bilgin_ucar
16.07.2006, 16:32
Sevgili kardeşlerim, yüzyıllardır bir çoğunuza, Tanrı denen özün kasvetli, korkutucu, kızgın ve yargılayan bir karakter olduğu öğretildi. Ama, O bunların hiçbiri değildir. Yargılayan ve zulmeden bir Tanrı insanların kalplerinden ve zihinlerinden başka bir yerde asla var olmadı. Kimilerini yargılayıp kimilerini ise yücelten bir Tanrıyı insanoğlu yarattı. Bu insanın Tanrı'sı, insanın ve onun iradesinin ürünüdür. Tanrı bütün ve yargısız sevginin Tanrısıdır. O, başka hiçbirşey değil, fakat her şeydir. Tanrı sizi düşünebileceğinizden çok daha büyük bir sevgiyle seviyor, çünkü o yaşadığınız hayat, üzerinde yürüdüğünüz toprak ve soluduğunuz havadır. O, teninizin rengi, gözlerinizin güzelliği, dokunuşunuzun yumuşaklığıdır. O yaşadığınız her anda, düşündüğünüz her düşüncede, her eyleminizde sizdir. Tanrı her şey olan ve her şeyi içeren bir güçtür. O suyun üzerindeki rüzgar, yaprakların renk değişimi, bir gülün sadeliği ve renginin derinliğidir. Tanrı kucaklaşan sevgililer, kahkaha atan çocuklar ve bal rengi saçların parlaklığıdır. O, sabah doğan güneş, gece göz kırpan yıldız, ve gök yüzünde yükselip alçalan aydır. Tanrı güzel böcek, uçan küçük kuş, çirkin solucandır. Tanrı devinim, renk, ses ve ışıktır. Tanrı tutkudur, sevgidir, sevinçtir, üzüntüdür. Her şey olan bu Tanrı, yaşamın bütünüdür ve olduğu herşeyi sevendir. Tanrı bir tahta kurulmuş, tüm yaşamı yargılayan tek bir kişilik değildir. O, yaşamın bir bütünüdür, An'ın atan nabzıdır. Olan herşeyin sürekliliği ve ebediliğidir.
Tanrı tümüyle iyiliksiz ya da kötülüksüzdür. O, bütünüyle ne olumlu ne de olumsuzdur. Tanrı mükemmel değildir, çünkü en son nokta olan mükemmellik sürekli değişen çoşkulu yaşamı sınırlar. Tanrı sonsuz ve sınırsızdır. Tanrı sadece Olan'dır. Herşey olan O, yine O olan yaşamı ifade eder. Böylece Tanrı, olan her şey olduğu için, doğruda olduğu gibi yanlişta da, güzellikte olduğu gibi çirkinliktede, yücelikte olduğu gibi alçaklıkta da vardır. Tanrı, yaşadığınız hiçbir anda sizi asla yargılamamıştır. O, siz ve sizin üzerinde kendi tanrısal ve amaçlı benliğinizi ifade ettiğiniz yaşam sahnesi olmuştur. Size kendi EGO'nuzun eşsizliğini, ve olmak istediğiniz şey olma ve O olan yaşamı istediğiniz gibi algılama irade özgürlüğünü vermiştir. Ve yaptığınız, düşündüğünüz her şey ne kadar kötü, alçakca ya da harika olursa olsun, o Tanrı tarafından, olmak'tan başka bir şey olarak asla görülmemiştir. Tanrı hiçbir yanlış görmez; O yalnızca kendini görür. Tanrı hiçbir başarısızlık görmez; yalnızca kendi Oluş'unun sonsuzluğa doğru sürüşünü görür.Yaşamın çiçeklerini de siz yaratırsınız, çirkinliğini de, ve tanrı çirkinlikte de olacaktır, çiçeklerde, ama onları şu iyi şu kötü diye yargılamayacaktır. O yalnızca Olandır. O, onun vasıtasıyla kendinizi istediğiniz gibi ifade etmenize izin veren Oluş'tur. Ve onun böyle olması iyi bir şeydir, çünkü eğer O gerçekten insanın yarattığı Tanrı gibi olsaydı, hiçbirimiz cennetin kapılarını göremezdik. Çünkü içimizden tek bir kişi bile, insanın yarattığı o Tanrı'nın beklentilerine göre yaşayamaz. Yalnızca siz, tutumlarınızla ve başkalrının tutumlarını kabullenişinizle, kendi kendinizi yargıladınız. Başarısızlığı hissetmenize sadece siz neden oldunuz. Arzu ettiğiniz realiteyi Tanrı'dan yaratma yeteneğinizle, yaşamınızın tek yargıcı sizsiniz. Neyin iyi neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış oldunuğu sadece siz belirlediniz. Ancak, yaşam denen oluş bunların hiç biri değildir. Her şey, Tanrı denen oluşun bir parçasıdır sadece. Yargılarınız yalnızca, bu yaratıcı realiteler katında yaratmış olduğunuz bir ilüzyondur.
Sınırlı düşünüşünüzle bazı şeylerin yanlış ya da kötü olduğunu düşündünüz. Ama, bu sizin seçtiğiniz gerçekti, ve Tanrı sizin ona sahip olmanıza izin verdi. O'nun gerçeğine Oluş denir. Ne yaparsanız yapın Tanrı sizi sever, çünkü yaptığınız ya da düşündüğünüz her şey ondan kazandığınız bilgelikle O olan yaşamı zenginleştirir.
Yüzyıllardır sizlere, Tanrı'nın sizin aleminizin dışında, uzayın derinliklerinde bir yerde olduğu öğretildi. Bir çoğunuz buna inanıp bir gerçek olarak kabul ettiniz. Ancak Tanrı, tüm yaşamın asıl nedeni, asla sizin dışınızda olmadı. O sizsiniz. O, insanın içinde daima sessizce var olan harika düşünce süreçleri ve en yüksek zekadır. Size, zamanın kısa bir anında yaşamak, yaşlanmak ve sonra ölmek için doğmuş olduğunuz öğretildi. Bunun doğru olduğuna inandığınız için, o bu dünyadaki yaşamınızın realitesi haline geldi. Ama, bizler gerçekte Tanrı, yani düşüncenin bütünü kendisini düşünüp tasarlayarak ışığa yoğunlaştırdığı anda yaratılmış ve milyarlarca yıldan beri yaşayan sürekli,ölümsüz öz oluğumuzu idrak etmeliyiz. çünkü; insanlığın kendi yüceliğini idrak etmekten başka kurtuluşu yoktur.
Sevgili kardeşlerim, her biriniz milyonlarca yıldır yaşadığınız illüzyonlar topluluğunun ürünü olan bir anlayışa sahipsiniz. Siz salt insanın çok ötesindesiniz. İnsan denen sınırlı yaratıktan çok daha büyüksünüz. Siz Tanrı'sınız. Daima öyleydiniz daima öyle olacaksınız. Sizler, sizden alınmasına izin verdiğiniz bu büyük anlayışı yeniden idrak etmek için burada bir çok yaşam geçiren ölümsüz varlıklarsınız. Hepiniz Tanrı'nın kendisinden yarattığı tanrısınız. Yaşamı araştırıp keşfetme serüvenleriniz sırasında, yüce zekanızı hücresel maddeyle birleştirerek Tanrı/İnsan oldunuz. Bu, Tanrı zihninin kendisini insan denen formda ifade etmesiydi; tanrıların kendi yarattıkları, insan denen harika içinde yaşamalarıydı. Erkeklik, kadınlık, insanlık: Bu, gerçekten çok iyi bir biçimde sınırlı, zavallı varlıklar kılığına bürünmüş Tanrı'dır.
Siz kimsiniz? Neden buradasınız? Amacınız ve kaderiniz ne? Yalnızca bir rastlantı sonucu yaratılıp, zamanın kısa bir anında yaşamak için doğup, sonra da yok oldunuzu mu sanıyorsunuz? Neden daha önce yaşamamış olduğunuzu düşünüyorsunuz? Neden şimdi? Ve neden siz? Bu dünyada binlerce hayat yaşadınız, ve rüzgar gibi gelip geçtiniz. Her yüzü, her rengi, her inancı, her dini yaşadınız. Savaştınız ve sizinle de savaşıldı. Kral ve hizmetkar oldunuz. Tayfa ve kaptan oldunuz. Fetheden ve fethedilen oldunuz. Tüm tarihi anlayışlarınızda var olan her şey oldunuz. NEDEN? Hissetmek amacıyla, bilgelik amacıyla, tüm zamanların en büyük gizemini -kendinizi- tanımlamak amacıyla. Nerden geldiğinizi sanıyorsunuz? Sadece, tek bir hücreden evrimleşmiş zavallı bir hücresel kütle olduğunuzu mu sanıyorsunuz? Öyleyse gözlerinizin ardından öylesine derin ve kararlı bakan kim? Size benzersizliğinizi ve kişiliğinizi, karakterinizi ve hoşluğunuzu, sevme, kucaklama,umut etme, hayal kurma yeteneğini ve huşu verici yaratma gücünü veren ÖZ nedir? Ve küçük bir çocuk olarak bile sergilediğiniz tüm zekayı, tüm bilgiyi, tüm bilgeliği nerede kazanıp biriktirdiniz? Tüm bunların sonsuzlukta sadece bir an kadar kıs olan tek bir yaşamda mı kazandığınızı sanıyorsunuz? Siz buğünkü halinize zamanın enginliğinde birçok hayat yaşayarak ulaştınız. Ve bu yaşam deneyimlerinin her birinden, siz denen benzersizliği ve güzelliği oluşturmanıza yardımcı olan bilgeliği edindiniz. Zamanın sonsuzluğunda yalnızca bir an için yaratılmış olamayacak kadar çok değerlisiniz.
Sizin bedeniniz olduğunu mu sanıyorsunuz? Öyle değildir. Bedeniniz sadece gerçek kimliğiniz olan görünmeyen özü temsil eden bir örtüdür: Gerçek kimliğiniz bu beden de yatan ve öz-kişilik denen his- tutumlşarının toplamıdır. Şunu üzerinde bir an düşünün: Bir varlığın nesini seversiniz? Bedenini mi? Hayır. Sevdiğiniz, o varlığın özü, gözlerinin ardında yatan, görünmeyen öz-kişiliğidir. Bir başka insanda sevdiğiniz şey, bedeni çalıştıran, gözleri parlaklaştıran, sesi melodileştiren, saçlara pırıltı, ellere dokunma isteği veren o görünmeyen özdür. Bedeniniz gerçekten de harika, rafineleşmiş bir makine, ama onu çalıştıran varlık, yani siz olmadan o bir hiçtir. Siz bedeniniz değilsiniz, siz düşünce yada duygu-tutumlarının toplamısınız, ki bu kendini benzersiz bir öz kişilik olarak gösterir. Siz hiç düşüncelerinizi gördünüz mü? Hiç kişiliğinizi gördünüz mü? Peki kahkahanız? Bedeniniz olmadan onu işitebilirmisiniz? Gerçekte ne kadar görkemli olduğunuz hakkında hiçbir fikriniz yok, çünkü gerçek siz rüzgar gibi görünmezdir. Hayatın bir gizem olduğu gibi, Sizde kendiniz için gizemlerin en büyüğüsünüz.
Sahte görünüşünüz, taktığınız maskeler, kalbinizi katılaştıran zırh olmaksızın ne olduğunuzu biliyormusunuz? Varlığınızın özünde gerçekten Tanrı'sınız. İnsanlık için büyük bir gizem olan Tanrı asla sizin dışınızda olmadı, Çünkü yüzünüzün ardında, güzel giysilerinizin altında yatan şey Tanrı denen görünmeyen düşüncedir, o sizi siz yapan öz-kişiliktir. İçinizdeki Tanrı, size güven ve huşu verici bir yaratma gücü veren en yüce zekadır. O, yaşamınızı ebediyen sürdüren harika yaşam gücüdür.
Tanrı'nın en yüksek biçimi nedir? Düşünce. Tanrı- yaşamınızı yarattığınız platform, her şeyin özü ve yaşam gücü- daha büyük bir anlayışla, düşüncedir; çünkü düşünce var olan her şeyin esas yaratıcısıdır. Düşünce her şeyin ondan yaratıldığı özdür. Olan her şey önce düşünceden ortaya çıkmıştır, ki bu Tanrı zihni denen en yüksek zekadır. Her şeyi kendi özgün kalıp ve biçiminde bir arada tutan şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü? O düşünce, yani sevgi denen kozmik zamktır. Tüm maddeyi bir arada tutan odur. Bu en büyük ölçekte sevgidir, çünkü Tanrı budur. Her şey - bedeniniz bile- düşünce tarafından bir arada tutulur, çünkü her şey tanrı olan düşünceyle hayal edilmiştir, ve her şeyi yerli yerinde tutan tanrı'nın kendisine olan sevgisidir. Sizi bir arada tutan Tanrı'dır. Bedeninizin tüm moleküler ve hücresel yapısını bir arada tutan, Tanrı denen yüce düşüncenin sevgisidir. Düşünce olmasaydı, bedeniniz var olamazdı, madde var olmazdı, hiç bir şey var olmazdı; çünkü düşünce tüm yaşamın yaratıcısı ve destekleyici unsurudur. Tanrı'nın -her şeyi bir arada tutan
Tanrı tümüyle iyiliksiz ya da kötülüksüzdür. O, bütünüyle ne olumlu ne de olumsuzdur. Tanrı mükemmel değildir, çünkü en son nokta olan mükemmellik sürekli değişen çoşkulu yaşamı sınırlar. Tanrı sonsuz ve sınırsızdır. Tanrı sadece Olan'dır. Herşey olan O, yine O olan yaşamı ifade eder. Böylece Tanrı, olan her şey olduğu için, doğruda olduğu gibi yanlişta da, güzellikte olduğu gibi çirkinliktede, yücelikte olduğu gibi alçaklıkta da vardır. Tanrı, yaşadığınız hiçbir anda sizi asla yargılamamıştır. O, siz ve sizin üzerinde kendi tanrısal ve amaçlı benliğinizi ifade ettiğiniz yaşam sahnesi olmuştur. Size kendi EGO'nuzun eşsizliğini, ve olmak istediğiniz şey olma ve O olan yaşamı istediğiniz gibi algılama irade özgürlüğünü vermiştir. Ve yaptığınız, düşündüğünüz her şey ne kadar kötü, alçakca ya da harika olursa olsun, o Tanrı tarafından, olmak'tan başka bir şey olarak asla görülmemiştir. Tanrı hiçbir yanlış görmez; O yalnızca kendini görür. Tanrı hiçbir başarısızlık görmez; yalnızca kendi Oluş'unun sonsuzluğa doğru sürüşünü görür.Yaşamın çiçeklerini de siz yaratırsınız, çirkinliğini de, ve tanrı çirkinlikte de olacaktır, çiçeklerde, ama onları şu iyi şu kötü diye yargılamayacaktır. O yalnızca Olandır. O, onun vasıtasıyla kendinizi istediğiniz gibi ifade etmenize izin veren Oluş'tur. Ve onun böyle olması iyi bir şeydir, çünkü eğer O gerçekten insanın yarattığı Tanrı gibi olsaydı, hiçbirimiz cennetin kapılarını göremezdik. Çünkü içimizden tek bir kişi bile, insanın yarattığı o Tanrı'nın beklentilerine göre yaşayamaz. Yalnızca siz, tutumlarınızla ve başkalrının tutumlarını kabullenişinizle, kendi kendinizi yargıladınız. Başarısızlığı hissetmenize sadece siz neden oldunuz. Arzu ettiğiniz realiteyi Tanrı'dan yaratma yeteneğinizle, yaşamınızın tek yargıcı sizsiniz. Neyin iyi neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış oldunuğu sadece siz belirlediniz. Ancak, yaşam denen oluş bunların hiç biri değildir. Her şey, Tanrı denen oluşun bir parçasıdır sadece. Yargılarınız yalnızca, bu yaratıcı realiteler katında yaratmış olduğunuz bir ilüzyondur.
Sınırlı düşünüşünüzle bazı şeylerin yanlış ya da kötü olduğunu düşündünüz. Ama, bu sizin seçtiğiniz gerçekti, ve Tanrı sizin ona sahip olmanıza izin verdi. O'nun gerçeğine Oluş denir. Ne yaparsanız yapın Tanrı sizi sever, çünkü yaptığınız ya da düşündüğünüz her şey ondan kazandığınız bilgelikle O olan yaşamı zenginleştirir.
Yüzyıllardır sizlere, Tanrı'nın sizin aleminizin dışında, uzayın derinliklerinde bir yerde olduğu öğretildi. Bir çoğunuz buna inanıp bir gerçek olarak kabul ettiniz. Ancak Tanrı, tüm yaşamın asıl nedeni, asla sizin dışınızda olmadı. O sizsiniz. O, insanın içinde daima sessizce var olan harika düşünce süreçleri ve en yüksek zekadır. Size, zamanın kısa bir anında yaşamak, yaşlanmak ve sonra ölmek için doğmuş olduğunuz öğretildi. Bunun doğru olduğuna inandığınız için, o bu dünyadaki yaşamınızın realitesi haline geldi. Ama, bizler gerçekte Tanrı, yani düşüncenin bütünü kendisini düşünüp tasarlayarak ışığa yoğunlaştırdığı anda yaratılmış ve milyarlarca yıldan beri yaşayan sürekli,ölümsüz öz oluğumuzu idrak etmeliyiz. çünkü; insanlığın kendi yüceliğini idrak etmekten başka kurtuluşu yoktur.
Sevgili kardeşlerim, her biriniz milyonlarca yıldır yaşadığınız illüzyonlar topluluğunun ürünü olan bir anlayışa sahipsiniz. Siz salt insanın çok ötesindesiniz. İnsan denen sınırlı yaratıktan çok daha büyüksünüz. Siz Tanrı'sınız. Daima öyleydiniz daima öyle olacaksınız. Sizler, sizden alınmasına izin verdiğiniz bu büyük anlayışı yeniden idrak etmek için burada bir çok yaşam geçiren ölümsüz varlıklarsınız. Hepiniz Tanrı'nın kendisinden yarattığı tanrısınız. Yaşamı araştırıp keşfetme serüvenleriniz sırasında, yüce zekanızı hücresel maddeyle birleştirerek Tanrı/İnsan oldunuz. Bu, Tanrı zihninin kendisini insan denen formda ifade etmesiydi; tanrıların kendi yarattıkları, insan denen harika içinde yaşamalarıydı. Erkeklik, kadınlık, insanlık: Bu, gerçekten çok iyi bir biçimde sınırlı, zavallı varlıklar kılığına bürünmüş Tanrı'dır.
Siz kimsiniz? Neden buradasınız? Amacınız ve kaderiniz ne? Yalnızca bir rastlantı sonucu yaratılıp, zamanın kısa bir anında yaşamak için doğup, sonra da yok oldunuzu mu sanıyorsunuz? Neden daha önce yaşamamış olduğunuzu düşünüyorsunuz? Neden şimdi? Ve neden siz? Bu dünyada binlerce hayat yaşadınız, ve rüzgar gibi gelip geçtiniz. Her yüzü, her rengi, her inancı, her dini yaşadınız. Savaştınız ve sizinle de savaşıldı. Kral ve hizmetkar oldunuz. Tayfa ve kaptan oldunuz. Fetheden ve fethedilen oldunuz. Tüm tarihi anlayışlarınızda var olan her şey oldunuz. NEDEN? Hissetmek amacıyla, bilgelik amacıyla, tüm zamanların en büyük gizemini -kendinizi- tanımlamak amacıyla. Nerden geldiğinizi sanıyorsunuz? Sadece, tek bir hücreden evrimleşmiş zavallı bir hücresel kütle olduğunuzu mu sanıyorsunuz? Öyleyse gözlerinizin ardından öylesine derin ve kararlı bakan kim? Size benzersizliğinizi ve kişiliğinizi, karakterinizi ve hoşluğunuzu, sevme, kucaklama,umut etme, hayal kurma yeteneğini ve huşu verici yaratma gücünü veren ÖZ nedir? Ve küçük bir çocuk olarak bile sergilediğiniz tüm zekayı, tüm bilgiyi, tüm bilgeliği nerede kazanıp biriktirdiniz? Tüm bunların sonsuzlukta sadece bir an kadar kıs olan tek bir yaşamda mı kazandığınızı sanıyorsunuz? Siz buğünkü halinize zamanın enginliğinde birçok hayat yaşayarak ulaştınız. Ve bu yaşam deneyimlerinin her birinden, siz denen benzersizliği ve güzelliği oluşturmanıza yardımcı olan bilgeliği edindiniz. Zamanın sonsuzluğunda yalnızca bir an için yaratılmış olamayacak kadar çok değerlisiniz.
Sizin bedeniniz olduğunu mu sanıyorsunuz? Öyle değildir. Bedeniniz sadece gerçek kimliğiniz olan görünmeyen özü temsil eden bir örtüdür: Gerçek kimliğiniz bu beden de yatan ve öz-kişilik denen his- tutumlşarının toplamıdır. Şunu üzerinde bir an düşünün: Bir varlığın nesini seversiniz? Bedenini mi? Hayır. Sevdiğiniz, o varlığın özü, gözlerinin ardında yatan, görünmeyen öz-kişiliğidir. Bir başka insanda sevdiğiniz şey, bedeni çalıştıran, gözleri parlaklaştıran, sesi melodileştiren, saçlara pırıltı, ellere dokunma isteği veren o görünmeyen özdür. Bedeniniz gerçekten de harika, rafineleşmiş bir makine, ama onu çalıştıran varlık, yani siz olmadan o bir hiçtir. Siz bedeniniz değilsiniz, siz düşünce yada duygu-tutumlarının toplamısınız, ki bu kendini benzersiz bir öz kişilik olarak gösterir. Siz hiç düşüncelerinizi gördünüz mü? Hiç kişiliğinizi gördünüz mü? Peki kahkahanız? Bedeniniz olmadan onu işitebilirmisiniz? Gerçekte ne kadar görkemli olduğunuz hakkında hiçbir fikriniz yok, çünkü gerçek siz rüzgar gibi görünmezdir. Hayatın bir gizem olduğu gibi, Sizde kendiniz için gizemlerin en büyüğüsünüz.
Sahte görünüşünüz, taktığınız maskeler, kalbinizi katılaştıran zırh olmaksızın ne olduğunuzu biliyormusunuz? Varlığınızın özünde gerçekten Tanrı'sınız. İnsanlık için büyük bir gizem olan Tanrı asla sizin dışınızda olmadı, Çünkü yüzünüzün ardında, güzel giysilerinizin altında yatan şey Tanrı denen görünmeyen düşüncedir, o sizi siz yapan öz-kişiliktir. İçinizdeki Tanrı, size güven ve huşu verici bir yaratma gücü veren en yüce zekadır. O, yaşamınızı ebediyen sürdüren harika yaşam gücüdür.
Tanrı'nın en yüksek biçimi nedir? Düşünce. Tanrı- yaşamınızı yarattığınız platform, her şeyin özü ve yaşam gücü- daha büyük bir anlayışla, düşüncedir; çünkü düşünce var olan her şeyin esas yaratıcısıdır. Düşünce her şeyin ondan yaratıldığı özdür. Olan her şey önce düşünceden ortaya çıkmıştır, ki bu Tanrı zihni denen en yüksek zekadır. Her şeyi kendi özgün kalıp ve biçiminde bir arada tutan şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü? O düşünce, yani sevgi denen kozmik zamktır. Tüm maddeyi bir arada tutan odur. Bu en büyük ölçekte sevgidir, çünkü Tanrı budur. Her şey - bedeniniz bile- düşünce tarafından bir arada tutulur, çünkü her şey tanrı olan düşünceyle hayal edilmiştir, ve her şeyi yerli yerinde tutan tanrı'nın kendisine olan sevgisidir. Sizi bir arada tutan Tanrı'dır. Bedeninizin tüm moleküler ve hücresel yapısını bir arada tutan, Tanrı denen yüce düşüncenin sevgisidir. Düşünce olmasaydı, bedeniniz var olamazdı, madde var olmazdı, hiç bir şey var olmazdı; çünkü düşünce tüm yaşamın yaratıcısı ve destekleyici unsurudur. Tanrı'nın -her şeyi bir arada tutan