Orijinalini görmek için tıklayınız : Yahudilerin Kuran Dersi


Zahir
20.06.2006, 11:06
Alemlerin Rabbi ALLAH, Kuranda Musaya vermiş olduğu kitapta Yahudileri büyük güce sahip kullarınca 2 defa bozguna uğratacağını sonra Yahudilerin büyük güce sahip bu kullarını yenme olanağı vereceğini söylemiştir. (İsra Suresi 4-5 inci ayetler)

Dikkat çekici olan özellik ise Dünyanın bir çok yerine dağılan, büyük katliamlar ve işkenceler gören Yahudilerin 1948 de Filistinde İsrail bayrağı altında tekrar bir araya gelmeleri. Daha bi dikkat çeken nokta ise; Arapları 1967 yılında 6 günde bozguna uğratan Yahudiler Sina Yarım adasında Ellerinde bir pankart taşıyıp Araplara Kuran dersi vermeleri. İşte Pankart ve İşe Taşıdıkları Ayet..

Bakara Sures, 249. ayetin son kısmı

"....Sayıca az nice bölük, ALLAH'ın izni ile kalabalık bölükleri yenmiştir. ALLAH Sabredeblerle beraberdir..."

Sizce Yahudiler Araplara Kurandan bir dersimi verdi??? Yoksa İsrail Devleti için Allahtan İzin mi almışlardı???

sertur
20.06.2006, 11:20
"Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun" (Maide Suresi, 82

Zahir
20.06.2006, 11:36
"Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun" (Maide Suresi, 82

Yazdığın ayetin tamamını yazalım.


"İnsanların arasında inananların en azılı düşmanı olarak Yahudileri ve müşrikleri bulacaksın. İnananlara sevgice en yakınları da "Biz Hıristiyanız," diyenleri bulursun. Çünkü onlar arasında büyüklük taslamayan papazlar ve rahipler var."

Şimdi slogan olarak attığın Maide suresinin 82. ayetinin ilk bölümü ile bizi ne anlatmak istiyosun? Açmış olduğum konu ile nasıl bir bağlantı kuralım? Benim anlatmak istediğim şeyi sen nasıl algıladın? Slogan ile nasıl bağlantı kurdun?

sertur
20.06.2006, 11:43
onlar yani yahudiler kurana inanmadıkları gibi kuranla alay eder biçimde bir pankart olarak kuran ayetlerini kullanıyorlar işte adamlar müslümanlarla dalga geçmiş

yukarıda tam olarak yazdığın ayette bu düşmanlığı Allah zaten bildirmiş bize

saygılar...

Zahir
20.06.2006, 11:46
Bak bu düşüncen daha iyi. Slogan atmana gerek yoktu. Yahudilerin ne olduğunu Rabbimizin bildirdiği ölçüde biliyoz. Ya Araplar onlar hakkında ne düşünüyon?

sertur
20.06.2006, 12:08
araplar tarihten günümüze hep bir karmaşa ve ikiyüzlülük politikasıyla yaşayagelmiş insanlar bu gün dünyanın neresinde olursa olsun hep kendilerini ön plana çıkarma arzusu içinde kendilerini üstün tutma islamiyet kendilerine gelmiş gibi bir sapkınlık içerisinde bulunan ehlikeyf bir millet olmuştu (asrı saadet dönemindekileri ayrı tutarsak) ve hala bu düşünce yapısındalar halbuki kuran tüm insanlığa gelmiştir Kuran Araplara indirilmiştir yanılgısı sürmektedir

İnkarcıların, insanları Kuran'dan koparmak ve uzaklaştırmak için öne sürdükleri hezeyanlardan biri de Kuran'ın sadece Araplar'a indirildiği ve Kuran'a uymaktan sorumlu olanın yalnızca Araplar olduğu iddiasıdır. Ancak Kuran'ı bir kez okumuş kimse bile böyle bir iddianın ne kadar saçma ve yersiz olduğunu rahatlıkla fark edecektir.

Hz. Muhammed'in tüm insanlığa gönderilmiş bir Peygamber olduğu ve Kuran hükümlerinden kıyamete kadar tüm insanların sorumlu olduğu pek çok ayette vurgulanmıştır. Bunlardan birkaçını burada vermemiz üstteki iddianın anlamsızlığını göstermek için yeterlidir:

Biz seni ancak bütün insanlığa bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)

De ki: Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (Peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnızca O'nundur. (A'raf Suresi, 158)

İnkarcılar, bilgisiz insanların kafalarını karıştırmak ve fitne çıkarmak için uydurdukları bu iddiayı aşağıdaki Kuran ayetine dayandırmaya çalışırlar:

Biz her elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (İbrahim Suresi, 4)

Ayet çok açıktır. Elçinin gönderildiği toplum hangi dili konuşuyorsa elçi de aynı dili konuşmaktadır. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. Ancak bu şekilde elçiler Allah'ın vahyini çevrelerindeki insanlara eksiksiz ve kusursuzca aktarabilirler. Bu sebeple elçiye vahyedilen kitap da elçinin ve kavminin dilinde gönderilmektedir. Bundan daha doğal bir şey olamaz.

Ancak inkarcılar her ne olursa olsun dine uymamak için bu tür bahaneler öne sürerler. Onların bu ters mantıkları Kuran'da, şöyle haber verilmiştir: Eğer biz onu Acemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, Acemi (Arapça olmayan bir dil)mi?" De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kuran), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir." (Fussilet Suresi, 44)

İlahi vahyin kusursuz ve eksiksiz olarak insanlığa aktarılması ayrıca dinin temellerinin sağlam olarak atılmasını güçleştirecek iletişim sorunlarının doğmaması açısından Peygamber, kavmi ve kitabı arasında böyle bir uyum olması zorunludur. Elbette ki bu durum başka kavimlere mensup kimselerin Kuran'dan sorumlu olmadıklarını göstermez. Kuran'ın anlamı her milletin kendi dilinde rahatlıkla tefsir edilebilir, açıklanabilir ve hükümleri anlaşılabilir. Nitekim öyle de olmuştur. Bu durum dinin öğrenilmesini ve uygulanmasını engelleyen bir durum değildir.

Zahir
20.06.2006, 13:22
Araplardan ziyade Kuranın evrenselliğinden bahsetmişsiniz.

cemalettin
20.06.2006, 14:06
[QUOTE=sertur]biz onu Acemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir ....
selam,
"acemi"yabancı anlamında kullanılıyor.
devrinin araplarında kendilerinden olmayan her kes acem olarak biliniyor.ister İranlı/Farisi olsun ister Türk veya Romalı.
Roma ülkesi de "rum"olarak algılanıyor,o zamanlarki Suriye dahil.
eskiden İranlı olan herkesin "acem"olarak adlandırılması hatta Azerilerin dahi,
bu eski arap deyişinden kaynaklanıyor sanırım.
devrimizde bir işin yabancısı olan kişi de acemi diye adlandırılıyor ya...

Hu

sertur
20.06.2006, 14:20
[QUOTE=sertur]biz onu Acemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir ....
selam,
"acemi"yabancı anlamında kullanılıyor.
devrinin araplarında kendilerinden olmayan her kes acem olarak biliniyor.ister İranlı/Farisi olsun ister Türk veya Romalı.
Roma ülkesi de "rum"olarak algılanıyor,o zamanlarki Suriye dahil.
eskiden İranlı olan herkesin "acem"olarak adlandırılması hatta Azerilerin dahi,
bu eski arap deyişinden kaynaklanıyor sanırım.
devrimizde bir işin yabancısı olan kişi de acemi diye adlandırılıyor ya...

Hu
sn. cemalettin açıklamanız için teşekür ederim

canugur
22.06.2006, 11:58
islamin tüm insdanlar icin oldugu söylemine karsilik, kitapli dinlerin icinde, her gelen, bir öncekinin iptalini neden belirtmemis dersiniz?

ilk ikisini birakin kenara, tüm dünya yönelik ise, en azindan kuran da, incilin iptali olmaliydi.
Kudüsten portekize yayilmis hristiyanlik alemi insanlarinin ise, kureys sivesi ile yazilmis bir din kitabini nasil ögrenip anlayacaklari ise icinden cikilmaz bir baska sorundur.

Medya yok, internet yok, telefon telgraf yok; kuranin, kuzey almanya köyerindeki hristiyan ya da dinsiz halklar tarafindan taninmasini ummak nasil bir düsünce yapisi biri bunu aciklayabilir mi?

Ya da yüzlerce yil bekleyip, bir gün islam, onlara anlatilacak mi?

Yalnizca peygamberlerin üstünlügünden; arkasindan yeni dinin digerlerine yasam sansi tanimadigindan dem vurur din kitaplari.
sonra da hepsi, tüm insaliga yönelik oldugunu beyhude iddia ederler.

sertur
22.06.2006, 12:04
islamin tüm insdanlar icin oldugu söylemine karsilik, kitapli dinlerin icinde, her gelen, bir öncekinin iptalini neden belirtmemis dersiniz?

ilk ikisini birakin kenara, tüm dünya yönelik ise, en azindan kuran da, incilin iptali olmaliydi.
Kudüsten portekize yayilmis hristiyanlik alemi insanlarinin ise, kureys sivesi ile yazilmis bir din kitabini nasil ögrenip anlayacaklari ise icinden cikilmaz bir baska sorundur.

Medya yok, internet yok, telefon telgraf yok; kuranin, kuzey almanya köyerindeki hristiyan ya da dinsiz halklar tarafindan taninmasini ummak nasil bir düsünce yapisi biri bunu aciklayabilir mi?

Ya da yüzlerce yil bekleyip, bir gün islam, onlara anlatilacak mi?

Yalnizca peygamberlerin üstünlügünden; arkasindan yeni dinin digerlerine yasam sansi tanimadigindan dem vurur din kitaplari.
sonra da hepsi, tüm insaliga yönelik oldugunu beyhude iddia ederler.

İslâm'ın evrensel mesajının "âfâk-ı âleme" intikal ettirilmesini, kitle iletişim araçlarına bağlamak -zannımca- doğru değildir. Çünkü yaklaşık bir asırlık mazisi olan bu araçlardan önce de İslâm vardı ve İslâm'ın mesajları, o günkü Müslümanlar tarafından dünyanın dört bir yanına götürülüyordu. Hususiyle, kendileriyle her zaman iftihar ettiğimiz bizim altın cedlerimiz, onu arızasız olarak her tarafa ulaştırabiliyordu.

Yalnız TV, radyo, gazete ve mecmualar yani yazılı ve görsel bütün unsurlarıyla medya, İslâm'ı tebliğ işine sürat kazandırabilir. Evet, Efendimiz'in mucizevî beyanıyla ifade ettiği "tekârüb-ü zaman ve tekârüb-ü mekân"ın yaşanmasına ve böylece dünyanın küçük bir köy haline gelmesine vesile olabilir bu araçlar. Nitekim olmuştur da. Günümüzde bir taraftan dünya küçülürken diğer yandan da zamanın hızı aşılmaya çalışılmaktadır. Evet, insanlar duygu ve düşüncelerini bu vasıtalarla çok daha rahat ve kolay bir biçimde intikal ettirebilmektedirler. İnşâallah, mükellefiyet olarak Rabbimizin üzerimize yüklediği İslâm'ı tebliğ vazifesini bu araçlardan istifade ile bizler de yerine getirebilir ve bu sürat çağına bizler de bir şeyler fısıldayabiliriz.

Ancak burada ayrı bir hususa temasda yarar görüyorum. Gerçi bu husus, soruda doğrudan doğruya ifade edilmiş olmasa da, dolaylı yoldan soruyla irtibatı olduğu için, bence önemlidir ve üzerinde ne kadar konuşulsa israf-ı kelam edilmemiş olur.

Evet bu araçlar, İslâm'ı tebliğ işini kolaylaştırma ve hızlandırmanın yanında, onu temsil işinde yeterli sayılmazlar. Zira İslâmî mesajın, duyguların, düşüncelerin ifade edilmesinde temsil daima tebliğin önünde olagelmiştir. İslâm tarihi boyunca bu, hep öyle olduğu gibi bundan sonra da öyle olmaya devam edecektir. Evet, 14 asırlık İslâm tarihinin kritiğini yapanlar ve Efendimiz'in (sav) hayatına siyer felsefesi açısından yaklaşanlar, İslâm'ı temsil üzerinde çok durmuş, hatta İnsanlığın İftihar Tablosu'ndan sonra İslâm'ın o denli seviyeli olmayışını da hep temsil eksikliğinde görmüşlerdir.

İsterseniz soruda olmamasına rağmen işaret ettiğimiz bu hususu biraz daha açalım: Allah Rasûlü'nün temsil hüviyeti dikkatle incelenmeye değer bir husustur. O, bir Batılının da ifade ettiği gibi, başladığı perdede işi bitirmiştir. 23 senelik peygamberlik hayatında şartların olabildiğine değişmesi, onda her hangi bir değişiklik meydana getirmemiş, getirememiştir. Yaşamadığı şeyi söylememiş, aksine hep yaşadıklarını seslendirmiştir. Öyle ki, dost-düşman O'nu yaşadığı hayatı ile tanımış ve yaşadığı hayatı ile kabul etmiştir. Ayrıca O'ndan hayatın, fıtratın, kâinatın cârî kanunlarına ters bir şey sâdır olmamıştır. O'nu takip eden dönemlerde de, Hulefa-i Râşidin hariç, Osmanlılara kadar bu meseleyi iyi anlayan ve anladığını hayata tatbik eden bir başka millet çıkmamıştır. Onun için bu meselenin farkında olan niceleri Osmanlıları hep takdirle yâd eder. Meselâ Muhyiddin İbn-i Arabî, "Şecere-i Numaniye"sinde diyor ki, Sahabe-i Kiram'dan sonra, Allah'ın muradını en iyi şekilde yerine getiren Osmanlılardır." Evet, Osmanlı bizim şimdilerde hecelemeye başladığımız müsamaha, tolerans, diyalog... vs'yi devlet çapında en mükemmel şekilde temsil ediyordu ve bu engin ufukla, Hıristiyan ve Yahudilere varıncaya kadar hemen herkese mesajını rahatlıkla sunabiliyordu. Bakın; Osmanlı'nın yıkılışının ardından onca yıl geçmiş; ama biz bütün dünya ile beraber hâlâ Osmanlı diyoruz. Sırpların zulmü ile ezilen Boşnaklar Osmanlı diyor.. ekonomik, siyasî, kültürel emperyalizme maruz kalan Kuzey Afrika ülkeleri Osmanlı diyor.. Orta Doğu bir türlü durma bilmeyen anarşik hadiselerin diliyle Osmanlı diyor.. hasılı eski Osmanlı coğrafyasında bulunan hemen her ülke, şimdilerde hep onu telaffuz ediyor. Hatta bugün, "yeni dünya düzeni" deyip vizyona koydukları oyunun altında kalan ve bir türlü çıkış yolları bulamayan bütün Batı dünyası da Osmanlı demektedir. Demek ki Osmanlılar, emperyalist düşüncelere girmemiş, o ülke insanlarına karşı asimile faaliyetlerinde bulunmamış, soykırım yapmamış ve İslâm'ın ruhunu çok iyi kavrayarak, onu öyle mükemmel temsil etmişler ki, dünyanın değişik bölgelerinde halen aranan insanlar konumunda bulunuyorlar.

Biz geçmişte engin bir Müslümanlık yaşamışız. Yani İslâm'ın yoruma açık yönlerini fıtratla uyum içinde öyle bir yorumlamışız ki, Asr-ı Saâdet'ten bu yana bizim gibi başka bir millet çıkmamış. Hadiste, fıkıhta, tefsirde, kelamda yetiştirdiğimiz dâhî imamlar sayesinde hep farklı olabilmiş ve hep farklı kalabilmişiz. Öyle ki, Buharî'ler, Müslim'ler, Tirmizî'lerden tutun Ebu Hanife'lere varıncaya kadar, bütün insanlığı kucaklayan bir anlayışın alperenleri hep bizden çıkmış.

İnsan, bu hususun ehemmiyetini, yurt dışına çıkıp, teferruata ait kavgaların verildiğini görünce veya haşîn, sert, katı, bağnaz bir kısım tipleri müşahede edince daha iyi anlıyor. Onun için ben, bazı kesimlerce tenkit edileceği ihtimalini de nazara alarak Türklerin yorumladığı mânâda, o enginlikte bir anlayışa "Bizim Müslümanlığımız" demekte bir beis görmedim ve görmüyorum. Elbetteki, bu düşünceye, İslâm'ın evrenselliğine toz kondurabilir, gölge düşürebilir diye itiraz edenler çıkacaktır. Tekrar ediyorum; bana göre, "İslâm'ın yoruma açık yönlerini evrenselliğe en uygun olarak sadece milletimiz yorumlamıştır" düşüncesi mübalağa olmasa gerek. Evet bizde, Mısır'da, Hindistan'da, Suud'da yetişen âlimler ölçüsünde âlim yetişmemiş olabilir. Ama onun bayraktarlığını yapma bu millete nasip olmuştur. Tabiî ki bu da baskıcı ve dayatmacı bir zihniyetle değil, müsamaha, af, tolerans ve diyalog yolları ile milletlerin gönlüne girmekle gerçekleşmiştir. Bu itibarla da, "Müslümanlık bu ise, hepimiz Müslümanız" demiştir pek çokları.

Şimdi, günümüzün aydın nesilleri, ahirzaman kudsîleri bu dâvâyı İnsanlığın İftihar Tablosu, O'nun Raşid Halifeleri ya da Osmanlılar ölçüsünde temsil ederek, bu uğurda kitle iletişim araçlarını da rantabl kullanabilirlerse, bütün insanlığa Müslümanlık adına söylenmesi gerekli olan şeyleri bir kere daha söyletmiş olacaklardır.

Şahsen ben, bu konuda fevkalâde ümitvârım. İslâm dünyasının büyük mütefekkiri, Mâlik b. Nebi'nin "Eğer İslâm dünyasının batısında Türk toplumu olmasaydı, bugün İslâm dünyası yoktu" diye tebcil ettiği o kutlu neslin torunlarının, bu işi yapacaklarına inancım tamdır. Daha şimdiden bu nesil, değişik kültürlerin birleşmesine ve bir kültür bulamacının meydana gelmesine vesile olacak adımları attı bile.. attı ve Küçük Asya ile Büyük Asya'nın birleşmesinin altyapılarını hazırladı. Evet, iktisadî, sınaî, idarî, ticarî, siyasî, askerî ... hemen her alanda büyümemizin, sebepler planında garantisi olan faaliyetleri bu kutsiler kadrosu gerçekleştirme yolundadır. Bunlar, tâ Moğolistan'a varıncaya kadar bütün Orta Asya'da olduğu gibi, Avrupa'nın hemen her ülkesinde, Amerika'nın çeşitli eyaletlerinde, Afrika'nın bazı bölgelerinde okullar açmışlar ve hatta şimdilerde, Yeni Zelanda, Kuzey Kore, Güney Amerika ve Çin'in kapılarını zorlamaktadırlar. Evet bu çağın kutsileri dünyanın dört bir yanına dağılarak insanî normlar üstünde bir fevkalâdelikle vazifelerini yapıyorlar. Öyle ki, kendi duygu, kendi düşünce atkıları üzerinde, bütün insanlık tarafından kabul görecek bir dantela örüyorlar ve insanlığa yeni bir kültür anlayışı sunuyorlar. Bu arada, kitle iletişim araçları da -inşâallah- bu işe hız kazandıracaktır. Ama, kat'iyen unutmayalım ki, evvel ve âhir bu iş, gücünü İslâm'ı temsilden alacaktır.

canugur
22.06.2006, 13:08
Bir de, Kuran´da, 69 kez Musa ismi gecmesi cok dikkat cekici geldi bana....
saygilar