Orijinalini görmek için tıklayınız : SENi YAŞAMAK
SENİ YAŞAMAK
Seni her özlediğimde sevgilim,
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bakıyorum.
Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Ve aşkım, seni her özlediğimde,
Adında isyan ediyorum.
Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yaşamak istiyorum,
Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece
Behçet Necatigil
Erkan Sevgi 11.07.2006, 11:23 SENİ YAŞAMAK
Seni her özlediğimde sevgilim,
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bakıyorum.
Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Ve aşkım, seni her özlediğimde,
Adında isyan ediyorum.
Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yaşamak istiyorum,
Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece
Behçet Necatigil
Behcet Necatigil çok güzel anlatmışsevenin gözünden sevgiyi...
Teşekkürler bu güzel palaşımın için b.alina...
Devamını bekliyoruz.
Avuçlarım,, yine, "sen" kokuyor!.. Sen varsın ya içimde!.. Taşıyorsun gözlerimden ve sen dökülüyorsun avuçlarıma;
Sensizliğimde!..
Avuçlarım, parlıyor ıslandıkça... Ve ıslanan avuçlarımda bakışların, ışıldıyor sanki... Sanki, hani uzaakta kalan aydınlıkları çalmış olan o bakışların...
Ben, seviniyorum; ateşler içindeki şu halsiz çocuk gibi... Hani, arka sokaktaki sahipsiz köşkün, kırmızı tuğlalı duvarı ardında gülümseyen ağaçtan, kendisi için iki cep erik yolunmuş gibi. Ve hatta bu ceplerden doldurulan iki avuç, önüne uzatılmış gibi...
Avuçlarım, ıslanıyor gene...
Avuçlarım, ışıldıyor gene...
Avuçlarım sen kokuyor gene, çünkü sen; gene yoksun!..
Yoksun...
Avuçlarım, yine "sen" kokuyor!
Çünkü sen, "olmadıkça" dökülüyorsun avuçlarıma; içimden taşarak!..
Gözlerim, bir göze gibi seni dolduruyor avuçlarıma!..
Benim için sen; sensizlik demek!..
Bütüün yolların sana çıktığı haritanın başında, kendimi kaybetmişim... Yahut, yolların ortasında; haritamı!..
Nerdesin?..
İçimden başka, nerdesin?..
Ben, yine tüm yolların sana çıktığı, ve avuçlarımın sensizlik koktuğu günlerdeyim... Sen, kaç kişinin umudusun, bilmek istemiyorum!.. İçinden çıkılmaz hale geldikçe hayat, çaresizlik başlıyor...
Hangi imbik bu çaresizliklerden 'çaresenlikler' damıtacak?..
Avuçlarım, parlıyor ıslandıkça. Islak avuçlarımda, uzakta kalan aydınlıkları üfleyen bakışların ışıldıyor...
Avuçlarım, yine sen kokuyor yani!.. Yani, yine sen varsın içimde!.. Taşıyorsun gözlerimden!.. Ve sen dökülüyorsun avuçlarıma;
Sensizliğimde!..
Olmayışın, avuçlarımın yine sen kokmasından belli! Çünkü sen, "olmadıkça" dökülüyorsun avuçlarıma; içimden taşarak!.. Gözlerim, yine bir göze gibi seni dolduruyor avuçlarıma!..
Bilmiyorum; hangi imbik bu çaresizliklerden çaresenlikler damıtacak?..
Ne zaman, avuçlarım yerine; yanım "sen" kokacak?..
Behcet Necatigil çok güzel anlatmışsevenin gözünden sevgiyi...
Teşekkürler bu güzel palaşımın için b.alina...
Devamını bekliyoruz.
ilginiz için teşekkürler
güzelmis paylasimin icin sagol
güzel paylaşımların için saol
bu konu daha önce 2 kere verılmıstı.
arama yaptırıp konuyu ona göre acarsanız ıyı olur.
saygılarla
SENİ ARIYORUM ..
Hasretim sana
Tam üç koca kış geçti aradan,
koskocaman üç asır.
Önca Aydın, Muğla, Balıkesir.
Önce bizim yiyemediğimiz bal gibi üzüm, incir.
Önce bizim yemeğimize girmeyen bal gibi zeytinyağı.
Sonra gene bir sıra dağ.
Sonra Konya ovası, Adana.
Sonra hiçbir vakit gülmemiş olan Orta Anadolu toprağı.
Bilmem, tanır mısın yanında olsam,
taş gibi sertleşti yüzüm,
bıyıklarım uzadı.
Hasretim sana.
Ilık bir su,
bir demet gül
ve bir lambanın ışığnı arar gibi arıyorum seni.
Bazen yüreğim kabarıyor,
sanki yüzünü bir daha hiç görmeyecekmişim.
Bir anda dünyadan çekilip,
bir nada yoksun kalmak düşünmekten,
geldiği yollardan insanın
bir daha geçememesi.
Elimin hiç dokunamaması eline.
Taze yaprak kokusu dolar genzime birdenbire.
Bakarım birdenbire karşımda başaklar insan boyu.
Ayağımın altında toprak boyanır çağla rengine.
Birdenbire çıkıyorum yalnızlıktan,
giriyorum birdenbire beraberliğe
A.KADİR
seni sen yapan ne kaldı söyle ?
beynin ! yüreğin ! düşüncelerin ! ideallerin ...
gem vurmadığın ne kaldı ?
düşüncelerini mi söyleyebiliyorsun özgürce,
yoksa gelecekle ilgili mutlu hayaller mi kurabiliyorsun ?
ya da beynini mi geliştirebiliyorsun.
özgürce yaşayabiliyormusun sevdalarını.
çılgınca haykırabiliyormusun sevdiğine "seni seviyorum" diye.
hangisini yapabiliyorsun.
söyle seni diğer insanlardan ayıran ne kaldı ?
anlat bana; ayşeden, fatmadan, ahmetten, mehmetten farkını...
ben farklıyım deme boşuna göster bana...
yüreğini eline alarak çıkacaksın bu yola,
beynini çöp sepetine atacaksın.
bırak özgürce yaşasın kalbin aşklarını.
evet
belki kırılacaksın, üzüleceksin;
ama sonra hatırlayacaksın geçirdiğin günleri.
yaptığın çılgınlıklara sende şaşacaksın.
güleceksin sevdiğini 1 saniye olsun görebilmek için yaptığın şeylere
uydurduğun mazeretlere ).
gülerken ürpereceksin,
özleyeceksin o saf duygularını ve :
keşke diyeceksin...
keşke sunsaydım kalbimi sevgiliye.
delice çırpınışlarını hatırlayacaksın yüreğinin,
öpüşmelerindeki tadı dudaklarında hissedeceksin.
sonra onu düşüneceksin
hiç aklından çıkarmadığını hatırlayarak )
ama kesinlikle beynini katmayacaksın bu işe.
aşkta mantık yoktur sevgili. mantık riskleri reddeder.
ama her aşk bir risktir. "ya hep ya hiç" diyebileceksin.
sonuna kadar gideceksin.
sonunda uçurum olduğunu bile bile.
yüreğini eline alarak çıkacaksın bu yola.
yanında olduğunu o zaman göreceksin.
ve hissedeceksin o zaman senin için çarpan yüreğin sesini,
aşkın iki kişilik olduğunu öğreneceksin. ..........
Bakışlarım öyle boş ki, artık hissetmiyorum hiçbir şeyi...
Sanki tüm duygularım, gözlerimdeki tüm ışık yok olmuş ve bir daha hiç
çıkarılamayacak kadar derinlere gömülmüş gibi. Nerede hata yaptım bilmiyorum.
Zaten kurumuş olan hangi dala nasıl da bastım?
Daha önce beni mutlu ettiğini düşündüğüm her şey yok oldu sanki. Neydiler ya da
kimdiler bilmiyorum ama artık yoklar...
Ümitlenme her telefon çalışında
Koşma kapılara her adım sesinde
Senin sandığın yıldız artık yok yerinde
Kabul et kalbim, kabul et kalbim
Ah kalbim biz ayrıldık
"Aşk"... Tarifini bile yapamazken öyle olabildiğimizi ya da olabileceğimizi
iddia ediyoruz, ne garip değil mi? Kocaman bir soru işaretinden ibaret olan
hayatımızı bu ne idüğü belirsiz şeyin ardından koşmakla geçiriyoruz hep.
Yakalayınca ne oluyor peki? Bir anlık bir huzura kavuşuyoruz ve yine bir anda o
huzuru kaybediyoruz...
Kovalamaca; o basit ve bizi hayatın ne kadar kötü yanı olursa olsun yinede
yaşamaya değer olduğunu düşündüren yakalamaca oyunu en baştan ve yine yeniden
başlıyor...
İçimde bir şeyler kopuyor, paramparça oluyorum. Aynı parçalar yeniden kopup bir
daha parçalanıyor, sonu yokmuş gibi, garip bir yap-boz oyunu bu...
Gitti giden dönmeyecek,
Kabul et kalbim
Asla seni sevmeyecek,
Hayat ne zalim...
Bağırmak istiyorum, haykırmak istiyorum ama kelimeler boğazıma düğümleniyor ve
susuyorum... Susup sabrediyorum ve üstelik korkum daha da büyüyor... Aslında
ummadığım bir yerde, ummadığım bir anda patlamaktan korkuyorum... Düşünüyorum
da; sayılarını hatırlamadığım kadar çok olan "keşke"lerime bir yenisini daha
eklemekten ve geri dönüşü olmayan bir yola girmekten korkuyorum aslında...
O yanmadı senin kadar
Feryat etsen neye yarar
Ya sen dur sonsuza kadar ya kabul et...
Kabul et kalbim, kabul et kalbim...
Ah kalbim biz ayrıldık...
Diğer yandan da; hayat kısa, bağır çağır, boşalt içini diyorum kendi kendime.
Sonra da bu kısacık hayatı daha da çekilmez hale getirebileceğimi düşünüyorum.
Çelişkiye düşüp yine susuyorum. Kendi içime haykırmaya devam ediyorum kimsenin
duymadığından emin bir halde.
Gözyaşlarımı içime akıtıyorum ve biliyorum ki kimse görmüyor, göremiyor... Ve
"Sessiz Çığlığıma" ses vereceğin "o" günü bekliyorum...
Bir aşk için yapabileceğin herşeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin... İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik
bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
NAZIM HİKMET
Hasretim sana.
Ilık bir su,
bir demet gül
ve bir lambanın ışığnı arar gibi arıyorum seni.
Bazen yüreğim kabarıyor,
sanki yüzünü bir daha hiç görmeyecekmişim.
Bir anda dünyadan çekilip,
bir nada yoksun kalmak düşünmekten,
geldiği yollardan insanın
bir daha geçememesi.
Elimin hiç dokunamaması eline.
çok güzeldiii çok teş ederimmm
güzel paylsımının icin sağol yüreğine ameğine sağlık
Seni Yaşamak Beklemektir Daha Çok
Seni sevmek,
Beklemektir daha çok...
Ama beklerken seni yaşamak?
Yani gelmiyorken henüz,
Yanımdaymışsın gibi bir hisse kucak açmak...
Kulak vermek hiç gelmeyen o sese...
Sus-pus saatlerde düşlere dalmak...
Kolay değil!
Hiç kolay değil hem de,
Tükendiğin gecelerde varolmak...
Yoksun...
Bıçak açmıyor şarkıların ağzını
Şiirler dilsiz şimdi
Gittiğin gibi duruyor,
Senden sonra yıkamadım fincaların içini...
Gel bak,
Telvelerde umutlar öylece duruyor...
Gelirsen şayet,
Eskisi kadar derine batmayacak,
Ayrılıktan çıkan ok.
Ama neylersin?
Bu özlem, sen gelince de bitmeyecek...
Çünkü seni yaşamak,
Beklemektir daha çok...
Okan Savcı
Askti o! Degistiren tüm gecelerimi
Askti o! Beni durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, doludizgin gidisime dur diyen
Bir biçagin keskin yüzünde kan lekesiydim
Askti yine beni yikayan, aritan su
Böyle ak pak olacagimi bilir miydim?
Içimde açmasaydi o sevmek duygusu
Ben bir tutsagim simdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsin
Görsün prangalarim o dogacak günü
Ve bu dünyaya ask dolu siirlerim kalsin
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
Istemem, sensiz hatirlamasinlar beni.
Ümit Yasar Oguzcan
Beni Aşka Terkettiğin İçin Seviyorum Seni
bir sır çocuksun yalnızca aşk açık sende,
ne sen kalıyorsun ne o, aşktan başka
biri yok, gel aşk istediği için varsın,
ne onu kurtarıyorsun ne kendini, aşktan başka
biri yok, git, aşk istediği için yoksun
ayrılıktan değil, taşıdığı saflıktan konuşursun;
ayrılık sana dönmektir, yeniden bana
ruhumuz öpüşür ya, başkasındayken ağzımız,
gövde gözaltındadır, oysa ruhumuz sereserpe
seni benden beni benden bağışlar birbirimize
bir sır çocuksun, aşkla açıyorsun kullandığın herşeyi
burda değilsin, çoktan çekilmişsin ve seninle
gitmiş senin olan, her zamankinden çoksun bu evde,
çünkü aşk hepimizden çalışkandır, ben duruyorum
vefa aşk lisesindeki ceza nöbetinde
bu karanlıkta daha iyi görüyorum seni
aynı tünelden geçiyorsun gelişte ve gidişte
kavuşmaya, ayrılığa aynı yolu kullanıyorsun
beni büyüten aşktan söz ediyorum, yolculuğa övgü
zaman yok ki aşktan başka, uykusuzluğa övgü,
bir sır çocuksun, baştan çıkarır gibi açığa çıkardın beni
ayrılık mı; beni aşka terkettiğin için seviyorum seni
Haydar ERGÜLEN
|
|