Orijinalini görmek için tıklayınız : Islam Putperestlik'ten etkilenmiş midir?
Merhaba
İlk bakışta bir din düşmanı olduğumu zannedicek arkadaşları şimdiden uyarmakta fayda var..Kesinlikle islamla ilgili bir sorunum yok..Sadece öteden beri gelen ve sormaya fırsat bulamadığım konuyu dile getirmek istiyorum..
İslam'ı Antik Çağ mısır dinleriyle karşılaştırmayı uygun görüyorum..
Antik çağ mısır dini bilidiğiniz gibi muhtelif tanrılar barındıryordu..
Eski çağlarda oluşan birçok dinin şu dört madde , prensip olarak bulunmuştur
1- Tanrı kavramı
2-Mitoloji ve efsaneler
3-Dini inanislar (Dogmes)
4-Dini ayinler
Mısır ilahları gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alırlar. Mısırlılara göre her seyin basi gök Tanrisindadır ve bütün eski tarih boyunca Gök ve Nil ilahları en önemli TANRILAR OLARAK KALMISLARDIR..
Gök ilahının ismi ve şekli değişmekle beraber, gökyüzündeki yıldızlar, Güneş ve ay en eski ve devamlı ilahlar arasındadır.
Dini görevlerini yerine getirmek isteyen Mısırlılar sakkara ve Hatsepsut tapınağı gibi ibadethanlere akın ederlerdi..Kurbanlar sunarlardı..Bunu biz
islamdaki kurban kesmeye ve Camilere akın eden müslümanların portresine benezetebiliriz..
Gelelim tanrılara
1- Amon Ra -En büyük tanrı her şeyi kuşatan tanrı--Allah
2- Osiris - Ölüler Tanrısı- Azrail
3- Sobek-Sular ve hava tanrısı- Mikail
4- Seshet- Yazı tanrıçası, elçi- Cebrail
5 -isis - Analık ve bereket tanrıçası- Melekler
6- Set- Kuraklık, kötülük tanrısı- Şeytan
burada ölümden sonraki yaşamı ve mumyalamayı işin içine katmazsak bile büyük bir benzerlik karşımıza çıkar..
Siz ne düşünüyorsunuz..Islamda mı politeist dinler arasında yoksa?:no: :wink:
yusufçukgecegez 05.08.2006, 20:52 Merhaba
İlk bakışta bir din düşmanı olduğumu zannedicek arkadaşları şimdiden uyarmakta fayda var..Kesinlikle islamla ilgili bir sorunum yok..Sadece öteden beri gelen ve sormaya fırsat bulamadığım konuyu dile getirmek istiyorum..
İslam'ı Antik Çağ mısır dinleriyle karşılaştırmayı uygun görüyorum..
Antik çağ mısır dini bilidiğiniz gibi muhtelif tanrılar barındıryordu..
Eski çağlarda oluşan birçok dinin şu dört madde , prensip olarak bulunmuştur
1- Tanrı kavramı
2-Mitoloji ve efsaneler
3-Dini inanislar (Dogmes)
4-Dini ayinler
Mısır ilahları gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alırlar. Mısırlılara göre her seyin basi gök Tanrisindadır ve bütün eski tarih boyunca Gök ve Nil ilahları en önemli TANRILAR OLARAK KALMISLARDIR..
Gök ilahının ismi ve şekli değişmekle beraber, gökyüzündeki yıldızlar, Güneş ve ay en eski ve devamlı ilahlar arasındadır.
Dini görevlerini yerine getirmek isteyen Mısırlılar sakkara ve Hatsepsut tapınağı gibi ibadethanlere akın ederlerdi..Kurbanlar sunarlardı..Bunu biz
islamdaki kurban kesmeye ve Camilere akın eden müslümanların portresine benezetebiliriz..
Gelelim tanrılara
1- Amon Ra -En büyük tanrı her şeyi kuşatan tanrı--Allah
2- Osiris - Ölüler Tanrısı- Azrail
3- Sobek-Sular ve hava tanrısı- Mikail
4- Seshet- Yazı tanrıçası, elçi- Cebrail
5 -isis - Analık ve bereket tanrıçası- Melekler
6- Set- Kuraklık, kötülük tanrısı- Şeytan
burada ölümden sonraki yaşamı ve mumyalamayı işin içine katmazsak bile büyük bir benzerlik karşımıza çıkar..
Siz ne düşünüyorsunuz..Islamda mı politeist dinler arasında yoksa?:no: :wink:
tabi böylede düşünülebilir.ama unutulmamalıki.islamın iddiası ilk insandan itibaren peygambeler gönderildiği dünyaya.ve mısırada.bu sizin anlattığınız,mısırda islam peygamberlerinin anlattığı öğretilerin deforme edilmiş hali olamazmı.yani inancınız varsa benim dediğim,inancınız yoksa sizin dediğiniz daha mantıklı.
tabi böylede düşünülebilir.ama unutulmamalıki.islamın iddiası ilk insandan itibaren peygambeler gönderildiği dünyaya.ve mısırada.bu sizin anlattığınız,mısırda islam peygamberlerinin anlattığı öğretilerin deforme edilmiş hali olamazmı.yani inancınız varsa benim dediğim,inancınız yoksa sizin dediğiniz daha mantıklı.
Sayın Yusuf beni düşündüren 14 asır önce doğan islamın kaynağı Antik çağ mısır medeniyitenin dininin bir sentezi olamaz mı?
Benzerlikler beni çok şaşırtıyor...:confused1
Tek bir tanrı varsa şayet neden bazı görevleri kendisinden kıdem bakımından daha düşük tanrılara veriyor..Bunlara islamda melek olarak adalandırıyor.
İslama göre kaiantı bile melekler taşıyor..
Hemde su üzerinde..Bu melekler yüzme bilir mi?
Inancım olsun ya da olmasın elbeettek senin fikrinde değerlidir benim için..Ben kendime bu konuda inannçsız diyemiyorum..Ama bütün bunlara yani islama inandığımı söylersem hata etmiş olurum Hrm inanıyorum hem inanmıyorum yani:rolleyes: ..
saygılarımla
manifesto 06.08.2006, 16:48 Haci ; Sayın Yusuf beni düşündüren 14 asır önce doğan islamın kaynağı Antik çağ mısır medeniyitenin dininin bir sentezi olamaz mı?
Benzerlikler beni çok şaşırtıyor
:) İnsan benzetmek istedikden sonra DEVEYİ DAHI SAFKAN ARAP ATINA BENZETEBİLİR..Hakikaten çok benziyor..Döet ayak dört ayak..kuyruk kuyruk..iki göz iki göz...sahi nekadar çok benziyormuş meğer deve safkan arap atına...islamdan bi haber yorum mu desem yoksa çek istediğin yere salla meydan boş yorumumu desem hepsi boş yani..
Antik Mısır Yunan yada her ne ise İslam ile ne alakası var...
muhammedordusu 06.08.2006, 17:04 Sayın Yusuf beni düşündüren 14 asır önce doğan islamın kaynağı Antik çağ mısır medeniyitenin dininin bir sentezi olamaz mı?
Benzerlikler beni çok şaşırtıyor...:confused1
Tek bir tanrı varsa şayet neden bazı görevleri kendisinden kıdem bakımından daha düşük tanrılara veriyor..Bunlara islamda melek olarak adalandırıyor.
İslama göre kaiantı bile melekler taşıyor..
Hemde su üzerinde..Bu melekler yüzme bilir mi?
Inancım olsun ya da olmasın elbeettek senin fikrinde değerlidir benim için..Ben kendime bu konuda inannçsız diyemiyorum..Ama bütün bunlara yani islama inandığımı söylersem hata etmiş olurum Hrm inanıyorum hem inanmıyorum yani:rolleyes: ..
saygılarımla
hayret doğrusu başbakan tanrı diğer bakanlar melek miy miş:sook
:) İnsan benzetmek istedikden sonra DEVEYİ DAHI SAFKAN ARAP ATINA BENZETEBİLİR..Hakikaten çok benziyor..Döet ayak dört ayak..kuyruk kuyruk..iki göz iki göz...sahi nekadar çok benziyormuş meğer deve safkan arap atına...islamdan bi haber yorum mu desem yoksa çek istediğin yere salla meydan boş yorumumu desem hepsi boş yani..
Antik Mısır Yunan yada her ne ise İslam ile ne alakası var...
Efendi dalga geçmeyi bırakın ben ciddi soruyorum..İslam kaynağını göstermedikçe benim için bir putperest bir dindir..
Saygılarımla..
SarıVatoz 21.08.2006, 20:17 Belki Antik çağ Mısır Dini Bozulmuş bir İlahi Dindir Olamaz mı?
“ Kıyamet günü, Allah’ın arşını sekiz büyük melek taşır. Onlar bugün için dörttür.” 3
Sadece hadis olsa neyse, bir de ayet!
“ O kıyamet günü gökler lime lime sarkmış, melekler de onun kenarlarındadırlar. Rabb’inin arşını, o gün onların üstündeki sekiz melek taşır. Kuran / Hakka 69/16”
Altta sabit dört kenar ve bilinen dört büyük melek, yükselmekte olan dört kenar ve gelecekteki dört büyük melek. Sekiz kenar ve sekiz büyük melek! Apaçık görünen dört yüze karşılık, görünmeyen incecik bir çizgi halinde sekiz kenar. Sakın aklıma gelen olmasın?
Evet olabilir, neden olmasın! Tarihte hiçbir şey iz bırakmadan yok olamaz ve antik Mısır’dan geri kalan her şeyin yakılıp yıkıldığı, büyük bir kültürün sır olarak tarihe gömüldüğü şeklindeki yorumlara katılmam mümkün değildir. Çok geniş bir kütüphanem yok ama, büyük bir heyecanla neyim var neyim yok masanın üzerine yığdım.
Bugün için mevcut olan dört büyük meleği ve hangi gücü temsil ettikleri hakkında artık fikrim var. Mikail, Cebrail, İsrafil ve Azrail.
Yani Madde, Akıl, Bilim ve Değişim! Haz. Mikail maddesel varlığı, Haz Cebrail aklı, Haz. İsrafil bilimi, ve Haz. Azrail değişimi anlatıyorlar.
Ya kıyamet günü belirecek olan diğer dört büyük melek? Geceler boyunca süren aramalarım sonuç vermiyor. Kime sorayım dersiniz?
Galiba yine büyük ustayı yardıma çağırmaktan başka çare yok! Buraya kadar kendisinden pek çok şey öğrendiğim, doğunun ve batının büyük ustası Muhiddin-i Arabi!
Önce şunu fısıldıyor;
“Evrende bir şeyden başka bir şeye geçiş hiçbir zaman keskin olmamıştır. Her şeyin başka bir şeyle mutlaka ilgisi vardır.”
Şu halde, gelecekteki bu meleklerin mevcut olan dört büyük melekle bir ilgisi olmalı! Acaba nasıl bir ilgi? Ustanın Türkçe’ye çevrilen bütün kitaplarını toplayıp geceler boyu yine karıştırıyorum. Yok, yok!
Sonra aklıma geldi, sayıları dört değil mi? Şu halde dörtlü anlatımların içinde aramalıyım. Ve bir hafta kadar sonra, bir gece sabaha karşı, işte buldum!
İşte ustanın dilinden mahşerin dört atlısı!
“ Şunu bil ki, Kuran ve şeriatta söz edilen her sayının ilahi bir gizliliği vardır. Bu ifade biçiminde, bir rakamı Allah’ın varlığını ifade ettiği için sayı olarak kabul edilmez. Çünkü bütün sayılar ondan çıkmakta ve onun yok olmasıyla birlikte diğer sayılar da yok olmaktadır. Örneğin, bire bir eklersek iki, ikiye bir eklersek üç, üçe bir eklersek dört çıkar ve bu durum sürer gider. Aynı şekilde birin çekilmesiyle de sayılar küçülmeye başlar ve bire kadar iner. Bir, yarattığı varlıkla birlikte olan Allah’ın sıfatı olduğu ve ondan başka varlık olmadığı için de, bu son birden çıkarılacak başka bir bir bulunamaz ve bu nedenle bir birden çıkarılamaz. Yani mutlak sıfır yoktur. Mutlak sıfırın olmayışı, yokluğun olmadığı anlamına gelir.
Bir sayı olmadığı içindir ki çift sayıların başlangıcı iki, tek sayıların başlangıcı üçtür. Allah varlığı iki sayıdan on iki sayıya kadar yaratmıştır.
Sayıların genişlemesi ise birden ona kadardır ve dört sayısı bu genişlemenin esasını oluşturur. Şunu demek istiyorum ki, birden ona kadar olan bu sayıların içinde, on sayısını elde edebileceğimiz yegane sayı dörttür. Dört sayısı, on sayısının gerçeğidir. Örneklersek,
4 sayısının içinde 3 bulunur ki, 4+3 = 7
Yine 4 sayısının içinde 2 bulunur ki, 7+2 = 9
Geriye ise 1 kalır ki, 9+1 = 10 eder.
Özetlersek, (4+3+2+1) = 10 = 4 demektir.
İlahi bir hikmet taşıyan dört sayısı, bu nedenle sayıların en güçlü olanıdır. Bu dört sayısı öyle geniş bir kapıdır ki anlatmakla bitmez.
Şunu bil ki, her ev bir yapıdır ve her yapı dört temel üzerine oturur. Bu ev sensin ve şimdi anlatacaklarım da senin temel sıfatlarındır.
İnsan on iki özellik üzerine yaratılmıştır. İnsanın bu yapısını meydana getiren ise, dördü temel dördü yaratıcı olmak üzere sekiz esastır. Dört temel esasın (toprak-su-hava-ateş) olduğunu biliyoruz. Canlı cansız tüm varlıklar bu dört esasın içindedir.
Bu dört temel esasla birlikte insanı ortaya çıkaran yaratıcı dört esas ise, (Beden-Nefis-Akıl-Ruh) dur. İnsanlık âlemi binlerce yıldır işte bu dört yaratıcı ile uğraşıp durmuş, bunlardan çeşitli bilgiler edinmişlerdir. Arayıp buldukları bu bilgilerle de, Tevhit dediğimiz Allah’ın birlik sırrına ulaşmışlardır.” 4
Gördünüz mü, büyük bir usta problemi daha çözdü. Bugün için mevcut olan dört büyük melek piramidin tabanındaki dört kenarla temsil edilen Cebrail, İsrafil, Mikail ve Azrail’dir.
Kıyamet günü arşı yüklenecek diğer dört büyük melekse, piramidin yükselen dört kenarı ile temsil edilen Akıl, Ruh, Beden ve Nefistir.
Oysa yine biliyoruz ki bunlar bir insan demektir ve insanlık, yaşayıp ölen her insanla birlikte kıyamete yükselmektedir. Bir piramit, yaratılışın başlangıcıyla kıyamet dediğimiz diriliş günü arasındaki büyük macerayı anlatan dev bir anıttır.
Halen inşa etmekte olduğumuz ve dünya hayatı dediğimiz en büyük piramitse henüz bitmiş değildir. Bu en büyük piramit, kıyamet dediğimiz en tepe noktasına ulaştığımızda bitmiş olacaktır.
Büyük usta bu piramidin en tepe noktasının ne demek olduğunu ve oraya varınca ne göreceğimizi bakın nasıl anlatıyor,
“ Allah Kuran’da şöyle buyurur, ( O Rahman ki, yarattığı arşı kaplamıştır. Taha 20/5 ) Bu ayet üzerinde düşünecek olursanız, arş kelimesinin Rahmanın azametine denk olduğunu görürsünüz. Allah insanı kendi sureti üzerine halifesi olarak yaratmıştır ve arş dediğimiz bu ulvi makam, bu emaneti taşıyan halifenin yeridir. İnsanın yeri ve kıymeti, muhakkak ki her varlığın üzerindedir.” 5
Şimdi anlıyorum ki bir piramit insan suretinde görünen tanrının saklandığı bir tapınaktır. Bir piramit, içinde sakladığı çürümüş bir insanla birlikte dirilişe yükselen insanlıktır. Piramit, gerçekten dünyanın yedi harikasından biridir.
Amon rahiplerinin ne kadar akıllı ve bilgili olduklarını siz de fark ettiniz mi? Herkesin aradığı en büyük hazineyi piramitlerin içindeki mezar odalarına değil, gözümüzün önünde duran devasa taş bloklarla bizzat piramitlerin kendisine saklamışlardır.
Peki ama ya gizli dehlizler, gizli odacıklar, altınlar, mücevherler? Yoksa bizi aldattılar mı?
Evet, altın peşinde koştuğumuzu çok iyi bilen rahipler ve firavunlar, çok derinlere saklarmış gibi göründükleri biraz altınla bizi aldatmışlardır.
İyi ama neden?
Biraz düşünün anlarsınız, gerçekte bizi aldatmamış, kimseye kabahat bulamayacağımız bir ustalıkla bize kendi kendimizi aldattırmışlardır. Kendi anlayışımız, kendi aldanışımızdır.
Firavunların piramitleri yaptırmaktan üç maksatları vardı. Birincisi tarımla uğraşmadığımız boş vakitlerimiz için iş yaratıp bizi kötülüklerden alıkoymak, ikincisi pozitif bilimi öğretmekti. Üçüncüsü asıl maksatları idi. Bize inşa ettirdikleri piramitlerle, din dediğimiz yaşam sırrını insanlığa aktarmak istiyorlardı.
Altınlar mı? Çok basitmiş. Altın saklamaktan maksatları dikkatimizi yaşam sırrının anlatıldığı piramitlere çekmekti ve biz altını bilgiden çok seviyorduk! Hâlâ öyle değil mi? Yazık, çok yazık! Peygamberlerin neden büyük bir hüzün içinde yaşayıp öldüklerini şimdi daha anlıyorum.
***
Şimdi merak edersiniz, insanlık için böylesine önemli büyük bir hazine binlerce yıldır nasıl oldu da unutuldu?
Bu sorunun cevabını Kuran şöyle verir,
“ Firavun haddini aşmış, büyüklük taslayanlardan biri olmuştu. Kuran/ Duhan 44/31”
“ Ya Musa! Firavuna git ve uyar, zira o iyice azdı. Kuran/Naziat 79/17”
“ Ve firavun şöyle dedi, - Ey halkım! Varlığın mülk ve yönetimi benim elimde değil mi? Ben şu meramını bile anlatamayan zavallı adamdan daha hayırlı değil miyim? Kuran/Zuhruf 43/52”
“ İşte kendi halkını böyle küçümsedi. Onlar da ona itaat ettiler. Onlar doğru yoldan sapmış bir toplumdu. Kuran/ Zuhruf 43/54”
Âyetlerden iki şey anlaşılır. Firavunlar azmadan önce kendi toplumlarının peygamberleridirler ve Allah katında iyidirler. Ancak daha sonraları yoldan sapmışlar, hâttâ azmışlardır ve uyarılmaları gerekmektedir. Ve ilk uyarı, yeni bir ev yapmak üzere harekete geçen Haz. İbrahim iledir,
“ Ey İbrahim! Kullarım için bir ev yap ve temiz tut! Kuran/ Hac 22/26”
Çünkü eski ev kirletilmiştir ve bunun sorumluları firavunlar bizzat kendileridir. Onlar Allah’ın arşında oturan görünür tanrı olmayı çok sevdikleri halde, görünen her insanın da kendileri gibi tanrısal olduğunu zamanla unutarak insanlığı gücendirmişlerdir.
İnsanlığın son tapınağı, artık Haz. İbrahim’in inşa ettiği Kabe’dir. Firavunların, en tepesinde tek başlarına oturmak istemeleri üzerine Haz. İbrahim piramitlerin eğik duvarlarını düzeltmiş ve tanrılaşan insanı zirveden aşağı indirmiştir. Bir piramidin en tepesinde sadece kıyamet görünürken, Kabe’nin dört duvarı arasında şimdi sonsuzluk görünmektedir. Artık insanlığı, yine dört yüzü ve yine sekiz kenarı ile Kabe temsil etmektedir.
Sekiz değil, on iki kenarı mı var?
Hayır, on iki görüyorsunuz ama gerçekte sekiz kenarı var. Çünkü üstteki dört kenar, alttaki dört kenarın aynısıdır. Üstteki dört kenar; varlığın başlangıcında yaratılan, kıyamet günü de bizimle birlikte yine var olacak olan alttaki dört kenardan başka bir şey değildir. Bu şu anlama geliyor, toprak su hava ateş olarak tanıdığımız maddi varlık sonsuza kadar bizimle birliktedir. Dirilişimiz, tıpkı bugün olduğu gibi maddidir.
Şimdi orijinalindeki kadar belirgin olmasa da, Kabe’nin iki duvarı diğer iki duvarından biraz daha uzundur. Bu uzun duvarların biri akıl, diğeri ruh dediğimiz bilimsel bilgidir. Diğer iki duvardan biri beden, biri nefistir. Akıl ve ruh duvarları niçin daha uzundur? Çünkü beden ve nefis hayvanlarda da olduğu halde, akıl ve bilgi ancak insana mahsustur ve bu nedenle daha kıymetlidir.
Son kutsal tapınağın sorumluları, şimdi başta Müslümanlar olmak üzere tüm insanlıktır. Eğer kıymetini bilmeyecek olursak, 3000 yıl önce piramitlerin başına gelen, korkulur ki yarın Kabe’nin de başına gelecektir. Hâttâ gelmiştir bile! Görmüyor musunuz önce kapılarını kapadık. Yetmedi tavanını örttük, o da yetmedi kara perdelerle örtüp gizledik.
Biliyorum bakarsak kendimizi göreceğiz. Biliyorum, içinde sakladığını asla görmek istemiyoruz. İyi ama nereye kadar saklayacağız? Söyleyin, Kabe’nin taş duvarları niye örtülüdür? Söyleyin ne işe yarıyor bu örtü?
Yemendeki Himyer krallarına Tübba denirmiş. Tecrid-i Sarih’te, Kabe’yi ilk örtenin Yemendeki son Himyer kralı Esad Ebu Kerib olduğu, bir rivayete göre de Peygamberin onun hakkında, tevhit ehli bir Müslüman olduğunu söylediği bildiriliyor. 6
Kabe’yi örtenin Tübba olduğu kesin gibi, çünkü bu fiili başka üstlenen yok. Ya tevhit ehli Müslüman olduğu? Bakalım Müslüman mıymış?
“ Tübba halkı ve daha öncekiler! Onları helak ettik, çünkü onlar günaha batmış insanlardı. Kuran/ Duhan 44/37”
“ Eyke’liler ve Tübba kavmi. Hepsi Resulleri yalanladı da, duyurulan azap hak oldu. Kuran/ Kaf 50/14”
Afrika’da aç açık insanlar ölüyorken Kabe’yi örtmek için kumaş fabrikası kuran Müslümanlar! Şimdi ya bu örtünün ne işe yaradığını söyleyin, ya da gelin şu ayetleri yeniden bir daha tefsir edin!
Edemediniz mi?
uzun bi yazıdan alıntı ilgisini çekenler tamamını okuyabilrler bugünde amma ilginç yazılar buluyorum
http://www.muritkefer.com/
|
|