Orijinalini görmek için tıklayınız : Nereden çıktı bu keneler?


sertur
30.06.2006, 17:15
Nereden çıktı bu keneler?


Bugünlerde ülkede bir kene saldırısı aldı başını gidiyor. Her gün ülkenin farklı bir tarafından, insanlara yapışan kenelerin haberleri geliyor.


Aslında bizim memleket kenelere yabancı sayılmaz. Şaşkınlığımız ilk defa bu kadar küçük, minik, minicik olanlarını görmemizden. Yoksa Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren keneler hiç eksik olmadı bu ülkeden.


Gelin keneleri yakından tanıyalım.


Bunlar kan emer. Ve emerken de birtakım öldürücü hastalıkları, yapıştıkları canlıya zerk eder. Tıpkı ülkeyi yıkmak, devleti ele geçirmek için yaklaşık 100 yıldır bünyenin farklı yerlerine yapışan, milletimizin kanını emen zehirli parazitler gibi.


Keneyi yapıştığı yerden söküp atmak zordur. Sağlam operasyonlar ve yöntemler gerektirir. Birini püskürtünce diğeri zıplayan çetelere benzer keneler. Bir kere devlete sızmaya görsünler bir türlü sökülüp atılamazlar. Kanun, nizam tanımaz, gayri meşruluktan beslenirler.


Keneler genelde derinin altına girer. Keserek çıkarmaya çalışsanız bile ayaklarını deride bırakarak vücutta yeniden ürer. “Derin” yaratıklardır keneler, o yüzden deriyi pek severler.


Kafalarını yapıştıkları derinin altına sokan bu iflah olmaz canlıların hortum operasyonu sırasında vücutlarının diğer kısımları dışarıda kalır. Onlar kendilerini bütünüyle görünmez sanır. Ama dikkatli gözler, dönen dolabın bütünüyle farkındadır. Çünkü ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın, kenenin bir yerleri mutlaka açıktadır.


Kanını emdikleri hassas bölgeyi kızartır, kanatır, şişirirler. Üç günde bir ortaya attıkları düzmece senaryolarla ülkenin canını yakmayı meslek edinmiş provokatörlere benzerler. Onlar da yok yere olay çıkartmakta, çıkarttıkları olayı büyütüp - şişirmekte ve sonuçta kan çıkmasına sebep olmakta değil midirler?


Kenenin kan emmesi sırasında salgıladığı zehirli maddeler, sinir sistemi bozukluklarına yol açar, vücudun ateşi yükselir, dengesi bozulur. Ülkeye yapışan kan emicilerin yaptıkları da buna benzer. Türlü dezenformasyon teknikleri kullanarak, halkın sinirlerini, ülkenin istikrarını ve dengesini bozmayı hedeflerler.

Kenelerin göçmen kuşlar vasıtasıyla ülkeye dışardan geldiği sanılmaktadır. Ülkemize, milletimize yapışan kenelerin de ekseri dış kaynaklıdır.

meryem demir
30.06.2006, 17:25
yok yok kuşlar değillll
sertur abim senin haberin yok galiba?
Kenelerin sorumlusu DHKP-C miş

sertur
30.06.2006, 17:32
yok yok kuşlar değillll
sertur abim senin haberin yok galiba?
Kenelerin sorumlusu DHKP-C miş

evet evet okumuştum ne diyelim demekki kuşlarda Dhkpc nin birer milisiymiş:yamukgul: :yamukgul:

dede_27
30.06.2006, 19:29
emeğine saglık...tşkler..;)

meryem demir
30.06.2006, 21:38
emeğine saglık...tşkler..;)
bu DHKP-C den korkulur valla
şimdide kuşları kullanıyorlar ölemi:)
eğer irice bir kuş lazım olursa bende gönüllü olmayı düşünüyorum. Ama uçmamı beklemesinler biraz iriceyim. koşamamda
bir tek yerim valla kadroda böle bir açık varsa başvuracam benden daha gönüllüsünü bulamazlar

sertur
15.07.2006, 18:37
Cumhuriyet Üniversitesinde 44 Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı vakasının takip edildiği açıklandı
Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlyas Dökmetaş, üniversitelerinde bu yıl Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı ön teşhisiyle takip ettikleri 44 vaka olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Dökmetaş, yaptığı açıklamada, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının ilk defa 1944 yılında Kırım'da
görüldüğünü, daha sonra benzer bir hastalığa 1956 yılında Kongo'da rastlandığını kaydetti.
Bundan 13 yıl sonra iki hastalığın aynı hastalık olduğunun tanımlandığını ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı adıyla ifade edilmeye başladığını anlatan Prof. Dr. Dökmetaş, şöyle konuştu:
''Bizim ülkemiz de Kırım bölgesine yakın olması nedeniyle bu hastalığın görülmesi yıllar önce olmuş olabilir. 1987 yılında bizim kliniğimizde buna benzer 2-3 hasta yatmıştı. Bunlardan 2'si ölmüştü. O zaman Kırım-Kongo kanamalı ateşi değil, kanamalı ateş olarak biz bunu takip ettik. Nedenini o dönemde bulamamıştık.''

Prof. Dr. Dökmetaş, 2002 yılında yine benzer bulgularla Tokat bölgesinde bu hastalığın görüldüğünü, 2003 yılında bunun virüslerle ortaya çıkan bir hastalık olduğunu, hastalığın bulaşmasında 'hiyaloma' cinsi kenelerin temel rol aldığını tespit ettiklerini kaydetti.

HASTALIĞA YOL AÇAN ''HİYALOMA'' CİNSİ KENELER

Hastalığa yol açan Hiyaloma cinsi kenelerin 6-8 bacağı olan, uçmayan, sıçramayan, küçük canlılar olduğunu ifade eden Prof. Dr. Dökmetaş, şöyle devam etti:
''Bu keneler otlaklarda, çalılıklarda bulunabilir. Buralardan büyükbaş ve küçükbaş hayvanlara geçer. Kan emerek yaşar. Bu hayvanların değişik bölgelerinde beslenir, insanlar bunları temizlemek isterken ya ellerindeki çatlaklardan virüs insana bulaşır, ya da kenenin ezilmesi sırasında kenenin vücudunda bulunan kandan insanlara geçebilir. Veya hayvanlardan, çalılık alanlardan insanlara geçen kenenin insanları sokması ve beslenmek için kan alması sırasında vücudunda bulunan virüsü insanlara bulaştırmasıyla hastalık ortaya çıkar.''

Hastalığın hayvanlarda çok hafif şekilde seyrettiğini, klinik bulgu ve belirti vermeyebildiğini kaydeden Prof. Dr. Dökmetaş,
hastalığın insanlarda ölümlere yol açtığını bildirdi. Bu hastalığın daha çok bahar aylarında ortaya çıktığını, yaz döneminde zirveye ulaştığını, sonbahardan sonra kaybolduğunu ifade eden Prof. Dr. Dökmetaş, ''Bunun sebebi, kenelerin ilkbahar ve sonbahar ayları arasında hareketli ve aktif olmaları, kış döneminde yuvalarına çekilmeleri, ahırlarda, kovuklarda kalmaları, ortamda fazla bulunmamaları'' diye konuştu.

''850 KENE TÜRÜNDEN 30'U HASTALIĞA YOL AÇIYOR''

Türkiye'de yaklaşık 850 çeşit kene türü olduğunu, bunlardan 30 kadarının bu hastalığı bulaştırdığını bildiren Prof. Dr. Dökmetaş, ''Bu virüs dış ortama, kaynatmaya ve temizlik malzemelerindeki dezenfektan maddelerine duyarlı. Şüpheli olgularda temizlik her şeyin başında geliyor'' dedi.

Hastalığın daha çok hayvanlarla ilgilenenlerde ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Dökmetaş, ''Çok nadir de olsa hastaneden de bulaşabiliyor. Bu nedenle bu tür hastalara yaklaşımda bulunduğumuzda, biz, hekimlerin korunma önlemlerini almasını istiyoruz'' diye konuştu. Yıllara göre hastalıkla ilgili vaka sayısı hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Dökmetaş, şöyle konuştu:

''2002 yılında Türkiye'de 17 vaka var, bunun 15'i Tokat ve Sivas bölgesinden. 2003 yılında 133 olgunun, 84'ü Tokat ve Sivas bölgesinden. 2004 yılında 249 hastanın 92'si bu bölgeden. 2005 yılında kesin olmamakla birlikte yaklaşık 150 vaka var, bunun 100 civarı bu bölgeden. Yani Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı dendiğinde, bir yerde Tokat ve Sivas bunun merkezini oluşturuyor. Türkiye genelinde olguların büyük kısmı, CÜ Tıp Fakültesinde takip ediliyor.''

CÜ'DE 2006'DA 44 ŞÜPHELİ VAKA TEDAVİ GÖRDÜ

Prof. Dr. Dökmetaş, 2006 yılındaki şüpheli vaka sayısı konusunda henüz net bilgiler olmadığını, kesin olmamakla birlikte bu sayının 100'e yaklaşmış olabileceğini kaydetti. Dr. Dökmetaş, şunları söyledi:
''Bizim üniversitemizde bu yıl Kırım-Kongo kanamalı ateşi ön teşhisiyle takip ettiğimiz 44 vakamız var. Bu vakalarımız da
kesinleşmiş değil. Bunların önemli bir kısmı ön tanı. Bunlardan 2'si hayatını kaybetti. 42 tanesi ise tedavi oldu. Şu anda ise servisimizde 10 hastamız bu hastalığın şüphesiyle tedavi görüyor.''

Sivas bölgesinde görülen vakalarda, geçen yıla göre bu yıl biraz artış yaşandığını belirten Prof. Dr. Dökmetaş, şöyle devam etti:
''Bu tabi araştırılması gereken bir konu. Sayıları kesin olarak vermemiz mümkün değil. Panik yaratmamızın anlamı yok. Çünkü gerçekten bu bölgedeki vakalar başka bir hastalık da olabilir. Geçen yıl da Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı diye takip ettiğimiz hastaların bir kısmında 'brusella' çıktı. Birkaç tanesinde 'kan kanseri' çıktı. Bazılarında başka hastalıklar çıktı. Bu nedenle olayları büyütmenin hiçbir anlamı yok.''

Hastalık konusunda vatandaşları bilgilendirmenin önemine değinen Prof. Dr. Dökmetaş, şöyle konuştu:
''Yeniden bir hastalık patladı, 'salgın var' gibi bir olay sorumsuzluk olur. Böyle bir olay yok, söz konusu değil. Geçen yıl ve
bir önceki yıl gördüğümüz vakalara benzer olgular var. Sayıda artış veya azalış olup olmadığı konusuna şu anda cevap vermemiz mümkün değil.''

HASTALIK YAYILIYOR MU?

Türkiye'de hastalığın daha çok Kelkit Vadisi'nde görüldüğünü, ancak o bölgede yaşayan bir insanın başka yere gidip
hastalanabileceğini belirten Prof. Dr. Dökmetaş, şöyle devam etti:
''Yani bu hastalığın kaynağı neresi, onu araştırmak lazım. Ayrıca keneler belli bir bölgede sınırlanmış değil, yayılım da gösterebilir. Her bölgede keneler var. Hastalığın ulaşması, bulaşması için, çevreye doğru yayılım da olmuş olabilir. Bu 'Ankara'ya geldi, İzmir'e geldi, Antalya'ya geldi, öldük, bittik' anlamına gelmemesi gereken bir durum.Ben Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı tarafından yapılan çalışmalarla hastalığın önünün alınacağını düşünüyorum.''

Her hastalıkta bir başlangıç dönemi, daha sonra zirve ve düşüş dönemi yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Dökmetaş, ''Bu her hastalık için geçerlidir. Uygun önlemler alındığı sürece bu kısa dönem içerisinde olur. Ben gerekli önlemlerin alındığını düşünüyorum'' dedi.

KUŞLARIN İTLAF EDİLMESİ KENE SAYISINI ARTIRDI MI?

Kuş gribinin ardından kuşların itlaf edilmesi nedeniyle kene sayısının arttığı ve bunun hastalığı artırdığı şeklindeki görüşe
katılmadığını belirten Prof. Dr. Dökmetaş, şunları kaydetti:
''Her konuyla ilgili belli görüşler olabilir. Bu görüşlerin bir kısmı da doğru olabilir. Ancak bunun doğru olabilmesi için kanıta
dayanması gerekir. Tahminen, 'güvercin sayısı azaldı, tavuklar öldürüldü, bu nedenle hastalık arttı' demek, çok doğru bir yaklaşım değil. Avcılar ülkemizin her tarafında var, ülkemizin her tarafında tavuklarda belli bir itlaf yaşandı. Ama bu hastalık Kelkit Vadisi'nde olan bir hastalık. Şu aşamada bu bölgede, ama gelecekle ilgili bir şey öylemek mümkün değil.''

AA
İlgili Haberler

İnanılmaz ihmal hemşireyi öldürdü
Keneler GATA'nın terör raporunda
200m.uzakta cenaze namazı-Video
Akdağ:Kene tehdidi yok
Kene ısırdığında ne yapılmalı?



15.06.2006 12:59