Orijinalini görmek için tıklayınız : İlk Alevİler Kİmlerdİr. ( Yazi Dİzİsİ)


Ensar
23.06.2006, 21:26
Aleviliğin ortaya çıkış her zaman tartışma konusu olmuştur aleviler-şiiler Aleviliğin çıkış noktasının Resulullahın Hz. Ali sevgisinden kaynaklandığını iddia ederken ehli sünnet kesimi ise Abdullah ibni sebe adında bir Yahudi dönme tarafından Hz. Ali’nin halife olması ve Müslümanların onun taraftarı olması gerektiği iddiaları sonucu ortaya çıktığını iddia ederler şimdi bu konuda kesin bir yargıya varabilmek için “Gökyüzünde yıldız gibidirler onlara uyan sapıtmaz” denilen Sahabe-i Resulullah’ın (S.a. ve ehlibeytihi ve selem) en sadık sahabelerinin bu konudaki yaklaşımlarını ve onların Alevilikle örtüşen davranışlarının ışığında İlk Alevilerin kim olduklarını bulmaya çalışalım.

Önemli not : Bu yazılarda sadece ve sadece ehli sünnet büyüklerinin eserlerinden alıntılar yapılmış hiçbir şii alimin eserinden alıntı yapılmamıştır……

SELMAN-I FARİSİ

Selman Farisi hazretlerinin İslam tarihindeki yeri tartışmasız yüksektir. Onun üstün nitalikleri her iki kesim tarafından onaylanmıştır. Onun hakkında hz. Peygamberin ünlü hadisi yaygındır. “Selman, bizim Ehli-beyttendir”..Bu hadisi İbni Sad (tabakat) kitabında 4/83’te, ibni Hişam (siyret) kitabında 3/78’de, Hayrettin Zerkeli (Alam ) kitabında 3/112 ne (ELmücid) sözlük kitabının Ansiklopedi bölümünde (selman) maddesinde ve daha bir çok kitaplarda yazılmıştır. İbni Abdilber (istiap) kitabında (Selman) maddesinde şöyle bir hadis yazıyor… :” Allahu teala sebdiği dört kişiyi sevmem için bana emir verdi, onlar Ali, Selman, Mikdat ve Ebuzer’dir” der….Bu hadisi şerifi Ebu Naim (hilye) kitabında 1/190 da yine yazmıştır ve daha sonra şu şekilde bir hadis yazıyo: cennet dört kişiyi özlemiştir: “Ali, Mikdat, Ammar ve Selman”… Yine (İstiap)kitabında 2/59 da şöyle bir hadis var: “Din yıldızlarda olsaydı Selman yine kavuşurdu”.. Kitabın aynı sayfasında : HZ. Ali’ye Selmanı sormuşlar, demişki: “Selman ilmin ilk ve sonun öğrendi. Kurumayan bir deryadır . O bizim Ehli-beyttendir”…. Selman hazretlerinin faziletleri tartışılmaz bir gerçektir. İbni ebil hadid Şerh kitabında 2/131 de Ebu Bekir Cevheri’nin (Sekiyfe) kitabından aldığı şöyle bir rivayet var: “ Selman ve medine’li ansarlar Peygamberden sonra Ali’ye biat etmek istiyorlardı. Ebubekir’e biat edilince Selman: yaşlıyı buldunuz ama, Peygamberin ehlibeytini dışladınız, onlara verseydiniz size iki kişi muhalif çıkmaz ve hilafetin hayrını görürdünüz” dedi… Bir de “ensabül eşraf) kitabında 1/59 da Ebubekire biat edilince Selman Farisi hazretleri Farsça olarak şöyle demiş: “Gerdaz ve na gerdaz” Bu sözcüklerin anlamı şöyleymiş: “Yaptınız ama yapamadınız” Sonra Arapça olarak eklemiş: “Ali’ye biat etselerdi üstlerinden ve ayaklarından bereketler fışkırırdı”….
Bundan anlaşılıyor ki, Selman Farisi hazretleri Alevi idi hem de İlk Alevilerin başı sayılırdı. Ancak yalnız Sakiyfe de kendini gösterebilirdi. Allahu Teala onu eğer Şura’ya kadar yaşatsaydı elbette daha büyük rolu olacaktı….

MİKDAT BİN ESVED
Mikdat: Mikdat bin Amru, Kinde kabilesindendir. Tüm tarihçilerin sözbirliğiyle islamınını ilan eden ilk yedi kişiden biridir. Bedir, Uhud, Hendek ve bütün İslam savaşlarında bulunmuş sayılı savaşçılarındandır. Bedir savaşında bütün İslam askerleri yaya idi yalnız kendisi atlıydı. İşte onun için “Allah yolunda ilk at koşturan Mikdat’tır” denildi. İbni Sad (tabakat) kitabında 3/162 de Tarık bin Abdullah adında bir sahabe şöyle diyor: “ ben Mikdat’ın bir faziletine tanık oldum, o benim olsa tüm dünya malına değişmezdim. Şöyle, hz. Peygamber düşmanların karşı durumlarından yakınırken kendisi “ Ey Allahın peygamberi” dedi, “ biz sana İsrailoğulları hz. Musa’ya dedikleri gibi: Sen Allah’la beraber git savaş, biz burada oturuyoruz” demeyiz. Biz istediğin savaşta sağında, solunda, önünde, arkanda her an çarpışmaya hazırız” dedi ve hz. Peygamberin güldüğünü fark ettim. Yine (Tabakat) kitabında olduğu gibi İbni Hacer Askalani (İsabe) kitabında İbni Abdilber( istiap) kitabında ve Mikdat’ın tercümesi bulunan her kitapta şu ünlü ortak hadis vardır “Allah bana dört kişiyi sevmemi emretti” ve Mikdat’ı da sayıyor….uzun lafın kısası, tüm tarihi biyografi kitaplarında Mikdat için en ufak bir leke kesinlikle yoktur. Mikdat hazretleri yine Alevi ve dediğim gibi ilk Alevilerdendi.
Mikdat 33 hicri yılında vefat etti (Şura) olayını yaşamış ve orada Aleviliğini ilan etmişti. İbnül-esir tarihinde 3/37 de Ömer’in Şura olayıyla ilgili bölümde şöyle yazıyor: Altılardan, hakkından feragat edip hakem görevini üstlenen A(b)durrahman Bin Avf, Muhacirin ve Ensarın ileri gelenlerini topladı, onların fikrini almak istedi… Ammar bin Yasir, “Müslümanlar arasında ihtilaf çıkmamasını istiyorsan Ali’ye biat et” dedi….. Mikdat “Ammar doğru söyledi, Ali’ye biat edersen hepimiz kabul ederiz” dedi… Buy arada Abdullah bin ebi Serh: Osman’a biat edersen kabul ederiz”, dedi. Abdullah bin rebia “ doğru söyledin” diye ibni Ebi Serh’i onayladı. O zaman Ammar kendisine “ Sen ne zaman İslam dostu oldun” diyerek tersledi.. Bu sefer Haşimilerle, Emeviler arasında söz düellosu oldu, Sad bin Ebi vakkas ki O da osmanı isteyen Kureyşlilerden, fırsatı değerlendirmek için A(b)durrahman’a “Bir an önce bitir fitne büyümesin” dedi… Osman’a biat edildikten sonra Ammar dedi ki: “Ey İnsanlar: Cenabı Allah peygamberi bize ihsan etti, diniyle bizi güçlendirdi. Siz bu hilafeti Peygamberin Ehlibeytinden neden çıkardınız? O zaman Mahzum kabilesinden biri “ Ey Ammar haddini bil, sen kureyşin işine neden karşıyorsun? Dedi. Mikdat A(b)durrahman’a “Ey Abdurrahman” dedi “ Allah’a yemin ederim ki, sen öyle adamdan yüz çevirdin ki o hakka göre hareket eden ve hakkı koruyandır” ve sonra şunları ekledi. Ben burada Ehli-beyt’e yapılan haksızlık kadar büyük haksızlık görmedim. Kureyş ne yapıyor? Öyle bir adamı dışladılar ki, hayatımda ondan daha bilgili, onun kadar hakkın yanında olan kimse bilmiyorum Allah’a yemin ederim ki bu iş için adam bulsam………”


KAYNAK; gölgesiz ışıklar serisi. 3. cilt (mezhepte aleviler)


DEVAM EDECEK............................

Şah-Mat
23.06.2006, 22:02
Merhaba panteon..,

Öncelikle konu için tşk.ederim..Hepsini birden yayınlamamanız daha güzel.:)

Yaf şu hadislerle hikaya anlatımı ne zaman bitecek bilmiyorum...hehe:)

Öncelikle ilk Aleviler..;

İçerisinde Miktadı ilk defa duydum.....kendisi hakkında fazla bir bilgim yok.Ayrıca bu şahısların bizden bir farkıda yok onuda eklemek isterim.Onlarda insan bizde insanız..Zaman ve mekan gibi durumlarından dolayı EHLİBEYTe bağlı olan kişilerdir bu insanlar...Sadece onların yolundan dönmemişlerdir.

Yani şunu vurgulamak isterim..ben kendi adıma ..bu insaları ilahlaştırmaya gerek yok..Değerli insalardır o kadar...(konu dışı ama sadece bilgi olsun)

Bildiğim kadarıylan..İlk alevilerde..

-Veysel Karani..de var.


Sıffın savaşında HZ.ALİ'nin yanında yer almıştır..Bu tür rivayetlerde var.Sanırım yavaş yavaş eklediğinizden herhalde onunda var olduğunu düşünüyorum.Bilmiyorum var mı (?) Ehli sünnet kaynaklarına göre anlatım yaptığınızdan büyük birt ihtimal herhalde yoktur..hehe:)

Şimdilik bu kadar...bilgi için saollun.

Ensar
23.06.2006, 22:36
sevgili dostum, sünni kaynakların temel alınması sebebi o kaynaklara olan aşkımızdan değil, bizleri yahudi dönmesi bir adamın takipçileri ilan eden zihniyete kendi eserlerinden bunun böyle olmadığını kanıtlamak içindir.

ikincisi değerli kardeşim: bizim bu insanları ilahlaştırdığımız yok, ama; Peygamberimizin 100.000 den fazla sahabesi arasında sadece 30 yakın kişinin hakkı ikrar etmesi ve onların alevilik inancının temelini oluşturmuş olmaları tabii ki bizim açımızdan çok önemlidir ve hatta önemli olmak zorundadır. Bizi sapkın ilan eden kesimin tek dayanağı olan, peygamberi gören sahabeler teorisi iken. bizim önderlerimiz olanlar peygamberin sevip saydığı ve övdüğü sahabelerken neden onları hakkettikleri eyer koyup, gençlerimize inancımızın kökenini hakikatiyle öğretmeyelim?

Mikdat bin esved el kindi tabii ki hz. Ali'nin en yakın dostlarından ve yarenlerindendir...


Veysel karani hz.leri hakkında fazla bir bilgim yok ve maalesef bu yazı dizisnde bu güzide insan hakkında bir açıklamada yok.
üzgünüm...

Şah-Mat
23.06.2006, 22:56
Merhabalar..., :)

sevgili dostum, sünni kaynakların temel alınması sebebi o kaynaklara olan aşkımızdan değil, bizleri yahudi dönmesi bir adamın takipçileri ilan eden zihniyete kendi eserlerinden bunun böyle olmadığını kanıtlamak içindir.

Anladım...kendi eserleriyle bunların doğruluğunu kendilerine sunup ..

Gerçeği görmelerini istemeniz..Tabii ki doğrudur..Ama ;

Değerli Penteon..sizde biliyorsunuz ki..hasidler çok fazla..Çoğuda sonradan yazılmadır.Bunları zaten siz biliyorsunuz.Demek istediğim bu gösterdiğiniz kaynaklara ek olarak gene hadis öne sürülüp çürütülmeye çalışmak istemeleridir.Yani tam bir doğru ortada yok..Yarın başka birisi yok efendim böyle bir şey diyecektir..hehe;=) Yani oda başka hadislerle bunların yalan olduğunu ve söylemediğini idda edecektir..Çok gördüm ondan dolayı..;)



ikincisi değerli kardeşim: bizim bu insanları ilahlaştırdığımız yok, ama; Peygamberimizin 100.000 den fazla sahabesi arasında sadece 30 yakın kişinin hakkı ikrar etmesi ve onların alevilik inancının temelini oluşturmuş olmaları tabii ki bizim açımızdan çok önemlidir ve hatta önemli olmak zorundadır. Bizi sapkın ilan eden kesimin tek dayanağı olan, peygamberi gören sahabeler teorisi iken. bizim önderlerimiz olanlar peygamberin sevip saydığı ve övdüğü sahabelerken neden onları hakkettikleri eyer koyup, gençlerimize inancımızın kökenini hakikatiyle öğretmeyelim?

Biliyorum..ben sadece bizlerin insan olduğunu ve onlar gibi bir canlı olduğunu söyledim.Sahabeler arasında örnek vermek gerekirse en basidinden CEMAL olayındaki 2 önemli şahsiyet vardır.Hz.Ali bunları vaz geçirmek ve elinden geleni yapya çalıştıysada sadece ZUBEYRi geri çevirebildi..Zubeyr savaş meydanında değildi..Ancak;onuda başkası öldürmüştü..Bu 2 önemli şahsiyet sizde biliyorzunu Talha Tulha Ve Zubeyrdir.. Bu gelişmelerin olması tabii ki siyasetinde araya girmesi ile olmuştur.Bildiğimzi gibi bu 2 şahsiyet Basra ve KUfe valiliklerini kendilerine verileceklerini düşünmüşlerdi.Ama şte, o HZ.ALİ yönetimiyle ve insanlığıyla HAK edeni ve akrabalarınada diğer insanlar gibi değer vermesi ile ün kazanmıştır.Mesala ; Abisi AKİLe nasıl davrandığını bilirsiniz belki..Aklin şu sözü meşhurdur..Muaviye onu kendi yanına çekmek istemiştir Ve her neyse sonunda akil şunu söylemiştir.." Bu altınlar çok değerli ama genede ALİNİN bana verdiği öğüdün fiyatı etmez" Neydi acapa o öğüt..:)


Tabii onun bu yönetimi başka insanlara koz sağladı.Çünkü;her kesimi eşit gören ..Dine yeni girmiş olan birisiyle diğerine Beytül maldan (Devlet hazinesinden) aynı maaşı vermesi ..hiç bir fark gözetmeden yönetmeye kalkışması...bazılarının Hz.somanın kanını istiyoruz diyerek ayaklaması ve insanlara adil ve eşit davranması bazılarının çekememesine sepep olmuştur.Bu yüzden "adil olan halifenin (Hz.Ali) belini bükmek için çalışmalara " Umreye gidiyoruz diyerek başlattmışlardı...vs devamını sizde biliyorsunuz..Yani bu tür hadislerin yaşanması geçmişte tabii ki kötü ve acıdır.Ama işte,İslam için ve Hz.Muhammedin "kuran ve ehlibeyt ikizdir" demesini unutan bu halk HZ.ALİ'yi çıkarlar,menfaatler yüzünden ne yazık ki terk edip yanlız bıraktı..Sonrasında BASRAYA saldırmalar ve HZ.ALiden buranın istenmesiş gibi sorunlar baş göstermesiyle mecburen hiç olmayan CEMEL DEVE olayı yaşandı....tabii ki gelişmeler daha çok derin...fazla girmeden burada kesiyorum.

Tabii ki gençlerimiz bu konuda fazla bir bilgiyesa sahip değildir.Yazı için tşk.ederim.Fazla bir bilgim olmadığından önemli noktalar varsada değinemiyorum..Ama benim her zaman söylediğim bir şey vardır..HADİSLERE karşı HADİSLERLE cevap verme ..hep olmuştur....;=)


Veysel karani hz.leri hakkında fazla bir bilgim yok ve maalesef bu yazı dizisnde bu güzide insan hakkında bir açıklamada yok.
üzgünüm...

Değerli Panteon..,

Veyel karani bildiğiniz gibi..çok değerli bir insandır.Bu insan hadiselerde anlatılır..Ömer ve Alinin bu değerli zatı görmeye gittiklerinide anlatırlar..Tabii benim bu anlatıklarımda ehli sünnet kaynaklarıyla olanıdır.Yani PEYGAMBER efendimiz Vefat ettikten sonra..O üzerindeki yeleği sözüm ona Veysel karaniye verilmesini istemiş..Şuan zaman darlığım olduğundan gerekli kaynağı aktaramayacağım..Ama kendisini hayatını incelediğimizde HZ.ALİ döneminde halen yaşadığı ve HZ.ALİ ye SIFFIN Savaşı sırasında onun safına geçerek ŞEHİT düşütüğünü söylerler...Ne kadar doğrudur bilemem..Yani kendisinin HZ.ALİ'nin safına geçmesi insanlar tarafından ve HZ.ALİ'ninde kendisine gerçekten saygı duyması ve sevmesi onun EHLİBEYT YANLISI olması nedeniyle ALEVİ kabul edilmektedir....


Bu arada Hz.ALi'ye gene bağlılığıyla tanınan...

Asli Cündep ve Malik eşter acapa Alevi olarak görül müyor mu ..?

Aynı zamanda Ebubekirin oğlu..Muhammed

Hz.ALi'nin yanında büyümüştür....Hz.alinin yanında büyüen birisinin ne kadar önemli birisinide siz düşünün..bu insanlarında yer almasını beklerdim..İnşşallah onlarada yer vardır..:)


Şimdilik bu kadar...sevgilerimle.

Ensar
23.06.2006, 23:34
Anladım...kendi eserleriyle bunların doğruluğunu kendilerine sunup ..

Gerçeği görmelerini istemeniz..Tabii ki doğrudur..Ama ;

Değerli Penteon..sizde biliyorsunuz ki..hasidler çok fazla..Çoğuda sonradan yazılmadır.Bunları zaten siz biliyorsunuz.Demek istediğim bu gösterdiğiniz kaynaklara ek olarak gene hadis öne sürülüp çürütülmeye çalışmak istemeleridir.Yani tam bir doğru ortada yok..Yarın başka birisi yok efendim böyle bir şey diyecektir..hehe;=) Yani oda başka hadislerle bunların yalan olduğunu ve söylemediğini idda edecektir..Çok gördüm ondan dolayı..;)
Sevgili dostum onların hadislerinin birbirlerini yalanlaması ayrı bir konudur bizim zararımıza değil aksine yararımızadır.

varsın onlar yalan desinler biz de bunlar sizin kaynaklarınızıdr yalansa şayet sizin, bizim açımızdan rağbet görmeyen sahabeleriniz hakkında da söyledikleriniz yalandır diyebiliriz. Onlar zaten bunu bildiklerinden bunlara yalandır diyemezler..

saygılar..

Ensar
24.06.2006, 12:33
EBUZER ELGİFFARİEbuzer Guffari: Ebuzer, islamı ilk kabul edenlerdendir. Onun sahabeler arasındaki yeri bellidir.<Peygamberin yanında tertemiz bir sohbetle onur kazananlardandır. İbni hacer Askalani< (İsabe) kitabında 4/63 te şöyle diyor: “Hz. Peygamber Ebuzer’i gördüğü zaman onunla ilgilenir, görmediği zamanlarda kendisini sorardı.”. Aynı Cilt 64 te şu ünlü hadisi yazıyor, Hz. Peygamber “ne göklerin altında ne de yerin üstünde Ebuzer’dan daha dürüst bir insan yoktur”. Bu hadis o kadar yaygındır ki, tüm tarih ve ansiklopedi kitaplarında yazılmıştır.. Hz. Peygamberin kendisine karşı sevgi ve ilgilenme derecesini belirleyen şu rivayet yine aynı kitap ve aynı sayfada diyor ki: Peygamber hazretleri Tebük seferine çıktığı zaman şiddetli sıcaklar vardı. Bu yüzden imanı zayıf olanların çoğu katılmadı… Sahabeler “ ya resulullah filan, filan, gelmedi” dedikleri zaman “ Bırakın onda hayır varsa gelir, yoksa ondan kurtulmuş olursunuz” derdi…. Ebuzer geride kalmıştı, zira bindiği deve zayıftı kafileye yetişemedi. Sonra ondan ümidi kesmiş üzerindeki eşyalarını sırtına almış ve yola düşmüştü. Sahabelerden birisi “ya Resulullah” dedi: “ Uzaktan yayan oalarak birisi geliyor” dedi. Hz. Peygamber “İnşallah Ebuzer” dedi, yaklaşınca “evet ebuzer” dediler. Hakkında hadis bulunan aklayıcı, övücü, temiz, lekesiz ilk alevi olan Ebuzer yine guffari idi..YALANCILARIN UYDURDUKLARINA GÖRE BİR YAHUDİ PARÇASINDAN ETKİLENEREK DEĞİL, HZ. PEYGAMBERİN UYARMA VE ARACILIĞIYLA ALEVİ OLDU..Ebuzer İbni Ebil hadit şerh kitabında 2/261 de Ebu rafi’in şöyle bir rivayeti var: “Ebuzer’i görmek için Osman tarafından sürgün edildiği (Rebeze’ye) kadar geldi yanımda başka adamlar vardı, bize dedi ki: Bir kargaşalık olacak. Siz o zaman Ali bin Ebi talip yanında olun yolundan ayrılmayın, Çünkü hz. Peygamber’in ona şöyle söylediğini işittim: Ey Ali bana ilk inanan iman eden sensin, kıyamet gününde benimle ilk buluşan sensin, büyük Sıddık sensin hak ile batıl arasında ayırd eden Faruk sensin , müminlerin emiri sensin, mal ise kafirlerin emiridir , sen kardeşim vezirim, benden sonra en üstün olan sensin, borcu mu ödersin, verdiğim sözleri yerine getirirsin”… Uzun lafın kısası , yine peygamberin sayılı sahabelerinden olan bu zat Ali’nin dostlarından olmakla yine ilk Alevilerdendi…

AMMAR BİN YASİR
Ammar bin Yasir: Yine ilk Müslümanlardan olan Ammar bin yasir tüm İslam tarihçileri tarafından övgüler kazanan bir zattır…Düşmanları bile onun dokunulmazlığını zedeleyecek bir şeyler söylemeye cesaret edemediler. Aişe “ Ammar’dan başka herkesi eleştirebilirim”demişti..
İbni hacer (İsabe) kitabında 3/512 de diyor ki: halit ibnül velit bir gün Ammar’la çekişti ve kendisine ağır şeyler söyledi.. Ammar halid’i hz. Peygambere şikayet etti, Halit gelince başını kaldırıp ona baktı ve “Ammarın düşmanı, Allahın düşmanıdır Ammardan kim nefret ederse Allah eder” dedi… Aynı sayfada başka bir hadis var şöyle “Ammar aktır, Aklanmıştır; iliklerine kadar iman doludur…” (Ammar hakkında bunlara benzer çok hadisler var ve bütün bunlardan sonra şu ünlü hadis yeter.. Peygamber şöyle demiş: “ Ammar’ı Zalim gurup öldürecek” ..
Bu hadisi Ammarın ismiyle beraber hemen hemen her yerde okumak mümkün, zira her iki grup tarafından rivayet edilen çok yaygın bir hadistir..
Şimdi Ammar bin Yasir’i tanıtlarken Alevi olduğunu kanıtlamış olduk.. onun Alevi olduğuna en büyük kanıt Sıffın savaşında Ali’nin yanında şehit olmasıdır. Fakat utanmazlar, Peygamberimizin sevgili sahabesi olan bu temiz ve dürüst adamın Yahudi Abdullah bin sebe’nin kışkırtmasıyla fitneye karıştığını iddia ederler. Onlar uydurmalarını sürdürsünler biz diğer Alevi öndelerini tanıyalım..


DEVAM EDECEK............

kiymetsiz
24.06.2006, 12:54
Hakkın yolunun yolcuları la demeden illa denmez.yokluk kapısının kapıcısı Alliyydir .bu kapıdan geçmeyen Hakka vasıl olamaz.ALİ GİBİ OLMAYAN ,alevi hiç olamaz.mümkün değil.razı olan ve olunan olmak şart

Serkan_Devrim
24.06.2006, 17:01
paylaşım için teşekkürler abi. bu şahıslar hz Ali nin hilafeti konusunda ki mevcut halifelere muhalefetleri ile aleviliklerini ortaya koymuşlardır.

lion12
25.06.2006, 12:39
Sünni kaynaklar bizleri karalamak adına tabi ki de yapacaklardır bunu...Anca laf atacaklar karalayacaklar akıllarınca...

Ensar
25.06.2006, 12:46
Evet Ali ekber kardeşim.

Bu güzide sahabelerin Hilafet konusundaki tavılrarı Aleviliğin temelini atan davranış olmuştur.




HUZEYFE İBNUL YEMANİ:
Huzeyfel ibnul yemen (aps) Kabilesinden olup bir antlaşma gereğince ansar kabilelerinden olan Eşheli’lere katılan bir aileden gelmiştir İbni Abdilber (İstiap) kitabında ve ibni Hacer Askalani (İsabe) kitabında Huzeyfe maddesinde onun büyük sahabeden olduğunu yazıyorlar ve "Hz. Peygamberin sırdaşı" diye kendisine özel bir unvan veriyorlar, bu özel unvan tüm kitaplarda yaygındır, Hz. Peygamberin sırdaşı deyince akla Huzeyfe hazretleri gelir...

Zira Peygamber hazretleri kendisine gizli olan çok şeyler söylemiş ve kimsenin bilmediği “münafıkların” isimlerini teker teker kendisine bildirmiştir... Rivayetlere göre ikinci halife “Ömer” kendisine bir seferinde “ Bu gizli isimler arasında benim ismim var mı?” diye sormuş Huzeyfe de “hayır” demiştir…

Bu gibi rivayetler, hayali dokunulmazlıkların kabusu altında olanlar için Elbette çok zor gelir.. fakat gerçek gerçektir. Daha önce dediğimiz gibi gerçekler çok zaman acı olur, Hattabın oğlu Ömer kendini “Ömerci'lerden” daha iyi bilir, Öyleyse Hz. Peygambere karşı yaptıkları hiç unutulur mu??? Elbette hayır, onun için peygamber hz.lerinin sırrını çok iyi bilen Huzeyfe’den çok korkardı.. Bu Acı gerçekler bizzat Ömercilerin rivayetiyle 1400 yıldan beri tazelenip korunmaktadır…


Allah’a hesap vermenin ne kadar zor olduğunu birkaç kez kendisi dile getirmiştir. Örneğin Ölümle karşı karşıya kaldığı zaman, Kuranı Kerimde kıyamet gününde Allaha hesap vermenin ne kadar zor olduğunu bildiren ayetler doğrultusunda yakınarak bazı sözler söylemiştir. Bu Ayetlerden rad suresinin 18. ayetinde: “Allah’ın emirlerine göre hareket edenler ahirette iyi karşılık görürler, itaat etmeyenler ise, yeryüzünde olan malların tamamı ve bir misli daha kendilerinin olsa ahiret azabından kurtulmak için fidye olarak verirler” Ali İmran suresinin 91. ayetiyse; “Kafir olup kafir olarak ölenlerden birisi , kurtulmak için dünya dolusu altını fidye olarak verse bile kendisinden kabul edilmeyecektir” Ömer tehdit edici bu ayetlerin kavramına göre çok sözler söylemiştir. Bu çeşit sözlerden birkaç örnek verelim.: Muhammed bin Sad (Tabakat) kitabında 3/360 da şöyle diyor: “Hattab’ın oğlu Ömer ölmek üzereyken, yanına Abdullah bin Abbas (r.a.) girdi ve kendisini teselli etmek için övücü sözler söylemeye başladı..” Peygamberin sohbetiyle müşerref oldun, hilafet dönemlerinde adaletler yürüttün , iyilikler yaptın, Peygamberden aldığın emaneti hakkıyla yerine getirdin, senin yerin kuşkusuz cennettir”. Gibi sözlerle müjdeledi. Ömer, İbni Abbas’a dedi ki: “beni cennetle müjdeliyorsun ama ; Allah’a yemin ederim ki, bütün bu dünya ve içindeki mallar benim olsa önümdeki zor geçidi geçebilmek için feda ederim, hilafet makamında yaptığım iyiliklere gelince yine Allah’a yemin ederim bu dünyadan başa baş çıkabilsem başka hiçbir sevap istemem”. Yine aynı kitap ve aynı cilt 352 de şöyle bir rivayet yazıyor: Hattab’ın oğlu Ömer ölmeden az önce sahabelerden birisi kendisine “inancım kuşkusuz ki, inşallah vücuduna ateş değmeyecek” dedi. Ömer bu sözleri söyleyen adama biraz baktı ve dedi ki: “senin bundaki bilgilerin çok az, ben ise, bütün dünya malı benim olsa hepsini o günün zorluğundan korunmak için fidye verirdim”.. Ömer’in buna benzer sözleri çeşitli kanallarla rivayet edilir. Yine aynı kitapta 360 ta şöyle bir rivayet var: Başı oğlu Abdullah’ın dizindeydi, oğluna “yanağımı yere koy” dedi, koydu. “Allah beni affetmezse vay halime”dedi. Aynı sayfada; yerden bir saman çöpü aldı ve “Keşke ben böyle çöp olsaydım, keşke doğmasaydım, keşke Annam beni doğurmasaydı, keşke hiçbir şey olmasaydım” dedi. Sayfa 361 de yanına kızı Hafsa girdi ve “ Ey Peygamber sahabesi, Ey Peygamberin kayın pederi, Ey Emirelmüminin” diye özel ünvanlar dizerek babasına ağıtlar söylemeye başladı, oğlu Abdullah’a “Beni oturt” diye emir verdi ve kızına dedi ki: “ senin bu tür sözler söylemeni yasaklıyorum, gözyaşlarına hükmedemem ama,: bir ölünün üzerine kendisinde bulunmayan iyilikler uydurarak ağlanırsa o kimsenin gözünü melekler çarpar” dedi…. Bu gibi sözlerin rivayeti yalnız (Tabakat) kitabında değil, Sünni alimlerin bir çok eserlerinde çeşitli kanal ve ayrı ayrı sözlerle yazılmıştır. Mesela Ebu Naim Asfahani (Hilye) kitabında Ömer’in menkibe ve iyiliklerini sayarken1/52 de< şöyle diyor: “Hattab’ın oğlu Ömer ölürken dedi ki: “ Allah’a yemin ederim, dünya dolusu altınım olsa Allah’ın gazabından kurtulmak için fidye olarak verirdim”…

Aynı sayfada yine övgü ve özel nitelemelere özgü bölümünde adeta utanç dolu şöyle sözler söylediğini yazıyor: “keşki ailemde bir koyun olarak doğsaydım, iyi beslenip semirgen bir duruma gelince onların ziyaretine gelen aziz konuklarına beni boğazlayıp etlerimi yemiş ve yedirmiş olsalar ta ki, dışkı olarak çıksaydım ve insan olmasaydım”…. Sözün kısası. Ömer makamına yakışacak bir güven içinde dünyadan ayrılmadı, tam tersine güvensiz ve korku içinde ayrıldı.. Bu rivayetler Ömercilerin kitaplarında yazılıyor, ancak zavallılar, bu tür sözlerin tevazu türünden olduğunu sanıyorlar.. Biz de alçakgönüllülük diyelim ama , herhalde yaptığı sayısız kötü davranışlarından korkarak onları göz önüne getirmiş ve içgüdü ile bu sözleri söylemiştir…..

Her neyse Ömer'in yaptığı sayısız hatalar kendisini telaşlandırdı ve güvensiz bir duruma getirip böyle enteresan sözler söyletti, O yakışıksız hataların en büyüğü kuşkusuz hz. Peygambere karşı muhalif cephe kurmaktır…

Belirtmek istediği yoldan bile bile kaydı ve başkalarını kaydırdı, sevgili peygamberini susturdu, üzdü üzgün olarak dünyadan ayrılmasına neden oldu….
Bu acı gerçekler, kendisini seven sayan ve zaman zaman beşerüstü bir aşamaya yükselten Sünni alimlerin ifadesine dayanır.. Bu korku ve telaşların en büyük şahidi Huzeyfe’ye “Gizli münafıklar arasında benim ismim var mı?” diye sormasıdır…

Hz. Peygamberin sırküpü olan Huzeyfe hazretleri ileri gelen sahabelerden olmakla beraber de yine ilk Alevilerden sayılır, şöyle: İbnül Esir ( Tarih) kitabında 36 hicri yılına ait özetleme bölümünde diyor ki: “ Bu yılda Huzeyfe ibnül Yemani Osman’ın ölümünden 40 gün sonra vefat etti.

Cemel savaşını görmeye ömrü yetmedi, ancak: Oğulları Sait ve Safvan’a Ali’ye biat edip onun yanında olmaları için vasiyet bıraktı Oğullarının ikisi de Ali’nin yanında (Sıffin) savaşında öldüler” diyor. Bu ifade olduğu gibi İbni Abdilber (İstiap) kitabında Huzeyfe maddesinde yazılmıştır. Başka bir eserde şöyle yazar: Birisi Huzeyfe ‘ye sormuş “ Bu fitne içinde kimin yanında olmamı tavsiye edersin?” Huzeyfe “ Ammar bin yasir’in bulunduğu grubu tut” demiş, adam: “Ama Ammar bin Yasir Ali’den ayrılmaz” diye cevap verince Huzeyfe gülmüş ve “yemin ederim ki Ali Ammar’dan üstündür” demiş….

Ensar
28.06.2006, 12:35
EBU EYYÜP EL-ENSARİ:

Ansar sahabelerinin büyüklerindendir. Onun en büyük özelliği,
Hz. Peygemberin Medine'ye teşrif ettiği gün onun evinde misafir olmasıdır.. Hz. Peygamberin tüm savaşlarında bulunmuş ve Peygamberden sonra hemen hemen hiçbir İslam savaşından geri kalmamıştır.
Bu büyük adam için, İbnül Esir, İbnül kesir, tabari, tarihlerinde olduğu gibi, İsabe, tabakat, istiap ve tüm tarih ve biyografi kitaplarında iyiliklerinden önemle bahsedilmiştir… Eyüp sultan dediğimiz, Allahın sadık kulu, Peygamberin vefakar Dostu Halit bin zeyd Ansari , Medineye ilk şeref veren peygamber hazretlerini evinde misafir eden zattır. Aziz peygamberlerini evlerine almak için Ansar’ın kabile büyükleri biribirleriyle yarış ediyorlardı… Kimseyi yeğlemek istemeyen ve bu işi Allaha bırakmak isteyen peygamber efendimiz onlara: “Bindiğim deve hangi evin önünde çökerse oraya inerim demişti…

Şimdi mübarek hayvan, yavaş yavaş yürürken binlerce göz ve binlerce yürek onu izliyordu. Deve sanki bir şey arıyormuş gibi döne dolana ta Ebu Eyüp hazretlerinin evi önünde çöküverdi. Peygamber hazretleri, Mescidi şerifi yapıncaya kadar onun evinde misafir kaldı. Her iki kesim tarafından saygıyla anılan , İstanbul kuşatmasına gelen İslam ordusu içinde iken vefat eden ve surun hemen dışına gömülen , daha sonra surun içine alınan, türbesi yapılan, sultan unvanı alan, üzerine büyük cami yapılan ve ismi büyük bir mahalleye verilen bu büyük adamın koyu bir alevi ve ilk Alevilerden olduğu en sağlam kaynaklardan anlaşılır…


İbni Ebil-hadit (şerh) kitabında 1/289 da İbni Dizil hamedani’nin (sıffın) kitabına dayanarak Ebu Sadık’tan şöyle bir rivayet yazıyor, Ebu Sadık diyor ki:
“Ebu Eyyup Ensari Irak’a geldiğinde yanına geldim, selamımı verdim ve Ey Ebu Eyyup dedim; “ Allah sana peygamberin sohbetiyle şeref verdi, evinde misafir oldu, seni öyle görüyorum ki her an bir Müslüman gruba karşı kılıcını çekip savaşa giriyorsun, bir şuraya bir buraya gidiyorsun”, Bana dedi ki: Hz. Peygamber bize emir verdi ki :” (Nakısiyn) grubuna karşı Ali ile savaşmamız için gittik savaştık, sonra (Kasıtiyn) grubuna karşı savaşmamız için emir verdi şimdi oraya gidiyoruz, sonra (Marıkiyn) grubuna karşı Ali ile savaşmamız için emir verdi onları henüz bilmiyoruz.” .. Ebu Eyyup ki: kendisini yanına almak için mektup gönderen muaviye’ye yazdığı cevabın sonunda şöyle bir beyit şiir yazmıştı:

“ Ali’ye gelince, çöllerdeki yalgın dalgalandıkça kendisinden ayrılmayız””…

İbni Ebil-Hadit aynı cilt ve aynı sayfada ve İbni Dizil kitabına dayanarak diyorki:
Birgün Hz. Ali’nin yanına bir grup adamlar gelip “ ey Mevlamız” diye hitap ettiler. Ali onlara “Siz Arap değilmisiniz”? Ben nasıl sizin mevlanız olabilirim?” dedi… Onlardan birisi Hz. Peygamberin “ Ben kimin mevlası isem Ali onun mevlasıdır “ dediğini işittik dedi.. Bu hikayeyi rivayet eden “ sonra onların kim olduklarını anlamak istedik ve anladık ki Ansarlardan bir grup ve başlarında Ebu Eyyup Ensari”…
İbni Kuteybe (imamet ve siyaset) adlı kitabında, Osman’dan sonra halife olan Ali’nin Cemel savaşına hazırlık yaparken Ebu Eyyup Ensari’nin şöyle bir hutbe okuduğunu yazıyor:
“Cenab-ı Allah, Emirul müminin Ali’yi başınıza emir olarak yapmakla size en büyük şerefi vermiştir, fakat siz bu büyük önemi anlamıyorsunuz. O, Hz. Peygamber’in amcazadesi, Müslümanların en iyisi , en faziletlisi, Peygamberden sonra hepimizin efendisi , din hükümlerini yürütür , Allahın yolunda cihada davet eder, siz ise işitmeyen birer sağırsınız, kalpleriniz paslı birer kilit gibi hiçbir şeye önem vermiyorsunuz. Ey Allahın kulları, dünkü zulüm ve kötü yönetimi unuttunuz mu? O zulüm O kötü yönetimler ortalığı kasıp kavurmadı mı? Nice hak sahibi hakkından olmuş,üstelik işkenceye uğramış, sırtı kırbaçla dövülmüş, yüzü şamarlara hedef olmuş, karnı ayaklar altında ezilmiştir… Emirel müminiyn işbaşına gelince hakkın bayrağını açtı, adaleti uyguladı, kurana göre hareket etti… Allahın nimetine şükredin, ondan yüz çevirmeyin, kılıçlarınızı bileyin, silahlarınızı yenileyin, cihada hazır olun, emre itaat edin ki sadıklardan olasınız”…

Ebu Eyyub’un bu hutbesine inanmak istemeyenler olabilir.

“ Efendim hangi zalim yönetimden sözediyor bu adam? Ali’den önce Osman vardı . Osman zalimmydi ki? Bunu kim söyleyebilir? Evet tarih söylüyor Osman bir emeviydi, Emevilere zemin hazırlayan kendisiydi. Onun yaptığı zulüm gizli değil apaçıktır. Osmancı yazarlar bile saklayamadılar..

Ebuzer’i (r.a.) susuz gölgesiz çöle sürdüğünü, Abdullah bin Mesudu (r.a.) kaburgalarını döve döve kırdığını, Ammar bin Yasir’i bayılıncaya kadar dövdüğünü yazan onlardır.. Peygamber sohbetiyle izzet kazanan bu büyük sahabelere bu çeşit zulüm ve işkence yapan, acaba geri kalan halk tabakalarına neler yapacağını siz düşünün…


DEVAM EDECEK....................

Ensar
02.07.2006, 15:47
Hücur bin Adiy:
Kinde kabilesinin başkanı olan hücur bin Adiy bütün tarih ve biyografi kitaplarında temiz ve parlak not almıştır. İbni Abdilber (İstiap) kitabında (Hucur) maddesinde “Hücur faziletli sahabelerdendir” diyor. Muhammed bin Sad (Tabakat) kitabında ve İbni Hacer Askalani (İsabe) kitabında(Hücur Elhayr) denilmiştir.. yani Allahın hayırlı kulu olduğu için ismine ek olarak (Hayr) kelimesini eklenmiştir...

İslam tarihinde iyi ve temiz bir isim alan hücur Muaviye tarafından altı arkadaşıyla canavarca öldürülüdü. Bu temiz kişilerin öldürülüşü İslam tarihinde iğrenç bir olay olarak biliniyor. Muaviye, onların idamına emir verirken, “aralarında kim Ali’ye lanet okursa onu serbest bırakın” diye emir vermişti, onlar direndiler ve kılıç altında can vermeyi tercih ettiler...

Tüm tarih kitaplarında yazılan bu olay, başta Sünni olan yazarların nefretini kazanmıştır. Onlardan İbnül Esir (Tarih) kitabında 51. hicri yıla ait bölüm başında uzun uzun anlatıyor şöyle: Hücur’un öldürüleceği haberini alan Aişe, Muaviye’ye adam gönderip öldürülmemesini istedi. Adam şam’a gelince öldürüldüğünü gördü. Sünni mezhebinin önderlerinden olan hasan Basri, bu olay hakkında şu ünlü fetvasını vermiş, demişti ki: “muaviyenin dört büyük günahı var ki, her birisi cehenneme girmesine neden olabilir ve bunları şöyle sıralıyor:
1- Hilafeti kılıç gücüyle alması
2- İçkici ve sapık oğlu Yezidi veliaht yapması
3- Zinadan doğma Ziyad’ı kendi soyuna alması (ki Hz. Peygamber “gerçek evlada yatak, piçlere taş” demiştir.)
4- Hücur ve Arkadaşlarını öldürmesi. Hücur ve arkadaşlarından vay onun haline ve son sözü üç kez tekrarlamıştı.

İbnül Esir, hücur’un öldürülme olayını bir İslam faciası olarak tanıtıyor ve bu olayın tiksinçliğine bizzat muaviyeyi şahit gösteriyor. Muaviye ‘nin şu sözlerini yazıyor; “planımızı değiştirmekle siyasi dengemizin daha kötü bir sonuca varacağından korkmasaydık Hücur’u öldürmekten vazgeçerdik”...

İbnül Esir’in tarihini birbirine karışmış eski baskı sisteminden kurtarıp modern bir biçime sokmak için Beyrut’taki (darül kitap El Arabi) adlı yayınevinin yönetimini yapan araştırmacı alimler, bu değerli tarihi yeni ve anlaşılır bir niteliğe kavuşturmakla beraber, bir çok olay üzerinde yorumlar yapıp altına (iader) diye imza atıyorlar. Özellikle Mezhep çekişmesiyle ilgili olaylar için körü körüne Sünni mezhebini savunan yorumlara rastlanır ancak: Hücur olayı için kuzu kuzu alevi oldular ve bu çirkin olayı şu şekilde yorumluyorlar; Kadı Şureyh’in kendisinden istenen şahitliği reddedip ( KUFE VALİSİ ZEYD KADI ŞUREY’TEN Hücur aleyhinde şahitlik yapmasını istemişti) tam tersi kanatini bildirmek için Muaviyeye yazdığı mektup en azından Hücur ve arkadaşlarını öldürmekten vazgeçirmeliydi. Öte yandan bu durum diğer şahitlerin normal bir şekilde değil, baskı altında olup zorlandıkları kuşkusunu uyandırır , zira bunlar (Muaviye ve canavarları) din ve adalet tutkusunu yürürttükleri siyaset yolunda olursa hesaba katarlar, ancak ; siyasetleriylene aykırı gelirse hiçbir önem vermezler.

İdarenin bu yorumu çok yerinde ama : burada düşündürücü bir çelişki var, onların çelişkileri çok, fakat bu ilginç çelişkiyi ele almak isteriz.
“(sakiyfe)ci (Şura)cı bir tutumun çarkı, zaman zaman nasıl yön değiştirip ters dönüş yapıyor? A’dan Z’ye kadar Sünni olan idare , bu sefer hücur bin Adiy için koyu Alevi oluverdi. Neymiş? Hücur dindar ve temiz bir Allah kuluymuş, Muaviye onu haksızlıkla öldürdü . Allah Allah! Muaviye sanki sadece Hücur’u öldürdü de şimdi yakınıp sızlanmaya ve Muaviyeyi kınayıp yere vurmaya neden buldular. Oysa, Muaviye Hücuru öldürme ayarında ne kadar günah işlediyse hep ortada… Hasan Basri , O’nun günahlarını sınırlamadı, ancak, işlediği günahların bu dört tanesinin her biri kendisini cehenneme götürmeye yeter diyor. Bu çok doğru fakat : Hasan Basri, bunlardan daha büyük olan günahı söylemedi. Bu en büyük günah, Ali gibi bir büyük insana lanet okumak, okutmak ve bu iğrenç tutumu altmış yıldan fazla bir zaman içinde devletin bir yasası haline getirmek. Hasan Basri elbette bunu hesaba katmaz, çünkü Ali’yi sevmez de onun için katmak istemez. Fakat Hasan Basri ister sevsin ister sevmesin bu altmış yıl içinde okunan lanetler Ali’ye zerre kadar ne zarar getirdi , ne de şan ve faziletinden zerre kadar alabildi. Ali yükseldikçe yükseldi, ama: geniş Emevi egemenliği altında bulunan her yerde uygulanan bu lanetin her seferinde Muaviyeye yüzbin lanet binmiş ve onu dünyaya rezil etmiş ve hala etmektedir. Belki beş-on kişi hala ona yar olmakta devam ediyorlar, ama, bunlar boğazlanan bir boğanın deprenişine benzer ümitsiz bir manevra yapıyorlar.

Biz, adı geçen İdarenin Muaviye hakkında yağptığı bu yorumda gerçeğe parmak bastığı için mutluluk duyuyoruz. Zira bundan anlaşılıyor ki: Mezhebimiz uydurma bir Örgüt değil, Ancak; Hücur bin Adiy gibi temiz ve lekesiz insanların tutum ve inançlarının devamı olan ve bizzat hz. Peygamberin kurduğu tanrısal bir Mezheptir. Hücur hz. Ali’nin bir emir kuluydu, bütün savaşlarında kendisinin yanındaydı, Muğiyre bin Şube Kufe valisiyken, devlet kuralına göre Ali’ye küfredip Osman’a rahmet okurken , Hücur, oturduğu yerden ; “ben şehadet ederim ki kötülediğin adamın övgü hak ettiği gibi övdüğün kimse kötülemeye layıktır”… derdi… Bu sözleri yine İbnül-esir 51. yılın olaylarında yazıyor ki: Hücur burada Aleviliğini korkusuzca ortaya koymuş oldu. Herkesin gözü önünde Ali’yi tutuyor ve Osmanı kötülüyor, böyle yaptığı halde Osmancıların yanında bile dürüst ve temiz notlarından hiçbir şey kaybetmiş sayılmıyor.

İŞTE İLK ALEVİLERMİZ, İŞTE ALEVİLİĞİ BİZE AŞILAYAN İLK İNSANLAR BUNLAR, ABDULLAH İBNİ SEBE İSE HİKAYE….

Azrail
02.07.2006, 19:18
Nasreddin Eskiocak'ın İLK ALEVİ KİMDİR? kitabına göre aleviligin temelinde Hz.Ali sevgisi yattıgına göre ilk alevi Hz.Muhammed'dir,

tasavvufi acıdan dogru bir tespit bence

Ensar
04.07.2006, 00:47
Evet sayın olgun, dünyada Hz. Ali'ye en çok ve herkesten çok seven Hz. Muhammeddir. zaten bu sevgi bize oradan miras kalmıştır. dolayısıyla ilk alevi hz. Muhammed'tir..