Orijinalini görmek için tıklayınız : Atilla Ilhan


EŞİTLİK PARTİSİ
11.10.2005, 21:07
EŞİTLİK PARTİSİNİN MESAJI


ATİLLA İLHAN'a ALLAHTAN RAHMET,YAKINLARINA BAŞ SAĞLIĞI DİLERİZ.

BEKTAŞ ÇELEBİ
EŞİTLİK PARTİSİ GENEL BAŞKANI

Ceyhun
11.10.2005, 21:25
Ben burada sizden öğrendim haberi. Çok üzüldüm. Çok değerli bir insandı. "An geldi" ve Atilla İlhan öldü demek.

--------------------------------------------------

Türk Edebiyatı'nın önemli ismilerinden Attila İlhan gece saatlerinde geçirdiği kalp krizinin ardından hayatını kaybetti. İlhan kısa bir süre önce kalp sorunları nedeniyle Cumhuriyet'teki köşe yazarlığını bırakmıştı. İlhan'ın, gece saatlerinde evinde hayatını kaybettiği bildirildi. Atilla İlhan'ın yarın İstanbul'da toprağa verilmesinin planlandığı kaydedildi.

Ünlü şair ve yazar Attila İlhan, 50 yılı aşkın süreyle Türk edebiyatına şiir, roman ve deneme gibi eserleriyle hizmet verdi.



Maçka'daki evinde 80 yaşında vefat eden İlhan, ''Ben Sana Mecburum'', ''Ayrılık Sevdaya Dahil'' gibi ünlü şiirleriyle edebiyatlailgilenen, ilgilenmeyen geniş kitlelerin gönlünü kazandı.


-ESERLERİ-

''Sekiz Sütuna Manşet'', ''Kartallar Yüksek Uçar'' ve ''Yarın Artık Bugündür'' gibi beğenilen dizilerin senaryosunu da yazan İlhan, ayrıca Ali Kaptanoğlu adıyla ''Şoför Nebahat'', ''Yalnızlar Rıhtımı'', ''Devlerin Öfkesi'' gibi filmlerin senaryo yazarlığını yaptı.

Attila İlhan'ın şiir, roman ve gezi notları ve deneme türündeki bazı kitapları da şunlar:



''Duvar'', ''Sisler Bulvarı'', ''Ben Sana Mecburum'', ''Böyle Bir Sevmek'', ''Ayrılık Sevdaya Dahil'', ''Kurtlar Sofrası'', ''Sırtlan Payı'', ''Fena Halde Leman'', ''Abbas Yolcu'', ''Hangi Sol'', ''Faşizmin Ayak Sesleri'', ''Batının Deli Gömleği'', ''Yanlış Erkekler Yanlış Kadınlar'', ''Allah'ın Süngüleri''.

ATİLLA İLHAN KİMDİR?

15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkanlarıyla yayınladı.

Paris Yılları

1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına alındı.

İstanbul - Paris - İzmir Üçgeni

1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem Attilâ İlhan'ın Fransızca'yı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar.

Sanatta Çok Yönlülük

1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı.

İstanbul'a Dönüş

1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak 'ı Ankara'da yazdı. 81'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılında yazılarını Cumhuriyet gazetesine taşıdı. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.


AN GELİR ATTİLA İLHAN ÖLÜR

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Attila İlhan ölür

http://www.internethaber.com/mays/article_view.php?aid=318845

Şimdi açayım Ahmet Kaya'yı ve bu şarkıyı bir dinleyeyim. Ve oturayım. Bir düşüneyim.

memço
11.10.2005, 21:43
Az duygulanmadık şiirleriyle... Atilla İlhan da göçtü
bu diyardan...


ÜÇÜNCÜ
ŞAHSIN ŞİİRİ

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarının ucunu yakardın
kirpiklerini eğer bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım

atilla ilhan

memço
11.10.2005, 22:03
Attila İLHAN:''Darbeler Atatürk'ü istismar etti'' (kuba@kubacami.com)


"1960 ve 1980 darbeleri bir Atatürkçülük istismarıdır. Gazi ısrarla ordunun siyaset dışında kalmasını istiyor. Komünist düşünce için Tevfik Rüştü Bey'i Rusya'ya gönderiyor. Yani Mustafa Kemal Paşa solcudur. Bunda şaşılacak bir durum yok" (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

Atatürk... Ölümünün üzerinden 65 yıl geçmesine rağmen fikirleri, yaptıkları ve vizyonu anlaşılmaya çalışılıyor. Her fikir sahibi gibi onun da muhalifleri var. Sevgi ile nefret kavramları arasındaki Atatürk'ün istismar edildiği ise öteden beri konuşuluyor. Ancak Türkiye'deki sosyal ve siyasi şartların, Atatürk üzerine değerlendirmelerin sağlıklı yapılmasını zorlaştırdığı da bir gerçek. Atatürk'ün doğru ve yanlışlarıyla tartışmaya açılmasını düşünenlerin sayısı az değil. Bu görüşü savunan isimlerden birisi de şair Attilâ İlhan. İlhan'a göre, yeni bir Atatürk değerlendirmesine acilen ihtiyaç var. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

Atatürkçülük, Kemalizm, yüceltmeler, Koruma Kanunu gibi konuları, Atatürk üzerine yıllardır araştırma yapan Attilâ İlhan ile görüştük. (kuba@kubacami.com)

Sonuç, Atatürk hâlâ net olarak bilinmiyor. (kuba@kubacami.com)


* Uzun yıllardır Atatürk konusunda çalışma yapıyorsunuz. Bu zamana kadar farklı bir bilgi ile karşılaştınız mı? (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

Farklı tespitlerim oldu. Son iki seçimdir halkın bazı partileri tasfiye etmesi, bu partilerin dış politikadaki başarısızlıklarından kaynaklanıyor. Milli bir politika yerine Batı'nın istekleri yerine getiriliyor. Bu durum Mustafa Kemal Paşa'da farklıdır. Gazi, Batı ile savaşmıştır; Batıcı değildir. Marksizm ile Atatürkçülük birbirine zıttır fakat Paşa, Marksizme karşı değildir. O zamanlar Bolşevizm vardı ve itibar görüyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulan ilk iki parti de komünisttir; Türkiye Komünist Fırkası ve Halk İştirak Fırkası. Bunlardan bir tanesinin üyesi de Mustafa Kemal'dir. Komünist düşünce için Tevfik Rüştü Bey'i Rusya'ya gönderiyor. Yani Mustafa Kemal Paşa solcudur. Bunda şaşılacak bir durum yok. Falih Rıfkı Atay, 21 Mart 1931'de Cumhuriyet gazetesinde bu durumu yazıyor; 'Cumhuriyet Halk Fırkası sol bir devrim fırkasıdır. Solun unsurlarını sol dışında bırakarak kendini taşlaşmak tehlikesine atamaz' diyor. Bütün bunlar Atatürk'ün tam bir solcu olduğunu ortaya çıkarıyor. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)


* Atatürk'ün solculuğu dış politika ile mi sınırlıydı? (kuba@kubacami.com)


Hayır. Mustafa Kemal Paşa bir Fransız devrimcisidir. Sovyet devrimcisi değildir. Demokrasiyi gerçekleştirmek istiyordu. Fransız devrimi olduğu zaman dünyada emperyalizm diye bir şey yoktu. Fakat Kemalizm hareketi başladığında dünyada emperyalizm vardı. Emperyalizme karşı savaş verdiğin zaman doğal olarak ulusal bir boyuta geliyorsun. Ancak buradaki mücadele daha çok kendini korumak içindi. Bunun için de Gazi, kuzey cenahı Ruslara veriyor, sırtını İran'a dayıyor. Sadabad Paktı'nı kuruyor; içinde Irak, İran, Afganistan var. Bir de kuzey meselesini Balkan Paktı ile çözmeye çalışıyor. Yani Osmanlı'ya bağlı kavimlerle yeniden bir birlik oluşturuyor. Suriyeliler gelip 'Bizi kurtarın' diyor ancak Gazi, 'Bizim gücümüz sadece kendimize yeter. Siz kendinizi koruyunuz. Sonra federasyon veya konfederasyon düşünebiliriz' diyor.

(kuba@kubacami.com)


* Ama Osmanlı'nın birleştiricilik vizyonu din birliğine dayanıyordu. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)


Gazi'nin İslamiyete karşı bir tavrı yoktur. Suriye için 'Bizim istediğimiz tam bağımsız bir Müslüman Suriye Cumhuriyeti'dir' diyor. Ancak kendisi laiktir. Çünkü Fransızlar o tarihlerde Lübnan'ı yarı Hıristiyan hale getirmişlerdi. Suriye için de böyle bir çaba vardı. İran, Irak için de aynı durum geçerliydi. Bir konfederasyon ortaya çıkacak, lakin İslamiyet üzerine oturan laik bir devlet anlayışı olacaktı. Başındaki güç ise Türkiye. Mustafa Kemal Paşa başından beri kurtuluşu Doğuda aradı. Batıyı hiç düşünmedi. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)


* İslamiyet üzerine oturtulmuş bir laiklik anlayışı diyorsunuz. Laikliğin anayasaya alınmasıyla böyle bir ihtimal ortadan kalkmıyor mu? (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)


Bir çelişki var. Ancak insanlar bilmedikleri için yanlış yorumluyor ve öyle tavır alıyorlar. Mustafa Kemal'in laiklik hareketinde İslamiyet'e direkt olarak bir taarruz yoktur, olamaz da. Laiklik Türkiye'nin anayasasına 1937'de girmiştir. Bu tarihe kadar parti tüzüğünde tutuluyordu. Gazi'nin ölümünden bir sene önce anayasaya sokuldu. Ve bunu da İsmet Paşa takımı ayarlamıştır. İsmet İnönü'nün uyguladığı program daha sonra Atatürkçülük olarak görülmeye başlanır. (kuba@kubacami.com)

Atatürkçülükle yakından uzaktan alâkası yoktur. İsmet Paşa'nın yanlış tatbikleri Türkiye'de yanlış bir Atatürkçülüğün oluşmasını sebep oldu. Mustafa Kemal Paşa'nın yaptıklarını, söylediklerini üç cilde sığdırmışlar. Gerisini dikkate almamışlar. Gazi'nin Kütahya'da yaptığı konuşma 70 sayfadan fazla; ancak Söylev ve Demeçler'de bu 6 sayfada veriliyor. Orada dine, İslamiyet'e dair bütün düşünceleri ortaya çıkıyor. (kuba@kubacami.com)


Bazı gerçekler ortaya çıkınca da en çok Atatürkçü olanlar sinirleniyor. Çünkü, havada oldukları ortaya çıkıyor. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)


****Gazi irtica kelimesini dış destekli Şeyh Said isyanı için kullandı. **** (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)


* Yayımlanmayan metinlerdeki bilgiler çok mu önemli? (kuba@kubacami.com)


Özellikle İslami kesim için çok önemli. Gazi Müslümanları çok ezdi, astı-kesti deniliyor. 1950'lerde Fransa'ya ilk gittiğimde, Türkiye'de yeni yeni demokrasi havası esmeye başlamıştı. Bu tarihlerde radyolarda, 'Mevlid okutulsun mu okutulmasın mı?' diye tartışılıyordu. Laik geçinen kişiler hayır bunlar Kemalizme aykırı diyorlardı. Fransa laik olmasına rağmen o tarihlerde bütün Fransız radyolarında pazar günleri önce Katolik ayini, arkasından Protestan ayini, son olarak da Yahudi ayini veriliyordu. Bizde hâlâ bu yanlışlara düşülüyor. Mustafa Kemal 'irtica' lafını Şeyh Said'den sonra söylemeye başlıyor. İngilizler kışkırtıyor Şeyh Said ve yandaşları da 'Şeriat isteriz' diye bağırıyor. Emperyalizm ile şeriatın iç içe geçtiğini gören ve saldırıya dönüştüren bu durum karşısında Gazi mücadele etmek için irtica kelimesini kullanıyor.

(kuba@kubacami.com)

memço
11.10.2005, 22:06
(kuba@kubacami.com)

* Türkiye'de irtica kavramı çok daha geniş bir alana yayılarak kullanılıyor. Dindar insanlar da aynı daire içinde ele alınıp dışlanıyor. Siz Gazi'nin bu kelimeyi niçin ve nerede kullandığını söylüyorsunuz. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

Gazi'de böyle bir şey yok. İstiklal Mahkemesi isyan olursa görev alır. İsyan yoksa böyle bir şey düşünülemez. Bütün bunlar İnönü'den sonra ortaya çıkan olaylar. Sadece bunlar değil. Bir noktaya dikkat çekeceğim ama üzerinde durmayacağım; Gazi sağken masonluk yasaktı ama İnönü zamanında serbesttir. İnanç bakımından düşünceleriniz farklı olabilir, kendi seçiminizi kendiniz yapma, kendi inancınıza göre hareket etme hakkı sizindir. Mustafa Kemal Paşa'nın başından beri savunduğu prensip budur. (kuba@kubacami.com)

Bugün ezan sussun diyenler var. Kaynak olarak da Atatürk'ü gösteriyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? İster inan ister inanma bu bir inançtır, bin yıllık kültürdür ve saygı duymak zorunluluğu vardır. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

* Atatürkçülük ile bir doktrin olan Kemalizmi nasıl bir çerçevede değerlendiriyorsunuz? (kuba@kubacami.com)

Kemalizm Gazi'nin kendi yaptıklarıdır. Ancak bütün bunlar halkın kendisinde olacak. Bir doktrin olarak uygulanacak, istenilecek bir şey değildir.
Atatürkçülük bayrak gibi birleştirici bir simge fakat çoğu zaman iç çekişmelerin simgesi haline geliyor.

(kuba@kubacami.com)

Ben Atatürkçülüğü kabul etmiyorum. Bu İnönü Atatürkçülüğüdür. Ben Mustafa Kemal Paşa demek istiyorum. Bir iç çekişme malzemesi yapılamaz. Herkes istediği gibi Atatürk'ü kullanamaz. Gazi'nin demokrasiye inancı sonsuzdur. Birileri onun şemsiyesi altında başkalarını ezemez, incitemez. Ben böyle bir Atatürkçülük istiyorum. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

* Çekişmeler istismarı doğuruyor. Hatta siz bir konuşmanızda 1960 ve 1980 darbelerini bir Atatürkçülük istismarı olarak değerlendiriyorsunuz. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

Mustafa Kemal Paşa bunu bin defa söylüyor. Ordu siyasete karışmasın diyor. Gazi'yi iktidardan düşürmek için iki defa teşebbüs oluyor. Gazi onlara diyor ki, ya askerliği ya da siyaseti tercih edin. Demokrasilerde böyle bir şey olmaz. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

****Onu övenler yağcıdır**** (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

* Atatürk bir insandı, mitoloji ya da tabu değildi. Onun da aşkları, zevkleri, hastalıkları ve hataları vardı diyorsunuz, hatta bu konuda bir çalışmanız oldu. Neden böyle bir çaba içine girdiniz? (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

Olmayan bir adamı anlatıyorlar. Öyle biri yok. Böyle yüceltmeler olunca istismar doğuyor. Ben hep Gazi'nin insani yönlerini anlatıyorum. Latife Hanım'dan ayrıldığı zaman İsmet Paşa'ya bir mektup yazıyor ve diyor ki; onu Ankara'ya gönderiyorum, sanırım sizden ve Fevzi Paşa'dan aracı olmanızı isteyecek. Fakat ben kesin kararlıyım. Ben ona ve ailesine karşı her zaman saygılıyım. Ama öteki tarafta onu hep birtakım kadınlarla dans ederken gösteriyorlar. (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

* Şevket Süreyya Aydemir, 'Tek Adam' isimli kitabında 'Kahraman putlaştırıldığı zaman ölür' derken, Behçet Kemal Çağlar Atatürk için mevlid yazıyor, Kemalettin Kamu ise şiirinde Çankaya'yı Kâbe'den üstün görüyor. Bu gibi yüceltmeleri nereye koyuyorsunuz? (kuba@kubacami.com)

(kuba@kubacami.com)

Bizim geleneğimizde şairler yağcıdır. Bunlar da öyle abartmışlar, palavra yapmışlar. Göklere çıkarıp aslan, kaplan diyorlar. Bu hâlâ böyle devam ediyor. Çoğu inandığı için değil meşhur olmak ya da bir yerlere ait olmak için yapıyor. Bunlara hiç gerek yok. Neysen o olmalısın. Atatürk'ü hataları, yanlışlıklarıyla da kabul edeceksin. (kuba@kubacami.com)

* Atatürk konusu gündeme geldiğinde tartışılan konulardan biri de 1580 Sayılı Koruma Kanunu oluyor. Örneğin Toktamış Ateş, 'Bana bıraksalar hemen kaldırırım' diyor. Sizce böyle bir kanun gerekli mi? (kuba@kubacami.com)

Demokraside böyle bir şey olmaz. Mustafa Kemal'i kanunla korumaya gerek yok. (kuba@kubacami.com)

Bu nasıl bir mantık anlamıyorum. Bırakın insanlar konuşsun, yazsın, çizsin. Herkes sevmek zorunda değil. Her şey açılmalı. Kurallarla yasaklarla bunlar olmaz. Atatürkçü geçinenler, solcular, sağcılar, liberaller bir araya gelip yanlışlarını düzeltmeli. Herkes kendisine göre yorumlayınca bir istismar ortaya çıkıyor. Belgeler, arşivler sonuna kadar açılsın, kim nedir, ne değildir bilinsin. Bütün bilgilerin olumlu olması da gerekmiyor. (kuba@kubacami.com)
--------------------------------------------

(kuba@kubacami.com)http://www.cibilliyet.com/CHA/Haber_Analiz.asp?haID=11 (http://www.cibilliyet.com/CHA/Haber_Analiz.asp?haID=11)

Söyleşi: Haşim Söylemez (kuba@kubacami.com)

EŞİTLİK PARTİSİ
15.10.2005, 15:16
EŞİTLİK PARTİSİNDEN TEŞEKÜR...

Sayın memço...

Mesajımız altına eklediğiniz ATATÜRK le ilgili çok kıymetli bilgiler,bizi gerçekten mutlu kıldı,saygılarımla.

BEKTAŞ ÇELEBİ
EŞİTLİK PARTİSİ GENEL BAŞKANI