D-e-v-r-i-m
22.07.2006, 03:34
Yazar ve Dedelere sorduk Alevilik nedir?
Alevilik neydi? Marksist kökenli yazarların ifade ettiği gibi, İslam'dan ayrı bir olgu muydu, yoksa İslam'ın içinde miydi? Cemevinin fonksiyonu neydi? Gerçek Aleviler camiye gitmez miydi?
Bütün bu soruları, Anadolu'da yaşayan Alevilerin, "Sünnilerle bizim aramızda cımbızla fark bulup çıkarıyorlar", "Aleviliği İslam dışı göstermek istiyorlar" diye itham ettikleri, İstanbul'da yaşayan ve kendilerini Alevilik hakkında söz söyleyebilecek yerde gören, araştırmacı, yazar ve dedelere sorduk. Sorularımıza birbirinden oldukça farklı ve ilginç cevaplar geldi. 5 vakit namaz kılan bir Alevinin Alevi olamayacağından, ger çek Alevilerin, mutlaka namazını kılması ve orucunu tutması gerektiğine kadar. Ama çoğunluğun 'üzerinde hemfikir olduğu iki konu vardı. Birinçİsi Aleviliğin, devlet tarafından görmezlikten gelindiği, diğeri ise, basında Aleviliğin yanlış anlatıldığı.
Türkiye gerçeğine baktığımız zaman, Alevilerin bu feryatlarında pek de haksız olmadıklarını görüyoruz. Devletin sürekli olarak görınezden geldiği Alevileri, sol partiler iyi bir oy potansiyeli, sol gazeteler ise tiraj almak için iyi bir şans olarak görmüşler. Ve zamanla Aleviliğin, so1culuk olduğu imajı yerleştirilmiş ülkeye. Özellikle komünizmin çökmesinden sonra, boşta kalan yazar ve çizerler işi iyice ileri götürerek,Alevilikle Marksizmin bir olduğunu iddia ederek, insanları tahrik edici yayınlar yapmışlar. Bu yayınlar çeşitli zamanlarda etkisini göstermiş, ülkemiz boş yere Alevi-Sünni çatışmasıyla karşı karşıya bırakılmış.
Bundan en çok şikayet edenlerin başında Prof. Dr. İzzettin Doğan geliyor. Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve Alevi dedesi olan Doğan, özellikle sol yayın organların, dernek ve parc tilerin, Aleviliği bir Marksist Öğreti gibi sunmalarından rahatsız olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor: "Alevilerin büyük bir nüfusa.sahip olmaları basında Aleviler de payalma yarışının gündeme getirdi.
Bu ilk başlarda Alevilerin inanç özgürlüğünün kamuoyu gündemine gelmesi açısından yararlı oldu. Ama komünizmin çökmesinden sonra, bir kısım yazarlar, Aleviliği Marksizm gibi göstermeye başladılar. Bu son derece yanlış. Marksist göruşlü partiler, ilk ortaya çıktıklarında, devletin ihmal ettiği Alevileri kendilerine oy potansiyeli olarak gördüler ve bugüne kadar da, bu göruşlerinde devam ettiler."
Araştırmacı yazar Lütfi Kaleli, ise sol basın, parti ve derneklerin Alevilerle ilgili tavırlarını şöyle değerlendiriyor: "Tiraj peşinde koşan basın sayfalarını Alevilere açtı. Bazı yanlışlıklar olsa da bunu doğal Ve sevindirici buluyorum. Taban kaybeden sol partilerin Alevi oylarına göz dikmesi de ga yet normaL. Bizim gövdemiz sağlamdır. Sağ-sol rüzgarına yenik düşmeyiz.”
Alevi Dedesi Yesari Gökçe, Alevilik konusunun son yıllarda basında çok sık işlenmesini 12 Eylül sonrasındaki demokratikleşme çabalarına bağlıyor ve "İnanç ve kültürleri ifade edebilme serbestisi demokratikleşmenin vazgeçilmez bir ayağıdır. Ayrıca PKK-ASALA hareketine kardeş arayan karanlık güçler de bu konunun gündemde kalmasını istiyor. Tabii bir de basının tiraj kaygısını bir neden olarak sayabiliriz" diyor,
Nefes Dergisi Yayın Yönetmeni Cemal Şener ise tüm bu görüşlerin aksine, Alevilik konusunun gündeme getirilmesinde herhangi bir art niyet olmadığını, bu yayınların ülke çıkarları aleyhine herhangi bir menfi etkisi olamayacağını iddia ederek, sağ basını seslerini duyurmadığı için eleştiriyor.
Bugün de, sol basın ve partilerin aynı tahrikleri devam ediyor. Her ne kadar büyükşehirlerdeki Alevi vatandaşlarımızın bir kısmı bazen bu yayınlardan etkilense bile, Anadolu'da yaşayan ve çoğunluk 0lan Alevilerin, eskisi gibi sol partilere oy vermediği, sol basında ısrar etmediği de artık bilinen bir gerçek. Anadolu Alevileri, Aleviliği bir tarikat ve İslam'ın beş şartını Aleviliğin vazgeçilmez unsurları olarak görüyor. Ve Sünnilerle birlikte, aynı ülkede yaşamak, aynı yerlerde ibadetini yapmak istiyor. Alevilerin temsilcisi oldukla rını iddia eden kişilerin ise, bu seslere kulak tıkamalarına imkan yok. Sağduyulu dedelerden biri olan Avukat Muharrem Naci Orhan bu sözlere kulak tıkamayanlardan. Orhan, Alevilikle Sünniliğin bir olduğunu, kardeşçe birlikte yaşamaları gerektiğini, şu sözlerle ifade ederek, adeta 60 milyon insanımızın hislerine tercüman 0luyor: "Bu güzel memlekette Sünnisiyle Alevisiyle beraber değil, bir olarak yaşamabyız. Beraber değil dedim. Çünkü, beraberlikte ikilik vardır. İki şey beraber olur. Oysa ki, Alevi, Sünni olarak her ne kadar bazı ibadet farklılıklarımız var ise de, ibadetlerimizin kaynağı aynı: Kur'an-ı Kerim."
KAYNAK; Aksiyon dergisi
Alevilik neydi? Marksist kökenli yazarların ifade ettiği gibi, İslam'dan ayrı bir olgu muydu, yoksa İslam'ın içinde miydi? Cemevinin fonksiyonu neydi? Gerçek Aleviler camiye gitmez miydi?
Bütün bu soruları, Anadolu'da yaşayan Alevilerin, "Sünnilerle bizim aramızda cımbızla fark bulup çıkarıyorlar", "Aleviliği İslam dışı göstermek istiyorlar" diye itham ettikleri, İstanbul'da yaşayan ve kendilerini Alevilik hakkında söz söyleyebilecek yerde gören, araştırmacı, yazar ve dedelere sorduk. Sorularımıza birbirinden oldukça farklı ve ilginç cevaplar geldi. 5 vakit namaz kılan bir Alevinin Alevi olamayacağından, ger çek Alevilerin, mutlaka namazını kılması ve orucunu tutması gerektiğine kadar. Ama çoğunluğun 'üzerinde hemfikir olduğu iki konu vardı. Birinçİsi Aleviliğin, devlet tarafından görmezlikten gelindiği, diğeri ise, basında Aleviliğin yanlış anlatıldığı.
Türkiye gerçeğine baktığımız zaman, Alevilerin bu feryatlarında pek de haksız olmadıklarını görüyoruz. Devletin sürekli olarak görınezden geldiği Alevileri, sol partiler iyi bir oy potansiyeli, sol gazeteler ise tiraj almak için iyi bir şans olarak görmüşler. Ve zamanla Aleviliğin, so1culuk olduğu imajı yerleştirilmiş ülkeye. Özellikle komünizmin çökmesinden sonra, boşta kalan yazar ve çizerler işi iyice ileri götürerek,Alevilikle Marksizmin bir olduğunu iddia ederek, insanları tahrik edici yayınlar yapmışlar. Bu yayınlar çeşitli zamanlarda etkisini göstermiş, ülkemiz boş yere Alevi-Sünni çatışmasıyla karşı karşıya bırakılmış.
Bundan en çok şikayet edenlerin başında Prof. Dr. İzzettin Doğan geliyor. Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve Alevi dedesi olan Doğan, özellikle sol yayın organların, dernek ve parc tilerin, Aleviliği bir Marksist Öğreti gibi sunmalarından rahatsız olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor: "Alevilerin büyük bir nüfusa.sahip olmaları basında Aleviler de payalma yarışının gündeme getirdi.
Bu ilk başlarda Alevilerin inanç özgürlüğünün kamuoyu gündemine gelmesi açısından yararlı oldu. Ama komünizmin çökmesinden sonra, bir kısım yazarlar, Aleviliği Marksizm gibi göstermeye başladılar. Bu son derece yanlış. Marksist göruşlü partiler, ilk ortaya çıktıklarında, devletin ihmal ettiği Alevileri kendilerine oy potansiyeli olarak gördüler ve bugüne kadar da, bu göruşlerinde devam ettiler."
Araştırmacı yazar Lütfi Kaleli, ise sol basın, parti ve derneklerin Alevilerle ilgili tavırlarını şöyle değerlendiriyor: "Tiraj peşinde koşan basın sayfalarını Alevilere açtı. Bazı yanlışlıklar olsa da bunu doğal Ve sevindirici buluyorum. Taban kaybeden sol partilerin Alevi oylarına göz dikmesi de ga yet normaL. Bizim gövdemiz sağlamdır. Sağ-sol rüzgarına yenik düşmeyiz.”
Alevi Dedesi Yesari Gökçe, Alevilik konusunun son yıllarda basında çok sık işlenmesini 12 Eylül sonrasındaki demokratikleşme çabalarına bağlıyor ve "İnanç ve kültürleri ifade edebilme serbestisi demokratikleşmenin vazgeçilmez bir ayağıdır. Ayrıca PKK-ASALA hareketine kardeş arayan karanlık güçler de bu konunun gündemde kalmasını istiyor. Tabii bir de basının tiraj kaygısını bir neden olarak sayabiliriz" diyor,
Nefes Dergisi Yayın Yönetmeni Cemal Şener ise tüm bu görüşlerin aksine, Alevilik konusunun gündeme getirilmesinde herhangi bir art niyet olmadığını, bu yayınların ülke çıkarları aleyhine herhangi bir menfi etkisi olamayacağını iddia ederek, sağ basını seslerini duyurmadığı için eleştiriyor.
Bugün de, sol basın ve partilerin aynı tahrikleri devam ediyor. Her ne kadar büyükşehirlerdeki Alevi vatandaşlarımızın bir kısmı bazen bu yayınlardan etkilense bile, Anadolu'da yaşayan ve çoğunluk 0lan Alevilerin, eskisi gibi sol partilere oy vermediği, sol basında ısrar etmediği de artık bilinen bir gerçek. Anadolu Alevileri, Aleviliği bir tarikat ve İslam'ın beş şartını Aleviliğin vazgeçilmez unsurları olarak görüyor. Ve Sünnilerle birlikte, aynı ülkede yaşamak, aynı yerlerde ibadetini yapmak istiyor. Alevilerin temsilcisi oldukla rını iddia eden kişilerin ise, bu seslere kulak tıkamalarına imkan yok. Sağduyulu dedelerden biri olan Avukat Muharrem Naci Orhan bu sözlere kulak tıkamayanlardan. Orhan, Alevilikle Sünniliğin bir olduğunu, kardeşçe birlikte yaşamaları gerektiğini, şu sözlerle ifade ederek, adeta 60 milyon insanımızın hislerine tercüman 0luyor: "Bu güzel memlekette Sünnisiyle Alevisiyle beraber değil, bir olarak yaşamabyız. Beraber değil dedim. Çünkü, beraberlikte ikilik vardır. İki şey beraber olur. Oysa ki, Alevi, Sünni olarak her ne kadar bazı ibadet farklılıklarımız var ise de, ibadetlerimizin kaynağı aynı: Kur'an-ı Kerim."
KAYNAK; Aksiyon dergisi