Orijinalini görmek için tıklayınız : Medyanın gazına geldik abi…


ahmeterdogan
03.07.2006, 23:15
“Irak'ta ölen ABD'li asker 2500'ü buldu ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Irak'ta işgalin başladığı tarihten bu yana ölen Amerikan askerleri sayısının 2500'e çıktığını bildirdi… 15 Haziran 2006 ”[/B]

Haber başlığı böyle. Sevindiniz mi yoksa? ABD ve müttefiklerinin Irak’ı haksız yere işgal ettiğini düşünüyorsanız, mutlaka seviniyor, hatta “Oh olsun” bile çekiyorsunuzdur. Biz üzülüyoruz. Çünkü birilerinin arzu, istek ve çıkarları uğruna binlerce can yok oluyor, binlerce ocak sönüyor, binlerce çocuk öksüz kalıyor sonuçta. Ve sonra ellerimizi açıp tanrıya dua ediyoruz “Tanrım bizi affet” diye…

* * *

“DTP'li başkanlara ceza istemi… Roj Tv'nin kapatılmaması için Danimarka Başbakanı Rasmussen'e mektup gönderen Demokratik Toplum Partisi (DTP) üyesi 56 belediye başkanı hakkında, terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları gerekçesiyle 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. 15.06.2006” Bir başka haber girişi de böyle…

Sevindiniz mi yoksa? Siz sevinebilirsiniz ama bizi bir düşünce aldı. Arkadaşlar şimdiki Başbakanımızı da sistem istememiş, hatta bir şiir okudu diye cezaevine göndermiş, o da cezaevinde şiir kaseti doldurarak duygularını dile getirmiş, cezaevinden çıktıktan sonra il il, ilçe ilçe, köy köy dolaşarak mağduriyetini ve mazlumluğunu anlatarak, halkın gözünde beyaz atlı prens durumuna gelmişti. Bunları hepiniz biliyorsunuz.

“Efendim o başka, bunlar başka” diyebilirsiniz. Doğrudur, o başka , bunlar başkadır. Ama özde sistemin dışlama olayı vardır. Halkımız da sistemin dışladığı insanlara (nedense) prim ve destek vermektedir. Hatta tek başına iktidar ve Başbakan bile yapabilmektedir. Ceza istemi; Hukukun ve Yargının hür iradesidir, kesinlikle konumuz işin o tarafında değildir. Konumuz olayın sosyal, psikolojik ve siyasal boyutudur. Nazım Hikmet sürgüne gönderilmiş ve sürgünde ölmüştür. Nazım Hikmet hala birilerinin gözünde mağdur ve mazlum bir ilahtır. 1983 genel seçimleri öncesi “Turgut Özal’ı desteklemeyin” iması yapıldı, Turgut Özal’ın partisi tek başına iktidar oldu, iki dönem tek başına iktidar kaldı. Tayyip Erdoğan cezaevine gönderildi, cezaevinden çıktıktan sonra seçimlere girdi, partisi ezici çoğunlukla tek başına iktidar, kendisi de başbakan oldu… Bu yaşanmış canlı örnekleri kriter alırsak, DTP de böyle bir süreç mi geçiriyor diye (kendimizce) kocaman kocaman soru işaretleri ile düşünmeye başladık.

“Yok öyle şey olmaz” diyorsanız, inşallah sizin dediğiniz gibi olur… Biz sadece düşüncelerimizi yazıya dökebilme cesareti gösteriyoruz. Gerisi size kalmış…

* * *

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Hüseyin Hatemi “Karın Doyurma Ölçütü” başlıklı yazısında “Siz (başörtüsü karın doyurmaz) derseniz, ertesi gün de başka birisi (laiklik ilkesi karın doyurmaz) diyebilir. Daha önce de değinmiştim: İnsan sadece eklemekle yaşayamaz.” 14.6.2006” demiş…

Biz gençliğimizde sağcılık-solculuk oynardık, sokaktaki çocuklar da doktorculuk oynardı. Başörtüsü nedir, laiklik nedir, Kürt nedir, Türk nedir bilmezdik. Ülkemiz dış güçler tarafından sömürülüyor ve yönlendiriliyordu. Bağımsız ve özgür bir ülke düşlüyorduk o zamanlar… Birileri de halkı eziyor ve sömürüyordu… Halkımız sömürülmemeli ve ezilmemeliydi. İnsanlarımızın insanca yaşayabilecekleri bir ülkenin düşlerini kuruyorduk o zamanlar. Aradan 30 yıl geçti, laiklik icad oldu, başörtüsü icad oldu, Kürtlük icad oldu, Türklük icad oldu… Koca koca profesörler, alimler, bilginler, rütbeli-rütbesiz herkes bunları konuşuyor, tartışıyor, ahkam kesiyor. Ülkenin bağımsızlığı ve özgürlüğü kimsenin umurunda değil artık. Ona özgürlük, buna özgürlük, şuna özgürlük… Ama ülke bağımsız ve özgür değil ki… Onlar ve ötekiler bayağı mesafe aldılar mücadelelerinde. Ülkede (siyasi misyonu simgeleyen tarzda) başörtüsü takanların sayısı bir hayli arttı. Hatta birçok devlet kademesindeki akademik kariyer sahiplerinin birçoğunun eşlerinin bile başları yukarıda vurguladığımız tarzda başörtülü… Kamu görevlisi olanların bazıları ise “yasa gereği yasak olduğu için” başörtüsü takamadıkları bilinmektedir.

Bunların yanında yasa dışı terör örgütü de kendince mesafeler aldı. Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı terör eylemlerini bugün de sürdürüyorlar. Ortalama 20 yıldır binlerce şehidimize gözyaşı döktük ve dökmeye de devam ediyoruz. Dile kolay 20 yıl… Şimdi çeşitli ülkeler üzerinden uydu yayınları yaparak, adeta meydan okumayı sürdürüyorlar. Biz akademisyen değiliz, biz sadece vatandaş mantığı yürütüyoruz ve kendi kendimize “Bu işlerin sonu nereye varır acaba?” diye soruyoruz ve kaygılanıyoruz.

* * *
Bizi hep cehennem ile korkuturlar. “Onu yapmayın, yanarsınız. Bunu yapmayın yanarsınız. Kötü insanlar ve kötülük yapanlar cehenneme gidecek orada cayır cayır yanacaklardır” derler. Doğrudur. Peki kendi ülkesinin insanlarını İNSANCA YAŞATAMAYAN İDARECİLERİN yerleri cennet mi, yoksa cehennem mi olacak. Bilen varsa söylesin.

**** yine medyanın gazına geldik galiba? Biz aslında uydudan porno yayın yapanlardan bahsedecektik. Porno yayın yapan kaç kanal var, şifreler nasıl kırılır. Hangi kanal kaç saat yayın yapıyor, hangi kanal hangi türe ağırlık veriyor. Neyse bunları diğer yazımızda bahsedelim. Kusura bakmayın…

Ahmet Erdoğan
Dursunbey-Balıkesir
uceylulgazetesi@dursunbey.com

spartakus
09.07.2006, 23:26
Emperyalistlerin oyununa gelip kendi icimizde kamplara bölünerek,
güya sorunlari bu sekide cözmeye calismakla olmuyor!
bu hain batililarin yapmak istedikleri sardirilara hepimiz birlik olup
karsi cikmasini bilelimki, o zaman ancak sorunlarimizi cözebiliriz.