Orijinalini görmek için tıklayınız : Gerçek Nedir?


Siya Saperen
19.06.2006, 17:28
Zamanın ve mekanın sınırları içinde kendisini arayan varlık, sonsuz devinim-dönüşüm, oluş-yok oluşlar içinde bilincinin yetersizlikleriyle yoğrulmuş sancılarla var eder kendini.Emekle doğanın, yürekle aklın, umutla karamsarlığın, ölümle korkunun, iyilikle kötülüğün amansız ve soluksuz çatışmasıdır sürüp giden. Ve bu çatışmaların ortasında ateşin içindeki özdür eylemci, üretici, yok edici, ağlayan, gülen, aşık olabilen varlık.

Uzun soluklu, zamandan daha sabırlı, karmaşıktan daha karmaşık, tüm evreni kendisinde hayranlık ve şaşkınlık uyandırtacak denli muhteşem, derin, çelişkili ve dinamik bir süreçle; zaman ve mekandaki algılama sınırları içinde tarihini inşa eden ve yazan varlık; hayat vereceği, büyüteceği ve geliştireceği umutlarının ütopyalarının uğruna türküler, destanlar, aşklar, savaşlar ve acılarla yoğurur kendini.

Kendisini kimi zaman gecede akıp giden bir yıldızda, kimi zaman bir çiçekte, kimi zaman bir aşkın gözlerinde, kimi zaman küçük şirin bir çocuğun o saf gülüşünde bulan varlık; kendisinde kaynaşmanın coşkusunu hissettiği an bir tohum gibi filizlenir. Engin, asi, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman coşkulu bir sevdayla kuşanır benliği.Bu istenç kimi zaman bir ağıt olur yürekte, özgürlük ve aşkın uğruna çığlık olur dillerde, bir türkü bir destandır bu çığlık ezelden beridir söylenip gelen.

Kimi anlarda zaman ve mekanın yargıcı, kimi anlarda gök kubbe altında kendisini tutsak hisseden varlık; aslında hem kendi kendisinin yargıcı hem de kendi kendisinin tutsağıdır. Ama bunu bilemez çoğu zaman, bildiği bir şey varsa o da; boynunda, şah damarının üstünde ölümcül bir soğuklukla şakırdayıp duran zincirlerin ağırlığı altında kopardığı çığlıktır.

Sadece dört duvar arasında ölümlü bir bedenin alıkoyulması mıdır tutsaklık? Oysa ezelden beridir içimizdeydi tutsaklık. Sadece elbisesini değiştirdi, kimi zaman kutsaldı kimi zaman modern oldu, şimdilerdeyse küresel.Oysa buna rağmen sürüp gitti çığlık, kimi zaman acıyla kimi zaman coşkuyla.Çünkü hala kendini bulmuş değildi, zaaflarının ve ölümlü nefsinin tutsağıydı.Çünkü gerçek,hala bir mum ışığı kadar güçsüzdü.Oysa gerçek, ölümlü ve umutsuz gözlerin göremeyeceği ve ona bakamayacağı ışık gibi varlığın içinde, özündeki anlamda saklıydı.

Arzulanan, gerçeğin çok ötesinde gibidir.Ve an gelir, arzu edilen ile olanaksızlıklar arasındaki derin uçurumun o soğuk ve acı gerçeği kendini hissettirir. Hayal kırıklığı ve umutsuzluk, henüz gerçeği bilememenin acısıdır. Olmak ve olmamak arasındaki bilinen yol ve erekler sanal bir yanıltmaca veya çocuksu bir alışkanlıktır belki. O halde gerçek nedir? Hayatı anlamlandıran şeyin özü nedir? Bu serzeniş özündeki tanrısallığı yitirmiş ve onu arzuyla arayan hiçliğin boşluğunda debelenen insanın serzenişidir.
Sevginin ve aşkın peşinde, zaman ve mekânın sınırları içinde hapsolan varlığının anlamını arayıp durursun. Çünkü varoluşundaki gizin yüce sevgi ve aşkta saklı olduğunu hissediyorsun .

Bireysel çaba ve olanaklar azimli, kararlı ve güçlü olsa da zaman ve mekanın yanıltıcı etkisinin dışında kalması çok zor gibi. Devinen ve yaşayanın, insan bilincine yansıması göreceli gibidir ama gerçeğin tek ve bu gerçeğin zamanın kesişen yanı ile çalişkisi bizde gizlidir!

Önünde gördüğün yolun tehlikelerini, avantajlarını, sınırlarını görüyorsun, yine de kendine ve gerçeğe yabancı olduğun hissi ve bu histen kaynaklı hiçlik ve ya boşluk ruhunda ve bilincinde ağırlığını hissettiriyor.

Elin kolun bağlı oysa, boşluk ve hiçlikte akıp giden zamanın şaşkınlık ve sarhoşluğu içindesin aslında. Mutluluğu gördün mü ki yaşadığın anda? Yoksa mutluluk için daha farklı bir yol ve bakış mı gerekli insana?
Bilinmeyen gerçek, henüz bir masal gibidir. Bu yüzden hep kaf dağının ardında gizlidir. Bir zamanlar, güneşin hiç batmadığı bereketli topraklar, eski şan ve cazibesini yitirdi. Bir çok uygarlıklar gelip geçti bereketli topraklardan. Hepsini de doyurdu, korudu, yer yurt oldu. Kim geldiyse kucağını cömertçe açtı. Belki de bu yüzden miskin ve uyuşuk nesiller yetişti bu topraklarda. Doğa ana her şeyi sunmuştu, aramaya ,çabalamaya gerek yoktu.İlk cennet düşlerini yarattı bereketli topraklar. Sonra ardından hüzünle anılan yitik cennetler anlatıldı bin bir gece masallarında.Babil, Nil, Mezopotamya, Atlantis,Hitit...Güneş eskisi gibi doğmayacak bu topraklarda ve kaybedilen göz tekrar yeniden aranacak. Bilgi doğallıkta, saflıkta, aşk ve sevgide gizlidir.

Her ölüm, derinliği ve soyluluğu oranında bir başlangıcı, yeni bir yaşamı da beraberinde getirir. Cenneti ararken sonsuzluğa giden üstad boşuna dememiş; “güneş de batarken sararır ve tekrar inip yeryüzüne, döneceğim size”.İşte burada umut, işte burada ışık.

Tanrıların ve kralların ülkesi yaşlandı artık, bereketli gövdesi sömürülmekten, yağmalanmaktan kurudu.Yaşlı toprakların çocukları ve torunları kayıp cenneti ve bilgisini yeniden aramak durumunda.

Jilwan
30.09.2007, 16:27
Zamanın ve mekanın sınırları içinde kendisini arayan varlık, sonsuz devinim-dönüşüm, oluş-yok oluşlar içinde bilincinin yetersizlikleriyle yoğrulmuş sancılarla var eder kendini.Emekle doğanın, yürekle aklın, umutla karamsarlığın, ölümle korkunun, iyilikle kötülüğün amansız ve soluksuz çatışmasıdır sürüp giden. Ve bu çatışmaların ortasında ateşin içindeki özdür eylemci, üretici, yok edici, ağlayan, gülen, aşık olabilen varlık.

Uzun soluklu, zamandan daha sabırlı, karmaşıktan daha karmaşık, tüm evreni kendisinde hayranlık ve şaşkınlık uyandırtacak denli muhteşem, derin, çelişkili ve dinamik bir süreçle; zaman ve mekandaki algılama sınırları içinde tarihini inşa eden ve yazan varlık; hayat vereceği, büyüteceği ve geliştireceği umutlarının ütopyalarının uğruna türküler, destanlar, aşklar, savaşlar ve acılarla yoğurur kendini.

Kendisini kimi zaman gecede akıp giden bir yıldızda, kimi zaman bir çiçekte, kimi zaman bir aşkın gözlerinde, kimi zaman küçük şirin bir çocuğun o saf gülüşünde bulan varlık; kendisinde kaynaşmanın coşkusunu hissettiği an bir tohum gibi filizlenir. Engin, asi, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman coşkulu bir sevdayla kuşanır benliği.Bu istenç kimi zaman bir ağıt olur yürekte, özgürlük ve aşkın uğruna çığlık olur dillerde, bir türkü bir destandır bu çığlık ezelden beridir söylenip gelen.

Kimi anlarda zaman ve mekanın yargıcı, kimi anlarda gök kubbe altında kendisini tutsak hisseden varlık; aslında hem kendi kendisinin yargıcı hem de kendi kendisinin tutsağıdır. Ama bunu bilemez çoğu zaman, bildiği bir şey varsa o da; boynunda, şah damarının üstünde ölümcül bir soğuklukla şakırdayıp duran zincirlerin ağırlığı altında kopardığı çığlıktır.

Sadece dört duvar arasında ölümlü bir bedenin alıkoyulması mıdır tutsaklık? Oysa ezelden beridir içimizdeydi tutsaklık. Sadece elbisesini değiştirdi, kimi zaman kutsaldı kimi zaman modern oldu, şimdilerdeyse küresel.Oysa buna rağmen sürüp gitti çığlık, kimi zaman acıyla kimi zaman coşkuyla.Çünkü hala kendini bulmuş değildi, zaaflarının ve ölümlü nefsinin tutsağıydı.Çünkü gerçek,hala bir mum ışığı kadar güçsüzdü.Oysa gerçek, ölümlü ve umutsuz gözlerin göremeyeceği ve ona bakamayacağı ışık gibi varlığın içinde, özündeki anlamda saklıydı.

Arzulanan, gerçeğin çok ötesinde gibidir.Ve an gelir, arzu edilen ile olanaksızlıklar arasındaki derin uçurumun o soğuk ve acı gerçeği kendini hissettirir. Hayal kırıklığı ve umutsuzluk, henüz gerçeği bilememenin acısıdır. Olmak ve olmamak arasındaki bilinen yol ve erekler sanal bir yanıltmaca veya çocuksu bir alışkanlıktır belki. O halde gerçek nedir? Hayatı anlamlandıran şeyin özü nedir? Bu serzeniş özündeki tanrısallığı yitirmiş ve onu arzuyla arayan hiçliğin boşluğunda debelenen insanın serzenişidir.
Sevginin ve aşkın peşinde, zaman ve mekânın sınırları içinde hapsolan varlığının anlamını arayıp durursun. Çünkü varoluşundaki gizin yüce sevgi ve aşkta saklı olduğunu hissediyorsun .

Bireysel çaba ve olanaklar azimli, kararlı ve güçlü olsa da zaman ve mekanın yanıltıcı etkisinin dışında kalması çok zor gibi. Devinen ve yaşayanın, insan bilincine yansıması göreceli gibidir ama gerçeğin tek ve bu gerçeğin zamanın kesişen yanı ile çalişkisi bizde gizlidir!

Önünde gördüğün yolun tehlikelerini, avantajlarını, sınırlarını görüyorsun, yine de kendine ve gerçeğe yabancı olduğun hissi ve bu histen kaynaklı hiçlik ve ya boşluk ruhunda ve bilincinde ağırlığını hissettiriyor.

Elin kolun bağlı oysa, boşluk ve hiçlikte akıp giden zamanın şaşkınlık ve sarhoşluğu içindesin aslında. Mutluluğu gördün mü ki yaşadığın anda? Yoksa mutluluk için daha farklı bir yol ve bakış mı gerekli insana?
Bilinmeyen gerçek, henüz bir masal gibidir. Bu yüzden hep kaf dağının ardında gizlidir. Bir zamanlar, güneşin hiç batmadığı bereketli topraklar, eski şan ve cazibesini yitirdi. Bir çok uygarlıklar gelip geçti bereketli topraklardan. Hepsini de doyurdu, korudu, yer yurt oldu. Kim geldiyse kucağını cömertçe açtı. Belki de bu yüzden miskin ve uyuşuk nesiller yetişti bu topraklarda. Doğa ana her şeyi sunmuştu, aramaya ,çabalamaya gerek yoktu.İlk cennet düşlerini yarattı bereketli topraklar. Sonra ardından hüzünle anılan yitik cennetler anlatıldı bin bir gece masallarında.Babil, Nil, Mezopotamya, Atlantis,Hitit...Güneş eskisi gibi doğmayacak bu topraklarda ve kaybedilen göz tekrar yeniden aranacak. Bilgi doğallıkta, saflıkta, aşk ve sevgide gizlidir.

Her ölüm, derinliği ve soyluluğu oranında bir başlangıcı, yeni bir yaşamı da beraberinde getirir. Cenneti ararken sonsuzluğa giden üstad boşuna dememiş; “güneş de batarken sararır ve tekrar inip yeryüzüne, döneceğim size”.İşte burada umut, işte burada ışık.

Tanrıların ve kralların ülkesi yaşlandı artık, bereketli gövdesi sömürülmekten, yağmalanmaktan kurudu.Yaşlı toprakların çocukları ve torunları kayıp cenneti ve bilgisini yeniden aramak durumunda.


Cok güzel bir paylasim..................ben birseyler gercek üzeri yazicaktim,bu topici buldum...nedense önce hic kimse ne yazik ki görememis, cok güzel fikirler üreten bir konu....elinize.yüreginize saglik.............

Sahte olmayan hersey bence gercektir

Saygilarimla

Jilwan
30.09.2007, 16:42
Gercek bir cabanin sonucumudur?
Gercek bir yolun sonumudur?
Yanina gidilicek bir varligin yanimidir?
Yoksa varolusun ta kendisimidir?

Not:Alinti sorular :)

Saygilar

AlininEvi
30.09.2007, 19:31
somut ya da soyut varolan herşey gerçektir...

Seyduna
01.10.2007, 10:50
Gercek nedir, var olan mi sadece? O zaman var olmak ne demektir. Binlerce yildir Felsefe'nin bile temel sorunlarindan biri bu. Bence gercek, herkese ve herseye gore degisen bir gorelilik. Bir seyleri referans kabul etmezsek gercekle gercek olmayan arasinda tikanip kaliriz ve burdan birkac matrix filmi daha cikar :)

delidervis
01.10.2007, 17:05
su yüz derecede kaynar bu bir gercektir ama bu her yerde dogru degildir...

Jilwan
01.10.2007, 23:17
Selam

Gercek insanin bakis acisindan ibarettir!

Dinsel,siyasal........................

Saygilar

AlininEvi
01.10.2007, 23:42
Selam

Gercek insanin bakis acisindan ibarettir!

Dinsel,siyasal........................

Saygilar

o halde gerçek öznel bir kavram oluyor... yanılıyor muyum...

Örneğin dinsel açıdan bana göre gerçek olmayan sana göre gerçek olabilir...

Jilwan
01.10.2007, 23:55
o halde gerçek öznel bir kavram oluyor... yanılıyor muyum...

Örneğin dinsel açıdan bana göre gerçek olmayan sana göre gerçek olabilir...

selam

tabikii gercek dedigim gibi insan bakisina bagli olan birseydir, benim icin gercek olan sizin icin yalan olabilir....................sizin icin gercek olan birsey banada yalan olabilir................bunu simdi uzata biliriz.....büyük felsefeciler bunun tartismasini yillarca sürdürüyor....Örnek:marks icin gercek anlami kapitalizimde yalandir......................


Saygilar

vidal
02.10.2007, 00:01
her şey yalan ölüm gerçek

AlininEvi
02.10.2007, 00:03
selam

tabikii gercek dedigim gibi insan bakisina bagli olan birseydir, benim icin gercek olan sizin icin yalan olabilir....................sizin icin gercek olan birsey banada yalan olabilir................bunu simdi uzata biliriz.....büyük felsefeciler bunun tartismasini yillarca sürdürüyor....Örnek:marks icin gercek anlami kapitalizimde yalandir......................


Saygilar

doğru ve yalanı konusmuyoruz sanırım...

gerçek olan ve olmayanı konusyoruz...
bir şey düşünün ki.. size göre gerçekte var olsun... ama bana göre olmasın...

(bu arada 2 tane birbirine yakın mesleklere sahip kişilerin bu topic te birleşmesi pek iyi olmadı hele de konu felsefe ise... bu böyle gider:):):))

AlininEvi
02.10.2007, 00:05
her şey yalan ölüm gerçek

bana yalan olan bazı örnekler verirmisin...

Jilwan
02.10.2007, 00:10
doğru ve yalanı konusmuyoruz sanırım...

gerçek olan ve olmayanı konusyoruz...
bir şey düşünün ki.. size göre gerçekte var olsun... ama bana göre olmasın...

(bu arada 2 tane birbirine yakın mesleklere sahip kişilerin bu topic te birleşmesi pek iyi olmadı hele de konu felsefe ise... bu böyle gider:):):))

haha........

tabiiki yalani veya dogruyu konusmuyoruz....bunlar sadece örnek...
tamam:yine bir örnek:bir siyonist Israil icin kendi gerceklerini yasamak ister bir filistin ama karsi tarafta kendi gercekler altinda yasamak ister...
benim icin Israel insanliga meydan okuyor..bu benim gercek alayisim misal:D

Saygilar

AlininEvi
02.10.2007, 00:20
haha........

tabiiki yalani veya dogruyu konusmuyoruz....bunlar sadece örnek...
tamam:yine bir örnek:bir siyonist Israil icin kendi gerceklerini yasamak ister bir filistin ama karsi tarafta kendi gercekler altinda yasamak ister...
benim icin Israel insanliga meydan okuyor..bu benim gercek alayisim misal:D

Saygilar

israilin yaptığı zaten gerçekte varolan bişeydir... inkar eden yalan konusuyor demektir...:):)

ayrıca israilli biris bu durumu savunma mekanizmalarına başvurarak.. kendini haklı çıkartacak şekilde konusur ve düşünür... vatan millet diyerek....

ama herşeyden önce bi gerçek vardır ki... israil insanlığa meydan okuyor... bunu kimse inkar edemez.. ediyorsa yalan konusuyor ya da fazla bilgii yok veya savunma mekanizmaları kullanıyor demektir...

Jilwan
05.10.2007, 23:44
israilin yaptığı zaten gerçekte varolan bişeydir... inkar eden yalan konusuyor demektir...:):)

ayrıca israilli biris bu durumu savunma mekanizmalarına başvurarak.. kendini haklı çıkartacak şekilde konusur ve düşünür... vatan millet diyerek....

ama herşeyden önce bi gerçek vardır ki... israil insanlığa meydan okuyor... bunu kimse inkar edemez.. ediyorsa yalan konusuyor ya da fazla bilgii yok veya savunma mekanizmaları kullanıyor demektir...

sizin icin iyi bir dost, baskasi icin iyi bir düsman olabilir..............kisisel demistim ya.............:001_rolle :001_rolle


saygilar

AlininEvi
07.10.2007, 14:39
burada gerçeklerden çok çıkar söz konusu ama... burada gerçek o insanın içinde saklıdır... dostlarında ya da düşmanlarında değil...
dostlarına göre iyi... düşmanlarına göre kötü olması gerçeklik değildir... bir tutum tavırdır... önemli olan insanın içindeki amaçtır ve işte gerçek olan O' dur... Diğer insanların nasıl düşündüğü onun gerçekliğini ortaya koymaz...sadece bir yorumdan ibarettir...