Orijinalini görmek için tıklayınız : İnkar en büyük suç ve en büyük zulüm ve en büyük günahdır
manifesto 24.06.2006, 14:36 İnkar,yani bütün kainatı ve mevcudat yokdan vareden,sineğin kanadından galaksi ve samanyoluna kadar şekil ve suret vererek vareden bir yaratıcının varlığını inkar...
İnsanı en güzel surette ve cihette onun ihtiyaç duyduğu şeyleride en güzel ve en latif surette yaratan bir Yaratıcıyı inkar..
Bütün mahlukatın hayvanatın nebatatın ins ve cinnin hakkına ve hukukuna yapılmış büyük bir zulümdür.
Bütün hayvanat onu vareden kudreti bilir , inkar onları vareden bu kudreti saymamak ve onların hukukuna tecavüz etmekdir..
İşte nasıl ki bir insan cinayet anı ile birkaç saniyelik bir suça mukabil idam yada müebbet hapse mahkum olur birkaç saniyelik suça karşılık ondan milyon saniyeler alınır...
İnkarda herbir canı gelmiş ve gelecek olan bütün canlıların hakkına yapılmış bir suç olduğundan şiddetli bir ceza gerektirir.
Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelân-ı nümüvv der: "Ben sümbülleneceğim, meyve vereceğim." Doğru söyler. Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım." Biiznillâh olur, doğru söyler. Bir avuç su, meyelân-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım." Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelânlar, iradeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellîleridir, cilveleridir.
Saol kardeş çok doğru.Ellerine sağlık paylaşım için...
Subjektif kavramlarin inkari veya kabulu diye bir sey söz konusu olamaz???
Inanc, vicdanlarda yasayan soyut bir kavram oldugundan, bunu somutlastirmaya kalkanlara, bir yigin somut sorular gelir ve ortada kalir, ve hic birine kimse yanit veremez...
saygilar
Bediüzzaman Saidi Nursi'ye ait sayiklamalardan bir bölümünü görmüs oldunuz sayin forum sakinleri..
:)
manifesto 25.06.2006, 12:15 Bir insan inkar eden bir insan ömrünün her anı her saniyesi bu suçu ve bu günahı işlemekdedir.
Oysa ömründe sadece birkez suç işlemiş bir masumu katletmiş bir anlık öfke veya kin ile hareket ederek hakkı olmadan bir cana kıymış bir insan bu suçuna mukabil kendi canından olur veya ömrünün geri kalanını mapus olarak yaşar.
Beşeri adalette adalet duygusunun tecellisi için bu mukabil yol ile meşru ve haklı görülmekde iken hem nasıl olur ilahi adalet işlenen suçu karşılıksız bıraksın ve her suça ve günaha şiddeti ile mukabele etmesin..
İşte ömrü boyunca inkar ile Yaratıcıyı inkar eden her bir saniye her bir dakika bu günahı işlemeye devam eden bir kimse öyle şiddetli bir azabı haketmişdir ki ebedi cehennem ancak adaletin tecellisi için kafi gelebilir.
Gelelim subjectiflik meselesine...İnancı sadece vicdana indirgeyen bir yaklaşımdan sonuç elde edilmez zaten.İnanç Yaratıcı ne kadar var ve diri ve hayat sahibi ise o kadar diri ve vardır...İnanç hayat kadar canlı ve ölüm kadar gerçekdir.O bakımdan inancın aksettiği her şua idrake götüren bir yol misalidir.
İşte bunun içindir ki Yaratıcıyı inkar büyük bir günah ve ebedi cehennem de adalet için adildir...
öncü nesil 29.06.2006, 21:10 Allah c.c. razı olsun sayın manifesto kardeşim.Yazılarınızı ilgiyle takib
ediyorum bilesiniz.:)
Selametle inşaALLAH....
116. Ayet
"ALLAH kendisine ortak koşulmasını (ölünceye kadar sürdüğü taktirde) affetmez; bunun aşağısındaki günahları ise dilediği kişiye affeder. Kim ALLAH'a ortak koşarsa tamamen sapıtmış olur."
İnkar etmek değil, Şirk koşmak en büyük suçtur. Bence ateistlerin şansı var ama siz sünnilerin durumu oldukça şüpeli...
Allah, İnkar Edenlere, Nuh'un Karısı İle Lût'un Karısını Misal Verdi..." (Tahrîm, 66/10)
Bazılarımızın aklına gelebilir ki, acaba Kur'ân neden Lût ve Nuh'un (as) eşlerinden bahsetmiştir?
Evvela Hz. Lût'un karısı, Lût'a (as) inanmamış ve bir çirkin fiilde, kavm-i Lût'a yardımda bulunmuş olduğu anlaşılıyor. En azından onun Hz Lût'a ihanet eden münafıklardan biri olduğu seziliyor. Münafık ise onun akıbeti kafirden de beterdir.
Ayrıca Lût (as), peygamber gönderildiği kavmin yabancısı idi. Onların içinde yetişmiş birisi değildi.
"Sizi savacak bir dayanağım olsaydı." (Hûd/80) ayeti bunu ifade eder. Şimdi böyle bir durumda dışa karşı maddeten mukabele edemeyen bir Nebi, bir de içten ihanete uğrarsa, ihanetin ürperticiliği daha iyi anlaşılır. İşte o zaman Kur'ân'ın bunu zikretmesinin sırrı da kendi kendine tebeyyün eder. Hele bu, her gün Lût (as) ile aynı yastığa baş koyan karısı olursa!
Benzer şeyleri Hz. Nuh'un karısı için de söylemek mümkündür. veya aksi mülahaza ile sabah-akşam gökler ötesi alemlerle irtibata geçilen ışıktan bir yuvada, ziyadan rencide olan yarasalar gibi o nur evin avantajlarından istifade etmek bir yana mazmununca ziyayı zulmet gören, dermanı dert haline getiren, kazanma kulvarında hüsran hüsran üstüne yaşayan böyle talihsizlerin hali herkes için sinelerde havf duygusunu tutuşturan bir kıvılcım ve recâ kapısını aralayan bir rahmet esintisi olmalıdır.
Bu iki bahtsız kadın gibi, böyle tertemiz bir atmosferde neş'et etmiş nice kimseler vardır ki, içinde geliştikleri iklimin esintilerini duyamamış, cennetin âsûde yamaçları gibi sımsıcak bir ortamda hep cehennem duygularıyla yaşamış; imanî duyguların fışkırdığı bir zeminde küfürden hiyanete koşmuş, nankörlük-ihanet arası gidip gelmiş ve peygamberlere karşı -eşleri bile olsalar- kafirlerin yanlarında yerlerini almış Allah'ın nurunu söndürmeye çalışmışlardır. Dolayısıyla da bilkuvve, bilimkan nail oldukları nimetlerin kıymetini takdir edemeyip kazanma kuşağında kaybetmiş, mutasavver kârlarını zarara çevirmiş ve acınacak halde bulunmalarına rağmen acıma istihkakından da mahrum kalmışlardır.
Daha doğrusu "kurbet" ufkunda "bu'd"un zulmetlerini yaşamış ve güneşlerin kol gezdiği iklimlerde gidip kara deliklere takılmışlardır.
Kısa zaman içinde ard arda mesaj yazıldığı için sistem tarafından mesajlar birleştirilmiştir (otomesajdır, Alevimen)
"Münafıkların Durumu Tıpkı Şeytanın Durumu Gibidir. Çünkü Şeytan İnsana İnkar Et Der. İnsan da İnkar Edince: Ben Senden Uzağım, Çünkü Ben Alemlerin Rabbi Olan Allah'tan Korkarım Der." (Haşir, 59/16)
Mealini verdiğimiz bu ayet-i kerimeden anladığımıza göre "Allah'tan korkma" şeytanın da tabiatında var. Bundan şeytanın da Allah'ı bildiği anlaşılıyor. Ne var ki bilmesine rağmen o isyan içinde. Evet, Kur'ân şeytanın serkeşliğini, emir dinlememezliğini anlatırken "isyan" tabirini kullanıyor. İsyan ise mebdei itibariyle inkıyadı ve itaatı bilmeyi gerektirir.
Zaten Kur'ân-ı Kerim de Kehf suresinde "O cinlerdendi; Rabbisinin emrine aykırı gitti" (Kehf/50) diyerek bu espriyi anlatmıyor mu? Demek ki hilkat itibariyle şeytan da mahiyetleri bir tür ateş olan cinlerdendi. İhtimal bu yönü itibariyle onun da Allah'ı bilmesi, tanıması, belki belli bir dönemde O'na kulluk yapması söz konusu idi ki, kendisine secde etme emri verilmişti. Evet şeytan da, zahiri durum açısından kendisinden secde beklenenlerden biriydi. Ancak onun tabiatında isyana, inhirafa açık bir tarafı da vardı.. ve onun bu yanı "Adem'e secde" emriyle birden açığa çıktı ve neticede şeytan kaybetti...
Genel anlamda şeytanın mahiyetiyle ilgili düşüncelerimi bir-iki defa anlattığımı hatırlıyorum. Aynı şeyleri kısaca tekrar edecek olursak; şeytan secde emrine itaat etmemekle inhiraf etmiş ve gerçek hüviyetini ortaya koymuştur. Aynı şeyler bazı insanlar için de her zaman geçerlidir. İnsan için öyle anlar ve öyle durumlar olur ki, bir imtihan için onun mahiyetine derc edilen öfke, hased, kin, şehvet gibi duygularla bu eşref-i mahluk yoldan çıkar, vicdanına ters bir turnikeye girer ve adeta hakiki insanlıktan inhiraf eder. Bakın hased duygusu, İnsanlığın İftihar Tablosu'na karşı bazı ehl-i kitabı temerrüde, inkara sevketmiş ve Allah Rasulü'nü bir türlü görememişlerdir. Zira onların beklentileri, gelecek o ahirzaman peygamberinin, kendi içlerinde, kendi kavim ve kabilelerinde olacağı merkezindeydi. Aynı şeyler -farklı bir buudda da olsa- bizler için de geçerlidir. Mesela, geçmiş yıllarda bana camiden gelen arkadaşların komünistler tarafından derdest edildiği ve hatta bazılarının çok kötü şekilde dövüldüğü söylenince o heyecanla ben üzerimde gece kıyafeti olduğu halde gayr-i iradî kendimi sokağın ortasında buldum. Evet, mantığa rağmen hislerin sürükleyip götürdüğü nice durumlar vardır ki, insan farkına varmadan kendini bir hezeyanın içinde bulur. İşte şeytan da her zaman insanoğluna karşı böyle bir hased, kin, nefret ve öfke ile dopdolu yaşar. Hep insanoğlunu çekememezlik içindedir. Bir hadis-i şerifte de ifade edildiği gibi o: "Ademoğlu secde ile emrolundu, secde etti, kazandı. Ben de secde ile emrolondum; secdede bulunmadım kaybettim"1 der. İhtimal bu sebeple de o, insanın her secde edişinde isyan çığlıkları atar ve hezeyana girer. Ezan okunup dörtbir yanda nâm-ı celil-i ilahi şehbal açıp da müminler iyi bir konsantre içinde camiye koşarken o, hezeyandan hezeyana girer ve ezan sesini duymamak için bir oraya-bir buraya koşar durur.
Hasılı, insanoğlunun Rabbisi ile irtibatını kuvvetlendirecek her hareketi, onun insana karşı olan hased, kin, nefret ve öfkesini artırır ve hezeyandan hezeyana sevkeder. Evet nasıl bir insana: Falan çete senin oğlunu öldürdü dense, bu kimse o çeteye karşı ciddi gerilim içine girer. Ardından hanımını dağa kaçırdılar dendiğinde gerilimi biraz daha artar..vs. İşte bu ruh haleti içinde bulunan ve intikam diyen bir insandan her türlü kötülük beklendiği, hilm ü silm ü müsamahanın eriyip gitmesi gibi insanoğluna karşı daima bu duygu ve düşünceler içinde olan ve kıyamete kadar da ondan kurtulamayan şeytanın hâli de aynıdır.
Sonuç olarak; şeytan Allah'ı, Allah'tan korkacak ölçülerde tanımasına rağmen, isyana açık mahiyetiyle inhiraf etmiş, dolayısıyla ebedi kayba uğramıştır.
Kendini ilhada kaptırmış ve küfür, taiatının bir derinliği haline gelmiş inkarcılar ve münafıklar da tıpkı şeytan gibidirler. Yerinde takiyye ve iğfal mülahazasıyla Allah, din ve diyanet derler, çok defa suret-i haktan görünürler ama her zaman müminlere karşı kin ve nefretle oturur kalkar, her zaman gayızlarını icra yollarını araştırırlar. Düşmanlıklarını tenfize güçleri yetmediği dönemlerde kinlerini ve nefretlerini tebessüm ve yumuşak beyanlarla örtmeye çalışır ve demokrat davranırlar. İstedikleri her şeyi yapabilecek güce ulaştıklarına inanınca da "hak kuvvettedir", demokrasi de bir fantazidir der ve küfür yobazlığı adına akla-hayale gelmedik mesâviyi irtikap ederler.
Böylelerine güvenmek, güven duygusuna karşı saygısızlık, bunlardan endişe duymak da Allah'a karşı itimatsızlıktır. Mümin, muhabbetle herkese açık olma duygusuyla oturup kalkmalı sırtını dönemeyeceği bu gibilerin şerrinden de her zaman Allah'a sığınmalıdır.
Bir insan inkar eden bir insan ömrünün her anı her saniyesi bu suçu ve bu günahı işlemekdedir.
...
Inanmayanlari, inkar edenleri suclu ilan edip desifre etmek, uyarmak, akil dagitmak, nasihat etmek ve islama davet etmek size mi düstü sayin manifesto?
Oysa (Nahl,124)
"Rabbin yolunu sasiranlari pek iyi bilir; hidayette olanlari da iyi bilir."
derken, (Yunus,98)
" Rabin dileseydi, yeryüznde bulunanlarin hepsi toptan iman ederdi. Sen halki iman etmeleri icin zorlamak mi istiyorsun?""
(Maide,411)
"Sen, rabbin saptirdigi kimseler icin bir hidayet yolu bulamazsin"
O halda neden reklam yolunu seciyorsunuz sayin manifesto.
Cezamiz bastan kesilmis baksaniza.
Ceiskiler bitmiyor.
Devam edersem, bir kac ayet sonra; sana akil fikir verdim, ara beni bul diyecek.
ama baska bir ayette de inanmayanlarin gözlerine kiyamete kadar perde gerdigini de söyleyecektir...
darisi basiniza, ne deyim.
saygilar
seher.yeli 04.07.2006, 11:28 ellerine saglik oyle bir donemde yasiyoruzki inkar etmeyen kisi yok .ben
etmiyorum diyen yalan soylemis olur bazi gercekleri gormemezlikten geldigimiz icin inkari cok kolay goruyoruz cezamizida olunce degil gene bu dunyada cekiyoruz .
Serkan_Devrim 04.07.2006, 14:23 116. Ayet
"ALLAH kendisine ortak koşulmasını (ölünceye kadar sürdüğü taktirde) affetmez; bunun aşağısındaki günahları ise dilediği kişiye affeder. Kim ALLAH'a ortak koşarsa tamamen sapıtmış olur."
İnkar etmek değil, Şirk koşmak en büyük suçtur. Bence ateistlerin şansı var ama siz sünnilerin durumu oldukça şüpeli...güzel anlatım. hatta şirk ehlinden sonra bile münkirler(inkar edenler) değil münafıklar gelir. münafıklar münkirlerden daha kötü durumdadırlar ki kuran onları cehennemin en alt katında gösterir. :)
manifesto 04.07.2006, 16:40 canugur ; Devam edersem, bir kac ayet sonra; sana akil fikir verdim, ara beni bul diyecek.
ama baska bir ayette de inanmayanlarin gözlerine kiyamete kadar perde gerdigini de söyleyecektir
Perde çekildiği için onlar inkar etmiş olmuyorlar...
Onlar inkarda diretip şirklerinden vazgeçmedikleri için perde onların hem kalplerine hem gözlerine iner ve artık onların kurtuluşu ancak tövbe edip salih amel ile Rablerine yönelmesiyle olur..O bakımdan çelişki söz konusu değil...
İnsan dünyaya nasıl ki tesadüfen gelmemişdir..Şu anda yazmış olduğumuz aleviforum dahi kendi kendine meydana gelmemişdir.Forumun ortaya çıkması için birileri emek ve vakit harcamışdır işte siz bu emeği inkar edip onun asıl sahibine haksızlık yapar iseniz onun hakkına ve hukukuna tecavüz etmiş olursunuz..
Zahir ; İnkar etmek değil, Şirk koşmak en büyük suçtur. Bence ateistlerin şansı var ama siz sünnilerin durumu oldukça şüpeli...
Bence sizin durumunuzda şüpeli bir hal falan da kalmamış açık ve net..
Çünkü yaratıcıyı inkar eden cenneti ve cehennemi dahi inkar eden insanları Allah'ı bilen ve onun koyduğu nizam ile yaşamaya çalışan insanlara tercih etmişsiniz..
Her mülk kime ait ise tasarruf hakkı da ona aittir o bakımdan kimse başkasının mülkünde kendi keyif ve arzusuna göre hareket edemez..
Şu forumda dahi belli bir kural ve kaideler var iken koskoca dünya hayatının nasıl kural ve kaideleri ve sahibi olmaz...
|
|