Orijinalini görmek için tıklayınız : T?rkiye Alevileri
Türkiye Aleviligi; bölgeden bölgeye çok farkli ritüeller ortaya koymasinin yani sira; ayni bölge içindeki Alevi vatandaslarimiz arasinda bile, ''Dede farkliligindan'' gelen, farkli anlayisar vardir. Gene ayni biçimde; Türkiye'de yasayan Alevi vatandaslarimizin sayisi konusunda da farkli açiklamalar vardir. Resmi Alevi dernek ve vakiflari arasinda bile bu konuda bir düsünce birligi saglanamamaktadýr.
Tüm bunlarin disinda; Türkiye Aleviliginin niteligi konusunda da farkli yaklasimlar vardir. Türkiye'deki baizi bagnaz (hatta bagnaz olmayan), Sünni Müslümanlar, Aleviligi bir ''Hakk Mezhebi'' saymaz ve hatta, Islamiyet disi sayarken; kimi Alevi arastirmacilar da buna yakin görüsler ileri sürmektedir. Fakat , Aleviler arasinda yaygin anlayis Aleviligin, Islamiyet içinde, farkli bir mezhep olarak algilanip degerlendirilmesidir. Ve dogrusunu isterseniz, Hz. Ali 'nin yolunda giden ve ''Hasan - Hüseyin'' i gönlünde yatan Türkiye Alevilerini, Islamiyet disi görmek hiç mantikli degildir.
****
Biraz da disaridan gelen yorumlamalarin etkisiyle, günümüzde tarttisilmaya baslana bir konu; Türkiye'de Alevilerin, bir ''azinlik'' olup olmadik konusudur. Isin (bence) ilginç yani, kimi Alevi örgütlerinin de kendilerini azinlik saymalari ve AB normlari çerçevesinde, ''azinlik haklairindan' yararlanmak istemeleridir. Buna karsilik; kimi Alevi çevreleri de azinlik olarak nitelendirilmeye ve isimlendirilmeye çok tepki duymaktadirlar ki; bence, haklidirlar.
Bazi arastirmacilar; ''azinlik olmayi'' , bir bakimdan soyut anlamda almakta ve ''Kendini azinlik olarak hissedenler, azinliktir'' , gibisinden bir yaklasim içinde olmaktadirlar. Bu tanim, çok tehlikelere gebedir. Zira her toplumda; ''dinsel'' , ''mezhepsel'' , ''etnik'' , ''ahlaki'' binlerce ve binlerce ''farkli hissiyat'' olabilir. Bunlarin tümünü azinlik mi sayacagiz?...
Azinlik olmak, ya iki ve çok tarafli bir anlasmayla belirlenir, ya da uluslararasi bir konferans sonrasinda. Bunun disindaki ''farkliliklari'' , azinlik sayamayiz. Türkiye'de, azinlik statüsü ve cemaat haklari belirlenmis azinliklar, Lozan maddeleri arasinda bulunmaktadir.
Bugün TC'nin hiçbir vatandasý, ''ikinci sinif'' degildir ve Türkiye'deki hiçbir etnik ya da dinsel grup, ''asli unsur'' degildir. Herkes, mutlak esit ve herkes, ''asli unsur'' dur.
ALBAY_KAWA 14.03.2005, 20:25 Eda yazin anlasilmiyor düzenlemelisin bence... ama basligina göre bir cevap
Türkiye aleviligi yoktur, anadolu aleviligi vardir....
Saygilar
Albay duzeltim aslinda cok uzun bir bakle bu ama ben kisaltim yani turk alevigli adinda devamin zaman bulursam yazacagim.
ALBAY_KAWA 14.03.2005, 20:48 devamini bekliyoruz ama yaziyi baska yerden kopyaladigindan böyle oluyor, senin kendin yazman, en azindan yazarak katkida, ve yazarkende kendi fikirlerinin olusacagi kansindayim, böyle bizde senin düsüncelerinide okumus oluruz... ama böyle olmasi iiy, neden iyi iki sayfalik yazsan ne olur yazi cok olunca okumak istemiyorlar, ama bir dizi gbi yaparsan parca parca, kendine göre devami merak edilecek yerlerde kesersen reklamalar gibi, o zaman bu tür yazilarin bir anlami our...
Saygilar...
guzel fikir albay ben genellikle okuyupta mantikli buldugumu yerlestiyorum ama bu benim ilk copie yaptigim mesaj ya fikrimida tabiki yaziyorum yazacagimda :))))
Alevimen 14.03.2005, 21:53 bu benim ilk copie yaptigim mesaj ya fikrimida tabiki yaziyorum yazacagimda :))))
Mutlaka 'kopya & yapıştır' usulunde kaynağı belirtmeyi unutmayın. Dikkate almanızı rica ediyorum.
http://www.aleviforum.com/images/smilies/3D_NG%20%2819%29.png
Ali Zülfikar 17.03.2005, 03:39 Mutlaka 'kopya & yapıştır' usulunde kaynağı belirtmeyi unutmayın. Dikkate almanızı rica ediyorum.
http://www.aleviforum.com/images/smilies/3D_NG%20%2819%29.png
haddim olmayarak bende bi husus belirteyim bırakın yöneticiyi moderatör diye bir olgu var bu arkadaş yazıları takip edip yanlış yerleri düzeltebilir kullanıcıdan çok yöneticilerin görevi diye biliyorum ben ama yanlışsam düzeltin
Alevimen 17.03.2005, 03:56 haddim olmayarak bende bi husus belirteyim bırakın yöneticiyi moderatör diye bir olgu var bu arkadaş yazıları takip edip yanlış yerleri düzeltebilir kullanıcıdan çok yöneticilerin görevi diye biliyorum ben ama yanlışsam düzeltin
Tüm görüşlere açığız..
Sözkonusu mesajın ilk şeklini hatırlamıyorum ama Görevliler karakterleri 'deşifre' edebilselerdi eminim gereken düzenlemeleri hızlı biçimde yaparlardı...
...ve sanırım sonuç şimdi baya 'düzgün' :3D_NG:
Ali Zülfikar 17.03.2005, 04:14 Eminim ona zaten ne şüphe :yorgun:
neyse geçmişte üstadımın açtıgı konuya başka bir bakış açısı getirmek isterim buyrun yazı aşşagıda
ALEV? KÜRDE K?ML?K YAMASI
Munzur Çem
Cemal ?ener`le yüzyüze konuşmuşluğum yok. Kendisini yazdıklarından biraz tanıyorum. Daha çok Alevilik konusunda yazar. Katıksız bir resmi tezci olduğu için yazıp çizdikleri de ona göre oluyor. Kafasındaki reçetelerin doğruluğunu kanıtalayabilmek için gerçekleri en kaba biçimde tahrif etmekten kaçınmaz.
Örneğin, “Atatürk ve Aleviler“ isimli kitabında, kaynak bile göstermeden iftira düzeyine varan aşağıdaki satırları yazdığı için kendisini sertçe eleştirme zorunluluğu hisetmiştim.
"Mustafa Kemal'i yakalayıp ?ngilizler'e teslim etmek üzere emir alan Dersimli Çete Reisi Alişer:
'Paşam arkandayız meraklanma'
Mustafa Kemal, Erzurum'dan Sıvas'a giderken Çardaklı Boğazı'nda Dersim Alevi Kürt aşiretlerince basılacağı haberi gelir. Elazığ Valisi Ali Galip, Dersim aşiretlerini Mustafa Kemal'e karşı kışkırtmak istemektedir. Hareketten bir süre sonra Mustafa Kemal ve heyeti pusuya düşer. Pusuyu kuran çetenin kolbaşısı Alişer Efendi, 'Biz Ali Galip'in emrini dinlemeyeceğiz. Çünkü siz bu vatanın kurtarılması için çalışıyorsunuz: Biz size yardım edeceğiz' der."
Bir süre önce bu kez internet yoluyla “Alevilerin Etnik Kimliği“ başlıklı yazısı elime geçti. ?ener, bu yazıda sözümona Alevilerin etnik kimliklerini irdelemeye kalkışıyor ama tüm çabası Kürtten Alevi olamıyacağını, Alevi Kürtlerin aslında asimile olmuş Türkler olduklarını kanıtlamaya çalışmaktan ibaret kalıyor. Tabi böyle olunca da yazı, bir araştırma yazısı niteliğinden çıkıp, resmi ideolojinin sıradan bir propaganda aracına dönüşüyor.
Yazar, yazısına, Martin van Bruinessen`den şu alıntıyı yaparak başlıyor.
„Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta coğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Alevilerin varlığı, bir çok yazarın izahat kabilinden hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır. Hem Kürt hem de Türk milliyetçilerinin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır.“
Martin‘ in sözkonusu yazısını okumş değilim. Ancak eğer herhangi bir çarpıtma ya da yazım hatası yoksa, Martin bu noktada iki önemli yanlışa düşüyor demektir. Birincisi, ?ster Kurmanci isterse Kırmancki (Zazaki) konuşuyor olsunlar; Kürt Aleviler için „Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan,“ belirlemesinde bulunmak pratik yaşamadaki gerçekle hiç ama hiç bağdaşan bir belirleme değil. Alevi ibadetinde Türkçe dualar olduğu ve bu duaların Kürt Aleviler içerisinde de edildiği doğrudur. Bunlar, Alevi Kürtlerin ibadetinde tali bir yere sahipler.
Daha önce bir çok kez yazdığım gibi, bu satırların yazarı, Alevi bir aileden geliyor. Dolayısıyla da kendi toplumunun ibadet dilinin ne olduğunu en iyi bilebilecek durumda olanlardan biri olması doğaldır. Dersim`de doğup büyümüş her inasınımzın bileblieceği ve bildiği gibi, bizim anne ve babalarımız ne güneş ve aya bakarken, ne kurban keserken, ne ziyarete giderken, ne Hızır ve Gağan bayramlarını kutlarken, ne adak sunarken, ne bebekleri yıkarken, ne lohusa kadını ziyaret ederken ve ne de haftanın belli günlerinde adak şeklinde mum yakarken Türkçe dua ediyorlardı. Bu dualar, tamamen kendi dillerindeydi, yani Kürtçeydi. ?ahsen çocukluk ve gençlik yıllarımda onlarca Ceme katılmış biriyim. Bu cemlerde kullanılan dilin de yine Kürtçe olduğunu benim gibi Dersim´de büyümüş herkes iyi bilir. Buna karşın Türkçe dua yok muydu? Vardı elbet. Örneğin, Türkçeye „Gülbenk“ diye uyarlanmış olan, Kürtçesi ise „Gulvang“ ya da „Gulbang“ denilen dua çoğunlukla Türkçeydi. Ceme getirilmiş „niyaz“ın cem sonrasında dağıtımı sırasında da kimi dervişlerin Kürtçenin yanısıra, Türkçe dua okudukları da olurdu.
Zaman zaman bazı pir ve rehberler, beyit söylüyorlardı ki bunların çoğu Türkçeydi. Ancak beyitlerin söylendiği bu tür toplantıları kesinlikle cemlerle karıştırmamak gerekir. Dersim`de bunlar başka, cemler başkadır. Kanımca, Bruinessen de asıl yanlışa burada düşüyor ve Kürt Alevi cemlerini, deyişlerin okunduğu ayinlerle ya da Bektaşi cemleriyle bir görüyor, onların farklı niteliklerini gözardı ediyor. Alevi ibadetini ise bir bakıma deyiş ve Gulbang (Gülbenk)`lerden ibaret sayıyor.
Bruinessen`in, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan bir rapordan aktardığı şu satırlar da dikkat çekicidir:
"Zaza Alevilere gelince: Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçedir. Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir...“
Daha önce de belirttiğim gibi Bruinessen`in yazısını okuyamadığım için bu satırları nasıl yorumladığını, karşıt görüşlere yer verip vermediğini bilemiyorum. Ama raporda yer alan iddianın, gerçekle bağdaşmadığı da gözönündedir. Başka şeyler bir yana, Türkçe bilmeyen bir toplumda, Türkçenin konuşulmasının zorunlu hale getirilemeyeceği, bunun maddeten mümkün olmayacağı açıktır.
Benim yaşıtlarım 1930`ları görmediler ama 1950`lileri yaşadılar. Eğer raporda belirtilen türden bir durum sözkonusu olsa idi, bunun bizim dönemimizde de görülmesi gerekirdi. Soykırım, yasak ve sürgünlere rağmen, 1930`lardan 1950`lilere gelindiğinde bölgede Türkçe geriledi de Kürtçe gelişme mi gösterdi denilemiyeceğine göre, başka türlü olması düşünülemez. Oysa, daha önce de belirttiğim gibi 1950`lerde bizim inadet dilimiz Kürtçeydi. Ben günlük yaşamda ne anne ve babamdan, ne komşularımdan, ne çevre köylerin halkından bir tek Türkçe dua, espiri, atasözü ya da masal duymamısımdır.
Alevi beyit ve nefeslerinden bir çoğunun Türkçe olmasının açıklanmasının Bruinessen`in belirttiği gibi güç olduğu kanısında da değilim. Bence bunun kaynağını ?ran Sarayı`nın, diğer bir deyişle şiiliğin etkisinde aramak gerekir.
Untumamak gerekir ki Osmanlılala ?ranlılar yüzyıllarca paylaşım yüzünden çekiştiler ki temel paylaşım alanı da Kürdistan`dı. Bu çekişme, sadece tarih kitaplarında okuduğumuz meydan muharebelerinden ibaret değildi elbet. Onun ekonomik, sosyal ve kültürel; ideolojik-politik boyutları vardı. ?ran Sahları bu mücadelede, inançsal nedenlerle genellikle Alevi kitle ile daha iyi ilişki kurma şansına sahip olular. Bu işin başını çekenlerin deyiş ve nefesleri ise çoğunlukla Türkçe idi. Özellikle de Sah Hatayi`nin bu konuda ne kadar yoğun bir çalışma yaptığı ve onun tarafından okunan dua ve nefeslerin sonradan Alevi ibadetinde çokça yeraldığı bilinmektedir. ?şte dışardan gelen bu Türkçe duaların, Alevi Kürtler arasında da belli ölçüde yer edinmelerinin en önemli nedenini burada aramak gerekir. Bektaşi Tekkelerin`de dilin Türkçe olması, bu dilin yazı dili olarak kullanılma imkanına sahip olması ise beyit ve deyişleri kaybolmaktan kurtardığı gibi onlara yayılma olanağı verdi.
?ener, J. Genel Komutanlığına ait aynı raporda „20-30 yaşlarından yukarıdakilerle Türkçe anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir,“ dendiğini ve „Bu netice Dersim Alevi Türklerinin benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilmeyeceğine delilidir,“ eklemesinde bulunulduğunu belirtiyor.
Aslında bu tür değerlendirmelere ya da „Türklüğe yönelmiş tehlike“ye dönemin resmi belgelerine çokça rastlanmaktadır.
Örneğin, 1925 Direnişinin ardından Kürdistan`da bir geziye çıkan ve ayrıntılı bir rapor hazırlayan Çankırı Milletvekili ve TBMM Başkanı Abdulhaluk Renda da yine aynı konuya değinerek şöyle diyor:
"Kürtler dillerini hakim kılmışlar ve Türkçe öğrenmeye muhtaç olmadan bütün işlerini görebilecek duruma gelmişler ve Türk erkeklerinin %80 ini Kürtçe öğrenmeye mecbur bırakmışlardır.“
Ali Zülfikar 17.03.2005, 04:15 1930 yılında Erzincan`dan Başbakan ?nönü`ye yazdığı mektuplarda Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak`ın sergilediği tavır da bu çerçevenin dışında değil. Ancak O, oldukça dobracıdır ve J. Genel Komutanlığı`ndan farklı olarak Kürtlere Türk deme gereği duymuyor. Tersine onların Kürtlüğünü açıkça kabul ediyor ve kendilerine karşı askeri harekat da dahil, sert önlemler alınmasıni öneriyor:
„(...)
„Erzincan Merkez ilçesinde 10.000 Kürt vardır. Bunlar Alevilikten faydalanarak Türk köylerini Kürtleştirmeye ve Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Bir kaç sene sonra Kürtlüğün bütün Erzincan`ı istila edileceğinden endişe edilebilir. Örfen Türk, fakat Alevi olan Türk köyleri Aleviliğin Kürtlüğü temsil ettiği zihniyetiyle ana lisanlarını terk ederek Kürtçe konuşmaktadırlar.Bu işe önayak olan, her şekavete yataklık eden Rusaray, Mitini, Sıncığı, Kürtkendi, Kelarik köylerinin aslı bir şekilde kayda tabi tutularak bunlardan gerekenlerin Trakya`ya nakli ve bölgelerdeki bazı reislerin il merkezinde ve polis nezareti altında ikamet ettirilerek emniyete alınmaları gerekmektedir. Türk olan Alevi köylerinin Kürtçe konuşmalarına ve Türk dilinin bütün bölgeye yayılması için esaslı tedbirler almaya ihtiyaç vardır.
3. ?l bölgesindeki bazı memurların Kürt ırkına mensup olduğu bilinmektedir. Örneğin; Erzincan Sorgu Hakimi şevki Efendi`nin Kürtleri himaye ettiği ve geceleri evinde Kürtleri topladığı gerçekleşmiştir. Bu adamın her ne şekilde olursa olsun il bölgesi dışına nakline ve bu gibi memurlar hakkında da aynı işlemin yapılmasına lüzum vardır.
4. Arz ettiğim bu meselenin en önemlisi, birinci maddede dı geçen köylerin kesin surette tedibi ve ırkan Kürt olduğu kesinlikle bilinen bilinen memurların bir an önce yerlerinden alınmasıdır.“
Sonra ne oldu dersiniz? Sonra 1930 yılında Pülümür Harekatı başlatıldı, Kürtler şidedetli direniş gösterdiler; her iki taraftan da kayıplar oldu. Arkasından da Erzincan yöresinde Kürtçe çok katı bir şekilde yasaklandı.
Bu yasakla ilgili olarak Doç. Dr. Fikret Başkaya şunları yazıyor:
„Nüfusunun %3 ile % 4 dışında Kürtçe`den başka dil bilmediği dönemde, Kürtçe`nin kullanılması yasaklanmıştı. (Resmi olmayan durumlarda) Kürtlerin yaşadığı kent merkezlerinde bu yasağa uyulmasını sağlamak amacıyla memurlar görevlendiriliyordu. Köyünden sınırlı artık satmaya gelen Kürt köylüleri hiç Türkçe bilmediklerim için „kontrol memurları“na yakalanmaktan kurtulamıyorlardı. Erzincan Valisi Ali Kemali Bey`in yazdığına göre, her Kürtçe kelime için beş kuruş ceza kesiliyordu. Bir koyunun eli kuruşa satıldığı dönemde 1930`lu yıllarda beş kelimelik iki cümleyle meramını ifade etmek zorundaki bir kişi bir koyun değerinde ceza ödemek zorunda kalıyordu... Satış için çevirmene başvurma zorunluluğu nedeniyle satıştan elde edilen gelir, ceza olarak ödenip elden gidiliyoru.“ (Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın flası, Doz Yayınları, ?stanbul, 1991, s.56)
Burada şunu da unutmamak gerekir; Türklerin asimilasyonuna dair yapılan bu tür değerlendirmeler, Alevi Kürtlerin yaşadıkları bölgelerle sınırlı kalmıyor. Sünni Kürt bölgeleri için de benzeri tablolar sık sık karşımıza çıkmaktadır.
Bence 1930`lu yıllarda yazılan bu tür raporları değerlendirirken, en başta devletin o yıllardaki Kürt politikasını gözardı etmemek gerekir. Nedir bu politika?
1930`lu yıllar, ırkçı „Türk Tarih Tezi“nin şekillendiği ve buna uygun katı adımların atıldığı yıllardır. Bu teze göre, Türkler çok eski dönemlerde yaşadıkları bölgelerden çıkarak dünyanın dört bir yanına yayılmışlar, oralara medeniyet taşımışlar. Eski büyük uygarlıklar, (Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Çin, Latin Amerika dakiler dahil) Türklerin eseridir. Türkler medeniyetin babasıdırlar. Türk Dili bütün dünya dillerinin anasıdır (Güneş-Dil Teorisi) vs.
Bu dönem, aynı zaman Kürtlerin varlığının inkar edildiği, onların dağ Türkleri olarak ilan edildikleri yıllardır. Resmi teze göre Kürt diye bir halk olmadığı gibi, Kürtçe diye bir dil de yoktur. Kürtçe denilen dil, Türkçenin dağlarda yaşayan bozuk bir şivesidir. „Kürtlerin kökeni, kimliği, dili ve kültürü ile ilgili“ resmi raporların ise bu ideoloji ve politikaya hizmet etmek amacıyla hazırlandığı tartışma götürmez. Tabi aynı devlet bir yandan Kürtlerle ilgili ısmarlama tezler hazırlatırken, bir yandan da bu konuda en küçük bir farklı görüşe hayat hakkı tanımıyor, tartışma olanağını ortadan kaldırıyordu. Bu, öyle bir dönemdi ki resmi teze aykırı anlamda Kürt sözcüğünü kullanmak bile kelleyi koltuğa almakla eşanlamlıydı.
Devlet yöneticilerinin bu yönde yazıp söyledikleri, bu dönemde Kürt halkına karşı sürdürülen baskı ve şiddet politikasına, inkar ve asimilasyon çabalarına uygun zemin hazırlamak ya da onun haklılığını kanıtlamak çabasından ibarettir. Devletçe verilmek istenen mesaj özünde şu idi: Kürtlerin yaşadıkları bölgelerede eskiden Türkler vardı, bu Türkler asimile oldular, dolayısıyla da Kürt diye bilinenler Türktürler. Kürtlerin Türkleri asimile etmeleri durumu bugün hala da devam ediyor. Türklük tehlikededir. Böyle olunca da Kürtlerin şiddetle cezalandırılmarı ve Türkleştirmenin yangınlaştırılması hem Türklere yönelik güncel tehlikeleri önlemek bakımından önemlidir ve hem de bu yolla eskiden Türk olan insanların asıllarına dönmeleri sağlanır ki bu tarihi adaletin gerçekleşmesi anlamına gelir.
Beri taraftan, Alevi ibadetinde Türkçe duaların bulunuşunun, etnik kimlikle bir ilişkisi olamıyacağı da gerçeğin bir diğer yüzüdür. Diyelim ki ?slam dininde ibadet Arapçadır. Bundan hareketle Araplar dışında kalan müslüman halkları ve tabi bu arada Türklerle Kürtleri Arap asıllı olarak görmemiz mi gerekir?
Öte yandan Türklükle Alevilik arasında sunni bağlar kuran ve hatta Aleviliği „Türk Düşünce Tarzı“ ya da „Türk ?slamı“ diye yutturmaya kalkışanların, şu noktaları nasıl açıklayacakları merak konusudur.
1. Cemal ?ener`in de belirttiği gibi Türkler Alevilikle 10-11. yüzyıllarda tanıştılar. Peki ondan önce Alevilik yok muydu? Elbet her yönüyle bugünkü gibi olmasa da vardı. Aleviliği Îslam`ın bir mezhebi olarak algılasanız da vardı, onu bu satırların yazarı gibi ?slam`dan etkilelen islamdışı bir inanç olarak görseniz de...
2. Saptayabildiğim kadarıyla, Alevi din adamlarının sıfatları ile ibadette kullanılan temel terimlerin hiç biri Türkçe değil. Örneğin, Pir, rehber, dede, ana, baba, mürşid, şıx (şıh), sêyid (sêy), derviş, talib, Gulbang (Gulvang), sema, ziyaret, cem, çıra, çıralıx, bêyit vs. Bunların bir bölümü Farsca ve Kürtçe, diğer bölümü ise Arapça ya da öteki dillerden gelmedir.
3. Heteredoks, ya da islamdışı bağımsız dinler olarak kabul edilen dinlerin kaynağı Kürdistan`dır. Diyleim ki Ehli-Haq, Ezdilik, ?ebeklik gibi Aleviliğe çok yakın olan inançlar, Kürt halkı arasında varlıklarını sürdürmekteler.
Aleviliği elbet bir halka maletmek mümkün değil. O, değişik halklardan insanların inancıdır. Ama eğer tarih içersinde değişik toplumların bu inançla ilişkileri irdelenecek olursa, Kürtlerin ona en yakın halklardan biri olduğu da rahatça görülebilir. Daha doğrusu ?rani bir halk olan Kürtler, Türkler gibi sonradan gelip Alevilikle karşılaşmadılar. Onlar, bu inancın şekilendiği toprakların bir halkı olarak uzun süren tarihi süreçte, onun temelini oluşturan inanç ve kültürlerle içiçe, yanyana yaşadılar. Bu hamurun yoğurulmasında onların payı küçümsenecek gibi değil.
dem_dost 21.03.2005, 20:23 72 milleti ayni nazarda görmiyen bizden degildir
..........
alevilerin büyük bir cogunlugu türkmendir.. bu tarihi bir gercek
alevilik horasanda dogmus, bu da bir gercek
horasan erenlerinin hepsi türkmendir
bu da bir gercek
safevi devleti de türkmen devletidir . bu da bir gercektir
alevi ulularinin büyük bir cogunlugu türkmen toplumunda yasadiklari, onlarla kaynadiklari da bir gercektir
ama 72 millete ayni nazarda bakiyoruz
hic bir millet diyerinkinden üstün degildir
saygilarimla
Özenturk 26.04.2005, 17:44 ARKADA?LAR ALEV?L?K NASIL AZINLIK OLAB?L?RK? TC KURUCULARI NASIL AZINLIK OLUR B?ZLER,HACI BEKTA?,HOCA AHMET YESEV?N?N,YUNUS EMREN?N,MEVLANANIN VS... TORUNLARI(ANADOLUYA TÜRKLÜ?Ü YAYANLAR)OLARAK NASIL AZINLIK OLAB?L?R?ZK?,ÖZ BE ÖZ TÜRKÜZ...
|
|