Orijinalini görmek için tıklayınız : arap aleviliği
ahmet_ali 07.10.2005, 10:48 hepimiz biliyoruz arap aleviliğin ne şiilikle ne de anadolu aleviliğiyle ehli beyt aşkı dışında bir benzerliği yoktur peki ya arkadaşlar siz arap aleviliğini aleviliğin neresinde görüyorsunuz? ne olarak kabul ediyorsunuz? bu ülkede alevilik deyince neden hiç bizden bahsedilmiyor? yani arap aleviliğinden.
hatay dan arap alevisi...
ahmet_ali 07.10.2005, 11:35 cevaaaaaaaaap
vallah ben bir kac gun oncesine kadar arap alevisi oldugundan haberim bile yokdu. arap alevisi oldugunu forumda ogrendim. fakat arap aleviler hakkinda hic bir bilgim yok ve cogu kisiniden bu konuda bilgisi olmadigina inaniyorum.
ahmet ali arkadas istersen bizim ne dusundugumuzu sormadan once bize biraz bilgi vermen daha yarali olur.
NUSAYRİ ALEVİLİĞİ
“Gel istersen saadet sonu hayrı
Nazar kıl can gözüyle gör bu sırrı
Gözün aç bak ne var alemde ayrı
Hemen-dem Şah'ı gör, hiç görme gayrı
Nusayri'yem Nusayri'yem Nusayri
Ne ölmüşem ve ne sağım ne sayrı
(.....)
Virani'yem, bu yolda can nisarem
Ali'ye aşk ile akl ile yarem
Nusayri'yim ki bu kula uyarem
Gerek zerre vü zerre olsa parem
Nusayri'yem, Nusayri'yem Nusayri
Ne ölmüşem ve ne sağım ne sayrı
(Virani Divanı, s. 73)
Anadolu Alevileri, özellikle Türk Aleviler 7 Ulu Ozan'ı kutsallaştırmıştır. Bunlar Seyyid İmadeddin Nesimi (Şehid edilişi Halep 1417), Hatayi (Şah İsmail), Fuzuli, Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet'tir.
Virani'nin 15. yüzyıl sonları ile 16. yüzyıl başlarında yaşadığı şiirlerinden ortaya çıkmaktadır.
Bu ulu ozan, bir yandan Nusayri, bir yandan Hurufi özellikler taşımaktadır. O, aynı zamanda Hacı Bektaş Veli'ye bağlılığını şiirlerinde açıkça ortaya koymaktadır.
Virani'nin bu kimliği, bir ucu ta Macaristan'a giden ve Arnavutluk'a sarkarak Ege Denizi'ndeki Adaları bile etkileyen Alevi kimliğinin tam bir göstergesidir. Ege Adalarında 19. Yüzyıl sonlarına kadar hakim halk kimliği olarak belirginleşen Alevilik bir yandan Yunan milliyetçiliğinin katı saldırganlığı, bir yandan Sünnileştirme hareketlerile ezilip gitmiştir.
Kökeni Ege adalarına sürgün edilen Alevilere dayanan Virani, o dönemde Aleviliğin yapısını, ilişkilerini, fikriyatını en açık biçimde gösteren şiirler ortaya koymuştur.
Virani Baba'nın (Viran Abdal) yukarıda ilk ve son bölümünü aldığımız ünlü şiiri de Alevi kültür tarihinin en seçkin örneklerinden birisidir.
Bu şiirde, melami ruh, Ali sevgisinin ilahlaştırılması, ruhun ölümsüzlüğü, tekvarlık inancı (enelhak), Ehlibeyt'e bağlılık (12 İmam inancı), Kuran'a batıni anlamda bağlılık açıkça görülür.
Bu şiir, 16. Yüzyıl başlarında Nusayriler ile Anadolu Türk Alevileri arasındaki derin ideolojik-kuramsal bağı göstermesi açısından son derece önemlidir.
Şimdiye kadar hiçbir araştırmacı bu gerçeği tespit edemedi.
Biz, 1996 ve 1997 yıllarında Adana, İçel, Hatay yörelerinde yaptığımız incelemede, Nusayrileri izleme olanağı bulduk.
O zaman, bu kitlenin Anadolu'daki Aleviler (Kızılbaşlar) ile son derece benzeşme içinde olduğunu saptadık.
Nusayrilik ile Anadolu'daki Aleviliğin bu benzeşmesi tarihsel birliğe dayanan bir benzeşmedir.
İki kesimin İslam içinde, Ali yanlısı birer okul olarak geliştikleri ortadadır.
İki kesim de egemen güçler tarafından kovuşturulmuş, ezilmiş, katledilmiştir.
İlginçtir ki Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, önce Anadolu'daki Türk Alevileri, sonra da Suriye/Irak Hattındaki Arap-Türk Nusayri Alevileri kırmış ve dağ başlarına kaçırtmıştır. Nusayri dediğimiz Arap kökenli vatandaşlarımızın Çukurova taraflarına gelişinin ikinci nedeni budur.
Üçüncü neden ise, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın Osmanlı Devleti'ne isyan etmesi sürecinde yaşanan olaylardır.
Bunlardan çok daha önce Arap Abbasi Devleti yönetiminin bu Alevi kitlelere yönelik yok etme yüzünden, merkezden kaçmak zorunda kalan Nusayriler, Suriye dolaylarındaki dağlık bölgelere sığınmış idiler.
Anadolu'daki Türk Aleviler ile Güney Anadolu'daki Nusayrilerin benzeşmesi sadece tarih açısından değildir. İbadet biçimi ve bunun kurallarının gizlenmesi en büyük benzerliktir.
Adana'da ve Hatay'da görüştüğüm Nusayri Alevisi din adamları, içe kapalı ibadetin varlığını kabul ediyorlar.
Birincisi: Bu içe kapalılık, Nusayrilere yönelik karalama, ezme, yok etme hareketlerinden kaynaklanıyor.
İkincisi: Nusayri ve Alevi inancına göre, ibadet gizli yapılması gereken bir tapınma yoludur. Bu nedenle de gösteriş aracı haline getirilmez.
Adanalı Nusayri din adamlarından Şerafettin Serin, “Aleviler, Nusayriler ve Şiiler Kimlerdir?” adlı çalışmasında, dinin asıl özünü Batıni yorumun oluşturduğunu dile getiriyor (S.167 vd.) Buna bağlı olarak da ibadetin gizliliği temel alınıyor.
Sünni kesimin, Nusayrileri de tıpkı Anadolu Alevileri gibi iftiralarla küçük düşürdüğü ve bunun da gizlenme nedenleri arasında olduğu anlaşılıyor. Tarih, Arap egemenlerinin Nusayri kitleyi “dinsiz” gösterdiğine tanıklık ediyor. Hatta 1328'de ölen ve döneminin en büyük din adamı sayılan İbn Teymiyye, Nusayrileri katledilmeleri gereken putperestler olarak göstermişti (Prof. Mustafa ÖZ'ün tespiti: Türkiye'de Aleviler, Bektaşiler, Nusayriler adlı sempozyum bildirisinden, s.185)
Günümüz Türkiyesinde hâlâ Nusayrilere hakaret eden kitaplar yayımlanmaktadır. Bunun bir örneği de Ali Gülşehri ve Resul Tosun tarafından yazılan Nusayrilik ve Suriye'de Nusayri Zulmü isimli kitaptır.
Nusayri vatandaşlarımıza bir başka baskı da “Nusayriler Araptır, Suriye'ye hizmet etmektedirler!” biçiminde yapılıyor.
Nusayriler, Türkiye'de İçel, Adana, Hatay illerimizde yoğun biçimde bulunuyorlar. Büyük şehirlerimizde de Nusayriler azımsanamayacak miktardadır. Ülkemizdeki sayılarının 3 milyondan az olmadığı biliniyor.
Buna karşın dini ve siyasi baskılarla ve “Fellah” nitelemesiyle bu insanlar hâlâ baskı altında tutuluyorlar.
Gel gör ki ülkemizdeki Nusayriler, Türkiye'nin en aydın kesimlerinden birisini oluşturuyor. Akdeniz'in doğu kıyısındaki bu insanlar, bölgenin tarımını ve ticaretini de yönlendiren bir kapasiteye sahipler.
Nusayri vatandaşlarımız Mustafa Kemal devrimlerine, cumhuriyet ilkelerine herkesten daha fazla bağlılar. Çünkü, cumhuriyet ilkeleri en çok onların rahatlamasını sağlıyor.
Hal böyle olunca Nusayriler, ülkemizdeki laik, demokrat, çağdaş kitlenin en dinamik, en canlı, en güçlü kesimlerinden birisini oluşturuyor. İşte bu yüzden, ülkemizdeki gericiler Nusayrilerin baskı altında tutulması için değişik senoryalar üretiyorlar ve bu kesimi Suriye ile ilişkilendirmek için senoryalar üretiyorlar.
Onlar bugün Suriyeli değil Türkiyeli olmayı samimi bir biçimde kabul etmişler ve bu ülkenin en temel öğelerinden birisi haline gelmişlerdir.
Bu bağlamda güneyli işadamlarından ve esnaftan oluşan bir kurul, üzerlerindeki toplumsal/kültürel baskının giderilmesi için 1998 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e bir dilekçe ile başvurarak sorunlarını dile getirmişlerdir.
NUSAYRİ ALEVİLİĞİ-2-
Aleviliğin Bir Kolu
Nusayrilik, ülkemizin bir gerçeği iken, hakim Sünni baskı yüzünden hâlâ milyonlarca vatandaşımızın haberinin bile olmadığı bir olgudur.
Nusayri kaynaklarına göz atınca, bu mezhebin, Aleviliğin bir biçimi olarak şekillendiğini anlıyoruz.
Adana Akdenizliler Derneği'ni oluşturan Nusayri vatandaşlarımızın ileri gelenleri, kendilerini Nusayri olmaktan çok daha önce Alevi olarak tanımlıyorlar. Alevi kimliğini öne çıkartan bu anlayış hem sıradan Nusayri vatandaşta hem de bunların din önderlerinde en temel kabul halindedir.
Gerek Muhammet Emin Galip et-Tavil'in gerek Şerafettin Şerin'in kitapları, çağımızdaki bu yaklaşımı doğrulayan ve açıklayan eserlerdir.
Antakya'da görüştüğümüz Nusayri din adamlarının İslam dini ve Kuran konusunda çok derin bilgileri olduğu anlaşılıyordu. Bunlar, kendilerini Alevi olarak tanımlıyorlar, Nusayriliğin ikinci bir olgu olduğunu belirtiyorlardı.
Temel tespit şudur: Günümüz Nusayrileri, kendileri mezhep olarak 12 İmamcı Aleviliğin bir kolu olarak algılıyorlar.
Aynı kabul, Anadolu Türk Alevileri için de tam böyledir.
Nusayri adı ise, 12 İmamlardan son üçünün döneminde yaşamış olan Alevi din adamlarından Nusayroğlu Ebu Şuayb Muhammed'in adından gelir. Nusayri veya Numeyri (Nemiri) adı, giderek mezhebin adı haline gelmiştir. İbnün Nusayr 884 yılında vefat etmiştir. İsimden dolayı bunun taraftarlarına Nusayri, Numeyri, Şuaybi gibi adlar verilmiştir. 12 İmamların son ikisine kapıcılık (sır katipliği) yaptığı söylenen İbnün Nusayr'dan sonra onun yandaşlarına Cündüboğlu Muhammed, ondan sonra Ebu Muhammed Abdullah (Cümbulani), ondan sonra da Hamdan el-Hasibi oğlu Hüseyin yön vermiştir. Bu mezhebe, Hasibiye denilmesinin bir sebebi de 969'da ölen bu önderin yaptığı büyük katkılardır. Bu dönemde Büveyhoğulları, Hasibileri korumuştur.
Daha sonra Şeyh El-Cilli ve Taberani liderliğe geldiler ve bunlar mezhebi Suriye'de yaydılar. Bu bölgenin dağlık kesimleri de Nusayrilerin etkisine girdi. İsmaili Alevilerle egemenlik çatışmasını kazandılar.
Bölge yer yer Haçlı egemenliğine girerken, karşıt grupların saldırısı ile mücadele eden Nusayriler aynı zamanlarda bölgedeki Sünni devletlerin baskısına karşıda direnmeye çalışıyorlardı. Sultan Baybars ve Kalavun gibi padişahlar bu kesimleri Sünnileştirmeye uğraştılar. 13. Yüzyılın sonlarında Nusayri bölgelerine zorla camiler yaptırılmıştı. (Cami yoluyla Sünnileştirme yolunu Osmanlı padişahı Abdülhamit de deneyecektir.) Fakat bu camilere Nusayri kitle itibar etmemiştir.
Osmanlıların bölgeye egemen olması, daha şiddetli bir ezme hareketi olarak başlatılmıştı.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Suriye'de Nusayriler için bir otonom bölge bile oluşturulmuştu. Burası 1937'de Suriye'ye bağlandı. İskenderun ise 1939 yılında Türkiye'nin sınırları içine girdi.
Günümüzde Nusayri inancından Aleviler Suriye'de yönetim başındadırlar.
Millî Kimlik
Nusayrilerin büyük bölümünü Arap kökenli vatandaşlarımız oluşturuyor. Bunların aslen Yemen’in Kahtani kabilesinden geldikleri Arap Nusayrilerce dile getiriliyor.
Öte yandan kendisini Türk kökenli (Eti Türkü) sayan Nusayriler de vardır. Bunlar, Abbasi devleti zamanında, özellikle de Halife Memun'un Türkleri öne çıkartan siyasetinin sonucunda bölgeye gelen Türk kitlelerin, giderek Nusayri olduklarını ileri sürüyorlar. Samırra şehrindeki Türklerin Halife Mütevekkil'in katı baskısı karşısında buradan ayrılıp kuzeye kaçtıkları belirtiliyor (Serin, s. 153).
Böylece Nusayri inancını benimsemiş Türkler ve Araplar gerçeği ile karşılaşıyoruz.
Prof. Hasan Onat'ın belirttiği gibi Nusayrilik içinde eski Türk inançlarından ciddi katkıların bulunması, Türk Nusayriler tezini kuvvetlendirmektedir.
Zaten Nusayri kitlenin başlangıçta kavmi değil dini nitelikli bir kitle olduğunu, Türk Alevilerle olan inanç-ibadet-yaşam tarzı benzerliği de ortaya koymaktadır.
Bu benzerlikler özetle şunlardır: Hazreti Ali’nin kutsallaştırılması. Selman’ın çok değerli bulunması. Muhammet-Ali-Selman üçlüsünün kutsanması. Ruh göçüne inanılması. Büyük velilerin ve Ali’nin don değiştirerek hep dünyaya geleceği. (Bu konuda Anadolu Alevilerinin büyük önderi Hatayi’nin, kendisinin don değiştirmiş Ali olduğunu söyleyen şiirlerine bakınız.) Ve sırrın yabancıya açılmaması. Buna ek olarak biat... Türk Alevilerinde dedeye, Nusayrilerde şeyhe biat, temeldir. Biat etmemiş kişiye sır açılmaz.
Veriler gösteriyor ki Nusayrilik ile Türk Aleviliği birbirine son derece benzemektedir. Bu nedenle günümüzün Nusayriliği Arapçı olmayan bir Alevilik olarak belirginleşmektedir. Elbette bu kitlenin kendisini etnik olarak Arap kabul eden kesimleri vardır. Bu onların doğal seçimidir ve saygın bir seçimdir. Dinsel kimlikle etnik kimliğin ayrı olgular olduğu dikkate alınırsa, bunun doğal olduğu anlaşılır.
Nusayrilik, bu toprakların daha işlenmemiş bir zenginliği olarak önümüzde durmaktadır.
Ne acıdır ki Türkiye'de Aleviler ve Nusayriler üzerinde çalışan ve otorite kabul edilen ilahiyatçılar, daha Alevi Nusayri kavramından ve Türk Alevilerle Nusayrilerin büyük benzerliğinden bile habersizdirler. Alevilik-Nusayrilik üzerine uluslararası sempozyumlara katılanların hiçbirisi, gerçek belge olan ve halkın eğilimini de yansıtan şiirlere göz atmamışlardır. Bu durum, Türkiye'deki ilahiyatçıların Sünni önyargısından kurtulamadıklarının ve Alevilik karşıtı eski yazarların kitaplarının dışına çıkamadıklarının da bir kanıtıdır. Bilim adına acı veren bu durumu görmek için İslami İlimler Araştırma Vakfı tarafından hazırlanan “Tarihi ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiye’de Aleviler Bektaşiler Nusayriler” adlı çalışmaya bakılabilir.
Bu konuda tebliğ sunan Prof. Mustafa Öz konunun gerçek kaynaklarına el atmak yerine, Emevi-Abbasi zihniyetine hizmet eden güdümlü kaynakları yeniden piyasaya sürmüştür.
Riza Zelyut "Öz kaynaklarina göre Alevilik" adli kitabindan.
Karacaahmet.com
ahmet_ali 10.10.2005, 11:22 canan hanım arap alevilerinden habersiz olmanız beni çok şaşırttı ve üzdü çünkü alevilik zaten araplardan geliyor mevlamız Ali zaten araptır onunla savaşanlar onu taparcasına sevenler zaten araplardı bunu hatırlatırım anadolu aleviliği veya başka bir türlü bir alevilik hepsinin kaynağı araplardır.Teşekkürler
ahmet_ali 10.10.2005, 11:24 ercan kardeş türk nusayriliği diye bir şey yoktur nusayriliğin hiç bir mezhep tarikat yada dinle bir benzerliği yoktur eşsiz bir inanç ve felsefe mekanizması vardır bu cemaatin içinde olanlar bile bu güzelliğin farkında değillerdir
o zaman bütün alevi cemaati şu konuda anlaşsın ki biz namazımızla inancımızla yaşayımızla hiç size benzemiyoruz sunni cemaatini bir kenara bırakalım biz aleviler arasında sadece isim benzerliği var çünkü biz de arapça olarak kendimize şii değil alevi diyoruz
Nasil bir fark var aramizda ben merak ettim evt ben arapelvileri tanirim Hatay tarafindan ama ben hiç fark etmedim aramizda bir fark oldugunu......
canan hanım arap alevilerinden habersiz olmanız beni çok şaşırttı ve üzdü çünkü alevilik zaten araplardan geliyor mevlamız Ali zaten araptır onunla savaşanlar onu taparcasına sevenler zaten araplardı bunu hatırlatırım anadolu aleviliği veya başka bir türlü bir alevilik hepsinin kaynağı araplardır.Teşekkürler
assil ben size tesekur ederim.
:uhhm:
bilmemek ayip degil ogrenmemek ayip.
bilmiyodum iste ogrenmis oldum.
NUSAYRILER|ARAP ALEVILIGI
Nusayriliğin ortaya çıkışı İslam peygamberinin Mekke'den Medine'ye hicretinden üç yüzyıl sonrasına rastlar. Nusayriliğin kurucusu İbn Nusary'dır. Ancak İbn Nusayr'ın Nusayriliği ortaya koyuş şekli ve ilk olarak ortaya attığı görüşler konusunda farklı kaynaklar ve değişik görüşler ileri sürülmektedir.
Karmatilerin 903 yılında Suriye'yi ele geçirdiklerinde, Suriye'de kalan Nusayrilerin bir kısmı Antakya ve dolaylarına göç ederler.1071 yılından sonra Anadolu'da hakimiyet kurmayı başaran, Antakya bölgesinin de ele geçirilmesinin ardından Nusayriler, Selçukluların hakimiyetinde yaşamaya başlamışlardı.1098 yılında Haçlı seferleri Frank egemenliği altında yaşamaya başladılar. Haçlı seferleri sırasında bölgeyi 1188 yılında kısa bir sürede olsa Selehaddin Eyyubi ele geçirir ancak ardından bölgedeki Haçlı egemenliği tekrar başlar. Haçlı seferleri sonucunda bölge Frankların eline geçmişti. Nusayriler bu seferde Frank egemenliği atında yaşamaya başladılar. Haçlı seferleri sırasında bölgeyi 1188 yılında kısa bir sürede olsa Selehaddin Eyyubi ele geçirir anca ardından bölgedeki Haçlı egemenliği tekrar başlar. Haçlıların ardından ise bölge Mısır'ın hakimi olan Sultan Baybars'ın eline geçer bu döneme kadar dinleri konusunda bu bölgede oldukça rahat yaşamış olan Nusayriler üzerinde ilk defa yoğun ve sistematize bir dini asimilasyon politikası uygulanır.
Osmanlı padişahı Yavuz sultan Selim'in bu bölgeyi 1517 yılında Mısır seferi ile Osmanlı topraklarına katmasıyla beraber Nusayriler, Osmanlının dağılışına kadar Osmanlı tebası olarak yaşamışlardır.
beycan85 04.07.2006, 23:17 lütfen arkadaşlar bu kadar birbirimize yanlış etmeyelim sonuşta biz biriz ve hepimiz bir aşkın peşindeyiz hiç bir durum bela ve karbela bu aşkı tüketemedi aksine kor gibi alevlendirdi kahrolsun dejenerasyonu yaratanlar yaşasın bu aşkın değerini anlayanlarve bu aşkın değerini anlayanlar
Serkan_Devrim 04.07.2006, 23:28 lütfen arkadaşlar bu kadar birbirimize yanlış etmeyelim sonuşta biz biriz ve hepimiz bir aşkın peşindeyiz hiç bir durum bela ve karbela bu aşkı tüketemedi aksine kor gibi alevlendirdi kahrolsun dejenerasyonu yaratanlar yaşasın bu aşkın değerini anlayanlarve bu aşkın değerini anlayanlareski bir topik. (bkz topik tarihi) :)kapatıyorum.
|
|