Orijinalini görmek için tıklayınız : Kirklar Meclİsİ Hakkinda Bİlgİ LÜtfen


yeliz86_34
30.07.2006, 18:54
:excl: yardımcı olursanız çok sevnirim..şimdiden teşekkürler arkadaşlar!!

AleviGenç
31.07.2006, 00:20
Aleviliğin Temel Kurumları

Kırklar Cemi, Alevi Bektaşi ibadetinin esası olarak kabul edilen Cem ve Semah döneminin mitolojik kaynağı varsayılmaktadır. Bu efsanevi anlatım; katı, kuralcı, şekilci ibadet biçimi olan İslam'ın Sünni (Hanefi, Şafii v.s.) yorumuna karşı alternatif bir ibadet biçimidir. Anlatımda geçen birçok öğe ve verilen mesaj Alevi dünya görüşünün kaynağı sayılır. "BİRİMİZ KIRK KIRKIMIZ BİRDİR BİZİM.." Kaynaklara göre, "Hz. Muhammet, atı Burak ile bir gece Mirac'a çıkar. Cenab-I Hak ile 90 bin kelam konuşur. Bunun 30 bini sırrı hakikat olup Hz. Ali'de kalır. Miraç'ta Hz. Muhammet'e; süt, bal ve elma verildiği rivayet edilir. Bal aşka, süt sevgiye elma ise dostluğa işaret eder. Muhammet, Mirac'a çıkarken yoluna bir kükremiş aslan çıkar. Aslan yolunu keser. Gaipten bir ses (nida) gelir. "Parmağındaki yüzüğü aslanın ağzına atması" istenir. Muhammet böyle yapar aslan sakinleşir, yoluna devam eder. Muhammet, Cenab-I Hak ile görüştükten sonra şehre döner. Yolda bir dergâha rastlar. Merak edip gidip kapısını çalar. İçerdeki ses; "Kimsiniz?" der. Muhammet ise; "Ben peygamberim içeriye girmek istiyorum" der. Kapı açılmadan içerden gelen ses; "Peygamberliğini git ümmetine yap. Bizim aramıza peygamber sığmaz" der. Hz. Muhammet kapıdan ayrılıp yürümeye başlayınca gaipten gelen ses ayrılmamasını kapıyı yeniden çalmasını ama yanıtı farklı vermesini söyler. Muhammet yine kapıyı çalar: İçerden yine; "Kimsiniz" diye sorulur. Bu kez Hz. Muhammet; "Bende sizden biriyim. Bir insanım. Sizi görmek istedim" der. Bu yanıttan sonra kapı açılır. Muhammet içeri alınır. İçerden "Hoşgeldin sefa getirdin, uğur getirdin" diyerek karşılarlar. Hz. Muhammet içerde oluşmuş bir meclis görür. Hatta sayımını da içinden yapar. Tam 39 kişi vardır. Üstelik bu meclis kadın ve erkeklerden oluşmuştur. Bunların 22'si erkek 17'si kadındır. Muhammet' yer gösterilir. O'da gösterilen yere oturur. Hz. Ali'de meclistedir. Muhammet tesadüfen Ali'nin yanına oturur. Hz. Muhammet sorar. "Size kimler denir?" der. "Bize Kırklar denir" diye yanıt alır. "Ama burada 39 kişi saydım" der. "Selman-ı Pak Can Parstadır"denir. "Peki sizin ulunuz, büyüğünüz, küçüğünüz kim" diye sorar Hz. Muhammet. Gelen yanıt şöyle olur: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüz de uludur, büyüğümüz de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir" denir. Bunun üstüne Muhammet meclisten bunu kendilerine kanıtlamalarını söyler. O sırada Ali kolunu uzatır ve gömleğini sıyırır. İçlerinden biri "destur" diyerek bıçağın ucu ile kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar. Onu, her can'ın kolundan birer damla kanın gelmesi izler. 40. canın bir damla kanı da pencereden içeri gelir. Bu ise Selman-ı Pak'ın kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu bağlar, hepsinin kanaması durur. Selman-ı Pak, Parstan dönüşte bir üzüm tanesi getirir. O'nu Hz. Muhammet'e verir ve bölüştürmesini ister. Muhammet erilen kapta üzüm tanesini ezer, çıkan dem meclisteki kadın-erkek canlara dağıtılır. Kırklar üzüm suyunu içerler. Hep birlikte mest olurlar. "Ya Allah" deyip semah dönerler. Hz. Muhammet'te onlara katılır. Büyük bir coşku ile vecd halinde semah dönülürken Hz. Muhammet'in başından sarığı (imamesi) düşer. Kırk parçaya bölünür. Kırklar parçaları bellerine bağlarlar, kemerbest olurlar. Hz. Muhammet, Kırklar Meclisi'ne pirlerini sorar. "Pirimiz Ali'dir" derler. Böylece, Hz. Muhammet, Ali'nin de orada olduğunu öğrenmiş olur. Ali, Hz. Muhammet'in yanına gelir. Hz. Muhammet Ali'nin parmağında, Mirac'a giderken "aslana" verdiği yüzüğü (hatemi) görür. Ali'ye sarılır, O'nu bağrına basar." Alevi inancında; kadın ve erkek canlardan oluşan Kırklar Cemi'nin tayin edici önemi vardır. Anadolu Aleviliği'nin inanç temellerinin, yaşam biçiminin, dünya görüşünün, felsefesinin kökleri bu söylencede aranmalıdır. Kadın ve erkek canlardan oluşan Kırklar Meclisi, mitolojik anlamda da olsa Alevilerin dinsel ve sosyal örgütlenmelerinin tarihsel kaynağı kabul edilebilir. Bu anlamda da bu söylencede geçen sembolik özellikler Alevilik açısından ayırtedici öneme sahiptir. Kırklar Meclisi'nin kadın ve erkekten oluşumu kadın ve erkek eşitliğinin önemini vurguluyor. Kırklar Meclisi ile Hz. Muhammet arasındaki diyalogdaki vurgulardan; "birimiz kırk, kırkımız bir" olgusu eşitliği, insan olmayı, türab olmayı vurguluyor. Gerçeğin gökte değil, yerde olduğu meclisin sembolik önemi ile vurgulanıyor. Herkesin eşit ve ulu olması; vahdette kesret, kesrette vahdet (varlıkta birlik, birlikte varlık) ilişkisini ifade ediyor. Kaynakta; Alevi inancında Tanrı'nın, Peygamber'in ve insanın yeri belirtilmektedir. Aslan ve yüzük sembolü ise; insanın Tanrı'nın bir ifadesi; O'nun bir yansıması, parçası olduğu, Adem'in Hakk'ın halifesi olduğu anlayışını vurgulaması açısından önemlidir. Bu örnekte Alevi-Bektaşi ibadeti olan Cem'in ve Semah'ın da kökleri belirtilmiş oluyor. Bu söylence; Anadolu'da yaklaşık bin yıldır her tür olumsuzlanmaya karşılık Alevilerin Cem ve cemaatlerinde, sosyal hayatlarında kadını bir bütünün ayrılmaz parçası gören, lokmasını yoksullarla kırka bölerek paylaşmasını bilen, insana en yüksek değeri veren Aleviliğin sağlam mayasını da ele veriyor.

yeliz86_34
31.07.2006, 00:34
çok sağol başka yazınıda okumuştum onun arkasından bu çok iyi oldu!bu anlattığını cemde çalınan deyişten biliyorum demekki anlamaya çalışmamışım.tekrar sağol

AleviGenç
31.07.2006, 00:37
çok sağol başka yazınıda okumuştum onun arkasından bu çok iyi oldu!bu anlattığını cemde çalınan deyişten biliyorum demekki anlamaya çalışmamışım.tekrar sağol

Selam
Sende sağol can...Yazılarımı okumana sevindim tekrar sağol.:rolleyes:
Evet zaten Türk Halk Müziği dinleyen bunun hakkında baya bilgisi olur.
:innocent: Bu halka namazımız semahımız Cem'imiz ibadetimizdir.

yeliz86_34
31.07.2006, 00:53
rica ederim..halk müziği dinlemiyorum ama gerçekten ezgiler muhteşem anlayana tabi..bende anlamaya çalışanlardanım yada uğraşıyorum diyim..

yol kulu
31.07.2006, 02:04
alevi caferi can güzel anlatmış kırkları olduğu gibi açık ve net bir şekilde beyan etmiş zaten semahın ve cem ibadetimizin bir ispatıda kırklar meclisidir

AleviGenç
31.07.2006, 02:06
alevi caferi can güzel anlatmış kırkları olduğu gibi açık ve net bir şekilde beyan etmiş zaten semahın ve cem ibadetimizin bir ispatıda kırklar meclisidir

Bir yalnışlık var can.AleviGenc yazman gerekken alevi caferi yazmışsın?

selin
01.08.2006, 18:03
Kaynaklara göre, "Hz. Muhammet, atı Burak ile bir gece Mirac'a çıkar. Cenab-I Hak ile 90 bin kelam konuşur. Bunun 30 bini sırrı hakikat olup Hz. Ali'de kalır. Miraç'ta Hz. Muhammet'e; süt, bal ve elma verildiği rivayet edilir. Bal aşka, süt sevgiye elma ise dostluğa işaret eder. Muhammet, Mirac'a çıkarken yoluna bir kükremiş aslan çıkar. Aslan yolunu keser. Gaipten bir ses (nida) gelir. "Parmağındaki yüzüğü aslanın ağzına atması" istenir. Muhammet böyle yapar aslan sakinleşir, yoluna devam eder. Muhammet, Cenab-I Hak ile görüştükten sonra şehre döner. Yolda bir dergâha rastlar.

Sevgili Alevigenç; Hz Peygamberin Mihracı dönüşünde Uğradığı Kırkların olduğunu Burda Bahsettiğin Şehir Neresi Merak Ettim Açıklarsan sevinirim.

Cenab-I Hak ile 90 bin kelam konuşur. Bunun 30 bini sırrı hakikat olup Hz. Ali'de kalır.

Bahsi geçen 90 Bin Kelam Hak İle Konuşurken Hz. Ali'de Oradamıydı Yoksa Peygamberimiz 30 Bin Kelamı sonramı söyledi,

Alevilik Anlatımlarında bahsi Geçen Hz. Peygamber'in Miracında Hakdan Bir Nişanesini Göstermesini İstediğinde Ona Gösterdiği Nişanesi Nedir. O Nişaneyi Tekrar nerede gördü. Bunları Açıklarsan Sevinirim bende öğrenmiş olurum.

Bu konuda daha sorularım olacak, Şimdiden teşekkürler ederim.

AleviGenç
01.08.2006, 18:32
Sevgili Alevigenç; Hz Peygamberin Mihracı dönüşünde Uğradığı Kırkların olduğunu Burda Bahsettiğin Şehir Neresi Merak Ettim Açıklarsan sevinirim.



Bahsi geçen 90 Bin Kelam Hak İle Konuşurken Hz. Ali'de Oradamıydı Yoksa Peygamberimiz 30 Bin Kelamı sonramı söyledi,

Alevilik Anlatımlarında bahsi Geçen Hz. Peygamber'in Miracında Hakdan Bir Nişanesini Göstermesini İstediğinde Ona Gösterdiği Nişanesi Nedir. O Nişaneyi Tekrar nerede gördü. Bunları Açıklarsan Sevinirim bende öğrenmiş olurum.

Bu konuda daha sorularım olacak, Şimdiden teşekkürler ederim.


Güzel kardeşim bu yazıyı :
Kaynak: www.karacaahmet.com Sitesinden aldım gir oku.
Detaylı Sayfa : http://www.karacaahmet.com/inside.asp?kategori=1&link_id=2&alt_id=2

aykudgöksun
03.08.2006, 13:54
benim kısa bir sorum olacak bu yazı tamamen mitolojik gerçeğe dayanmayan bir öykü müdür yoksa gerçeklik payı var mıdır alevigenç cvplarsan sevinirim yazıların çok iyi okuyorum hepsini sırayla SAYGILARIMLA

AleviGenç
03.08.2006, 16:10
benim kısa bir sorum olacak bu yazı tamamen mitolojik gerçeğe dayanmayan bir öykü müdür yoksa gerçeklik payı var mıdır alevigenç cvplarsan sevinirim yazıların çok iyi okuyorum hepsini sırayla SAYGILARIMLA

Sayın aykudgöksun
Bu tamamen gerçektir."ALEVÎ'LER" bunun gerçekliğinden şüphe edmezler.
Yazılarımı okuduğun ve beğendiğin için teşekkür ederim...


" Kaynaklara göre, "Hz. Muhammet, atı Burak ile bir gece Mirac'a çıkar. Cenab-I Hak ile 90 bin kelam konuşur. Bunun 30 bini sırrı hakikat olup Hz. Ali'de kalır.

Hz.ALÎ'de ordaydı diye biliyorum...Zaten iyi okuduysan anlamışsındır "selin"
Peygamberimizin yüzüğü Hz.ALÎ'de ...

Şoreş
03.08.2006, 17:16
Kırklar Meclisi İmam Caferi Sadık Buyruğunda da geçiyor.

müttaki
03.08.2006, 17:17
Bunun üstüne Muhammet meclisten bunu kendilerine kanıtlamalarını söyler. O sırada Ali kolunu uzatır ve gömleğini sıyırır. İçlerinden biri "destur" diyerek bıçağın ucu ile kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar. Onu, her can'ın kolundan birer damla kanın gelmesi izler. 40. canın bir damla kanı da pencereden içeri gelir. Bu ise Selman-ı Pak'ın kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu bağlar, hepsinin kanaması durur. Selman-ı Pak, Parstan dönüşte bir üzüm tanesi getirir. O'nu Hz. Muhammet'e verir ve bölüştürmesini ister. Muhammet erilen kapta üzüm tanesini ezer, çıkan dem meclisteki kadın-erkek canlara dağıtılır. Kırklar üzüm suyunu içerler. Hep birlikte mest olurlar. "Ya Allah" deyip semah dönerler. Hz. Muhammet'te onlara katılır

peygamber Efendimize adamın biri gelir ya Muhammed Alinin evinde bir kalabalık var Hatice anamızda erkeklere hizmet ediyor der (haremlik selamlık yapmıyorlar yani)

peygamber efendimizde biliyor tabi adama gidip bakalım diyor gidiyorlar Ali efendimiz açıyor kapıyı ya Ali napıyorsunuz burda diyor... Ali efendimizde diyor ki ya resulAllah bizde kaç göç yoktur.... peygamber efendimiz ispatlayabilirmisin bunu diyor Ali efendimiz çekiyor bıçağı bileğini sıyırıyor kendisiyle beraber kırkınında kolundan kan geliyor...

işte bu makamda kaç göç yok :crying: biri kırk, kırkı bir.... kırklar meclisi bu alemden hiç eksilmez derler inşallah bizde şahit olanlardan oluruz....

levilee
03.08.2006, 17:53
37:8 Yüce topluluğu dinleyemezler; her yandan atılırlar.


37:164 Her birimizin belli bir görevi vardır.
37:165 Biz, (onun emrinde) sıra sıra dizilenleriz
37:166 Biz, anıp yüceltenleriz

40 lar bu bahsedilenler olabilirmi ?

AleviGenç
04.08.2006, 00:28
6.KIRKLAR
Hz.Muhammed döneminde ki Kırklar Meclisi devrin alimlerinden olmuştur. Çeşitli ırklara mensup meclis üyeleri gönüllülük temelinde birebir eşit İnsan-i kamil

kişileridir. Bu seçkinler topluluğu 17’si kadın ve 23’ü erkek olmak üzere 40 insan ay-

nı zamanda, Hz.Muhammed’e gelen “Vahy”leri ilk duyan ve yorumlayıp uygulayan-

lardır. Süreç içerisinde ölümler nedeniyle Kırklar Meclisine sayıyı tamamlamak için

“Asabı Suffa”dan yeni elit insanlar alınmıştır. “On Yedi Kemerbest”lerde bu meclisin

üyelerindendir. Hz.Ali döneminde de Kırklar Meclisi devam etmiştir. Kadın ve erkek

olmak üzere 50 cıvarında insan bu mecliste görev almışlardır.Kırklar Meclisinin bazı

üyeleri şunlardır:

Hz.Hatice, Hz.Ali, Hz.Fatıma, Hz.Hamza, Selman-ı Farisi, Kürt Gavan, Türk Süreyc, Ümmü Selame, Ebû Hureyre, Rahib Hanzele, Revaha, Maz’un, Ali Kanber, Cafer-i Tayyar, Ebu Zerr-i Gaffari, Cabir-i Ensari, Malik-i Eşter, Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn Sebe, Ebu Derda, Cömert-i Kassâb, Muhammed bin Ebubekir, Ammar İbn-i Yaser, Süheyl-i Rumi, Mikdât , Bilal-i Habeş.....

Kırklar Meclisi üyelerinin kemer bağlayıp el verdiği müştehid sufiler; İslam

coğrafyasında mürşid olarak; Hankah,Tekke ve Zaviyelerinde gerçekleştirdikleri eğitim ve öğretimle toplumu irşat etmişler ve yönlendirmişlerdir.

7. MİRAC VE KIRKLAR CEMİ

Hz.Muhammed’in Allah ile konuşma olayına İsra veya Mirac denmektedir

615 - 625 yılları arasında birkaç kez gerçekleşen bu olayların “ruhâni” ve “bedeni”

olduğu konusunda İslam alimleri fikir birliğinde değillerdir.

Prof.Dr.Hamidullah (14) ve Prof.Dr.Öztürk (15): Hz.Muhammed’in uyku

ile uyanıklık arasında iken birkaç kez İsra (gece yolculuğu) olayı gerçekleştiğini,

Miraç olayının ise bir kez vuku bulduğunu belirtmektedirler.

Hz.Muhammed; Mirac dönüşü “Kırklar Meclisi”ne uğrar, Cem eda eyler, semah döner, engür içer.(16) Allah ile konuşmalarını anlatır. Meclisin üyesi ve bü-

yük tasavvufcu Abu-Zerr-Gaffari; Hz.Muhammed’e Allah’ı gördün mü ? Diye sorar.

Resûlullah’da, Allah’ı “nur” olarak betimler.(17)

Alevilik’de Cem ve Semah ibadeti, İsra ve Mirac olayı ile birlikte yaşama geç-

miştir. Semah’ın Piri,Ebu-Zerr-Gaffari’dir. Semah ve Cem’e müzik ise, Hz.Muham-med döneminde “tef” ile girmesine karşın, esas ritüel olarak şekillenmesi; Türklerin İslamiyeti kabülleriyle olmuş ve çöğür, kopuz, gibi bağlama türleri girmiştir. Türkle-

rin Anadolu’ya gelişleriyle de ; keman, ney, kudüm gibi estürumanlar da cemlerde

kullanılır.

Gerçek anlamda ibadet Cemi ve Semah’ına ikrâr vermiş, nasip almış ve olgun-luk mertebesine erişmiş insanlar (bacı ve sofular) ancak girebilirler. Bu gün Cemev-

lerinde zahiren yapılan cemler, “eğitim ve öğretim cemleri”dir.

Gönül gözüyle “Tanrı”yı seyreyleyen”, insan-ı kamiller gerçek cem eylerler,

coşkulu vecd ile semah dönerler.

Birisi, Hz.Ali’ye Allah’ı gördüm mü ? Diye sorar. Hz.Ali’de: “Ben başımda ki

göz ile görmedim, kalp gözüyle gördüm ve şahadet ettim.” Diye cevap verir.(18)

Hz.Ali’nin bu net ve yalın cevabı, Alevi tasavvufunun özünü oluşturur. İnsanın

yüreğiyle cangözüyle Allah’ı görmesi, aşkı ile yeksan olması, ilahi sevgilisiyle hemhal

olması, Alevi öğretisinin temel kuramıdır.

“İnsan Allah’ın bir tür yürüyen görünümüdür.Bunun içindir ki, Allah evrene

sığmadığı halde insanın kalbine sığmış, insana şahdamarından daha yakın olmuş-

tur.”(19) Bu anlayıştandır ki, Aleviler ibadetlerini hallka şeklinde “cemal cemale” ya-

parlar. Kâbe’leri insandır. Cem tapınma tarzının temel espirisi de budur.Bu espirinin

temel kaynağı da “Allah-İnsan-Kainat” bütünlüğü ve birliğidir.

Şoreş
05.08.2006, 05:34
Can verdiğin bilgiler süper ve hemen arşivime ekliyorum.Yüreğine sağlık.
Gerçekten forum için emek veriyorsun ve bu birçok kişiye örnek olmalı diye düşünüyorum. ;)

AleviGenç
05.08.2006, 11:52
Can verdiğin bilgiler süper ve hemen arşivime ekliyorum.Yüreğine sağlık.
Gerçekten forum için emek veriyorsun ve bu birçok kişiye örnek olmalı diye düşünüyorum. ;)

Önenli değil kardeşim. Sende sağol.Tek amaçımız doğru bilgi paylaşmak.
Hayat paylaştıkça güzeldir.

AleviGenç
05.08.2006, 12:05
peygamber Efendimize adamın biri gelir ya Muhammed Alinin evinde bir kalabalık var Hatice anamızda erkeklere hizmet ediyor der (haremlik selamlık yapmıyorlar yani)

peygamber efendimizde biliyor tabi adama gidip bakalım diyor gidiyorlar Ali efendimiz açıyor kapıyı ya Ali napıyorsunuz burda diyor... Ali efendimizde diyor ki ya resulAllah bizde kaç göç yoktur.... peygamber efendimiz ispatlayabilirmisin bunu diyor Ali efendimiz çekiyor bıçağı bileğini sıyırıyor kendisiyle beraber kırkınında kolundan kan geliyor...

işte bu makamda kaç göç yok :crying: biri kırk, kırkı bir.... kırklar meclisi bu alemden hiç eksilmez derler inşallah bizde şahit olanlardan oluruz....

Böyle birşey duymadım.

keanu_1907
05.08.2006, 12:15
ya çok sağol ama yazında Peygamberimiz Hz. Muhammmede muhammed diye hitap etmeni hiç beğenmedim

AleviGenç
05.08.2006, 12:17
ya çok sağol ama yazında Peygamberimiz Hz. Muhammmede muhammed diye hitap etmeni hiç beğenmedim

Nerede o yalnışı yapmışım dost söle düzeltim?

Şunuda belirteyim Hz. demek sayın demek.

keanu_1907
05.08.2006, 12:50
Nerede o yalnışı yapmışım dost söle düzeltim?

Şunuda belirteyim Hz. demek sayın demek.


TAMAMDA YAZININ BELLİ YERLERİNDE ZATEN MUHAMMDED diye hatta Muhammmet diye de geçiyo evet yazını yeniden gözden geçirsen iyi olur...

AleviGenç
05.08.2006, 13:05
TAMAMDA YAZININ BELLİ YERLERİNDE ZATEN MUHAMMDED diye hatta Muhammmet diye de geçiyo evet yazını yeniden gözden geçirsen iyi olur...

Güzel abiçim Muhammed yazan yerler alıntı yapdığım yerler yani yukarda anlatılan kırklar meclisini ben kafamdan yazmadım Alevi Büyükleri yazdılar.Yani yukarıda Muhammed yazanları ben alıntı yapdığım yazının içinde olanlar.Umarım anlatabilmişimdir.

---------------------------------------------------------------------------------------------


Alevi deyişlerinde sıkça gecen “Kırklar” kimleridir ve ne anlama geliyor?

Kırklarla ilgili farklı anlatımlar var. Ama bu zamanı, mekânı farklı anlatımların hemen hemen hepsinin özü aynıdır. Bu ortak öze göre Kırklar; bir gün Hz. Muhammed, Medine’de yaptırdığı ibadethanenin bitişiğindeki toplantı yerine gelir ve kapıya vurur, içeride Kırklar toplantı halindedirler. Yalnızca bir iş için dışarıda bulunan Salman-i Farisi orada yoktur. Hz. Muhammed’e kapıyı açmadan kim olduğunu sorarlar. Peygamber olduğunu söyleyince, "bizim içimizde peygamberin yeri yok" diyerek kapıyı açmazlar. Hz. Muhammed üzülerek geri döner. Yolda, kulağına Tanrıdan bir ses gelir. Bu sese uyarak tekrar kapıyı çalar. Kim o dendiğinde "kavmin seyyidi, yoksulların hizmetçisiyim" karşılığını verir ve kapı açılır. İçerdekilere kimler olduğunu sorar. Onlarda "biz Kırklarız, toplandık, konuşuyoruz" derler. Hz. Muhammed, "siz kırk değil, otuz dokuz kişisiniz" deyince, onlarda "biz kırk kişiyiz, kırkımızda bir kişiyiz" karşılığını verirler. Hz. Muhammed kararsızlık geçirince Hz. Ali koluna bir kesik atar, otuz dokuz kişinin kolundan yere birer damla kan akar. Bu kan damlalarının ortasına bir damla kan da çatıdan düşer. Bu, dışarıda görevli olarak bulunan Salmanı Farisi’nin kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu sarar ve kanı durur. Bundan sonra Salmani Farisi elinde bir üzüm tanesiyle içeri girer ve Hz. Muhammed’e; "al bunu pay et" der. Hz. Muhammed’de üzüm tanesini ezer ve suyunu kırk kişiye pay eder. Üzüm suyundan içen kırk kişi kendilerinden geçerek ayağa kalkıp dönmeye başlarlar. Hz. Muhammed’de onlara eşlik eder. Bir ara Hz. Muhammed’in takkesi yere düşer. Bunu alıp kırka bölerler ve kuşak yapıp bellerine sararlar.

İnanca göre diğer insanlardan farklı ama kim oldukları bilinmeyen Allah dostu erenler vardır. Bunlara "Gayb Erenler" de deniliyor. Kırklarında hepsinin kimler oldukları bilinmiyor. Ama Cem ibadetine kaynaklık ettikleri de bir gerçek.

güldestim
05.08.2006, 14:36
Sevgili AleviGenç verdiğiniz bilgiler çok güzel.Emeğinize sağlık.

AleviGenç
05.08.2006, 14:55
Sevgili AleviGenç verdiğiniz bilgiler çok güzel.Emeğinize sağlık.

Ben teşekkür ederim.(güldestim)
Sağolun.1 nebzede yararlı bilg,ler sunabiliyorsam size ne mutlu bana.

ahmetmert
05.08.2006, 18:13
Böyle mitelojik bir hikayeyeyle inancınızı temellendirmeniz şaşırtıcı.

Şoreş
08.08.2006, 03:29
Böyle mitelojik bir hikayeyeyle inancınızı temellendirmeniz şaşırtıcı.

Yorumundan dolayı seni kınıyorum ve Allah seni ıslah etsin emi.
Kırklar sizin Sünni Mezheplerin kurucuları olan İmamların hocası, İmam Cafer buyruğunda da var.Ayrıca Ahmet Yesevide Kırkların yolunu sürüyordu.Şiiri bile var.Onunda mı İnancı hikayeydi?
Sünni Tasavvufçularda Kırklara inanıyorlar.Onlarda mı hikayeye inanıyor.
Lütfen doğru konuşun, saygılı olun.AleviForuma geldiğinden beri öğrenmek yerine sürekli yargılıyor ve inancımıza hikaye diyorsun.Böyle bir saygızılık olabilir mi ?

hsn
08.08.2006, 04:06
Böyle mitelojik bir hikayeyeyle inancınızı temellendirmeniz şaşırtıcı.

Bâtinilik

Karmati (Kirmeti), Mezdeki, Ta'limiye, Melâhide, İsmailiye, Hürremiye ve Muhammire gibi adlarla da anıları Bâtinilik adına çok çeşitli felsefi kavramlar (septizm, mistik unsurlar ve akılcılığın karışımından oluşan fikirler) ileri sürülmüştür. Bâtinî anlayışa göre İslâm dininde her ifadenin bir zâhirî (dış) diğeri de bâtınî (gizli-iç) olmak üzere iki manası vardır. Asıl olan bâtınî manadır. Ve bu mana anlaşılıp nüfuz edilmeden Bâtınî olunamaz. Genelde siyasi özelliği ağırlıklı olan Batınîlik Ehl-i Sünnet birliğini yıkmak düşüncesi taşmıştır. Bâtınîliğin en önemli özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

a- Halifelik yerine imamlığı kurmak. İmam, kendisinde ilâhî sıfatlar bulunan ve Hz. Ali'nin soyundan gelen üstün bir insandır.

b- Siyasi iktidarı elde etmek gayesiyle gizli teşkilatlar kurmuşlardır.

c- Siyâsî görüşlerine uygun olarak bir hukuk sistemi meydana getirmişlerdir.

d- İmameti merkezi ve en mühim bir müessese olarak görmüşlerdir (Ahmet Emin, Duha'l-İslâm, c.III, s. 235 vd. Kahire, t.y.).

e- İmam bu dünyadaki her şeyin bilgisine sahiptir.

f- İmam, İslâmi esaslara ve nasslara istediği anlamı vermek kudret ve yetkisine sahiptir.

q- En yüksek mutluluk dinin dış manası bâtınî (iç-gizli) manaya çevirmekle mümkündür. Bu durumda ancak İmama tabi olmakla elde edilebilir.

Bâtıniliğin felsefîgi yönünün önemli yönleri de kısaca şöyledir:

a- İslâm kelâmcıları ve filozoflarının alemin hâdis (sonradan var edilmiş) olduğu fikrine karşıdırlar.

b- Peygamberleri ve mucizeyi kısmen kabul ederler.

c- İmamlar masumdur; yani, her türlü hata ve günahtan uzaktırlar.

d- Zahir (görünen-dış), hakikatin kabuğu; batın (iç) ise, özü ve gerçeğidir. Bu sebeple, dinleri zahirî manasıyla değil de bâtınî manasıyla anlamak gereklidir. Bu da ancak, dini kaynakları (nasslar) açıklama (tefsir) yoluyla değil de, yorum (te'vil) suretiyle olabilir.

Alintidir (Link (http://www.sevde.de/islam_Ans/ii/islam_felsefesi.htm))

karadagli
08.08.2006, 05:35
Güzel abiçim Muhammed yazan yerler alıntı yapdığım yerler yani yukarda anlatılan kırklar meclisini ben kafamdan yazmadım Alevi Büyükleri yazdılar.Yani yukarıda Muhammed yazanları ben alıntı yapdığım yazının içinde olanlar.Umarım anlatabilmişimdir.

---------------------------------------------------------------------------------------------


Alevi deyişlerinde sıkça gecen “Kırklar” kimleridir ve ne anlama geliyor?

Kırklarla ilgili farklı anlatımlar var. Ama bu zamanı, mekânı farklı anlatımların hemen hemen hepsinin özü aynıdır. Bu ortak öze göre Kırklar; bir gün Hz. Muhammed, Medine’de yaptırdığı ibadethanenin bitişiğindeki toplantı yerine gelir ve kapıya vurur, içeride Kırklar toplantı halindedirler. Yalnızca bir iş için dışarıda bulunan Salman-i Farisi orada yoktur. Hz. Muhammed’e kapıyı açmadan kim olduğunu sorarlar. Peygamber olduğunu söyleyince, "bizim içimizde peygamberin yeri yok" diyerek kapıyı açmazlar. Hz. Muhammed üzülerek geri döner. Yolda, kulağına Tanrıdan bir ses gelir. Bu sese uyarak tekrar kapıyı çalar. Kim o dendiğinde "kavmin seyyidi, yoksulların hizmetçisiyim" karşılığını verir ve kapı açılır. İçerdekilere kimler olduğunu sorar. Onlarda "biz Kırklarız, toplandık, konuşuyoruz" derler. Hz. Muhammed, "siz kırk değil, otuz dokuz kişisiniz" deyince, onlarda "biz kırk kişiyiz, kırkımızda bir kişiyiz" karşılığını verirler. Hz. Muhammed kararsızlık geçirince Hz. Ali koluna bir kesik atar, otuz dokuz kişinin kolundan yere birer damla kan akar. Bu kan damlalarının ortasına bir damla kan da çatıdan düşer. Bu, dışarıda görevli olarak bulunan Salmanı Farisi’nin kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu sarar ve kanı durur. Bundan sonra Salmani Farisi elinde bir üzüm tanesiyle içeri girer ve Hz. Muhammed’e; "al bunu pay et" der. Hz. Muhammed’de üzüm tanesini ezer ve suyunu kırk kişiye pay eder. Üzüm suyundan içen kırk kişi kendilerinden geçerek ayağa kalkıp dönmeye başlarlar. Hz. Muhammed’de onlara eşlik eder. Bir ara Hz. Muhammed’in takkesi yere düşer. Bunu alıp kırka bölerler ve kuşak yapıp bellerine sararlar.

İnanca göre diğer insanlardan farklı ama kim oldukları bilinmeyen Allah dostu erenler vardır. Bunlara "Gayb Erenler" de deniliyor. Kırklarında hepsinin kimler oldukları bilinmiyor. Ama Cem ibadetine kaynaklık ettikleri de bir gerçek.



Sn. Alevi Genc can. Kirklar cemini bizlere cok güzel ve dogru bir sekilde paylastigin seni tebrik ederim.kelimesi kelimesine ayni düsünceyi paylasiyorum.

saygilarimla.

Bir Zeynep
10.08.2006, 14:29
saol alevi genc, allah senden razi olsun, cok güzel aynlatmissin, bnde tam bunu aryodum, üzüm yazdim arama tusuna, bu geldi karsima, hic cok aramak zorunda degildim. cok saol can.

AleviGenç
12.08.2006, 14:11
KIRKLAR CEMI

İsmail Kaygusuz
Alevi toplu tapınması Cem’in kökeni olan Kırklar Meclisi ve bağlı olarak Müsahipliğin Tarihsel Gerçekliği

Bilindiği gibi Görgü Ceminin bir diğer adı da Kırklar Cemi’dir. Alevi inanç geleneği, Görgü Cemi’nin kökenini Muhammed Peygamberin Miraç’tan döndüğünde Kırklar Cemi’ne alınışına bağlamaktadır.

Sünni ve Şii geleneğinde Mirac olgusunun , biçimi ve sayısı üzerinde çok sayıda rivayet vardır. Biri Mekke, diğeri Medine’de olmak üzere en az iki kez Muhammed’in Miraca çıktığından tutunuz da, Peygamberin, “ikisi Mekke’de, 118’i Medine’de” olmak üzere tam 120 kez Mirac yaşadığına dair bir hadisten bile sözedilmektedir.

Kuran‘ın XVII. ve LIII. surelerinin sadece iki ayetinde geçen Miraç olayının Alevi-Bektaşiler tarafından anlatılışı da yapılan yorumu da Sünni ve Şiilerinkinden çok farklıdır.

Cebrail Tanrının kendisine görünmek istediği haberini getirir. Yıldırım gibi hızlı uçan kanatlı at, Burak’a binerek göğe yükselir. Muhammed kendisini Kudüs’de Süleyman Peygamberin tapınağı (Kuran’da Mescid-ül Aksa adı geçmektedir) üzerinde uçarken bulur ve nurdan bir merdiven görür. Ve merdivene tırmanarak Tanrıyla buluşmaya çıkar. Yedinci kata çıktığında, Tanrı katına varmadan önüne heybetli bir arslan dikilir, bu Ali’dir. Kükrer bırakmaz onu. (İmamlardan rivayet edilen Şii Mirac anlatılarında da Peygamberin çeşitli biçimlerde Ali ile karşılaşması vardır; ama sadece Anadolu Alevi geleneğinde Ali’yi arslan donunda gördüğü alatılır) Peygamber arslandan çekinir; mühür yüzüğünü (hatem) ağzına vermesini fısıldar kulağına Cebrail. İmam Cafer Sadık Buyruğu’nda ve birçok ozanın “miraçname” adı verilen nefeslerinde ayrıntılarını bulabiliriz.

Muhammed Miraç dönüşünde Kırklar sohbetteyken kapılarını çalar. Burada geçtiği anlatılan konuşmaları ve arş-ı ala’da, yani göğün en yüksek katında geçen bu metafiziksel olayları Dede’lerden dinlememiş, ya da Buyruk’tan okumamış Alevi can yoktur. Kırklar Meclis’inde Ali çıkarıp yüzüğünü (hatem) geri verince, Muhammed onun büyüklüğünü tasdik edip “Ey ashaplar, gerçek Ali’dedir; Ali’ye varın, ondan isteyin dileklerinizi” der. Kırklar ikrar verip ikişer ikişer musahib tutarak, Ali’ye talip olurlar. Muhammed de Cebrail’in rehberliğiyle Ali ile kardaşlık olur. Yer gökle, Cebrail Adem peygamberle, Muhammed Ali ile musahiptir artık.

Alevi inanç söylenceleri arasında çok önemli bir yeri olan bu göksel Kırklar Meclisi olgusu, Peygamberin İslamı yaymaya ve yaşatmaya çalıştığı Mekke dönemindeki kendisine bağlı ilk kırk inananla yaptığı gizli toplantı ve tapınmaların, toplum bilincinde kutsanıp mitoslaştırılmasıdır. Bunun İlk örneğini 8.yüzyılın ortalarında İmam Muhammed Bakır ve Cafer Sadık döneminde yazılmış Ummu’l Kitab’da görüyoruz; Adem yaratılmadan önce (yaratılış ötesinde) Tanrı’nın kendi nurundan yaptığı ve kendi tahtının en yakınındaki kubbeye yerleştirdiği Ehlibeyt beşlisi dışında, onlara bağlı ve 12 nakib, 28 necib tanımlamasıyla(kırklar), 1000 renkli Beyazlık denizinde yaşayan, farklı renklerde nurdan ruhsal varlıklar olarak burada geçen Salman, Mikdad, Abu Zer, Ammar vb. verilen adlar göstermektedir ki bunlar, Peygambere ilk inanan gerçek Kırklardan başkası değildir.

Mekke’de ilk İslam topluluğunun tapınma yeri yoktu. İbn Hişam’ın (ö.828) Siyar-ı Nebi’’sine (s. 159, 190) göre, İslam Peygamberi yaklaşık 13 yıllık Mekke döneminde, ancak yarısında tamamladığı kadınlı erkekli kırk kişilik inananlarıyla kendi evinde, Mekke’nin en dar ve gizli sokaklarında bulabildiği uygun bir mekanda ya da bir mağarada tapınma düzenlemeye başlamıştır. Miraçla birlikte geldiği bildirilen akşam, gece ve sabah olarak Tanrıya dua etmeyi, (salatı) anlaşılıyor ki, putperest Mekkelilerin ağır baskıları yüzünden, kendilerini güvenceye aldıkları zamanlarda akşamdan başlayarak sabaha kadar toplu tapınma biçiminde yerine getiriyorlardı.

Bilginler Miraç olgusu ya da mucizesi tarihinin, Muhammed’in peygamberliğinin 6.yılı ya da Hicret’ten 4 yıl önce olması gerektiği üzerinde anlaşırlar. Birincisi, 616 yılı Kırkların, yani ilk İslamların sayısının katılan bir kişi ile kırka tamamlandığı tarihtir. Artık Kırklar Meclisi kurulmuştur. Yukarıda söylenen gizli yerlerde geceleri cem olup, hem gizlice ibadetlerini yapıyor hem de gündüz bulabildikleri, çeşitli biçimlerde sağlayabildikleri günlük yiyecek ve içeceklerini paylaşıyor. Kuşkusuz yarınki yaşamları ve İslamı yayma hizmetlerinin planları da konuşulup tartışılıyordu. Bu kırkı tamamlayan kişi Khattab oğlu Ömer idi. İbn Hişam’ın kitabından başka, İkhvan as-Safa ‘da (IV.Risale 16.kısım) dahi şu kısa açıklama vardır:

“Peygamber ilk kez misyonu ve propaganda eylemine Hatice ile başladı, sonra vasisi Ali, dostu Ebubekir, Malik, Abuzer Şuayp, Bilal, Salman, Mikdad, Cubeyr, Ammar, Basir ve diğerleriyle, bir kadın 39 erkekten oluşan bir topluluk (Alevi inanç geleneğinde bu sayı 19 kadın 21 erkek olarak gösterilmektedir) oluncaya kadar sürdürdü. Peygamber, ya Abu Cehil’in ya da Ömer’in din değiştirerek İslamın güçlendirilmesi için Tanrıya yalvardı ve kırk kişi oldular: o zaman yüce davayı açığa vurdular (izharu d-dava)...”

İlk Kırklar arasında adı geçen sahabilerden Ebubekir ile Ömer’in Ummu’l Kitab’taki 12 Nakib ve 28 Necib arasında adları bulunmamaktadır. Ayrıca Kolayni Usul-i Kafi’ eserinde, İmam Bakır’ın Salman, Mikdad, Abu Zer, Ammar Yesari gibi birkaçı dışında, diğer sahabilerin dinin kurucusu Dede’sine ihanet ettiklerini söylediğini yazmaktadır. Ömer bin Khattab, aşağıda göreceğimiz gibi, Medine’de ilk toplu tapınmada, -isterseniz ilk Cem’de diyebilirsinz-, ikrar verip Ensar’dan biriyle yol kardeşi (musahip) olmuştu. Ancak Ebubekir ve Ömer, ikisi de Peygamber’in cenazesini bile kaldırmadan verdikleri ikrarlarından döndüler.

Kırklar Meclisi, etkinliklerini ve toplantılarını gizli yürüterek Yesriblilerle ilişkiler geliştirmişti. Mekke gibi zengin ticaret toplumunun, kutsal inançları ve tüm değerler sistemini altüst eden İslam dininin bu ilk mensupları, elbetteki gizli bir örgüt gibi çalışacaktı. Bu bağlamda araştırmacı ve tarihçilerin, olayın bu yönünü görmek istemeyip, Kırklar Meclisi’ni ya toptan yadsımaları, ya da hayali “göksel meclis” gibi değerlendirmelerini doğrusu yadırgıyoruz. Bu gizli meclis, özellikle Mekke ticaret aristokrasisi dışındaki yoksul kabile mensuplarını, Bedevileri ve yerli-yabancı emekçi köleleri İslama çekebilmeleri için, yeni ve eşitlikçi, paylaşımcı bir sistemi öngören inanç ve toplu tapınma kuralları yaratmışlardır; İslami söylemle Peygambere vahiy yoluyla inen ayetlerin istedikleri ve öngördükleri düşünce ve eylemleriydi. Bu bir avuç insan, din kurucusunun önderliğinde ve kendilerini güvencede tutacak bir hizmet dağılımı çerçevesinde, gizlice toplanıp, tapınıyor; konuşup, tartışıyor ve kendi kendilerini eğitiyorlardı.

Öbür yandan Hicret (göç) etmeye karar verdikleri, Yesrib (Medine) tarımla uğraşan bir kabileler konfederasyonuydu ve toprağı ortak kullanıyorlardı. Ayrıca bazı kabileler Musevi olduğu gibi aralarında yaşayan Hırıstiyanlar da bulunuyordu. Bu nedenlerden dolayı, sığınma durumunda kalacakları bu topluma uygun değerler de geliştirmeliydiler. Böylece “Kırklar” söylencelerinde günümüze kadar ulaşan (simgesel) bir üzüm tanesini kırka bölmek ya da ezip şerbet yaparak, kırk kişinin tatmasını sağlayacak bir bölüşümcülük ve birine neşter vurulunca hepsinde aynı acıyı duyuracak, kan çıkartacak kardeşlik ortamı oluşmuş olan bu meclis Medine’ye taşınıp, daha da geliştirildi.

AleviGenç
12.08.2006, 14:12
Medine’ye göç, tapınma yeri ve Kardeşlik tutma

Muhammed peygamber 622 yılında Medine’ye, 12’sini nakib (vekil) olarak orada dini yayma hizmeti için gönderdiğinden Kırklar’dan 28’ine ek olarak son birkaç yılda İslam’a yeni kazandırdklarıyla birlikte 70’in az üzerinde Mekkeliyle göç etmişti. Burada ilk iş olarak tapınmalarını yapmak ve her türlü toplumsal, ekonomik ve güvenlik sorunlarını konuşmak için geniş bir avlu yaptırdı. Muhammed Mekke’den gelen tüm müslümanlarla (muhacir), bir yıl önce gönderdiği 12 kişinin Medine’de İslama çevirdiği yerlileri (ensar) burada kardeşleştirdi. Ünlü “Medine Vesikası”nın ikinci maddesiyle, tarihe mal olmuştur. Demekki asıl zorunlu, yani farz olan, yazıya geçirilmiş bulunan tapınma “kardeşlik” tutmaktı. Bu kardeşlik, Medine toplumunun sosyo-ekonomik koşullarında, tapınma törenlerinin bir parçası olarak, ortak çalışıp, kazancı ortaklaşa kullanmak temelinde ömür boyu ailecek sürdürülecek yol ve inanç kardeşliğiydi. Ortodoks tarihçilerin “Muahat Akdi” (Kardeşlik Anlaşması) adını verdikleri bu tören, Alevi toplu tapınması Görgü Cemi’nin en önemli kurumu Müsahipliğin kökenidir ve kesintisiz aynı ilkeler bağlamında “ikrar verme, yola girme ya da yolkardeşi olma” ritüelleriyle günümüze değin sürmüştür.

Muhammed Hamidullah kardeşlik uygulamasını şöyle anlatıyor:
“Mekkeli muhacirler için Hz. Peygamber bir genel toplantı tertipledi. Bu toplantıda her çalışan, eli iş tutan Medineli Müslümanın (Ensar), bir Mekkeli Müslümanı (Muhacir) ‘kardeş edinmesi’ teklifinde bulundu (Muahat Anlaşması). Buna göre iki tarafın aile mensupları, bu suretle ortaklaşa çalışacak, kazanacaklar ve hatta öz kardeşler, ye ğenler ve başka akrabalar bertaraf etmek suretiyle birbirlerinin mirasçısı olacaklardı. Bulunan bu çare, bu usül senelerce devam etmiş…”

Profesör olayı sadece bir “ekonomik çare” gibi gösterip, kardeşlik tutmayı ilk Islam cemaatının toplu tapınmasının bir ögesi olduğunu görmek istemiyor. Her ne hikmetse ortodoks İslam bilginleri, Muhammed Peygamberin her önemli kararı ve eylemini Tanrı’dan aldığı ayetlere bağlarken bu çok önemli ritüeli bir andlaşma maddesi olarak değerlendiriyorlar. Neyse ki yazar, kardeşlik uygulamasının yıllarca sürdüğü gerçeğini saklayamıyor. Bu ritüeller İslama giriş, aydınlatıcı din kurucusunun huzurunda, ikrar verme/bağlanma/andiçme töreniydi ve de biçim ve öz olarak Alevi-Bektaşi inancında uygulanan Musahipliğin ilk örneğidir. Aynı zamanda bir çeşit mal ve can ortaklığında güvenceye alınmış, toplumsal ve ekonomik bağlamda kurumlaştırılmış olduğu kadar inanç ve yol kardeşliğidir. Örnek olarak verilen Mekkeli ticaret adamı Abdurrahman Avf ve Hattap oğlu Ömer ile kardeşleşen iki Medinelinin içtenlikle benimseyip herşeylerini bölüşmeye hazır olduklarını görmekteyiz.

Bazı kaynaklarda farklı sayılar verilmesine rağmen, bilinen odur ki, Muhammed Peygamber 13 yıllık Mekke döneminde İslama çevirebildiği 70’in biraz üzerinde Mekkeli müslüman ile Medine’ye göçetmişti. Yine heriki tarafta baba, oğul kardeş ve akrabaların bulunduğu Bedr savaşına katılan müslüman erkek sayısının yetmiş olduğu bilinmektedir. Böyle olunca ilk kardeşlik tutan muhacir ve ensar’dan müslüman sayısı 150 civarındaydı.

Bu ilk toplanma, “cem”olma (toplanma) yerinin adı cami değil, mescid (secde edilen, niyaz yapılan yer) idi. Bu sırada küçük Kuba mescidinden sonra daha geniş bir avluya sahip Medine mescidini yaptırmış ve ilk geniş toplu tapınma kardeşlik ritüellerini, yani musahipliği burada gerçekleştirmiş bulunuyor. Alevilerin tapınma yeri olan Cemevi, bu ilk mescidin işlevlerini hala sürdürmektedir.
Muhammed’in Hakka yürümesiyle birlikte ikrarlarını bozan ve kendilerini halife ilan edenler tarafından meclis dağıtıldı. Üyelerinin bir kısmı gaspçı yönetimin yanına geçti, Salman, Abu Zer, Kamber, Mikdad, Bilal vb. sadık kalanlar ise sürgünden sürgüne uğrayarak yaşadılar. Fatima’yı aynı yıl kaybeden Ali’ye ise 24 yıl boyunca tam bir gözaltı yaşatılmıştı.

Gerek Kırklar Meclisini ve gerekse Muhammed’in Medine’de gerçekleştirdiği inanç ve yol kardeşleri topluluğu uygulaması 9.yy. ortalarına doğru ilk kez Basra’da “Temizlik Kardeşleri”(İkhvan-as Safa) adıyla örneklendi. İmam Cafer’in oğlu İmam İsmail soyundan bir gizli İmama bağlıydı bu gizli topluluk. Bir giriş töreniyle güvenilir, sınanmış adaylar kardeşler topluluğuna kabul ediliyordu. Yaklaşık iki kuşak boyunca süren bu topluluk, birisi geniş bir özet olmak üzere 53 Risale’den oluşturulmuş ve dönemin dünyasında bilinen tüm bilim ve felsefeleri, din ve inançları hakkında ayrıntılı bilgiler içeren dünyanın ilk ansiklopedisini hazırlayıp yayınlayarak kendikendini feshetti.

Temizlik Kardeşleri’nin öngördüğü toplum tasarımı, ruhsal yaşamın, cennette ölümsüzleşen sonsuzluk hedefi üzerine kurulmuş mükemmelliğe ulaşması için tüm özellikleriyle cennetin nesnelleşmesi, dünyaya taşınmasıdır. “Bunun için Dünyayı ve insanlığı bozulmaktan ve bozan kuşaklardan (baş hedef Abbasiler olmak üzere tüm baskıcı yönemtimlerden)kurtarmak gerekir”. Ancak bu alanda başarılı olmak için de “din ve inançlar konusunda bilinçli ve gerçek bilimleri özümsemiş bu alanlarda yetişmiş eğitimli, deneyim sahibi kardeşlere (İkhvan) gereksinim vardır ve dinler, ancak mensubu topluluklarla karşılıklı konuşup tartışmak ve yardımlaşmakla yüceltilebilir”(Ris. I.100, 140; Ris. IV.126) “Devleti Maneviyya” adı verilen bu toplum tasarımı Karmatiler tarafından 200 yıla yakın uygulanmış ve “eşitlik, özgürlük ve paylaşımcı ve rızalık düzen içinde insanların birbirlerini incitmeden yaşadıkları Rıza Kenti (Ütopyası)” biçiminde Buyruk’ta yansıtılmıştır...

Ve ikrar verip musahip tutanlar, yol oğlu-yol evladı olurlar. Bu bağlamda “Yola Giriş” ya da “İkinci Doğuş” Olarak Musahipliği tanımlayan İlk yazılı kaynak ise erken (proto) İsmaililere dayanmaktadır. 879 yılında Güney Arabistan’a gönderilmiş ilk İsmaili daisi Mansur el Yemen (ölm. 914) olarak bilinen İbn Havşab’ın, “Kitab al-alim wa’l-Ghulam (Bilgin ve Öğrencisinin Kitabı)” adı altında yazdığı, İsmaili Aleviliğine girişin ilkelerini belirleyen yapıtta yola girişi, “yeni bir isimle, ikinci ya da yeniden doğuş” olarak tanımlandığını görüyoruz

Peygamberin Hakka yürümesiyle (Kırklar) Meclis düzeni ve kardeşlik/Musahiplik esasına dayanan İslamın toplumcu yönetimi, bu düzeni sürdürebilecek tek kişi Kırklar’ın başı olan Ali uzaklaştırılınca toptan yıkıldı. İslam özünden koparılarak iktidardaki kabile ve kişilerin çıkarlarına hizmet eden din niteliğine sokuldu. Arkasından baskıcı Hanedan imparatorluklarının yönetim dini oldu...

İslam tarihi boyunca tüm (heterodoks) Alevi inançlı halk hareketleri, büyük başkaldırıların çoğu (görünüşteki çıkışları ne olursa olsun) bu ilk ve gerçek İslamın yarattığı (sınıfsız) toplumcu düzeninin özlemi ve uygulanması girişimleridir...
kaynak:www.alevikonseyi.com