huseyn
02.08.2006, 19:11
| Korkak Bir 'Aydın'ın Manşetlerdeki Mektubu
Korkak, oportünist, nihilist, kaypak bir 'aydın'ın manşetlerdeki mektubu
Geçen hafta Hürriyet Gazetesi, sürmanşetini, solcu bir aydına ayırdı. Ülkemiz devrimcileri iyi bilir ki, Hürriyet Gazetesi, manşetleriyle savaşan bir gazetedir. Ve elbette savaşı, oligarşi adınadır. O manşetlerde infazları, halka yönelik psikolojik savaş operasyonlarını, kontrgerilla saldırılarını okumuşuzdur çokça.
Sözünü ettiğimiz manşetinde ise Yılmaz Erdoğan'ın bir mektubu vardı.
Yılmaz Erdoğan her ne kadar mektubunu "güvercin kanadına" yazdığını söylese de, mektup, logosunda "Türkiye Türklerindir" damgalı Hürriyet'in manşetlerine yazılmıştı.
Aslında mektubun niteliğini değerlendirmek için bize bu kadar veri yeter; ama bazen burjuva medyada da istisnalar olabilir diyerek, mektubun içeriğine de bakalım bir.
"Bu bir mektup. Kuş, güvercin kanad'na yaz'ld'... Kimin vicdan'na konarsa o okusun" diye başlıyor mektup. "Ölümleri durdurun!" diye "yalvarıyor"... Döne döne de "Mayınlar" üzerinde duruyor Erdoğan... Kalleş, kahpe, puşt mayınların gençleri öldürmesine karşı çıkıyor...
Peki kime yazmış bu mektubu?
Hiç kimseye!
Çünkü o kimseye karşı veya kimseden yana değil. Çünkü o, kimseyi haklı bulmuyormuş ama kimseyi haksız da bulmuyormuş.
Peki ne diyorsun be adam?
Aydın, haklıyı haksızı, doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü yerli yerine oturttuğu için aydındır.
Aydın, TARAF'tır.
Haklıyı, haksızı yerine oturtmuyorsan, taraf olmuyorsan, evrensel anlamda aydın olmanın kriterleri yok zaten demektir sende.
Ama işte bu da günümüzde "aydın" diye halka sunulan bir başka karakterdir. Yazdığı mektup, bu karakterin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor bize.
Bu aydın kaypaktır. Korkaktır.
Bu aydın tipi, bütün eleştirilerini genel ve soyut olarak ortaya koyar. O kadar genel ve soyuttur ki, çoğu zaman kime ne dediği belli olmaz.
Ama zaten bilinçli bir muğlaklıktır bu. Çünkü somut konuştuğunda, haklıyı haksızı ayırdettiğinde, o güçlerle çatışması gerekecektir, çatışmaktan kaçar; haksızı suçladığında, onun saldırılarına maruz kalma riski vardır, korkar.
İşte bunun için "Ölümleri durdurun!" der çıkar işin içinden.
Ölümlerin neden ve nasıl çıktığını, nasıl sürdüğünü analiz etmeyen hiçbir "durdurun" çağrısı, hiçbir siyasal etkiye sahip değildir. En basit fiziksel, sosyolojik kuraldır Ğve aydın elbette bu kuralı bilir ve bilmekle mükelleftirĞ; bir olayı yaratan nedenler ortadan kalkmadığı sürece, onun sonuçları kendini sürekli olarak üretir.
Döne döne "kalleş, puşt" mayınlardan sözediyor. Türkiye topraklarına yerleştirilmiş 1 milyon "topuk mayını" denilen ve esas olarak da kullanılması yasaklanmış olan bu mayınları KİMİN yerleştirdiğini bilmesine karşın bilmezden geliyor.
Üzücü olan, çok sayıda aydının da Yılmaz Erdoğan'ın mektubunu genel sözlerle onaylamasıdır. Bazıları, Yılmaz Erdoğan'a övgüler yağdırırken, niye Yaşar Kemal, böyle bir mektup yazmaz diyor!
Yaşar Kemal yazar elbette, yazmıştır da, ama Hürriyet onu manşete çıkarmaz. Yaşar Kemal, gençlerimiz ölmesin derken, tüm uluslar kendi dilleriyle konuşabilsin, bu zulüm sona ersin de der çünkü.
Yılmaz Erdoğan'ın kafa yapısı ve yürek yapısı, Hürriyet'in başyazarı Ertuğrul Özkök'le çok benzeşiyor; bunun için kendi benzerini sürmanşete çıkarıyor Özkök. Kendi "türünü" çoğaltmaya, kendi "türünü" gerçek aydınların yerine geçirmeye çalışıyor.
Ama yanılıyor. Kendisi veya Yılmaz Erdoğan gibileri, ancak Hürriyet manşetinin aydınları olabilirler. Gerçek bir aydın olmaya, ne beyinlerinin kapasitesi, ne yüreklerinin ışığı yetmez.
***
Ankara Aydın Sanatçı Girişimi:
"Başbakan kışkırtıyor"
Ankara Aydın Sanatçı Girişimi 21 Temmuz'da Yüksel Caddesi'nde yaptığı bir açıklamayla, AKP'nin Filistin ve Kürt meselesinde izlediği politikaların çelişkilerine dikkat çekerek, iktidarı eleştirdiler. Ahmet Telli tarafından okunan açıklamada şöyle deniliyordu:
"Ortadoğu'daki savaş yangını Türkiye'ye de sıçratılmak isteniyor. ... Bu vahşeti önlemesi gerekenlerin başında gelen ve Ortadoğu'da barışı talep eden Başbakan, tam tersine savaşı kışkırtıyor; ... İsrail'in Ortadoğu'da uyguladığı "orantısız güç kullanımına" karşı duyduğu haklı tepkiyi... dile getirirken, ülke içinde İsrail benzeri bir politikanın rüzgarını estiriyor.
"İsrail'in evlatları nasıl kıymetliyse, Filistin'in evlatları da o kadar kıymetlidir" diyen Başbakan bu ülkenin de tüm Türk ve Kürt evlatlarının bir o kadar kıymetli olduğunu unutmamalıdır."
Korkak, oportünist, nihilist, kaypak bir 'aydın'ın manşetlerdeki mektubu
Geçen hafta Hürriyet Gazetesi, sürmanşetini, solcu bir aydına ayırdı. Ülkemiz devrimcileri iyi bilir ki, Hürriyet Gazetesi, manşetleriyle savaşan bir gazetedir. Ve elbette savaşı, oligarşi adınadır. O manşetlerde infazları, halka yönelik psikolojik savaş operasyonlarını, kontrgerilla saldırılarını okumuşuzdur çokça.
Sözünü ettiğimiz manşetinde ise Yılmaz Erdoğan'ın bir mektubu vardı.
Yılmaz Erdoğan her ne kadar mektubunu "güvercin kanadına" yazdığını söylese de, mektup, logosunda "Türkiye Türklerindir" damgalı Hürriyet'in manşetlerine yazılmıştı.
Aslında mektubun niteliğini değerlendirmek için bize bu kadar veri yeter; ama bazen burjuva medyada da istisnalar olabilir diyerek, mektubun içeriğine de bakalım bir.
"Bu bir mektup. Kuş, güvercin kanad'na yaz'ld'... Kimin vicdan'na konarsa o okusun" diye başlıyor mektup. "Ölümleri durdurun!" diye "yalvarıyor"... Döne döne de "Mayınlar" üzerinde duruyor Erdoğan... Kalleş, kahpe, puşt mayınların gençleri öldürmesine karşı çıkıyor...
Peki kime yazmış bu mektubu?
Hiç kimseye!
Çünkü o kimseye karşı veya kimseden yana değil. Çünkü o, kimseyi haklı bulmuyormuş ama kimseyi haksız da bulmuyormuş.
Peki ne diyorsun be adam?
Aydın, haklıyı haksızı, doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü yerli yerine oturttuğu için aydındır.
Aydın, TARAF'tır.
Haklıyı, haksızı yerine oturtmuyorsan, taraf olmuyorsan, evrensel anlamda aydın olmanın kriterleri yok zaten demektir sende.
Ama işte bu da günümüzde "aydın" diye halka sunulan bir başka karakterdir. Yazdığı mektup, bu karakterin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor bize.
Bu aydın kaypaktır. Korkaktır.
Bu aydın tipi, bütün eleştirilerini genel ve soyut olarak ortaya koyar. O kadar genel ve soyuttur ki, çoğu zaman kime ne dediği belli olmaz.
Ama zaten bilinçli bir muğlaklıktır bu. Çünkü somut konuştuğunda, haklıyı haksızı ayırdettiğinde, o güçlerle çatışması gerekecektir, çatışmaktan kaçar; haksızı suçladığında, onun saldırılarına maruz kalma riski vardır, korkar.
İşte bunun için "Ölümleri durdurun!" der çıkar işin içinden.
Ölümlerin neden ve nasıl çıktığını, nasıl sürdüğünü analiz etmeyen hiçbir "durdurun" çağrısı, hiçbir siyasal etkiye sahip değildir. En basit fiziksel, sosyolojik kuraldır Ğve aydın elbette bu kuralı bilir ve bilmekle mükelleftirĞ; bir olayı yaratan nedenler ortadan kalkmadığı sürece, onun sonuçları kendini sürekli olarak üretir.
Döne döne "kalleş, puşt" mayınlardan sözediyor. Türkiye topraklarına yerleştirilmiş 1 milyon "topuk mayını" denilen ve esas olarak da kullanılması yasaklanmış olan bu mayınları KİMİN yerleştirdiğini bilmesine karşın bilmezden geliyor.
Üzücü olan, çok sayıda aydının da Yılmaz Erdoğan'ın mektubunu genel sözlerle onaylamasıdır. Bazıları, Yılmaz Erdoğan'a övgüler yağdırırken, niye Yaşar Kemal, böyle bir mektup yazmaz diyor!
Yaşar Kemal yazar elbette, yazmıştır da, ama Hürriyet onu manşete çıkarmaz. Yaşar Kemal, gençlerimiz ölmesin derken, tüm uluslar kendi dilleriyle konuşabilsin, bu zulüm sona ersin de der çünkü.
Yılmaz Erdoğan'ın kafa yapısı ve yürek yapısı, Hürriyet'in başyazarı Ertuğrul Özkök'le çok benzeşiyor; bunun için kendi benzerini sürmanşete çıkarıyor Özkök. Kendi "türünü" çoğaltmaya, kendi "türünü" gerçek aydınların yerine geçirmeye çalışıyor.
Ama yanılıyor. Kendisi veya Yılmaz Erdoğan gibileri, ancak Hürriyet manşetinin aydınları olabilirler. Gerçek bir aydın olmaya, ne beyinlerinin kapasitesi, ne yüreklerinin ışığı yetmez.
***
Ankara Aydın Sanatçı Girişimi:
"Başbakan kışkırtıyor"
Ankara Aydın Sanatçı Girişimi 21 Temmuz'da Yüksel Caddesi'nde yaptığı bir açıklamayla, AKP'nin Filistin ve Kürt meselesinde izlediği politikaların çelişkilerine dikkat çekerek, iktidarı eleştirdiler. Ahmet Telli tarafından okunan açıklamada şöyle deniliyordu:
"Ortadoğu'daki savaş yangını Türkiye'ye de sıçratılmak isteniyor. ... Bu vahşeti önlemesi gerekenlerin başında gelen ve Ortadoğu'da barışı talep eden Başbakan, tam tersine savaşı kışkırtıyor; ... İsrail'in Ortadoğu'da uyguladığı "orantısız güç kullanımına" karşı duyduğu haklı tepkiyi... dile getirirken, ülke içinde İsrail benzeri bir politikanın rüzgarını estiriyor.
"İsrail'in evlatları nasıl kıymetliyse, Filistin'in evlatları da o kadar kıymetlidir" diyen Başbakan bu ülkenin de tüm Türk ve Kürt evlatlarının bir o kadar kıymetli olduğunu unutmamalıdır."