Orijinalini görmek için tıklayınız : Mevlana Alevimidir?
Özenturk 20.08.2005, 21:19 Dostlar Mevlananın Alevi olduğunu dedelerimiz söyler ve Hoca sı yanılmıyorsam Hoca Ahmet Yesevidir("ki" Hacı Bektaşında Hocasıdır ),ve bu yoldan cıkarak Alevi olduğu söylenebilirmi;sizlerinde fikrini alabilirmiyim???
Saygılar;
Yunus Emre
Benim okudugum kadariyla anlayislari neredeyse ayni ama kullandiklari dilleri ve ibadet sekilleri farkli...
TheGodfather 22.08.2005, 22:07 Mevlana kanımca alevidir.Hacca giden insanlarla ilgili bir şiirinde Haca gitmeleri onlara bişey kazandırmayacağndan ve insan sevgisi herşeyin üzerinde olduğunu savunur.
Kesinlikle degil.. Zaten Türk bile degildi sanirim Fars mi ne. Ama büyük bir Evliya kanaatimce..
Selam,
bu konuya biraz aciklik getirmek istiyorum, Hz. Mevlana büyük bir Evliyaullahti. Onun gibi Evliyaullah 500 senede bir gelirmis dünyaya.
The Godfatherin yazdigina bir aciklama yapmak istiyorum.
Mevlana kanımca alevidir.Hacca giden insanlarla ilgili bir şiirinde Haca gitmeleri onlara bişey kazandırmayacağndan ve insan sevgisi herşeyin üzerinde olduğunu savunur.
Hz. Mevlaninda, Haci Bektasi Velininde ve Yunus Emreninde hacca gitme konusunda siirleri deyimleri vardir bu dogrudur. Ama siz malesef yanlis anlamissiniz.
Misal Yunus Emrenin söyle buyurmustur:
Yunus der ki ey Hoca!
Ister isen var bin Hacca,
Hepsinden iyice,
Bir gönüle girmek imis.
Simdi müslümanlar neden akin akin hacca gidiyorlar? Beytullahi ziyaret etmek icin ve Allaha orda en yakin olduklarini düsündükleri icin (Islamin bes sartindan bitanesidir tabiiki). Ama bize bu büyük insanlarin bildirmek istedikleri nedir?
Hepsinden önemli bir gönüle girmek olmasini belirtiyor Yunus Emre. Yani hacca gitme demiyor! Peki hangi gönülden veya kimin gönlünden bahsediyor bunu önce bir bilmek gerekir.
Bildiginiz üzre Osmanli Imparatorlugu zamaninda tekkeler, dergahlar vardi. Bu dergahlarda ve tekkelerde Mürsidler vardi ve Müridleri vardi. Mürsid demek seyh, evliyaullah demektir. Müridleri seyhlerine hizmet ederlermis ki, himmet görsünler diye. Peki neden? Allahu Teala buyuruyor ki: "Ben yere göge sigmam, mümin kalbimin kalbine sigarim". Evliyaullahin kalbi Allah askiyla doludur, eger bir mümin Evliyaullahin kalbine girerse (yani rizasini kazanirsa) Allaha ulasmis olur. Yani üstü kapali Allaha ulasmanin yolu (manevi anlamda tabiiki) bir Evliyaullaha tabi olmaktir.
Bu mübarek insanlar sifreli konusmuslardir. Biz siradan insanlar bu mübarek insanlarin konustuklarini anlamak icin daha cok firin ekmek yememiz lazim.
Saygilarimla
merhaba,
mevlana, hacı bektaş-ı veli, yunus emre aynı dönemlerde yaşamış olmalarına ve ana hatları ile aynı doğrultuda felsefik görüşte bulunmalarına rağmen mevlana ile hacı bektaş-ı veli çakıştığı bir çok nokta bulunmaktadır. hacı bektaş-ı veli, taptuk emre nin , taptuk emrede yunus emrenin mürşidir. hacı bektaş-ı veli hakkında daha derinlemesine bilgiyi çiğdem aktaş ın toplumsal açıdan erenlerin ser çeşmesi hacı bektaş veli adlı yazısından öğrenmek mümkündür.
StreetSTYLER 04.09.2005, 15:45 Ne Mevlana nede Haci Bektas Alevi idi! Mevlana tam bir Sünni idi(ama tabiki iyidi!) ve Hünkar-i Haci Bektas Velide Alevilige benzer bir tarikat kurmustu (Bektasilik), Bektasilikde Alevilige cok benziyen bir Tarikatdi onun yüzünden Haci Bektas biz Alevilerin Hacci oldu. Yani sadece tarikati bize benzedi icin ve Türkiyede neredeyse hic bir büyük Alevi Önderi olmadigi icin o bizim Haccimiz olmus. Yunus Emreye gelince onu bilemem.
tskler Bye ;-)
Mevlana benim icin asla evliya degil,tasavuff'u benimsemis biri,ama Haci Bektasi Veli benim icin bir Evliyadir,sünnilikle hic bir alakasida yok.fazla yazmak istemiyorum bu Forumda bu konu hakkinda daha iyi bilgisi olan,yanitlaya bilen canlar yazsin.
A-L-E-V-İ 05.09.2005, 21:13 ne mevlanayi nede haci bektasi evliya yada alevi görmüyorum tek insanliga yakisir
davranmasidir benim icin önemli olani alevi yada sünü olmasi önemli deyil
insani sevmesi insanliga önem vermesi önemli
Sayın"hasan1"...
Hac-ı Bektaşi Veliyi Alevi görmemenizin BİLİMSEL bir dayanağı varmıdır?...
Evliyalığı hakkında ise..VELAYETNAMEYE bakabilirsiniz...
Mevlana hakkında ise şunu söylemek mümkündür:
Mevlanın İSLAM anlayışı sufizmdir..Sufizm HADİSÇİ ve MERKEZİ ORTODOKS sünni anlayıştan uzak bir tarzdır...
O nedenledir ki:
HALLAC-I MANSUR
MUHİDDİN ARABİ
gibi kişilikler ŞERİATA UYMUYOR diye katledilmiştir..
Bugün mesela vehhabiler Mevlanayı okusalar KAFİR derlerdi..
Sonuçta:
Nasıl bakarsanız öyle görürsünüz..
izmirksk 07.09.2005, 12:10 mevlana nın alevi olup olmamasının günlük yaşamımıza etkisi ne olacak bunu bilmiyorum.
eğer güzel şeyler yazmışsa alevide sünnide olsa okuyalım.
yok eğer değilse çok da önemli değil diye düşünüyorum.söylediklerim yanlış anlaşılmasın elbette alevi büyüklerini bilelim tanıyalım oda doğru tabiki.
bir kere soru temelinden yanlış. bu şahısları az biraz inceleyen biri ya da hiç incelemeyen biri bile-kulaktan dolma olsa bile- evrensel kişiliğini bilir. kendilerini sadece tek bir varlığa adayan birinin alevi veya sunni olmasını düşünmek yararsız ve anlamsızdır. öyle ki mevlana veya diğer zatları anlamak ise başlı başına yüksek alimlik gerktiren uğraştır. biz onları anladık mı da belli bir sınıf içerisine koyuyoruz. ben şahsen mevlana yı alevi veya sunni olarak gören kişileri bu konu ya daha fazla eğilmelerini öneririm. saygılar.
canlar ALLAH'IN YOLUNDA GİDEN,HZ.MUHAMMET'İN EMİRLERİNE İTAAT EDEN, HZ.ALİ'Yİ TANIYAN ONLAR GİBİ EHLİ BEYT GİBİ YAŞAYAN HERKES ALEVİDİR.VE ALEVİLİK GÖNÜL İŞİDİR.GÖNÜL BAĞIYLA OLUŞUR.KAN BAĞIYLA KİMSE ALEVİ OLMAZ....
hasanerdogan 04.11.2005, 23:04 Doğru diyorsunuz
Bir Zeynep 05.11.2005, 12:53 "Mevlana (1207-1273): Tasavvuf düsüncesinin Anadolu daki öncülerinden olan Mevlana nin asil adi Muhammed Celaleddin dir. Anadoluya geldikten sonra Celaleddin Rumi (Araplarin eski dönemlerde Anadoluya Roma ülkesi anlaminda verdikleri ad), ünlendikten sonra da Mevlana (efendimiz) sanlariyla anilmistir. Mevlana o zamanlar Harezm$ahlar in yönteminde bulunan Belh te (bugün Afganistan da) dogdu. Babasi Bahaeddin Veled Sultanü'l-Ulema (bilginler sultani) olarak anilan ünlü bir bilgin ve mutasavvifti. Bahaeddin Veled 1218'e de Mogol akinlari yüzünden karisiklik icine düsen Bellh'ten ayrilarak Iran a dogru yola cikti. Bir süre cesitli Iran kentlerinde kaldi. Mekke ye giderek Haci oldu. Daha sonra Bagdat üzerinden Anadoluya geldi. Bir süre Karamanda oturan Bahaeddin Veled 1228 de Konya ya gecerek burada müderrislige basladi. Bu sirada Anadolu Selcuklulari nin tahtinda. I. Alaeddin Keykubad (1220-37) bulunuyor, baskent Konya da en parlak dönemi yasiyordu.
1218-28 arasindaki 10 yillik yolculugunda hep Babasinin yaninda bulunan Mevlana din ve tesavvuf alanindaki temel bilgileri ondan ögrendi. B. Veled 1231 de ölünce müderrislik mevlanaya verildi. 1232 de Konyaya gelen Babasinin eski ögrencilerinden Burhaneddin Muhakkik in tasavvuftan, bu alanda ortaya yeni cikan düsüncelerden, akimlardan söz etmesi Mevlana yi etkiledi. Bu arada büyük tasavvuf düsünürü Muhyiddin Arab in en yakin izleyecisi Sadreddin Konevi den de cok sey ögrendi. Ama asil 1244 te Konyaya gelen Iranli mutasavif $ems-i Tebrizi ile tanismasi Mevlana yi bütünüyle tasavvufa yöneltti. $ems-i Tebrizi nin 1247 de ortadan kaybolmasindan sonra müderrisligi birakan, icine kapanan Mevlana $iir yazmaya koyuldu. Ilk büyük yapiti olan alti ciltlik Divan-i Kebir i yazdi. [...]"
"TEMEL BRITANNICA: Temel Egitim Ve Kültür Ansiklopedisi", 1992.
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=6580
bu konu zaten var.
Alevi olup olmaması hiç önemli değil bence önemli olan onun yüceliği ve büyüklüğüdür.Büyük pirdir o
meymane_usari 08.04.2006, 22:09 bence de alevi olup olmaması önemli değil öncelikle ortaya bir şeyler koyuyorsa bunlar evrensel nitelik taşıyorsa demek ki mevlana kendini aşmış bir şahsiyettir nitekim dünya da yunus emre gibi mevlana da çok seviliyor işte bunu nedenlerişndne biride bu !
saygılar canlar
pirihorasani 08.04.2006, 22:18 Mevlana aslinda Hem Alevidir Hemde Sunni, bu nasil mi oluyor diyorsunuz.
Acikliyayim,
Mevlananin iki donemi vardir,Sems-i Tebriziden oncesi ve Sems-i Tebriziden sonra.Hz.Mevlana Sems-i Tebrizi ile tanismadan,muhabbet etmeden once Sunni idi Fakat can dostu,dunya ve ahiret kardesi olan Sems-i tebrizi ile muhabbete basladiktan sonra Alevi olmustur.Ve geriye hem Sunni oldugunu gosteren hemde Alevi oldugunu gosteren kaynaklar birakmistir.Bunun icin mevlevilerin bir kismi Sunni bir kismi Ise Mevlevilige bagli olarak baska Tarikatlarla Alevidir.
Ozellikle Hz.Mevlananin en buyuk ve onemli eserlerinden biri olarak gosterilen Nati Ali ye bakarsak,Mevlanadaki Hz.Ali sevgisinin hat safhada oldugu anlasilmaktadir.
Naa'ti Ali
MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ
O açıklayıcı imam, o tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, makânda, zamanda Hakla duran o imamın zati, iç ve dış temizliğiyle Vasıflamak vaciptir. Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir...
Onun konağı birlik âlemidir. Dünyevi ve beşeri sıfatlardan dışarıdır. o, insanın hakikati ve canı gibiydi. Her şey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zati gibi o bakidir. Hakkın yüksek sıfatlarını Ali'nin vasfıdır.
Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrının yapışmış olmuştur. Hani duyduğun lâhûtun o gizli hazinesi yokmu; işte odur.
Çünkü o, haktan hakla görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksût, yüce Ali'dir. Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, her-
şeyin bilginidir. İbtidasız evvel o idi, sonsuz ahirde odur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikatten odur. Yüzünün nurlu pırıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, hak iledir; hak ondan görünür. Hakka ki, o hak ile ebedidir.
Âdem'in toprağı onun nurundan idi. O sebeple meleklerin tacı oldu; Allah'ın isimlerini ondan belirledi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde, Âdem herşeyi anladı. O nur tek olan
yaradanın nuru olduğu içindir ki, melekût onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Âdem, o imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi...
Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh, kendinde yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehir de gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu Nemrud'un ateşi, o Allah'ın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti. Yûsuf, kuyuda onu andı da o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup onun önünde bir çok inledi de Yûsuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı. İmran'ın oğlu Mûsa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı.
Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı.
Sonra dediki: Yarabbi! Bana bu lütuftan bir âlâmet ver. Hak ona işte sana Yed-i Beyza (Nurlu el)'i verdim;dedi. Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa
vücuda geldi...
O şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultanı Muhammet, hakka yakınlık gecesinde, Allah'a kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü.
Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başkası bulunmaz.(1)
Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O susmaz söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp görüldü. Vahyolunanların sırlarını,
o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetine haykırdı:
-- Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur. Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir...
O bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:
-- Benimle açıkça beraber bulundu dedi. (2)
Dinde evvel, ahır o idi. Allah ile içli dışlı idi...
İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrensin de yüksek velayete ersin. Sence apaçık bilinsinki, hakkiyle yüce olan odur.
Ey efendi! Benimle boşuna kavga etme bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz odur. (3)
Cihan var oldukça Ali var olur Cihan var olurken de Ali vardı.
Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi.
Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar var olan Ali 'idi.
Veli, vasiy olan Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın Sultanı Ali idi.
Ali'den ötürü melekler Ademe secde ettiler. Adem bir kıble gibi idi, secde olunan Ali idi., Adem de, Şit de, Eyyub da, İdris de, Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, İsa da, İlyas da, Salih peygamber de, Davud da Ali idi.
Nefsin tamamından ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an'ın yer yer, ayetlerinde Tanrı'nın ismetini vasf ile övdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi.
Kapısının toprağı kadir ve kıymette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan hakka secde eden arif Ali idi.
İslamın yolunda iş düzelmedikçe , durup dinlenmeyen o şerefli, vekarlı Şah Ali idi.
Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan o kalalar fatihi Ali idi.
Afaka her bakışımda gördümki, yakın yüzünden her varlıkta var olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfrolan bu söz değildir. Cihan var oldukça Ali var olur, cihan var olurken de Ali vardı.
Tebriz'in Şems-ül Hakkı cihanın gizli ve açık sırlarından her ne gösterdinse hepside Ali idi.(4)
Mevlana'dan
1- Çünkü Tanrı Kur'an da kendini (Ali) diye vasfediyor.
2- Tanrı (Ali'yi her peygambere gizli gönderdi, benimle ise açık
gönderdi) hadis-i şerifinden alınmıştır.
3- Divan-ı Kebir'den Seçme Şiirler Milli Eğitim Bakanlığı
Yayınları :1148 1. cilt /s.3-4-5 (1989 İstanbul)
4- Divan-ı Kebir'den Seçme Şiirler Milli Eğitim Bakanlığı
Yayınları : 912 2.cilt /s.156-157 (1989 İstanbul)
pirihorasani can ellerine yüreğine sağlık bu yazıyı okumak büyük keyif verdi. bende bir yerde okumuştum diyordu ki; sema dönerken her semazen alinin kılıcı olur. kol ve ayak şekilleri ile...
Kesinlikle Alevidir fakat Sünniler onun molla yobaz bir sünni olduğu yalanını ispat etmeyi başardılar.Bizler aleviler de çok sahip çıkarız ya inançlarımıza,o yüzden hiç savunamadık bile.Kesinlikle alevidir Hacıbektaş Veli ile aynı zamanda yetişmiş,hocaları birdir ve de ikisi de Horasan'dan buraya gelip aynı felsefeleri savunmuşlardır.Eğer biz biraz daha başıboş olursak,böyle giderse Hacı bektaş-ı Veli'nin de sünni olduğunu ispatlarlarsa hiç şaşırmam dostlar.12 İmam bizleri korusun.
pirihorasani 09.04.2006, 18:14 pirihorasani can ellerine yüreğine sağlık bu yazıyı okumak büyük keyif verdi. bende bir yerde okumuştum diyordu ki; sema dönerken her semazen alinin kılıcı olur. kol ve ayak şekilleri ile...
Evet can,dogrudur cunku Hz.Imam Aliye layik gorunen bir isimde Haydar-i Kerrar dir.Yani Donen Aslan.Hz.Imam Ali zulfikari elinde done done kafirlere karsi savasirmis.
Kod_Suphi 09.04.2006, 20:36 Mevlana alevidir fakat sünniler onun alevi olduguna inanmak istemez!!!
hasan1 ADLI üyenin görüşüne saygı duyyorum fakat HACI BEKTAŞI VELİNİN SOYUNA BAKARSANIZ PEYGAMBER SOYUNDAN GELMEDİR 12 İMAMLARDAN OLAN MUSAİ KAZIM SOYUNDANDIR ki buna gelene kadar yabancı kaynakalAr bile PİR SAYMIŞTIR anadoluda ALEVİLİĞİ DOĞRUYU YOLU GÖSTEREN ODUR YÜZYILLAR ÖNCE BU GÜNLERE YANSIYAN SÖZLERİ VARDIR LÜTFEN ARAŞTIRIPTA YARGILAYINIZ BUGÜN ALEVİ TOPLUMUNUN BUNA İHTİYACI VARDIR BEN BİLE SİZLER ARASINDA YAŞIMIN KÜÇÜK OLMASINA RAĞMEN ARAŞTIRIYORUM ÇÜNKÜ İNANDIĞIM DOĞRU BULDUĞUM YOLUMU İNANÇ KAYNAĞIMI NEDEN ARAŞTIRMIYIM LÜTFEN BİRAZ DAHA ARAŞTIRMA YAPIN SAYIN hasan1 adlı üye
bakın HACI BEKTAŞI VELİNİN HOCASI AHMET YESEVİ DEĞİLDİR çünkü HACI BEKTAŞI VELİ İLE AHMET YESEVİ ARASINDA 115 YIL VARDIR YANİ 1 ASIR HACI BEKTAŞI VELİNİN HOCASI LOKMAN PERENDEDİR LOKMAN PERENDE HOCASI AHMET YESEVİDİR AHMET YESEVİ LOKMAN PERENDENDENİN HOCASIDIR Dostlar Mevlananın Alevi olduğunu dedelerimiz söyler ve Hoca sı yanılmıyorsam Hoca Ahmet Yesevidir("ki" Hacı Bektaşında Hocasıdır ),ve bu yoldan cıkarak Alevi olduğu söylenebilirmi;sizlerinde fikrini alabilirmiyim???
Saygılar;
Yunus Emre
Serkan_Devrim 11.04.2006, 12:49 sayın Gizem, lütfen büyük harflerle yazmayın. forum kurallarına aykırıdır.
saygılar
manifesto 11.04.2006, 13:19 Kesinlikle Alevidir fakat Sünniler onun molla yobaz bir sünni olduğu yalanını ispat etmeyi başardılar
Lion şaka mı bu? Senin kafanda bir sünni modeli var yapacak birşey yok.
Mevlanayı merak etti isen aç biraz meslevisini oku forumda ağızdan çıkanı kulak duymuyor nede olsa.Mevlanaya yobaz yakıştırması kimsenin haddine değil hele senin hiç değil.Hacıbektaşla aynı devri paylaşmak nedir anlamadım.Bizlerde bu zamanda kimler ile aynı deviri paylaşıyoruz biliyormusun.
Bunlar garip polemikler gerçek polemik olmayan salt bilgidir onada ulaşmak zor değil biraz mevlevilik biraz tasavvuf birazda mesnevi olsa kafi
teşekkürler uyardığınız için
:höng sayın Gizem, lütfen büyük harflerle yazmayın. forum kurallarına aykırıdır.
saygılar
bakın Hacı Bektaşı veli ile mevlana arasındaki fark gel ne olursan gel diyo biri diğeri ise soyumdan gelen değil yolumdan giden evladımdır diyor en açık fark
pirihorasani 11.04.2006, 19:45 soyumdan gelen değil yolumdan giden evladımdır diyor
Bu Hz.Ali ye ait bir sozdur.
Ve ayrica bunu nasil karsilastiriyosun anlamis degilim gizem can,iki soz birbiri ile karsilastirilmayacak kadar farkli anlamlarda.
yanlış analamayın ama soyumdan gelen değil yolumdan giden evladımdır sözü Hacı bektaşı veli ye ait bir söz değilmidir çünkü Törenlere gittiğim zaman Hacı Bektaş-ı veliyi analatan sözlerini sıralayan ve aile secelesini çıkaran braşürler vermişlerdi ve bir çok okuduğum kitapta Hacı bektaş-ı veliye ait bir sözdür
Bu Hz.Ali ye ait bir sozdur.
Ve ayrica bunu nasil karsilastiriyosun anlamis degilim gizem can,iki soz birbiri ile karsilastirilmayacak kadar farkli anlamlarda.
iyidost69 13.04.2006, 12:15 Mevlana, Yunus Emre ve diğer tasavvuf ehillerenin çağımızdaki klasik sünni anlayışına yakın olmasını düşünmek bile abesle iştigal etmektir. Yazdıkları, yaşadıkları, öğütleri, kişilikleri, mücadeleleri her şeyi açıklıyor zaten.
Birileri onlara sünni dese ne olur, alevi dese ne olur. Değerlerimi artar yada azalır. Onlar zaten kendi gerçeklikleriyle ortadalar. Ve hiç kimse bunları değiştiremez. Gücü yetmez.
Sevgiler,
Saygılar..
pirihorasani 13.04.2006, 12:53 yanlış analamayın ama soyumdan gelen değil yolumdan giden evladımdır sözü Hacı bektaşı veli ye ait bir söz değilmidir çünkü Törenlere gittiğim zaman Hacı Bektaş-ı veliyi analatan sözlerini sıralayan ve aile secelesini çıkaran braşürler vermişlerdi ve bir çok okuduğum kitapta Hacı bektaş-ı veliye ait bir sözdür
Benim okudugum kaynaklarda Hz.Ali diye geciyordu, ve bazi sii arkadaslarin hadis kitaplarinda da Hz.Ali ye ait oldugu yazmakta.
Aslinda cok onemli bir konu degil,Haci Bektas Veli de Evladi Resuldur ve Hz.Alinin soyundan gelmektedir.Ikiside soylemis olabilir yani.
colddream 13.04.2006, 14:22 Bir dede ile ettigim sohbet esnasında bu konuda şöyle suhur etti:
Dedem evliyaların soy kütüklerine baktığımız taktirde hepsi Ehlibeyt soyuna dayanıyor.
dedemin verdigi cevap önce abartı dedim ama araştırırsanız sizde aynı sonucu elde edeceksiniz.
dede dediki:
bütün uluların kökü Hz. Aliye dayanır. Ondan sonra yaşamış olan sünni ulularda bu kökdendir zaman içerisinde yozlaşma asimilayonla asıllarını kaybetmiş lakin tekrar Ali aşkına kavuşan canlardır bunlar.
peki Mevlana dedim
cevap aynen şudur arkadaşlar
O can Caferi Sadık soyundan gelir. Bir seyittir.
canlar merhaba. bir mevlevi kardeşiniz olarak yazıyorum ki mevlana hazretleri alevidir. iki şeyi karşılaştırırken analitik davranmak gerekmektedir. felsefi boyut ve ritueller(ibadet şekilleri) karşılaştırıldığında bektaşilik ve mevlevilik üst üste oturur. o kadar ki terimlerimiz bile aynıdır. şeriat- tarikat marifet ve hakikat sıralamız bile aynıdır. gulbengimiz okunduğunda kim diyebilirki mevleviler sünnidir. sofra dualarımız hz. alinin şefaatinin dilenmesi ile biter. sema'mızın semahtan farkı elbette vardır ama öz aynıdır. maalesef 1924^de tekkelerin kaldırılması sonucu mevlevilerin büyük kısmı yurt dışına gitti. zaten esas unsur rumelideydi.( ve hala öyle). türkiyede ise ismimizi kullanmaktalar. çünki sunnilerin felsefesi yok. çalmak kolaylarına geldi. ama bırakmayacağız. canların sahip çıkması gerekir. sünnilerde müzik varmıdır. varsa niye camide ney üflenmez de mevlevi dergahında ney üflenir? bizim camimizde dergahımızda, tekkemizde aynı yerdir. ney ve kudum değişmez sazlardır. bunları bilipte nasıl mevleviler sünnidir denilebilir?
canlar merhaba. bir mevlevi kardeşiniz olarak yazıyorum ki mevlana hazretleri alevidir. iki şeyi karşılaştırırken analitik davranmak gerekmektedir. felsefi boyut ve ritueller(ibadet şekilleri) karşılaştırıldığında bektaşilik ve mevlevilik üst üste oturur. o kadar ki terimlerimiz bile aynıdır. şeriat- tarikat marifet ve hakikat sıralamız bile aynıdır. gulbengimiz okunduğunda kim diyebilirki mevleviler sünnidir. sofra dualarımız hz. alinin şefaatinin dilenmesi ile biter. sema'mızın semahtan farkı elbette vardır ama öz aynıdır. maalesef 1924^de tekkelerin kaldırılması sonucu mevlevilerin büyük kısmı yurt dışına gitti. zaten esas unsur rumelideydi.( ve hala öyle). türkiyede ise ismimizi kullanmaktalar. çünki sunnilerin felsefesi yok. çalmak kolaylarına geldi. ama bırakmayacağız. canların sahip çıkması gerekir. sünnilerde müzik varmıdır. varsa niye camide ney üflenmez de mevlevi dergahında ney üflenir? bizim camimizde dergahımızda, tekkemizde aynı yerdir. ney ve kudum değişmez sazlardır. bunları bilipte nasıl mevleviler sünnidir denilebilir?
Can bilgilerin için çok saol:komik
pirihorasani 13.04.2006, 21:50 Hosgeldin ya dost,
Bilgilerin icin cok sagol.
arkadaslar bi tartisma yaratmak istemem ama. Mevlana alevi degil die biliyorum. ama aleviligi Haci Bektas Veliyle yaymakta büyük payi vardir. Bana göre Mevlana Bektasiligi benimsemistir gibime geliyor.
pirihorasani 14.04.2006, 14:03 arkadaslar bi tartisma yaratmak istemem ama. Mevlana alevi degil die biliyorum. ama aleviligi Haci Bektas Veliyle yaymakta büyük payi vardir. Bana göre Mevlana Bektasiligi benimsemistir gibime geliyor.
Bektasiligi benimsemeyen Alevi olamiyormu?Hz.Mevlana ermis ve ulu bir kisidir,bektasiligi kabullenmek zorunda degildir can.Mevlananin yazmis oldugu Naati Ali adli yaziyi paylastim sizlerle,onu bir oku istersen,ister alevi olsun ister olmazsin.Ehl-i Beyti Seveni Sevmek ve Saymak gerekir.
Selamlar
ewet HZ ALİDE H acı bektaş bir değil midir
Sevgili canlar...
Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Gülşehri vb bir çok zaat ın Ahmet Yesevinin öğrencisi olduğunu biliyoruz..
Ahmet Yesevi öğrencilerini Anadolu'ya göndermiştir. Türk ve İslam Kültürünü yaydırmak için. Bunlaran kimilerini Alevilik Kimilerini Sunnilik i benimsemiştir.
Kaygusuz Abdal , aşık Ömer, HAcı Bektaş gibi ünlü zaat lar aleviliği benimsemiştir. Bazıları ise Sunniliği...
Kanımca...
Mevlana Alevi değildir. Çünkü Alevilik hakkında pek bi sözü felan yok. Kendisi Farça ilini kullanmıştır.. Ama gerçekten mükkemml bir zaat dır.
Alpha_Phonixis 14.04.2006, 21:45 MevLana öğretisi itibariyLe ALevi diyebiLiriz. "İnsancı" bir sistemi vardı onunda . Aynı ALeviLikte oLduğu gibi.
Ama bunun ismi ALevi oLmuş oLmamış , onun içinde önemi yoktu beLLiki.
Bknz. MevLevi
zeynel_can 14.04.2006, 21:59 mevlâna
Mevlâna’nın Alevi olup olmadığı hep tartışılmıştır. Bizce Mevlâna Alevidir! Hatta diyebiliriz ki, Anadolu’daki Aleviliğin gelişmesinde, yaygınlaşmasında katkıları olmuştur. Mevlâna, bazı kişilerce anlaşılmamakta ya da yarım yamalak anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın temelinde Mevlevilik kurumunun çoğu zaman iktidarlardan yana tavır almasından kaynaklanmaktadır. Ama gözden kaçan ya da bilinçli bir şekilde gözlerden ırak tutulmaya çalışılan Mevlâna’nın düşünceleri, felsefesidir. Çünkü bu felsefe ve anlayış, değil iktidar ile uğraşmayı dünya malı ile bile uğraşmamakta, insanın manevi sorunlarına eğilmekte, varlık sorununa cevaplar vermekte. Böylece de insanın iç dünyasıyla ilgilenmekte ve iç bünyeyi kirden arındırmaya davet etmektedir. Şu gerçeği de dile getirmek lâzım; Mevlevilik, Mevlâna’dan çok sonra kurumlaşmıştır. Dolayısıyla Mevlevilik kurumlaşınca da onun yöneticileri sistem ile iyi geçinmeye çalışmışlar, sistemin kendilerine sağladığı olanaklardan yararlanmışlardır. Bunun Mevlâna’nın düşüncesi ile ilgisinin olduğunun, onun felsefesinin ortayolcu olduğunu böylelikle de onun adına kurumlaşanların böyle davrandığını söyleyenler yanılmaktalar.
“Kim olursan ol
gel.
Yüz bin kere tövbe
etsen ve yüz bin kere
tövbeni bozmuş olsan da
gel.”
Böylesi bir düşünceye sahip ulu bir şahsiyetin, iktidar diye bir sorunu olduğunu söylemek en hafif deyimle utanmazlıktır. Nasıl ki Hacı Bektaş, Bektaşi dergâhını idare edenlerin sorumlusu sayılmazsa, Mevlâna’dan çok sonraları onun adına dergâh kuranlar, iktidarlar ile haşır neşir olmuşlarsa bunda Mevlâna’nın ne sorumluluğu var? Doğrudur. Mevlevilik adına hareket edenlerden bazıları iktidar ile ilişkiler geliştirmişlerdir. Hatta bu yüzden olsa gerek Mevlevilik, Bektaşilik gibi kitleselleşmemiştir. Ama bunun sorumlusu Mevlâna’nın düşünceleri asla değildi.
Mevlâna, düşünce, inanç itibariyle kesinlikle Alevidir. Mevlevilik özünden saptırılmış, iktidarlara hizmet eder hâle gelmiştir, o ayrı konu. Ama Mevlâna kesinlikle Ehlibeyt taraftarıdır. Bu, ne kadar gizlenmeye çalışılsa da açıktır. Bunu kısaca açıkladıktan sonra gelelim Mevlâna hazretlerinin yaşam öyküsüne:
Mevlâna Celalettin Rumi, 1207 yılında Afganistan’ın Belh kentinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası, Bahaeddin Veled, ünlü bir bilgindi. 1218 yılında Moğol saldırıları üzerine Bahaeddin Veled, oğlu Celalettin ile Belh’ten ayrıldı. İran üzerinde çeşitli kentlerde bir süre kalarak Mekke’ye gidip hacı oldu. Hactan sonra Bağdat üzerinden Anadolu’ya geldi. 1228 yılında Konya’ya geldi ve burada Bahaeddin Veled müderrisliğe başladı. Bu dönemde Konya, Selçuklu Devleti’nin başşehri olarak en parlak dönemini yaşıyordu.
Mevlâna, en başta babası olmak üzere bir çok bilginden dersler almış, böylece bilgisini geliştirmişti. Mevlâna’yı tamamiyle tasavvufa yönelten kişi ise İranlı Şemsi Tebrizi’dir. 1244 yılından 1247 yılına kadar Konya’da kalan Şemsi Tebrizi ile Mevlâna günler süren tartışmalar ve sohbetler geliştiriyorlardı. 1247 yılında Şemsi Tebrizi, günümüze kadar çözülmeyen bir şekilde aniden ortadan yok oldu. Bu dönemden sonra Mevlâna daha çok iç benliğine kapandı. Mevlâna’nın yazılı eserleri de bu dönemden sonra ortaya çıktı. Mevlâna, öğretisinin temellerini anlatan Mesnevi adlı yapıtını yazdıktan sonra 1273 yılında Konya’da Hakka yürümüştür.
Mevlâna hazretleri üzerine çok şeyler söylenebilir. Mevlâna, Hacı Bektaş, Yunus Emre ile hemen hemen aynı dönemlerde yaşamıştır. Çeşitli vesileler ile Hacı Bektaş ile diyalogları olmuştur.
Çelişki gibi görünen bir hatırlatma daha yapalım. Mevlâna Alevidir. Bazıları Mevlâna’yı Ehli-Sünnet dairesi içinde görüyorlar. Bu doğru değil. Mevlevilik bütün deformasyonlara rağmen Ehli-Sünnet dairesi içinde yer almıyor. Mevlevilik, bir çok ortak nokta olmasına rağmen Alevi dairesi içinde de yer almıyor. Bu da daha önce belirttiğimiz gibi, Mevleviliği yayanların iktidar ile yakın ilişkide olmalarından kaynaklanıyor. Buna rağmen Mevleviler iktidarlara yaranamamışlardır. Şehirlilere yaranamadıkları gibi köylülere de yaranamamışlardır. Buna karşın örneğin Hacı Bektaş’ın tavrı nettir. O dergâhını küçük bir köyde kurmuştur.
Bütün bunların ışığında Mevlâna salt Alevilerin, Sünnilerin önderi değildir. Hacı Bektaş, Yunus Emre ve daha ismini sayamayacağımız erenler gibi Anadolu’daki bütün insanların önderidir.
Şah Safi Ali 14.04.2006, 22:40 Ne Mevlana nede Haci Bektas Alevi idi! Mevlana tam bir Sünni idi(ama tabiki iyidi!) ve Hünkar-i Haci Bektas Velide Alevilige benzer bir tarikat kurmustu (Bektasilik), Bektasilikde Alevilige cok benziyen bir Tarikatdi onun yüzünden Haci Bektas biz Alevilerin Hacci oldu. Yani sadece tarikati bize benzedi icin ve Türkiyede neredeyse hic bir büyük Alevi Önderi olmadigi icin o bizim Haccimiz olmus. Yunus Emreye gelince onu bilemem.
tskler Bye ;-)
Dost Hacı Bektaşın, Bektaşi tarikatını kurduğunu ilk deva sizlerden duyuyorum!!!!??.Bunun kaynağı nedir?
selamlar
pirihorasani 14.04.2006, 23:28 ewet HZ ALİDE H acı bektaş bir değil midir
Nasil bir olabilir can?Hz. Ali kimse ile kiyaslanmaz.
Selamlar,
Nasil bir olabilir can?Hz. Ali kimse ile kiyaslanmaz.
Selamlar, tabiki ama tek soydan geldiği için öyle yazdım yoksa haşa kıyasalanamaz
Bu tarz sorular her daim sorulur ama mutabakat saglanamaz cünkü biz Aleviler bir olguyu göz ardi ediyoruz.
Yunus Emre, Seyit Nesimi, Sah Hatayi kendilerini Caferi olarak tanimlasalarda biz onlari Alevi önderleri olarak benimsiyoruz ama kendimizi günümüz Caferi tarikatindan uzak görüyoruz.
Celiski burdan kaynaklaniyor.
Biz Aleviler inancimizi, felsefik dünya görüsümüzü ve ufkumuzu seckin insanlarin düsünceleriyle zenginlestiriyoruz ama kendimizi a insanlarin bagli oldugu ritüellere kelepcelemiyoruz.
O ritüelleri kendi anadolu kültürümüzden esinlenerek yaratiyoruz...
arkadaşlar size post duamızı ve gülbangimizi (yani biz mevlevilerin)gönderiyorum. dikkatli okumanızı ve ufak farklar dışında benzerliği ve özü göreceksiniz.
hz merdan yardımcınız olsun
Duâ-gu duası
(Post Duası)
Bârekâllâh ve berekât-ı Kelâmullâhrâ.
Semâ'râ, safârâ, vefârâ, vecdü hâlât-ı merdân-ı Hudârâ.
Evvel azamet-i buzurgî-i Huda ve risâlât-ı rûh-ı pâk-i
Hazret-i Muhammed Mustafârâ.
Ve Çhâr Yâr-ı güzîn-i Habîbullâhrâ.
Ve Hazret-i İmâm Hasan-ı Alî ve
Hazreti İmâm Huseyn-i Velî ve Şühedâ-yı deşt-i Kerbelârâ
Ve evliyâ-yı agâh ve ârifân-ı billâh, alel husus
Hazret-İ Sultânel-ûlemâ ve Hazret-i Seyyid Burhâneddîn-i Muhakkık-i Tirmizî, Kutbül-ârifîn, gavsül-vâsılîn Hazret-i Hudâvendgârrâ .
Ve Hazret-i Şeyh Şemseddin-i Tebrîzî ve Çelebi Husâmeddîn
ve Şeyh Salâhaddîn-i Zer-kûb-ı konevî
ve Şeyh Kerîmüddîn, Sultân ibni Sultân Hazret-i Sultân Veled Efendi
ve Vâlide-i Sultânrâ.
Ve Hazret-i Ulu Arif Çelebi ve sair Çelebiyân-i Kiram
ve Zevi'l ihtiram meşayih-i hulefâ, dedegân, dervîşan, muhibban ve fukarâ-i mazi râ.
Ve selameti Çelebi efendi ve Dede efendi râ
Devam-ı ömr-ü devlet-i Cumhuriyeti Türkiye
ve selâmet-i reis-i devlet ve selâmet-i hükümet
ve vükelâ.-yı millet râ.
Ve Safâ-yı vakt-i dervîşân, hâzırân, gaaibân, dûstân, muhibbân,
ez şark-ı âlem tâ be gârb-ı âlem
ervâh-ı güzeştegân-ı kâffe-i ehl-i amânrâ.
Ve rızâ-yı Hudârâ Fâtihatül Kitâb berhânîm azîzan.
GÜLBANG
Vakt-i şerifler hayrola, Hayırlar fethola, Şerler defola
Kulüb-ı âşıkan güşâd ola. Demler, safâlar ziyâde ola,
Dem-i Hazret-i Mevlâna, sırr-ı cenâb-ı Şems-i Tebrizi ,
kerem-i İmâm-ı Ali Şefaâti Muhammed-i nebi
hu diyelim huuuuuu.
Altay can mevlevilerde Kırklar meclisene inanırlar mı??
bizim yolumuz ve düşünce sistemimiz tamamen bektaşilik ile örtüşmektedir. tabiki enel-hak özündeki tasavvufumuzun bir parçasıdır kırklar. bizi ayrı düşünmeyin. sadece ismimiz farklı soyadımız ise aynıdır.
yuzcicek 17.04.2006, 08:02 mrh ozenturk evet mevlanaların soyu alevilikten gelmedir. dedelerimiz hep bunu söyler ve bende mevlevi haneye gittim bizzat kendim şahit oldum
sevgili arkadaşlar mevlananın ilk çıkışı tamamen şeriata dayalı bir yaşam biçimiydi fakat pir hünkar hacı bektaşı veli efendimiz şem-i tebriziyi onun yanına gönderince mevlana tamamen değişmiş ve alevi olmuştur.
şemsden sonra alinim sırrına ermiştir.
fakat sunniler aleviliği yıkmak için onun tüm pirlerine ve kurumlarına sahip çıkmaya çalışmışlar düşünsenize pirimiz h.bektaşı veliye sunni demeye başladılar veya yunusla hiç bir şeyleri uyuşmadığı halde sahip çıkmaya çalışıyorlar mevlanaylada hiç bir şeyleri uyuşmuyor ama sahip çıkıyorlar.
bana biriniz mevlananın soy tablosunu gösterin ozaman alevi olduğuna inanayım söylentilerle bir yere varamayız Bakınız HACI BEKTAŞIN SÜCAATİN VELİNİN BAKINIZ KAYGUSUZ ABDALIN SOY ÇİZELGELERİ varda mevlanada neden yok gösterin yukardaki zatların soyu peygamber soyuna dayanıyor mevlananın nerden alevi oluyor okadar kitaplar velayet name battal name ve bunun gibi bir çok yazıt neden yer verilmemiş mevlananın alevi olduğuna biz neye hangi kaynağa dayanarak mevlana alevi diyoruz
Mevlana alevi olup olmadığını bir kendisi bilir.
Ancak şu bir gerçektir ki mevlevilikteki bir çok unsur alevilikle bağdaşır. Yalnız benim bildiğim kadarıyla mevlevilikte namaz vardır.Buda önemli bir farktır.Arkadaşlar bu konuda beni aydınlatırsa sevinirim.
1244 yılında Şems-i Tebrizi ile tanışması hayatını çok etkilemiştir.Şems-i Tebrizi ile yaptığı sohbetler ve arkadaşlığı, hızla güçlenen ve selçuklularla iyi ilişkiler kurmuş mevlevilikten pay almak isteyenleri kıskandırmıştır.Bu kişiler Şems-i Tebriziyi ortadan kaldırma planları yaparken bunu farkeden Tebrizi Şama gitmiş,Mevlana oğlu Veled'i ve müridlerini ardından Şama gönderip kendisini Konyaya çağırtmıştır.Şems Konyaya geri döndükten kısa bir süre sonra ortadan yok olmuştur.(kesin olarak ne olduğunu Şems-i Tebrizi veya Mevlanayla ilgili hiçbir kitab yazmamaktadır.Kıskananların veya Mevlananın Alevi olan Şems-i Tebrizi ile kurduğu ilişkiyi tehlikeli bulanların öldürdüğü yada Şems'in görevini tamamladığını düşünerek başka bir yere gittiği rivayet edilir.)
Mevlana bu kayboluştan sonra çok üzülmüş ve uzun yıllar inzivaya çekilmiştir.
Alevi olmak için soyağacına gerek yoktur.
Zaten soyağacı dedelikle ilgili bir kavramdır.Yoksa alevilik belli bir kişi,zümre yada soya ait değildir.
gizem kardeşimin inanıp inanmaması kendisini bağlar. soy kütüklerine göre bir yaklaşım sanıyorum ki kafatascı ırkcılıktan başka bir şey değildir. bir kimsenin ne olup ne olmadığını anlamak için düşüncelerine, söylediklerine ve yaptıklarına bakmak gerekir. gizem kardeşim bunlara bakarsa ne olduğunu anlar.
Alpha_Phonixis 19.04.2006, 21:48 Umrunda olmadığını teyit ettirmek zorunda değilsin ki :D
Mevlâna’nın Alevi olup olmadığı hep tartışılmıştır. Bizce Mevlâna Alevidir! Hatta diyebiliriz ki, Anadolu’daki Aleviliğin gelişmesinde, yaygınlaşmasında katkıları olmuştur. Mevlâna, bazı kişilerce anlaşılmamakta ya da yarım yamalak anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın temelinde Mevlevilik kurumunun çoğu zaman iktidarlardan yana tavır almasından kaynaklanmaktadır. Ama gözden kaçan ya da bilinçli bir şekilde gözlerden ırak tutulmaya çalışılan Mevlâna’nın düşünceleri, felsefesidir. Çünkü bu felsefe ve anlayış, değil iktidar ile uğraşmayı dünya malı ile bile uğraşmamakta, insanın manevi sorunlarına eğilmekte, varlık sorununa cevaplar vermekte. Böylece de insanın iç dünyasıyla ilgilenmekte ve iç bünyeyi kirden arındırmaya davet etmektedir. Şu gerçeği de dile getirmek lâzım; Mevlevilik, Mevlâna’dan çok sonra kurumlaşmıştır. Dolayısıyla Mevlevilik kurumlaşınca da onun yöneticileri sistem ile iyi geçinmeye çalışmışlar, sistemin kendilerine sağladığı olanaklardan yararlanmışlardır. Bunun Mevlâna’nın düşüncesi ile ilgisinin olduğunun, onun felsefesinin ortayolcu olduğunu böylelikle de onun adına kurumlaşanların böyle davrandığını söyleyenler yanılmaktalar.
“Kim olursan ol
gel.
Yüz bin kere tövbe
etsen ve yüz bin kere
tövbeni bozmuş olsan da
gel.”
Böylesi bir düşünceye sahip ulu bir şahsiyetin, iktidar diye bir sorunu olduğunu söylemek en hafif deyimle utanmazlıktır. Nasıl ki Hacı Bektaş, Bektaşi dergâhını idare edenlerin sorumlusu sayılmazsa, Mevlâna’dan çok sonraları onun adına dergâh kuranlar, iktidarlar ile haşır neşir olmuşlarsa bunda Mevlâna’nın ne sorumluluğu var? Doğrudur. Mevlevilik adına hareket edenlerden bazıları iktidar ile ilişkiler geliştirmişlerdir. Hatta bu yüzden olsa gerek Mevlevilik, Bektaşilik gibi kitleselleşmemiştir. Ama bunun sorumlusu Mevlâna’nın düşünceleri asla değildi.
Mevlâna, düşünce, inanç itibariyle kesinlikle Alevidir. Mevlevilik özünden saptırılmış, iktidarlara hizmet eder hâle gelmiştir, o ayrı konu. Ama Mevlâna kesinlikle Ehlibeyt taraftarıdır. Bu, ne kadar gizlenmeye çalışılsa da açıktır. Bunu kısaca açıkladıktan sonra gelelim Mevlâna hazretlerinin yaşam öyküsüne:
Mevlâna Celalettin Rumi, 1207 yılında Afganistan’ın Belh kentinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası, Bahaeddin Veled, ünlü bir bilgindi. 1218 yılında Moğol saldırıları üzerine Bahaeddin Veled, oğlu Celalettin ile Belh’ten ayrıldı. İran üzerinde çeşitli kentlerde bir süre kalarak Mekke’ye gidip hacı oldu. Hactan sonra Bağdat üzerinden Anadolu’ya geldi. 1228 yılında Konya’ya geldi ve burada Bahaeddin Veled müderrisliğe başladı. Bu dönemde Konya, Selçuklu Devleti’nin başşehri olarak en parlak dönemini yaşıyordu.
Mevlâna, en başta babası olmak üzere bir çok bilginden dersler almış, böylece bilgisini geliştirmişti. Mevlâna’yı tamamiyle tasavvufa yönelten kişi ise İranlı Şemsi Tebrizi’dir. 1244 yılından 1247 yılına kadar Konya’da kalan Şemsi Tebrizi ile Mevlâna günler süren tartışmalar ve sohbetler geliştiriyorlardı. 1247 yılında Şemsi Tebrizi, günümüze kadar çözülmeyen bir şekilde aniden ortadan yok oldu. Bu dönemden sonra Mevlâna daha çok iç benliğine kapandı. Mevlâna’nın yazılı eserleri de bu dönemden sonra ortaya çıktı. Mevlâna, öğretisinin temellerini anlatan Mesnevi adlı yapıtını yazdıktan sonra 1273 yılında Konya’da Hakka yürümüştür.
Mevlâna hazretleri üzerine çok şeyler söylenebilir. Mevlâna, Hacı Bektaş, Yunus Emre ile hemen hemen aynı dönemlerde yaşamıştır. Çeşitli vesileler ile Hacı Bektaş ile diyalogları olmuştur.
Çelişki gibi görünen bir hatırlatma daha yapalım. Mevlâna Alevidir. Bazıları Mevlâna’yı Ehli-Sünnet dairesi içinde görüyorlar. Bu doğru değil. Mevlevilik bütün deformasyonlara rağmen Ehli-Sünnet dairesi içinde yer almıyor. Mevlevilik, bir çok ortak nokta olmasına rağmen Alevi dairesi içinde de yer almıyor. Bu da daha önce belirttiğimiz gibi, Mevleviliği yayanların iktidar ile yakın ilişkide olmalarından kaynaklanıyor. Buna rağmen Mevleviler iktidarlara yaranamamışlardır. Şehirlilere yaranamadıkları gibi köylülere de yaranamamışlardır. Buna karşın örneğin Hacı Bektaş’ın tavrı nettir. O dergâhını küçük bir köyde kurmuştur.
Bütün bunların ışığında Mevlâna salt Alevilerin, Sünnilerin önderi değildir. Hacı Bektaş, Yunus Emre ve daha ismini sayamayacağımız erenler gibi Anadolu’daki bütün insanların önderidir.
pirihorasani 19.04.2006, 23:45 sevgili arkadaşlar mevlananın ilk çıkışı tamamen şeriata dayalı bir yaşam biçimiydi fakat pir hünkar hacı bektaşı veli efendimiz şem-i tebriziyi onun yanına gönderince mevlana tamamen değişmiş ve alevi olmuştur.
şemsden sonra alinim sırrına ermiştir.
Sems-i Tebrizi yi Haci Bektasin Gonderdigini nerden cikardin arkadasim?Sems-i Tebrizi kimdir sen bilirmisin?Ilk once Sem-i Tebrizinin kim oldugunu bir arastir.Sems-i Tebrizi Haci Bektasi Veli ile gorusmutur,fakat o onu gondermistir diye bir terim kullanmak cok yanlis.
candost60 20.04.2006, 12:52 mevlana benim düşünceme göre alevi değildi,tamamen tasavvufu benimsemiş ama düşünce yapısı ile iyi bir insan.ama bu konuda daha iyi açıklama yapacak arkadaşlar mutlaka vardır.
yanlış bilmiyorsam mevlana ehlibeyt soyundan geliyor tabi kesin bilmiyorum...
zeynel_can 03.05.2006, 20:19 Mevlâna’nın Alevi olup olmadığı hep tartışılmıştır. Bizce Mevlâna Alevidir! Hatta diyebiliriz ki, Anadolu’daki Aleviliğin gelişmesinde, yaygınlaşmasında katkıları olmuştur. Mevlâna, bazı kişilerce anlaşılmamakta ya da yarım yamalak anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın temelinde Mevlevilik kurumunun çoğu zaman iktidarlardan yana tavır almasından kaynaklanmaktadır. Ama gözden kaçan ya da bilinçli bir şekilde gözlerden ırak tutulmaya çalışılan Mevlâna’nın düşünceleri, felsefesidir. Çünkü bu felsefe ve anlayış, değil iktidar ile uğraşmayı dünya malı ile bile uğraşmamakta, insanın manevi sorunlarına eğilmekte, varlık sorununa cevaplar vermekte. Böylece de insanın iç dünyasıyla ilgilenmekte ve iç bünyeyi kirden arındırmaya davet etmektedir. Şu gerçeği de dile getirmek lâzım; Mevlevilik, Mevlâna’dan çok sonra kurumlaşmıştır. Dolayısıyla Mevlevilik kurumlaşınca da onun yöneticileri sistem ile iyi geçinmeye çalışmışlar, sistemin kendilerine sağladığı olanaklardan yararlanmışlardır. Bunun Mevlâna’nın düşüncesi ile ilgisinin olduğunun, onun felsefesinin ortayolcu olduğunu böylelikle de onun adına kurumlaşanların böyle davrandığını söyleyenler yanılmaktalar.
“Kim olursan ol
gel.
Yüz bin kere tövbe
etsen ve yüz bin kere
tövbeni bozmuş olsan da
gel.”
Böylesi bir düşünceye sahip ulu bir şahsiyetin, iktidar diye bir sorunu olduğunu söylemek en hafif deyimle utanmazlıktır. Nasıl ki Hacı Bektaş, Bektaşi dergâhını idare edenlerin sorumlusu sayılmazsa, Mevlâna’dan çok sonraları onun adına dergâh kuranlar, iktidarlar ile haşır neşir olmuşlarsa bunda Mevlâna’nın ne sorumluluğu var? Doğrudur. Mevlevilik adına hareket edenlerden bazıları iktidar ile ilişkiler geliştirmişlerdir. Hatta bu yüzden olsa gerek Mevlevilik, Bektaşilik gibi kitleselleşmemiştir. Ama bunun sorumlusu Mevlâna’nın düşünceleri asla değildi.
Mevlâna, düşünce, inanç itibariyle kesinlikle Alevidir. Mevlevilik özünden saptırılmış, iktidarlara hizmet eder hâle gelmiştir, o ayrı konu. Ama Mevlâna kesinlikle Ehlibeyt taraftarıdır. Bu, ne kadar gizlenmeye çalışılsa da açıktır. Bunu kısaca açıkladıktan sonra gelelim Mevlâna hazretlerinin yaşam öyküsüne:
Mevlâna Celalettin Rumi, 1207 yılında Afganistan’ın Belh kentinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası, Bahaeddin Veled, ünlü bir bilgindi. 1218 yılında Moğol saldırıları üzerine Bahaeddin Veled, oğlu Celalettin ile Belh’ten ayrıldı. İran üzerinde çeşitli kentlerde bir süre kalarak Mekke’ye gidip hacı oldu. Hactan sonra Bağdat üzerinden Anadolu’ya geldi. 1228 yılında Konya’ya geldi ve burada Bahaeddin Veled müderrisliğe başladı. Bu dönemde Konya, Selçuklu Devleti’nin başşehri olarak en parlak dönemini yaşıyordu.
Mevlâna, en başta babası olmak üzere bir çok bilginden dersler almış, böylece bilgisini geliştirmişti. Mevlâna’yı tamamiyle tasavvufa yönelten kişi ise İranlı Şemsi Tebrizi’dir. 1244 yılından 1247 yılına kadar Konya’da kalan Şemsi Tebrizi ile Mevlâna günler süren tartışmalar ve sohbetler geliştiriyorlardı. 1247 yılında Şemsi Tebrizi, günümüze kadar çözülmeyen bir şekilde aniden ortadan yok oldu. Bu dönemden sonra Mevlâna daha çok iç benliğine kapandı. Mevlâna’nın yazılı eserleri de bu dönemden sonra ortaya çıktı. Mevlâna, öğretisinin temellerini anlatan Mesnevi adlı yapıtını yazdıktan sonra 1273 yılında Konya’da Hakka yürümüştür.
Mevlâna hazretleri üzerine çok şeyler söylenebilir. Mevlâna, Hacı Bektaş, Yunus Emre ile hemen hemen aynı dönemlerde yaşamıştır. Çeşitli vesileler ile Hacı Bektaş ile diyalogları olmuştur.
Çelişki gibi görünen bir hatırlatma daha yapalım. Mevlâna Alevidir. Bazıları Mevlâna’yı Ehli-Sünnet dairesi içinde görüyorlar. Bu doğru değil. Mevlevilik bütün deformasyonlara rağmen Ehli-Sünnet dairesi içinde yer almıyor. Mevlevilik, bir çok ortak nokta olmasına rağmen Alevi dairesi içinde de yer almıyor. Bu da daha önce belirttiğimiz gibi, Mevleviliği yayanların iktidar ile yakın ilişkide olmalarından kaynaklanıyor. Buna rağmen Mevleviler iktidarlara yaranamamışlardır. Şehirlilere yaranamadıkları gibi köylülere de yaranamamışlardır. Buna karşın örneğin Hacı Bektaş’ın tavrı nettir. O dergâhını küçük bir köyde kurmuştur.
Bütün bunların ışığında Mevlâna salt Alevilerin, Sünnilerin önderi değildir. Hacı Bektaş, Yunus Emre ve daha ismini sayamayacağımız erenler gibi Anadolu’daki bütün insanların önderidir.
Eger 1200 yillarindan günümüze dek iz birakmis Mevlana´nin alevi olup olmadigi hala tartisiliyorsa, kesin sünni degildir arkadaslar.
Konunun aydinlanmasi icin de, Fi-ma-fih yapitinin iyi okunmasini öneririm.
Zira islam ile ilgisi olmayan bilgi ve görüslerle doludur.
DAha sonra nüshalari basilan bu kitap islama ne kadar yaklastirilsa da, hak ve sosyal kavramlar sünilerin anlayisina cok uzaktir.
Mevlana´dan bir örnek: Kadinin ölrtünmesiyle ilgili.
"Kadini ekmek olarak farzedin.
Köpege atsaniz yemesin.
Sokaklara düssün.Her yan ekmek; yani kadin dolsun.
Ama siz, bu köpeklerin bile artik bakmadigi ekmeklerden birini alip sarip sarmalayip koltugunuza alirsaniz, herkesin gözü koltugunuzda sarili seyde olacaktir.
kadinlarinizi hapsetmeyiniz."-Mevlana
saygilar
hiç zanetmiyorum..........
HZ.MEVLANA'NIN DİLİNDEN HZ.ALİ
"NA'AT-I ALİ"
Mevlana Celaleddin RUMİ, Divan-ı Kebir'den Seçme Şiirler, Cilt I, Sh.3-6
Çeviren: Mithat Bahari BEYTUR, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1989
"O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir.
alevi olup olmadığı konusunda birşey diyemem ama bu sözler çok düşündürücü bence
Yerde, gökte, mekanda, zamanda Hakla duran o imamın zatı, iç ve dış temizliği ile vasıflanmak vaciptir.
Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir...
Onun toprağı birlik alemidir. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Herşey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır.
Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zatı gibi O bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrı'nın zatına yapışmış "O" olmuştur.
Hani duyduğun lahutun gizli hazinesi yok mu; işte o odur. Çünkü o, haktan hakla görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksat, yüce Ali'dir.
Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, herşeyin bilginidir.
İptidasız evvel o idi, sonsuz ahir de o olur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikaten odur.
Yüzünün nurlu parıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O,hak iledir; hak ondan görünür. Hakka ki, o hak ile ebedidir.
Ademin toprağı onun nurundan idi, o sebeple meleklerin tacı oldu; Allahın isimleri ondan belirdi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde Adem, herşeyi anladı. O nur tek olan yaratanın nuru olduğu içindir ki, melekler onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Adem, O imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi...
Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh,kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.
Halil peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti.
Yusuf kuyuda onu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu.
Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı.
İmran'ın oğlu Musa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hak ona: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi.
Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi...
O, şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultanı Muhammed, hakka yakınlık gecesinde, Allaha kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başka bulunmaz.{1}
Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O, susmaz, söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp göründü. Vahyolunanların sırlarını, o hakikat olarak bildi ve bildirdi.
Ümmetlere haykırdı:
-Allah yolunda Ali sizin kılavuzunuzdur.
Allaha içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir...
O, bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:
-Benimle açıkça beraber bulundu, dedi.{2}
Dinde evvel, ahır o idi. Allah ile içli dışlı o idi...
İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakikatte yüce olan O'dur.
Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O'dur.
Ey Şems-i din! Mademki sen aşıksın, Mevlana için aşkta canını feda et ki, canın canana kavuşsun ve aşka ulaştırıcı kılavuz olasın.
{1} Çünkü Tanrı Kuran'da kendini Ali diye vasfediyor.
{2} "Tanrı Ali'yi her paygambere gizli gönderdi, benimle ise açık gönderdi"hadisi şerifinden alınmıştır.
alevi olup olmaması hakkında bir bilgim yok ama bu sözleri düşündürücü sanırım
manifesto 04.05.2006, 19:33 Hz. Mevlana’nın Vasiyeti
"Ben size, gizli ve aleni, Allan’dan korkmanızı,
Az yemenizi,
Az uyumanızı,
Az söylemenizi,
Günahlardan çekinmenizi,
Oruç tutmaya ve namaz kılmaya devam etmenizi,Daima şehvetten kaçınmanızı,
Halkın eziyet ve cefasına dayanmanızı,
Avam ve sefihlerle düşük kalkmaktan uzak bulunmanızı,
Kerem sahibi olan Salih kimselerle beraber olmanızı vasiyet ederim.
İnsanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır.
Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır.
Hamdı, yalnız tek olan Allah'a mahsustur.
Tevhide ehline selam olsun."
Seb-i Arus irfan ve sevgi güneşi Mevlana, 5 Cemazelahir, 672 (17 Aralık, 1273) Pazar günü gurup vakti, bütün parlaklığı ile, bütün güzelliklerime gülerek ebediyet âleminin semasına doğdu. Mevleviler, o geceye seb-i Arus derler.
"Ey Hak tâlibi can! Önce ambara giren fâreden kurtulma çaresini ara, ondan sonra buğday toplamaya çalış. Büyüklerin büyüğü olan, gönüllere gönül kesilen sevgili peygamberimizin; "Namaz ancak kalp huzuru ile tamam olur." hadisini hatırla da nefisten ve şeytandan kurtulmak için kalp huzuru ile namaza başla
O kerem sahibi, namazda gizlenmiştir; gönül namazı kılan, kendini tamamıyla Allâh'a veren kuluna lütuf ve ikramda bulunur! O'nun affı ve mağfireti günaha şeref elbisesi giydirir de, böylece o günahı affedilmeye, ihsana, kurtuluşa vesile eyler, sebep kılar!" (Mesnevî, beyt: 4345)
"Bu namaz da, oruç da, hac da, Allâh yolunda savaş da hep insanın ezeldeki sözleşme inancının şahitleridir." (Mesnevî, beyt: 183)
:) Yani Mevlanayı alevi yapmak arayışı niyedir??? O hepimize yeter onu paylaşmaya gerek yok olduğu gibi kabul edelim,ona yeni bir elbise dikmenin bir anlamı yok.Mevlana Mevlanadır ne alevi ne sünni
Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır.
Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.
O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli
- ' helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir.
Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır .
Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.
Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar.
Hacı Bektas da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir.
Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.
Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."
yol kulu 18.06.2006, 17:29 arkadaşlar ilk olarak söylemek istediğim mevlanın hocası pir ahmed yesevi değil
şems-i tebrizidir.
mevlanın alevi olup olmadığına gelincede ehlibeyt taraftarıdır,imam aliye candan bağlıdır ki buda yazdıklarından bellidir.
bence birebir aleviliği kabullenmesede ali yanlısı olduğu kesindir
bana gore alevi degildir..
AleviGenç 26.08.2006, 03:46 Mevlâna’nın Alevi olup olmadığı hep tartışılmıştır. Bizce Mevlâna Alevidir! Hatta diyebiliriz ki, Anadolu’daki Aleviliğin gelişmesinde, yaygınlaşmasında katkıları olmuştur. Mevlâna, bazı kişilerce anlaşılmamakta ya da yarım yamalak anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın temelinde Mevlevilik kurumunun çoğu zaman iktidarlardan yana tavır almasından kaynaklanmaktadır. Ama gözden kaçan ya da bilinçli bir şekilde gözlerden ırak tutulmaya çalışılan Mevlâna’nın düşünceleri, felsefesidir. Çünkü bu felsefe ve anlayış, değil iktidar ile uğraşmayı dünya malı ile bile uğraşmamakta, insanın manevi sorunlarına eğilmekte, varlık sorununa cevaplar vermekte. Böylece de insanın iç dünyasıyla ilgilenmekte ve iç bünyeyi kirden arındırmaya davet etmektedir. Şu gerçeği de dile getirmek lâzım; Mevlevilik, Mevlâna’dan çok sonra kurumlaşmıştır. Dolayısıyla Mevlevilik kurumlaşınca da onun yöneticileri sistem ile iyi geçinmeye çalışmışlar, sistemin kendilerine sağladığı olanaklardan yararlanmışlardır. Bunun Mevlâna’nın düşüncesi ile ilgisinin olduğunun, onun felsefesinin ortayolcu olduğunu böylelikle de onun adına kurumlaşanların böyle davrandığını söyleyenler yanılmaktalar.
“Kim olursan ol
gel.
Yüz bin kere tövbe
etsen ve yüz bin kere
tövbeni bozmuş olsan da
gel.”
Böylesi bir düşünceye sahip ulu bir şahsiyetin, iktidar diye bir sorunu olduğunu söylemek en hafif deyimle utanmazlıktır. Nasıl ki Hacı Bektaş, Bektaşi dergâhını idare edenlerin sorumlusu sayılmazsa, Mevlâna’dan çok sonraları onun adına dergâh kuranlar, iktidarlar ile haşır neşir olmuşlarsa bunda Mevlâna’nın ne sorumluluğu var? Doğrudur. Mevlevilik adına hareket edenlerden bazıları iktidar ile ilişkiler geliştirmişlerdir. Hatta bu yüzden olsa gerek Mevlevilik, Bektaşilik gibi kitleselleşmemiştir. Ama bunun sorumlusu Mevlâna’nın düşünceleri asla değildi.
Mevlâna, düşünce, inanç itibariyle kesinlikle Alevidir. Mevlevilik özünden saptırılmış, iktidarlara hizmet eder hâle gelmiştir, o ayrı konu. Ama Mevlâna kesinlikle Ehlibeyt taraftarıdır. Bu, ne kadar gizlenmeye çalışılsa da açıktır. Bunu kısaca açıkladıktan sonra gelelim Mevlâna hazretlerinin yaşam öyküsüne:
Mevlâna Celalettin Rumi, 1207 yılında Afganistan’ın Belh kentinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası, Bahaeddin Veled, ünlü bir bilgindi. 1218 yılında Moğol saldırıları üzerine Bahaeddin Veled, oğlu Celalettin ile Belh’ten ayrıldı. İran üzerinde çeşitli kentlerde bir süre kalarak Mekke’ye gidip hacı oldu. Hactan sonra Bağdat üzerinden Anadolu’ya geldi. 1228 yılında Konya’ya geldi ve burada Bahaeddin Veled müderrisliğe başladı. Bu dönemde Konya, Selçuklu Devleti’nin başşehri olarak en parlak dönemini yaşıyordu.
Mevlâna, en başta babası olmak üzere bir çok bilginden dersler almış, böylece bilgisini geliştirmişti. Mevlâna’yı tamamiyle tasavvufa yönelten kişi ise İranlı Şemsi Tebrizi’dir. 1244 yılından 1247 yılına kadar Konya’da kalan Şemsi Tebrizi ile Mevlâna günler süren tartışmalar ve sohbetler geliştiriyorlardı. 1247 yılında Şemsi Tebrizi, günümüze kadar çözülmeyen bir şekilde aniden ortadan yok oldu. Bu dönemden sonra Mevlâna daha çok iç benliğine kapandı. Mevlâna’nın yazılı eserleri de bu dönemden sonra ortaya çıktı. Mevlâna, öğretisinin temellerini anlatan Mesnevi adlı yapıtını yazdıktan sonra 1273 yılında Konya’da Hakka yürümüştür.
Mevlâna hazretleri üzerine çok şeyler söylenebilir. Mevlâna, Hacı Bektaş, Yunus Emre ile hemen hemen aynı dönemlerde yaşamıştır. Çeşitli vesileler ile Hacı Bektaş ile diyalogları olmuştur.
Çelişki gibi görünen bir hatırlatma daha yapalım. Mevlâna Alevidir. Bazıları Mevlâna’yı Ehli-Sünnet dairesi içinde görüyorlar. Bu doğru değil. Mevlevilik bütün deformasyonlara rağmen Ehli-Sünnet dairesi içinde yer almıyor. Mevlevilik, bir çok ortak nokta olmasına rağmen Alevi dairesi içinde de yer almıyor. Bu da daha önce belirttiğimiz gibi, Mevleviliği yayanların iktidar ile yakın ilişkide olmalarından kaynaklanıyor. Buna rağmen Mevleviler iktidarlara yaranamamışlardır. Şehirlilere yaranamadıkları gibi köylülere de yaranamamışlardır. Buna karşın örneğin Hacı Bektaş’ın tavrı nettir. O dergâhını küçük bir köyde kurmuştur.
Bütün bunların ışığında Mevlâna salt Alevilerin, Sünnilerin önderi değildir. Hacı Bektaş, Yunus Emre ve daha ismini sayamayacağımız erenler gibi Anadolu’daki bütün insanların önderidir.
Selam
Yazdıklarına son derece katılıyorum...
Bence Mevlana Alevidir.Hz.Ali sevgisinin ne denli fazla olduğunu yazılarında anlarsınız...Büyük bir ilge ve Alim'dir.
Sanada teşekkürler can paylaşımın için...
CANDAVUT 26.04.2007, 19:17 Kesinlikle degil.. Zaten Türk bile degildi sanirim Fars mi ne. Ama büyük bir Evliya kanaatimce..
Farisi-Acem denir, yani iranlı, fakat o günkü şartlar altında konargöçerlik olduğundan net değil. ama araştırmalar, kökeninin irana dayandığını gösteriyor.ama ne kadar doğru bilinmez. kullandığı dil de farsça idi.
iranlılar da zamanında sahip çıkmak istemişti Mevlana bizimdir diye.
, mevlana, bizzat davet edilip teşvik ediliyor ve anadoluya yerleşiyor kendileri de..
Mevlana, Hacı Bektaşi Veli Alevi mi Sunni mi konuları nedense bu günlerde tartışılıyor. bunlar kanaatimce kasıtlı yapılıyor. onlar ne alevi idi ne sunni idi.
onlar tasavvuf erbabı idi ve tasavvufi tarikatların yüze doksanı ehlibeyt sevgisi barındırır, fakat bu onlara alevidir demek için yeterli değildir. o zaman şiiler de alevi olurdu. tabii buraki konu biraz daha farklı, çünkü mevlana ve Hacı bektaşi veli hazretlerinin sundukları fikirler, bu günkü terminoloji de hümanizmdir. bu günkü alevilikle kesişim noktaları oldukça fazladır. fakat onlar tasavvuf ehli kişilerdi ne alevi ne sunni idi. sadece Allah aşkıyla yanıp ona kavuşma hayali kuran, buna göre yaşayan kişilerdi. yaşamlarında şer'i hükümlerde, Hacı Bektaşi veli Hanefi mezhep uygulamalarına oldukça yer vermiştir, bu demek midir o sunniydi? hayır.
TASAVVUF EHLİNE MEZHEP SORULMAZ!
Saygılarımla...
ibrahim-ch 26.04.2007, 19:25 sema ve sema h benzerligi bile tesadüf degildir.
CANDAVUT 26.04.2007, 19:25 Mevlâna’nın Alevi olup olmadığı hep tartışılmıştır. Bizce Mevlâna Alevidir! Hatta diyebiliriz ki, Anadolu’daki Aleviliğin gelişmesinde, yaygınlaşmasında katkıları olmuştur. Mevlâna, bazı kişilerce anlaşılmamakta ya da yarım yamalak anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın temelinde Mevlevilik kurumunun çoğu zaman iktidarlardan yana tavır almasından kaynaklanmaktadır. Ama gözden kaçan ya da bilinçli bir şekilde gözlerden ırak tutulmaya çalışılan Mevlâna’nın düşünceleri, felsefesidir. Çünkü bu felsefe ve anlayış, değil iktidar ile uğraşmayı dünya malı ile bile uğraşmamakta, insanın manevi sorunlarına eğilmekte, varlık sorununa cevaplar vermekte. Böylece de insanın iç dünyasıyla ilgilenmekte ve iç bünyeyi kirden arındırmaya davet etmektedir. Şu gerçeği de dile getirmek lâzım; Mevlevilik, Mevlâna’dan çok sonra kurumlaşmıştır. Dolayısıyla Mevlevilik kurumlaşınca da onun yöneticileri sistem ile iyi geçinmeye çalışmışlar, sistemin kendilerine sağladığı olanaklardan yararlanmışlardır. Bunun Mevlâna’nın düşüncesi ile ilgisinin olduğunun, onun felsefesinin ortayolcu olduğunu böylelikle de onun adına kurumlaşanların böyle davrandığını söyleyenler yanılmaktalar.
“Kim olursan ol
gel.
Yüz bin kere tövbe
etsen ve yüz bin kere
tövbeni bozmuş olsan da
gel.”
Böylesi bir düşünceye sahip ulu bir şahsiyetin, iktidar diye bir sorunu olduğunu söylemek en hafif deyimle utanmazlıktır. Nasıl ki Hacı Bektaş, Bektaşi dergâhını idare edenlerin sorumlusu sayılmazsa, Mevlâna’dan çok sonraları onun adına dergâh kuranlar, iktidarlar ile haşır neşir olmuşlarsa bunda Mevlâna’nın ne sorumluluğu var? Doğrudur. Mevlevilik adına hareket edenlerden bazıları iktidar ile ilişkiler geliştirmişlerdir. Hatta bu yüzden olsa gerek Mevlevilik, Bektaşilik gibi kitleselleşmemiştir. Ama bunun sorumlusu Mevlâna’nın düşünceleri asla değildi.
Mevlâna, düşünce, inanç itibariyle kesinlikle Alevidir. Mevlevilik özünden saptırılmış, iktidarlara hizmet eder hâle gelmiştir, o ayrı konu. Ama Mevlâna kesinlikle Ehlibeyt taraftarıdır. Bu, ne kadar gizlenmeye çalışılsa da açıktır. Bunu kısaca açıkladıktan sonra gelelim Mevlâna hazretlerinin yaşam öyküsüne:
Mevlâna Celalettin Rumi, 1207 yılında Afganistan’ın Belh kentinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası, Bahaeddin Veled, ünlü bir bilgindi. 1218 yılında Moğol saldırıları üzerine Bahaeddin Veled, oğlu Celalettin ile Belh’ten ayrıldı. İran üzerinde çeşitli kentlerde bir süre kalarak Mekke’ye gidip hacı oldu. Hactan sonra Bağdat üzerinden Anadolu’ya geldi. 1228 yılında Konya’ya geldi ve burada Bahaeddin Veled müderrisliğe başladı. Bu dönemde Konya, Selçuklu Devleti’nin başşehri olarak en parlak dönemini yaşıyordu.
Mevlâna, en başta babası olmak üzere bir çok bilginden dersler almış, böylece bilgisini geliştirmişti. Mevlâna’yı tamamiyle tasavvufa yönelten kişi ise İranlı Şemsi Tebrizi’dir. 1244 yılından 1247 yılına kadar Konya’da kalan Şemsi Tebrizi ile Mevlâna günler süren tartışmalar ve sohbetler geliştiriyorlardı. 1247 yılında Şemsi Tebrizi, günümüze kadar çözülmeyen bir şekilde aniden ortadan yok oldu. Bu dönemden sonra Mevlâna daha çok iç benliğine kapandı. Mevlâna’nın yazılı eserleri de bu dönemden sonra ortaya çıktı. Mevlâna, öğretisinin temellerini anlatan Mesnevi adlı yapıtını yazdıktan sonra 1273 yılında Konya’da Hakka yürümüştür.
Mevlâna hazretleri üzerine çok şeyler söylenebilir. Mevlâna, Hacı Bektaş, Yunus Emre ile hemen hemen aynı dönemlerde yaşamıştır. Çeşitli vesileler ile Hacı Bektaş ile diyalogları olmuştur.
Çelişki gibi görünen bir hatırlatma daha yapalım. Mevlâna Alevidir. Bazıları Mevlâna’yı Ehli-Sünnet dairesi içinde görüyorlar. Bu doğru değil. Mevlevilik bütün deformasyonlara rağmen Ehli-Sünnet dairesi içinde yer almıyor. Mevlevilik, bir çok ortak nokta olmasına rağmen Alevi dairesi içinde de yer almıyor. Bu da daha önce belirttiğimiz gibi, Mevleviliği yayanların iktidar ile yakın ilişkide olmalarından kaynaklanıyor. Buna rağmen Mevleviler iktidarlara yaranamamışlardır. Şehirlilere yaranamadıkları gibi köylülere de yaranamamışlardır. Buna karşın örneğin Hacı Bektaş’ın tavrı nettir. O dergâhını küçük bir köyde kurmuştur.
Bütün bunların ışığında Mevlâna salt Alevilerin, Sünnilerin önderi değildir. Hacı Bektaş, Yunus Emre ve daha ismini sayamayacağımız erenler gibi Anadolu’daki bütün insanların önderidir.
her ehlibeyt sevgisi besliyene alevi denilemez. geyalani tarikatında nakşibendilerde de ehlibeyt sevgisi hakimdir.
incelediğinde sen de göreceksin ki, tasavvufi tarikatların %90'ı ehlibey sevgisi barındırır ama bu onların alevi olduğunu göstermez.
tasavvufta, ehlibeytin özellikle Hz. Ali (R.A) nın büyük önemi vardır. o en büyük önderdir. çıkış noktası budur. fakat yine de bu demek değidir ki bunlar aleviydi.
aleviliğin öğretileri tasavvufla ötüşür çünkü aleviliğin görüşünü tasavvuf oluşturur.
tekrar tekrar söylüyorum
Tarikat-tasavuf ehlin mezhep sorulmaz.
sunni de değildir.
saygılar...
savaşa_son 30.04.2007, 09:24 Mevlana bugünkü şekliyle Aleviliğin temeli sayılabilecek olan Bektaşilik tarikatının kurucusu Hacı Bektaş-ı Veli'nin çağdaşıdır. Ve kendisinin bu tarikata girdiğine dair bir bilgi de mevcut değildir. Bu nedenle Mevlana'nın bizim bildiğimiz anlamda Alevi olması mantık olarak olanaksızdır. Ama büyük bir evliya ve fikir adamı olduğu muhakkak olan bu şahsın felsefesi de Alevi felsefesiyle büyük benzerlikler göstermektedir. ( Hümanist oluşu, Sema ve semah benzerliği v.b.)
Arifin dini olmazzzz.....
Hacı Bektaşi Veli'nin Soy Seceresi bellidir. Mevlana hakkında ise Evliyalar Ansiklobedisinden almış olduğum bazı bölümler aşagıdadır.
CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ
Tanınmış büyük evliyâdan. Asıl adı Muhammed, lakabı Celâleddîn, ünvânı Mevlânâ'dır. Hüdâvendigâr, Sultân-ül-Âşıkîn, Sultân-ül-Mahbûbîn, Molla-yı Rûm ve Molla Hünkâr gibi lakapları da vardır. Babası, Sultân-ül-Ulemâ (Âlimlerin Sultânı) ismiyle meşhûr Muhammed Behâeddîn Veled hazretleridir. Soyu hazret-i Ebû Bekr'e ulaşır. Annesi sâlihâ ve evliyâ bir hanım olan Mü'mine Hâtun, İbrâhim Edhem hazretlerinin neslindendir. 1207 (H.604) senesi Rebîulevvel ayının altıncı günü Horasan'ın Belh şehrinde doğdu. 1273 (H.672) senesi Cemâziyelâhir ayının beşinci günü Konya'da vefât etti. Kabr-i şerîfi Konya'nın en meşhur ziyâret yerlerindendir.
Bir gün, Mevlânâ havuz kenarında idi. Yanında kitaplar vardı. Şemseddîn gelip, kitapları sordu. Mevlânâ; "Sen bunları anlamazsın." dedi. Şemseddîn, kitapları suya attı. Mevlânâ; "Ah! Babamın bulunmaz yazıları gitti!" diyerek çok üzüldü. Şemseddîn, elini uzatıp herbirini aldı. Hiçbiri ıslanmamış görüldü. Mevlânâ; "Bu nasıl iştir?" deyince, Şems; "Bu zevk ve hâldir. Sen anlamazsın." buyurdu. Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî'nin bu kerâmetini görünce ona olan bağlılığı daha da artıp, sarsılmaz bir kale gibi oldu. Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled, onların hâllerini şöyle anlatır: "Ansızın Şems-i Tebrîzî hazretleri gelip babam ile görüştü. Babamın gölgesi, onun nûrundan yok oldu. Onlar birbirlerine öyle muhabbet gösterdiler ki, etraflarında kendilerinden başkasını görmüyorlardı. Şems-i Tebrîzî, babama mârifetten, Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit ince bilgilerden ve O'na muhabbetten bahsediyor, babam da bunları büyük bir haz ile dinliyordu. Eskiden herkes babama uyardı, şimdi ise, babam Şems'e uyar oldu. Şems, babamı bu muhabbete dâvet ettikçe, o da, Allahü teâlânın muhabbetinden yanıp kavrulurdu. Babam artık onsuz yapamıyor, yanından bir an ayrılmıyordu. Bu şekilde aylarca sohbet ettiler. Böylece babam, pek büyük mânevî derecelere yükseldi."
Mevlananın yaşantısı oğlununda belirttiği gibi Şems-i Tebrizi ile tanışmasından sonra değişmiştir. Tabiri yerinde ise Hacı Bektaşi Veli akımlarından etkilenmiştir. Bu yüzden önceki değilde sonraki yaşamına göre değerlendirilmektedir.
mevlana farsi dir. iranda doğmuş çocukluğu ve gençliğini selçuklunun imayesinde olan iranda geçirmöiştir. nizamul mülk ün geliştirdiği ve tamamen sünni eğitim anlayışı ile sistemleştirdiği medreselerde okumuştur. imam gazali bu medreselerin belkide o dönemki başkanı gibidir. (bu günki yök başkanı gibi) şeyhinden icazetini aldığı gibi şam da kendi medresesini kurar. sonra konyaya taşınır (bu seyagat serbestliği bu toprakların pers, şam ve konyanın selçuklu lara ait olmasındandır kimse kafasına göre okul -medrese- açamazdı) buada kendi felsefesini oluşturmaya başlar. felsefesinde öyle özetlenecek bir şey yoktur. sadece üstün bir bilinç ve ifadeye sahipti. mana kompoziyonlarını iyi algılayabiliyordu.
tam olarak bilmiyorum ama alevi oldugu kanisindayim... olmasada iyi bir aydinlatici büyük bir isimdir
Adamin dunya yuzunde onlarca farkli temsili resmi var neye benzedigini bile ancak Evliya Celebi'nin yazilairndan cikartiliyor burda kokenini tartismak bir o kadar faydasiz. Bu dunyaya biraktiklari sey tartisilacagina yine yapiyoruz yapacagimizi. Alevi olan sanatcilarmis, Ataturk alevi miymis, hatta yebi bir topik gordum Hz.Ali alevimiymis? Pes yani. Sonra kimse olaylarin magazinsel yonleriyle ilgilenmez sorunca.
pirhermes 08.10.2007, 14:41 Mevlana alevi öğretisi geleneğinden geliyordu sonradan devletleştirildi ve islam tarikatı gibi gösterilip özünden uzaklıştırıldı. aynı politika bugün yunus emre ve hacı bektaş için de yapılıyor zamanla aleviler onları da kaybedecek.
Arkadaşlar birkere hiçbir islam tarikatı yoktur ki şeriattan ötesini müridlerine emredebilsin, veya korku olmadan sevgi ile yol göstersin.
Alevilik islamdan ayrıdır, alevilikte allah korkusu yoktur. adalet ve vicdan duygusu baştan işlenir. hakikate ermiş bir insanın da şeriata ihtiyacı yoktur.
AleviKürt 08.10.2007, 14:59 Mevlana alevi öğretisi geleneğinden geliyordu sonradan devletleştirildi ve islam tarikatı gibi gösterilip özünden uzaklıştırıldı. aynı politika bugün yunus emre ve hacı bektaş için de yapılıyor zamanla aleviler onları da kaybedecek.
Arkadaşlar birkere hiçbir islam tarikatı yoktur ki şeriattan ötesini müridlerine emredebilsin, veya korku olmadan sevgi ile yol göstersin.
Alevilik islamdan ayrıdır, alevilikte allah korkusu yoktur. adalet ve vicdan duygusu baştan işlenir. hakikate ermiş bir insanın da şeriata ihtiyacı yoktur.
Her gördügünüz Sufiyi Alevi sanmayin. Sünni Sufiler de vardir. Dünyayi bukadar kücük sanmayin. Yunus Emre'nin de Alevi olmadigi söylenebilir. Kendisi Ömer, Osman ve Ebu Bekir'in isimlerini anmistir siirlerinde. Fakat bu halde yeni soru cikabilir: O siirler Yunus Emre'ye mi ait, yoksa baska bir Yunus Emre'ye mi?
4 halifeci olup Alevi olunmaz. 4 halife zaten Sünnilik demektir. Fakat KIRKLARIN da isimleri siirlerinde geciyor.
Siz Islam'i ne kadar tanirsiniz acaba? Neden Islam'da cikan batini ve tasavvuf mezheplerin HEPSI kendini islam görmüstür? Arabistan'da cikan, Fars'da cikan, Orta Asya'dan cikan, nerden ciktiklari önemli degil. Fakat dünyanin neresinde cikmislarsa yine de kendilerin ISLAM olarak tanitmislardir? Ne kadar tuhaf degil mi? Bütün kaynaklar uydurmadir, fakat Ortodoks Islam'in kaynaklari dogrudur size göre?
Peki o binlerce kaynaklari kim uydurdu? Ve ne zaman?
Ayrica "HAKIKATE ERMIS BIR INSANIN SERIATA IHTIYACA YOKTUR" diyorsunuz. SERIAT olmasa bu dünyada HAKIKAT da olmaz. Ikisi birbirinden ayrilamaz.
Mevlanın tam anlamıyla hayatını bilmiyorum ancak okuduğum ve duyduğum, anlatılan kadarı ile
Şemsi tebrizi ile tanıştıktan sonra yapıtları tamamen farklı bir boyuta geçer
Aleviliğin felsefesine daha çook yakınlaşır
“Henüz ergenlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı otuz kırk gün hiçbir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim. Günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı : ’ Oğlum’, dedi ‘ben senin bu halinden bir şey anlamıyorum. Bunun sonu nereye varacak?‘ ben ona şu cevabı verdim:
‘Baba, seninle benim babalık ve evlatlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyla bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman, bunlar hep birlikte analarının ardına düşerler, bir göl kenarına gelirler. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu, neşe içinde suda yüzmektedir. İşte, seninle benim aramdaki fark da böyledir.”
.....
Uzun bir yolculuğun ardından Şemseddin Muhammed, M. 1244 yılının Ekim ayında Konya’ya gelir. Kaldığı han odasının anahtarını boynuna zamanın tüccarları gibi asıp çarşıda dolaşmaya başlar aşk ve ilmin tüccarı olduğuna işaret ederek...
İkindiye doğru, ana caddede, katıra binmiş, talebeleri etrafında dört dönen bir müderris görünür. Şems aradığı dostun o olduğunu anlar. Önüne geçerek katırın dizginlerini tutar ve keskin bakışlarıyla:
“Sen Belhli Baha Veled’in oğlu Mevlana Celaleddin misin?” diye sorar.
Mevlana “evet” diye cevap verir. Şems:
“Ey müslümanların imamı! Bir müşkülüm var. Hz. Muhammed mi büyük, Bayezid-i Bistami mi?
Sorunun heybetinden kendinden geçen Mevlana, kendini toplayınca;
“Bu nasıl sual böyle? Tabi ki, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed bütün yaratıkların en büyüğüdür.”
O zaman Şems:
“O halde neden Peygamber bu kadar büyüklüğü ile Ya Rabbi seni tenzih ederim, biz seni layık olduğun vechile bilemedik” buyururken,
Bayezid, “Ben kendimi tenzih ederim! Benim şanım çok yücedir. Zira cesedimin her zerresinde Allah’tan başka varlık yok!..” demekte?
Mevlana:
“Hz. Muhammed, müthiş bir manevi susuzluk hastalığına tutulmuştu,’biz senin göğsünü açmadık mı?’ şerhiyle kalbi genişledi. Bunun için de susuzluktan dem vurdu. O Her gün sayısız makamlar geçiyor, her makamı geçtikçe evvelki bilgi ve makamına istiğfar ediyor, daha çok yakınlık istiyordu.
Bayezid ise, bir yudum suyla susuzluğu dindi ve suya kandığından dem vurdu. Vardığı ilk makamın sarhoşluğuna kapılarak kendinden geçti ve o makamda kalarak bu sözü söyledi.”
Şemsi Tebrizi, bu cevap karşısında “Allah”diyerek yere yuvarlanır.
Mevlana, hemen atından inip yanındaki adamların da yardımıyla onu yerden kaldırıp medresesine götürür.
Artık bu medresede iki âşık, hiç dışarı çıkmadan, yanlarına kimsenin girmesine izin verilmeden aylarca sürecek sohbetlere dalacaktır. Mevlana bunca zaman kitapların, sayfaların arasında aradığı ve Şeyhi Seyyid Burhaneddin’in yıllarca önceden müjdelediği sevgilisine, gönül dostuna kavuşmuş,o andan itibaren de bütün yaşamı değişmiştir.
Şems, önce onu çok değer verdiği zatların, hatta babasının bile eserlerini okumaktan men eder, değer verdiği bütün kitaplarını birer birer havuza atar. Daha sonra hiç kimseyle konuşmasına izin vermez.
Medresedeki derslerini, vaazlarını terk etmek zorunda kalır.
Şimdi sıra imtihanlardadır...
Bir gün Şems-i Tebrizi, Mevlana’yı denemek maksadıyla güzel bir sevgili ister ondan. O da güzellikte eşi bulunmayan karısını getirir tereddüt etmeden . Şems, “bu benim can kız kardeşimdir. Bu olmaz. Bana hizmet edecek bir erkek çocuğu bul” der.
Mevlana, Oğlu Sultan Veled’i ona kul olsun diye getirir. Şems, “bu kalbimi bağlayan oğlumdur. Şimdi şarap olsaydı, su yerine onu içerdim. Ben onsuz yapamam” deyince, Mevlana hemen gidip Yahudi mahallesinden bir testi şarap getirir.
Şems, bu teslimiyet ve itaatten hayrete düşüp
“Başlangıcı olmayan başlangıcın ve sonu olmayan sonun hakkı için diyorum ki, dünyanın başından sonuna kadar senin gibi gönül yutan bir Muhammed yürekli bu aleme ne gelmiş ne de gelecektir.” dedi.
Ben Mevlana’nın hilminin derecesini anlamak için bu imtihanları yaptım. Onun iç alemi o kadar geniş ki, rivayet ve hikaye çerçevesine sığmaz.” der.
Kendisine hürmetle, sevgiyle yaklaşan diğer insanlara da çeşitli imtihanlar uygulamış, örneğin kendisinden para isteyince bütün parasını, malını mülkünü ayaklarına seren Hüsameddin Çelebi’ye Velilerin gıpta ettiği bir makamı müjdelemiştir. O servetin içinden de sadece bir dirhem alır. Geri kalanını Hüsameddin’e bağışlar.
Mevlana ve Şemsi Tebrizi’ye gönül verenler bu haldeyken, sohbetlerden ve bu sofradaki zenginlikten mahrum kalanlar Şems’ten kendilerine bir gönül hoşluğu gelmediğini öne sürüp kıskançlık içinde fitne tohumlarını atmaktadırlar. Dedikodularla atılan düşmanlık tohumları iyice olgunlaştığında Şems, bir gece aniden Konya’yı terk ederek kayıplara karışır. On altı ay boyunca hiçbir haber alınamaz.
Bu ayrılık süresince Mevlana tekrar eski haline gelmek, halka ve derslerine dönmek şöyle dursun, kimseyle görüşmez konuşmaz, medresesini büsbütün bırakır, keder içinde yalnızlığa çekilir. Hastalanır. Artık neredeyse can verecekken, Şam’dan gelen mektupla canlanır. Şems ikinci kez Konya’ya gelir. Birkaç ay süren sohbetler, görüşmeler neticesinde yine fitneler düşmanlıklar baş gösterir. Bunun üzerine Şems, tekrar kayıplara karışır...
Mevlana için yine ayrılık başlamıştır, coşkun bir aşk ve cezbe halinde aylarca gözyaşı döker gazeller söyler, her gelenden onu sorar, yalan haber getirenlere bile üstünde ne varsa verir, doğru haberi verene canını teslim edeceğini söyleyerek...
Bu arada fesat ve dedikodu çıkaranların çoğu, bu yolla Mevlana’yı kendilerini döndüremeyeceklerini anlar, bazıları da Şems’in kıymetini fark ederek pişmanlık içinde özür dilerler.
Birkaç ay sonra Şems-i Tebrizi’nin Şam’da olduğu haberi gelince Mevlana halini anlatan mektuplar gönderir, yalvarır, dualar eder. Nihayet üçüncü mektuba aylar süren bekleyişten sonra karşılık gelir. Şems de aynı coşkunlukla ona cevap gönderir.
Mektubu alan Mevlana, hemen oğlu Sultan Veledi çağırıp eline dördüncü mektubu vererek şunları söyler:
“Birkaç arkadaşınla Mevlana Şems’i aramaya git. Giderken şu kadar gümüş ve altın parayı da beraberinde götür. Bu paraları Şam’da O Tebriz Sultanının ayakkabısı içine dök ve onun mübarek ayakkabısını Rum tarafına çevir. Benim selamımı ilet ve âşıklara yaraşır secdemi O’na arz et. Şam’a ulaştığın vakit,Cebel-i Salihiye’de meşhur bir han vardır, doğru oraya git. Orada Mevlana Şemseddin’in güzel bir Frenk çocuğuyla satranç oynadığını görürsün. Sonunda oyunu Şems kazanırsa, Frengin malını alır. Frenk çocuğu kazanırsa, Şems’e bir tokat vurur. Sen onun vurduğunu görünce hata edip kızmayasın. Çünkü o çocuk kutuplardandır. Fakat o kendini iyi tanımıyor. Şems’in sohbetinin bereketi ve inayeti ile halinin olgunlaşması lazımdır.”
Sultan Veled, babasının dediklerini aynen yaparak yanındaki adamlarla birlikte yola çıkar. Şam’a varınca hemen hana gider. Şems, Mevlana’nın söylediği gibi bir frenk çocuğuyla satranç oynamaktadır. Sultan Veled, babasının mektubunu, armağanlarını Şems’e teslim ettikten sonra, bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını kendisini saygı ve hasretle Konya’da beklediklerini anlatır. Yalvarıp türlü niyaz ve ricalarla onu dönmeye ikna eder. Birlikte yola çıkarlar. Şemsi kendi atına bindiren Sultan Veled, aşk ve neşe içinde Konya’ya kadar yayan olarak gelir. Şems onun gösterdiği bu saygı ve bağlılıktan çok hoşnut kalır, ona övgü dolu sözler söyler. Uzun bir yolculuktan sonra, Konya’ya yakın Zencirli Hanı’na geldiklerinde babasına müjdelemek için şehre bir derviş gönderir. Mevlana bu müjdeyi duyunca üstünde ne varsa çıkarıp dervişe verir. Konya halkına haber salıp emirlerden, bilginlerden, fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını ister. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems’i şehre getirir.
Bu defa da altı ay boyunca medresedeki bir hücrede baş başa kalırlar. Yanlarına kuyumcu Selahaddin ve Sultan Veled’den başkası girememektedir. Mevlana’nın Şems’e bağlılığı bu son gelişte daha da artmıştır. Öylesine kaynaşmışlardır ki, artık ayrılık mümkün görünmemektedir. Şems, himmet ve teveccühleriyle Mevlana’yı daha da olgunlaştırmış aşk ateşiyle pişirip Hakk’a vuslatı sağlamıştır. Daha önce Şems’e muhalefet edenler de gelip birer birer özür dilerler.
Onun rahat edebilmesi ve hizmetinin görülmesi için evde evlatlık olarak yetiştirilmiş Kimya adındaki genç ve güzel kız Şems’e nikah edilir.
Ama bu sefer de müritler arasında kıskançlık başgösterir. Mevlana’nın diğer oğlu Alaeddin Çelebi bile edebi aşan birkaç davranışıyla kıskançlığını dile getirir. Bu arada Şems’i sevmeyenler de her fırsatta muhalefete, hakaret, iftira ve düşmanlık dolu hareketlere yönelirler.
Şems ile Mevlana, sohbet ve irşadın son merhalelerini, en güzel dönemlerini yaşarken onlar da dışarda kaynamaya, taşkınlık etmeye başlarlar. Artık Mevlana, istenen mertebeye gelmiş Şems’in irşad vazifesi tamamlanmış, daha önce kendisine bildirilen hüküm gereğince başını feda etme zamanı gelmiştir.
Hanımı Kimya Hatun da rahatsızlanıp vefat etmiştir. Bu haberin şehre yayılmasından sonra onu ne pahasına olursa olsun uzaklaştırmak ve Mevlana’yı elinden kurtarmak(!) isteyenler bir plan kurup bu iş için yedi kişi seçerler.
1247 yılının Aralık ayında, aralarında Mevlana’nın oğlu Alaeddin Çelebi’nin de olduğu rivayet edilen bu yedi kişi medresenin avlusunda pusuya yatar. Bir derviş kapıdan seslenerek Şems Hazretlerini dışarı çağırır. Şems derhal yerinden kalkıp çıkarken Mevlana’ya:
“Görüyormusun beni dönüşü olmayan bir davetle dışarıya çağırıyorlar!” diyerek vedalaşıp çıkar.
Sonra bir “Allah “ feryadı yankılanır gecede...
Kapı açıldığında ise, ortalıkta kimseler yoktur.
Sadece birkaç damla kan lekesi görülür yerde...
Başka da bir iz bulunamaz.
Bu son ayrılıktır. Mevlana yine aylarca süren bekleyişe, diyar diyar gezip aramaya başlar. Ama onu maddeten olmasa da manen kendinde bulduğunu şu dizelerle dile getirir:
“Beden bakımından ondan uzağız amma;
Cansız bedensiz ikimiz de bir nuruz;
İster O’nu gör, ister beni...
Ey arayan kişi! Ben O’yum, O da ben”
**alişer** 10.10.2007, 12:24 ''ne olursan ol yine gel'' demesi yeterlidir.
mevlana aleviler tarafından saygı duyulan mevlevi dir.
Mesut Gündüz 10.10.2007, 12:37 Bizler alevi toplumu olarak 72 milleti benimsemişiz.
Gerçek anlamda olmasa bile mevlanada alevidir,bushda ,saddamda.
Saygılar,
MG
cemalettin 10.10.2007, 12:45 Kesinlikle degil.. Zaten Türk bile degildi sanirim Fars mi ne....
okuyunuz kardeşim,Türkçe kitap okuma şansınız yok ise,Almanca olanları da vardır,okuyunuz.
Farisi yazmak Farisi asıllı olmayı gerektirmez sanırım
koçgirli 10.10.2007, 13:03 canlar mevlana şems i tanıyana kadar sünni idi.ancak şems in talibi olduktan sonra onun fikirlerini benimsedi ve alevi oldu
ancak mevlananın oğlu sultan veled hanefi mezhebine yakın olduğundan mevlevilik mevlana sonrası sünnileşti
ancak özünde alevilik öğretileri,motifleri kaldı
bunlar benim bildiklerim,okuduklarım
selametle
terranova 10.10.2007, 13:07 mevlana alevidir.aslen farstır yani iranlıdır turk deildir ama konyada yasamıs ve ölmüştür. ALi ile ilgili cok yazısı vardır.mevlananın ALi ile ilgili yazılarını isteyen olursa bana ulasabilirsiniz.gönderirim
İliryali 06.11.2007, 23:30 Mevlana Alevi mi?
Bu sorunun cevabını bıraktığı eserlerde aramak en doğru şey bence. Fakat maalesef bundan kaçınıyoruz. Bizlere her şeyde olduğu gibi verilenlerle yetiniyoruz.
“kim olursan ol gel / Yüzbinkere tövbe etsen ve Yüzbin kere tövbeni bozmuş olsan da gel” sözüyle Mevlana’yı değerlendiriyoruz. Halbuki, 1247 yılında Şems-i Tebrizi’yi tanıdıktan sonra yazmış olduğu “Mesnevi” ve diğer eserleri ortadadır. Mevlana’yı oralarda aramak gerektiğini düşünüyorum.
Ve oralarda Mevlana’yı Alevi olarak bulmanıza imkan yok. Mevlana, Tam bir sunni sofusudur. Bırakın Alevi-Bektaşiliğe yakın olmayı, Mevlana, Hümanist bile değildir. Çünki, sünni şeriatına bağlı kalan biri Hümanist olamaz.
Cihadı savaşı över, Kadını aşağılar, ırkçılık yapar, köleliği savunur, çocuklara şiddetten yanadır. “Müslüman”ların diğer dinlerden insanlarla dost olmamasını savunur. İlk üç halifeyi över, yüceltir. Bu arada Hz. Ali’yi de övmesi, O’nu Alevi yapmaz.
Saygılarımla
|
|