kankacan
12.06.2006, 20:43
Erkekliği sıyrımış çatal bir nacak gibi
Yarılmış lağım boruları sürücüsüz kamyonlar
Birden nal ve çocuk çivileri şakaklarında
Aşağı mahalleyi içgüden içgüden yüzyıllık hırıltılar
Bu talan bu kanırtı
Ur--ilik boşanmışlık
Motosikletli üç atımlık bir adam
Çıkardı hep çıkardı Emine teyze
Nefes kesip çıkardı urbasından hâki ellerini üç keskin adam
Rüzgârın ayasına kapaklanmış sicim sicim bir koku
Haydar diye ağıtlanır türkülerin servi dibinde
Sonra bir kazağın akkor nakışına örülür yalnızlığın
Bu bahçe bu seyir
Ve kalakalmışlık
Henüz balta girmiş yangını tozlu karanlık gibi
Ulur bakırcılar çarşısını çorum´un
Samsun asfaltına yağmur ve çekiç vuruşlarını
Açıldıkca yayılır varlığın ve hayatın yufka direnci
Kurulur oğul veren o korkunç barikatın
Bir sade bir küçük
Bir karşılamışlık
Ayaklarından tutup sürükleyerek Emine teyze
Bir akşam sofrası kol kol pencereleri boşalan kusmuk
Sıvanır kepenkleri ve köpeklik bağlarına Çorum´un
Sonra giyilmemiş güveylikler (gibi) her kavşağında
Alevî Şarap rengine asılmış sallanan siyen nedir
Bu Haydar bu şehir
Ve artakalmışlık
Hâlâ akşam mı çalınıyor Pir´in kemikli tellerinde
Alpagut toprağının atlı ömür ocakları yanıyor
Sürülen izlere düşüyor Samsun asfaltının sivri farları
Kaçak bir ışıkla buruşturmuş yüzünü çatı katların
Gömülürüm diyorsun biliyorum Emine teyze
Yüreğinde kıyılmamış gömülerin
Alacalı aydınlık
Bu görüş gününe haşhaşlı börekler kızartalım
Uzun don yün fanila mor düşülmüş ne varsa
Belki yüzyüze görüşsek vakit az sakın ha ağlamayalım
Gönlünden uzak tut kimseler duymasın tansiyonunu
Işıklarını yak
Baksana bir halk sabah sabah kuyruğa sokmuş homurtusunu
Erkenci ellerine hohluyor
Ey ne olur ey elimi
Devirgen tamamlanmışlık .....
Yarılmış lağım boruları sürücüsüz kamyonlar
Birden nal ve çocuk çivileri şakaklarında
Aşağı mahalleyi içgüden içgüden yüzyıllık hırıltılar
Bu talan bu kanırtı
Ur--ilik boşanmışlık
Motosikletli üç atımlık bir adam
Çıkardı hep çıkardı Emine teyze
Nefes kesip çıkardı urbasından hâki ellerini üç keskin adam
Rüzgârın ayasına kapaklanmış sicim sicim bir koku
Haydar diye ağıtlanır türkülerin servi dibinde
Sonra bir kazağın akkor nakışına örülür yalnızlığın
Bu bahçe bu seyir
Ve kalakalmışlık
Henüz balta girmiş yangını tozlu karanlık gibi
Ulur bakırcılar çarşısını çorum´un
Samsun asfaltına yağmur ve çekiç vuruşlarını
Açıldıkca yayılır varlığın ve hayatın yufka direnci
Kurulur oğul veren o korkunç barikatın
Bir sade bir küçük
Bir karşılamışlık
Ayaklarından tutup sürükleyerek Emine teyze
Bir akşam sofrası kol kol pencereleri boşalan kusmuk
Sıvanır kepenkleri ve köpeklik bağlarına Çorum´un
Sonra giyilmemiş güveylikler (gibi) her kavşağında
Alevî Şarap rengine asılmış sallanan siyen nedir
Bu Haydar bu şehir
Ve artakalmışlık
Hâlâ akşam mı çalınıyor Pir´in kemikli tellerinde
Alpagut toprağının atlı ömür ocakları yanıyor
Sürülen izlere düşüyor Samsun asfaltının sivri farları
Kaçak bir ışıkla buruşturmuş yüzünü çatı katların
Gömülürüm diyorsun biliyorum Emine teyze
Yüreğinde kıyılmamış gömülerin
Alacalı aydınlık
Bu görüş gününe haşhaşlı börekler kızartalım
Uzun don yün fanila mor düşülmüş ne varsa
Belki yüzyüze görüşsek vakit az sakın ha ağlamayalım
Gönlünden uzak tut kimseler duymasın tansiyonunu
Işıklarını yak
Baksana bir halk sabah sabah kuyruğa sokmuş homurtusunu
Erkenci ellerine hohluyor
Ey ne olur ey elimi
Devirgen tamamlanmışlık .....