Orijinalini görmek için tıklayınız : Tanrı öğretisi


bilgin_ucar
16.07.2006, 16:32
Sevgili kardeşlerim, yüzyıllardır bir çoğunuza, Tanrı denen özün kasvetli, korkutucu, kızgın ve yargılayan bir karakter olduğu öğretildi. Ama, O bunların hiçbiri değildir. Yargılayan ve zulmeden bir Tanrı insanların kalplerinden ve zihinlerinden başka bir yerde asla var olmadı. Kimilerini yargılayıp kimilerini ise yücelten bir Tanrıyı insanoğlu yarattı. Bu insanın Tanrı'sı, insanın ve onun iradesinin ürünüdür. Tanrı bütün ve yargısız sevginin Tanrısıdır. O, başka hiçbirşey değil, fakat her şeydir. Tanrı sizi düşünebileceğinizden çok daha büyük bir sevgiyle seviyor, çünkü o yaşadığınız hayat, üzerinde yürüdüğünüz toprak ve soluduğunuz havadır. O, teninizin rengi, gözlerinizin güzelliği, dokunuşunuzun yumuşaklığıdır. O yaşadığınız her anda, düşündüğünüz her düşüncede, her eyleminizde sizdir. Tanrı her şey olan ve her şeyi içeren bir güçtür. O suyun üzerindeki rüzgar, yaprakların renk değişimi, bir gülün sadeliği ve renginin derinliğidir. Tanrı kucaklaşan sevgililer, kahkaha atan çocuklar ve bal rengi saçların parlaklığıdır. O, sabah doğan güneş, gece göz kırpan yıldız, ve gök yüzünde yükselip alçalan aydır. Tanrı güzel böcek, uçan küçük kuş, çirkin solucandır. Tanrı devinim, renk, ses ve ışıktır. Tanrı tutkudur, sevgidir, sevinçtir, üzüntüdür. Her şey olan bu Tanrı, yaşamın bütünüdür ve olduğu herşeyi sevendir. Tanrı bir tahta kurulmuş, tüm yaşamı yargılayan tek bir kişilik değildir. O, yaşamın bir bütünüdür, An'ın atan nabzıdır. Olan herşeyin sürekliliği ve ebediliğidir.

Tanrı tümüyle iyiliksiz ya da kötülüksüzdür. O, bütünüyle ne olumlu ne de olumsuzdur. Tanrı mükemmel değildir, çünkü en son nokta olan mükemmellik sürekli değişen çoşkulu yaşamı sınırlar. Tanrı sonsuz ve sınırsızdır. Tanrı sadece Olan'dır. Herşey olan O, yine O olan yaşamı ifade eder. Böylece Tanrı, olan her şey olduğu için, doğruda olduğu gibi yanlişta da, güzellikte olduğu gibi çirkinliktede, yücelikte olduğu gibi alçaklıkta da vardır. Tanrı, yaşadığınız hiçbir anda sizi asla yargılamamıştır. O, siz ve sizin üzerinde kendi tanrısal ve amaçlı benliğinizi ifade ettiğiniz yaşam sahnesi olmuştur. Size kendi EGO'nuzun eşsizliğini, ve olmak istediğiniz şey olma ve O olan yaşamı istediğiniz gibi algılama irade özgürlüğünü vermiştir. Ve yaptığınız, düşündüğünüz her şey ne kadar kötü, alçakca ya da harika olursa olsun, o Tanrı tarafından, olmak'tan başka bir şey olarak asla görülmemiştir. Tanrı hiçbir yanlış görmez; O yalnızca kendini görür. Tanrı hiçbir başarısızlık görmez; yalnızca kendi Oluş'unun sonsuzluğa doğru sürüşünü görür.Yaşamın çiçeklerini de siz yaratırsınız, çirkinliğini de, ve tanrı çirkinlikte de olacaktır, çiçeklerde, ama onları şu iyi şu kötü diye yargılamayacaktır. O yalnızca Olandır. O, onun vasıtasıyla kendinizi istediğiniz gibi ifade etmenize izin veren Oluş'tur. Ve onun böyle olması iyi bir şeydir, çünkü eğer O gerçekten insanın yarattığı Tanrı gibi olsaydı, hiçbirimiz cennetin kapılarını göremezdik. Çünkü içimizden tek bir kişi bile, insanın yarattığı o Tanrı'nın beklentilerine göre yaşayamaz. Yalnızca siz, tutumlarınızla ve başkalrının tutumlarını kabullenişinizle, kendi kendinizi yargıladınız. Başarısızlığı hissetmenize sadece siz neden oldunuz. Arzu ettiğiniz realiteyi Tanrı'dan yaratma yeteneğinizle, yaşamınızın tek yargıcı sizsiniz. Neyin iyi neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış oldunuğu sadece siz belirlediniz. Ancak, yaşam denen oluş bunların hiç biri değildir. Her şey, Tanrı denen oluşun bir parçasıdır sadece. Yargılarınız yalnızca, bu yaratıcı realiteler katında yaratmış olduğunuz bir ilüzyondur.

Sınırlı düşünüşünüzle bazı şeylerin yanlış ya da kötü olduğunu düşündünüz. Ama, bu sizin seçtiğiniz gerçekti, ve Tanrı sizin ona sahip olmanıza izin verdi. O'nun gerçeğine Oluş denir. Ne yaparsanız yapın Tanrı sizi sever, çünkü yaptığınız ya da düşündüğünüz her şey ondan kazandığınız bilgelikle O olan yaşamı zenginleştirir.


Yüzyıllardır sizlere, Tanrı'nın sizin aleminizin dışında, uzayın derinliklerinde bir yerde olduğu öğretildi. Bir çoğunuz buna inanıp bir gerçek olarak kabul ettiniz. Ancak Tanrı, tüm yaşamın asıl nedeni, asla sizin dışınızda olmadı. O sizsiniz. O, insanın içinde daima sessizce var olan harika düşünce süreçleri ve en yüksek zekadır. Size, zamanın kısa bir anında yaşamak, yaşlanmak ve sonra ölmek için doğmuş olduğunuz öğretildi. Bunun doğru olduğuna inandığınız için, o bu dünyadaki yaşamınızın realitesi haline geldi. Ama, bizler gerçekte Tanrı, yani düşüncenin bütünü kendisini düşünüp tasarlayarak ışığa yoğunlaştırdığı anda yaratılmış ve milyarlarca yıldan beri yaşayan sürekli,ölümsüz öz oluğumuzu idrak etmeliyiz. çünkü; insanlığın kendi yüceliğini idrak etmekten başka kurtuluşu yoktur.
Sevgili kardeşlerim, her biriniz milyonlarca yıldır yaşadığınız illüzyonlar topluluğunun ürünü olan bir anlayışa sahipsiniz. Siz salt insanın çok ötesindesiniz. İnsan denen sınırlı yaratıktan çok daha büyüksünüz. Siz Tanrı'sınız. Daima öyleydiniz daima öyle olacaksınız. Sizler, sizden alınmasına izin verdiğiniz bu büyük anlayışı yeniden idrak etmek için burada bir çok yaşam geçiren ölümsüz varlıklarsınız. Hepiniz Tanrı'nın kendisinden yarattığı tanrısınız. Yaşamı araştırıp keşfetme serüvenleriniz sırasında, yüce zekanızı hücresel maddeyle birleştirerek Tanrı/İnsan oldunuz. Bu, Tanrı zihninin kendisini insan denen formda ifade etmesiydi; tanrıların kendi yarattıkları, insan denen harika içinde yaşamalarıydı. Erkeklik, kadınlık, insanlık: Bu, gerçekten çok iyi bir biçimde sınırlı, zavallı varlıklar kılığına bürünmüş Tanrı'dır.


Siz kimsiniz? Neden buradasınız? Amacınız ve kaderiniz ne? Yalnızca bir rastlantı sonucu yaratılıp, zamanın kısa bir anında yaşamak için doğup, sonra da yok oldunuzu mu sanıyorsunuz? Neden daha önce yaşamamış olduğunuzu düşünüyorsunuz? Neden şimdi? Ve neden siz? Bu dünyada binlerce hayat yaşadınız, ve rüzgar gibi gelip geçtiniz. Her yüzü, her rengi, her inancı, her dini yaşadınız. Savaştınız ve sizinle de savaşıldı. Kral ve hizmetkar oldunuz. Tayfa ve kaptan oldunuz. Fetheden ve fethedilen oldunuz. Tüm tarihi anlayışlarınızda var olan her şey oldunuz. NEDEN? Hissetmek amacıyla, bilgelik amacıyla, tüm zamanların en büyük gizemini -kendinizi- tanımlamak amacıyla. Nerden geldiğinizi sanıyorsunuz? Sadece, tek bir hücreden evrimleşmiş zavallı bir hücresel kütle olduğunuzu mu sanıyorsunuz? Öyleyse gözlerinizin ardından öylesine derin ve kararlı bakan kim? Size benzersizliğinizi ve kişiliğinizi, karakterinizi ve hoşluğunuzu, sevme, kucaklama,umut etme, hayal kurma yeteneğini ve huşu verici yaratma gücünü veren ÖZ nedir? Ve küçük bir çocuk olarak bile sergilediğiniz tüm zekayı, tüm bilgiyi, tüm bilgeliği nerede kazanıp biriktirdiniz? Tüm bunların sonsuzlukta sadece bir an kadar kıs olan tek bir yaşamda mı kazandığınızı sanıyorsunuz? Siz buğünkü halinize zamanın enginliğinde birçok hayat yaşayarak ulaştınız. Ve bu yaşam deneyimlerinin her birinden, siz denen benzersizliği ve güzelliği oluşturmanıza yardımcı olan bilgeliği edindiniz. Zamanın sonsuzluğunda yalnızca bir an için yaratılmış olamayacak kadar çok değerlisiniz.

Sizin bedeniniz olduğunu mu sanıyorsunuz? Öyle değildir. Bedeniniz sadece gerçek kimliğiniz olan görünmeyen özü temsil eden bir örtüdür: Gerçek kimliğiniz bu beden de yatan ve öz-kişilik denen his- tutumlşarının toplamıdır. Şunu üzerinde bir an düşünün: Bir varlığın nesini seversiniz? Bedenini mi? Hayır. Sevdiğiniz, o varlığın özü, gözlerinin ardında yatan, görünmeyen öz-kişiliğidir. Bir başka insanda sevdiğiniz şey, bedeni çalıştıran, gözleri parlaklaştıran, sesi melodileştiren, saçlara pırıltı, ellere dokunma isteği veren o görünmeyen özdür. Bedeniniz gerçekten de harika, rafineleşmiş bir makine, ama onu çalıştıran varlık, yani siz olmadan o bir hiçtir. Siz bedeniniz değilsiniz, siz düşünce yada duygu-tutumlarının toplamısınız, ki bu kendini benzersiz bir öz kişilik olarak gösterir. Siz hiç düşüncelerinizi gördünüz mü? Hiç kişiliğinizi gördünüz mü? Peki kahkahanız? Bedeniniz olmadan onu işitebilirmisiniz? Gerçekte ne kadar görkemli olduğunuz hakkında hiçbir fikriniz yok, çünkü gerçek siz rüzgar gibi görünmezdir. Hayatın bir gizem olduğu gibi, Sizde kendiniz için gizemlerin en büyüğüsünüz.

Sahte görünüşünüz, taktığınız maskeler, kalbinizi katılaştıran zırh olmaksızın ne olduğunuzu biliyormusunuz? Varlığınızın özünde gerçekten Tanrı'sınız. İnsanlık için büyük bir gizem olan Tanrı asla sizin dışınızda olmadı, Çünkü yüzünüzün ardında, güzel giysilerinizin altında yatan şey Tanrı denen görünmeyen düşüncedir, o sizi siz yapan öz-kişiliktir. İçinizdeki Tanrı, size güven ve huşu verici bir yaratma gücü veren en yüce zekadır. O, yaşamınızı ebediyen sürdüren harika yaşam gücüdür.


Tanrı'nın en yüksek biçimi nedir? Düşünce. Tanrı- yaşamınızı yarattığınız platform, her şeyin özü ve yaşam gücü- daha büyük bir anlayışla, düşüncedir; çünkü düşünce var olan her şeyin esas yaratıcısıdır. Düşünce her şeyin ondan yaratıldığı özdür. Olan her şey önce düşünceden ortaya çıkmıştır, ki bu Tanrı zihni denen en yüksek zekadır. Her şeyi kendi özgün kalıp ve biçiminde bir arada tutan şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü? O düşünce, yani sevgi denen kozmik zamktır. Tüm maddeyi bir arada tutan odur. Bu en büyük ölçekte sevgidir, çünkü Tanrı budur. Her şey - bedeniniz bile- düşünce tarafından bir arada tutulur, çünkü her şey tanrı olan düşünceyle hayal edilmiştir, ve her şeyi yerli yerinde tutan tanrı'nın kendisine olan sevgisidir. Sizi bir arada tutan Tanrı'dır. Bedeninizin tüm moleküler ve hücresel yapısını bir arada tutan, Tanrı denen yüce düşüncenin sevgisidir. Düşünce olmasaydı, bedeniniz var olamazdı, madde var olmazdı, hiç bir şey var olmazdı; çünkü düşünce tüm yaşamın yaratıcısı ve destekleyici unsurudur. Tanrı'nın -her şeyi bir arada tutan

bilgin_ucar
16.07.2006, 16:33
düşüncenin- korkutucu bir varlık olduğunu mu sanıyorsunuz? Öyle değildir. Tanrı tümüyle mutluluk ve hazdır. Öyleyse Tanrı, değerli varlığınızın nedeni, hepinizin içinden akan, sizi bir arada tutan, öbür dünyada ve ebediyette yaşam vaadi olan harika yaşam gücüdür. O düşünce denen Oluş'tur. Devam eden yaşamın oluşu'dur. Var olan her şeyi seven Oluş'tur. Sevgiyle yaşamın olmasına izin veren Oluş'tur. Tamamen mutluluk ve haz olan Oluş'tur. Bu sizin kökeniniz ve kaderinizdir.


Beden, gerçek varlığı oluşturan ışık değişkenlerinin en karmaşık elektiriksel sistemini barındırması için yaratılmıştır. Gerçek siz, bedeninizin ölçüsünde değilsiniz. Siz küçük bir ışık noktasısınız. Varlığınızın küçüklüğünde, Tanrı'dan doğduğunuzdan bu yana olageldiğiniz her şey toplanmıştır. Siz, Tanrı prensibi, etten kemikten bir varlık değilsiniz. Siz, yaratıcı yaşamın duygu denen ödülünü kazanmak için bir bedende yaşayan saf-enerji, ışık prensibisiniz. Gerçek siz bulunduğunuz beden değil, hissettiğinizdir. Siz gerçekte ÖZ ve RUH'sunuz; yani bir ışık varlık ile bir duygusal varlığın birleşimisiniz. Öz'ünüz -bu küçük ışık noktası- bedeninizin tüm moleküller yapısını kuşatır; böylece bedeninizin kütlesini barındırır ve bir arada tutar. Ruhunuz, bedeninizde, kalbinizin yanında, göğüs kafesinizin altında, elektiriksel enerjiden başka bir şeyin bulunmadığı boşlukta yer alır. Ruhunuz düşündüğünüz her düşünceyi duygu şeklinde kaydeder ve depolar. Ruhunuzda depolanmış benzersiz duygu birikimi nedeniyle hepiniz benzersiz bir ego kimliğine ya da öz-kişiliğe sahipsiniz. Bulunduğunuz beden, madde katında yaşamanızı ve oynamanızı sağlayan, seçilmiş ve rafineleşmiş bir taşıttır yalnızca. Ancak, bu taşıt yüzünden siz bedeninizin siz olduğunuz illüzyonuna gömüldünüz. Böyle değildir. Tanrı nasıl imajsızsa sizde öylesiniz. Büyük yaratıcı Tanrı olan siz, yaşamınızı kimin yarattığını sanıyorsunuz? Dışınızdaki yüksek bir varlığın ya da güçlerin yaşamınızı yönelttiğine mi inanıyorsunuz? İnandığınız şey gerçek değil, çünkü sizden daha yüce ya da daha alçak bir varlık yok. Yaptığınız, olduğunuz ya da deneyimlediğiniz her şeyden siz sorumlusunuz. Yıldızların ihtişamını yaratma gücüne sahip olan siz, yaşamınızın her anını ve her koşulunu yarattınız. Kimseniz, o olmayı siz seçtiniz. Görünümünüzü siz yarattınız. Yaşam koşullarını tümüyle siz tasarlayıp kaderinizi belirlediniz. Bu Tanrı/İnsan olma uygulaması ve ayrıcalığıdır.

Yaşamınızı düşüncelerinizle, düşünce süreçlerinizle yaratıyorsunuz. Düşündüğünüz her şeyi hissedersiniz; ve hissettiğiniz her şey tezahür ederek yaşam koşullarınızı yaratır. Şunun üzerinde düşünün: Mutluluğu hayal etmek bir anınızı alır, ve tüm bedeniniz bu mutluluğu hisseder. Kimsenin dostluk etmediği sefil bir yaratık rolünü oynamak da bir anınızı alır, ve o anda üzüntü duyar, kendinize acırsınız. Bunu yapmak sadece bir anınızı alır. Ağlamayı bırakıp neşeyle gülmek sadece bir anınızı alır. Yargılamayı bırakıp her şeyin güzelliğini algılamak bir anınızı alır. Şimdi, tüm bunları kim yapıyor? Siz. Varlığınızda bu hisleri yaratırken, çevrenizde herhangi bir şey değişti mi? Hatır. Ama, siz olan her şey değişti. Siz ne düşünüyorsanız kesinlikle o'sunuz. Düşündüğünüz her şey yaşamınızda var olacaktır. Eğer cinsel ilişki kurduğunuzu düşlerseniz, varlığınız tahrik olacaktır. Eğer sefaleti düşünürseniz, sefil olacaksınız. Mutsuzluğu düşünürseniz mutsuz olacaksınız. Sevinci düşünürseniz sevinç duyacaksınız. Dehayı düşünürseniz, o zaten orada. Geleceğiniz nasıl yaratılıyor? Düşünce yoluyla. Tüm yarınlarınız buğünkü düşünceleriniz tarafından tasarlanıyor, çünkü barındırdığınız her düşünce -hangi duygusal amaçla olursa olsun, hayal ettiğiniz her şey- bedeninizde bir his yaratır, ve bu his ruhunuza kaydolur. Bu his sonra yaşam koşullarınızı hazırlar; çünkü o, ruhunuza kaydedilmiş aynı hissi yaratacak ve ona uyacak koşulları size çekecektir. Ve söylediğiniz her sözcüğün gelecek günlerinizi yarattığını bilin, çünkü sözcükler düşüncenin ruhunuzda doğurduğu hisleri ifade eden seslerdir yalnızca. Başınıza gelen olayların yalnızca birer rastlantı olduğunu mu sanıyorsunuz? Öyle değildir. Bu alemde kaza ya da tesadüf diye bir şey yoktur. Ve hiç kimse bir başkasının iradesinin kurbanı değildir. Başınıza gelen her şeyi düşündünüz ve hissettiniz. Bu ''ya öyle olursa'' diye ya da korkuyla hayal ettiniz, veya birisi size bir şeyin olacağını söyledi ve siz bunu bir gerçek olarak kabul ettiniz. Vuku bulan her şey, düşünce ve duyguyla mukadder kılınan bir eylem olarak vuku bulur. Her şey! Düşündüğünüz her şey -hayal ettiğiniz, söylediğiniz her şey- ya olmuştur ya da olmayı beklemektedir. Her şeyin nasıl yaratıldığını sanıyorsunuz? Her şey düşünce yoluyla yaratılmıştır. Düşünce, asla ölmeyen, yok edilemeyen yaşamın gerçek vericisidir, ve siz onu kendinize yaşam vermek için kullandınız, çünkü o sizin tanrı zihniyle olan bağınızdır. Bu alemin işleyiş biçimine göre, düşündüğünüz her şey -kendinize karşı takındığınız her tutum- sonunda gerçeğinizi yaratır. Bu düşündüğünüz en kötü ve en çirkin şey ya da en güzel ve yüce şey de olsa, Tanrı -yaşam- o olacaktır; çünkü aradaki farkı yalnızca siz bilirsiniz. Tanrı yalnızca yaşamı bilir. Böylece söylediğiniz şey başınıza gelir. Siz ne düşünüyorsanız o'sunuz. Kendinizi küçük gördükce küçülecek, zeki olmadığınızı düşündükce aptallaşacaksınız. Kendinizi çirkin buldukca çirkinleşecek, yoksul olduğunuzu düşündükce yoksullaşacaksınız, çünkü böyle olmasını siz mukadder kıldınız. Tanrı'nın sevgisinin ne kadar büyük olduğunu düşünün ki o size, istediğiniz her şeyi olma ve yaratma özgürlüğü veriyor, ancak sizi asla yargılamıyor. Onun size duyduğu, ve benimsediğiniz her düşünceyi ve söylediğiniz her sözü tezahür ettirmenizi sağlayan sevgiyi düşünün. Bunu düşünün. Öyleyse yaşamınızın yaratıcısı kim? Siz. Olduğunuz her şeyi ve deneyimlediğiniz her şeyi -Tanrı olan düşünceyle- kendi muhakemenizle yarattınız. Yaşamınıza tümüyle kabul etmeyi istediğiniz şeyleri kabul ettiniz, ve yaşamı kabullendiğiniz değerlerinize göre deneyimlediniz. Sizin için neyin iyi olduğunu, sizin tarafınızdan neyin kabulleneceğini, neyin deneyimleneceğini belirleyen sizsiniz. Kendi düşünüşünüzle, sizsiniz. Yaşam mücadelenizi izleyen bir Tanrı'nın esiri ya da kuklası değilsiniz. Hayatın huşu vericiliğini tam bir özgürlükle yaşıyorsunuz. Her biriniz, seçtiğiniz düşünceleri kabullenme konusunda irade özgürlüğüne sahipsiniz ve, bu huşu verici güçle her şeyi kendiniz yarattınız. Her hissiniz yaşam yolunuzu yaratır. Neyi düşünüp hissediyorsanız, o hayatınızda var olacaktır; çünkü Tanrı her duyguya ''olsun'' der.

bilgin_ucar
16.07.2006, 16:33
Siz kimsiniz? Varlığınızın sessizliğinde, düşünme, yaratma, ve neyi olmayı isterseniz o olma yeteneğine sahip olan Tanrı'sınız. Şu anda siz, kesinlikle olmayı istediğiniz sizsiniz, ve kimse sizi böyle olmaya zorlamadı. Siz yasa yapıcısı, yaşamınızın ve yaşam koşullarınızın yüce yaratıcısısınız. Siz bu ve bir çok yaşamınızda tam olarak idrak etmeyi başaramadığınızher şeyi- bilen bir zekanın en yüce hükmedenisiniz. Kendiniz için ne yaratıyorsunuz? En büyük yaratımlarınız mutsuzluk, endişe, sefalet, nefret, kavga, kendini-inkar, yaşlılık, hastalık ve ölümdür. Sınırlayıcı inançları kabullenerek kendinize sınırlı bir yaşam yaratıyorsunuz, bu inançlar varlığınızda değişmez gerçekler haline gelerek yaşamınızın realitesini oluştururlar. Her şeyi, her insanı, hatta kendinizi bile yargılayarak kendinizi yaşamdan ayırıyorsunuz. Güzellik denen moda ölçüsü içinde yaşıyor ve kendinizi, insanın -kendi erişilemez idealinden başka bir şey kabul etmeyen- sınırlı bilinci tarafından kabul edilmenize izin veren şeylerle çevreliyorsunuz. Sizler büyümek için doğan, bedeninin canlılığını yitiren, ve yok oluncaya dekkendini yaşlılığa inandıran bebeklersiniz. Bir zamanlar özgürlük rüzgarları olan siz büyük yaratıcı tanrılar, büyük kentlerde kilitli kapılar ardında korkuyla yaşayan bir insan sürüsü haline geldiniz. Yükselen dağların ve harika rüzgarların yerini yükselen binalarınız ve korku dolu bilinciniz aldı. Nasıl düşüneceğinizi, neye inanacağınızı, nasıl davranacağınızı ve neye benzeyeceğinizi belirleyen bir toplum yarattınız. Savaştan ve savaş söylentilerinden korktunuz. Hastalıklardan korktunuz. Kabullenilmemekten korktunuz. Sevgi açlığı çektiğiniz halde, başka bir insanın gözlerinin içine bakmaya korktunuz. Başınıza gelen her iyi şeyi sorguluyor ve aynı şeyin bir daha olup olmayacağı konusunda kuşkuya düşüyorsunuz. Piyasada başarı, ün ve para için sürünüp yaltaklanıyorsunuz, ve ah, hepsini bir parça mutluluk için yapıyorsunuz. Düşüncenizle kendinizi umutsuzluğa düşürdünüz. Düşüncenizle kendinizi değersizliğe düşürdünüz. Düşüncenizle kendinizi başarısızlığa düşürdünüz. Düşüncenizle kendinizi hastalığa düşürdünüz. Düşüncenizle kendinizi ölüme sürüklediniz. Tüm bunları siz yarattınız, çünkü içinizdeki -bir düşünceyi alarak evrenler yaratma gücüne sahip olan- ateşli yaratıcı sınırlı düşünceyle kendini inanç, dogma, moda, gelenek ve sınırlı düşünce içine hapsetmiştir. Ve yaşamınıza izin vermemiş olan sizin kendi inançsızlığınızdır. Neye inanmıyorsunuz? Bedensel duygularınızla algılayamadığınız her şeye; işitilmeyen görülmeyen, dokunulamayan, tadılamayan ya da koklanamayan her şeye. Öyleyse bana bir inanç gösterin; onu avcuma koyun. Bana bir duygu gösterin; ona dokunmak istiyorum. Bana bir düşünce gösterin; o nerede? Bana tutumunuzu gösterin; O neye benziyor? Bana rüzgarın görüntüsünü gösterin. Ve bana, yaşamınızın değerli anlarını alıp götürmüş olan zamanı gösterin.

Hayatın en büyük armağanlarına inanmadınız ve bu yüzden, daha sınırsız bir anlayışın oluşmasına izin vermediniz. Yaşamlar, varoluşlar boyunca bu dünyanın illüzyonlarına öylesine gömüldünüz ki, içinizden akan harika ateşi unuttunuz. On-buçuk milyon yıl içinde, egemen ve herşeye-kadir varlıklardan; tamamen maddede kaybolmuş; dogma, yasa, moda ve gelenek gibi kendi yaratımlarının esiri olmuş; ülkelere, inançlara, cinsiyete ve ırklara ayrılmış; kıskançlık, acı, suçluluk ve korkuya gömülmüş varlıklar haline geldiniz. Bedeninizle öylesine özdeşleştiniz ki, kendinizi hayatta kalma mücadelesinin kapanına kıstırdınız ve gerçekte olduğunuz özü, seçtiğiniz düşleri yaratmanızı sağlayan Tanrı'yı unuttunuz. Ölümsüzlüğü açıkca reddettiniz, bu yüzden ölecek ve buraya tekrar tekrar döneceksiniz. Böylece, burada on-buçuk milyon yıl yaşadıktan sonra yine buradasınız, ve hala inançsızlığınızı sürdürüyorsunuz.


Tanrı, düşüncelerin bütünü, gerçekten de büyük bir sahnedir. Ve o sizin kendi oyununuzu yazıp onu bu sahnede bölüm bölüm oynamanıza izin verir. Ve perde inerken, son söz söylenip, son selam verildiğinde ölürsünüz. Neden? Çünkü yüce yasa-yapıcı sizler, öleceğinize inanıyorsunuz. Bu yaşam tümüyle bir oyun, bir illüzyondur. Fakat sizler, oyuncular, onun tek realite olduğuna inandınız. Ancak, daima var olan ve var olacak olan tek realite yaşamdır; onu nasıl oynamayı seçerseniz seçin, size kendi oyunlarınızı yaratma izni veren özgür, sürekli bir oluşun özü... Kendinizi düşüncenizle cehalete, hastalığa ve ölüme mahkum etme gücüne sahip olduğunuzu idrak etiğinizde, kendinizi daha sınırsız düşünce akışına açarak, daha yüceleşme gücüne sahip olduğunuzu da anlayacaksınız, ki bu sizin daha büyük bir deha ve yaratıcılığa, ve sonsuz bir yaşama sahip olmanızı sağlayacaktır. İlk başta bedeni yaratan Tanrı'nın içinizde oturan güç olduğunu idrak ettiğinizde, bedeniniz asla yaşlanmayacak ve yok olmayacaktır. Ama, inançlarınıza sımsıkı sarıldınız ve düşünüşünüzü sınırladığınız sürece, sabah güneşine parlaklık, akşam göğüne gizem veren sınırsızlığı asla deneyimleyemeyeceksiniz. Bu dünyadan ayrılmaya karar verdiğiniz zaman ne olur? Evet, beden ölür, ama siz daima yaşarsınız. Eğer ölmeyi seçerseniz, bu dünyadan ayrıldığınızda, gerçek siz toprağın altına gömülüp sonunda bir toz yığınına dönüşmeyeceksiniz. Siz rüzgar gibi süreklisiniz. Gideceğiniz yer, geldiğiniz yerdir, ve orada gelecek serüveninizde ne yapmanız gerektiğine karar verirsiniz. Ve Tanrı kimliğine yeniden sahip çıkana dek buraya -dönmeyi istediğiniz sürece- birçok kez geri döneceksiniz. Tanrı kimliğine sahip çıktıktan sonra, işte o zaman bir başka yerde, bir başka cennette daha büyük bir serüvene çıkacaksınız. Düşündüğünüzün çok ötesinde seviliyorsunuz, ve ne yaparsanız yapın, yine de yaşayacaksınız. Öyleyse neden endişeliyorsunuz? Neden savaşıyorsunuz? Neden kendinizi hasta ediyorsunuz? Neden kendinizi üzüyorsunuz? Neden kendinizi sınırlıyorsunuz? Neden gün doğumunun ihtişamının, rüzgarın özgürlüğünün, ve bir çocuğun kahkahasının tadını çıkarmıyorsunuz? Neden mücadele etmek yerine yaşamıyorsunuz?

Tekrar tekrar yaşayacaksınız. Tohumunuz daimi ve ebedidir. Tüm inançsızlığınıza karşın -kendi aleminizi ne kadar çok sınırlandırırsanız sınırlandırın, ne kadar üzülüp umutsuzluğa kapılırsanız kapılın- asla yok edemeyeceğiniz bir şey vardır, ve ona yaşam denir. Ne kadar kör ve kabullenmez olursanız olun, daima yaşama sahip olacaksınız, çünkü bu Tanrı denen değerdir ve bu sizsiniz. Yaşadığınız bu hayat bir rüya -büyük bir rüya- bir görünüm yalnızca. Bu, düşüncenin madde ile oynamasıdır, ve o duygularınızı bu dünyaya bağlayan derin realiteler yaratıyor. Ta ki siz, rüyayı gören varlık, rüyadan uyanana dek... Ne kadar güzel olduğunuzu asla bilemediniz, çünkü kendinize asla gerçekten bakmadınız. Kim olduğunuza, ne olduğunuza asla bakmadınız. Tanrı'nın neye benzediğini görmek istiyormusunuz? Gidip bir aynaya bakın. O zamna onunla yüzyüze geleceksiniz. Değerli olduğunuzu bilin Sizin değerinizi saptayabilecek hiç bir değer yok. Ve güzelliğinizi tasvir edecek hiç bir görüntü yok. Ve alemimizin bir sonu yok. Şimdiye dek verilmiş en büyük öğüt bir dağın tepesinde büyük bir üstad tarafından verildi. ''Tanrı'yı Gör''. Söylemesi gereken tek şey buydu. -Tanrı'yı Gör- çünkü her biri kendi sınırlılığını, kendi arzularını ve hastalıklarını, kendi zenginliğini ve yoksulluğunu, kendi sevinci ve üzüntüsünü, kendi yaşamını ve ölümünü yaratmıştı. Tanrı'yı gör. Bunu hatırlayın, çünkü siz her şeyin içinde yaşayan O'sunuz. Ve bir gün Tanrı'yı göreceksiniz.


RAMTHA

umut_and_bilim
06.08.2006, 21:48
mrb, tanrı korkuların teorisidir. ben gerçeğin peşinde koşarım.korkuların değil.....

"İnsanların varlığını belirleyen şey,
onların bilinçleri değildir; tam tersine,
onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır."
KARL MARX

imge
27.07.2007, 01:33
Biz tanrının bir parçasıyız ,onun sülületiyiz......