerinin Anadolu’ya gelişi çok eskiye dayanır. Ancak M.Ö.9’uncu asırdan sonra Anadolu’nun doğu ve güneydoğusuna, Dicle ve Fırat vadilerine daha yoğun bir şekilde yerleştikleri, buralarda birleşik yeni medeniyetler kurdukları görülmektedir. Oğuz neslinden olanları Anadolu’ya gelişleri ise M.S. 10’uncu asırda başlamıştır. 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Kızılırmak’a kadar ilerleyen Selçuk hükümdarı Alparslan, ele geçirilen toprakları Türkmen beylerine taksim etmiştir. Sivas-Amasya-Tokat-Çorum-Çankırı-Niksar-Elbistan ve Malatya bölgesi Danişmendlilere verilmiştir. Diğer beyler ise Saltuklar, Mengüç’lerdir.
Mevcut bilgilerden anlaşıldığına göre mensubu olduğumuz aile 1830’lardan itibaren Türkmenistan ve Batı Horasan’ın kuzeyinden göç ederek Anadolu’ya gelmiştir. Göçün asıl sebebi, bu bölgede giderek artan Rus tehdit ve tehlikesidir. Bu aile Türk kavimlerinden Oğuz Boyu’na mensuptur. Ankara-Keskin bölgesine büyük bir aile olarak gelen dedelerimiz, hayvancılığın yanı sıra tarıma da başlar. Burada yerli halkla anlaşmazlığa düşer. 8-10 yıl sonra aileden Başağa adını taşıyan dedemiz, Keskin’den ayrılarak Fırat Havzası’na gelir. Malatya’nın 70km. kuzeyindeki bölgeye yerleşir. Diğerleri Keskin’de kalır. Başağa ailesinin nüfusu artar. Arazi genişler. Büyük bir köy olur. Harput ili dahilinde devlete yakınlığı ile tanınır. Etkinliği artar. Çevredeki küçük yerleşim yerleri mezra halindeki bu yer, daha sonra eski Mezirme, yeni adıyla Ballıkaya köyüdür.
Ağa tabiri ailede geleneksel bir unvan olarak kullanılmıştır. Herhangi bir imtiyazdan ileri gelmemektedir. Soyadı Kanunu çıkınca Oktay-Koç-Öztürk-Yılmaz ve Yalçın soyadını almışlardır.
Ali YALÇIN
Kurmay Albay, 3 Temmuz 1984
Ocağın yaptığımız alan araştırmaları sonucunda elde ettiğimiz belgelerinin yanında daha bir çok yeni belgesinin ortaya çıkacağı kesindir. Bunun yanında Gürgür Dede’nin kitapları arasından oğlu Hamdullah’a geçen üç kitabın fotokopisi de araştırma merkezimize ulaşmıştır. Derginin son sayısına yetişmesi mümkün olmayan bu yazmalarla ilgili bilgiyi ve çalışmaları diğer sayımızda bulacaksınız.
Bu sayıda araştırmacı yazar Hamza Aksüt’ün hazırladığı özellikle Şah İbrahim Veli Ocağına bağlı Türkmen oymaklarını ele alan araştırması ile yine araştırmacı yazar Süleyman Özerol’un yöredeki Şah İbrahim Veli ile ilgili söylenceler şiirler ve nefeslerle ilgili derlemeleri çalışmanın diğer boyutlarını bir araya getirecektir.
Elimizdeki ilk belge kenarlı altın varak içi ise taklidi mümkün olmayacak biçimde birden fazla renkte yazılarla düzenlenmiş bir belgedir. Bu belgeden anlaşıldığına göre Kerbela’da bulunan Hacı Bektaş Tekke tarafından düzenlenmiştir. Osmanlı Devletinin son yıllarına kadar Kerbala’da bulunan Hacı Bektaş tekkesi Yedi büyük tekkeden biri kabul ediliyordu ve bütün Hazret-i Ali soyundan gelenlerin şecereleri ile birlikte sürek ve erkan yürütme yetkisini veriyordu. Bu belgeleri veren dört büyük merkez vardı. Bunlardan birincisi Erdebil Dergahı ki Şah İsmail’e kadar bu Dergahın verdiği belgeler Osmanlı Devleti tarafından da kabul edilmekteydi. Hatta Osmanlı Padişahları yıllık bütçelerinden bu dergaha tahsisat ayırmışlardı. Çaldıran Savaşı ve sonrasında gelişen olaylar Osmanlı Devleti ile Erdebil Dergahı arasındaki ilişkiyi kopardı.
İkinci Dergah Hacı Bektaş İlçesindeki Hacı Bektaş Dergahı idi. Bu dergahın verdiği icazetname ve şecereler resmi belge kabul edildiği gibi, Alevi ve Bektaşi topluluklar tarafından saygıyla anılıyordu. Üçüncü merkez ise yukarda belirttiğimiz ve bu belgenin alındığı Kerbela’da Hacı Bektaş Dergahı idi. Burada bütün Seyyitlik şecereleri ve defterlerinin kayıtları bulunuyordu.
Dördüncü merkez ise, İstanbul’da bulunan Nakibü’l Eşraflık kurumu idi ki, bu kurumda bir bilimsel inceleme sonunda özellikle Seyit ve Şerifler için soy şecerelerinin onaylandığı bir merkezdi. Bu merkezin onayladığı şecereler için Osmanlı Devletinin son dönemlerine kadar maaş bağladıkları bilinmektedir. Yine bir detay bilgi olması bakımından bu belgelerin ilk defa Alaaddin Keykubat tarafından onaylandığı ve hatta bu belgelere göre yayla ve yerleşim alanlarının düzenlendiği bilinmektedir.
Osmanlı Devletinin çöküş sürecine paralel olarak çok önem verilen bu kayıtların zaman içinde önemini yitirdiği, rüşvet, torpil ve adam kayırmacılığa dayalı olarak belge verilmeye başlandığını biliyoruz. Bu verilen belgelerin gittikçe değerinin yitirmesine ve hemen hemen her gidene böyle belge verilmesine sebep olan gevşeklik ve sorumsuzluğun 17. yüzyıl ortalarından itibaren yaygınlaştığını biliyoruz. Hele 18 ve 19. yüzyılda verilen bu tarz belgelerin doğruluğu konusunda çok ciddi kuşkular bulunmaktadır.
Bütün bu bilgiler ışığında birinci belgeyi değerlendirirsek Kerbela’daki Hacı Bektaş Dergahı’nın bu konuda çok titiz davrandığı dönemlere ait bir belgedir. Burada 1620 yılında bu belgeyi alan kişinin adı Şah Hüseyin olarak geçmektedir. Belgede Şah Hüseyin, Şah Veli, Şah Kulu isimlerinin başına şah ibaresine konulmuşken Mustafa, Ali Tursun ve Mustafa’nın başına böyle bir ibare konulmamıştır. Ocağın ilk temsilcisi ise Şeyh İbrahim olarak değerlendirilmiştir.
Şeyh Safi Ocağının bir döneminde ocak ileri gelenlerine Şeyh, bir dönem sonra ise devlet kurma özelliği dolayısıyla Şah ibaresinin kullanıldığı bilinmektedir. Bu yüzden Şeyh İbrahim ifadesi belgede yaklaşık olarak bizi 1400’lü yıllara kadar götürmektedir. Yani belgeye göre Ocağın ilk temsilcisi olan Şeyh İbrahim 1400’lü yıllarda yaşamıştır diyebiliriz. Bunun yanında dikkatimizi çeken bir başka nokta ise, Erdebil dergahından 1900’lü yıllarda alınan belgelerde Şah Kulu, Tursun, Mustafa ve Ali adlarının geçmediğini görüyoruz. Oysa 1560 tarihli Osmanlı vergi kayıtlarında Mustafaoğlu Şahkulu geçmektedir. Her kuşak için 30 yıl hesabıyla geri doğru gittiğimiz zaman da Şah kulu’nun yaşadığı dönem 1560’lı yıllara isabet etmektedir. Şah Kulu isminin özel bir anlamı bulunmaktadır. Bunun bir çok sebebi vardır. Bunlardan birincisi Şahkulu Türkmenleridir ki Erdebil Dergahına en bağlı Türkmen oymağı olarark kabul edilmektedirler. İkincisi ise Şah kulu isim olarak Erdebil Dergahına bağlılığı ifade eden bir addır. Bu yüzden belgede verilen bilgiler daha sonra verilen bilgilere göre daha doğru görünmektedir. O halde Belgeyi alan Şah Hüseyin Olduğuna göre Şah İbrahim’in ayrı bir kolundan gelmektedir. Bilindiği gibi birden fazla evlilik yapıldığı için aile bir çok koldan yürümektedir. Şah İbrahim’in de birden fazla oğlu olduğunu düşündüğümüz zaman bu kolun oğullarından birina bağlı olduğunu düşünebiliriz.
Bu bilgiler 1321 hicri kameri tarih ve 1903 miladi tarihte Erdebil dergahından verilen belge ile de uyuşmaktadır. Ancak ilk belgede soy şeceresi daha sınırlı tutulmuşken burada şecere tam olarak verilmektedir. Buna göre Şeyh İbrahim’den önce Şeyh Hoca Ali, Şeyh Sadreddin ve Şeyh Safi ilave edilmiştir. Bu da bize Şeyh İbrahim’in şah İbrahim olduğunu göstermektedir.
Dergimizde yayınladığımız belgelerden biri de dedelerin taliplerinin görmeye çıkmadan önce yapılan bir toplantıya ait tutanaktır. Bu tutunakta Şah İbrahim Veli Ocağına ait bütün dedelerin yanında Dede Kargın Ocağı’nın dedesi Yusuf kargın da katılmış görülmektedir. Ancak Şah İbrahim Veli Dedesinin açıkça ifade edilmiş olması ve tutunakta özel bir yere sahip olması Dede Kargı Ocağı ile Şah İbrahim Ocağı araşında sıkı bir dostluk ilişkisi olduğunu göstermekte ve özellikle Görgü cemlerininin disiplinini sağlanmasında ortak hareket ettikleri anlaşılmaktadır.
Ocağın Tarihi ile ilgili olarak kesinlikle belirlememiz gereken bir sorun da Şah İbrahim Veli ile bu ocağın bağlantısının sağlanması konusundadır. Şah İbrahim Veli’nin Merzime Köyüne gelişi ve ocağın burada kuruluşu ile ilgili kesin bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. Yalnız Ocağın dedelerinden Mehmet Çelik’in bir ifadesine göre Şah İbrahim Veli Timur’un ordusuyla Anadolu’ya gelmiş. Dönerken Timur’dan ayrılarak Mezirme’de ocağını kurmuştur. Bu bilgi tarihsel olarak Şah İbrahim Veli’nin hayatıyla uyum sağlasa bile kanıtlayacak başka bir belge bulunmamıştır.
Şah İbrahim Veli ve benzeri Horasan Erenlerinin Velayetnameleri ve Menakıbnameleri bulunmaktadır. Ocak mensuplarının elinde böyle bir belge bulunduğu takdirde veya başka yeni belgelerle bunu kanıtlamak gerekir.
Bütün yayınladığımız belgeler dikkatle incelendiği zaman Anadolu Türkmen oymaklarının bağlı bulunduğu en önemli ocaklardan biri olan Şah İbrahim Ocağı’nın bütün sosyal, kültürel ve ekonomik değişmelere karşılık varlığını bütün canlılığı ile sürdürdüğünü göstermektedir. Yayılma alanlarının neredeyse Anadolu’nun bir çok bölgesini içine alması ve buralarda yakın zamanlara kadar ilişkinin en azından yılda bir defa sürdürülmesi, 19. ve 20. yüzyılın başlarındaki ulaşım imkanlarının bütün sınırlılığına rağmen çok önemli bir sosyolojik olaydır.
İcazetname
Çerçeve içinde:
…ve ma teahhara ve yütimme nimete aleyke ve yehdiyeke sıratan müstekima ve yensurakallahü aziza ….
Liyezdadû imanen maa imanihim vallahü cunudüssemavati vel arza ve kanallahü alimen hakima liyüdhilel müminine vel müminati cennatin terci min tahtihel enharü halidine fiha ve yükeffira anhüm seyyiatihim ve kane zalike indallahi fevzen azima.
(Bu çerçeveden sonra 7 adet hilye var.)
Asıl Metin:
Minel atebetil hüsniyye aleyhi elf elf tahiyye
Şükr u sipas ol melikü’l-nasa revadur ki enbiya-yı izamın merakid-i şeriflerin kıblegah-ı kaffe-i enam kıldı ve evliya-yı kiramın meşahid-i münifeleri mutekif-i her has u am eyledi ve durud-ı na ma’dud ol resul-i emine layıktır ki cem-i akvalinde sadıkdur ve emraz-ı isyan devasında tabib-i hazikdür ve tahiyyat-ı na mahdud ali münteceb ve ashab-ı müntahabine ki her biri asuman-ı risalette bir kevkeb-i dürri ve felek-i hideyete necm-i mudîdürler emma b’ad erbab-ı din ve ashab-ı yakinün re’y-i âlem ü aralarına mahfi ve puşide olunmaya ki hak sübhanehu ve teala evliya-yı din ve eimme-i hâdîn ki semerehu şecerehu nübüvvet ve nur-ı hadikat-i vilayetdürler ki meveddetlerin cemî insana: “Kul la eselikum aleyhi ecran ile’l-meveddeti fi’l kurba” muktezasınca vacib ü muhabbetlerin Hadis-i Şerif-i Nebevi: “Allahümme inni uhibbuhum ve uhibbu men yühibbuhum” mucibince cümle ehl-i imana ragıb ve bu güruh-ı ba şükuhun merakıd-ı müteberrekelerinde mücaveret-i ihtiyar idenlerin taatlarında sevabları muzaaf ve ziyaretlerine teveccüh idenlerin cemi günahlarını afv ve atebe-i aliyye ve südde-i seniyeleri sükkehân-ı ehl-i âlem ve hacetü reva-yı benî adem oldugı pertev-i hurşid-i alem-i tab gibi zahir ve taht-ı kubbe-i Firdevs-i rütbeleri mahalli icabet-i dua ve husul-i her meram ve müd’a olmakta iştibah olmaz ve bu tarikte gümrah olan menzil-i hakikate yol bulmaz bu takdirce bu ulvi makama talib ve sümuvv kadre ragıb olan sadıkül akide vel ihlas takva-şiar Şah Hüseyn ibni Şah Veli ibni Şahkulu ibni Mustafa ibni Ali ibni Mustafa ibni Tursun ibni Şeyh İbrahim farkeyn-i kadem ve didesin naleyn kılub Mirat-i âli makam-ı eimme-i kiram ve evliya-i lazimül ihtiram ve meşayih-i izam a’nî imamlar ve evliyalar ziyaretine gelüb ve ziyaretleriyle müşerref ve ser-efraz olub ve çün bu emakin-i müteberrike mahal-i isticabet ve dua olub bu sebebden devam-ı ömr ve devlet-i padişah-ı İslam içün ve cemi müminin ve müminat ve müslimin ve müslimat içün kema yenbeği ziyaret ve dua idüb ve iki rekat hacet namazın kılub ve Kerbela-yı muallada vaki olan Hacı Bektaş Veli kuddise sırruhul aziz tekyesinde cümle fukara-yı babullah nazarında ve seyyid ü sadat huzurunda kazan kaynatub ve canla ve başla safa nazar olub ve kendüsine sofra ve çerağ havale olunub ve hakkında hayır dualar kılındı. Ve gülbanklar çekildi ve cümle fukara-yı babullah mezkurdan razı ve şakir oldular emma bu asitane-i münevverenin nurundan mütedavi olan ümera-i kamkar ve sahib-i devletan-ı visar ve sadat-ı kibar ve kuzat-ı şeriat-şiar ve ulema-i refi-mikdar ve sahiban-ı şod u yed ve ehl-i tarik ve beyat hazretlerinden rica olunan oldur ki mezkurun üzerinden bu astane hatırıçün nazar-ı merhamet ve inayetiniz diriğ olunmaya ve ana olan izzet ve hürmet ve riayet ve himayet bu canibe olmuş gibidir ve indellah zayi olmaz ki “innallahe la yüdiü ecral mühsinin ve men caze(?)bilhaseneti ve lehü aşrete emsaliha” vesselamü ala menittebeal hüda. Hurrira fi evail-i şehr-i Muharremü’l- Haram sene selasine ba’del elf.(1030/1620)
Ed- Dai Ali Dede el –Mücavir bi-Kerbela
Mühür: el-Abd el aciz ilallahil aliyyir raci
Günümüz Türkçesine Çevirisi
(belgenin başı eksiktir)
(Çerçevelerin içi)
“O, öyle bir yaratıcıdır ki, müminlerin kalplerine sükuneti indirdi ta ki imanları ile beraber iman arttırsınlar ve göklerin ve yerin orduları Allah içindir ve Allah işitendir, bilendir. Mümin olan erkekleri ve kadınları altından ırmaklar akan cennetlere içlerinde ebedi kalıcılar olmak üzere girdirsin ve onların günahlarını örtsün ve bu ise Allah indinde pek büyük bir kurtuluş olmuştur.”[1]
Asıl Metin:
DEĞERLİ VE GÜZEL EŞİKLERDEN (KENDİSİYLE ŞEREF DUYDUĞUMUZ PEYGAMBERE) BİNLERCE SELAM OLSUN[2]
Şükür, insanların yaratıcısı olan Allah’a yaraşır ki, büyük peygamberlerin mezarlarını tüm canlıların kıblesi kıldı(Tüm canlıların yöneleceği yer kıldı). Ve kerem sahibi evliyaların makamlarını halkın ve Allah’a yakın insanların sığınacağı birer sığınak yaptı. Sayısız selam da o “emîn” olan, kendisine güvenilen peygambere yaraşır ki, onun söylediği tüm sözler doğrudur ve o, Allah’a başkaldırı hastalığının yani isyanın en becerikli ve en güvenilir tabibidir. Yine sayısız selam ve dua onun seçilmiş arkadaşlarına ve ailesine olsun ki, onların her biri peygamberlik göğünün ve doğru yolun ışık saçan birer yıldızlarıdır.
Şimdi (ey Kardeşim), din erbabının ve Allah’a yakın olanların yüceliklerinden asla şübhe edilmeye. Çünkü bunlar için nübüvvet yani peygamberlik ağacının meyveleri denilmiştir. Onlar aynı zamanda vilayet bahçesinin nurlarıdır da. (Kur’an’da Peygamberin ağzından buyurulan):“Ben bunun üzerine sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum”[3] ayeti gereğince herkesin onlara sevgi beslemesi gerekir. Ve “ Allah’ım ben onları ve onları sevenleri seviyorum” hadis-i şerifine de uygun olarak, bu yücelik ve ululuk sahibi kişilerin türbelerinin bulunduğu yerlerde riyazat(nefis terbiyesi) ve ibadet edenlerin ibadetleri kat kat artsın, ihtiyaçları verilsin ve alınları güneş gibi parlak ve açık olsun. Kabirleri Firdevs bahçelerinden bir bahçe ve duaların, ibadetlerin ve dileklerin kabul edildiği yerler olsun. Bunların böyle olduğuna da şübhe yokdur. Bu yüce makama talip olanlardan, sağlam inanç sahibi, ihlaslı insan Şeyh İbrahim oğlu Tursun oğlu Mustafa oğlu Ali oğlu Mustafa oğlu Şahkulu oğlu Şah Hüseyin evliya ve meşayih kabirlerini ziyaret edip, bu mübarek mahallerde, hem kendi ve hem de tüm mümin ve Müslümanlar için niyazda bulunmuş, iki rekat hacet namazı kılmış ve Kerbela’da bulunan Hacı Bektaş Veli Tekkesinde tüm mürid ve muhibler huzurunda kazan kaynatıp, canla başla safa nazar olup, kendisine sofra ve çerağ verilmiştir. Kendisine hayır dualar edilip, tüm muhipler kendisine haklarını helal ettiler. Bundan sonra bu dergahın nurundan nurlanan emirler, devlet adamları, sadat-ı kiram ve ulema ile tarikat erbabından rica olunur ki, Şah Hüseyn’in üzerinden merhamet nazarlarını ve yardımlarını esirgemeyeler. Ona yapılan merhamet, yardım ve saygı bize yapılmış gibidir ve “Allah iyilik yapanların iyiliğini zayi etmez” [4] buyrulduğu gibi hiçbir zaman Allah katında bu iyilikler zayi olmaz. Hidayete erenlere selâm olsun. Bu belge 1030/1620 yılının Muharrem ayının ilk günlerinde yazılmıştır.
Kerbela’da oturan Ali Dede
Mühür: Yüce Allahın yardımına muhtaç aciz kul
Belge 2
Şecere
Evliyaullah ve esfiyaullah ve ehibba-i zahir-i ismullah ve sıfatullah va ala mahallil hikmetullah ve âyât ve raşidin halifelerine veaccallahü hadi ve peygamberittahiyyat ahfad-ı ehl-i beyt ve evladlarına ve ala arifine billahil bekail Mustafaviyye ve alel vafikine bi tarikatil garrail murtazaviyye seyyidül vafi-is senedat vel bürhan sulbi eş-Şeyh es-Safi şahidler ve enbiyaihi ve esfiyaihi mümin olanlara emin ve evliyalara ve ana yakın inkıyalara yani mutekıd olanlara selamün aleyhim ve ala men ve alihim ve rahmetullahi ve berekatühu. Sülale-i kiram her birinin ve sülk-i nisbet ve suret-i intizam var idi Şah İsmail bin Sultan Haydar bin Sultan Cüneyd ve Cüneyd Naki oldur ki mümtazı ola Sultan Cüneydin Şah Hüseyin ibni Şah Veli ibni Şah Kulu ibni Mustafa bin Ali ibni Mustafa ibni Tursun ibni Şeyh İbrahim bin Şeyh Hoca Ali bin Şeyh Sadreddin ve ma bakiye evladı. Der nüsha-i diğer suret-i intizam girifte ketebe ef(da)lüssadat Hacı Emir ….astane-i melaik basban(?) hazret-i Şeyh es safiyyüddin aleyhirrahme merhum Şeyh es Safiyyüddin hazretlerinin hademelerinden
(Daire içinde şu iki isim vardır:)
Muhammed Naki mütevelli..
Sebk Ğifari
Balada ism-i şerifleri sebk iden sülale-i kiram hazretlerini ziyaret ile niyaz iden meşayih ve mühibbandan cenab-ı paşaya silsilenamenin bir sureti talebi vechile virildi. Ve muma ileyh cenab-ı paşa hakkında hurmet ve riayet ve şeyh muma ileyh paşaya virilecek niyazın kaffesi cenab-ı sultanü’l arifin ve bürhanü’s salikin bi Erdebil ve şeyh Esfiddin seyyidü’l hak alallahi makamehu makamına doğrudan doğruya vasıl olacağı vareste-i beyandır. İş bu buk’a-i müteberrike şehr-i safer sene 1321 tarihinde tahrir olundu ve çend nefer hademe memhur-ı nemika ide.
İbrahim
Muhammed Hasan
Aziz
Muhammed Ali
Muhammed Taki
Muhammed
Hasib
Süleyman
Gaffar
Mürteza
Alıklı Gülihdat(?)
Külb(?)Hüseyin
Cenab-ı Sultanü’s sadatü’l izam li emir Hacı Seyyid Ali merzimei teşrif bi astane-i mübareke cenab-ı kutbu’l arifin ve bürhanü’s-salikin cenab-ı Şeyh Safiyüddin aleyhirrahme ketb? ceddi bozorkvar büyük pederi Şeyh Safiyüddin Seyyidü’l hak ve pederi Seyyid Cibril ilmüddin ve Sultan Haydar ve Sultan Cüneyd ve Şah Haydar ve Şah İsmail ve Sultan İbrahim ve Şeyh Salih eben kema likema ve sandukını astane-i mübareke tevakkuf idilmesi içün eimme-i ehl ve hadimü astane-i müteberrike der hidmeti ….meşgul yani salifü’z -zikr sadat-ı izamı ziyaret arzu iden cemi ammuzade ve muhibbamız Haydar’a raiha selam ve âli asitaneye hizmet ve ihtiram ve istid’a iderler ve hademeleri sizler memnun ve mesrur idin ve her ne niyaz i’ta iderler ve Şeyh muma ileyh cenab-ı paşaya teslim idülür ise doğruca kendüye vasıl olur. Şaha men ki ibadet başlar ehl-i zemme ictinab ika-yı vacibü’l ihtiram hürmet ve hidmelerin müzayakasını sizler def idiniz ki anlarda haklarınızda dua ile meşguliyetleri indallah ve inderresul makbul ola vesselam. Fi Safer 1301.
Muhammed Talib
Gurre Muhammed Ali
Gaffar
Mütevelli Başı Muhammed Taki
Günümüz Türkçesine Çevirisi
Allah’ın evliyalarına, temiz kullarına, peygambere onun olgun halifelerine, peygamberin evlatlarına, torunlarına, Şeyh Safi hazretlerine, tüm mümin ve Müslümanlara selam olsun. Allah’ın rahmet ve bereketi, hayır ve ihsanı onların üzerine olsun.
Temiz sülaleye mensup olanların her birinin şecereleri vardır: Şah İsmail, babası Sultan Haydar. (Onun) babası, Sultan Cüneyd. ve Cüneyd Naki oldur ki mümtazı ola Sultan Cüneydin Şah Hüseyin babası Şah Veli babası Şah Kulu babası Mustafa babası Ali babası Mustafa babası Tursun babası Şeyh İbrahim babası Şeyh Hoca Ali babası Şeyh Sadreddin ve diğer evlatları. Bu nüsha diğer nüshadan, Şeyh Safiyyüddin’in dergahlarından Pasban dergahından Hacı Emir isimli kişi tarafından kopyalanmıştır.
(Daire içinde şu iki isim vardır:)
Muhammed Naki mütevelli…
Sebk Gifari
Yukarıda isimleri geçen sülale-i tahireden olan kişileri ziyaret ederek niyaz eden şeyh ve muhiblerden, paşa hazretlerine bu silsilenamenin bir sureti kendisinin isteği üzerine verilmiştir. Paşanın hürmet ve itaatinin ve dergah şeyhinin kendisine bu belgeyi vermiş olması cenabı Şeyh Safiyyüddin hazretlerinin manevi malumu olduğuna şüphe yoktur. Bu belge 1321/1903 senesinin sefer ayında yazılmış olup aşağıda isimleri yazılı kişiler imzalamıştır.
İbrahim
Muhammed Hasan
Aziz
Muhammed Ali
Muhammed Taki
Muhammed
Hasib
Süleyman
Gaffar
Mürteza
Alıklı Gülihdat(?)
Külb(?)Hüseyin
Seyyid Emir Hacı Ali, Şeyh Safiyyüddin hazretlerinin yüce dergahını ziyaret etmiş, büyük pederi Seyyid Cibril ve Sultan Hayder ve Sultan Cüneyd ve Şah Haydar ve Şah İsmail ve Sultan İbrahim ve Şeyh Salih’dan kalan sandukanın bu dergahda kalması içün çaba göstermiş, kendisi de bir süre burada kalmıştır. Bu arada ibadet ve dergah hizmetleriyle meşgul olmuştur. Her kim bu dergaha gelir niyaz eder, hizmet ederse bu doğrudan doğruya şeyh hazretlerine ulaşacaktır. Bu dergahda herhangi bir zorluk ve darlık olur ise, görevliler bunu def etsin. Böylece gelenler rahat etsin ve size hayır dualar yapsınlar. Bu duaların Allah ve Peygamber katında makbul olacağından şüphemiz yoktur. 1301/1883
Muhammed Talib
Ğurre Muhammed Ali
Gaffar
Mütevelli Başı Muhammed Taki
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Belge 3
Şecere
İsimler yuvarlak çerçeve içindedir:
Musa Kazım
Bin
El İmam Cafer Sadık
Bin
El İmam Muhammed Bakır
Bin
El İmam Zeynel Abidin Ali
Bin
El İmam Hüseyin(yanda Aliyyül Ekber bin Muhid Kerbela ve sol yanda ise Aliyyül Asgar kebidü kerbela
(Burada iki yana ok işareti ayrılarak Fatıma ve İmam Alinin kütükleri var:)
fatıma Emirül Müminin
binti Ali
Resulullah Muhammed bin
bin Ebi Talib
Abdullah bin
bin
Abdulmuttalib Abdulmuttalib
Bismillahirrahmanirrahim
İyn caniban-ı hüzam astane-i mübareke hazret-i seyyidüş şüheda ve hazret-i ebal fazlül Abbas der Kerbela şehadet mi dehem ki iyn şecere ve nesebname-i mübareke aga-yı seyyid Hacı Seyyid Ali ibni Şah-ıpadişah bin Hoca Ali bin Şah İbşir sahih ve muteber est. Ve tıbkı nüsha-i asli müarraha 1321 hicri ki bi hatt-ı Hacı Pir Gafur hadim-i astane-i mübareke hazret-i Şeyh Safiyüddin aleyhirrahme nivişte şod. Ve bi mühr-i cemi er(?)mütevelli ve hüddam-ı ân âstane-i reside est.
İyn Canib, Hacı Şeyh Kuvad veled-i Şeyh Ali bin Cebe sakin bi Kerbela, iyn şecerename zeylu niviştenemud ez nüsha-i asli sulh est.
Huddam Şah Hüseyn Huddam-ı Astane-i Hüseyni
El ahkarül enam Hüseyn delil-i Kerbelail âlî el hac seyyid başir bin Mahmud
Nasrullah el Mevsuri
El ahkar esseyid Süleyman Nasrullahil mevsuri
Huddam-ı astan-ı Erdebil
Huddam-ı astan-ı Erdebil İmam Hasan delili Hacı Seyyid İbrahim seyyid Mustafa oğlu Hacı Seyyid İbrahim.
Sağ alt yanda: el ahkar seyyid İbrahim nasrullahil mevsuri
Günümüz Türkçesine Çevirisi
İsimler yuvarlak çerçeve içindedir:
Musa Kazım
Bin
El İmam Cafer Sadık
Bin
El İmam Muhammed Bakır
Bin
El İmam Zeynel Abidin Ali
Bin
El İmam Hüseyin(yanda Aliyyül Ekber bin Muhid Kerbela ve sol yanda ise Aliyyül Asgar kebidü kerbela
(Burada iki yana ok işareti ayrılarak Fatıma ve İmam Alinin kütükleri var:)
fatıma Emirül Müminin
binti Ali
Resulullah Muhammed bin
bin Ebi Talib
Abdullah bin
bin
Abdulmuttalib Abdulmuttalib
Tüm kullarına acıyan, müminlere ise daha çok merhamet eden Allahın adı ile,
Kerbela’da bulunan Hazret-i Abbas dergahından yazılan bu şecere, seyyid Hacı Seyyid Ali ibni Şah-ı padişah bin Hoca Ali bin Şah İbşir’e ait olup sahih ve muteberdir. Asıl nüshası 1321/1903 yılında Şeyh Safiyüddin dergahı görevlilerinden Hacı Pir Gafur tarafından yazılmış olup, altlarında da aşağıdaki şahitlerin isimleri vardır:
Kerbela’da oturan Cebe oğlu Şeyh Ali, oğlu Şeyh Hacı Kuvad tarafından bu eski şecereye aslından yeni ek yapılmıştır.
Şah Hüseyn Hüseyni Dergahı hizmetkârı
Kerbela Dergahı delilcisi Mahmud oğlu Beşir
Nasrullah el Mevsuri
Erdebil Tekkesi hizmetkarı es seyid Süleyman Nasrullahil mevsuri
Erdebil Tekkesi hizmetkarı İmam Hasan delili Hacı Seyyid İbrahim seyyid Mustafa oğlu Hacı Seyyid İbrahim.
Sağ alt yanda: seyyid İbrahim nasrullahil mevsuri
Belge 4
Ve bu üç ayın mururundan sonra geşt u güzeran iylemek salahiyeti caiz olacakdır. Ve hak-ı halifede görüm tabir olunan hasılatdan görilen köylerin babaları ve hizmet sahibleri huzur-ı cenabında …hasılatından hums aidat kat’ idesin ve bu aidat-ı müfredat defterleri ve babalar marifetlerine halifeye virilecekdir. Bunun hilafı hareketle bu kararı kabulden imtina iden ve itaat itmeyen dede ve muhibden olsun tarikaten ve cemiyyeten merdud ve melundur. Fi 18 Teşrin-i Evvel sene 319.
Süleyman Ağa zade Mühür
Görücü Ebu Yusuf ağazade Mühür
Merzemeden Ahmed ağazade Mühür
Küçük Naşure Süleyman
Veli ağazade
Mahmud ağazade Mühür
Bektaş Ağazade Mühür
Murtaza Ağazade Mühür
Hamid Ağazade Mühür
Görücü Fatıma oğlu Mühür
Görücü Karanlık’dan(Sivas Kangal) İbrahim Mühür
Görücü Arguvanlı İbrahim
Görücü Arguvan Ali Hasan
Görücü
Görücü
Müridan-ı merdümeden İl Gubar zade Mühür
Amuca Dede Şah İbrahim Veli Dede Mühür
İğdirli Hasan oğlu
Hallab Kethüdazade Veli Kethüda
Muhammed Ağazade Mühür
Ali ağazade Mühür
Hasikağa zade
Görücü Ahmed oğlu Yusuf
Görücü Dülgeroğlu Süleyman
Müridan-ı merdümeden Sarı Murad oğlu Mustafa
Müridan-ı Merdümeden Murad oğlu Hasan (Murat uşağı Fırat nehri kıyısından) Mühür
Çavuş karyesinden Gülbaş zade veli Mühür
Salmanlı Aliyyan Hanedanından Ali ağazade Mühür
İbşir İbrahim zade Mühür
Mücerred dergahından Hasan Dedezade Mühür
Dede Kargın zade Hasan Bey bin Yusuf ağa Mühür
Suluhan-ı ulya karyesinden Şah İbrahim evlatlarından Hasan zade Abbas Mühür
Hasan Batak Bektaşzade İbrahim
Ahmed Cebe(Arguvan köylerinden) karyesinden molla Tarık
Suluhan karyesinden Ahmed ağazade Hacı
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİNE ÇEVİRİSİ
Önümüzdeki üç ayın sonunda tarikat büyüklerinin dolaşmaları ve köylere çıkmaları serbest olacaktır. Bu civarda “görüm” diye adlandırılan gelirden köylerin babaları ve hizmet sahipleri alacaklardır. Buraların hasılatından beşte bir oranında aidat kesilip ve bu aidatı müfredat defterine yazılıp babalara ve halifelere verilecektir. Bunun aksi hareket edenler ve bu kararı kabul etmeyenler tarikattan ve cemiyetten kovulmuştur, lanetlenmişlerdir. 1319/1901 senesinin teşrini evvel ayının 18. günü.
Süleyman Ağa zade Mühür
Görücü Ebu Yusuf ağazade Mühür
Merzemeden Ahmed ağazade Mühür
Küçük naşure Süleyman
Veli ağazade
Mahmud ağazade Mühür
Bektaş Ağazade Mühür
Murtaza Ağazade Mühür
Hamid Ağazade Mühür
Görücü Fatıma oğlu Mühür
Görücü Karalıkdan İbrahim Mühür
Görücü Arguvanlı İbrahim
Görücü Argovan Ali Hasan
Görücü
Görücü
Müridan-ı merdümeden İl Gubar zade Mühür
Amuca Dede Şah İbrahim Veli Dede Mühür
İğdirli Hasan oğlu
Hallab Kethüdazade Veli Kethüda
Muhammed Ağazade Mühür
Ali ağazade Mühür
Hasik ağa zade
Görücü Ahmed oğlu Yusuf
Görücü Dülger oğlu Süleyman
Müridan-ı merdümeden sarı Murad oğlu Mustafa
Müridan-ı Merdümeden Murad oğlu Hasan Mühür
Çavuş karyesinden Gülbaş zade veli Mühür
Salmanlı Aliyyan Hanedanından Ali ağazade Mühür
İbşir İbrahim zade Mühür
Mücerred dergahından Hasan Dedezade Mühür
Dede Kargın zade Hasan bey bin Yusuf ağa Mühür
Suluhan-ı ulya karyesinden şah İbrahim evlatlarından Hasan zade Abbas Mühür
Hasan Batak(?)Bektaşzade İbrahim
Ahmed Cebe karyesinden molla tarif
Suluhan karyesinden Ahmed ağazade Hacı
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
Belge 5
Cenab-ı hak ve feyyaz-ı mutlak hazreti olan(?)serir-ara-yı levlak ve mesned-i pira-yı vema erselnake efendimizin nur-ı pak-ı Muhammedileri hürmetine padişah-ı alempenah efendimiz hazretlerini serir-i saltanatda kaim ve memalik-i mülukanelerini şerr u şur-ı a’dadan emin itsün da cemiyetgahımızda dua-yı ömr ve ikbal-i şehinşahileriyle iştigal ve zir-i hicabet ve himayet-i tacdariyleri serbesti-i zikr ve tarikatımızla iştigal idüb ıslah-ı ayin idelüm.
Biz ki Şah İbrahim Veli evladı ve muhibbiyiz cedd ü emced ve inabetimiz ıtar-ı burc-ı evliya imam-ı sabi’ ulum-ı zahir ve batıni cami amil ve alim imam Musa Kazım olduğu ve ayin ve erkan-ı tarikatın banisi eimme-i isna aşerden huccetül İslam seyid-i beni Haşim imam sadis en natık Cafer ibni Muhammedüs sadık ve Şeyh Safiyüddin Erdebili ki …..nişin ve la cürüm(?)tarikat furu ve hidmet-i mevcudenin risale ve …..marufelerine mübeyyin bulunduğu ve ahfad ….hamisi ve hatimesi bulunan Şah İsmail zuhuruyla müsinni ve müntefi olan tarikatın yeni başdan uyandırılarak şeref ve revnak buldugu ve taraf-ı umum-ı meşayih ve dervişanın bu dakika teslimden başka çareleri ve ellerinde varakıyaları olduğu halde hak ….ve müsabakatımız derkar iken bilaks anların cemiyet ve meşiyyete gıbtacud olmaklıgın esbab-ı müteessifesini ahval-ı ayineden neş’et eylediği ca-yı inkar alasız.binaen aleyh eslaf-ı kiramımızdan sonra içimizden işini terk ile na ehlimizin müridan içinde gezüb dolaştığı ….gibi muhafazası ecille-i(?)müridan ve dedeganımıza vecibeden olan şeref ve namus –ı tarikat-i aliyyeyi enderan yaklaşdırdığı ve bunun önünü almak ve görinen luzum ve ihtiyaca göre müridanı tefrik ve taksim itmek dahi kabil olmadığı cihetle istikbalde hüsn-i hal ve harekete çare bulmak gibi ehem olan yani cühela-yı dedegandan alel …müridan içine çıkarak keyfe ma yeşa hareket ve meram-ı cahilanesince nasihatle tarik-i istikametden çıkarub nası …iğfal itmemek ve müstehakkiden bulunanlarda menfaat-ı nefsiyyesini …ahari tanımamak ve dedeganın muğayir-i tarikat hicab-ı cürm ve kabahatden olduğu halde müridan yüzüye çarpmakdan günahkar olmayacağını bilmediklerinden nesiyyen mensiyyen hükmünde tutmak(?)kaziye …..fayiz anın(?)nişanı kız ve nikahı karı kaçırmak ve tatlik ittirilmiş olan karıları hod be hod tezvic itmek ve izdivaca rıza ve cevaz virmek misillü erbab-ı cümle-i menhiyattan iken tarikatca revaç bulan fuhşiyyat ve fenalığın ref u izalesiçün sıramda bilmüracaa ehl-i hal ve akd olanlar ve postnişinlige layık ve yakışanlar izn ü ruhsat istihsaliyle müridan içine gönderilmek ve yedinde icazetnamesi olmayanlara vurudunda tebliğ-i keyfiyet ile itibar idilmek ve cahil ve delikanlu olanlar meziyet-i idrak-i tarikatle mümtaz olamayacağından o misillulerin müstehakkiyet sırasına vasıl oluncaya kadar umur-ı zatiyyesine iştigal ve intifa idüb müsinlere hadd-i kemal ve layıkına reside idildikten ve hata ve sevabını ve mertebe-i evvelide bilmesi vacib olan edeb ve erkan-ı tarikatı anlayub bilmek iktidarını ihraz ve istihsal iyledikden sonra dedelige çıkarılmak ve bu cihet muhibbanın muhabbet-i ezeliyesini rica ve isticlaba ve dedegan ve talibanın yanlış ve na merzi bulunan efal ve efkarını tashih ve ta’dile medar-ı a’zam olacagından ba’de ez iyn dergah ve müridanımızın tarikaten müreccii olan daire-i lamiün nuri aliyyede ve hangah-ı pür nur-i mealide gaim-i amizaramızın ve o şahın mütearifin tekyesi hatib ve huddamınn farisül ibade virüb ….şevk ve muhabetle mesmu ve muntazur ….olan evrak-ı muteberenin birkaç mahallinde zat-ı …mize hitaben halife nasb ü ta’yin iyledigi muharrer bulunan hamili merizem(?)Hacı Ali Ağazade Paşa lakabı ile mulakkab Şeyh Mürtezanın sinen ekberimiz var ise de sıfat-ı matlubeye muma ileyh haiz olduğundan istihgaha ve istikametine binaen ber mucib-i emr-i âli Şah İbrahim Veli ve müridanına müttefikan ve emr-i uluvvil kadre imtisalen tekyeye bittecemmü halife nasb idildi. Muma ileyh dahi dedeganı taksim idmek ve icazetname virmek üzere teşrin-i sani ibtidasından mart ibtidasına kadar hanesinde ve mezirmeye civarı karyelerde ikamet idüb uzak gitmeyecek.
Görücü oğlu İsmail -mühür Görücü-mühür Görücü -mühür
Baltacıbaşı zade-mühür
Günümüz Türkçesine Çevirisi
Cenab-ı Hak “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” buyurduğu hazret-i peygamber hürmetine, padişah efendimizin saltanatını daim etsin de dergahımızda ayin ve ibadetlerimizi huzur içinde yapalım.
Bizler, Şah İbrahim Veli ve onu sevenleriz. Büyük dedemiz Musa Kazım bizim dayanağımız ve pirimiz, tarikatımızın kurucusu ve erkanımızın hazırlayıcısı altıncı imam Cafer-i Sadık ve Şeyh Safiyyüddin Erdebili’dir. Şah İsmail’in ortaya çıkışı ile bu tarikatın tekrar parladığı ve dirildiği, derviş ve müritlerinin tekkelerine döndükleri bilinmektedir. Ancak geçen bu zaman içinde ne yazık ki dergah ve tekkelerde pek çok yanlış iş ve hareket meydana gelmiştir. Babalar ve görevliler görevlerini ve yetkilerini kötüye kullanmışlar, dine ve örfe uymayan pek çok konuda kendilerine göre karar vermişlerdir. Bunlar halka yanlış bilgi ve nasihatta bulunarak onların gaflete ve kötülüğe düşmelerine neden olmuşlardır.
İşte tüm bu kötülük ve yaramazlıkların sona erdirilmesi ve tekrar doğruya ulaşılması için, layık olan kişilerin postnişin olarak atanarak müritlerin içine gönderilmesi ve kendilerine birer icazet ve ruhsat verilmesi gerekmektedir. İcazet almaya layık olmayanlar ise bu görevi fahri olarak devam ettireceklerdir. Bunlardan genç olanları iyice pişip, yolu öğreninceye kadar böyle çalışacaklardır. Yaşlı olanları ise hemen postnişin olarak atanacaktır. Böylece mühiblerin ve müritlerin de sevgisi kazanılmış olacaktır. Bundan sonra artık tekkeler ibadetine devam edecek ve irşad tüm hızıyla sürecektir.
Daha önce dergaha tayin edilen Hacı Ali Ağazade Paşa lakabı ile anılan Şeyh Mürteza’dan yaşca bük olmamıza rağmen kendisi bizden bu göreve daha layık ve daha uygundur. Kendisi Şah İbrahim Veli Tekkesi müritlerince ve yüce emir gereği tekkeye halife tayin edilmiştir. Kendisine icazet verileceğinden bir süre kendi evinde ve Mezirmiye civarında ikamet edecektir.
Görücü oğlu İsmail –Mühür Görücü-Mühür Görücü-Mühür
Baltacıbaşı zade-Mühür
Belge 6
Şecere
Bismillahirrahmanirrahim
….Allahi ve …esselamü ala esfiyaillahi ve ehibbauhu (silik) Allahü ve sıfatuhu esselamü ala mahalli hukmuhu Allahü ve ayatühu (silik) Allahir raşidin esselamü ala haccül hadiyn (silik) ayetün nübüvveti esselamü ala mehazinil vilayeti (silik) alel arifine billahil beyzal mustafaviyye esselamü alel vakıfine bit tarikatil ğarrail murtazaviyye esselamü alaes seyyidil vefi vessenediz zeki vel bürhanü celi eş şeyh es Safi eşhüllahe ve enbiyaehu ve esfiyaehu inni müminin bima ameni bihil evliya ve mevkıfü(silik) eygane bihil eskıyai vesselamü aleyhim ve ala men alihim ve rahmetüllahi ve berekatüh.
Silsile-i iysab an silsile-i kiram ve hümam ber hümam her yek bi ism-i ü nam der silk-i nisbet-i semt-i nazm der suret-i intizam dared ki Şah İsmail bin Sultan Haydar bin Sultan Cüneyd ve çend nefer oldur ki muhtass fehüve sultan Cüneyd est iyn est Şah Hüseyn ibni Şah Veli ibni Şah Kulu ibni Mustafa ibni Ali ibni Mustafa ibni Tursun ibni Şeyh İbrahim bin Şeyh Hoca Ali bin Şeyh Sadreddin ve ma bakiye evladeş der nüsha-i diger suret-i intizam kirifte ketebehu ekallüs sadat Hacı Mir Ğafur hadimü astane-i Melaik-i Pasban-ı hazret-i şeyh safiyyüddin aleyhirrahme.
Mühür: el Mütevelli Ğafur.
…….seyyid Haydar be buk’a-i müteberrike …teşrif ..ziyaretgah ba küllü edeb ve …mecmuan ..rekat namaz-ı hacet ve ahd-i tasdik nemud ve cenab-ı şah ve muhibbini (silik)paşa hitab ..dede hükm-i itaat naşin bir sekm-i ..der her suret-i paşa didi ve kabul eyledi.
Silsile-i iysab an silsile-i kiram ve hümam ber hümam her yek bi ismi ve nam der silk-i nisbet-i semt-i nazm der suret-i intizam oldur ki Şah İsmail bin Sultan Haydar bin Sultan Cüneyd bin Şeyh İbrahim bin Şeyh Hoca Ali bin Şeyh Sadreddin Mürsel bin Şeyh Safiyyüddin bin Seyyid İshak Ali bin …bin Seyyid Eminüddin Cebrail bin Şeyh Salih bin Şeyh Kutbeddin bin şeyh salihüddin reşid bin Muhammedül hafız bin Avdülhas bin seyyid Firuzşah bin seyyid Muhammed bin seyyid şerefşah bin seyyid Muhammed bin seyyid Hasan bin seyyid Muhammed bin seyyid İbrahim bin seyyid Cafer bin Muhammed bin seyyid İsmail bin seyyid Muhammed bin seyyid Ahmed Arabi bin ebul Muhammedül Kasım bin ebul Kasım bin seyyid Hamza bin İmamül hümam Musa Kazım aleyhissalat ve aleyhis selam.
Ve silsile-i irşad-ı hazret-i Kutbulaktab berin buk’a est Sultan şeyh Safiyüddin zer Şeyh Raşid Halidi düvaz mürşid tarikat ve erbab-ı hakikat seyyid Cemaleddin ve dad ez şeyh Şehabeddin Mahmud ve dad ez ebul Ğamayim Rukneddin el Haşi dad ez Kutbeddin Ebu Bekir Ebheri dad ez Şeyh Ebul Çalabüddin Sühreverdi ve dad ez Kazı Vahye Aral Kübra(?) ve dad ez ..Muhammed el Kübra ve dad ez Ahmed Esved Ayverdi ve dad ez Mümsal Dinveri ve dad ez Ebul Kasım Şeyh Cüneyd bin Muhammed el Bağdadi ve dad ez Şeyh Sırrı Münkati ve dad ez Ebu Mahfuz Şeyh Maruful Kerhi ve dad Davud Tai dad ez Habib-i Acemi dad ez Şeyh Hasan Basri dad ez sahib-i temkin serir-i nusret darabi(?) ve malik-i tac saltanat-ı pişuva-yı esedullahil ğalib emirül müminin Ali bin Ebi Talib aleyhimesselam dad ez hazret-i risalet penah sallallahü aleyhi ve alihi merdist hazret-i seyyidül muhakkikin ve irşad-ı ulum eimme-i …aliyhimesselam seyyid Murteza ilmül hüda aleyhirrahme fehüve hazret-i şah-ı evliya Aliyyül Mürteza aleyhisselam esedül melikül enam …lena kenzün bi Erdebil la min zehebin ve la min fıddatin bel min eslabirricali vel erhamin nisai ismuhu ismu nebi yemleül cibale havfen ve ra’ben sahibül isabetil hamrai iza raeytumuhu fe’tuhu fil husus cenab-ı sultanül arifin ve bürhanüs salikin Şeyh Esfiyüddin seyyid İshak a’lellahü makamehu. Fi şehri Saferul muzaffer hezar ve sesad ve bist ve yek hicri der buk’a-i müteberrike-i merkum tahrir şod ve çend nefer memhur nehahend.
Mühür: el Mütevelli Ğafur
Cemaleddin el Mevsuri Hafız-ı astane-i Şeyh Safiyüddin aleyhirrahme : Mühür
Muhammed Taki bin Muhammed Ali bin Abdullah naib-i tevliye-i astane-i mübareke
Süleyman bin Nakiyüllah hadimü astane-i mübarek Mühür
Aziz bin Muhammed hadimü astane-i mübareke Mühür
Muhammed Hakkı bin Hanefi hadimü astane-i mübareke Mühür
İbrahim bin Mahmud hadimü astane-i mübareke Mühür
Hüseyin bin Mükremin tahvildar astane-i mübareke mühür
Allam bin Ali gülbenkdar-ı astan-ı mübareke mühür.
Bismillahirrahmanirrahim
Der tarih-i zeyl
Cenab-ı sülalei’s-sadatil izam seyyid Haydar bin Hacı seyyid Ali mezreme-i şerif bi astane-i mübareke cenab-ı kutbul arifin ve burhanüs salikin cenab-ı şeyh Safiyyüddin aleyhirrahme âmede cedd-i bozorkvar havasdır ki şeyh Safiyyüddin seyyid İshak ve pedereş seyyid Cebrail Eminüddin ve sultan haydar ve sultan Cüneyd ve Seyyid Sadreddin ve Şah İsmail ve Sultan İbrahim ve şeyh Salih …bozorkvaran ba kemal hoş hali ziyaret ..çend ruzi der astane-i mübareke tevakkuf fermud eimme-i ehl-i huddam-ı astane-i mübareke der hıdmet gozari aga-yı müşarün ileyh meşgul ve haflet nedaştend ve hayli ez ameden cenab-ı emir Haydar hazret-i hüddam memnun ve mesrur şodim ve selam-ı dua mir sanim cemi ammuzade ve muhibban li emir Haydar ra çünan ki ma huddam-ı astane ihtiram u ra mi darim istid’a minemayem ki şaha hem ki ibadet başed iz ehl-i merzeme bi canibi aga-yı vacibu ihtiram hurmet ve mihman ra der hakk-ı u mudayaka-i nefhaiyyeki indellah ve inder resul sanayi nehahed şod. Cera-yı zalik fi şoşem şehri safer el muzaffer seni 1321. Harrara hadimü astane-i müteberrike-i mübareke .
Mühür: Muhammed el Mevsuri
Mühür: Cemal Veli
Mühür: Abdülmennan
Gafur bin Habibullah bin halebi Mevsuri hafız-ı astane-i mübareke Mühür
Hayançe der metn-i evvel imza şod sahih est.
Mühür: ..(et- Tevliye..)
Hüvallahü teala
Ğaraz ez tahrir an ki canab-ı aga-yı mütevelli paşa medde zılluhul ali der ruhsati cenab-ı sülale-i tayyibat fahrus sadat seyyid Haydar aga ra kelus sekat ve bi rahmet-i nemude allame müşarün ileyh ra müftehar ve mülakkab bi halife fermudend ve ta emşid-i hazret-i hüddamül cenab seyyid Haydar ra halife hitab mi kerdim ve istida ve havaeş mimayem ki şomah-ı her halife hitab feraiyye ki cenab-ı halife-i asitane-i mübareke kerdid ve hilfet şerni horani der astane-i sarf ve meyl fermudend vesselamü ala menittebeal hüda. Ceray-ı zalik fi ğurre-i şehr-i safer sene 1321.
Mühür: Seyfüttevliye
Mühür: el Mütevelli Ğafur
Ve suret-i dergah-ı astane-i mübareke
Der-i ravza-i mahzar-ı mutahhara hak şah İsmail nakra 2 aded
deri kıble-i nefer fitat
deri harem hane-i cenab-ı şeyh safiyyüddin … nefer aded ki ıyal v e etfal an bozorkvar der in ca medfun
deri ravza-i mutahhara ….
Deri revak nefer 2 amud çinehane ve hazine esbab-ı ziyaretreşin mümkün nedared
Der ba’cere der demi ravza
Deri evvel ki bervak dahil .. nefer aded
..halifehane ve şah İsmail ve şeyh (silik)..hane 4 aded
deri sahn-ı evvel aded
deri sahn-ı dovvem aded
deri sahn-ı siyom aded
deri dervaze ..hane şeyh aded
deri sultan haydar sultan cüneyd 2 aded
deri seyyid Cebrail pederi şey safiyyüddin aleyhirrahme aded
deri seyyid sadreddin aded
deri sultan İbrahim aded
imam zade Salih mülhak ve ravzai allame dared
tac hatun mader-i şah İsmail der ve künbed aded
der ve künbed-i şeyh Salih aded
atebe-i künbet-i şeyh safiyyüddin …
deri künbeti İsmail
Cemi şah bendesi olan kimesnelerin ve şah evladıyım diyen kimesnelerin hazret-i Şah Safevi selam eder …safaviden bizler eben emced bu asitane zahmet çeküb minnetler iderek o şah evladından kimesneler bu astane hadimine nezr ü niyaz ve merhamet idüb kendüleri bundan sonra bu astanenin mütevelli ve hüddam-ı cenabı seyyid Haydarı naib idüb her o kimesneler ki bu astane sahibinin evlad-ı mühibleridirler. Ne kadar nezr ü niyazız almış olsan merhamet idüb …haydar evladıdır kendülerine ve bizlere dua idsinler. Tahriran şehr-i safer 1321.
Mühür: el Mütevelli Ğafur
Günümüz Türkçesine Çevirisi
Tüm kullarına merhamet eden, inanan kullarını daha çok bağışlayan yüce Allah’ın adı ile başlarım
Allah’ın veli, saf ve temiz kullarına ve peygamberin aydınlık yolunu tutanlara, Şeyh Safi hazretlerine, onun yolundan gidenlere selam olsun.
Yüce soy kütüğü şöyledir: Sah İsmail onun babası Sultan Haydar onun babası Sultan Cüneyd – ki özel kişilerdendir- onun babası Şah Hüseyin onun babası Şah Veli onun babası Şah Kulu onun babası Mustafa onun babası Ali onun babası Mustafa onun babası Tursun onun babası Şeyh İbrahim onun babası Şeyh Hoca Ali onun babası Şeyh Sadreddin ve diğer evlatları. Diğer nüshadaki bilgiler aynıdır. Bunu yazan Şeyh Safiyyüddin’in Pasban Dergahı görevlisi Hacı Mir Ğafur.
Mühür: Mütevelli Ğafur
Seyyid Haydar elindeki bu silsile ile dergahı ziyaret etmiş iki rekat hacet namazını kılmış tekkeye itaat ettiğini beyan edip emirlerini kabul eylemiştir.
Diğer bir silsile şudur: Şah İsmail onun babası Sultan Haydar onun babası Sultan Cüneyd onun babası Şeyh İbrahim onun babası Şeyh Hoca Ali onun babası Şeyh Sadreddin Mürsel onun babası Şeyh Safiyyüddin onun babası Seyyid İshak Ali ….babası seyyid Eminüddin Cibril onun babası Şeyh Salih onun babası Şeyh Kutbeddin onun babası Şeyh Salahuddin Reşid onun babası Muhammedül Hafız onun babası Avdül Has onun babası Seyyid Firuzşah onun babası Seyyid Muhammed onun babası Seyyid Şeref Şah onun babası Seyyid Muhammed onun babası Seyyid Hasan onun babası Seyyid Muhammed onun babası Seyyid İbrahim onun babası Seyyid Cafer onun babası Muhammed onun babası Seyyid İsmail onun babası Seyyid Muhammed onun babası Seyyid Ahmed Arabi onun babası Ebul Kasım onun babası Seyyid Hamza onun babası Musa Kazım.
Sultan Şeyh Safiyyüddin Hazretlerinin tarikat silsilesi de şöyledir:
Şeyh Safiyüddin, Şeyh Raşid Halidi, Seyyid Cemaleddin, Şeyh Şihabeddin Mahmud, Rukneddin el Haşi, Kudbeddin Ebu Bekir Ebheri, Şeyh Ebul Çalabüddin Sühreverdi, Kadı …Kübra, ….Muhammed el Kübra, Ahmed Esved Ayverdi, Mümsal Dinveri, Şeyh Cüneyd-i Bağdadi, Şeyh Sırrı Sakati, Şeyh Maruf-i Kerhi, Davut-i Tai, Habib Acemi, Şeyh Hasan Basri, Ebu Talib oğlu Ali, Hazreti Peygamber.
Bunlar bizim için altından ve gümüşten daha değerlidir. Allah makamlarını yüce etsin. Şeyh Esfiyüddin Seyyid İshak’a sığınıp yardım istemek üzerimize vacibtir. 1321/1903 yılının Safer ayı.
Mühür: Mütevelli Gafur
Şahitler:
Cemaleddin el Mevsuri: Şeyh Safiyüddin Dergahı hafızı
Abdullah oğlu Muhammed Ali oğlu Muhammed Taki: Tekke Naibi
Nakiyullah oğlu Süleyman: Tekke Hizmetçisi
Muhammed oğlu Aziz: Tekke Hizmetçisi
Hanefi oğlu Muhammed Hakkı: Tekke Hizmetçisi
Mahmut oğlu İbrahim: Tekke Hizmetçisi
Mükremin oğlu Hüseyin: Tekke Tahvildarı
Ali oğlu Allam: Tekke gülbankçısı
Bu dünyada bütün kullarını esirgeyen ve ahirette ise inanan kullarını bağışlayan Allah’ın adıyla(başlarım)
Seyyidlerden ve temiz soylu kişilerden olan Hacı Seyyid Ali oğlu Seyyid Haydar, Şeyh Safiyyüddin’in Melzeme’deki dergahına gelip ziyaret etmiştir ki onun dedeleri Şeyh Safiyyüddin Seyyid İshak onun babası Seyyid Cibril Eminüddin ve Sultan Haydar ve Cüneyd ve Seyyid Sadrettin ve Şah İsmail ve Sultan İbrahim ve Şeyh Salih’dir. Kendisi dergahda uzun zaman kalmış ve buradaki müridler kendisinden hoşnud olup, hürmet etmişlerdir. Ziyareti Allah ve resulullah indinde kabul olsun. 1321/1903 senesinin sefer ayı.
Mühür: Muhammed el Mevsuri
Mühür: Cemal Veli
Mühür: Abdülmennan
Mühür : Tekke Hafızı Habibüllah oğlu Ğafur
İmzalar ve Metin Doğrudur(Mühür: el Mütevelli)
Allah Yücedir
Bu belgenin yazılmasının sebebi şudur;
Mütevelli paşa –ömrü uzun olsun- Sülale-i Tahire(Temiz Sülale)’den Haydar Ağaya halifelik verilmiş ve o Halife nasb ve tayin edilmiştir. Bundan sonra kendisi kendi dergahına gidecek ve görevini yapacaktır. Bu hususta kimse kendisine mani olmasın. Hidayete tabi olanlara selam olsun. 1321/1903 senesinin Safer ayı.
Mühür: Seyfüttevliye
Mühür: Mütevelli Gafur
Mübarek dergâhın özellikleri ve bölümleri:
Şah İsmail mezarı
Kıble tarafında bir kapı
Şeyh Safiyüddin’in ailesi ve çocuklarının mezarı
Çilehane ve hazine odası(girmek yasaktır)
Bir giriş kapısı
İlk giriş kapısı(avlu)
Halifelerin kaldıkları odalar 4 aded
3 adet büyük salon
Sultan Cüneyd kapıları 2 adet
Cibril Sultan kapısı
İbrahim Sultan kapısı
Sadrettin Sultan kapısı
İmam zade Salih’in mezarı ve kapısı
Şah İsmail’in annesinin künbedi
Şeyh Salih’in künbedi
Şeyh Safiyyüddin’in künbedi
İsmal’in künbedi
Bizler Şah’ın tüm kulları ve evlatları olarak bu dergahın yapımında ve hizmetinde bulunuyoruz. Bu dergaha gelip, niyaz eden ve halifelik alan Emir Haydar’ın mürit ve muhibleri artık bu dergahın manevi evlatları sayılırlar. Onlar da bizim gibi hizmet etsinler kendilerine ve bizlere dua buyursunlar.
Mühür: El Mütevelli Ğafur
Belge 7
İcazetname[5]
(Belge eksik olarak başlamaktadır)
(Allahümme salli alâ seyyidina nuri Muhammedi'l-Mustafa, Allahümme salli alâ seyyidina nuri)[6] İmam Aliyyi’l-Murtaza, Allahumme salli alâ nuri Haticeti'l Kübra, Fatimatüz-zehra, (Allahumme salli alâ nuri İmam Hasan Hulki Rıza, Allahümme salli ala nuri)[7]alâ nuri İmam Hüseyin mazlumu Şehîd-i Deşt-i Kerbelâ, Allahümme salli alâ (seyyidina nuri İmam Zeyne’l Abidin Çardeh-i Masum-ı Pâk)[8], Allahumme salli alâ nuri İmam Muhammed Bâkır, Allahümme salli alâ nuri (İmam Cafer Sâdık, Allahümme salli alâ seyyidina nuri İmam Musa Kâzım, Allahümme salli alâ seyyidina nuri İmam)[9] Heştem kıble-i heftem Sultanü’l-Horasan ve Burhanü’l-Horasan (Şehîd-i hâk-ı Horasanî İmam Ali ibni)[10] Musa Rıza Horasani, Allahümme salli alâ nuri İmam Musa Kazım Allahümme salli ala nuri Aliyyün- Naki (Alllahümme salli ala nuriMuhammed Takî, Allahümme salli alâ Seyyidinâ nuri İmam nuri İmam Hasani’l-Askeri, Allahümme salli alâ seyyidina nuri İmam)[11] Muhammed Mehdî Sâhibü-i Zaman Kutbu'd-Deverân Huccetu Burhân, (salavatullahi aleyhim ecmaîn evvelîn âhirîn)[12], tayyibîn tâhirîn zâhirîn bâtinîn, lâ fetâ illa Ali lâ seyfe illa zülfikâr
Nasrun minallahi ve fethun karîb ve beşşiri’l mü'minîn Yâ Muhammed Yâ Ali Yâ hayre’l-beşer
Yan tarafta: Nadî Aliyyen mazharel acaib tecidü avnen leke fi nevayib…
Bismillahirrahmanirrahim ve bihî nestaînu
Elhamdulillahillezî ceale gulûbel ârifîn hazîneten bi-zîneti’l ulûmi’l mahzûneti ve kâne alâ zâlike kadîran ve kasseme’l marifete bi-mertebetil isti’dadi kilen kalilen ve kesiran ev kuhile uyûne’l âşikîn bi-kemalî kehli’r-ru’yeti atûfen lehüm ve nasîran lehüm ev feteha’l istimâu lil-müştakîn sagîran ve kebîran el-istimâu ismü’l ma’şûketi hâlen ve kâlen ve halaka Ademe alâ sûretihi ve leyse fî hâli halkihi ehaden müşiran hüvallahülezi lâ ilâhe illa hû âlimu’l-ğaybi ve’ş-şehâdeti hüve’r-rahmanirrahim ehmeduhu ve lehul ilmü bi-mûcibi’s-serâir gulûbi’s-sidretil hâdireti fi hündisin zalemül-leyli ilâ tarafin küllü bihârin ve hiye an tahte arazan sıratü’l emzaci’l mütalatımeti fi’l bihâri.
Ve eşhedü en lâ illâhe illallahu vahtehu lâ şeriyke leh ve eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Resuluh erselehû nebiyyen ve cealehu beyne’l enbiyâi kıdvetün ve hatiran sallallahu ve alâ âlihî ve evlâdihî ve ahbabihî ve sellim teslimen ebeden dâimen kesiran.
Kâle aleyhisselam ''Ashâbî ke’n-nucûmi bi-eyyihim iktedeytüm ihdeytüm'' ve kâle azze min kailin ''nasrun minallahi ve fethun garib'' ve kâle aleyhisselam '' lâ yezâllüllahü taâla fî hâcetin li-abdihî mâdâme’l abdü fî hâceti ehihi’l müslim'' ve kâle Ali bin ebî Tâlib kerremallahu veche “eş-Şuyûhu selâsetün et-Tevâzuu inde’t devleti ve’l avfu inde’l gudreti ve’l atiyyeti bil imaseleti'' ve kâle sultanü’l muhakkikîn ve kutbu’l aktâb fi’l âlemîn el-Hacı Bektaş Veli el-Horasanî kaddessallahu sırrahu’l-aziz “şeyhu’l avâm bi’l ikmali ve şeyhu’l havâs bi’l ahvali ve şeyhu’l hâsul has bi’l esrari ve aslu şeyhin en yekune abden fi gayrihi ve sahhat zâlike’l inkıyâd bi-emrillahi taala ve’l ictinâb an nevâhi” kemâ kalellahu taala “Vemâ etâkumu’r resûle fehuzûhû vemâ nehâküm anhu” fentehû evane mâ cerâ bi’l kalemi takdirullahi taala ve kudretihi bismillahirrahmanirrahim men lem yerzâ bi-kazâi ve lem yesbir alâ belâi feli yahruce min beyni’l arzi ves sema fe’l yetlube rabben gayri ve en yümîte nefse’l levvâmete bi’l mücahedât ve yahya’n nefse’l mutmainnete bi’r-riyazeti sümme yerteki bi’d-derecâti’l âliyati ve’l merâtibi’l aliyati ve gıyle hıfzu’l hukuki bi bezli’r-ruhi ve’l kanâati bi kalîli’d-dünya an kesîriha fe inne kıyle’l ma’na hayrun min kesîri’l ma’va bi kavlillahi teala celle celâluhû ve amme nevâluhu “men amile sâlihan min zekerin ve ünsâ fe hüve mü'minün fel yahya hayaten tayyibeten” fel hayatü hiye’l kanâatü ve hubbu’l cûi ve bağzü’l işbâi ve terki’l uluvveti ve’r-ref’i ve hüsni’l mütâbâti ile’l hayrâti ve’l ictihâdi fi’l intisâbi ile’t-tâati sümme yendericu fi sufûfi’l büdelâi ve’t-tafdîli minel azizi’l mennân ve’l avfu ve’l ğufrânu limâ şâe min hakikati’l fakri ve’l fenâ fi’llah ve’l bekâ billah hâdimü’l fukarâi ve’l mesakîni Şeyh İbrahim Sultan evladından Mürteza Halife ve Ali Halife zide takvahu ke’s-sabahi fi’r-revahi cemia ef’alihî hâlen ve gâlen eceznâhu icazeten mutlakaten (en) yeclise ale’s-seccadeti yusalli’s-salate’l mefrûdati ve yu'tiz-zekate’l vacibati aleyhi ve yehicce’l beyte in istedaa ileyhi sebilen ve yesumu şehre ramazani ve yehdimu’s-sâdirîn ve’l vâridîn ve yeciddü’l ahde ve’t-tevbete ba’de’t-telkini’z-zikri ve resmi’l hizmeti ve’l fukara ve’l mesâkîn ve esnafi’l halâyık ve’l müslimîn ve icraü’l mikrâsi min şuuri’l tayyibin ve libâsü’l hırkati ve ref’ül ilmi ve iştiğalü’s-siraci ve ref’ül-tertili bit tehlili vet tekbiri ve ba’de zâlik en tuvârise lil mücazine min hakikatin nesebil muttasıli ila eşrefil enam eslahussuleha ve ifteherul kubera el hasibun nesib Şeyhuz zeman İbrahim Baba edamallahu ömru devletihi ba’de zâlik en tuvârise lil mücazine min hakikatin nesebil muttasıli ila eşrefil enam eslahussuleha ve ifteherul kubera el hasibun nesib sahibüz zaman ve sahibüs seccade kutbül piran Şeyh el Hacı Feyzullah Efendi edamallahü ömrühü ve berekatü esrarihi ve ba’de zâlik en tuvârise bil mütebaati Şeyh Ali Efendi rahmetüllahi aleyhi rahmeten vasiaten ve ba’de zâlik en tuvârise Şeyh Elvan Efendi rahmetullahi aleyh ve ba’de zâlik tuvârise’ş şehid Abdülkadir Efendi nevverellalhu merkadehu ve ba’de zâlike tuvârise Şeyh Hüseyin Efendi rahmetullahi aleyh ve ba’de zâlik en tuvârise Şeyh Hacı Zülfikar Efendi rahmetullahi aleyh ve ba’de zâlik en tuvârise Şehy Yusuf Efendi rahmetullahi aley |