cemahir
05.07.2006, 03:35
KAVRAMSALLAŞTIRMALARIN KRİTİĞİ VE DİKOTOMİK KAVRAMSALLAŞTIRMA
Bir topluluğun yapısı ve iç dinamiklerinin anlaşılmasında önemli olan farklılaşmaların nasıl kavramsallaştırılacağına ilişkin çabalar sosyologlar ve antropologlar arasında uzunca bir süre devam etmiştir. Bu çabalara bağlı olarak da bazı sistemli kavramsallaştırmalara gidilmiştir.
Dikotomi: literatürde birbirinin zıttı değer alabilen değişkendir. Kuramsal anlamda ise kategorilerin birbirini dışladığı varsayılmaktadır (Kadın-erkek gibi). Batılı çalışmalar dikotomiyi lehine kullanmayı bilmiştir.
Dolayısıyla dikotominin karmaşık sosyo-kültürel yapıların incelenmesinde araçsal işlevselliği söz konusudur. Fakat art niyetli bir yaklaşım, belli bir sosyo-kültürel yapıyı incelerken ondaki söylem ve pratiklerin farklı bağlamlarda aldıkları çokluk ve çeşitliliği göz ardı edip, kimi kolaycı dikotomik genellemelere gitme gibi çok yanlış bir uygulamaya sebep olmaktadır.
Batılı çalışmalardaki bu dikotomik yöntemi iki ayrı süreç içinde ele alırsak;
Birincisi daha antropoloji ve sosyolojinin araştırma alanına dahil olmadığı bir süreç. Bu süreçte “dikotomi” tarihsel terimler içerisinde kavramsallaştırılmıştır. Dinsel metinler farklılık arz eden inanç ve pratiklerden yola çıkılmıştır.
Örnek verecek olursak;
Anadolu ve Balkanlardaki Alevi-Bektaşi toplulukların uygulamalarının islamdan ziyade Anadolu’ya ait eski kültürlere ve Hıristiyanlığa ait olduğu ileri atılmıştır. Bu da Batı’nın farklılığı zıtlık olarak empoze etme çabalarındandır.
İkincisi ise Batılı yaklaşımın bilinçli olarak “dikotomi” kavramsallaştırmadır. Buna da örnek verecek olursak;
“Resmi İslam”, “Popüler İslam” ve son olarak da ABD’nin ülkemiz için kullandığı “Ilımlı İslam” kavramları ile bölge halkını tamamen birbirine zıt toplumlar gibi gösterme çabaları görülmektedir.
Ortadoğu’ya baktığımızda çok kültürlü bir yapının olduğunu görmekteyiz.
Dünya merkezini Avrupa olarak ele alan Batılı yaklaşım “Ortadoğu”yu kendi merkezli kavramsallaştırdığı gibi bölgedeki çok kültürlülüğü de aynı mantıkla ele almıştır.
Ortadoğu kavramı Doğu Asya, Orta Asya, Batı Asya gibi coğrafi değil “dikotomik” bir kavramdır yani objektif değil kendini merkez sayan Batının yarattığı sübjektif bir kavramdır.
Bu kavramlaştırmayı yönlendiren ana bakış Avrupa’yı dünyanın merkezi olarak kabul eden ve dünyanın diğer bölgeleri bu merkeze olan uzaklıklarına göre “Yakın”, “Orta” ,“Uzak” şeklinde kategorize eden bakıştır. Dolayısıyla Batı çıkarlarına göre değişebilmekte olan bir kavramdır. Afrika ve Asya kıtalarından bakıldığında hiçbir anlamı yoktur
Bir topluluğun yapısı ve iç dinamiklerinin anlaşılmasında önemli olan farklılaşmaların nasıl kavramsallaştırılacağına ilişkin çabalar sosyologlar ve antropologlar arasında uzunca bir süre devam etmiştir. Bu çabalara bağlı olarak da bazı sistemli kavramsallaştırmalara gidilmiştir.
Dikotomi: literatürde birbirinin zıttı değer alabilen değişkendir. Kuramsal anlamda ise kategorilerin birbirini dışladığı varsayılmaktadır (Kadın-erkek gibi). Batılı çalışmalar dikotomiyi lehine kullanmayı bilmiştir.
Dolayısıyla dikotominin karmaşık sosyo-kültürel yapıların incelenmesinde araçsal işlevselliği söz konusudur. Fakat art niyetli bir yaklaşım, belli bir sosyo-kültürel yapıyı incelerken ondaki söylem ve pratiklerin farklı bağlamlarda aldıkları çokluk ve çeşitliliği göz ardı edip, kimi kolaycı dikotomik genellemelere gitme gibi çok yanlış bir uygulamaya sebep olmaktadır.
Batılı çalışmalardaki bu dikotomik yöntemi iki ayrı süreç içinde ele alırsak;
Birincisi daha antropoloji ve sosyolojinin araştırma alanına dahil olmadığı bir süreç. Bu süreçte “dikotomi” tarihsel terimler içerisinde kavramsallaştırılmıştır. Dinsel metinler farklılık arz eden inanç ve pratiklerden yola çıkılmıştır.
Örnek verecek olursak;
Anadolu ve Balkanlardaki Alevi-Bektaşi toplulukların uygulamalarının islamdan ziyade Anadolu’ya ait eski kültürlere ve Hıristiyanlığa ait olduğu ileri atılmıştır. Bu da Batı’nın farklılığı zıtlık olarak empoze etme çabalarındandır.
İkincisi ise Batılı yaklaşımın bilinçli olarak “dikotomi” kavramsallaştırmadır. Buna da örnek verecek olursak;
“Resmi İslam”, “Popüler İslam” ve son olarak da ABD’nin ülkemiz için kullandığı “Ilımlı İslam” kavramları ile bölge halkını tamamen birbirine zıt toplumlar gibi gösterme çabaları görülmektedir.
Ortadoğu’ya baktığımızda çok kültürlü bir yapının olduğunu görmekteyiz.
Dünya merkezini Avrupa olarak ele alan Batılı yaklaşım “Ortadoğu”yu kendi merkezli kavramsallaştırdığı gibi bölgedeki çok kültürlülüğü de aynı mantıkla ele almıştır.
Ortadoğu kavramı Doğu Asya, Orta Asya, Batı Asya gibi coğrafi değil “dikotomik” bir kavramdır yani objektif değil kendini merkez sayan Batının yarattığı sübjektif bir kavramdır.
Bu kavramlaştırmayı yönlendiren ana bakış Avrupa’yı dünyanın merkezi olarak kabul eden ve dünyanın diğer bölgeleri bu merkeze olan uzaklıklarına göre “Yakın”, “Orta” ,“Uzak” şeklinde kategorize eden bakıştır. Dolayısıyla Batı çıkarlarına göre değişebilmekte olan bir kavramdır. Afrika ve Asya kıtalarından bakıldığında hiçbir anlamı yoktur