Özenturk
16.08.2005, 19:41
SORULARLA
ALEVİLİK
-
BEKTAŞİLİK
Hacı Bektaş Belediyesi Yayınları Nu.: 1 2004
ALEVİLİK
-
BEKTAŞİLİK
Hacı Bektaş Belediyesi Yayınları Nu.: 1 2004
|
Orijinalini görmek için tıklayınız : Sorularla Alevilik/bektaşilik Özenturk 16.08.2005, 19:41 SORULARLA ALEVİLİK - BEKTAŞİLİK Hacı Bektaş Belediyesi Yayınları Nu.: 1 2004 Özenturk 16.08.2005, 19:42 1. Alevîlik Nedir? Alevî sözcük olarak Ali'ye bağlı olanlar anlamına gelmektedir. Başlangıçta "Alevî" sözcüğü Hz. Ali soyundan gelenler için kullanılıyordu. 19- yüzyıldan başlayarak Hz. Ali'ye bağlı olanlar anlamında kullanılmaya başladı. Ancak sözcük anlamıyla Alevîliği açıklamak doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilemez. Dünyanın pek çok yerinde Ali'ye bağlı olanlar vardır. Bu bağlılık, bizim özellikle üzerinde durduğumuz Anadolu Alevîliğinde, diğer bölgelerdeki anlayıştan farklılıklar göstermektedir. Bugüne kadar konu ile ilgili olarak çeşitli tanımlar ve yorumlar yapılmıştır. Bunları sıralarsak: "Alevîlik bağımsız bir dindir." "Alevîlik Zerdüştlüğün uzantısıdır." "Alevîlik On iki İmanı Şiîliğidir." "Alevîlik Heterodoks bir İslâm'dır." "Alevîlik kısmen İslâm içi kısmen İslâm dışıdır." "Alevîlik İslâm'ın Anadolu yorumudur." "Alevîlik bir kültürdür.." "Alevîlik toplumsal bir başkaldırıdır." vb. Alevîlikte Ali ve onun soyundan gelenleri (EhlibeyO'i sevmek her şeyin üstündedir. Bu sevgi duygusallıktan öte bir inanç biçimi halini almıştır. Alevîlik, Orta Asya Türk kültürünün birtakım öğelerinin, özellikle Ehlibeyt sevgisi ile bütünleşmesi sonucu oluşan anlayıştır. Alevîlik daha ziyade sözlü kültüre dayalı olup, eski Türk gelenek ve göreneklerinin canlı bir şekilde yaşatılması sürecinde ortaya çıkar. Kendisini "Yol", "Tarik-i müstakim" (Doğru yol), "Güruh-ı naci" (temiz insanlar topluluğu) olarak tanımlar. Alevîlik, kendisini daha çok "meşreb" olarak ifade eden sosyo-kültürel bir yorum ve yaşayış biçimidir. Günümüzde Alevî kelimesi, İslâm öncesi ve sonrası kültür ve inançları uzlaşmacı bir şekilde kendine has özellikleriyle bünyesinde toplayan, bir İslâmi inanç ve kültür olgusudur. Yani Alevîlik, taşıdığı yüksek ahlakî nitelik ve insana bakış açısıyla tasavvuf! bir nitelik taşımaktadır. 2. Alevîlik - Bektaşîlik Nasıl Ortaya Çıktı? Alevî-Bektaşiliğin yaklaşık 1400 yıllık bir geçmişi vardır. İslam tarihine bir göz attığımızda aynı soydan gelen Haşimîler ve Kureyşliler arasında bir rekabetin ve düşmanlığın olduğunu görmekteyiz. Her ne kadar Haşimîler Kureyş Kabilesi içinde değerlendirilse de, Kureyş'in ileri gelenleri tarafından sonradan Araplaştıkları için "Arab-ı müstağrebe" olarak anılıyor ve Kureyşliler kendilerini daha üstün görüyorlardı. Bu bakış açısı İslâmiyet'in benimsenmesinden sonra da devam etti ve bir Emevîlik taraftarlığı oluştu. Hepimizin bildiği gibi, Hz. Muhammed, Arapları ve Arap olmayan halkları Müslümanlaştırmak için büyük uğraşlar vermiştir. Bu uğurda canını ortaya koyarak büyük mücadelelere girişmiştir. Arap toplumunun tek tanrı inancına ve İslâmiyet'in getirdiği dinsel anlayışa karşı çıkması ve ekonomik çıkarların kaybedilebileceği endişesi yüzünden, İslâmiyet'in Arap toplumu içerisinde kabul görmesi oldukça kanlı ve güç olmuştu. Hz. Muhammed, Allah'ın yeryüzündeki son temsilcisi idi ve manevî bir otoriteye sahipti. Hz. Muhammed'in döneminde İslâmiyet içerisinde herhangi bir farklılaşma ve görüş ayrılığından söz etmek mümkün değildir. Birtakım konularda ortaya çıkan ihtilaflar, İslâmiyet içerisinde farklılaşmayı getirecek kadar önemli değildi. Ancak Hz. Muhammed'in ölümünden sonra ihtilaflar arttı, hatta bölünmeye varabilecek boyutlara ulaştı. Hz.Muhammed'in ölümünün hemen sonrasında, O'nun ehlibeytine bağlı olanların büyük bir üzüntü içerisinde oldukları sırada Hz. Ali, Hz. Fatma ve Ayşe cenazenin defnedilmesi işleri ile uğraşırken Ebubekir, Ömer ve Osman bir evde toplanarak halife seçimine girişmişler ve Ebubekir'i halife olarak tayin etmişlerdi. İşte İslâmiyet içerisinde çağlar boyu süregelen, uğrunda kanlar dökülen ve acılar çekilen bölünme, bu olayla birlikte başlamaktaydı. Hz. Muhammed, Hz. Ali'yi çok sevmekte ve kendisine çok değer vermekteydi. Bunu çeşitli defalar dile getirmiş ve Hz. Ali'nin kendisinden sonra Müslümanların önderi olacağı yönündeki düşüncesini sık sık tekrarlamıştır. Hz. Ali İslâmiyet'i kabul eden ikinci kişiydi (İlk olarak Hz. Muhammed'in karısı Hz. Hatice Müslüman olmuştur). Bunun yanı sıra Hz. Ali, Hz. Muhammed'in amcasının oğlu ve damadıdır. Hz. Muhammed, Hz. Ali için; "Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. Şehri dileyen kapıya gelsin", "Ali, insanların hayıritstdır. Kim bunu kabul etmezse, gerçekten de kafir olmuştur", "Ümmetimin en ileri geleni ve gerçek hüküm vereni Ali'dir." şeklinde hadisler buyurmuştur. Hz. Muhammed, Veda Haccı'nda "Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mev-lasıdır. Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu horlayanı horla, nerede olursa olsun gerçeği onunla beraber kıl" şeklinde dua eder. Öte yandan Hz. Muhammed hastalığı sırasında bir vasiyetname yazdırmak ister. Ancak sahabe arasında bu konuda tartışma çıkar. Hz. Muhammed'in hasta olduğu ve vasiyetname yazdıracak durumunun olmadığı söylenir. Peygamberin ölümünden sonra Hz. Ömer, Müslümanları Hz. Ebubekir'e biat etmeye zorlar. Hz. Ali çeşitli olaylardan sonra Müslümanlar arasında olası bir kargaşayı önlemek için bunu kabul eder. Ebubekir'den sonra Ömer ve Osman halife olurlar. Halife Osman'ın ölümünden sonra Hz. Ali halife olur. Ancak Hz. Muhammed'in eşi Ayşe ve Şam Valisi olan Muaviye, Hz.Ali'ye biat etmezler. Hz. Ali ve Muaviye arasında tarihe "Sıffin Savaşı" olarak geçen bir muharebe olur. Muharebede Hz. Ali'nin savaşı kazanacağı bir sırada Muaviye hileli bir yönteme başvurur ve askerlerinin mızraklarının ucuna Kur'an sayfaları taktırır. Hz. Ali ve ordusu Kur'an'a karşı silah çekemeyince Muaviye kesin bir yenilgiden kurtulmuş olur. Hz. Ali ile Muaviye arasındaki hilafet meselesi için "Hakem Olayı" olarak tarihe geçen yöntemle çözümlenmeye çalışılır. Bu olayda da yine hileyle Muaviye halife tayin edilir. Hz. Ali bunu kabul etmez ve İslâm tarihinden günümüze kadar süregelen kavga böylelikle başlamış olur. Alevî-Bektaşiliğin siyasî bir olgu olarak ortaya çıkışı da bu olaydan sonra olmuştur. Özenturk 16.08.2005, 19:43 3. Alevî-Bektaşiliğin İnanç Sistemini Nasıl Özetleyebiliriz? Anadolu Alevîliği-Bektaşiliği kendisini Hacı Bektaş Velî ile sistematize etmiştir. Hacı Bektaş Velî inancın tamamını "dört kapı kırk makam" olarak değerlendirir. Bu dört kapı kırk makam insanın yaşamı boyunca gelişmesi ve olgunlaşarak kâmil insan olmasını sağlamaya yönelik bir eğitim ve anlayış bütünün içine almaktadır. Alevîlik-Bektaşilik ömrü de yer yüzündeki olgunlaşmayı da "uzun, ince bir yol" olarak görmekte ve bu yolu her şeyin başı ve en önemli unsuru saymaktadır. "Yol bir sürek binbir" deyimi, yola verilen önemi gösterir. Çünkü bu yoldan insan, kâmil insan olmaya doğru gider ve evrenin en önemli unsuru haline gelir. Bu yolu gösterenler yani sürek çok olabilir. Kaygusuz Abdal bunu şöyle dile getirir: "Bir ağaçtır bu alem Meyvesi olmuş Adem Asıl olan meyvedir Sanma ki ağaç ola" Yeryüzünde insan-ı kâmil olan bir kimsenin Tanrı'ya kavuşması ve sonsuz mutluluğa ulaşması mümkündür. Tanrı'nın, sosyal yaşamın ve ibadetin kurallarını belirlemeye ihtiyacı yoktur. Bunu "Kâmil İnsan" kendisi yapar. Bir "Kâmil İnsan" olarak Hz. Muhammed, Medine'de Müslümanların uyacağı toplumsal kuralları belirlemiştir. Yine Kâmil bir insan olan Hacı Bektaş Velî, kendisinde önce Şeyh Safi Buyruğu, Cafer-i Sadık Buyruğu gibi kitaplarda bulunan Anadolu Alevî-Bektaşilerinin uyacakları toplumsal kuralları düzenlemiştir. Bu öğretinin temelinde bütün yaratılmışlara sevgi ile bakmak düşüncesi yatmaktadır: "Yaratılanı hoş gördük, yaratandan ötürü" Yunus Emre Özenturk 16.08.2005, 19:43 4. Alevîlik-Bektaşilik İnancının Özü Nedir? Alevî-Bektaşi inancının temeli İslâmiyet'tir. Ancak Alevîlik-Bektaşilik felsefesi en gerçekçi haliyle Anadolu'da, özellikle Türkler arasında kendini bulmuş ve varlığını kazanmıştır. Alevı-Bektaşı felsefesının temelinde Kuran-ı Kerim yorumları yer alır. İnsanlık tarihinin dinî bir özeti sayılabilecek Kuran-ı Kerim'in, Alevî-Bektaşiler tarafından görünür anlamının ötesinde bir de görünmeyen iç (batın) anlamı olduğu öne sürülmüştür. Alevî-Bektaşi felsefesinin temelindeki, Kur'an'ı yorumlayış olayı siyasî nedenlere dayanmaktadır. Müslümanlığın ilk devirlerinde yöneticiler, İslâmî kurallara göre yönettiklerini söyleyerek halkı sömürüyorlardı. Özellikle de biçimsel ibadetler (namaz, oruç, hac) vasıtasıyla onları etkilemeye ve kendilerine muhalefet edenleri İslâm dışı göstermek yoluyla etkinliklerini azaltmaya çalışıyorlardı. Muhalif düşüncelere sahip olanların bu düşüncelerini bir şekilde savunmaları gerekmekteydi. Bu doğrultuda Hz. Muhammed tarafından dile getirilen vahiyler (Kur'an metinleri) yorumlanmaya başlanmıştır. Peygamber Hz. Muhammed ve Hz. Ali de, zamanında, Kuran-ı Kerim'in mutlak surette (Batın) öz anlamının olduğunu belirtmişlerdir. Kur'an'daki bilgilerin bir önem sıralaması bulunmaktadır. Bunların tamamı imana ve ahlâka dair inançlardır. Alevîlik-Bektaşilik bu imana ve ahlaka dair inancın esas alınmasını savunmakta biçime ait konulmuş bazı ilkelerin değişebileceğini kabul etmektedir. Bunun yanı sıra, Alevîler ve Bektaşiler Kur'an'da dile getirilen gerçeklerin tevil yoluyla anlaşılabileceğini savunurlar. Tevil; bir açıklamanın özünü göstermektir. Kuran-ı Kerim'in biçimsel açıklamasına ise tefsir denilir. Allah tarafından bildirilen vahiylerin lafzı açıklaması olduğu için Tefsir'in bir iç yönü yoktur. Tevil vasıtasıyla ise vahiy dış yani lafzî görüntüsünden kurtarılarak özü ile yorumlanırlar, vahiyler gerçek anlamlarına yüceltilirler. Hiçbir zaman için maddî gerçekliklerle ve anlamlarla sınırlanması mümkün olamayan İslâmiyet, manevî gerçekliklerle ve anlamlarla varlığını bulur. Özenturk 16.08.2005, 19:44 5. Alevî-Bektaşi Felsefesinin Temelinde Yer Alan Dört Kapı Kırk Makam Kavramı Nasıl Açıklanabilir? Alevî-Bektaşi felsefesinde yer alan dört kapı sırasıyla "Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat" kapılarıdır. İlk kapı şeriat kapısıdır. Bu kapı İslâmiyet'in başlangıç yerini ifade eder. Ku'ran-ı Kerim'in biçimsel anlamıyla eş değerdedir. Dünyaya gelmek, bilgi sahibi olmak, şeriat kapısı içerisinde yer alan hususlardır. Dünyaya ve akla ait bütün bilgileri şeriat kavramı içine alır. Hacı Bektaş Velî dünyayı doğru algılama ve doğru tanıma olan bu kapıya ait bilgiler için "Madde karanlığı ahi nuruyla aydınlanır" demektedir. Bunun on makamı bulunmaktadır. Makam bir kişinin adeta bir okulda sınıf geçmek gibi eğitimden sonra aldığı niteliklerle yükselmesinin aşamalarını oluşturur. Bunlar: 01. Tanrı'ya inanmak, 02. Peygamberi tanımak, 03. Bilim öğrenmek 04. Bağışlayıcı olmak, 05. Evlenmek, 06. Helal yemek ve giyinmek, 07. Toplumdan kopmamak 08. Sevme ve acıma duygularına sahip olmak, 09. Haksız kazançtan sakınmak, 10. İnsanları iyiye yönlendirmek, kötüden sakındırmak, İkinci kapı olan tarikat kapısı, Kuran-ı Kerim'in asıl anlamına ulaşmak için tutulan özel yolun adıdır. Şeriat kapısından daha ileri bir dereceye ulaşmayı ifade eder. Yol Alevîlik-Bektaşilikte çok önemlidir. Çünkü yolunu doğru kurmayan bir kimsenin insan-ı kâmil olması da imkânsızdır. Bu yüzden yol bulunduktan sonra titizlikle korunmalıdır. Yunus Emre: "Sırat kıldan incedir Kılıçtan keskincedir Varup anın üstüne Evler yapasım gelir" Derken yolun önemini ve hassaslığını ifade eder. Yolun önemini ve hassaslığını anlatan çok sayıda nutuk ve nefes bulunmaktadır. Daha önce de söylediğimiz gibi buna: "Sırat-ı müstakim" adı verilmektedir. Bu yol dünyada yaşarken her bakımdan doğru bir yolda olmamızı simgeler. Zaten, yolu doğru olarak belirleyen bir insan için korku yoktur. İşte o zaman Tanrı, engin bir sevgi denizi halini alır. Şeriat kapısında yer alan kitlesellik, Tarikat kapısında bireyselliğe dönüşür, kişinin dürüst olarak yaşaması, hatalarından arınması ve kendini yenilemeye başlaması bu aşamada başlar. Tarikatta hedef dinin özüne, içsel anlamına ulaşmak olduğu için bu olgunluğu sağlamada yardımcı olan mürşit (yol gösterici, önder) ve pirler ön plana çıkar. Alevî-Bektaşilerde bu görevi dedelerin gözetiminde rehberler yerine getirirler. Tarikat kapısının da on makamı bulunmaktadır. Bunlar: 01. Her işi aşkla ve kanaatkârlıkla yapmak, 02. Toplumdan kopmamak, 03. Tutum ve davranışlarında ölçülü olmak, 04. Yalnızca Allah'a bağlı olmak, 05. Nefs (kıskançlık, cimrilik, tembellik vb)le savaşmak, 06. Karşılıksız hizmet etmek, 07. Korku ile ümit arasında bir noktada durmak, 08. Kılık ve kıyafetine dikkat etmek, 09. Bir yol göstericiye bağlanmak, 10. Yola girmek Üçüncü kapı "Marifet kapısıdır." Kişinin hem lafzî yani biçimsel hem de özsel (batın) bilgisiyle dolu olması ve bu yönde davranışta bulunmasıdır. "Marifet kapısında" kişi bilgisinin meyvesini almaya başlar; memleketine ve insanlığa yararlı bir insan haline gelir, Bu kapı da bireysel olgunlaşma anlamı ifade eder. Bu kapının da on makamı bulunur. Bunlar: 01. Edep sahibi olmak, 02. Korku sahibi olmak, (başkalarının hakkını yemek, adaletsizlik vb.) işlerden korkmak. 03. Tok gönüllü olmak, 04. Doğru gördüğü her şeyin doğruluğunu her yerde söyleyebilmek, 05. Utanmak, 06. Cömert olmak, 07. İlim sahibi olmak, 08. Hemen karar vermekten sakınıp sakin olmak, 09. Kalp ve gönül gözüyle görmeye çalışmak, 10. Kendisini bilip tanımak, Son kapı olan "Hakikat kapısında" ise dinin gerçek anlamına ulaşılması söz konusudur. Amaç insanın mükemmelleştirilmesidir. İnsanlığın gönlünde yaşamak, Tanrı'ya ulaşmak ve "Kâmil insan" mertebesine gelmek bu kapıda mümkün olur. Artık insan bu kapıda evrenin ve yaratılışın sırlarını da bilen, hiçbir canlıya elinden, dilinden ve belinden zarar gelmeyen bir kimse haline gelmiştir. İşte bu durumda olan insan için "yaratılmışların en seçkini" (eşref-i mahlukat) denilir. Ulaşılacak en son kapı olan bu kapının da on makamı bulunmaktadır: 01. Alçak gönüllü olmak, 02. İnsanları iyilik ve kötülükleriyle yargılamamak, 03. Yiyecek ve içeceğini başkalarıyla paylaşmak, 04. Nefsi tamamen yok etmek, 05. Yaratılmışların hiçbirine zarar vermemek, 06. Gerçekleri söylemek ve gerçeklere göre davranmak, 07. Doğru insanları örnek almak, 08. Keramet veya mucize göstermemek, 09. Sabretmek, 10. Gönül gözüyle gözlem yapmak, Özenturk 16.08.2005, 19:45 6. Alevîlik- Bektaşîlikteki Ortak Prensipler Nelerdir? Alevîlik ve Bektaşîlik'i diğer inanç biçimlerinden ayıran özelliklerden birisi, merkezinde Hz. Ali'nin bulunduğu, çevresinde ise İslâm öncesi, birtakım inanç, gelenek ve törelerin hakim olduğu anlayışlara sahip olmasıdır. Bunun temel sebeplerinden biri, Arap dünyasında ortaya çıkan siyasal kargaşanın devam etmesi ve Emevîler'in Hz. Ali soyundan gelenleri takip etmiş olmasıdır. Onlar da gruplar halinde bugünkü Afganistan topraklarında bulunan Mezar-ı Şerif, Özbekistan, Türkmenistan, özellikle şu anda Türkmenistan ve İran'ın sınırları içinde bulunan Horasan bölgelerine gitmişlerdir. Muaviye dönemindeki İslam Orduları Türklerin üzerine tebliğ edici ve ikna edici özellikleri ile değil, savaşarak gitmişlerdir. Yağma psikolojisi ile yapılan bu savaşlarda Muaviye'nin komutanı olan Ubeydullah bin Müslim zengin Buhara kentini yağ-malatürmıştır. Horasan Valisi Said Semerkant'ı yağmalayıp 30 bin Türk'ü köle pazarında satmış, göçe zorlamıştır. 705 yılında Horasan Valisi Kuteybe bin Müslim Baykent, Buhara, Taklam, Kaş, Semerkant ve Harzem'de yağma ve katliamlar yapmış ve bunun sonucu olarak kendisine "Türk Kasabı" adı verilmiştir. Hz. Muhammed'den Türklerin nerede bulunursa öldürülmesi gerektiğine dair bir çok hadis uydurmuşlardır. Hz. Ali'nin çocuklarına yapılan baskı, zulüm ve takiple Türklere yapılan bu zulüm ve katliam nedeniyle Ehl-i beyt'le Türkler arasında büyük bir yakınlaşma olmuştur. Aleviliğin Türkler arasında hızla yayılması ve benimsenmesinin önemli sebeplerinden biri de budur. Horasan bölgesinde daha çok rahat edeceğini düşünerek gelen Hz. Ali soylular Türk beylerinden kız almış ve onlara kızlannı vermişlerdir. Böylece hem Türklerle akraba olmuşlar, hem de Türklere Müslümanlığı öğretmişlerdir. Bunun en önemli kanıtlarından biri de 11. yüzyılda yazılmış olan Kutadgu Bilig'te Ehl-i Beyte saygı gösterilmesi yolunda yazılanlardır. Yine Karahanlı hükümdarı olan Tabgaç Buğra Han'la İmam Rıza'nın bu kız alıp vermeden dolayı akraba olmalarıdır. Ahmet Yesevî'yi yetiştiren Aslan Baba da İslâmiyet'i bu yolla öğrenen erenler arasında yer almaktadır. Dedelerin Ehl-i Beyt'le akrabalıkları ve Horasan'dan gelen oba ve oymaklara önderlik etmeleri, Anadolu Alevî-Bektaşiliğinde kendine özgü bir Hz. Ali sevgisi oluşturmuştur. Anadolu ve Balkanlarda Alevî-Bektaşîlerde Şiî İmamiyye'deki on iki imam anlayışı kabul edilmişse de, on iki motifini Şiirlerde, sözlerde, ad koymada ve hayatın birçok safhasında kullanılmış, on iki imamın isimleri sadece saygı duyulan semboller olarak kalmıştır. Dedelik kurumu ile Şiî İmamiyye kolunun birbirine tamamen zıt kavramlar olması sebebiyle Şiîlikte oniki imam anlayışı ile Alevîlik-Bektaşilikteki oniki imam anlayışı arasında bir fark ortaya çıkmaktadır. Alevîlik-Bektaşilikteki özelliklerden bir kısmı da ahlakî ve beşerî özelliklerdir. Bunlar, Türklerin İslâm'dan önce sahip oldukları törelerinden getirdikleri ahlakî faziletlerin İslâm ahlakıyla örtüşenleridir. Bunun en somut örneğini yardımlaşma esasına dayanan Musahiplik oluşturur. Alevî-Bektaşîlikte müminin en önde gelen vazifesi gönül almaktır. Gerçek hac gönül yapmaktır. Gerçek erlik gönüle girmektir, mümin affedicidir, ayıbı yaymaz, gördüğünü örter. Alevîlik-Bektaşîlikteki ahlakî prensibin temelini "Eline, beline, diline sahip olmak" kavramı oluşturur. Eline sahip olmak; başkasının rızası olmadan bir şeyi almamak, hırsızlık etmemek, eliyle başkasını incitmemek gibi özelliklerdir. Diline sahip olmak şeklinde adlandırılan prensibin ise kötü söz söylememek, dedikodu etmemek,if-tirada bulunmamak, boş konuşmamak şeklinde anlamlara geldiğini belirtmek gerekir. Beline sahip olmak prensibiyle, zina yapmamanın, başkasının ırzına, namusuna göz koymamanın gerektiği ifade edilmektedir. Özenturk 16.08.2005, 19:45 7. Alevîlik-Bektaşilikte Sıkça Söz Edilen Cem Ayini ve Dedelik Kurumunu Nasıl Açıklayabiliriz? Alevî-Bektaşi topluluklarda töre, sözlü kültür ve göreneğe dayandığı için her şey yaşlı ve tecrübeli kişilerin anlatıp gösterdiklerine göre düzenlenir. Toplulukta Dede, en üst mertebede yer alır ve dedeler peygamber soyundan geldiklerine inanıan "Seyyid", "Ocakzade", "Ocakoğlu" gibi unvanlar alırlar. Alevîlik-Bektaşilikte dede, cemaatin dini önderi, mürşidi ve piridir. Alevî-Bektaşinin dünyaya gelmesinden son yolculuğuna dek dinsel hizmetlerini dedeler yaparlar.Dedeyi Babası en uygun . gördüğü evlatları içinden seçerler.Bektaşilikte dedenin-yerirti Baba alır.Baba soya bakılmaksızın en yetkin kişi olarak seçilir. Dede ocakları, Alevî-Bektaşiler için birer dinsel çekim alanı oluşturmaktadır. Cem ayinine gelince; Cem, sözcük olarak toplanmak, bir araya gelmek anlamını taşır. Alevî-Bektaşilikte Cem yabancılara kapalı bir toplantıdır. Bu daha ilk yapıldığı dönemden beri böyledir. Osmanlı Devleti döneminde ihbarlar ve yasaklamalar olmuştur. Bunu konuyla ilgili soruda bulacaksınız. Günümüzde artık cem açıkça yapıldığı gibi özellikle büyük kentlerde yabancılar da ceme alınmaktadır. Alevî-Bektaşi ibadetinde önemli bir yeri olan Cem'in kaynağının "Kırklar Cemi" denen ibadetten geldiğine inanılır. Kırklar Cemi ile ilgili olarak şu olay anlatılır; Peygamber Hz.Muhammed Mirac'a giderken, yolda önüne bir arslan çıkar, bu sırada bir ses duyar "Yüzüğünü arslana ver!", Peygamber yüzüğünü çıkarıp arslanın ağzına atar ve arslan yatışır, daha sonra Peygamber Sidretülmünteha'ya erişir. Mirac'tan döndükten sonra Resul hazretleri Kırklar'ın sohbet ettiği Ashab-ı Suf-fa'nın kapısına varır. Peygamber kapıya vurur. İçeriden "Kimsin?" diye sorarlar; o da "Ben peygamberim açın kapıyı gireyim" der. İçeridekiler; "Bizim aramıza peygamber sığmaz, Peygamberliğini git ümmetine eyle" derler. Peygamber geri döner. Bir kere daha adını da söyleyerek girmek ister ancak alınmaz. O sırada Hak Teâla hazretlerinden bir ses gelir; "Ya Muhammed, o kapıya var, o meclise dahil ol" Peygamber tekrar kapıya gelir ve kapıyı çalar ,içeriden sorarlar; -"Kimsin?" Peygamber cevap verir; "Yoksulum, sizlerden birisi ve size uyanım," der ve Kırklar onu içeri alırlar. Alevî-Bektaşi cemlerine kadın erkek birlikte, en temiz giysilerini giyerek katılırlar. Cem törenine küskün ve dargın olanlar alınmazlar, bunun yanı sıra suç işlemiş olanlar ve üzerinde kul hakkı bulunanlar da Cem törenine alınmazlar. Dede ve katılan canlar toplum ve ülke sorunları hakkında ibadete başlamadan önce sohbet ederler. Karşılıklı bilgi alışverişi yapılır. Alevî-Bektaşi yörelerde toplumsal etkinlikler, kış aylarında kendini göstermeye başlar. Cemler yoğun olarak kış aylarında perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde, bazı yörelerde ise cumartesini pazara bağlayan gecelerde yapılır. Cem töreninin gece yapılmasının sebebi; insanların gündüz çalıştıklarından dolayı işlerine engel olunmaması amacıyladır. Cem'e katılmaya gelenler yanlarında çeşitli yiyecekler getirirler, herkes gücüne göre bir katkıda bulunur. Kimin ne getirdiği kesinlikle gizli tutulur. Böylece az getirme veya çok getirme insanlar arasında bir itibar konusu yapılmaz. Alevî-Bektaşiliğin paylaşımcı ve demokrat yönünü bu durum açıkça ortaya koymaktadır. Getirilen yiyecekler daha sonra Cem'e katılan canlara eşit biçimde pay edilir. Dede posta oturur, hizmet sahipleri (bir sonraki soruda açıklanacaktır) yerlerini alır. Erkekler bir halka oluştururlar, kadınlar da halkanın dışında otururlar. Daha sonra hizmet sahipleri görevlerini ifa ederler. Alevî-Bektaşî Cemleri, sebeplerine göre sınıflandırmaya tabi tutulabilirler. Bunlar arasında başlıcaları; İkrar Verme Cemi; Bir insanın Alevî-Bektaşî yoluna girmek istemesi ya da alınması vesilesiyle yapılan ayindir. Görgü Cemi; Anadolu Alevilerinin en önemli dinsel törenidir. Bu törende oniki hizmet yerine getirilir. Canlar ikrar ayininde verdikleri ikrarı tekrarlarlar. Küsler barıştırılır, borcu olanlar Cem'den önce bu borçlarını öderler. Dedenin uygun gördüğü zaman da cem tutulabilir. Anadolu'da cemler eskiden birbirinin aynı olarak yapılırdı. Çünkü "el ele el Hakk'a" ilkesine göre bütün ocaklar birbirine bağlıydılar ve cemi aynı biçimde yaparlardı. Birbirleri ile yılda en az iki defa ilişki kurarlardı. Ancak son üç yüz yıl içinde Anadolu'da gerileme döneminin etkisi, iç karışıklıklar, eşkıyalık olayları sebebiyle ocakların birbiriyle ilişkileri kesildi ve her ocak içinde cem töreni farklılıklar gösterdi. Bu farklılıklar biçimsel farklılıklardır. Özünde büyük bir değişiklik yoktur. Özenturk 16.08.2005, 19:46 8. On iki Hizmet Nelerdir? On iki hizmet, Cem'in en önemli unsurudur. İlki dededir; Cem'i yönetir. Dede pirlik makamını temsil eder. Mürşit; ise yine büyük cemlerde ocağın mürşidi olan ocak tarafından temsil edilir. Görevi talipleri bilgi bakımından aydınlatmak onlara yol ve erkan hakkında bilgi vermektir. Rehber; görgüsü yapılanlara ve Cem'e katılanlara yardımcı olur, dede olmadığı zamanlarda cem törenini yönetmekle yükümlüdür. Rehber Cem'in erkânına göre yürütülmesi yanında taliplerin tutum ve davranışlarını gözden geçiren onlara yardımcı olan kimsedir. Pirlik, mürşitlik ve rehberlik Alevîlik-Bektaşilikte çok önemli üç makamı oluşturur. Bu aynı zamanda "Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali" ifadesinde yerini bulan bir kavramdır. Yolun sahibi daima "Ali'dir". Ancak yukarda söylediğimiz gibi bazı yörelerin cemlerinde bu, zaman zaman farklılaşma göstermiştir. Gözcü; Cem'de düzeni ve Cem'in sakin geçmesini sağlar. Töreye, edebe aykırı hareketleri engeller. Çerağci; Çerağ (Ateş) yakılması ve meydanın aydınlatılması ile görevlidir. Zakir; Deyiş, düvaz ve miraçlamaları söyler. Farraş; Bu hizmet Salman Farisi'nin hizmeti kabul edilir. Semahtan sonra, koltuğun-, da küçük, sembolik bir süpürge ile meydana gelir. Süpürgeyi sembolik bir şekilde yere sü-Si rer. Cem'in sona erişinin ilk işaretidir Sakka; Hizmeti, suyu dağıtmaktır. Sofracı; Kurban kesme ve dağıtma işinden sorumludur. Pervane (Semahçı); Cem'de güvenliği sağlar. Peyk; Cemi haber verir. İznikçi; Cem evinin temizliğini sağlamakla yükümlüdür. Bekçi; Cem evine girip çıkanı kontrol eder. Cem dini boyutunun yanında, yukarıdaki iş bölümünden de anlaşılacağı gibi çok önemli bir sosyal örgütlenmedir, Böylece hiçbir biçimde yetki görev ve sorumluluk çatışmasına izin verilmez. Bu bakımdan Cem'in asıl üzerinde durulması gereken yönlerinden biri de insanlar arasındaki ilişkiyi titizlikle düzenleyen bir sosyal örgütlenme olmasıdır. Cem'de gelişigüzel oturulmaz. Meydanda yer almanın da bir yeri ve sırası bulunur ve herkes buna göre yerlerini alır. Bu düzen sıkı bir biçimde denetlenir. Sırasını, sözünü, tutum ve davranışlarını bilmeyenler önce uyarılır. Eğer cemin düzenini aşırı derece bozucu bir davranış gösterirse cezalandırılır Özenturk 16.08.2005, 19:46 9. Alevîlik-Bektaşilik İslâmiyet'in Dışında Bir İnanç mıdır ? Alevîlik-Bektaşilik kesinlikle İslâm dairesinin içindedir. Alevîlik-Bektaşilik dinsizlik demek değildir. Alevîlik-Bektaşilik Türk kültürünün Ehlibeyt sevgisi ile harmanlanması sonucu ortaya çıkan, İslâm'ın inanca dair temel ilkelerine ters düşmeyecek biçimde şekillenen bir yorumdur. Alevî-Bektaşiler Allah'a, ahiret gününe, Hz. Muhammed'in peygamber olduğuna ve Kur'an'a inanmaktadırlar. Cem erkânının yürütülmesi sırasında bir çok Kur'an-ı Kerim ayetine dayanılır ve cem bu ayetler esas alınarak yönetilir. Zaten bu ilkelere inanan insanlar menşei ne olursa olsun kesinlikle Müslümandır ve İslâm da-iresinin içindedir. Alevî-Bektaşiliğin farklı bir din olduğunu öne sürmek tamamen yanlıştır. Ayrıca Alevî-Bektaşiliğin ateizmle ilgilendirilmesi de imkânsızdır. Çünkü Alevîlik-Bektaşilik Hz. Muhammed ve onun soyuna bağlılık esası üzerine kurulmuştur Özenturk 16.08.2005, 19:47 10. Alevîlik-Bektaşilik Diğer Dinlerden Etkilenmiş inidir? Tarih boyunca dinlerin ve kültürlerin birbirlerinden etkilendikleri bir gerçektir. Bu etkileşim, "paralelizm" terimiyle ifade edilebilir. İnsanların ortak olan bir akıl ve düşünme yeteneği vardır. Farklı yerlerde, farklı zamanlarda ve farklı dönemlerde insanlar aynı şeyleri üretebilirler. Bu yüzden Alevîlik-Bektaşilik içinde de diğer dinlerden etkilerin bulunması kaçınılmazdır. Ancak bu Alevî-Bektaşiliğin farklı dinlerin bileşimi olduğu yolundaki iddialara kaynaklık edemez. Çünkü Alevîlik-Bektaşilik "Yol"a girerken cem ve erkânda en ufak bir değişimi kabul etmemektedir. Bu yüzden çok yakın zamanlara kadar erkânlar hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Yani bir karışma olmamıştır. Dedelerin erkânın değiştirilmesine karşı gösterdikleri titizlik de karışmayı önleyen unsurlar arasında yer alır. Hâlen halk arasında sözlü gelenekten gelen erkânla yazılı belgeler arasında çok az bir fark olması Ortadoğu inançları ile arasındaki etkileşimin sınırlı kaldığını gösterir. Bunun bir başka nedeni de Alevî-Bektaşi anne ve babadan doğmayanların Alevî-Bektaşi olamaması ve erkâna almmamasıdır. Ancak şunu da eklemek gerekir ki Alevî-Bektaşiliğin başka dinlerden etkilenişini istismar ederek, Alevîlik-Bektaşilik olgusunu İslâmiyet'in dışında göstermek de çok yanlış ve kasıtlı bir saptırmadır. Özenturk 16.08.2005, 19:48 11. Kızılbaşlık Kavramı Nereden Kaynaklanmaktadır? İran'da Safevîler Devleti'ni kuran ve İmamiyye'yi resmi mezhep olarak kabul eden Erdebiliye Tarikatı şeyhleri ile bu tarikata bağlı olanlar, kızıl taç giydikleri ve kızıl sarık kullandıkları için Kızılbaş şeklinde isimlendirilmişlerdir. Anadolu Alevî-Bektaşileri de kendilerini Erdebil Ocağı'na bağlı saydıklarından dolayı "Kızılbaş" olarak nitelendirilmişlerdir. Bunun sebepleri arasında Şah İsmail'in askerlerinin kırmızı renkli börk ve sarı renkli çizme giymeleri de sayılmaktadır. Tarih boyunca Kızılbaş sözcüğü Alevî-Bektaşiler için haksız şekilde, aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılmıştır. Bu sözcük çerçevesinde Alevî-Bektaşilere çeşitli iftiralar atılmıştır. Bazı kesimlerce Kızılbaşlığın, Alevî-Bektaşîlerden ayrı bir topluluk olarak gösterilmesi kesinlikle yanlıştır. Alevî kelimesi daha önceleri Hz. Ali soyundan gelenler için kullanılan bir deyimdi. Kızılbaş ise Pir Sultan Abdal'ın bir nefesinde de olduğu gibi Hz. Ali'nin başına kırmızı bir bez bağlaması sebebiyle Hz. Ali soyundan gelenlerin izinden giden anlamına kullanılıyordu. 19. Yüzyılın sonlarına kadar Kızılbaş deyimi kullanıldı. Sonradan Kızılbaş deyimi unutularak yerini Alevî deyimi aldı. Böylece bir kavram değişmesi ortaya çıktı. Özenturk 16.08.2005, 19:48 12."MUM SÖNDÜ"İFTİRASININ KAYNAĞI NEDİR? Alevî-Bektaşiliği dinsizlik veya İslâm dışı bir inanç olarak göstermeye çalışan kesimler tarafından yüzyıllar boyu Mum söndü olayı istismar edilmek suretiyle Alevî-Bektaşiler karalanmaya ve aşağılanmaya çalışılmıştır. Alevî-Bektaşilerde aile yaşamında olduğu gibi Cem törenlerinde de kadın-erkek bir aradadır. Kadın ve erkek Alevî-Bektaşi düşüncesine göre hayatın her alanında eşittir. Namus kavramı Alevî-Bektaşiler için çok büyük önem taşır. Zaten suresi'nin 35. ayetine da-Alevî-Bektaşiliğin temel felsefesinde yer alan "Eline, diline, beline hakim olmak" kavramı bunun en büyük kanıtıdır. Cemde meydanın kutsallığını ve simgesel olarak canlılığın ve yaşamın kaynağı olduğunu göstermek üzere Kur'an-ı Kerim'de bulunan Nur Suresi'nin 35. ayetinde bulunan: "Allah Teala göklerin ve yerin nurudur. Nurunun örneği, içinde güzel bir çerağ bulunan lamba gibidir. O çerağ ise bir kandil içindedir. O kandil ise sanki bir inci gibi yıldızdır. Doğusu ve batısı olmayan bir kutsal zeytin ağacından tutuşturul-maktadır. Onun yağı öyle bir yağ ki ateş dokunmasa bile etrafına ışık verir." İfadesi-nedayanılarak "Çerağ uyandırılır''ve yine aynı simgesel gerekçelerle "Çerağsöndürülür" Çerağın sönmesi aynı zamanda Cem töreninin bitmesini simgeler. Özellikle 16. yüzyıldan başlayarak Alevî-Bektaşiliğe "mum söndü" iftirasını yapanlar bu törenin gerçek anlamını bilmedikleri ve iftiralarına dayanak aradıkları içindir. Macar bilim adamı İmre Adorjan'a göre bu tarz iddialar daha önce Avrupa'da bazı Hıristiyan tarikatlarına karşı ileri sürülen iftiralardır. Buna dayanarak Katolik Kilisesi bu Hıristiyan tarikatlarını takibe almış ve cezalandırmıştır. Daha sonra İslâmiyet içindeki bazı siyasî bakış açıları bu iftirayı Batıdan alarak Alevîlik-Bektaşilik üzerine yüklemişlerdir Özenturk 16.08.2005, 19:49 13. On iki İmamlar kimlerdir? İmam Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Zeynel Abidin, İmam Bakır, İmam Caferi Sadık, İmam Musa Kazım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammed Taki, İmam Ali Naki, İmam Hasan Askeri, İmam Muhammed Mehdi'dir. Hz. Ali (599-661): Takma adı Haydar. Mekke'de doğdu, Irak'ın Küfe şehrinde şehit edildi. Peygamberin amcasının oğlu, damadı ve evlatlığıdır. Her- kesin inanmakta tereddüt ettiği bir sırada küçük yaşına rağmen ilk inananlardandır. Oniki imamların içinde sadece o halifelik yapmıştır. Hz. Hasan (624-680): Medine'de doğdu ve orada Mu-aviye'nin karısını kandırması ile karısı tarafından zehirlenerek şehit edildi. Babası Hz. Ali ile birlikte beş yıl Irak'ta kaldı. Hz. Hasan halifelik meselesinde çok etkin bir yere sahip olmamıştır. Hz. Hüseyin (626-680): Medine'de doğdu ve Irak Kerbela'da şehit edildi. Babası Hz. Ali ile birlikte beş yıl Irak'ta kaldıktan sonra Medine'ye yerleşti, Halifeliği ele geçirme girişimi,kendisini elçi göndererek davet eden Küfelilerin ihanet etmesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. İmam Zeynelabidin (658-714): Medine'de doğdu. Hz. Hüseyin ve Hz. Ali ile birlikte üç yıl Irak'ta kaldı, daha sonra Medine'ye yerleşti. Kerbela katliamında kurtulan tek kişiydi. Medine'de gözlerden uzak politika dışı bir yaşam sürdü. Bazı kaynaklara göre zehirlenerek şehit edildi. Bazı kaynaklara göre ise vefat etti. İmam Muhammed Bakır (676-732): İmam Zeynelabidin'in oğludur. Babasından daha faal bir yaşam sürmüştür. Önemli bir Hadis yazıcısıydı. O dönemde not aldığı ve daha sonra kitaplara aktarılan hadisleri, İslâm'ın gelişmesi ve yeni akımların oluşmasında son decece önemli bir rol oynadı. İmam Cafer-i Sadık (702-765): Medine'de doğdu ve orada öldü. Hadisçi, fıkıh uzmanı ve bilim adamı olarak etkiliydi. İsmailî ve on iki imamcı Şiîler için çok önemli olan hukuk okulunun kurucusudur. Kendi devrinde, kaybolmakta olan İslâm değerlerini, ilkelerini bir araya getirerek halka öğretmeye çalışmıştır. Ülkemizde Ale-vî-Bektaşiler için önemli bir kaynak olan "Buyruk" isimli kitabı yazmıştır. Buyruk, İslâmiyet'in İmam Cafer tarafından yapılan yorumudur. İmam Cafer; imamlığı sırasında ortaya çıkan mezheplere karşı Caferilik mezhebini oluşturdu. Tarihte İmam Cafer'in oluşturduğu mezhebe dahil olanlara "Caferi" adı verilmiştir. İmam Muhammed Musa Kazım (745-799): Caferi Sadık'ın oğludur. Abbasi halifesine saygısızlık iddiasıyla "göz hapsi" cezası için sürüldüğü Irak'ın bir kasabasında şehit edildi. Türbesi Bağdat'ta Kazımiye'dedir. İmam Ali Rıza (765-818): İmam Musa Kazım'ın oğludur. Halife Me'mun zamanında Halifelik önerisi ile Tus'a davet edildi. Daha sonra göz hapsine alında. Haps edildi ve üzümün içine şırınga edilen zehirle zehirlenerek şehit edildi. Mezarı İran Horasan'ında Meşhed'dedir. İmam Muhammed Taki (811-835): Medine'de doğmuş. Bağdat'ta ölmüştür. Politik bir yönü olmamıştır. 25 yaşındayken halife Mu'tasım tarafından zehirlenerek şehit edildi. İmam Ali Naki (828-868): Dönemin hilafet başkenti Samara'da yaşadı ve orada öldü. Teorik ve politik bir faaliyeti yoktur. Samarra'da Halife Mu'tez zamanında zehirlenerek şehid edildi. İmam Hasan Askeri (846-873): İmam Ali Naki'nin oğludur. Abbasi halifesi Mutemid tarafından zehirletilerek şehid edildi. Halifenin emriyle Ali soyunun tamamen yok edilmesine karar verildi ve Ali soyu büyük bir katliama uğradı. Katliamdan sadece İmam Hasan Askeri'nin oğlu olan ve hala yaşadığına inanılan İmam Muhammed Mehdi kurtuldu. İmam Muhammed Mehdi (869-..): İmamiyye'ye göre, Hasan El Askeri'nin ölümünden sonra oğlu Muhammed Mehdi gaybete girmiş (gizlenmiş) onu bir daha hiç kimse görmemiştir. Bu kayboluş devam etmektedir ve inanışa göre Muhammed Mehdi halen sağdır. Kıyametten bir süre önce Mehdi sıfatıyla ortaya çıkarak zulümle dolmuş olan dünyayı adaletle dolduracaktır. Şia'da bu inanç esası çok önemlidir. Özenturk 16.08.2005, 19:50 14. Alevîlik-Bektaşilikte Kadının yeri nedir? Alevîlik-Bektaşilikte kadın-erkek ayrımı yapılmaz. Alevîlik-Bektaşilikte daha önce de belirttiğimiz gibi cinsiyet ayrımı yapılmadan insana insan olduğu için değer verilir Her ininsan Can'dır. Kadın-erkek, sosyal hayatın her alanında eşittir. Evliliklerde kadın ve erkek eşit hakka sahiptirler. Erkek haklı bir nedene dayanmadan, (eşlerin birbirini aldatması gibi), kadını boşayamaz. Aksi takdirde "yol düşkünü" sayılır. Bir erkeğin karısını dövmesi Cem ayını sırasında dara (bir nevi sorgu) çekilmesini gerektirecek kadar büyük bir suçtur. Cem'de dede, bir erkeğin bir kadını, bir kadının da bir erkeği cinsiyeti ile değil, can olarak görmesini ister. Can, yani yaratılış olarak herkes eşittir. Bunun yanı sıra Alevîlik-Bektaşilikte konumu itibariyle en önemli kişi olan dedenin eşine de büyük saygı gösterilir. Dede olmadığı zamanlarda onun yerine işleri ana veya anabacı olarak tabir edilen dedenin eşi yürütür. Hacı Bektaş Velî, Alevîlik-Bektaşilikte kadın-erkek eşitliğini şu dörtlükte ne güzel dile getirmektedir; "Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde Hakk'm yarattığı her şey yerli yerinde Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok Noksanlıkla eksiklik senin görüşlerinde" Özenturk 16.08.2005, 19:50 15. Alevîlik-Bektaşîlik'te "Sevgi ve Hoşgörü" Neden Çok Önemlidir? Sevgi ve hoşgörü Alevî-Bektaşî inancının temel kavramlarıdır. İnsanın sevilmesi, Tann'nın sevilmesiyle bir tutulur. İnsanı temel değer kabul etmenin bir sonucu olarak sevgi ve hoşgörü kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İnsan Tanrı'ya korkuyla değil sevgiyle yaklaşmalıdır. İnsanın Tanrı ile bütünleşmesinin yolu iç zenginliği sağlamasıdır. Bunun yolu da erdemli ve hoşgörü sahibi olmaktır. Hiç kimse hakkında kötü düşünülmemeli, insanlar incitilmemeli, kimsenin hakkına el uzatıl-manialıdır. Alevîlik-Bektaşilik din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapılmaz. Alevîlik-Bektaşilikte sevgi ve hoşgörü, bütün dünya insanlarını birleştirici evrensel bir kardeşlik yaratma düşüncesi ve inancıdır. Sevgi ve hoşgörüye teslim olmuş bir insan, kendini Tanrı'ya teslim etmiş sayar. Hoşgörü insanın kişiliğini yansıtan, onu tanımlamaya yarayan bir gönül belgesidir. Bu belge gönülde hangi yazılarla yazılmışsa, ancak onları bilenler-ce okunur. Sözün kısası hoşgörüyü bilmeyen hoşgörüden anlamaz Kâmil insan olabilmek için sevgi ve hoşgörü sahibi olmak gerekir. Özenturk 16.08.2005, 19:51 16. Alevî-Bektaşî İnancında İbadet Nasıldır? Alevî-Bektaşî inancına göre Hakk'a ibadetin, belirli fiziksel biçimleri olmak zorunda değildir. İbadetin belli mekanı ve zamanı yoktur. Yani Hakk'a yapılacak en iyi ve en yeterli ibadet eline, beline, diline sahip olmak, insanı en kutsal varlık olarak görmek, insan sevgisi duymak ve insan-ı kâmil (olgun, erdemli insan) olmaya çalışmaktır. Alevîlik-Bektaşilikte ibadet zorunluluğunun olmaması, ibadet yapılmadığı anlamına gelmez. Buradaki nüans, bireysel ibadet ile topluluğun kolektif ibadetidir. Bireysel ibadet isteyenin istediği biçimde uygulayabileceği bir ibadet biçimidir. Alevîlik-Bektaşilikte söz konusu olan da budur. Alevî-Bektaşi inanç sistemindeki bu unsurlarla istenen gönül yoluyla Tanrı'ya ulaşmaktır. Alevîlik-Bektaşilikte şekilciliğe yer yoktur. Allah korkusu yerine Allah sevgisi ön plandadır. İnsan en yüce varlıktır ve insanı sevmeyen Tanrı'yı sevemez. Alevîlik-Bektaşilik bağımsız düşünceye, özgür davranışa, çağdaşlığa uygun bir yaşam biçimidir. Din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapılmaz, sevgi ve hoşgörü temel esastır. Alevîlik ve Bektaşîlik'te esas ibadet, yaşamın tümünü ibadet eder gibi temiz ve doğru yaşamaktır. Alevî-Bektaşîlikteki özel ibadet şekilleri (Cem ayini vb.) kişinin gönül zenginliğini diğer insanlarla paylaşma amacıyla yapılır. Ceme katılmak zorunludur. Çok önemli bir mazeret yoksa katılmamak büyük bir suçtur. Bazı yörelerde ceme katılmak için musahipli olmak ve erişkin olmak şarttır. Ancak bazı yörelerde çocuklar da katılabilir. Kentlerde artık musahipli olmak zorunluluğuna dikkat edilmemektedir. Ayrıca doğum, ölüm, adak kurbanı tığlama, Muharrem matemi gibi ibadetler vardır. Bunların kendi içinde özel ritüelleri bulunmaktadır. Buralarda nefes, nutuk ve gülbank adını verdiğimiz kutsal metinler okunur. Özenturk 16.08.2005, 19:51 17. Alevîlik-Bektaşilikte İnsan Neden Herşeyin Ortasındadır? Alevîlik-Bektaşilik kendine has bir yaşam biçimidir (meşreb, yol). İnsana olağanüstü bir sevgi ve saygı beslenir. Alevîlik-Bektaşilikte Tanrı'ya sevgi ile yaklaşmak esastır. Her şey insandadır, insanın kalbinde saklıdır. İnsanı sevmek inancin esasıdır. Hacı Bektaş Velî yaratılışta her şeyin yerli yerinde ve tam olduğunu söylerken, öğrencisi Taptuk Emre'nin dervişi olan Yunus Emre: "Yaratılmışı severiz yaratandan ötürü" demektedir. İnsan da yaratılmışların en şereflisidir. Alevîlik-Bektaşilikte insana yaratılışına ve niteliklerine zıt olan hiçbir şeyin inançta da yeri yoktur. Her şey insan içindir. Bundan dolayı Alevî-Bektaşi felsefesinin özü insan sevgisidir. Buradaki insandan kasıt elbette kâmil insandır. Özenturk 16.08.2005, 19:53 18. Alevîlik-Bektaşilikte Sanatın Yeri ve Önemi Var mıdır? Şiir, müzik, dans, resim Alevî-Bektaşi inancının önemli yapıtaşlarıdır. Alevî-Bektaşi inancına göre insan ne denli yaratıcı olursa o denli olgun insan olur. Müzik, Alevî-Bektaşi ibadetinde çok önemli bir yer tutar. Özellikle cem törenleri müzikle söylenen nefes, ağıt ve mersiyeler eşliğinde yapılır. Günümüzde halk edebiyatı veya halk ozanlığı denince Alevî-Bektaşi geleneği ön plana çıkar. Anadolu kültürünü, dilini yaşatan gelenek Alevî-Bektaşî geleneğidir. Toplumun sözlü tarihi Alevî-Bektaşî ozanlar tarafından yaşatılmıştır. Alevî-Bektaşi kültüründe renklerin de özel anlamlan vardır. Buna örnek verirsek beyaz rengi Hz. Muhammed'e, kırmızı rengi Hz. Ali'ye, açık yeşil ve sarı rengi Hz. Hasan'a, pembe ve yeşil rengi Hz. Hüseyin'e yakıştırırlar. Alevî-Bektaşi kadınlarının başörtülerinde bu renklerin yansıması görülebilir. Yeşil başörtüsü kadının ehlibeyt soyundan geldiğini, kırmızı renkli başörtüsü evli olduğunu, siyah yas ve olgunluğu gösterir. Genç kızlar saflık ve temizlik ifadesi olan beyaz rengi kullanırlar.Baş örtüsü geleneksel olarak dış etkenlerden korunmak için kullanılır,saçların ucu ön kısımdan görülür.Kesinlikle türban olarak kullanılmaz. Alevî-Bektaşi toplumu kültürlerini, geleneklerini sanat yoluyla geliştirmiş ve günümüze kadar getirmişlerdir. Sanatın Alevî-Bektaşi kültüründe çok özel bir yeri vardır. Özellikle Alevî-Bektaşî kültüründe hat sanatı ile yapılan sanat eserleri kendine özgü bir yapı taşımaktadır. Bunlar Ehl-i beyt ve Hz. Ali ile ilgili hat örnekleridir. Ayrıca Anadolu erenleri ile ilgili bir çok hat yanında ayet hadis ve sözler sanat değeri yüksek eserlerdir. Anadolu Alevî-Bektaşiliğinde minyatür tekniği dışında reel bir resimle Alevî -Bektaşî ulularının resimlenmesi yoktur. Bu gelenek son zamanlarda İran'dan gelmiştir. Alevî -Bektaşî kutsal ziyaret yerlerinin mimari yapısı da son derece dikkat çekicidir. Genellikle dört kapı kırk makam esasına veya evren ağacı adı verilen gökyüzündeki oniki burcu simgeleyen bir mimarî özelliğine rastlarız. Hacı Bektaş Dergâhı yanında bir çok Dergâh sekizgen bir mimarî üzerine kurulmuşken, Pir Sultan Abdal Dergâhı ve İstanbul'daki Şahkulu Dergâhı evren ağacı esasına göre ortada kalın bir sütun veya direk çevresinde oniki kol üzerine yapılmıştır. Özenturk 16.08.2005, 19:54 19. Alevî-Bektaşiliğin Şiîlikle İlişkisi Var mıdır? Günümüzde Anadolu Alevî-Bektaşiliği ile İran Şiîliği arasında Hz. Ali ve Ehlibeyt'e duyulan derin sevgi ve saygının dışında herhangi bir ilişki yoktur. Türkiye'deki Alevîlik-Bekta-şilik Türklere has Anadolu Alevî-Bektaşiliğidir. Özellikle ibadete ait bir çok konuda Anadolu Alevî-Bektaşiliği İran Şiasın-da köklü değişiklik gösterir. İslâmiyet'te önemli olanın şeriat değil, hakikat olduğu İmam Cafer tarafından özellikle vurgulanmıştır. Caferilik İran'da resmî mezhep olarak kabul edilir. İran Şiîliği günümüzde dejenere olmuş ve politik sebeplerden dolayı tutuculaşmış ve koyu bir şeriat anlayışı uygulanmaya başlamıştır. Egemen Şiî düşüncesi gittikçe yozlaştırılmıştır. Başta da belirttiğimiz gibi bugünkü İran Şiîliğinin Ehl-i Beyt sevgisi dışında Alevîlik-Bektaşilikle hiçbir ilgisi yoktur. Özenturk 16.08.2005, 19:55 20. Hacı Bektaş Velî'nin Alevîlik ve Bektaşîlik'teki Yeri Nedir? Anadolu'da Alevîliğin en büyük piri olan Hacı Bektaş Velî'nin 1248'de Nişabur şehrinde doğduğu ve 1337'de eski adı Sulucakarahöyük olan Hacı Bektaş'ta Hakk'a yürüdüğü söylenmektedir. Gençliği Horasan'da geçen büyük pirin Hoca Ahmet Yesevî Ocağı'nda Lokman Perende'den felsefe, sosyal ve müspet bilimleri öğrendiği, bir bey oğlu olarak titiz bir eğitimden geçirildiği bilinmektedir. Hacı Bektaş Velî, Anadolu Selçuklu Devleti'nin son yıllarında Anadolu'ya gelmiştir. İnsan sevgisini ve insana saygıyı en büyük şiar olarak kabul etmiştir. "Benim Kâbem insandır." sözü bunun en iyi göstergesidir. Anadolu'da eşitlikçi, paylaşımcı ve ayrımcılığa karşı düşüncenin tohumlarını yeşertmiştir. İbadette şekilciliğe karşı oluşunu "Her ne ararsan kendinde ara, Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir."sözü ile göstermiştir. Anadolu insanı üzerinde büyük etkisi olan Hacı Bektaş Velî, yetiştirdiği dervişler ile Anadolu'nun her yanına fikirlerini taşımış ve kendinden yüzlerce yıl sonra gelenleri bile bu fikirleriyle etkilemiştir. Sevgi ve hoşgörünün temel taşlarından olan bu büyük Pir'in düşünceleri asırlar boyu insanlar için önemini korumuştur. Alevîlik-Bektaşilikte Hacı Bektaş Velî "Ser çeşme", yani bilgi pınarının kaynağı olarak bilinir. Ayrıca yine "Kutbü'l Aktap" yani batınî bilimlerin doruğu olarak kabul edilir. Hacı Bektaş Velî Bektaşîlikte de aynı ölçüde değerli olduğu gibi Bektaşîlik bir insan olma yolu olduğu için yolun piri olarak da ona ayrıca manevî bağlılık duyulur. Hacı Bektaş Velî'nin eserleri ve öğrencilerinde yaşayan düşünceleri onun çok büyük bir düşünür olduğunu göstermektedir. Özenturk 16.08.2005, 19:56 21. Pir Sultan Abdal Kimdir ve Önemi Nedir? Pir Sultan Abdal yedi büyük Alevî-Bektaşi ozanından biri olarak kabul edilmektedir. Anadolu'da halk arasında deyişleri, semahları ile insanların gönlünde yer etmiş büyük bir halk ozanı olan Pir Sultan Abdal'ın kesin doğum ve ölüm tarihleri belli olmamakla birlikte 16. yüzyılda yaşadığı bilinmektedir. Halkın içinden çıkmış biri olarak her zaman onların yanında olmuş ve haksızlıklarla mücadele etmiştir. Eserlerinde de bunu sıkça dile getirir. O'nun da fikirleri yüzlerce yıl insanlar için önemini korumuş ve onlara yol göstermiştir. Halen Arnavutlukta Arnavutça olarak, diğer bölgelerin tamamında Türkçe olarak nefesleri ezberlenmiş bir sözlü gelenek olarak yaşamaktadır. Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasındaki çatışma ve siyasal olaylarda taraf tutması ve bu yüzden haksızlıklara karşı olması sebebiyle bazı istismarcı odaklar tarafından farklı bir şekilde tanıtılmak istense de o bütün düşüncelerinde her zaman insan sevgisini ve dostluğun önemini vurgulamıştır. Özellikle Türkçe'yi kullanışındaki büyük başarısı, Şiirlerindeki derinlik ve insan sevgisi onun çok büyük bir düşünür ve sanatçı olduğunun kanıtıdır. Haksızlıklar karşısındaki tutumu ve yakarışları ise Alevî- Bektaşî öğretisinin gereğidir. Çünkü Alevî ve Bektaşî kültürü nereden gelirse gelsin haksızlıklara karşı durmayı gerektirmektedir. Pir Sultan Abdal da bu geleneğin devamı olarak kültürümüzün çok önemli bir parçasıdır. Şiirlerinin Alevî,Bektaşi, Sünnî veya başka inanç ve kültürden her insan tarafından sevilmesi ve okunmasının nedeni budur Özenturk 16.08.2005, 19:56 22. Alevî-Bektaşiliğin Kutsal Yerleri Nerelerdir? Alevî-Bektaşilerin kutsal saydıkları mekanların başında Hacıbektaş ilçesi gelir. Alevî-Bektaşilerin "Büyük Pir" şeklinde nitelendirdikleri Hacı Bektaş Velînin türbesi bu ilçededir. Abdal Musa Dergâhı da bu türden kutsal yerlerdendir. Antalya'nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke köyünde bulunan Abdal Musa Dergâhı'nda 14. yüzyılda yaşadığı söylenen Horasan Erenlerinden Abdal Musa yatmaktadır. İstanbul'da bulunan Şahkulu Sultan Dergâhı Alevî-Bek-taşîlerin bu yörede bulunan en büyük iki Dergâhından birisidir. Şah Kulu Dergâhı gerek mimarisi, gerekse binalarının işlevi bakımından geleneksel kültürümüzün en tipik örneklerinden biridir. Ülkemizde bazı binalar Kültür Bakanlığı ve bazı kurumlar tarafından korunurken bu dergâh, tamamen sivil toplum örgütleri tarafından yaşatılmaktadır. Karacaahmet Sultan Yatırı ise tüm Anadolu Alevilerinin bildiği kutlulardan olan ve Hünkar Hacı Bektaş Velînin ardası Karacaahmet'in yattığı yerdir ve İstanbul'dadır. Bu Dergâh da Şah Kulu gibi tamamen sivil toplum örgütleri tarafından geleneksel yapısına uygun bir biçimde yürütülmektedir. Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde bulunan Seyyit Battal Gazi Dergâhı 13. yüzyılda kurulmuş ve halen işlerliğini sürdürmektedir. Bu Dergâh da sadece Alevî ve Bektaşî vatandaşlarımızın değil Sünnî vatandaşlarımızın da kutsal saydığı ve yine sivil toplum örgütleri tarafından canlı tutulan bir yerdir. Hasan Dede Türbesi Ankara'ya bağlı Hasandede Kasabasînda bulunmaktadır. Hasan Dede 16 yüzyılın en önemli şair ve bilge erenlerinden biridir. Biri Temeşvar'da olmak üzere birden fazla makam mezarı bulunmaktadır. Bunların haricinde daha bir çok kutsal ziyaret yeri bulunmaktadır. Türkiye'de Alevî-Bektaşilerce kutsal sayılan mekanların sayısı 500 civarındadır. Binlerce kutsal ziyaret yerinin tümünü saymak yerine dağıldıkları coğrafyayla tanımlamak daha doğru olur. Bu coğrafya içinde Kazakistan'da Hoca Ahmet Yesevîden başlayarak Anadolu ve Balkanlara kadar yayılı. Orta Avrupa'da Gül Baba ve İdris Baba ile Polonya'da Gdansk'taki Sarı Saltuk yatırı bir sınır oluşturur. Mısır'da Kaygusuz Abdal Dergâhı ve Tunus'ta Hacı Bektaş Velî makam mezarı ile de Kuzey Afrika'ya kadar yayılmıştır. Özenturk 16.08.2005, 19:57 23. Anadolu Alevî-Bektaşiliğinde Batın Nedir? Batınîlik Ortadoğu inanç coğrafyası içinde çok farklı tanımlan olan, bir çok anlayışın bir araya geldiği bir kavramdır. Ancak Alevî-Bektaşiliğin dünya ve insan ilişkilerine bakış açısı ilm-i batın açısından değerlendirilmelidir. Alevî-Bektaşilerin kendi düşüncelerini açıklama, olayları çözme yöntemi bir düşüncenin özünü aramada yatar. Bu özelliği ile özgün ve evrensel bir doğruyu kuşatır. Alevîlik-Bektaşilik, bir yaşam biçimi olduğundan kendine özgü kültürünü, sanatı ve sosyal düzenini oluşturmuştur. Batın ilmi, Tanrı bildirimi olan vahiylerin, biçimsel anlamlarından başka bir de öz anlamları olduğunu savunmaktadır. Bu savunmayı ilk kez Hz. Ali yapmıştır. Hz. Ali'ye göre Kur'an'daki bütün ayetlerin dört anlamı bulunur; a) Zahir (Biçimsel) anlamı, b) Batın (Özsel) anlamı, c) Had (Limit) anlamı, d) Muttala (Tanrısal) anlamı. Bu anlamlardan zahir yani biçimsel anlam; dil ve ikrar (İçten gelen bir şeyi dil ile tekrarlamak) içerisindedir. Batıni anlam, kalp yoluyla, gönül yoluyla bir kavrayıştır. Had (limit) anlamı ise uygun olanla olmayanı belirtir. Muttala yani Tanrısal anlam ise, Allah'ın her ayetle insanda gerçekleştirmek isteğidir. Hacı Bektaş Velîde özellikle Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniye isimli kitabında dıştan içe doğru, yani zahirden batına doğru, bütün olay ve durumları ele alıp anlatmaktadır. Ancak özellikle şu sözü bunu açıkça özetler: "Hararet nardadır sacda değildir Keramet baştadır tacda değildir" Burada dikkat edilirse ateş ve ateşin üzerine konulmuş bir sacdan söz edilmektedir. Ateş görülmediği için bazı insanlar ısının kaynağını sac olarak değerlendirirler oysa gerçek, sacın altındaki ateştedir. Bir insanın niteliği ise başına taktığı işaret, şapka veya görünen eşyada değil, başın içindedir. Bu yüzden tıpkı güncel felsefe akımları olan ontoloji ve epistemolojide olduğu gibi dıştan içe doğru yalnızca gerçeği aramak ve bulmak, onunla insan-ı kâmile ulaşmak inancı Alevî-Bektaşiliğin temelini oluşturur. Cemlerde ve bütün ikili görüşmelerde kullanılan "Gerçeğe hü" kavramı anlattığımız bu özü oluşturur. Bu yüzden Alevî-Bektaşi inancı, hem dıştan görünene hem de onun iç anlamına dikkat eder ve dört ana kademe ile olayları değerlendirir: "Madde karanlığı akıl nuruyla aydınlanır Cehalet karanlığı Bilgi nuruyla aydınlanır Nefs karanlığı irfan (erdem) ışığı ile aydınlanır Yapılan her iş aşk ışığı ile başanlır." Dikkatle incelendiği zaman görülür ki; bunlar, çağdaş düşünce akımlarının da benimsediği gerçek bilgiye ulaşma yöntemleridir. Özenturk 16.08.2005, 19:58 24. Ahilik ve Yaren Nedir? Alevîlik-Bektaşilikle İlişkisi Nedir? "Ahi" sözcük anlamı itibariyle bir iddiaya göre Arapça'da "Kardeşim" anlamına; bir iddiaya göre de Türkçe "akı" cömert anlamına gelir. Ahilik kurumu 13- yüzyılın ilk yarısından başlayarak Anadolu'nun şehir, kasaba ve köylerinde esnaf ve sanatkar kuruluşlarının eleman yetiştirme, işleyiş ve kontrollerini düzenleyen bir kurumdur. Ahilik bir Türk kurumudur ve Anadolu'daki Alevîlik-Bektaşîlikle birlikte gelişmiştir. Ahiliğin kurucusu olan Ahi Evran, Anadolu'nun onurlu Türk halkına, alın teri ile geçinme, başı dik, kendine güvenli ve minnetsiz yaşama yeteneğini kazandırmaya çalışmıştır. Ahi Evran'la Hacı Bektaş Velî Kayseri kalesinin İlhanlılara karşı savunulmasında birlikte bulunmuşlar ve oradan çıkarak Hacı Bektaş ve Kırşehir'e birlikte gelmişlerdir. Ahi Evran, Hacı Bektaş Velî'ye bağlıdır. Bu yüzden: "Hacı Bektaş Velî'ye gitmek isteyenler bana gelsinler" demiştir. Ahi Fütüvvetnâmeleri ve erkânı ile Alevî-Bektaşi cemleri ve muhabbetler ufak farklılıklar dışında birbirinin aynısı gibidirler. Ahilikte erkâna kadınlar alınmazlar. Ancak son zamanlarda elimize geçen belgelerde Ahi zaviyelerinde kadınların da görev aldıkları ve yönetici olarak hizmet ettiklerini görüyoruz. Bu belgelerin Alevî-Bektaşi Dedekargın belgeleri arasında çıkmış olması da ilişkiyi gösteren önemli bir kanıttır. Ayrıca bazı Saka Fütüvvetnâmeleri bulunmaktadır ki bunlarda çok açık bir biçimde Hacı Bektaş Velî'ye "pir" olarak atıf yapılmaktadır. Ahilik yanında Çankırı Yareni de Ahilik ve Alevî-Bektaşi cemlerine çok benzemektedir. Şu anda halen yaşayan Çankırı Köy Yareni ve Çankırı kentte yapılan yareninin erkânı Ahi Fütüvveti ve Alevî-Bektaşi cemlerine çok benzemektedir. Ancak yarene kadın alınmamaktadır ve inançla ilgili boyutu daha sınırlıdır. Bununla birlikte bazı gelenekler olarak Urfa ve Afyon yöresinin "sıra gezme" ve "sıra geceleri" ile Anadolu'nun bir çok yöresindeki "erfene" veya "ferfene" adını verdiğimiz toplantılarının da cemlerle benzerlikleri görülmektedir. Özenturk 16.08.2005, 19:58 25. Ahmet Yesevî Kimdir? Alevî ve Bektaşî İnancında Önemi Nedir? Kazakistan'ın Yesi şehrinde doğan Ahmet Yesevî (1093-1166), bir din tebliğcisi ve büyük bir mutasavvıftır. 12. yüzyılda özellikle Orta Asya bölgesinde büyük dini etkileri olmuştur. Hacı Bektaş Velî'nin de Ahmet Yesevî'nin bu dini etkinliğinden hareketle Anadolu'ya gelen Horasan erenlerinden olduğu bilinen bir gerçektir. Ahmet Yesevî, Türklerin kültür ve inanç dünyasının temel taşlarındandır. Ahmet Yesevî'ye bağlı tasavvuf kollarına Yesevîye Kolu adı verilmektedir. Hacı Bektaş Velî de bu kolun Anadolu'daki süreğini oluşturmuştur. Ancak Hacı Bektaş Velî, Ahmet Yesevî'nin doğrudan öğrencisi değil, Lokman Perede'nin öğrencisidir. Lokman Perende ise Ahmet Yesevî'nin öğrencisidir. Alevî ve Bektaşîlikte Hacı Bektaş Velî ile Ahmet Yesevî arasındaki ilişki manevî bir bağ olarak vardır. Velayetname-i Hacı Bektaş Velî'de bu manevî ilgi anlatılır. Özenturk 16.08.2005, 19:59 26. Alevî-Bektaşî Geleneğinde Özel Anlamlan Olan Sayılar Hangileridir? Alevî-Bektaşî ibadetlerinde okunan dualarda, nefeslerde üçler, beşler, yediler veya yedi dilimli tac, on iki imam, on dört masum, 17 kemerbest, dört kapı, kırk makam, 360 menzil, sekiz uçmak, Kırklar demi, kırklar meclisi, dört ve dördün katlan ve onikinin bazı katları kutsal sayılmaktadır. Ayrıca Üç rakamının anlamı üçler denilen "Allah-Muhammed-Ali" sevgisini, aşkını yansıtır. Dört rakamı dört kapıyı ifade eder ki bu kapılar "Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat" kapılarıdır. Beş rakamı Hz. Muhammed ve Ehlibeyt'inde yer alanları simgeler (Hz. Mu-hammed, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) Ayrıca "Pençe-i Al-i Aba'dır." 12 rakamı ise Hz. Ali ile başlayıp 12. İmam İmam Mehdi ile son bulan İmam sayısını yani on iki imamları ifade eder. 14 rakamı ise on iki imamların ergenlik çağına gelmeden katledilen on dört çocuğunu ifade eder ve bunlara "on dört masum" denilir. Diğer rakamların ise hem simgesel olarak, hem de öğretinin iç basamaklarını ifade eden anlamları bulunmaktadır. Bunların her birinin açıklanması sayfalar alan bir çalışmaya gerektirir. Özenturk 16.08.2005, 20:00 27. Alevîlik-Bektaşilikte Semah'ın Yeri ve Önemi Nedir? Anadolu oyunları, Türklerin ilk yurdu olan Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan hat üzerinde, Türklerin sosyo-ekonomik koşulları zorlaması sebebiyle farklı etkileşimlere ve değişikliklere uğramıştır. Türkler, Orta Asya'dan Anadolu'ya doğru gelirlerken, ilk kültürleri olan Orta Asya kültürü üzerine İslâm kültürünü eklemişler ve Anadolu'da daha önce yaşayan uygarlıkların kültürlerinden de kısmen yararlanmışlardır. Bu yapı içerisinde göğe yolculuk yapmak anlamında olan gökbilimsel varlıkların hareketleri Mevlevilerin sema, Alevîlerin de semah oyunlarında açıkça kendini göstermektedir. Alevîlik-Bektaşîlik her insanda ortak olan iletişim tekniklerini kullanmaya özen gösterir. Vücud dili ile anlatım, insanlarda ortak olan iletişim tekniklerindendir. Ale-vîlik-Bektaşîlik'teki dinsel danslara "Semah" adı verilir. Semahlar, Bektaşîlerin muhabbet toplantılarında ve özellikle Cem törenlerinde gerçekleştirilir. Semah oyunlarının temeli, Hz. Ali'nin pirliğinde yapılan Kırklar Meclisi'nin toplantısında ilk kez yapılan Semah'a dayanır. Semah, muhabbet toplantıları ve Cem'in düzenine göre gerçekleştirilir. Küçük muhabbetlerde (toplantı) muhabbetin sonuna doğru, büyük muhabbetlerde yani Cemlerde ise çeşitli aralıklarla zaman zaman gerçekleştirilir. Semaha başlama zamanını dede tayin eder. Semahlar ağır ritmlerle başlar ve alınan nefeslerin hızına göre ritm kazanır. Semahlar iki, dört, altı, sekiz veya daha çok kişiyle oynanabilir. Semahlarda el ele tutuşmak yoktur, karşı karşıya "cemal cemale" gerçekleştirilir. Cem'de "Semah'a durmak" deyimi ile anlatılır. Semah dinsel bir ibadettir. İnsanın Tanrı'ya inanış, yakarış ve bağlılıklarının işlendiği dinsel bir danstır. Kişi Semah esnasında transa geçer ve kendini tamamen Tan-rı'nın hizmetine bırakır. Semahların kadın-erkek birlikte oynaması, çeşitli vesilelerle bazı kesimler tarafından farklı şekillerde yorumlanmış, "Kadın ve erkekler içki içip birlikte dans ediyorlar" şeklinde kasıtlı yakıştırmalarda bulunulmuştur. Bu, tamamen gerçekdışı bir düşüncedir ve Alevî-Bektaşilere yapılan haksız yaklaşımlardan birisidir. Yukarıda da değindiğimiz gibi Semahlar, Türk kültürünün İslâm kültürü ile yoğrulması sonucu ortaya çıkan bir kültür zenginliğidir. Her hareketin kendi içinde bir anlamı olduğu gibi her semahın diğerinden farkı vardır. Bu yüzden "Kırklar Semah'ı" ile "Turnalar Semah'ı" birbirinden tamamen ayrı özellikler taşır. Semah sırasında okunan nefeslerin teması da birbirinden farklıdır. Vücut hareketleri ise bir çok simgesel anlam taşımaktadır. El hareketleri gök yüzünden aldığını yere yüzüne yansıtmak ve özellikle Turnalar Semahı'nda yer yüzünden gök yüzüne yükselmek arzusu dile getirilmektedir. Özellikle Turna kuşunun hareketlerinin canlandırıldığı görülür. Turna kuşu Alevî ve Bektaşî inancında kutsal bir kuştur. Bunun nedenleri ise yine çok geniş açıklamaları gerektirir. Özenturk 16.08.2005, 20:00 28. Alevîlik'te Sıkça Adı Geçen "Musahiplik" Kavramı Nasıl Açıklanabilir? Musahiplik, toplumsal bir akrabalık anlamındadır. Yani musahiplikte kan bağı ve akrabalık şartları aranmaz. Musahiplik yol kardeşliği ile denk düşmektedir. Açıklamak gerekirse; mesela Cem törenleri, İkrar Verme Cemi ve Görgü Cemi vb. olarak gerçekleştirilir. Birlik Cemi geniş kapsamlıdır ve yaş farkı gÖZetmeksizin herkes katılabilir. Görgü Cemi ise daha özellıklıdır, disiplinli ve düzenlidir, musahip olmayanların dışında bir katılım söz konusu değildir. Alevîlik-Bektaşilikte böylesine önem verilen ve değerli bir yeri olan musahiplik iki Alevinin bu işe karar vermeleriyle başlar, ailelerin de rızası alınmak koşuluyla toplumsal seviyeleri, eğitim düzeyleri ve ekonomik yapıları birbirine uygun kişiler musahip olabilirler. Musahiplikte sıkı bir yardımlaşma ve dayanışma disiplini söz konusudur. Sosyal yaşamın her alanında, musahipler birbirlerine yardımcı olurlar. Eğer musahiplerden biri ölür veya çalışamayacak bir duruma gelirse, diğer musahip onun ailesine bakmakla yükümlüdür. Musahipliğin önemli özelliklerinden birisi de musahip çocuklarının birbirleriyle evlenememeleridir. Hepimizin bildiği gibi aralarında kan bağı bulunanlar amca çocukları, teyze çocukları vb. birbirleriyle evlenebildikleri halde, aralarında kan bağı bulunmayan musahip çocuklarına birbirleriyle evlilik yasaktır. Bu da musahipliğin biyolojik kardeşlikten daha önemli tutulduğunu gösterir. Birbirlerine sürekli yardımcıdırlar. Gerektiğinde birbirlerinin mallarından yararlanabilirler. Musahiplikte her iki taraftan birinin hata veya sevaplarından diğer musahip de sorumludur. Toplumsal anlamda olaya baktığımızda birliğin, hoşgörünün ve toplumsal barışın sağlanmasında böylesine bir kurumun ne derece önemli ve faydalı olduğu açıkça görülür. Sevgi ve hoşgörünün ön plana çıktığı, yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu sürece Alevî-Bektaşi veya Sünnî olsun bir toplumun birlik içerisinde yaşayacağı ve kolay kolay bozulmayacağı herkesçe bilinmelidir. İster Alevîlik-Bektaşilikte olduğu gibi musahiplik kavramı çerçevesinde isterse başka bir şekilde insanlar arasındaki ilişkilerin güvencesi olan bu tür kardeşlik kurumlarının ne kadar önemli olduğu açıktır; özellikle de insanların birbirlerine güvenlerini daha çok yitirdikleri bir ortamda. Musahiplik kavramının ortaya çıkışı Peygamberimizin Medine'ye göçüne dayandırılmaktadır. Mekke'den Medine'ye göç edenlere "Muhacirin", (göçmenler) Medinelilere ise "Ensar" (Yardım Edenler) adı veriliyordu. Göç edenlerin barınma, yeme içme sorunları ortaya çıkanca peygamberimiz her Mekkeliyi bir Medineli ile kardeş ilan etti. Böylece sosyal yardımlaşma güçlendirildi ve Mekkeli Müslümanlar kendileri için barınacak bir yer buldular. Ancak günümüzde musahiplik sadece Anadolu Alevî-Bektaşiliğinde bulunmakta ve yaşamaktadır. Şu anda Arap kültüründe bu olayın varlığını sürdürdüğüne dair bir bilgimiz bulunmamaktadır. Neden Araplarda varlığını yitirmiş ve Anadolu'da bütün canlılığı ile sürmektedir? Bunun temel sebebi Türkmen ve Yörüklerde bulunan "Andalık" kurumudur. İki kişi birbiri ile kan kardeşi oluyor ve birbirlerine "Anda" adını veriyorlardı. Birbirlerini ölünceye kadar "Yoldaş" olarak anıyorlar ve akraba gibi kız alıp kız vermiyorlardı. Bu kurumun Medine'deki olayla birleşerek varlığını Alevî-Bektaşi kültürü içinde sürdürdüğü de öne sürülmektedir. Hiç kardeşi olmayan ailenin tek çocuğunun ya da kardeşleri hakka yürüyenlerin kendilerini yalnız hissetmemeleri ve öz kardeş kadar birbirine bağlı musahiplik yol kardeşi edinmeleri, Alevi ve Bektaşiliğin sosyo kültürel zenginliğidir. Özenturk 16.08.2005, 20:01 29. Hıristiyanlık İle Alevîlik-Bektaşilik Arasında Bağlantı Kurulabilir mi? Alevî-Bektaşîlerin "Allah, Muhammed, Ali" şeklindeki söylemi, Hıristiyanlık'taki "Baba, Oğul, Kutsal Ruh" üçlemesine benzetilmektedir. Bu benzetmenin gerçeği yansıtmadığı açıkça ortadadır. Alevî-Bektaşîlikteki üçlemede Hıristiyanlık'taki Baba-Oğul orantısı yoktur. Hz. Muhammed ve Hz. Ali, anaları, babaları, ataları belli insanlardır. Kendileri de gökten indiklerini ve yine oraya çıkacaklarını iddia etmemişlerdir. Hz. Peygamber ve Hz. Ali, kendilerinin birer Tanrı kulu olduklarını daima tekrarlamışlardır. Bunun yanı sıra üç rakamı pek çok kültür, din ve tarikat tarafından da kullanılmıştır. Önemli olan semboller arasında değil, düşünceler arasında bağlantı kurmaktır. Hıristiyanlık'ta "Trinite" denilen üçleme de her üçü birbiri içine girmiş bir bütünü temsil eder. Oysa "Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali" üçlemesi bir sıralamayı ortaya koyar ve bir kutsallığın adıdır. Burada Hz. Muhammed vahiy kapısını temsil ederken, Hz. Ali Velayet kapısını temsil eder ve bu iki kapı birbirinin aynısı değildir. Ayrıca bu üçlü "pir, mürşit ve rehber" üçlüsü ile birleşerek cem örgütlenmesi ve eğitimde sistem olarak işlevini sürdürmektedir. Birbirinden tamamen farklı olan Hıristiyanlık öğretisi ile Alevîlik-Bektaşilik arasında temelde bir benzerlik söz konusu olamaz. Bunu İncil'den yapılacak bir çok karşılaştırma ile vermek mümkündür. Ayrıca, "Oniki İmamla "Oniki Havari" arasında bağlantı kurulmaya çalışılır ki bu da yanlış bir saptamadır. Oniki İmamlık babadan oğula geçen ve manevî bir velayet kavramının ifadesidir. Kaynağı Kur'an'da bulunan birden fazla ayetten alan bir inanışa bağlanır. Kur'an-ı Kerim'de İslâm peygamberinin manevî olarak çok zor durumda olduğu bir ortamda kendisine inen bazı ayetlerde, kendi soyunun insanlar tarafından saygıyla anılacağı ve korunacağı bildirilmektedir. On iki imamlar birbiri ardından gelmişlerdir. Oysa Havarilerin tamamı aynı anda yaşamakta ve Hz. İsa'ya bağlılıklarından başka aralarında ortak bir ilişki bulunmamaktadır. Havarilerin Tanrı'nın oğlu kabul edilen İsa'nın yanında bulunmalarından dolayı peygamberden de üst bir dereceleri bulunmaktadır. Ayrıca bütün dünya inanç ve kültürlerinde oniki kavramının ortak bir değer olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu yüzden bir dine ve bir kültüre bağlamak doğru değildir. Örneğin Yahudilerin "Oniki kutsal oymağı" eski Türk inancındaki "Oniki kollu evren ağacı", Türklerde ve Çinlilerde ortak olarak "Oniki Hayvanlı Takvim" gibi. Onikinin gökyüzündeki oniki burca, oniki aya denk gelmesi de bu sayının bir çok kültürde kullanılmasına neden olmuştur. Dedelik kurumu ile Hıristiyanlık'taki ruhbanlık sınıfı arasında ciddi bir fark vardır. Dedeler görevlerini yaptıktan sonra kendi işlerini yaparlar ve hayattan kopmazlar ve halkın içinde yaşarlar. Kendi geçimlerini kendileri karşılarlar. Halkın kendilerine getirdiği bedeller ise "Hakullah"' bir yerde toplanarak beşe bölünür. Bu beş kısımdan birini yoksullar, birini yetimler, birini yolcular, birini kimsesizler alır ve beşte biri ise ocağa gelen misafirlerin ağırlanması için masraflarına bırakılır. Bütün Alevî-Bektaşi erenlerinin yaptığı bir işi vardır. Hacı Bektaş Velî en iyi buğday yetiştiricisidir. Tahıl üretiminin piri kabul edilir. Hasan Dede karpuz yetiştiricisidir. Unvanı "Karpuzu Büyük Hasan Dede'dir" Çoban Baba çok büyük bir çobandır. Gül Baba en güzel gülleri yetiştirmekle ünlüdür. Halkın içindedirler. Alevîlik-Bektaşilikte halktan koparak sürekli tecrit ve sürekli halvet yoktur. Bunu yapanlar da hoş karşılanmazlar. Alevîlik-Bektaşilikte baş okutma (birbirleriyle küsmüş, incinmiş, kimselerin barıştırılması töreni) ile Hıristiyanlıktaki günah çıkartma olayını birbirine benzetmek de yanlıştır. Baş okutma olayı, bir hizmet yenileme olayıdır. Hizmet yenileme, toplum halinde yaşama bilincini güçlendirmek, dayanışmayı artırmak için başvurulan bir yöntemdir. Bütün toplum önünde açıkta yapılır. Baş okutma günahların affı için yapılan bir tören değildir. Kişinin işlerinin iyi ve doğru gitmesi için dededen talep ettiği manevî destektir. Cemde gerekli görüldüğü zaman dede veya bir başkası herkesin önünde bireyi yaptıkları sebebiyle dara çeker ve dara çekilen kişi asla yalan söylememe-lidir. Meydan ve divan kurulur ve herkesin önünde yargılanır. Günah çıkarma ise bir noktada günah çıkaranla, din adamı arasında kalan gizli bir ilişkidir. Yapılışı ve amacı daha farklıdır. Sonuç olarak söyleyebiliriz ki; bu tür iddia ve kasıtlı olarak yapılan ilişkilendirmelerin iyi niyet taşımadığı açıktır. Bazı dini gruplar yer yüzünün bütün bölgelerinde yüz milyonlarca dolar para harcayarak kendi dinlerinin propagandasını yapmaktadırlar. Çok iyi yetiştirilmiş olan bu insanlar, din ve inançları iyi inceleyip sözde onların zayıf ve benzer yanlarına dayalı olarak insanları yönlendirmek istemektedirler. Horasan erenlerinin tarihini ve inanç değerlerini iyi bildiğimiz zaman bu propagandalarının etkili olması düşünülemez. Özenturk 16.08.2005, 20:02 30. Alevî-Bektaşiliğin Ayrılıkçı Gruplar Tarafından Kullanılması Mümkün müdür? Alevî-Bektaşiliğin ayrılıkçı gruplar tarafmdan kullanılması mümkün değildir. Zaman zaman Hacı Bektaş Velî'nin farklı bir ırki kökene bağlı olduğu veya Alevî-Bektaşiliğin bir ırkın ulusal dini olduğu öne sürülmektedir ki, bunların hiç biri bilimsel olmadığı gibi Alevî-Bektaşiliği hiç bilmeyen insanlar tarafından öne sürülmüştür. Bir kuşu, bir karıncayı sırf yaratıldığı için seven bir öğretinin, bir sınıfın, bir grubun inancı gibi gösterilmesi asla inandırıcı değildir: "Bir olalım, iri olalım, diri olalım, "diyen bir inancın, insanları birbirinden ayırması onlara düşman olmayı öğretmesi de düşünülemez. Bütün nefes ve nutuklarda sık sık "Düşmanımız kindir bizim" sözünün geçmesi, bunun en tipik ve hemen akla gelen örneğidir. Yalnızca okudukları kimi eksik ve yanlış bilgilere dayanarak, kin, düşmanlık ve şiddet yaratan insanların bu hareketlerinin tamamı Alevî-Bektaşiliğe zıddır. Çünkü şiddeti, kin tutmayı, kıskançlığı, aşırı öfkeyi, cimriliği, tamahı, başkalarının dedikodusunu yapmayı bile kendisine zıt gören Alevîlik-Bektaşilik bu art niyetli insanların düşünceleri ile asla bağdaşamaz. Bağdaşmamıştır da. Zaman zaman inançlar bazı art niyetli insanlar tarafından kendi siyasal, ya da maddi çıkarları için kullanılmak istenir. Bilinçli ve Alevi-Bektaşiliği kaynağından okuyan bir insan asla bu tarz oyunlara gelmez. Unutmamak gerekir ki halkımızın inancı olarak Alevîlik-Bektaşilik her türlü art niyetten arındırmamız gereken bir inançtır. Özenturk 16.08.2005, 20:02 31. Alevî-Bektaşiliğin Köken Olarak Zerdüştlüğe Dayandırılması Yönündeki İddialar Doğru mudur? Daha önce Önasya dinleri ve dinler arası etkileşim konusunda açıklandığı gibi insanlığın iyiliğini isteyen bütün dinlerde bazı temel bilgilerin, inanışların ve söylencelerin birbirine benzemesi son derece doğaldır. Ancak inancın özünü belirleyen noktaların birbirine benzemesi gerekir. Güneş, eski Mısır, Çin, Hint ve Zen Budizmi'nde de kutsaldır. Aynı zamanda Güney Amerika uygarlıkları olan Aztek ve Maya uygarlıklarında da kutsaldır. Buna dayanarak bütün bu dinlerin birbirinden etkilendiğini söyleyemeyiz. Zerdüşt dini eski İran dini olarak çok eski dönemlere kadar giden, özüne ateşin kutsallığını alan bir düşüncedir. Daha sonra Zerdüşt isimli kişi tarafından yeniden düzenlenmiştir. Musevîlik, Brahmanizm ve diğer bazı Ortadoğu din ve inançlarının bileşiminden oluşmuştur. Zerdüşt'ün babasız dünyaya gelmesi, onun yaşamı ile ilgili söylenceler de gösterir ki, bu din daha çok Hıristiyanlığa benzemektedir. Yedi kademeli eğitim anlayışı ise Brahmanizm'le aynen birbirine benzer. Oysa Anadolu Alevî-Bektaşiliğinde eğitim ve olgunlaşma dört kapı, kırk makama bağlanmıştır. Bununla ilgili Zerdüşt dininde hiçbir bağlantı ve ilgi yoktur. Zerdüşt dininde ateşin kutsallığı kavramı tamamen farklı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir çok dinde ateşe bazı işlevler yüklenir. Şamanizmde de ateş farklı bir kutsallığa sahiptir. Eski Yunan Mitolojisinde de ateş kutsaldır. Eski Önasya dinlerinde ateşin birçok simgesel değeri bulunur. Oysa Alevîlikte kutsal olan ateş değil ocaktır. Yani çevresinde toplanılarak insanların kutsal yemek olan lokma pişirdikleri, üzerinde bereketin sembolü olan "kara kazanın" bulunduğu bir bütünün yalnızca bir parçasıdır. Zerdüşt ateşi ise tapınaklarda sürekli yakılan ve hiç söndürülmeyen, ona ibadet edilen bir kavramdır. Alevîlikle bağdaşması imkânsızdır. Alevi-Bektaşilikteki "çerağ uyandırma" da ateş değil ışığın aydınlatma öğesi önemlidir. Çerağ toplumsal aydınlığın bir simgesidir. Kesinlikle Zerdüşt ateşi ile ilgisi yoktur. Bizde geçen "Ocağına taş düşsün", "Ocağım battı", "Ocağın Sönmesin" gibi kavramların tamamı ailenin, evin canlılığı olarak alınması gibi "Alevî Ocakları", "Kureyşan Ocağı", "Şeyh Hasan Ocağı" deyimi, çevresinde toplanılan aileleri ortaya koyan sosyolojik bir işlev taşır ve bunda ateş sadece ocağın işlevselliğini sağlayan bir öge olur. Kavramın tamamını simgelemez. Bütün inançlarda kendince insanı olgunlaştırma vardır. Bu olgunlaşmanın sıralaması ve düzeni ile insana verilen eğitim önerileri çok önemlidir. Bu açıdan bakıldığı zaman Brahmanizm, Zerdüştlük ve Anadolu Alevî-Bektaşiliğinin olgunlaşma sıralaması, yani eğitim basamakları tamamen birbirinden farklı olduğu gibi Anadolu Alevî-Bektaşiliği asla toplumdan kopmayı kabul etmemektedir. Zerdüştlükte müzikle ibadet edildiği, Alevîlik-Bektaşilikte de müziğin olduğu ve bu yüzden iki inancın birbirine benzediği iddiası da her türlü dayanaktan yoksun, gülünç bir karşılaştırmadır. Çünkü bütün inançlarda müzikle eğitim vardır. Bunun derecesi az veya çoktur ama müzikle ibadet etmeyen yeryüzünde bir inanış yok gibidir. Bunu anlamak için her hangi bir derin araştırmaya da gerek bulunmamaktadır. Sadece bu bakımlardan değil hiçbir bakımdan Anadolu Alevî-Bektaşiliği ile Zerdüştlük arasında bir bağlantı kurulamaz. Özenturk 16.08.2005, 20:03 32. Alevîlik-Bektaşilik Heteredoks Bir İslâm İnancı mıdır? Prof, Dr. Fuat Köprülü'nün ilk defa kullandığı ve bir çok bilim adamı ve yazarın izlediği bir tanımda Anadolu Alevî-Bektaşiliğinin Heterodoks bir inanış olduğu yolundadadır. Anadolu Alevı-Bektaşılıgı Heterodoks bir islam inancı değildir. mu olarak tanımlar. Önce heterodoksi kavramını tanımlayalım: Heterodoksi: Başka inanışlarla karışarak asıl kaynağından uzaklaşmış anlamına gelmektedir. "Alevîlik-Bektaşilik Heterodoks İslâm'dır." sözü ise Alevî-Bektaşiliğin İslâm'ın asıl kaynağından uzaklaştığı ön yargısından kaynaklanır. Bu doğru bir tanımlama değildir. Bunun böyle olmadığının en açık örneği Alevî-Bektaşiliğin ortaya çıkış sebebinde vardır; Alevî-Bektaşiliğin varlık sebeplerinden biri, İslâm'ın özünden uzaklaştırıldığı iddiasıdır. Yani Alevîlik-Bektaşilik, Muaviye ile birlikte İslâm'ın babadan oğula geçen bir saltanat oluşturmasına karşıdır. Oysa Sünnî bilim adamlarının çoğu Kur'an'dan bu sapışa karşı çıkmamış, hatta desteklemişlerdir. Hz. Hasan'dan başlayarak çatışmanın en önemli nedenlerinden biri budur. Halifeliğin babadan oğula geçmesine karşı çıktığı için Anadolu Alevî-Bektaşiliği İslâm'ın özüne daha yakındır. Oysa Anadolu Alevî-Bektaşiliğinin varlık nedeni İslâm'ın siyasallaştırılarak özünden uzaklaştırılmasına başkaldırıdır. İlk Halife seçiminden başlayarak tartışmalara göz attığımız zaman, Anadolu Alevî-Bektaşiliğinin öne sürdüğü iddiaların tümünün, İslâm'ın ortaya çıkışı ve bireysel ahlaka yönelik değerlendirmelerine tıpatıp uymaktadır. Bu yüzden kavramları yerli yerinde ve doğru kullanmak gerekmektedir. "Alevîlik-Betaşilik Heterodoks İslâm 'dır." tanımı bu bakımdan tartışmaya açık, zayıf bir tanımlamadır. Onun yerine Alevî-Bektaşiliği kendi kendisine tanımlatmak gerekir. Anadolu Alevî-Bektaşiliği kendini "İslâm'ın doğru yorumu" olarak kabul eder. Alevî-Bektaşiliğin ibadetlerinin kapalı olması; erkândan sapmanın, inançtan çıkma anlamına gelmesi sebebiyle titizlikle sürdürülüp dış etkilere çok kapalı olarak günümüze kadar gelmesi yabancı sızmaları en aza indirmiştir. Alevi inancı sözlü geleneğe sıkı sıkıya bağlıdır. Bu yüzden başka kültür ve inançlardan etkilenme daha az olmuştur. Özenturk 16.08.2005, 20:04 33. Alevî-Bektaşiliğin Maniheizm ve Budizm'in Etkisinde Olduğu Düşüncesi Doğru mudur? Alevî-Bektaşiliğin Maniheizm ve Budizm'in etkisinde olduğu düşüncesi de doğru bir düşünce değildir. Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi inançlar arasında "paralelizm" benzeşme adını verdiğimiz bazı ortaklıklar vardır. Bir inançla diğer bir inanç arasındaki etki temel düşüncelerde ve geniş oranda varsa bu söz edilebilir bir savdır. Bu bakımdan ele aldığımız zaman aralarında hiçbir bağlantı yoktur. Elbette bir çok din daha önce de belirttiğimiz gibi insanlara doğru olmayı önermektedir. Bu yüzden bir inançla diğer inancı karşılaştırmayı üç noktadan bütün olarak yapmak gerekir. Bunlar: a. İnanan özü olan düşüncelerö, b. Bu düşüncelerin sunuluş sıralaması, c. Bu inancın tören ve eğitim yöntemi, Bu açılardan baktığımız zaman Brahmanizm toplumdan tamamen soyutlanmayı önerir. Pin adamlarının çalışmamasını, hatta ihtiyacını dilenerek veya başkalarının yardımı ile karşılamayı ve manastırlarda yaşamayı önermiştir. Budizm de bunun devamı olarak böyledir. Buda'nın bir Hint soylusu olduğu halde gördüğü bir cenaze yüzünden bütün varlığını terk etmesi, bir ağaç altında oturarak ihtiyacı kadar dilenmesi ve çalışmaması bunun önemli göstergeleri arasında bulunmaktadır. Bitkisel gıdalara yönelinmesi, hatta Budizm'in bir kolunun et yememesi önemli belirleyici yönlerdir. Toplumdan soyutlanmayı, Zerdüştlüğün bir kolunda olduğu gibi sadece bitkisel gıdalar almayı önerir. Oysa Anadolu Alevî-Bektaşiliği çalışmayı ve üretmeyi esas alır. Bitkisel gıdalarla beslenme düşüncesine tamamen karşıdır. Dilenmeyi değil, çalışarak üretmeyi ve ürettiğini paylaşarak yemeyi önerir. Toplumdan soyutlanmayı da asla önermez. Manastır ve din adamı gelenekleri ile ibadetlerine bakıldığı zaman bu temel farklılıklar kolayca görülür. Maniheizm ise temel düşünce olarak Anadolu Alevî-Bektaşiliğine etki edecek kadar geniş bir inanır kitlesi olmayan bir dindir. Özenturk 16.08.2005, 20:05 34. Alevîlik Bir Mezhep veya Tarikat Olarak Algılanabilir mi Alevîlik bir mezhep veya tarikat olarak algılanamaz. Bunun sebepleri arasında, İslâm mezheplerinin inanışta ve tapınma geleneğinde kendine özgü bakış açılarının bulunması ve bunun belirli sosyal kesimlerde, aydınlar tarafından savunulması bulunmaktadır. Anadolu Alevîliği bu özelliklere sahip değildir. Tarikat olarak da adlandırılamaz. Çünkü dikkatle incelendiği zaman bir tarikat sistematiğinde değildir. Anadolu Alevîliğinde özellikle 16. yüzyıldan itibaren bazı tarikat ve mezheplerden etkilenmiştir. Ancak bu etki ana inanç dikkatle gözlemlendiği zaman kolayca görülecek ve ayrıştırılacak kadar yüzeyseldir. Bu etkilenme yalnızca Anadolu Alevîliğinde değil diğer bütün tarikatlar arasında da vardır. Bu yüzden etkilerin hiç biri Anadolu Alevîliğini kendi kendisini tanımlaması dışında tanımlamamız için yeterli değildir. Özenturk 16.08.2005, 20:06 35. Alevîlik-Bektaşilikle Şamanizm Arasındaki İlgi Nedir? Şamanizm'le Anadolu Alevî-Bektaşiliği arasındaki benzerlik, bilim adamları tarafından yaygın olarak kabul edilmektedir. Özellikle Alevî ve Bektaşî tekke ve Dergâhlarının mimari özellikleri, dedelik kurumunun işleyiş biçimi, ocakların hastalıklara ve insanlara zarar veren durumlara karşı taşıdıkları özellikler, dedelerin Cem'deki işlevleri, Erkân çubuğu, ardıçağacının kutsallığı, On iki kollu evren ağacı kavramı, geyik ve geyikle ilgili söylencelerin kutsallığı, dört ve dördün katlarının kutsal sayılması ve daha bir çok konuda benzerliklerin olduğu görülmektedir. Kutsal ziyaret yerlerinde bez bağlama geleneğinin sosyal antropolojik olarak Kazakistan-dan Balkanlara kadar yayılış biçimi bunun tartışmasız en tipik örneklerindendir. Bu da Anadolu Alevî-Bektaşiliğinin Ortaasya'dan Anadolu'ya göç eden oymak ve aşiretlerinin Asya'dan getirdikleri kültürel değerlerden kaynaklanmaktadır. Özenturk 16.08.2005, 20:07 36. Alevîlik-Bektaşilikte Cem Gizli midir? Çoğu kimsenin sandığı gibi Alevîlik-Bektaşilikte cem gizli değildir. Zaman içinde, bazı siyasal karışıklıklar ve yanlış anlamalardan kaynaklanan anlayışla gizli gibi yürütülmüşse de temelde Alevîlik-Bektaşilikte cem gizli değil kapalı bir ibadettir. Gizlilikle kapalılık arasında şu fark bulunmaktadır. Gizlilik kesinlikle dışarıya hiçbir bilginin sızmadığı, insanların tören dışında konuşmalarının da yasaklandığı bir toplantı gizli bir toplantıdır. Kapalı toplantı ise yabancıların katılmasının imkânsız olduğu kendi mensuplarının bir arada bulunduğu toplantı türüdür. Anadolu Alevî-Bektaşiliği bu bakımdan kapalıdır. Çünkü toplantılara birbiriyle musahip (kardeş) olmayanlar katılamazlar. Katılmaları ceme katılanların özel iznine bağlıdır. Bir köy düşünelim. Bu köyde yapılan bir cem toplantısında sadece o köyle ilgili sorunlar konuşulmakta ve o köyün bireyleri arasındaki ilişkiler ele alınmaktadır. Bunlar arasında çoğunlukla özel ilişkiler, suçlar ve küskünlükler tartışılmaktadır. Her şey meydanda açıkça söylenmekte ve sonucunda uzlaşmaya gidilmektedir. Böyle bir ortamda bir yabancının bulunması uygun görülmemiştir. Günümüzde özellikle şehirlerde bu gelenek değişmekte ve herkes ceme alınmaktadır. Bu da sosyal değişmenin doğal bir sonucudur. Özenturk 16.08.2005, 20:07 37. Alevîlik-Bektaşilik Materyalist Bir Düşünce midir? Alevîlik-Bektaşilik asla materyalist bir düşünce yapısına sahip değildir. Türkiye'deki yakın geçmişte ortaya çıkan siyasal ve sosyal olaylarda, Alevî-Bektaşi gençliğin bir sol veya sosyalist eğilime ilgi duymuştur. Bunun nedeni Alevı-Bektaşiliğin toplumcu eğilimi ve insan sevgisi ile sosyalizm ve sosyal demokrasinin toplumcu karakteri arasındaki benzeşmedir. Sosyalizm'in ve Marksizm'in moda ve yaygın bir düşünce olduğu bir ortamda çoğu Alevî -Bektaşi kökenli sosyalist aydın Alevî-Bektaşiliği de Materyalist bir düşünce gibi algılamıştır. Bu anlayış güncelliğini artık yitirmiştir. Bunun yanı sıra Alevî-Bektaşi vatandaşlarımız tarafından her yıl düzenlenen ve amacı Alevî-Bektaşi felsefesini ve kültürünü tanıtmak olan bazı şenlik ve festivaller de bazı kesimler tarafından istismar konusu yapılmaktadır. Gerek Hacı Bektaş Velî, gerekse Pir Sultan Abdal, insancıl, hoşgörülü, barışçıl ve demokrat şahsiyetlerdir. Siyasal ideolojilerle Anadolu Alevî-Bektaşiliğinin inanç boyutunu birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü siyasal ideolojiler güncellik taşırlar ve zamanla anlayışların değişmesi ile değişirler. Oysa inançlar insanların kalbinde ve beyninde binlerce yıl yaşarlar. Öte yandan, bazı grupların cem evlerini kendi siyasal ideolojilerinin bir eylem merkezi gibi göstermeye çalışmaları da son derece yanlıştır. Cem evleri siyasal toplanma yerleri değildir, canların gönül ibadetlerini gerçekleştirdikleri mekanlardır. Allah'a, peygamberimize ve Hz. Ali'ye inanmayan bazı ideolojik gruplar "Alevîlik-Bektaşilik" maskesi altında Alevî-Bektaşiliği istismar etmek girişimlerinin tuzağına hiçbir Alevi-Bektaşi düşmemelidir. Bu tür hareketlerin Alevî-Bektaşiliğe verdiği zarar çok büyüktür. Özenturk 16.08.2005, 20:08 38. Alevî-Bektaşilerin Atatürk'e ve Laikliğe Bakışı Nedir? Kurtuluş Savaşı başladığında ilk ve en büyük destek Alevî-Bektaşilerden gelmiştir. Alevî-Bektaşilerin Kurtuluş Savaşı ve Atatürk'e verdikleri desteği kendisi de çok iyi bilen ulu önder 1919 yılında Nevşehir'in Hacıbektaş kasabasına o dönemde Hacı Bektaş Velî'nin postunda oturan Ahmet Cemalettin Çelebi ile görüşmeye gelmiş ve çok büyük yakınlık görmüştür. Ayrıca Bektaşîliğin mücerret kolunun temsilcisi olan Salih Niyazi Dedebaba da daha Amasya'dan itibaren Atatürk'e tam destek vermiştir. Atatürk'ün Salih Niyazi Dedebaba'ya 8 Ekim 1919'da çektiği şu telgraf bu desteği anlatmaktadır: ' "Hacı Bektaş Velî Dergâhı Post-nişini ve Türbedan Salih Niyazi Baba Hazretlerine, Sevgili vatanımızın kurtuluşu ve mutluluğu uğrunda soylu yüce milletimizin Allah'ın izniyle giriştiği Kurtuluş Savaşı'nda naçiz hizmetlerimize gösterilen yüksek ilgilerinize teşekkürlerimizi sunarız. Seçkin milletimizin kurtuluşuna matuf her türlü hayırlı dua ve bilgilendirme çalışmanızın devamını saygılarımızla dileriz. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi adına Mustafa Kemal" Atatürk 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Ahmet Cemalettin Çelebi'ye meclis başkan yardımcılığı görevini vermiştir. İlk toplantı tutanaklarında meclis başkan vekili sıfatıyla ismi bulunmaktadır. Ancak Ahmet Cemalettin Çelebi rahatsızlanarak vefat etmiştir. Alevî-Bektaşiler Atatürk'ün görüşlerine fiili olarak da katılmışlar ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenme aşamasında Atatürk'e önemli ölçüde yardımcı olmuşlardır. Cumhuriyet kurulduktan sonra da yapılan devrimler ilk olarak Alevî-Bektaşi kesim tarafından benimsenmiş ve bazı yörelerde olduğu gibi bu devrimlere bir karşı ko-yuş hareketi Alevî-Bektaşi yerleşim bölgelerinde gerçekleşmemiştir. Ahmet Cemalettin Çelebi'den sonra postnişin olan Veliyyeddin Çelebi'nin bütün Anadolu Alevî-Bektaşilerine 25 Nisan 1339 (1923) tarihinde yayınladığı şu bildiri çok önemlidir: "Bu milleti kuran ve bağımsızlığımızı sağlayan ve yüce varlıkları bütün Müslümanlara bir şeref sebebi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yüce başkanı Gazi unvanlı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'nin yayınladıkları beyannameleri hepiniz tarafından bilinmektedir. Gazi Paşa 'nın gelişme ve vatanın yükseltilmesi hakkındaki her isteğini yerine getirmek bizlere dini bir yükümlülüktür, (farz-ı ayndır) Ulusumuzu kurtaracak ve mutluluğumuzu sağlayacak onun sağlam düşünceleridir. Bunu inkar edenlerin bizimle kesinlikle ilişkisi yoktur." Günümüzde birçok Alevî-Bektaşi kardeşimizin evinde Hz. Ali'nin, Hacı Bektaş Velî'nin ve Atatürk'ün resimleri yan yana durmaktadır. Bu da Alevîlerin Atatürk'ü ne kadar sevdiklerinin açık bir göstergesidir. Atatürk'ün bu derece sevilmesinin bir çok sebebi bulunmaktadır. Bunların içinde en önemlisi de hiç kuşkusuz eşit vatandaşlık ilkesi içinde bütün insanların eşit ve kardeşliği üzerine bir cumhuriyet kurması ve inancı laiklik çizgisi içinde insanların vicdanlarında özgür bırakmasıdır. Bu eşit vatandaşlık ilkesi olarak bütün Müslüman ve Ortadoğu ülkelerine örnek olacak çağdaş demokratik yapıyı doğurmuştur. Bazı yörelerdeki Alevî-Bektaşi ocakları ise Hz. Ali'nin ve Hünkar Hacı Bektaş Velî'nin Atatürk'ün varlığında tecelli ettiğine inanmaktadırlar. Bildiğimiz gibi Alevî-Bektaşi inancında sevgi, hoşgörü ve insan haklan ön planda olan düşüncelerdir. Eşitlikçi, özgürlükçü ve demokrat bir yapısı olan Alevîlik-Bektaşilik din olgusunun, devletten bağımsız ve kişilerle, inandığı kutsal değerler arasında olması gerektiği inancını taşımaktadır. Bu yöntem çağdaş anlamda laiklik olarak anılmaktadır. Alevî-Bektaşiler din, devlet ve toplum ilişkilerinin sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilmesinin laiklik anlayışıyla mümkün olabileceğine inandıkları için bu düşünceye sahip çıkarlar ve laikliği insan yaşamının en temel olgularından biri olarak görürler. Özenturk 16.08.2005, 20:09 39. Alevî-Bektaşi Vatandaşlarımızın Kendilerini ve Kültürlerini Topluma Tanıtabilme İmkânları Ne Kadardır? Alevî-Bektaşiler özellikle son yıllarda hızlı bir örgütlenme süreci içerisine girmişler, Alevî-Bektaşi kültürünü ve felsefesini tanıtabilmek amacıyla çeşitli oluşumları gerçekleştirmişlerdir. Alevî-Bektaşiler yurtiçinde ve yurtdışında kurdukları çeşitli dernekler vasıtasıyla bu yönde çalışmalarını sürdürmektedirler. Yurtiçinde, Hacı Bektaş Velî Kültür ve Tanıtma Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Dernekleri, Görgü Dernekleri ve bazı vakıflar aracılığıyla, yurtdışında ise Alevî-Bektaşilerin Avrupa'daki en büyük örgütlenmesi olan Avrupa Alevî Birlikleri Federasyonu ve diğer dernekler bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Zaman zaman bu oluşumlar içerisine Alevî-Bektaşiliği siyasal amaçlan için kullanmak isteyen bazı kişi ve gruplar sızmaya çabalamakta ve halkımızı bu yolla, istedikleri biçimde yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Alevî-Bektaşiliğin varlık sebebi olan Muaviye ile İslâm'ın siyasallaşmasına karşı çıkış inancı, burada da kendisini göstermekte ve hiçbir düşüncenin Alevî-Bektaşiliği kullanmasına izin verilmemektedir. Sivil toplum örgütlerinin büyük bir çoğunluğu halkımızın temiz ve duru inancını daha iyi yaşaması, maddî ve manevî kültür unsurlarını yaşatması için Anadolu'nun bir çok yöresinde coşku ile çalışmaktadır. Alevîlik-Bektaşilik olgusunu asıl amacından saptırmak isteyenler olsa da genelde bu durum, yüreği insan sevgisi ve dürüstlük ilkesi ile dolu demokrat, laik, Atatürkçü düşünceye sahip olan büyük Alevî-Bektaşi çoğunluk tarafından bertaraf edilebilmektedir. Alevî-Bektaşilerin sağduyulu insanlar olması ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu çok iyi analiz edebilecek bir düşünce yapısına sahip olmaları, kendilerini asıl amaçlarından saptırarak belli yönlere çekmek isteyen mihraklara karşı en büyük gücü oluşturmaktadır. Bu özelliğini koruyan Hacı Bektaş-ı Veliye,Cumhuriyetimize ve Atatürkçü düşünce sistemine bağlı olan Alevi-Bektaşi dernek,vakıf,birlik ve federasyonlarının etkinlikleri her geçen gü daha da ilgi görerek gelişecektir Özenturk 16.08.2005, 20:10 40. Alevîlik ve Bektaşîlik Konusunda Zihinlerde Oluşan Bulanıklık ve Belirsizlik Nasıl Aşılmalıdır Alevîlik ve Bektaşîlik konusunda zihinsel bulanıklığın ve belirsizliğin nedenleri arasında amatör yazarlar gelmektedir. Bunlar Alevî-Bektaşiliğin ilk kaynaklarına inemedikleri gibi buldukları bilgi ve belgeleri düzenleme tekniklerinden de yoksundurlar. Alevî-Bektaşiliği öğrenmek isteyen vatandaşlarımızın Alevı-Bektaşılığın yazılı kaynaklarına inebilmeleri gerekir: Bunlar: 1. Anadolu'nun bir çok yöresinde halen halkın elinde bulunan Şeyh Safi ve İmam Cafer-i Sadık Buyruklarıdır. 2. Hünkar Hacı Bektaş Velînin Makalat, Makalat-ı Gaybiyye, Besmele Şerhi gibi yapıtlarıdır. 3. Velayetname ve menakıpnamelerde ilk kaynak olarak okunacak kitaplar arasında yer almaktadır. 4. Alevî-Bektaşi Cemlerinde ve Bektaşî muhabbetlerinde hep birlikte okunan ve kutsal sözler olarak kabul edilen nutuk, nefes ve gülbanklerdir. Bunlar sözlü kültür unsuru olarak bütün cemlerde ve muhabbetlerde yaşatılmaktadır. 5. Alevî ve Bektaşî ozanlarının yazdıkları şiirlerdir. Bunlar halkımızın yüksek yaşam felsefesinin duru, kolay anlaşılır ancak çok derin ifade edilmiş biçimleridir. 6. Halkımızın elinde olan yüzlerce yıldır sandıklarda saklanan şecere ve icazetnamelerin her biri öğretiyi ve inancı çok temiz ve kolay anlaşılır bir biçimde sunmaktadır. 7. Bilimsel saygınlığı herkes tarafından kabul edilmiş, İslâm tarihleri, Selçuklu ve Osmanlı tarihleri de yararlanılacak kaynaklar arasındadır. İkinci ve üçüncü kaynak niteliği taşıyan kitapların tamamı önce yukarıda saydığımız kaynaklar okunduktan sonra okunmalı ve ilk kaynak olarak kitaplarla titizlikle karşılaştırılmalıdır. Böylece Alevîlik ve Bektaşîliğin açık, duru ve kolay anlaşılır bir inanç bütünü olduğu anlaşılacak, kafa karışıklığının sebebinin bir okuma yöntemi geliştirmemekten kaynaklandığı anlaşılacaktır. |