Orijinalini görmek için tıklayınız : KerbelÂ'nin İntİkÂmi
D-e-v-r-i-m 28.07.2006, 02:20 KERBELÂ'NIN İNTİKÂMI
İmâm Hüseyin'i şehid eden kumandanların içinde bir kumandan kendilerinin yaptıklarına çok pişman olmuştu. Tevbe eder. İmâm Hüseyin'in kabrine Kerbelâ'ya gelir.
– Ya İmâm Hüseyin! Beni affet. Ben, senin intikâmını alacağım. Senin intikâmını almadıkça, yumuşak yatakta yatmayacağım, karnım doyasıya yemek yemeyeceğim, der ve müslümanlar arasında gizli faaliyetlerle taraftar toplamaya başlar. Hz. Ali'nin ordu kumandanı İbrâhim Ejder'i bulur. O da aynı iş için faaliyete başlar. Bu kumandanın adı Muhtar El Sahafey'dir. Muhtar El Sahafey, gece yatsı namazından sonra millet dağılır, bunlar dağılmaz. Camide harb planı hazırlarlar. Muhtar'la işbirliği yapan müslümanların sayısı on iki bini bulunca harb etme kararı alırlar. Harb edileceği günü eğer bir mani (mahzur) olmazsa bir dağın başına yığdıkları çalı ve odunu yakacaklar. Kararlaştırılan günde o ateş yanarsa herkes kılıcını çekip, şehrin meydanında birleşmelerine karar aldılar. Gece herkes dağılıp eve giderken, İbrâhim Ejder'in önüne muhafızlar çıktı. Gece sokağa çıkma yasağı olduğundan, nereden geliyorsun diye soruşturma yapmak ve kendini yakalamak istediler. Kendisi kılıcı çekip yakalanmamak için harb etmeye mecbur kaldı ve muhafızların çoğunu öldürdü, azı kaçtı. İbrâhim Ejder geri döndü, Muhtar-el Sahafey'i yatağından kaldırdı. İşin sarpa sardığını, kendilerini takip edeceklerini, dağın başındaki ateşin hemen yanmasını, isyanın başlamasını söyledi. Gece ateşi yakmak için bir kaç kişi gönderdiler, ateş yandı. Kendileri de dolaşıp ağızdan söylediler. Sabaha kadar adam topladılar. On iki bin kişi kadar olan isyancıdan ancak dört bin kişi şehir meydanında toplanabildi. Gece, Yezid'in askerleri de gelmişti. Sabaha karşı harb başladı. Muhtar-el Sahafey ve İbrâhim Ejder geride sekiz bin kişi adamlarının olduğunu düşünerek, şehir içinde kendilerine yardıma gelmelerinin zor olduğunu hesapladılar. Şehrin dışında ovada harb etmeyi kararlaştırdılar. İkisi önde, Yezid'in askerlerini yarıp, dört bin kişiyi ovaya çıkardılar. Sabah olunca, Yezid'in askerlerinin bütün gücü ve müslümanların sekiz bin kişisi de ovaya geldi. O günkü harbi Muhtar-el Sahafey kazandı. Kendilerinden kat kat fazla olan Yezid ordusunu hezimete uğratıp Kûfe şehrini aldılar. Muhtar-el Sahafey ve İbrâhim Ejder ilerde daha büyük, zor ve çetin savaşların olacağını düşünerek, her taraftaki müslümanlara kendilerine yardım etmeleri için haberci, (elçi) gönderdiler. Yezid'te çok sayıda asker gönderip iki taraf tekrar harb ettiler. Gene Muhtar-el Sahafey kazandı. Yezid'e çok büyük telaş düştü, bir an evvel isyanı önlemek istedi. Muhtar-el Sahafey ve askerlerini şaşırtabilmek için dört taraftan ordular hazırlatıp, dört yönden saldırıya geçmek istedi. Bunu tam zamanında haber alan Muhtar-el Sahafey kendi askerini beşe böldü. Dördünü dört yönden gelen Yezid ordularının önüne gönderdi. Hangi ordu zayıflarsa ona yardım edebilmek için kendisi dört bin asker ile ortada bekledi. Harb oldu, yine Muhtar-el Sahafey kazandı.
Muhtar ile Yezid arasında olan bu harbin adına Kerbela'nın İntikâmı derler. Çünkü Muhtar-el Sahafey bu harblerde çok yer almış. İmâm Hüseyin'i şehid edenlerin hemen hepsini türlü ve çeşitli işkencelerle öldürmüştü. İmâm Hüseyin'in intikâmını ziyâdesiyle almıştır.
İmâm Hüseyin'in başını kesen Şimri'yi bir oda içerisinde kıstırmış, Şimri çok çevik bir insan olduğundan teslim alamıyordu. Muhtar-el Sahafey'in maksadı, diri, sağ olarak ele geçirmekti. Dışardan ok atmayı, kılıçla yaralamayı Muhtar kabul etmiyordu. Böyle de olmayınca yakalanması da çok zor olacaktı. Muhtar odanın içine pencereden, kapıdan yatak, yorgan gibi ev eşyalarını attırmaya, doldukça üzerinden yuvarlamaya devam etti. Odanın içi ağzına kadar yatak dolunca içeride kılıç dönmez oldu ve yaralamadan yakaladılar. Şehrin meydan yerine getirdiler. Muhtar, kim daha fazla işkence ile öldürürse ona ödül vereceğini söyledi. En son bir Arab çıktı. Şimri'nin ilk defa bütün parmaklarını kırıp, gözlerini oydu, ara ara vücudundan bıçakla kesti, yardı. Çok uzun süre de ızdırap ile öldürdü. Diğerlerini atların kuyruklarına bağlayıp, ölünceye kadar halkın ortasında yerde sürüttürüp öldürttü. Onun için kitaplarda "Kerbelâ'nın İntikâmı" diye geçer.
* * *
Yezid en son bütün ümitleri kesilmiş, son imkân olarak bir ordu hazırlatıp gönderdi. Mekke Valisi Abdurrahman, adamlarını toplayıp, bir konuşma yaptı:
– Biz, İmâm Hüseyin'e sahip çıkmadık. Muhtar'-el Sahafey ise İmâm Hüseyin (ra)'in intikâmını alıyor. Muhtar, bizi de düşmanmış gibi görüyor. Şimdi Kerbelâ'da, İmâm Hüseyin'e sahip çıkmayanları türlü işkencelerle öldürüyor. İmâm Hüseyin, bize çok yalvardı. Muhtar-el Sahafey, Yezid'i bitirirse, bize başlar. Onun için Muhtar-el Sahafey'in askerini arkadan vuralım, der ve Muhtar-el Sahafey Yezid'in askeriyle harbe başlayınca Abdurrahman ordusuyla birlikte Muhtar'ın ordusunu arkadan vurur. İki ordu arasında kalan Muhtar'ın ordusu bozulur, harbi Yezid kazanır.
AleviGenç 28.07.2006, 15:57 Vayyy be neredeyse ağlıyaçağım.Emeğinden dolayı teşekkürler can.Yüce Allah tüm Ya Hüseyin naralarıyla gözyaşı dökenleri yüceltin.İşte o Mekke valisinin bu günkü devamı kim???? (Naled)Yezid'e Sunniler yardım eddi.Alevileri arkadan vurdular.
Şimdi benim için bir önemli isim daha var(İBRAHİM EJDER) Hz.Ali'nin komutanı Hz.Hüseyin'in intikamını alan yiğit savaiçı.
AleviGenç 02.08.2006, 12:30 Neden kimse yorum yazmıyor.Lütfen okuyun arkadaşlar.Bu çok önemli.Ya bu kadar önemli yazıyı neden kimse okumuyor.Ben çok duygulandım okurken.Pekde fazla bilinmiyor bu okuyun Lütfen!!
Ön sıralara geçsin...
oh be insanın bir nebzede olsa içi ferahlıyor.Helal olsun intikam alanlardan.helal olsun bu yazı yazandan.
redyellow 02.08.2006, 12:49 alevigenç,
o olayların olduğu dönemde ne ALEVİ vardı, ne de SUNNİ.
Yezid'i en az senin kadar sevmeyen, kerbela için en az senin kadar üzülen, kederlenen, ve Hz.Hüseyin (ra) efendimizi de en az senin kadar seven sunnilerin tamamını hedef alamazsın.
Sakin ol.
bu yazıyı sana Hz.Hüseyin (ra) efendimizin şehid edildiği Kerbelayı ziyaret etmiş, orada efendimizin türbesinde dua etmiş birisi olarak yazıyorum.
AleviGenç 02.08.2006, 13:03 alevigenç,
o olayların olduğu dönemde ne ALEVİ vardı, ne de SUNNİ.
Yezid'i en az senin kadar sevmeyen, kerbela için en az senin kadar üzülen, kederlenen, ve Hz.Hüseyin (ra) efendimizi de en az senin kadar seven sunnilerin tamamını hedef alamazsın.
Sakin ol.
bu yazıyı sana Hz.Hüseyin (ra) efendimizin şehid edildiği Kerbelayı ziyaret etmiş, orada efendimizin türbesinde dua etmiş birisi olarak yazıyorum.
Kavram Olarak Alevi kelimesi ne anlama geliyor?
Alevi kelimesi Hz. Ali taraftarı, Hz. Ali yanlısı anlamına geliyor. İslamiyet içerisinde Hz. Ali´yi sevenlere Alevi denilmektedir.
Alevi kavramının oluşum tarihi Hz. Ali`nin yaşadığı dönemde baslar. Hz. Ali daha yasarken bile Ali taraftarı Alevi diye bilinen kişiler vardı. Yani Alevi kavramını dolayısıyla Aleviliği başka yönlere çekme gayreti içerisinde olanlar Alevi kavramını ya Hz. Ali`den çok önceki bir döneme ya da Hz. Ali`den çok sonraki bir döneme ait olduğunu söylüyorlar. Bu her iki iddia da yanlıştır. Doğrusu; Alevi kavramı daha Hz. Ali hayattayken oluşmuştu. Fakat o zamanlar çok dar bir cevre için kullanılıyordu. Ancak tarihsel süreçte Hz. Ali taraftarları çoğaldı ve böylece Alevi kavramı genelleşti.
Kerbela ne anlama geliyor?
Kerbela günümüzde Irak sınırları içinde yer alan bir bölgenin adıdır.
Kerbela’yı önemli kılan; Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Ali’nin oğlu üçüncü İmam Hüseyin’in 680’de Emevi halifesi Muaviye oğlu Yezid’in askerleri tarafından Kerbela’da şehit edilmesidir. Bu insanlık dışı katliam tarihe "Kerbela Olayı" olarak geçmiştir.
Kerbela Olayının Aleviler için önemi nedir ve Kerbela Olayı nasıl gelişti?
Kerbela olayı aradan asırlar da geçse unutulmayacak kadar derin, anlamlı, öğreticidir.
Kerbela, iyi ile kötünün, zalim ile mazlumun, lanetli ile kutsalın, karanlık ile aydınlığın hesaplaşmasıdır. İmam Hüseyin burada kutsallığı, mazlumu, aydınlığı temsil etmektedir.
Kerbela Olayı’nın kökeni Hz. Peygamberin veda hacı’na ve yazılmayan vasiyetine kadar gider. Bilindiği gibi Hz. Muhammed peygamberliğini açıkladıktan sonra İslamiyet hızla gelişti. Bu gelişme Mekkeli müşrikleri telaşlandırdı. Onlar Hz. Muhammed’e olmadık engeller çıkardılar. Hz. Muhammed bütün bu engelleri aştı. Hz. Muhammed bütün bu müşriklerin, putperestlerin çıkardığı sorunlar ve engellerle mücadelede en büyük yardımı Hz. Ali’den görüyordu. Hz. Ali Peygamberin yanında eğitim almış, İslamiyet’i ilk kabul etmiş ve ayni zamanda Peygamberin kızı Hz. Fatma ile evlenerek Peygamberin soyunun sürdürücüsü olmuştu. Hz. Ali Kuran’da geçen ve onlarca hadiste geçen Ehlibeyt’tendir. Ehlibeyt Hz. Muhammed’in ailesi demektir. Ehlibeyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşmaktadır.
Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretinden sonra İslam dini gelişmeye devam etti. O kadar gelişti ki, Mekkeli putperestler bile Müslüman oldular. İşte bu putperestlerin içinde Mekke’nin en zengin kişilerinden biri olan Ebu Süfyan da vardı. Ebu Süfyan ve benzerleri İslam’a Peygambere inandıkları için Müslüman olmadılar. Onlar gelişen İslamiyet’in maddi değerlerine sahip olmak için Müslüman oluyorlardı. Hz. Muhammed bütün bunları görüyor ve ona göre de önlem alıyordu. Hz. Muhammed çok açık bir şekilde kendisinden sonra Müslümanların önderinin (Halifesinin) Hz. Ali olması gerektiğini beyan etmiştir. Ama bütün bunlar hiçe sayıldı. Hz. Muhammed’in vefatından sonra bu eskinin putperest, müşrik bezirganları bir ara geçiş dönemi hazırladılar. Bu dönemde sırasıyla Ebubekir, Ömer ve Osman halife oldular. Daha sonraki dönemde ise Hz. Ali halife oldu. Hz. Ali’nin halifeliği daha baştan engellenmiş ve onun aşağılanması, yiğitliğinin, fedakârlığının basitleştirilmesi sağlanmıştı. Hz. Ali bütün bu oyunlara karşı doğru bildiği Hak yolundan şaşmamış, dünya malına, paraya pula tamah göstermemişti. Hz. Ali kendisine yapılan onca haksızlığa karşın sabır göstermiş, İslam toplumunun içine nifak sokulmasın diye, kan dökülmesin diye insanları doğruluğa davetini sürdürmüştür. Ama ne yazık ki, Hz. Ali’nin bütün bu çabalarına karşın dünya malına tamah gösterenler, gözünü iktidar hırsı bürümüş olanlar bunu anlamıyordu. Nitekim Ebu Süfyan oğlu Muaviye yaptığı bin bir dalavere ve haksızlıkla kendisini halife ilân ediyordu. İslamiyet’i bir iktidar aracı olarak görüyordu. Muaviye Hilafeti de babadan oğula geçecek bir kurum olarak şekillendiriyordu. Muaviye dönemindeki Emevi saltanatı salt Hilafet için değil, aynı zamanda kendi iktidarlarına hizmet edecek bütün din dışı gelenekleri, töreleri, adetleri din adına kurallaştırıyor, kurumlaştırıyordu.
Hz. Ali ve Ehlibeyt var gücüyle bütün olumsuzlukları gidermeye çalışıyor, insanları gerçeğe davete devam ediyorlardı. Ama Muaviye acımasızdı. Hz. Ali şehit ediliyor, ardından ikinci imam Hasan zehirlettirilerek şehit ediliyordu. Bu arada Muaviye ölüyor, yerine oğlu Yezid geçiyordu. Yezid kendi iktidarı için İmam Hüseyin’i tehlikeli görüyordu. Çünkü İmam Hüseyin Ehlibeyttendir. Yani Hz. Peygamberin torunu, Hz. Ali’nin oğluydu. O, doğruluğun, hakkın, adaletin, gerçeklerin yılmaz savunucusuydu.
Bu arada Emevi saraylarında din dışı ne varsa din adına meşru gösteriliyordu. Halk isyan ediyor ama Emevilerin kurduğu askeri teşkilat halka göz açtırmıyordu. İşte Küfe halkı da baskılardan bıkmıştı. Küfeliler her gün İmam Hüseyin’e davet üstüne davet gönderip, kendisini halife olarak kabul ettiklerini belirtiyorlardı. İmam Hüseyin engin öngörüsüyle Küfelilerin ihanet edebileceklerini biliyor buna karşın kendi sorunluluğunun gereğini yerine getireceğini söylüyordu. Ve İmam Hüseyin yakın aile çevresi ile Küfe’ye varmak için yola çıkıyordu. Emevi saltanatının sürdürücüsü lanetli Yezid bu durumu haber alıyor ve önüne engeller çıkarıyor, onu öldürmek için planlar kuruyordu. Yezid ve taraftarları Küfelilerden Hz. Hüseyin taraftarlarını baskı altına aldılar. Bazılarını ise rüşvetle ve çeşitli vaatlerle İmam Hüseyin’den bağlılıklarını vazgeçirdiler. İmam Hüseyin’in ailesi yaklaşık 70 kişiden oluşuyordu. Buna karşın Yezid’in ordusu ise binlerce kişiden. Yezid’in komutanları, İmam Hüseyin’e Yezid’e biat etmesini ve böylelikle onu bırakacaklarını söylediler. İmam Hüseyin asla zalime biat etmeyeceğini, boyun eğmeyeceğini ve gerekirse bunun için şehit olacağını defalarca tekrarladı.
İmam Hüseyin dediği gibi yaptı ve Yezid’e biat etmeyerek, onurlu bir şekilde direnerek şehit düştü.
Kerbela Olayı İslam’da safları netleştirmiştir. Zalime asla biat edilmeyeceğini göstermiştir. Alevilik inancında Kerbela Olayı büyük bir öneme haizdir. Aleviler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, adları ne olursa olsunlar, Hz. Hüseyin’e bağlıdırlar. Onun için oruç tutarlar, yas tutarlar. Onun çektiği acıları bir nebze de olsa hissetmek için çile çekerler. Aleviler sadece yas tutarak İmam Hüseyin’i anmazlar. Aynı zamanda ondan her defasından bir şeyler öğrenirler. Dünya döndükçe, insanlar varoldu kça Kerbela unutulmayacak.
redyellow 02.08.2006, 13:20 Peki SUNNİ kelimesi ne anlama geliyor?
Onuda yazabilirmisin?
AleviGenç 02.08.2006, 13:23 Peki SUNNİ kelimesi ne anlama geliyor?
Onuda yazabilirmisin?
Bunun üzerinde büyük tartışmalar var herkes bişey ileri sürüyor.
Sunni:Gerçek olmayan Sahte.
valla çok duygulandım. gözlerim doldu. onlar asla ölmedi ölmeyecekte. onlar allahın yolunda giden canlar oldukça yaşayacak
şir_i yezdan 02.08.2006, 14:26 KERBELÂ'NIN İNTİKÂMI
İmâm Hüseyin'i şehid eden kumandanların içinde bir kumandan kendilerinin yaptıklarına çok pişman olmuştu. Tevbe eder. İmâm Hüseyin'in kabrine Kerbelâ'ya gelir.
– Ya İmâm Hüseyin! Beni affet. Ben, senin intikâmını alacağım. Senin intikâmını almadıkça, yumuşak yatakta yatmayacağım, karnım doyasıya yemek yemeyeceğim, der ve müslümanlar arasında gizli faaliyetlerle taraftar toplamaya başlar. Hz. Ali'nin ordu kumandanı İbrâhim Ejder'i bulur. O da aynı iş için faaliyete başlar. Bu kumandanın adı Muhtar El Sahafey'dir. Muhtar El Sahafey, gece yatsı namazından sonra millet dağılır, bunlar dağılmaz. Camide harb planı hazırlarlar. Muhtar'la işbirliği yapan müslümanların sayısı on iki bini bulunca harb etme kararı alırlar. Harb edileceği günü eğer bir mani (mahzur) olmazsa bir dağın başına yığdıkları çalı ve odunu yakacaklar. Kararlaştırılan günde o ateş yanarsa herkes kılıcını çekip, şehrin meydanında birleşmelerine karar aldılar. Gece herkes dağılıp eve giderken, İbrâhim Ejder'in önüne muhafızlar çıktı. Gece sokağa çıkma yasağı olduğundan, nereden geliyorsun diye soruşturma yapmak ve kendini yakalamak istediler. Kendisi kılıcı çekip yakalanmamak için harb etmeye mecbur kaldı ve muhafızların çoğunu öldürdü, azı kaçtı. İbrâhim Ejder geri döndü, Muhtar-el Sahafey'i yatağından kaldırdı. İşin sarpa sardığını, kendilerini takip edeceklerini, dağın başındaki ateşin hemen yanmasını, isyanın başlamasını söyledi. Gece ateşi yakmak için bir kaç kişi gönderdiler, ateş yandı. Kendileri de dolaşıp ağızdan söylediler. Sabaha kadar adam topladılar. On iki bin kişi kadar olan isyancıdan ancak dört bin kişi şehir meydanında toplanabildi. Gece, Yezid'in askerleri de gelmişti. Sabaha karşı harb başladı. Muhtar-el Sahafey ve İbrâhim Ejder geride sekiz bin kişi adamlarının olduğunu düşünerek, şehir içinde kendilerine yardıma gelmelerinin zor olduğunu hesapladılar. Şehrin dışında ovada harb etmeyi kararlaştırdılar. İkisi önde, Yezid'in askerlerini yarıp, dört bin kişiyi ovaya çıkardılar. Sabah olunca, Yezid'in askerlerinin bütün gücü ve müslümanların sekiz bin kişisi de ovaya geldi. O günkü harbi Muhtar-el Sahafey kazandı. Kendilerinden kat kat fazla olan Yezid ordusunu hezimete uğratıp Kûfe şehrini aldılar. Muhtar-el Sahafey ve İbrâhim Ejder ilerde daha büyük, zor ve çetin savaşların olacağını düşünerek, her taraftaki müslümanlara kendilerine yardım etmeleri için haberci, (elçi) gönderdiler. Yezid'te çok sayıda asker gönderip iki taraf tekrar harb ettiler. Gene Muhtar-el Sahafey kazandı. Yezid'e çok büyük telaş düştü, bir an evvel isyanı önlemek istedi. Muhtar-el Sahafey ve askerlerini şaşırtabilmek için dört taraftan ordular hazırlatıp, dört yönden saldırıya geçmek istedi. Bunu tam zamanında haber alan Muhtar-el Sahafey kendi askerini beşe böldü. Dördünü dört yönden gelen Yezid ordularının önüne gönderdi. Hangi ordu zayıflarsa ona yardım edebilmek için kendisi dört bin asker ile ortada bekledi. Harb oldu, yine Muhtar-el Sahafey kazandı.
Muhtar ile Yezid arasında olan bu harbin adına Kerbela'nın İntikâmı derler. Çünkü Muhtar-el Sahafey bu harblerde çok yer almış. İmâm Hüseyin'i şehid edenlerin hemen hepsini türlü ve çeşitli işkencelerle öldürmüştü. İmâm Hüseyin'in intikâmını ziyâdesiyle almıştır.
İmâm Hüseyin'in başını kesen Şimri'yi bir oda içerisinde kıstırmış, Şimri çok çevik bir insan olduğundan teslim alamıyordu. Muhtar-el Sahafey'in maksadı, diri, sağ olarak ele geçirmekti. Dışardan ok atmayı, kılıçla yaralamayı Muhtar kabul etmiyordu. Böyle de olmayınca yakalanması da çok zor olacaktı. Muhtar odanın içine pencereden, kapıdan yatak, yorgan gibi ev eşyalarını attırmaya, doldukça üzerinden yuvarlamaya devam etti. Odanın içi ağzına kadar yatak dolunca içeride kılıç dönmez oldu ve yaralamadan yakaladılar. Şehrin meydan yerine getirdiler. Muhtar, kim daha fazla işkence ile öldürürse ona ödül vereceğini söyledi. En son bir Arab çıktı. Şimri'nin ilk defa bütün parmaklarını kırıp, gözlerini oydu, ara ara vücudundan bıçakla kesti, yardı. Çok uzun süre de ızdırap ile öldürdü. Diğerlerini atların kuyruklarına bağlayıp, ölünceye kadar halkın ortasında yerde sürüttürüp öldürttü. Onun için kitaplarda "Kerbelâ'nın İntikâmı" diye geçer.
* * *
Yezid en son bütün ümitleri kesilmiş, son imkân olarak bir ordu hazırlatıp gönderdi. Mekke Valisi Abdurrahman, adamlarını toplayıp, bir konuşma yaptı:
– Biz, İmâm Hüseyin'e sahip çıkmadık. Muhtar'-el Sahafey ise İmâm Hüseyin (ra)'in intikâmını alıyor. Muhtar, bizi de düşmanmış gibi görüyor. Şimdi Kerbelâ'da, İmâm Hüseyin'e sahip çıkmayanları türlü işkencelerle öldürüyor. İmâm Hüseyin, bize çok yalvardı. Muhtar-el Sahafey, Yezid'i bitirirse, bize başlar. Onun için Muhtar-el Sahafey'in askerini arkadan vuralım, der ve Muhtar-el Sahafey Yezid'in askeriyle harbe başlayınca Abdurrahman ordusuyla birlikte Muhtar'ın ordusunu arkadan vurur. İki ordu arasında kalan Muhtar'ın ordusu bozulur, harbi Yezid kazanır. bile bile sehıt olacagını bılıp kerbalaya gıden ımam alı oglu sehıtler serdarı sah huseyın asla kımseye yalvarmamıstır ayrıca bızle bole guzel bişeyı paylaştıgın için saol
redyellow 03.08.2006, 10:14 Bunun üzerinde büyük tartışmalar var herkes bişey ileri sürüyor.
Sunni:Gerçek olmayan Sahte.
vah vah... keşke biraz okusaydın.. biraz araştıysaydın da böyle komik durumlara düşmeseydin.
bak Türk Dil Kurumu Sözlüğünden alıntılıyorum, fazla bir araştırma yapmaya gerek yok:
Alevi
özel, isim (alevi) Arapça ¤alevi
Aleviliğe bağlı kimse.
Sünni
özel, isim (sünni) Arapça sunni
Sünnet ehlinden olan kimse.
suni
sıfat (suni) Arapça suni
1 . Yapma, yapay, takma.
2 . mecaz Yapmacık, eğreti.
***
Gördünmü SÜNNİ ile SUNİ arasındaki farkı.
Bu da senin ne kadar önyargılı olduğunu gösteriyor.
Zaten bizi mahveden de hep bu önyargılı olmaktır.
ÖNYARGISIZ GÜNLERDE BULUŞMAK ÜZERE
aykudgöksun 03.08.2006, 13:42 redyellowun dediği doğru gibi görünüyor ama bi konuda da alevigence katılıyorum o katliamı yapanlar şimdiki sünnilerin atalarıdır(arap yarımadasındaki tabiki) ayrıca bu yazıyı bizimle paylaşan arkadaşa teşekür ediyorum
Bende ilk defa okudum teşekkürler can çok güzel bir paylaşım...
kerbela diyince içim sizliyoo hüseyine kurban olim kahrolsun yezit. Ya hasan Ya hüseyin
ulalıgenç 06.08.2006, 15:45 Eğer o gün Hz. Hüseyin Kerbelaya gitmeyip Yezide biat etseydi belki de insanlık zulmedenlere hep boyun eğecekti..O bir insanın her ne olursa doğru bildiğinden canı pahasına da olsa vazgeçilmeyeceğini o gün herkese gösterdi..Bizler şimdilerde bırakın hakkımızı aramayı elimizde ki haklara bile sahip çıkamıyoruz..
Kerbela şehitlerimizi saygıyla anıyorum..
D-e-v-r-i-m 06.08.2006, 16:15 Eğer o gün Hz. Hüseyin Kerbelaya gitmeyip Yezide biat etseydi belki de insanlık zulmedenlere hep boyun eğecekti..O bir insanın her ne olursa doğru bildiğinden canı pahasına da olsa vazgeçilmeyeceğini o gün herkese gösterdi..Bizler şimdilerde bırakın hakkımızı aramayı elimizde ki haklara bile sahip çıkamıyoruz..
Kerbela şehitlerimizi saygıyla anıyorum..
HZ Ali= Hakkınızı kimseye yedirmeyin zira hakkınızla birlikte şerefinizide kaybedersiniz.
Asla doğru bildiğinde şaşmamalı asla baş öne eğilmemeli ..
|
|