ilerici_gençlik_derneği
13.03.2005, 12:23
Son on yıldan beri Alevilik üzerine çok şeyler yazılıp çizildi. Bu süreç içerisinde yoğun bir tartışmanın odak noktası haline gelen Alevilik, hemen hemen hiç gündemden düşmeden bütün yoğunluğuyla sürüp bugünlere geldi. Aleviler yeni dünyanın eforuyla karşılaşırken, o güne kadar karşılaşmadığı yep yeni sorunlarla da yüz yüze geleceklerdi. Sosyo*- ekonomik ve siyasal sorunların dışında kimlik tanımıyla da ilgili sorunlar yaşamaktadır. Çoğu zaman Alevi kimliği tanımlanırken ?slamiyetle olan münasebeti temel alınmaktadır. Alevilerin gündeminde yer alan konuları sıralarsak söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılır: Alevilik ?slamın içinde mi, dışında mı? Ali’siz Alevilik mümkün müdür?Alevilik ateizm midir? Alevilik ?slamın özü müdür? Vs. vs.
Elbette bunlar aşılamaz türden tartışmalar değildir.Yazımızın bu bölümünde ancak şu kadarını söylemekle yetineceğiz. Aleviler var olduğu sürece Alevilikle ilgili tartışmalar devam edecektir. Çünkü onun kaynakları çağlar ötesi bir zamana ve mekana uzanır. Bu yüzden tamamen aydınlatılması için yüzyıllar gerekmektedir. Öze Dönüş, Yeniden Yapılanma gibi kavramlar tartışılmakta, içinde bulunulan kısır döngüden bir çıkış yolunun arandığı da gözlemlenmektedir. Biz bu sürece tartışmalar süreci diyoruz. Ancak, henüz onun derinliğinde kulaç atacak büyük bir şahsiyetler ortada görükmemektedir.
Ama biz yine de yeniden yapılanmaya hizmet ettiği için bu tartışma sürecine dolaylı da olsa katkıda bulunmak istiyoruz. Alevilik gibi ele avuca sığmayan bir olguyu kısa bir yazıda ifade etmek elbette mümkün değildir. Ancak, Aleviliğin sosyolojik, tarihsel, inançsal ve kültürel çehresini özet mahiyetinde de olsa çizmekle yetineceğiz.
Alevilik gibi çağlar boyu çeşitli toplumsal olgular ışığında daima köklü bir dönüşümden geçerek bu günlere gelmiş bir inancı bütün boyutlarıyla kavramak için, bize göre, onu şu üç evreye ayırarak incelemek gerekir. Bu evreler sırasıyla şunlardır. Mayalanma evresi, Oluşum (şekilalış evresi) ve günümüzdeki Çözülüş evresi. Bize göre Aleviliğin Yeniden yapılanmasının ve yeni boyutlar kazanmasının ipuçları Mayalanma Evresi diye tanımladığımız ilk evrede mevcuttur. ?imdi sırasıyla bu evreleri inceleyelim. 1. Mayalanma Evresi
Bu evre ilişkiler ve kaynaklar bakımından oldukça zengin bir dönemdir.Orta Asya, Yakın Doğu ve ?ran sürekli bir çalkantı içerisindedir. Göç dalgaları ve bu toplumsal dalgalanmaların yarattığı yeni sosyo ekonomik koşullar iktidarların da sürekli el değiştirmelerine yol açıyordu. Egemenlerin uyguladığı ağır vergilendirmeler, talan ve yakıp yıkmalar insanları bezdirmekteydi. Bu ardı arkası gelmeyen göçler çeşitli millet ve kavimlerin, boyların kaynayıp karışmasına, bir kültür ve inanç kanalına dönüşmesine yolaçtı.
Uzak Doğunun köklü ve yerleşik inacı olan Budizm aracılığıyla reenkarnasyon-ruhgöçü, nirvana, karma , mükemmel insan gibi insanı mistik dünyanın içine yerleştiren inançlar yayılırken, Zerdüşlük ve Maniheizmin gibi ?rani dinler aracılığıyla da ışığın ve aydınlığın kutsal olduğu inancı kitleleri etkilemekteydi. Batı da ve Anadolu’da ise Antik Çağ Yunan felsefesinin etkileri hakimdi. Özellikle Platon’un ve yeni platoncu akımın öncüsü olan Plotonius’un evren insan ve Yaratan hakkındaki felsefi düşünceleri Hristiyanlık eliyle Anadolu insanını etkileyen önemli kaynaklardır. ?lk çağ doğa filozoflarının evrendeki bütün varlıkların su, ateş, yel ve topraktan meydana geldiği, evrenin bir başlangıcı ve sonu olmadığı, herşeyin sonsuz bir devir daim içerisinde olduğu düşüncesi Anadolu insanını etkilemiştir.
Orta Asyadan ?ran- Horasan üzeri Anadoluya akan göç dalgaları kısa sürede Bizans surlarını yıkarak Anadoluyu yeni yurtlak haline getirdi. Bu göçler uzun bir zaman dilimine yayılır ve Orta-Asyadan kopan büyük kitleler yanlarında inanç önderleri konumunda olan ve topluluğun toplumsal, ahlaki ve inançsal ihtiyaçlarına cevap veren dedeler, babalar, dervişler, şamanlarla birlikte gelirler.
Anadolu’ya gelen bu kitleler zaman içerisinde Anadolunun yerleşik halklarıyla kaynayıp karışarak, hem Anadoluya sosyal ve kültürel açıdan yeni bir çehre kazandırır, hem de süreç içerisinde Anadolulaşırlar.
Anadolu göçler öncesi Hristiyanların yaşadığı bir coğrafyaydı. Hititler, Lidyalılar, Frikyalılar, Urartular ve Bizanslar gibi köklü kültür ve medeniyetelerin izlerini taşımaktaydı. ?arabın, buğday başağının, ateşin, suyun, kısacası bütün doğanın ve doğadaki canlıların kutsallığına inanırlardi.
Anadoluda göçlerden sonra kurulan ilk devlet Selçuklu devleti olmuştur. Kısa sürede Anadoluda genişlemeye başlayan Selçuklu devleti, kırsal alanlarda yaşayan halk zümreleri üzerinde sömürü ve baskıyı yavaş yavaş artırmakta ve bir yandan da Arap ve Fars kültürünün etkisi altına girmekteydi. Merkezi devletle kırsal arasındaki çelişkilerin yoğunlaşması sonucu 1239-1240 yılları arasında bütün Anadoluyu saran bir halk hareketi patlak verdi. Bu hareketin öncüleri baba ?lyas ve baba ?shak adında iki derviştir. Babaların önderlik ettiği bu ayaklanmaya yüzbinlerce Türkmen ve diğer alt tabakadaki ezilen zümrelerden insanlar katılmış ve Selçukluya zor anlar yaşatmışlardır. Bu ayaklanma sonunda kanla bastırılmış ve önderlerinin yanısıra binlerce derviş ve baba idam edilmişlerdir. Bu dönem Aleviliğin yavaş yavaş mayalanmaya başladığı dönemdir.
Daha önce göçler dolayısıyla doğu Türkistan ve ?ran’da sufiler kanalıyla ?slamiyetin batını yorumuyla tanışmış olan bu insanlar, daha evvelki dinsel tecrübe ve gelenekleriyle bu yeni dinin bir sentezini yaparak Anadolu Aleviliğinin temellerini atarlar. Ahmet Yesevi, Lokman Parende, Hacı Bektaşi Veli, Sarı Saltık, Ahi Evren,Kaygusuz Abdal, Yunus Emre, Taptuk Emre ve daha niceleri yukarıda anlatmaya çalıştığımız bir kültür ve inanç coğrafyasında ortaya çıkmışlar ve Anadolu Aleviliğinin Anadoludaki ilk gözelerini olmuşturmuşlardır. Aynı zamanda çeşitli inanç ve kültürlerin bir sentezi olan Alevilik kırsal alanda derviş ve babaların sayesinde hızla yayılırken, sünni inancı benimseyen Selçukluyla arasındaki mesafe de sürekli açılmaktaydı.
Gerek babailerin ayaklanması gerekse Moğol istilası Selçuklu devletinin sarsılmasına ve nihayetinde yıkılmasına yol açtı. Alevilik açısından baktığımızda biz bu döneme Oluşum evresi yada Alevilik Durumalışı diyoruz. ?imdi bu evreyi biraz daha yakından inceleyelim:
Elbette bunlar aşılamaz türden tartışmalar değildir.Yazımızın bu bölümünde ancak şu kadarını söylemekle yetineceğiz. Aleviler var olduğu sürece Alevilikle ilgili tartışmalar devam edecektir. Çünkü onun kaynakları çağlar ötesi bir zamana ve mekana uzanır. Bu yüzden tamamen aydınlatılması için yüzyıllar gerekmektedir. Öze Dönüş, Yeniden Yapılanma gibi kavramlar tartışılmakta, içinde bulunulan kısır döngüden bir çıkış yolunun arandığı da gözlemlenmektedir. Biz bu sürece tartışmalar süreci diyoruz. Ancak, henüz onun derinliğinde kulaç atacak büyük bir şahsiyetler ortada görükmemektedir.
Ama biz yine de yeniden yapılanmaya hizmet ettiği için bu tartışma sürecine dolaylı da olsa katkıda bulunmak istiyoruz. Alevilik gibi ele avuca sığmayan bir olguyu kısa bir yazıda ifade etmek elbette mümkün değildir. Ancak, Aleviliğin sosyolojik, tarihsel, inançsal ve kültürel çehresini özet mahiyetinde de olsa çizmekle yetineceğiz.
Alevilik gibi çağlar boyu çeşitli toplumsal olgular ışığında daima köklü bir dönüşümden geçerek bu günlere gelmiş bir inancı bütün boyutlarıyla kavramak için, bize göre, onu şu üç evreye ayırarak incelemek gerekir. Bu evreler sırasıyla şunlardır. Mayalanma evresi, Oluşum (şekilalış evresi) ve günümüzdeki Çözülüş evresi. Bize göre Aleviliğin Yeniden yapılanmasının ve yeni boyutlar kazanmasının ipuçları Mayalanma Evresi diye tanımladığımız ilk evrede mevcuttur. ?imdi sırasıyla bu evreleri inceleyelim. 1. Mayalanma Evresi
Bu evre ilişkiler ve kaynaklar bakımından oldukça zengin bir dönemdir.Orta Asya, Yakın Doğu ve ?ran sürekli bir çalkantı içerisindedir. Göç dalgaları ve bu toplumsal dalgalanmaların yarattığı yeni sosyo ekonomik koşullar iktidarların da sürekli el değiştirmelerine yol açıyordu. Egemenlerin uyguladığı ağır vergilendirmeler, talan ve yakıp yıkmalar insanları bezdirmekteydi. Bu ardı arkası gelmeyen göçler çeşitli millet ve kavimlerin, boyların kaynayıp karışmasına, bir kültür ve inanç kanalına dönüşmesine yolaçtı.
Uzak Doğunun köklü ve yerleşik inacı olan Budizm aracılığıyla reenkarnasyon-ruhgöçü, nirvana, karma , mükemmel insan gibi insanı mistik dünyanın içine yerleştiren inançlar yayılırken, Zerdüşlük ve Maniheizmin gibi ?rani dinler aracılığıyla da ışığın ve aydınlığın kutsal olduğu inancı kitleleri etkilemekteydi. Batı da ve Anadolu’da ise Antik Çağ Yunan felsefesinin etkileri hakimdi. Özellikle Platon’un ve yeni platoncu akımın öncüsü olan Plotonius’un evren insan ve Yaratan hakkındaki felsefi düşünceleri Hristiyanlık eliyle Anadolu insanını etkileyen önemli kaynaklardır. ?lk çağ doğa filozoflarının evrendeki bütün varlıkların su, ateş, yel ve topraktan meydana geldiği, evrenin bir başlangıcı ve sonu olmadığı, herşeyin sonsuz bir devir daim içerisinde olduğu düşüncesi Anadolu insanını etkilemiştir.
Orta Asyadan ?ran- Horasan üzeri Anadoluya akan göç dalgaları kısa sürede Bizans surlarını yıkarak Anadoluyu yeni yurtlak haline getirdi. Bu göçler uzun bir zaman dilimine yayılır ve Orta-Asyadan kopan büyük kitleler yanlarında inanç önderleri konumunda olan ve topluluğun toplumsal, ahlaki ve inançsal ihtiyaçlarına cevap veren dedeler, babalar, dervişler, şamanlarla birlikte gelirler.
Anadolu’ya gelen bu kitleler zaman içerisinde Anadolunun yerleşik halklarıyla kaynayıp karışarak, hem Anadoluya sosyal ve kültürel açıdan yeni bir çehre kazandırır, hem de süreç içerisinde Anadolulaşırlar.
Anadolu göçler öncesi Hristiyanların yaşadığı bir coğrafyaydı. Hititler, Lidyalılar, Frikyalılar, Urartular ve Bizanslar gibi köklü kültür ve medeniyetelerin izlerini taşımaktaydı. ?arabın, buğday başağının, ateşin, suyun, kısacası bütün doğanın ve doğadaki canlıların kutsallığına inanırlardi.
Anadoluda göçlerden sonra kurulan ilk devlet Selçuklu devleti olmuştur. Kısa sürede Anadoluda genişlemeye başlayan Selçuklu devleti, kırsal alanlarda yaşayan halk zümreleri üzerinde sömürü ve baskıyı yavaş yavaş artırmakta ve bir yandan da Arap ve Fars kültürünün etkisi altına girmekteydi. Merkezi devletle kırsal arasındaki çelişkilerin yoğunlaşması sonucu 1239-1240 yılları arasında bütün Anadoluyu saran bir halk hareketi patlak verdi. Bu hareketin öncüleri baba ?lyas ve baba ?shak adında iki derviştir. Babaların önderlik ettiği bu ayaklanmaya yüzbinlerce Türkmen ve diğer alt tabakadaki ezilen zümrelerden insanlar katılmış ve Selçukluya zor anlar yaşatmışlardır. Bu ayaklanma sonunda kanla bastırılmış ve önderlerinin yanısıra binlerce derviş ve baba idam edilmişlerdir. Bu dönem Aleviliğin yavaş yavaş mayalanmaya başladığı dönemdir.
Daha önce göçler dolayısıyla doğu Türkistan ve ?ran’da sufiler kanalıyla ?slamiyetin batını yorumuyla tanışmış olan bu insanlar, daha evvelki dinsel tecrübe ve gelenekleriyle bu yeni dinin bir sentezini yaparak Anadolu Aleviliğinin temellerini atarlar. Ahmet Yesevi, Lokman Parende, Hacı Bektaşi Veli, Sarı Saltık, Ahi Evren,Kaygusuz Abdal, Yunus Emre, Taptuk Emre ve daha niceleri yukarıda anlatmaya çalıştığımız bir kültür ve inanç coğrafyasında ortaya çıkmışlar ve Anadolu Aleviliğinin Anadoludaki ilk gözelerini olmuşturmuşlardır. Aynı zamanda çeşitli inanç ve kültürlerin bir sentezi olan Alevilik kırsal alanda derviş ve babaların sayesinde hızla yayılırken, sünni inancı benimseyen Selçukluyla arasındaki mesafe de sürekli açılmaktaydı.
Gerek babailerin ayaklanması gerekse Moğol istilası Selçuklu devletinin sarsılmasına ve nihayetinde yıkılmasına yol açtı. Alevilik açısından baktığımızda biz bu döneme Oluşum evresi yada Alevilik Durumalışı diyoruz. ?imdi bu evreyi biraz daha yakından inceleyelim: