Orijinalini görmek için tıklayınız : Tahtacılar


Ali Zülfikar
17.03.2005, 03:47
Tahtacılarda Ağacın Özel Yeri ile Hacıemirliler ve Kızılcapınar

?nsanlık her konuda olduğu gibi inançlar konusunda da bir değişim süreci yaşayarak bugüne gelmiştir. Burada eski inançların; dağların, yüce kayaların, mağaraların, ırmakların, kuşların yanında ağaçların da azımsanmayacak bir yeri vardır.

Ben de eksiğimi noksanımı dostlar hoş görsün diyerek bu konuyu kapsamını oldukça dar tutarak yazmaya çalıştım.

Çok kısıtlı olanakla yola çıkıp Anadolu’daki Tahtacı yerleşim yerlerinin büyük kısmını gezdim. Birbirinden oldukça uzakta da olsalar Tahtacılarda ağaç ile özdeşleşmenin birçok izlerini gördüm. Bunun bir dünü var ki halk yaşatıyor diye düşündüm:

Ardıç ağacı: Diğer birçok ağaç gibi ardıç ağacı Türkler tarafından kutsal kabul edilmiştir. Bugün Tahtacıların en sevdikleri semah “Ardıç ağacı ardıç ağacı başımın tacı” diye başlar.

Çam ağacı: Tahtacıların geçim kaynağı ağaç kesim işinde en çok çam ağacı ile karşılaşırlar.

Meşe ağacı: Birçok Tahtacı yerleşim yerini gezdiğinizde, örneğin ?çel-Kuzucubelen, Silifke-Kırtıl, Mut köyleri, Muğla-Ula-Çörüş vb. yerlerde küçük bir meşe korusunu ziyaret yeri olarak görürsünüz. Belli günlerde ziyaret edilen bu meşeliklere adaklar adanır, kurbanlar kesilir, dilekler dilenir, bez bağlanır, saç teli bağlanır vs. Yakut Türklerine aile ocağı sönmemesi gereken kutsal bir ateştir. Ocağı bir ruh korumaktadır. O ruhu yaşatmak için ocak ateşi hiç söndürülmez, düşmana, ateş verilmez. Bu ocakta yanan Meşe (Mas) ağacıdır.

Manisa ili Salihli ilçesi Kabazlı Köyü bir Alevi-Türkmen köyü, köydeki adak yerleri ya da ziyaretlerin adı şöyle:

1. Orman Dede

2. Çalı Dede

3. Gözcü Dede

4. ?rfan Dede

5. Hayıt Dede

6. Pıynar Dede

7. Gül Dede

Görüldüğü gibi kutsal sayılan yedi mekânın önemli bir kısmı ağaç adı taşıyor.

Tahtacılar için birçok araştırmacı Ağaçerilerin torunları tanımlaması getiriyor. Belki öyle belki değil araştırmaların yoğunluğu, objektif bakışla bulunan belgelerin değerlendirilmesi bizleri belli bir sonuca götürecek. Tahtacıların anıldıkları ad, yaptıkları iş, yaşadıkları alanlar, ağaçlara gösterilen özel saygı bizleri biraz tarihteki ağaç tapımını araştırmaya götürüyor.

Hacıemirliler ve Kızılcapınar

"Hacıemirli" adlı Tahtacı oymağının bir adı da Aydınlı'dır. Çukurova’dan Aydın’a gelen sonra geri dağılan oymak Aydınlı adıyla biliniyor. ?brahim-i Sani’nin torunlarından ?smail Paşa Reşadiye yakınlarındaki Kızılcapınar’a yerleşiyor (Aydın-Ortaklar’dan 5 km. Aydın yönünde-Kızılcapınar). Kızılcapınar’da Hacıemirli Ocağı’nı yaşatıyorlar. Daha sonra bu sülaleden Halil Bey ile kardeşi Sani Bey geliyorlar. Halil Bey ?zmir-Menderes ilçesi Bulgurca köyünden yine Hacıemirli oymağından Küçük Hüseyin lakaplı birinin kızı Elif’le evleniyor.

Halil Beyin ilk eşinden iki çocuğu, ikinci eşinden de oğlan bir kız çocuğu olmuş. Büyük oğlu Cafer Gerçek bir süre, diğer kardeşi ?smail de hayli süre cem yürütmüş. Bunların mezarı Eski Bulgurca’da Çileme yolu üzerindeki aile mezarlığındadır. Babalarının ve amcalarının mezarları da aynı yerdedir.

Yaşayan kardeşlerden ?ehriban Kızılcapınar’da evlidir.

Aydın Gerçek ise Menderes ilçesinde oturuyor.

Dedelik yapmayan Aydın Gerçek bize gerçek bir konukseverlikte bulundu. Yol gösterdi, iz gösterdi, sağolsun.

Aydın Germencik’te: Akçeşme, Güzeltepe, Kızılcapınar köyleri

Aydın Ortaklar: Tekin Köyü

Aydın Söke: Atburgazı, Güneyyaka köyleri ile Cumhuriyet mahallesi

Aydın Kuyucak: Ermene, Kuyucak, Sarıcaova köyleri

Manisa Alaşehir: Haceliler ve ?ahyar köyleri

Muğla Milas: Mersimet (Pınarcık), Kumköyü, Güren Köyü (Kıyıkışlacık) köyleri, Hacı Emirli ocağına bağlı imiş.

Aydın-Germencik-Kızılcapınar Köyü

Hacı Emirlilerin ataları önce Germencik’in Türkmen obası mevkiine gelip yerleşmişler. Kısa bir süre orada kalmışlar. Köye su getirmişler. Çeşme’nin adı hala Türkmen çeşmesi imiş.

Eski mezartaşlarında Kazayağı işareti yok. Ancak Bayram Kemancı "çocukluğumda mezartaşı yerine konulan tahtalara kazayağı işareti yapılırdı" diyor.

Türkmen obası şimdiki Kızılcapınar’a 5-6 km. uzaklıkta Ortaklar’dan Balatçık köyüne giden yolla gidiliyor. Balatçık'tan 3-4 km. sonra yukarıda yolun sağında eski iki türbe kalıntısı ve çevresinde mezarlık var. Bu mezarlık, Hacıemirli soyunun son belgelerini saklıyor. Mezartaşlarının bazılarının resimlerini aldım. Bir zamanlar varlıklı bir yaşam sürdürdükleri kanısını uyandırıyor mezar taşları. Bu mezarlık korunması gereken bir Tahtacı mezarlığı.

Umarım Aydın Valiliği, Germencik Kaymakamlığı, Kızılcapınar halkı, Hacı Emirli tüm Tahtacılar, Kültür Bakanlığı vb. birileri buranın önemini anlar korur. ?brahim-i Sani’nin sancağı ?stanbul’da bir müzede imiş.

?imdiki Kızılcapınar’a 1961 yılında gelmişler. Türkmen obası'ndan Eski Kızılcapınar’a geldikten sonra 120-130 yıl kadar kalmışlar. Bir heyelan sonrası 1961’de bugünkü Kızılcapınar’a gelmişler. Yani Kızılcapınar’a insan kıran yüzünden -bulaşıcı bir hastalık- sonucu geldik diyenler de var.

Kızılcapınarlılar sevecen, güleryüzlü, eğitimli, konuksever insanlar. Ancak inançlarına karşı bir özensizlik, kayıtsızlık benliklerini sarmış gibi geldi bana. Söyleştik. ?nançları konusunda bilgi verecek bir kaç yaşlı dededen başka kimse kalmamış, yayın organları ulaşmıyor. Kurumlar dede yetiştirip birkaç yıl içinde buralara göndermezlerse büyük yanlışın sorumluları olacaklar.

Kızılcapınar’da cemevi yok. Camileri var. ?mam var. Namaza giden yok. Muharrem orucu yaşlılarca tutuluyor. Dede ocağı oldukları halde cem yapmıyorlar. Aşure düzenli yapılıyor. Köyde Hacıemirli soyundan yaşayan ve dedelik yapmayan dedeler; Veli Erenoğlu, Ahmet Aşcı var. Köyün rehberi Bayram Kemancı imiş. Çevre köylerle iyi geçiniyorlar. Halk ozanlığı geleneğini sürdüren yoksa da 1979 yılında Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri adlı bir kitapçık da bastıran Bayram Kemancı

“Bahçede bir ağaç meyve vermezse

Onu da kökünden sökmek isterler

Yeşerip biterse dikenli çalı

Ondan koklamaya bir gül isterler”

diye doğaçlama bir dörtlük attı önümüzde.

?ki yüz evi aşkın Kızılcapınar, korunması gereken bir evrensel değerlerle dolu yüz akı inanç, örneği olmayan bir Türkmen mezarlığı, cem, musahiplik düşkünlük derken, bir şeyler göz göre göre bağıra bağıra sönüp gidiyor.

Bizden yazması... Belki gençler büyüklerini utandırır umudu ile... Çünkü “?nançlar en su katılmamış düşünce varlıklarımızdır. Onların özünde kolay kolay değişmeyen boyası değişse bile yapısında kendini sürdüren bir yaşama gerçeği gizlidir. Bu gerçek bize Anadolu’da bir kopuşun olmadığını, içten gelen bir kök bulunduğunu gösteriyor” diyor, ?smet Zeki Eyüboğlu. [Bkz.?smet Zeki Eyüboğlu: Tanrı Yaratan Toprak. ?stanbul 1990]

Kaynak kişiler:

Aydın Gerçek: Cumaovası/?zmir, 61 yaşında, evli, 2 çocuklu, plastik doğramacı.

Bayram Kemancı, Germencik-Kızılcapınar/Aydın, 1337 doğumlu, evli, 6 çocuklu, emekli.

Mehmet Ali Erenoğlu, Germencik-Kızılcapınar/Aydın, 68, yaşında, evli.

Ali Zülfikar
17.03.2005, 03:53
Akçaeniş Köyü ve Akçaeniş Tahtacılarının Yerleşik Düzene Geçişi

Akçaeniş, genel olarak Tahtacı köyü olmasına karşın, kısmen Bektaşilerin de bulunduğu; bu niteliğiyle, Alevilerin ve Bektaşilerin birlikte "yan yana" yaşadığı, nüfusu yaklaşık 1500 kişiden ibaret bir yerleşim birimidir.

Köy Üzerine Genel Bilgiler (Köyün Coğrafyası)

Akçaeniş, Akdeniz Bölgesi'nde Antalya'nın güneybatısında kalan ve ona 129 km. uzaklıkta olan Elmalı ilçesinin Akçay bucağına bağlı bir köydür. Elmalı'ya 18 km.

uzaklıkta ve onun güneybatısında, Akçay'ın da 9 km. kuzeydoğusundadır. Denizden yüksekliği 1050 m. olan Elmalı Ovası'nın güneyinde ve onun bir bölümünü oluşturan Zümrüt Ovada kurulmuş ova köyü ve toplu bir yerleşim birimidir. Yerleşim yerinin etrafında, tarım alanları ile elma bahçeleri vardır. Güneybatısında, Muğla il sınırına paralel olarak uzanan sivri ve keskin sırtlı tepelerin yer aldığı Akdağ; güneydoğusunda Bey Dağları ve Avlan Gölü bulunmaktadır.



Yerleşik Düzene Geçiş (Köyün Tarihi)



Köy, 1929 yılında kurulmuş. Ondan önce, köyün bulunduğu yer, 7-8 haneden ibaret olan Bektaşilerin yaşadığı ve tarımla uğraştıkları "çiftlik"miş. Bektaşilerin burada bulunmasının nedeni, "Abdal Musa Tekkesi ve Türbesi"nin Tekke Köyü'nde -ki köy Tekke Köyü'ne 3 km. dir- olmasıymış.

1929 yılında Fethiye yöresinde yaşayan Tahtacı oymaklarından kimi haneler, yerleşik düzene geçip, tarımla uğraşmak istemişler. Kara çadırla konup-göçen bu oymaklar, hem hayvancılık yapıyorlarmış, hem de ormanda çalışıyorlarmış. Cumhuriyetin ilânından sonra, ormanlarda tüccarların işletmecilik yapmaya başlamaları, Tahtacı oymaklarının hareket yeteneklerini ve iş alanlarını kısıtlamış. Buna, tarımla geçinen köylerin, göçebelik yapan ve hayvancılık ekonomisine sahip oymaklardan, tarım alanlarına zarar vermeleri nedeniyle artan bir şekilde, şikâyetçi olmaları ve merkezi hükümetin baskısı eklenince, oymaklardan bir kısım haneler, toprağa dayalı yerleşmeler kurmak istemişler. Böylece, Fethiye yöresindeki Tahtacılardan "Gökçeli Oymağı"na bağlı 7 hane, bu "çiftliği" satın almış ve buraya yerleşmişler. "Kazan kazan, ver katıra; artırırsan ve bakıra, bakır da bir kıymettir" anlayışındaki katır ve bakır yerini toprağa bırakmış. Zamanla, ilk yerleşen hanelerin toprak sahibi olmak ve tarımla uğraşmak isteyen akrabaları, onların yanına yerleşmiş, köy oluşmuş. "Çiftlik" adı da kullanılmaz olmuş. Köy yolunun, biraz eğimli bir yerde bulunan yıkık bir değirmenden geçmesi ve toprağın da beyaz gibi gözükmesi nedeniyle adına "Akçainiş" denmiş. Köyün adı, daha sonra "Akçaeniş" olarak kullanılmaya başlanmış.

Ali Zülfikar
17.03.2005, 03:55
Alamut

[Yerleşik Düzene Geçiş: Köyün Kuruluşu]

Canlı tanıkların verdiği bilgilere göre bugünkü Alamutluların dedeleri ve soy ağaçları Horasan’a dayanmaktadır. Göçebe olarak yaşayan topluluk, 1800 yıllarından itibaren Akdeniz kıyılarında yaşamış ve kendini en güvende hissettiği dağlık alanlarda çeşitli dönemlerde konaklayarak Madran dağları eteklerinde kurulu olan bugünkü Alamut Köyü'nün bulunduğu bölgeye kadar gelmiştir. Bu göç sırasında, kendi içinde çesitli parçalara bölündüğü gibi ayni şekilde göç güzergâhındaki yeni katılımlarla da 1930 yılının başlarında Alamut Köyü'nü kuran topluluğu oluşturmuştur.

Göçebe olarak yaşayan bu topluluğu esas olarak dağlık alanlarda yaşamaya iten nedenler arasında güvende olmak gibi bir isteğin yanı sıra aynı zamanda ekonomi de önemli rol oynamıştır. Topluluğun esas ekonomik uğraşıları keçi, koyun ve küçük ev hayvanlarından ibaret hayvancılık ile kaçak kalas ve odun satmaktan ibaret ormancılıktır. Çevrede yaşayan yerleşik halka çatı yapımında kullanılan kalas ve odun türleri pazarlanmıştır.

Cumhuriyet'le birlikte merkezi devletin yeniden kurulması ve özellikle de Batı Anadolu'da devlet otoritesinin sağlanması, göçebe yaşamın artık dağlarda özgürce sürdürebilinmesini imkânsızlaştırmaya başlamıştır. Keza ormancılık (Tahtacılık) ve yine hayvanların dağlık ve ormanlık alanlarda otlatılabilmesi, ormanların devlet kontrolüne geçmesiyle birlikte engellenir olmuştur. Ayni şekilde dağlık ve ormanlık alanlar, devletin gözünde silahlı eşkiyaların yaşadığı bölgeler olduğundan, topluluğun devlet şiddetine maruz kalma tehlikesini yaratmıştır. Zaten geçmişte Yavuz Sultan Selim döneminde mezheplerinden (Alevi olmaları) dolayı takibata ve katliama uğramış topluluğun böyle bir tehlikeyi yeniden göze alması zor olduğundan, bu ekonomik ve siyasi şartlar topluluk içinde devlet otoritesi altında yerleşik düzene geçme fikrinin gelişmesini sağlamıştır.

Bu dönemde bu temel fikrin sahipleri Haçan (Hasan Kahyaoğlu), Veli Ağa (Veli Kulakoğlu), Karaoğlan (Mehmet Yıldıy), Hallağa (Halil Çörtük) ve Kırbaş (Mehmet Kırbaş), aynı zamanda nüfus ve ekonomi açısından en güçlüler olduklarından, bu yerleşik yapıya geçişin öncülüğünü yapmışlardır. Bu öncüler, aynı zamanda köyün ilk kurulduğu alan olan çiftliğin satın alınmasında da en büyük maddi payı yatırdıklarından, daha sonra arazinin dağıtımında maddi payları oranında toprak sahibi olmuşlardır.

[Belli Başlı Sülaleler]

Köyün kuruluşunda yaklaşık olarak 65 haneden oluşan topluluk, belli başlı şu sülalelerden meydana gelmektedir:

· Ataşlar (Cırık Hüseyin),

· Battallar ve Kâhyagiller (Battal Hasan),

· Çörtükler (Balyeme – Ali),

· Gökmenler (Gök Hasan),

· Hacıaliler (Kokkulu Hacı Ali),

· Kırbaşlar (Çolak Hüseyin),

· Kulaklar (Veli Ağa),

· Ördekler (Kırbaş Mehmet – daha sonra Ördekçi),

vs. gibi.

Bu oluşum döneminde daha birçok küçük sülale ve aile vardır.

[Arazi ve Geçim Kaynakları]

Köyün arazisi o dönemde Selanikli Çokaraki isimli bir Rum’dan 27.000 TL karşılığı 6000 dönüm olarak alınmıştır ve sınırları güneyde Altıkavak, batıda Ağa Suyu (Deli Ali yurdu), kuzeyde Dikili Taş, doğuda ise Akçay deresi arasındaki topraklardan oluşmaktadır. Köyün alınması için ödenen 27.000 TL bedelin 12.000 TL'lık bölümünü Veli Ağa, Halil Ağa ve Battal Hasan ödemişlerdir. Daha sonra, arazi dağılımı 2.000 TL karşılığı 1 dönüm arazi olarak yapılmış ve herkes parası oranında arazi sahibi olmuştur.

Köyün yerleşeceği çiftlik alındıktan sonra, köy arazisinde pay sahibi olmalarına rağmen, birçok aile yarı göçebe olarak, yılın bir bölümünü yaylalarda ve dağlarda geçirmeye devam etmişlerdir.

Yerleşik düzene geçişle birlikte, üretim biçimi de değişmiş, giderek zayıflayan Tahtacılığın (meslek olarak) ve hayvancılığın yerini tarım almaya başlamıştır. Köy giderek büyümüş ve günümüzde 18000 dönüm ekilebilir araziye ulaşmıştır.

Tarım içinde öne çıkan ürünler pamuk (yıllık ortalama 500 ton), buğday, arpa ve bölge koşulları dolayısıyla zeytin ve zeytinyağı üretimidir. Ayrıca hayvan besiciliği ve süt (günlük 7 ton süt) üretimi önemli gelir kaynaklarını oluşturmaktadır.

Tarım, giderek makinalı tarıma dönüşmüştür. Kesin olmayan bilgilere göre şu anda 700 hanelik köyde, 250 civarında traktör ve çok sayıda çeşitli tarım makinası bulunmaktadır. Muhtarlığa bağlı olan kamu arazisi ise, yalnızca köy okulunun Öğretmen Lojmanları’nın olduğu yer, spor sahası (ki, bu saha 1986 yılında 40 civarında köy gencinin katkısıyla, "Beden Eğitimi ve Basketbol Sahası" olarak düzenlenmiştir) ve 16 dönüm sulak arazidir.

[?dare Biçimi: Muhtarlık]

Tam anlamıyla yerleşik düzene geçiş, süreç içinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle mahalli idare (Muhtarlık), 1932 yılında ilk Muhtar seçilen Mehmet Çetin'le başlamıştır. Tarih sırasıyla günümüze dek şu muhtarlar görev yapmışlardır.

1932-1934 Mehmet Çetin

1934-1936 Halil Çörtük

1936-1939 Hasan Kahyaoğlu

1939-1941 Hasan Çörtük

1941-1943 Mehmet Akçay

1943-1945 Hüseyin Çörtük

1945-1946 Hüseyin Öztürk

1946-1951 Hüseyin Pehlivan

1951-1955 ?ükrü Kahyaoğlu

1955-1965 Mehmet Pehlivan

1965-1967 Hulki Kulakoğlu

1967-1975 Mehmet Öztürk

1975-1977 Hulki Kulakoğlu

1977-1982 Mehmet Kulakoğlu

1982-1990 Hasan Tekin Öztürk

1990-1994 Hasan Kahyaoğlu

1994-1998 (Bu dönemde değişik kişiler vekaleten muhtarlık yapmışlardır)

1998- Hasan Öztürk.

Ali Zülfikar
17.03.2005, 03:57
[Hane-Nüfus]

Arazinin büyüme oranı nüfusun büyüme oranıyla eşit gitmese de başlangıçta 65 hane ve yaklaşık 1000 kişiden oluşan köy nüfusu, bugün toplamda 700 hane (bunlardan 100 hane yurtdışında yaşamaktadır) ve 3000 kişiye (Bunlardan 700 kişi yurtdışında yaşamaktadır) ulaşmıştır.

[Eğitim-Öğretim]

Yerleşik düzene geçişle birlikte ve nüfusun büyümesine orantılı olarak, eğitim sorunu da kendini dayatmış, önceleri tek öğretmenle 1943'te eski Kule binasında tek sınıflı öğretime başlayan ilkokul, 1946'da köylülerin çabasıyla, şimdiki Öğretmen Lojmanları'nın bulunduğu yerdeki yeni binasına taşınmıştır. 1961'de öğrenci sayısının artmasıyla birlikte, üç dershaneli ve şu anda içinde öğretim yapılan 6 sınıflı yeni bir okul daha yapılmıştır. 1946'da yapılan okul, 1972'de öğretmen lojmanlarına dönüştürülmüş ve 4 öğretmen ailesine barınma imkânı sunmaya başlamıştır. ?lk yıllarda 2 öğretmen ve 50 öğrenciyle eğitim yapan okul, şu anda 142 öğrenciye öğrenim imkânı sunmaktadır. Bunlardan 46'sı, çevre köylerden gelen taşımalı eğitim kapsamındaki öğrencidir. Fakat köy okulunda okumayan; başka yerlere öğrenime giden 20 kadar ilköğretim öğrencisi daha bulunmaktadır. Okulun günümüz koşullarına uygun modern bir yapıya kavuşturulması ve aynı zamanda 8 yıllık temel eğitim-öğretim verebilmesi ve eğitim kalitesini yükseltebilmesi için, şu anda yeni bir okul binasının inşaatı sürmektedir. Yeşil bir alan içinde olan okulun, aynı zamanda öğrencilerin spor ihtiyacını giderebilmesi için, bir beden eğitimi ve basketbol sahası vardır.

Köydeki eğitim-öğretimin dışında 27 öğrenci yüksekokul ve fakülteye gitmekte, 5 öğrenci 2000/01 ders yılında yükseköğretime başlayacaktır. Bunun dışında 25 kadar öğrenci üniversite sınavlarına katılmaktadır.

[Ulaşım-Ulaştırma]

1971-1972 yıllarında elektriğin ve yine aynı yıllarda telefonun köye gelmesi, hayat standartını belirli ölçülerde artıran önemli iki faktördür.

Yine nüfusun büyümesiyle orantılı olarak ulaşım ve yapılaşmada da belirli aşamalar kaydedilmesine rağmen, Türkiye genelinde gözüken önemli sorunlar Alamut’ta da baş göstermeye başlamış ve bugün çözüm beklemektedir.

Daha önceleri gerek dağlık arazilere ve tarlalara üretim için, gerekse diğer kentlere gitmek için, hayvanlarla yapılan ulaşım, giderek tarla yollarının stabilize edilmesiyle ve yine 1967 yılında daha önceleri stabilize olan, Bozdoğan-Nazilli yoluna bağlanan köyün ana yolunun asfaltlanmasıyla motorlu taşıtlarla yapılmaya başlanmıştır. Günümüz koşullarında köyden Nazilli ve Bozdoğan'a sefer yapan minibüsler, ulaşımı önemli oranda rahatlamaktadır. Fakat yapılaşmanın bilinçsizce gelişmesi ve herhangi bir merkezi şehir planlamasının olmaması sonucu, köy içindeki yollar oldukça dar olup, ulaşımı zorlaştırmaktadır. Bir dizi tarım aracı, bu yollardan güçlükle geçebilmektedir. Zorunlu sağlık ve sosyal hizmetlerini yerine getirebilmek için ambulans ve itfaiye araçlarının köy içi yollardan geçebilmesim, neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

[Çevrecilik ve Çevre Sorunu]

Aynı şekilde bu tür yapılaşma, zaten Türkiye genelinde oldukça düşük bir bilince sahip olunan çevre konusundaki sorunları iyice katmerleştirmektedir. Son yıllarda Türkiye sanayicilerinin yalnızca kârlılık ölçeği ile yaklaştıkları paketleme-ambalajlama yöntemleri, Alamut gibi bir köyün bile bir dizi mahalle ve sokağını pet şişe ve plastik artıklarıyla doldurur hale getirmistir.

Nüfusun artması ile birlikte yine bir başka sorun olarak foseptik artıklarının arıtma tesisleriyle temizlenmesi sorunu gündeme gelmiş, ilk aşama olarak 1999'da tüm köyü kapsayacak bir kanalizasyon çalışması başlatılmıştır. Yine bu faaliyetin önemli yükünü, Alamut köylüleri kendileri taşımaktadır. Keza Hazine'den yeterli yardımı göremeyen köyde, kanalizasyon çalışmaları kendi imkânlarıyla kaplumbağa hızıyla ilerlemektedir.

[Su]

1970'te evlere su bağlanması, yaşamı kolaylaştırmanın ana unsurlarından biridir. Bugün günlük ortalama 850 ton su tüketilmektedir.

Ayni şekilde 1989'da ünü Türkiye sınırlarınıda aşan Madran suyu köylülerin imece usulü çabalarıyla 48 km. mesafeden içme suyu olarak Madran dağı su havzalarından köye bağlanmış ve çeşitli mahallelere konulan çeşmelerle köylülerin kullanımına sunulmuştur. Daha sonra 1992'de Madran suyu bağlantısı yenilenerek doğrudan evlere verilmeye başlanmıştır. Gelirleri yalnız başına su parasından oluşan muhtarlık, ki bu paralar bile ekonomik sebeplerle toplanamamaktadır, köyde gerekli olan bir dizi (kanalizasyon, köy için kullanılan makinaların elektrik ve mazot giderleri vb.) harcama için kaynak sıkıntısı çekmektedir.

[Sağlık]

1960'tan itibaren, sürekli olarak bir ebe köyde görev yapmıştır. 1989'da köy konağı, daha sonraları cemevi amacıyla yapımına köylülerin kendi tasarrufları ve imece yöntemiyle başlanan ve 1998'de inşaatı bitirilen sağlık ocağı hizmete açılmıştır. Bir doktor ve iki hemşireden olusan sağlık ekibi, kısıtlı imkânlarına rağmen, köylülere sağlık hizmeti vermektedir. Ateş, öksürme, yanma vs. gibi belirtilerle sıkça gözüken hastalıklar bile, sınırlı olan gereçlerle, tam anlamıyla tedavi edilememektedir.

Sağlık ocağının bir dizi tıbbi malzemeye ihtiyacı vardır. Yine çok sıcak geçen yaz aylarında üzücüde olsa, zamam zaman meydana gelen ölümler karşısında gerek sağlık uzmanları, gerekse köylüler, cenazenin bir sonraki güne saklanabilmesi konusunda önemli sorunlar yaşamaktadır. Köyde cenazelerin saklanabilmesi için, bir morg bile mevcut değildir.

Köy 1982'de Ege Ordu Komutanlığı tarafından asayiş açısından; 1986'da da nüfus planlaması açısından, "Türkiye Nüfus Araştırması ve Aile Planlaması Enstitüsü" tarafindan, tüm Türkiye genelinde örnek köy olarak ilan edilmiştir.

["Gurbetçiler"]

1960’lı yıllarından itibaren Türkiye’den bir dizi Avrupa ülkesine yaşanan iş-işçi göçü kendini Alamut’ta da göstermiştir. Ekonomik sebeplerle bugünkü sayıları yaklaşık olarak 700’e ulaşan bir bölüm Alamutlu, başta Almanya olmak üzere, bir dizi Avrupa ülkelerine çalışmak üzere yola çıkmıştır. Bugün, Alamut'tan aşağı yukarı her aileden bir üye, yurtdışında yaşamakta ve çalışmaktadır.

Bu durum Alamutlular arasında çok canlı olan dayanışma ruhu ile birleşince, gerek bir dizi ailenin ekonomik olarak rahatlamasını, gerekse köyün önemli sorunları olan kanalizasyon, yol, elektrik ve Madran suyunun köye bağlanması vb. gibi bitirilmiş ya da yürütülmekte olan projelerin esas mali gücünü oluşturmuştur. Yurtdışında oluşan bu mali güç, aynı zamanda tarımın her alanında makinalı üretimi mümkün kılan çok önemli bir faktördür. Zira bir dizi tarım makinası, köye yoğun olarak "Almancılar"la birlikte gelmiştir. Köy için önemli bir mali güç oluşturan Alamutlu gurbetçiler, yaşadıkları ülkelerde Türkiye'nin diğer bölgelerinden yurtdışına çalışmaya giden insanların karşılaştıkları sorunların benzerleriyle karşılaşmışlardır.

Yaşadıkları ve büyüdükleri topraklardan ayrı kalmanın üzüntüsü-hasreti yanında, başta gittikleri ülkenin diline ve kültürüne yabancı olmanın getirdiği bir yığın problem omuzlarına binmiştir. Gittikleri ülkelerin dilini bilmemekten kaynaklanan, kendini ifade edememenin yanında, yanlarında götürdükleri ya da yurtdışında dünyaya gelen genç nesiller, giderek kendi kültür ve(ya) geleneklerine yabancılaşmaya başlamışlar; fakat tam anlamıyla da yaşadıkları ülkelerin kültürüyle bütünleşememekten kaynaklanan önemli psikolojik ve sosyal sorunları da beraberinde yaşamaktadırlar.

[Alamut Gönüllüler Birliği]

Yukarıda köyümüzün yakın tarihini kaba hatlarıyla anlatmaya ve kısa bir biyografisini çıkarmaya çalıştık. Bir dizi gelişmeyi anlatırken, aynı zamanda sağlık, ulaşım, çevre, ekonomi, gurbetçi Alamutlular vb. konularında halen çözüm bekleyen sorunlarına da kısaca değindik. ?şte bu sorunların ertelemek ve beklemekle çözülemeyeceği bilincine ulaşan biz genç Alamutlular, bu sorunları peyderpeyde olsa mümkün olduğunca çözmek için örgütlenmeye karar verdik. Bu nedenle 1999 yılının Ocak ayında “Alamut Gönüllüler Birliği"ni kurduk.

Bizimle yazışmak işin:

Alamut Gönüllüler Birliği

Postfach 990 302

90270 Nürnberg

adresine başvurabilirsiniz.

Ali Aksüt

Ali Zülfikar
17.03.2005, 03:59
Bademler Köyü

Anadolu’nun en batısında, Çeşme yarımadasında bir Alevi-Tahtacı köyü var, Bademler. Aşağı yukarı, 150 yıl önceleri kurulmuş. Daha önceleri Çeşme yarımadasının kıstağını oluşturan, sanki yarımadayı Anadolu’dan ayıran Kızıldağ’da ağaç biçerek, ?zmir’e satan ve geçimlerini sürdüren; konar göçer olarak çadırlarda yaşayan halk, köy olup yerleşik düzene geçince, tarımla uğraşmaya başlamışlar. Ekin ekip, biçmişler; zeytin, palamut toplamışlar; hayvan beslemişler. 1900 yıllarında, bağban olmuşlar; bağ yetiştirip, üzüm derlemişler. 1930 yıllarında, tütüncülük yapmışlar; yarımadanın en iyi, hem de en çok ürününü elde etmişlerdir. 1970 yıllarında, pek çok genç Almanya’ya işçi olarak gitmiş, kalanlar da çeşitli işler görmektedirler. Köyün tarlaları, kıraç olup, verimsizdir. Bu nedenle, halk yoksulluktan kurtulamamış, orada-burada, işçi olarak çalışmak zorundadır. Almanya’ya gidenler bile, varlık edinip, belli bir üretim kurumu oluşturamamışlardır. Bu olumsuzluğun bir başka nedeni de hani az-biraz da olsa, modaya düşkün oluşları; bugün bulduğunu, bugün yemeye kalkmış olmalarıdır. Eski görenekler, hemen hemen tümüyle unutulmuş; ancak adaklar, kurban kesip, yeyip-içmeler, savruk ve gösteriş sevdalısı düğünler sürüp gitmektedir. Bir de dayalı döşeli villamsı, apartmanımsı evler göze gelmektedir; ama tüm bu yoksulluğa karşın, çağdaş görüş ve davranış kalıplarıyla yaşam sürmektedirler. Her şeyden önce, Atatürk ilkeleriyle yol almaya yöneliktirler. ?nsan hakları ve sosyal adalet yanlısıdırlar. Asla bağnazlıkları yoktur; tutucu değiller, laik anlayış içindedirler. Tüm dünyaya ama şeriata değil, açıktırlar, insancıldırlar.

Para ile yöm veren, hayırlı dua okuyan, sağa saptın-sola baktın ya da yabancıya kapı açtın deyip de kullarını düşkün eden dedeleri, (hocaları zaten yok ya); Peygamber soyundan geliyorum, seydiyim diyen cahil mürşitleri, daha 1950 yıllarında dışlamışlardır. Daha dün dışarıya kız verilmez, dışarıdan kız alınmazken, yoksa düşkün sayılırken, bu saplantıyı silkip atmışlar; gönül kimi severse onunla evlenmeye başlamışlardır. Kara günde olsun, mutlu günde olsun, hani “bugün bana ise yarın sanadır” gibisinden emek karşılığı ortaklaşa yaşam, daha doğrusu yaşamı paylaşmak istemeleri, Bademler halkının sosyal adalet anlayışını kanıtlar. Onların bu yetenekleri, ta Orta-Asya’dan, Türkmen oluşlarından; Anadolu ile bütünleşmiş olmalarından, yani Anadolu halklarının eski göreneklerine uyum sağlamalarından; doğal yapıya gerçek gözle bakmalarından, başka halklarla kaynaşmış olmalarından, kısacası Alevilikten kaynaklanmaktadır. Anadolu’nun pek çok yerlerinde köy olmuş Aleviler, hemen hemen hepsi de bu çağdaş görüş açısındadırlar.

Ali Zülfikar
17.03.2005, 04:00
Çamalan

Tarsus-Ankara otoyolunun 45. km.sinde Kurttepesi ile Kurtboynu sırtı arasına kurulmuş Tarsus'a bağlı bir Tahtacı köyü Çamalan.

Hacıemirlilere bağlı Menemenci denilen oymaktan ayrılmışlar. Menemen'den geldiklerini atalarından duymuşlar. Menemen Yund Dağı çevresinde Menemenci denilen bir Tahtacı oymağının bulunduğunu Y. Ziya Yörükan da doğruluyor. Bu oymağa Üsküdarlı dendiğini de köylüler söylüyor. ?zmir Kemalpaşa'da yakınları yaşıyormuş. Eselilerden ayrılan Üsküdarlılar genellikle bu yörede yaygınlar. Enseli ise Eseli'nin süreç içerisindeki değişiminden başka bir şey değil.

Çamalan'dan önce Tarsus'un Kaderli köyüne yerleşmişler. Kaderli'de hâlâ ekenekleri var. H. 1310 yılında Çamalan'a üç-beş ev gelmiş. ?imdiki yerlerini Güğlek (Gülek)'lilerden satın almışlar. Bunlar şimdi Çatal soyadını taşıyanların atası Kütüz Ali'nin torunları. Bunlar orman işçiliği, tahtacılık yanında çiftçilik de yapmışlar.

Çamalan'daki sülaleler

1. Çatallar,

2. Alibodalar,

3. Haceliler

4. Halikağalar (Pevciler) lakaplarını taşıyorlar.

Tümü de Menemen'den gelmeler. Çamalanlı Tahtacıların dedeleri Islahiye'den geliyormuş. ?imdi her yerde olduğu gibi burada da cem yapılmıyor. Bu da bize Üsküdarlı ve Eselilerin çoğu gibi bunların Yanyatır Ocağına değil Islahiye'deki ?brahim-i Sani Ocağı'na bağlı olduklarını gösteriyor. Cemlerin yapılmayışı ocak bağını da yok ediyor.

Çamalan Köyü 200 evi aşkın. Köyde dernek, cemevi yok. Köyde "Makam" denilen ziyaret edilen bir taş yığını var. Gençler musahip kardeşliğini sürdürmüyorlar.

Köyde başka türbe yatır ya da kutsal bir mekân yok. Orman işçiliği ile geçiniyorlar.

Muharrem orucu düzenli tutuluyor. Dışarıdan kız alıp vermiyorlar. Her ağustosta Çamalan'da kültür şenliği yapma kararları var.

Köyden ayrılanlar genellikle Tarsus Seksenikievler ile Mersin'de çalışıyorlar. Düğün, nişan, ölüm sırasında gelenekler yaşatılıyor. Cem yapılmasa da yaşlılar perşembe geceleri toplantıları yapıyor. Semahlar unutulmaya yüz tutmuş. Düğünlerde mengi dönülüyor. Âşıklık geleneği yaşamıyor. Ozan Esrari Çamalan'dan evlenmiş. Gençler yeniden sazı keşfetmişler. Kente yerleşenler, var olan Alevi kuruluşlarına üye oluyorlar. Yöneticiler ise kırgınlar. Yaratıcılıkları yok diyorlar.

Üsküdarlı deyiminden söz etmiştik. Tahtacılar her ne kadar "biz bu adı Üsküdar'da da kalmış olmamızdan almışız", diyorlarsa da Üsküdarlı ya da Üsküdarevi denen grup Halep Türkmenlerinden kopan Yeni-El Federasyonu'nun Sivas Kangal Yellice çevresinde yaylayan kolun adıdır. Üsküdarlılar 1864 yılına kadar azalmakla birlikte anılan yaylaklarını sürdürmüşlerdir. Bunlar Üsküdar'daki Atik Valide Sultan Camisi Vakfı'nın reayasıdırlar [?lhan ?ahin: Halep Türkmenleri Tahrir Defteri; 16. yy. Divriği Darende Tahrir Defteri].

97 yaşında Hatice Koç nine anlatıyor, "Horasan'dan yürümüş Mersin'in Tokani'ye gelmişiz" diyor. Eldeki verilere göre andığı yer, bugün de birçok Alevi'nin yaşadığı (Drabuz) kasabasına gelseler gerek. Bir kısmı Mersin'e gelip, yerleşiyorlar. Bunlardan Süleyman adlı biri Mersin'e geliyor. Bir kahvede oturup kahve içiyor. Fincanın yanına bir altın bırakıyor. Hatice nine varlıklı imişiz demeye getiriyor. Coşkulu nine: "Mersin'e gelenler üçe ayrıldılar. Bunlardan bir kısmı Kaderli'ye geldiler" deyip, kendiliğinden "Bismillahi nur ve billahi sır, Yetmişiki pir. Malımın canımın üstüne kanadını ger" diyerek soluklanıyor.

Ay Ali'dir gün Muhammed

Okunur doksanbin ayet

Balıklarda suya hasret

Döner gül iç ve çarkı felek

diye bir dörtlük sunuyor bizlere. Sözünü kesmiyorum:

"Bir kızımız dışarıya gitse geri getirirdik. Dışarıdan alırsak çok iyi davranırdık. O kendiliğinden bizi benimser, severdi. Onu kızımız sayar ceme alırdık.

Cumhuriyet'ten önce bizi adam yerine saymazlardı. Tahtacı tahta biçer, kıymığı ardına kaçar diye, çocuklar arkamızdan tekerleme söylerlerdi üzülürdük, utanırdık.

Tahtacılar bir gelin almış. Gelinin soyu sevilmezmiş. Gelini deveye bindirmişler. Deve çökmüş gitmemiş gelinin kayınbabası deveye sormuş nedenini. Deve:

– Gelinin ninesinin ninesi bozuk bir kadın. Ben bunu götürmek istemiyorum,

demiş. Bunun için dışarıdan kız alıp vermezdik"

diyor. Hatice nine anılar yığını bir Tahtacı. Oğluna bir kız almış. Yedi yıl sesini duymamışlar. Gelin, hep gelinlik etmiş. Konuşmamış, uyumlu yaşamış. Yedi yılın sonunda "oğlumuza bu sağır ve dilsiz gelinin yerine sağlam birini alalım" demişler. Ve başka bir kızı gelin etmişler. Yeni gelin devenin üzerinde yeni evine gelirken eski geline hava olsun diye; "sağır gelin sağır gelin / çorban taştı sağır gelin" deyince

Hele geline geline

Attan inmeden diline

Yedi yıl gelinlik ettim

Bak şu başıma gelene

deyince gelinin sağır ve dilsiz olmadığını anlıyorlar. Yeni gelini almaktan vazgeçiyorlar.

Hatice Koç nine, başka örnekler veriyor:

"Atatürk Hacı Bektaşı ziyaret ediyor. Düşünce Hacı Bektaş görüyor. Hacı Bektaş Atatürk'e; "çizmemi giy!" diyor. O da giyiyor. Hacı Bektaş'a bir kişi. "Senin benzerin var mı?" diyor. O da Atatürk'ü kasıtla. "?stanbul'da bir benzerim var. O çizmeyi giyecek milleti kurtaracak"

diyor. Hatice ninede öykü, anı, yorum çok. Ve bir güzel anlatıyor... Bir oda dolusu insan, nefes almadan dinliyor. Anlattığı Atatürklü öyküye yorumunu da katıyor:

"Atatürk balolarda dans etmiyordu. Semah dönüyordu. ?çtiği sakız rakısı cemimizde dem idi. Ondan içiyordu. Osmanlı'nın altı da üstü de kirdi kandı. Atatürk temizledi. ?eref ile yeniden tanıştık."

Dudaklarım buruşuk ellerinin üstüne konuyor, ama ayrılmıyoruz; Hatice nineyi yanımda size getirdim.

Kaynak Kişiler

Cumali Çatal: 72 yaşında, evli, 5 çocuk sahibi, Çamalan / Tarsus.

Himmet Çatal: 60 yaşında, evli, 3 çocuk sahibi, Çamalan / Tarsus.

Abidin ?ahin: 74 yaşında, evli, 8 çocuk sahibi, Çamalan / Tarsus.

Hatice Koç: 97 yaşında, evli 2 çocuk sahibi, Çamalan / Tarsus

Ali Zülfikar
17.03.2005, 04:01
Gökbük Tahtacıları

16. yüzyıldan bu yana Toroslarda yaşayan Alevi Türkmenler, yerleşik hayata geçtikleri köylerde geleneği sürdürüyor.

Anadolu’nun her yöresi gibi Antalya da değişik kültürlerin inançların yan yana, iç içe yaşadığı bir kentimiz. Bu kentimizde yaşayanların bir kesimi Tahtacı adıyla anılıyor. Kentleşme ile birlikte birçok doğal güzelliğin yanında kültürler, inançlar da eski doğal yapılarını koruyamıyorlar. Biz araştırmacılara, bu doğal güzellikler yok olmadan, yarınlara bunları yazarak, görüntüleyerek belgeleyip sunmak düşüyor. Bu amaçla, çok kısa alıntılarla tarihçesini yazdığımız Tahtacılar'ın yaşadığı bir köye gittim. Çok kısıtlı olanaklarla gerçekleştirdiğimiz bu sununun eksiği noksanı da olacak elbet. Bir gün, ekipler halinde çok yönlü araştırmaların yapılması özlemim. Umarım o günler de gelir.

Antalya’nın Finike ilçesinden 20 km. kuzeyde bir Tahtacı köyü olan Gökbük, Abdal Musa türbesinin bulunduğu Tekke köyüne de aynı uzaklıkta. 1270 nüfuslu. Çevresi Sarıkaya, Sirken Dağı, Kozak, Gülmez ile Kırlangıç Kırı arasına sıkışmış. Gökbük’e girerken sedir, çam, meşe, ardıç, sandal ağaçlarıyla turuçgillerin sarmaş dolaş olduğunu görüyoruz. Yeşil, yeşile uyumlu, kirli kiremit rengiyle evlerin çatıları sanki doğanın doğal bir parçası. Başgöz’den doğan Akçay’ın iki yanında evler ve renkler sevdalılar gibi birbirine sokulmuş.

Bu Türkmen köyünde önce Veli Işık adlı bir dost karşılıyor bizi. Sonradan öğreniyoruzki, Dr. ?smail Kılıç bizim için bir ön hazırlık yaptırmış. Gökbük Muhtarı’nın eşi Yazgülü bacının da gayreti ile kocaman bir salonu dolduruyoruz. Yanımda Dinarlı Yörük Saffet Uysal, Çerkez kızı Ahu Eğriboz'la “Anadolu” adlı yumak oluyoruz.

Gökbüklüler kendilerini Oğuz Türklerinin Üçok kolundan ve 12 Türkmen oymağından Çaylaklardan sayıyorlar. Güneyden Toroslardan gelenleri Balabanlar diye adlandırıyorlar. Batıdan, Söke Aydın üzerinden gelenlere de Karalılar diyorlar.

Gökbük’e ilk Tahtacılar 1400-1500 yılları arası gelmiş, Kattaş denilen yere yerleşmişler. Daha önce burada yaşayan Rumların yanında çeşitli işler yapıp yaşamlarını sürdürmüşler. Yavuz Sultan Selim'in zulmü, yerlerinden yurtlarından bir kez daha oynatmış. Korkularından ormanın içlerine sığınmışlar. Gökbüklü olmuşlar. Dedeleri Narlıdere'den Yanyatır Ocağı'ndan gelirmiş. Beş yıl kadar öncesi ara verdikleri cem törenlerini yeniden başlatmışlar.

"?zmir Doğançay’dan Hasan Ulu dede gelip cemimizi yaptırıyor. Cem için, hiç bir eksiğimiz yok çok şükür”

diyorlar.

Duvarları Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli, Atatürk resimleri ile süslü cemevleri yok; ama evlerde cem yapmaktan kurtulma çabaları var. Kendi girişimleri ile yaptıkları köy konağının bir bölümünü cemevi olarak kullanmayı düşünüyorlar. "Okulumuz araç-gereç yönünden yetersiz, kütüphanemiz yok" diyen köylülerin; okula bilgisayar, köyün girişine köprü, bir km.lik asfalt yol ise, devletten beklentileri.

Bir Tahtacı müzesi için 2850 m² yer ayırdıklarını, müzelik malzemelerini koruduklarını duyunca, duyduklarımı duyurma amacımdan dolayı mutlu oluyorum. Kaymakamlardan, Kültür Müdürü’nden ve tüm devlet kuruluşlarından haklı olarak yardım bekliyorlar. Derneklerin, vakıfların biraraya gelmesini istiyor Tahtacı gençler:

"Bir kültür inanç ağırlıklı televizyon, bir radyo, ucuz, eğitici bir günlük gazete çıkarsınlar, parti parti bölünmesinler istiyoruz. Dernekler, vakıflar birleşirlerse güvenimiz artar. Günahımız birleşmeyenlerin boynuna"

diyorlar.

Gökbük’te ozanlık geleneği bitmiş adeta. Bir semah bile çalan çıkmıyor. Banttan dinlemek beni de kendilerini de üzüyor.

Oysa üçeteklerini giymiş, köyün yaşlı genç tüm kadınları, kızları tülbentlerinin üzerine terlik takıyorlar. Alınlarındaki özgün takının adı çelgi. Çelginin altındaki renk renk desenlerle süslü yazma. Takıları gümüş ağırlıklı, genç kızlar gümüşlük adlı takıyı alınlarından, boy ve karanfil adlı bitkisel takıyı boyunlarından eksik etmiyorlar. Üstlerinde üçeteğin çeşitleri, adı da güzel; balkaymak. Balkaymağın içinde basmadan köynek. Üçeteğin altında ayakkabılarına kadar inen şalvar giyiyorlar. Doğanın, insana sevdalı felsefelerinin ve giysilerinin renkleri birbiriyle öyle barışık ki.

Yaşama sevdalı Tahtacıların mezarlığı da görmeye değer.

Ali Zülfikar
17.03.2005, 04:02
Kozluören Köyü

Kuzey Ege'de yer alan Kozluören, Manisa ili Soma ilçesine bağlı, 400 nüfuslu ve muhtarlıkla idare edilen bir köydür.

Kozluören'in bugünkü bulunduğu yerde eskiden Rumların yaşadığı tahmin ediliyor. Bunun kanıtı da köyün kimi yerlerinde yapılan temel kazımlarında Rumlara ait mezarların ve mezar taşlarının ortaya çıkmasıdır.

Sonraları köyün bulunduğu bölgede bir komşu köy olan Evciler köyünün yazlıklarının bulunduğu söyleniyor.

Bugünkü Kozluören'in 150-160 yıllık bir mazisi var. Bugünkü köyün ilk kurucuları sırasıyla Ambarcı Dede, Aşır Bey, Vuat Dede ve Kibir Dededir. Onların mesleklerinin "tahtacı" olması yerleşim yerinin seçiminde önemli rol oynamıştır.

Köyün yüksekte ve ormanla çevrili olması, Tahtacıların zanaatlarını devam ettirebilmek için iyi bir fırsattı. Bugün Tahtacılık zanaatı, tamamen kalkmış ve ağırlıklı olarak köy halkı madencilik, çiftçilik ve hayvancılığa yönelmiştir. Yeni arayışlar çerçevesinde, 1960'lı ve 70'li yıllarda yurtdışına ve özellikle Almanya'ya göç başlamıştır.

?u an Almanya'da 60 aile (200 kişi) civarında Kozluörenli yaşıyor. Köyden göç bununla kalmayıp, daha sonraki yıllarda bilhassa gençlerin Soma ilçesine taşınması, Kozluören için yıllarca durgun bir dönem geçirmesine neden olmuştur.

Bugün durum tamamen değişmiştir. Almanya'daki birinci kuşağın emekli olup köye yönelik yatırımlar yapmaları ve Kozluören çevresindeki kömür madenlerinin gelişmesiyle birlikte genç kuşak da tekrar köye önem vermeye başlamıştır. Köye elektrik bağlanmış; su şebekesi yapılmış; köy yolu asfaltlanmış; kanalizasyon çalışmaları tamamlanmış ve cemevi yapılmıştır.

Bir diğer önemli konu da bilhassa Soma'da ve Almanya'da okuyan, çok çeşitli ve önemli meslek sahibi olan gençlerin Kozluören için gelecek vaad eden bir potansiyel teşkil etmesidir.

Ali Zülfikar
17.03.2005, 04:04
Serik Tahtacıları

Hicri 224 yılında Taberistan’da Mazyar valilik etmektedir. Türkler ve Oğuzlar ekseriyetle Curcan bölgesinde yerleşik durumdadır. Aklar diye adlandırılan (Mübeyyiza) ile Kızıllar (Muhammere) akımları buralarda şekillenmiştir. Zeydan, Curcan ve Erdebil yöresinde bu inançlar, geniş halk yığınlarınca benimsenmiş, kökleşmiştir. Bu yöreden olan ?eyh Safi Erdebilli (?eyh Safiyüddin Ebu ?shak Erdebilli)’nin kurmuş olduğu bir Aleviliğe mensup olan Tahtacıların bir kesimi, Serik’te oturmaktadır.

Serik, Antalya’nın 40 km. doğusunda bir ilçe merkezi. 20 000'i aşkın nüfusunun tahminen 3000 kadarını Tahtacılar oluşturuyor.

Serik’e ilk gelen Molla Mehmet lakabı ile bilinen Mehmet Arı ve kardeşi Battal Arı’dır. Bunlar Gündoğmuş’ta kesim işi yaparlarken yedi aile 1943 yılında 2000 liraya Serik Kürüş Köyü'nden 370 dönüm toprak satın almışlar.

Molla Mehmet, Hacı Emirli Ocağı'ndan olduğu halde dedelik yapmamıştır. Molla Mehmet’in Serik’te toprak satın alıp yerleştiğini duyan, Aydınlılar diye anılan Kel Veliler, Ali Mollalar, Mercanlar dönem dönem Alanya çevresinden buraya yerleşmişler. Kırkbaşlar ise Manavgat Kepez Sofran Köyü'nden gelmişler.

Yine Alanya’dan 1948 yılında ?ehepliler gelmişler. ?ehepliler (?ah Ali Abbas’ın izleğinden giden ?brahim-i Sani’nin torunları) Aydın Reşadiye’de yaşamaktadır. Burada yaşayan dedelere Hacı Emirli denir. Niçin Hacı Emirli adını aldıklarını torunları bilmiyor. Yalnız Türkmen adı ile biliniyoruz diyorlar. Ocağın adı ?brahim Baba veya ?brahim-i Sani olması gerekirken Hacı Emirli adı nereden geliyor bilen yok. Serik’te en yaygın Tahtacı grubu ?ehepliler..

Serik’te yaşayan 1950’lerden sonra gelen 5-10 evlik Üsküdarlı grubu var. "Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar" adlı eserde (1998: 155) Yusuf Ziya Yörükan; Üsküdarlılar için

“Sultan Mahmut zamanında Rumeli’de Tatar postalarını soydukları için Üsküdar yönüne sevk edilen aşirettir. Bu aşirete Adana taraflarında Cingözlü dedikleri gibi Rumeli’nde Sivri Külahlı denilmektedir. Bir kısmı Midilli adasına gitmiştir. Sonradan Midilli adasından mubadil olarak gelmiş ve Kokluca’da iskan edilmişlerdir”

diyor.

Serik’te yaşayan Üsküdarlılardan Bektaş Arslan,

"bize Üsküdarlı da Üstürgeli de derler. Serik’e Alanya’dan gelmişiz. Öncesini bilmem"

diyor.

Bektaş Arslan;

"kitapta yazdığı gibi yine bir Tahtacı grubu olan Cingözlerle bir bağımız yok. Ortak yanımız, Alevilik.

+ Biz Üsküdarlılar 10 gün Muharrem Orucu tutarız.

– Cingözler 12 gün Muharrem Orucu tutarlar.

+ Üsküdarlılar, Kurban yemeğini öğlen yerler.

– Cingözler ise, güneş battıktan sonra yerler.

+ Üsküdarlılar, diğer Aydınlılar gibi semahı bir erkek bir kadın olmak üzere iki kişiyle dönerler.

– Cingözler dörtlü altılı da semah dönerler.

Serik’te yaşayan Cingözlü yoktur"

diye ekliyor.

Bir de “Gardıçlı diye bir sülale adı duydum. Serik’te varmı?" soruma:

“Birkaç aile vardı. 1960’larda Antalya Koyunlar Köyü'ne gittiler. Manavgat Yedigar ve Yardibi Köyü'nde oturanlar Gardıçlıdır. Bunlar da Muharrem Orucunu 12 gün tutarlar"

diye cevap veriyor. ?brahim Biçer (62 yaşında, evli, 5 çocuklu, ilkokul mezunu, emekli) de:

"Serik’te yaşayan yaklaşık 40 hanelik bir grubun adı Kırbaşlar. Kırbaşlar Serik’e 1948’de gelmişler. Geldiklerinde sadece 4 hane imişler. Bunlar Ahmet, Hasan, Veysel kardeşler ile Çakır ?smail imiş. Manavgat Sağırın Kepez nüfusuna kayıtlı olan Kırbaşlar, daha önce Isparta Eğirdir Yakaköy’de nüfusa kayıtlı göçebelermiş. Aydınlı diye anılanlardan Üsküdarlılardanız"

diyor.

Serik’te "Akyokuş Mezarlığı Koruma ve Güzelleştirme Derneği" başkanlığını da yapan ?brahim Biçer, aynı zamanda;

"Kazayağı damgasını biz duymadık. Mezartaşlarımızda böyle bir işaret yok"

diyor. Çevrede Türkmen diye bilinirlermiş.

Serik’te 20 yıldır cem yapılmıyor. Cemle birlikte içeri semahı da dönülmez olmuşlar. Musahiplik yok olmuş. Cemevleri de yok. Birileri önlerine düşmezse, yaptıracakları da yok. Düğünlerde, eğlencelerde Mengi Semahı dönülüyor. Halk ozanlığı geleneği hiç yok. Tahtacıların üçte biri hâlâ Makta “Ağaç kesimi”ne gidiyor. Serik’te türbe ve yatır yok. Kimliklerini vurgulayan dernekleri ise, hiç olmamış.

Düzenli olarak Hacı Bektaş Veli ve Abdal Musa etkinliklerine gidenler var.

Islahiye’den Kabaklar Köyü'nden yirmi yıl önce, Nuri Dede gelmiş; cem yaptırmış. Daha önce ?zmir Bulgurca Köyü'nden Halil dede gelir cem yaptırırmış. Aşure ve kurban geleneğine düzenli uyuluyor. Yerleşik düzen üç eteği, karanfilli takıları vb. yutmuş.

"?lk yerleştiğimizde Serik’te dışlanırdık. ?imdi rahatız; ancak Alevi kuruluşları bizlerle bağ kursun, yayın organları bizlere ulaşmanın yöntemini geliştirsin. Bir TV kanalı şart. Bunu büyüklerimiz el birliği ile çözsün"

diyorlar. Günümüze göre eğitim almış dedeler, kendilerini toplayabilir, düşüncesindeler.

Bize yol gösteren Yaşar, Mehmet, ?brahim ve Sultan Koç, Selim Arı, ?brahim Biçer’in yola, yolun yolcularına selamı var. Unutsak ayıp olacak...



Diğer Kaynak Kişiler:

Senem Koç, 100 yaşında, evli 6 çocuklu, okur-yazar değil, ev kadını.

?brahim Koç, 69 yaşında, evli, 5 çocuklu, okur-yazar değil, emekli.

Selim Arı, 63 yaşında, evli, 6 çocuklu, ilkokul mezunu, emekli.

Ezo
18.03.2005, 16:43
Ali Zulfikar, yerlestirdiklerini okumak istiyorum ama cok uzun rica etsem bir özet yapip burya yerlestirsen.

Alevi_cocuk
05.04.2005, 10:06
Okumaya değer bir konu. Fakat çok uzun :3D_NG (27

Özenturk
22.04.2005, 20:16
dostum verdiğin bilgiler için teşekkürler

Alevi_cocuk
22.04.2005, 22:24
evet sonunda okudum ve gerçekten çok yararlandım görünüşte çok uzun geldi ama kendimi kaptırmışım çok bilgi verici yararlı .

thosun
14.12.2005, 18:56
Ali bey verdiğiniz bilgiler çok güzel.Ben de tahtacıyım.Belki biliyorsunuzdur,Muğlanın Fethiyr ilçesinin foça mahallesi de tamamen tahtacı mahallesidir.Ayrıntılı bilgi almak isterseniz ozanyelken@returk.com email adresime yazabilirsiniz.

atayselvi
28.12.2005, 22:38
Fethiye Foça Mahallesi
Mahalle 1927 yılında Civcili Ahmet Ağa ve 52 kişinin katılımıyla 36.000 liraya satın alınmıştır.
Bu kişiler Yüksek Köy Enstitüsü okuyan şimdilerde köyümüzde Emekliliğinin tadını çıkaran Rıza Dönmez tarafından şöyle belirlenmiştir.
Küllü Ahmet Ağa
İzmirlioğlu İbrahim
Yalnız Ahmedin Molla Veli
Ahmetce Kara Ali
Ahmet Kahya oğlu Rıza
Sülük Mehmet
Bodur Hasanın Sadık
Abuş Oğlu Mustafa
Kaşlı Ali
Kaşlı Hasanın Mustafa
Ahmetce Mehmetin Hüseyin
Ahmetcenin Molla Hasn
Arap Alinin Hasan
Ahmet Kahya oğlu Haydar
Kara Mehmetin İsa
Kara Mehmet oğlu Hasanın Mustafa
Kula Veli
Kurkur Sadık
Gevrek Hasan
Talaş Veli
Talaş Hüseyin
Rızanın Şükrü
Kamil Çavuş
Talaş Veli oğlu Ali
Arap Mehmet
İzmirli Veli
Sopa Külah Hüseyin
İdris İbrahim
İdris Ahmet
Hamza Çavuş Biraderi Mehmet
Kara Mehmetin Ali
Hamza Çavuş
Kara Ali Rıza
Ömer Veli oğlu Mehmet
Koltukçu İbrahim
Karınlı Hasan
Çil Hasanın Mehmet
Küp Ali oğlu Rıza
Kara köle Ali
Velici oğlu Mustafa
Kulanın Ali
Kara Ali Rıza yeğeni Mustafa
Könter Ali
Kaşlı Hasnın Ahmet
Hasncık Hüseyinin Murat

Foça çiftliğinin satın alınması bu kişilerin çokluğu sebebiyle geç hallolacağından sülalelerden birer kişi alınarak 7 kişi ye düşürülüyor. Ve bu 7 kişinin üzerine alınıyor.

Ali Zülfikar arkadaşın bahse konu olan Akçaeniş ede buradan göç gidiyor. Civcili Ahmet Ağanın Akçaeniş ve Değirmen köy de bayağı bir arazisi vardı.

1959 yılında Belediyelik olan beldede 4 mahalle oluşuyor. Bunlardan o zamanki adı Cumhuriyet mahallesi Alevi Mahallesidir. 1980 iktidarından sonra siyasi nedenlerle Fethiye Belediyesine bağlanıyor ve Foça Mahallesi adı ile değiştiriliyor.1959 dan itibaren bütün Belediye Başkanları Alevi kökenlidir.Ta ki 12 Eylül 1980 iktidarına kadar da böyle kalmıştır. Bu tarihten sonra doğal olarak solun kalesi olmuş Fethiye Belediye Başkalığı seçimlerinde daima belirleyici olmuştur.

Şimdi Turizm bölgesi olması sebebiyle göç almış yeni yerleşimler oluşmuşolan mahallede, 6 bin dolayında nüfusunun yarıdan fazlası Alevi tahtacılarınındır. Muhtarlığımız Yeni bir site açtırmıştır.www.gunlukbasi.org yeni bilgilere ve ziyaretcilere açıktır.

polat_eylul
03.01.2006, 09:01
Ali Bey, sizin bilgilerinize ihtiyacım var . Nasıl ulaşabilrim size?
Aydın'ın etnik yapısıyla ilgili araştırma projem var.yardım ederseniz çok memnun olacağım.

estergonlu
19.01.2006, 15:38
dostum eline sağlık...
sen bademler limisin?

okyanusmemoli
24.02.2006, 09:21
arkadasım yaptıgın çalışmalar gerçek ve doğru bilgıler ben aydın güzeltepe veakçeşme köyündenim.kızılcapınarda akrabalarım var.bayram dedeyi de tanırım.seninle daha sonra irtibat kuralım

Şoreş
12.03.2006, 16:26
Bu bölgelerde yoğun Tahtacı nüfusu varmış.


http://www.tahtacilar.com/neredeyasarlar.html

garcia
10.04.2006, 18:45
Bu bölgelerde yoğun Tahtacı nüfusu varmış.


http://www.tahtacilar.com/neredeyasarlar.html

şoreş kardeş sitede iki il(çanakkale,balıkesir)üzerine geniş bir çalışma yapılmış.diğer yerlerle ilgili olarak daha yüzeysel.ancak bu iki il hakkında köy listeleri mevcut.konuyla ilgili olarak elime bilgi ulaşırsa siteye ulaştıracağım.iyi günler

Şoreş
10.04.2006, 18:52
Teşekkürler can ;)

Baba Zeynel
12.05.2006, 00:57
Sayın Ali Züfükâr, Kaz dağın tahtacı köyleri hakkında bilgi verirsen memnun oluruz. Tahtakuşlar, memetalan Kalvaklar ve diger köyleride yaz.
hoşça kal.

garcia
12.05.2006, 17:46
İl
İlçe
Bucak
Köy

Balıkesir
Merkez

Türkali


Burhaniye

Pelitköy [karışık]




Tahtacı




Taşçılar


Edremit

Arıtaşı




Çamcı




Doyran




Hacıhasanlar




Kavlaklar




Kızılçukur




Mehmetalan




Poyralı




Tahtakuşlar




Yassıçalı


Kepsut

Mehmetler


Savaştepe

Kongurca




kaynak:www.tahtacilar.com

serkanbaki
21.08.2006, 02:05
arkadaşım öncelikle eline sağlık.ben de hazırladım tahtacılarla ilgili ama senin topiği görmedim.kusura bakma.ekleme yapabilirsen diğer tahtacı yerleşkeleri yazıyor orada.arkadaşlar da aydınlanır.teşekkürler..........

atayselvi
30.08.2006, 15:33
Muğla- Fethiye - Foça Mahallesi

GÜNLÜKBAŞI TARİHÇESİ


1927 yılında Civcili Ahmet Ağanın önderliğinde 48 kişinin katılımıyla 36.000
liraya satın alınmıştır.Çiftliğin tapusu 48 kişinin çok olması ve bu kişilerin bir çoğunun
cahil olması sebebiyle tapu işlemlerinin hızlandırılması için 7 kişi üzerine alınmıştır.
Foça Köyü olarak isimlendirilmiştir.Yerleşim yeri bugünkü Foça mahallesi,Yeni mahalle ve Karagedik mahallesinin bir kısmını da kapsayan topraklardı.
1947 yılında komşu yerleşim birimi olan ve Günlük ağaçlarının çok olması
sebebiyle söylenen Günlükbaşı köyü adını almıştır.
1959 yılında Belediyelik olan Günlükbaşı 4 mahalleye ayrılmış ;Cumhuriyet , Akarca, Yeni mahalle ve Karagedik Mahallesi oluşmuştur.
Yapılan ilk seçimlerde İbrahim GÜL Belediye Başkanı seçilmiştir.
27 Mayıs 1960 ihtilalinde ilkokul Müdürü olan Hasan YILMAZ Belediye
Başkanı olarak atanmış,
İlk genel seçimde Mehmet Selim GÜNDAY Başkan olmuştur. Daha sonra
sırasıyla İbrahim GÜL, Hamza İshak UÇKUN, Mehmet GÜNDAY Belediye
Başkanlığı yaparlar. 12 Eylül 1980 iktidarı Fethiye Nüfus Müdürü Musa GÜNDEN ‘i Belediye Başkanlığına getirmiş. Daha sonra alınan siyasi bir kararla Günlükbaşı Belediyesi ; Fethiye Belediyesi ile birleştirililmiştir. .
1980 yılından sonra Fethiye Belediyesi ile birleştirilen Günlükbaşı Belediyesi,
Fethiye Belediyesi sınırları içinde bulunan Cumhuriyet mahallesi adıyla bir mahalle daha olduğu için Günlükbaşı’ ndaki Cumhuriyet mahallesinin adı Foça mahallesi olarak değiştirilmiştir.
Foça mahallesi ; 6.000 dolayında nüfusuyla Fethiye şehir Merkezinin halka
açık tek plajı ve Turizm bölgesi Çalış plajını da içine almaktadır., Fethiye’nin giriş
kapısı ve turizm bölgesi olması sebebiyle, bu mahalleye yatırımlarını artıran Fethiye
Belediyesi ile birlikte gelişmesini sürdürmektedir.
Foça Mahallesi’nin yerlileri alevi tahtacıdır. Adana da Çobanlı aşiretinde
Durhasan Dedeye bağlılardı. Durhasan Dede ölünce Aşiret dağılmaya başladı ve
aşiretin YANYATIR kolu batıya göç ederek Isparta ,Burdur Antalya Muğla
(Fethiye.Ortaca ,Milas) ,Aydın ve İzmir bölgesine dağılmıştır. Yanyatır ocağının
Merkezi İzmir Narlıdere dedir. Bu gün turizm dolayısıyla yada yeni yerleşim
birimlerinin açılmış olması sebebiyle göç alan mahallenin, Nüfus çoğunluğu hala alevi
tahtacı kökenli Türkmenlerdedir. Mahallenin iki tane üstü ahşap kiremit örtülü
meydanı vardır bu meydanlar dan birisi, emeklilerin oturup sohbet ettiği
EMEKLİLER MEYDANI diğeri de Civcili Ahmet ağa Meydanı (Toplantı,
Konser ve Balo meydanı olarak kullanılır) dır. Mahalleye Cem evi yapılması
kararlaştırılmış olup toplantılar düzenlenerek bu konuda ilk adımlar atılmıştır.

www.günlükbasi.org mahalle muhtarlığımızın resmi web sitesidir. Bu siteden bize ulaşabilir ve bilgi alabilirsiniz.

garcia
30.08.2006, 15:53
sayın atay selvi arkadaş,fethiyede başka alevi köyleri varmıdır?yani sizin mahallenin dışında başka alevi yerleşim yerleri varmı?galiba muğlanın bütün ilçelerinde alevi köyler bulunuyor.

hüseyin33
18.09.2006, 23:30
arkadaşlar merhaba ben de tahtacıyım.mersin tahtacısı.mersin mut.saygılar...

hüseyin33
20.09.2006, 20:57
slm
millet nasılsınız bende tahatacıyım erenlerin mesajlarını bekliyorum saygılarımla sizleri selamlar saygıyla anarım...

IÖINIDIEIRI
22.09.2006, 05:33
güzel anlatım ama ama biraz daha kısa ve öz olsa herkes okur ilk bakışta uzun diye okumayanlar olmayabilr...

mersinli_pelin
16.10.2006, 18:00
Mersiliyim dediğim zaman herkes aslen nereli die soruyo bana sonra da mersinde alevi var mı die evet mersinde alevi var hem de baya çok...bekli sesimiz duyulmadığı için kimse inanmıyor ama biz varız...ben mersin in anamur ilçesindenin...hemşerim var mı onu arıyorum ...

mersinli_pelin
16.10.2006, 18:02
bende tahtacıyım...ve inanıyorum ki bi gün herkes duyacak bizim sesimizi...

mersinli_pelin
16.10.2006, 18:03
bende tahtacıyım...ve inanıyorum ki bi gün herkes duyacak bizim sesimizi...

AleviGenç
18.10.2006, 17:33
Mersiliyim dediğim zaman herkes aslen nereli die soruyo bana sonra da mersinde alevi var mı die evet mersinde alevi var hem de baya çok...bekli sesimiz duyulmadığı için kimse inanmıyor ama biz varız...ben mersin in anamur ilçesindenin...hemşerim var mı onu arıyorum ...

Sélâm Pélîn
Mersin'in neredeyse %50'si "Âlévî"
Tahtacı : Tûrkmen - Âlévi'ler.
Kürt-Âlévi'ler.
Nusayrîler-Arâp'lar...

Sen anamur'damı oturuyorsun?

serkanbaki
19.10.2006, 23:24
arkadaşım doğru söylüyorsun.mersindeki aleviler genelde tahtacılar kürt aleviler ve arap alevileri olan nusayrilerden oluşuyor.%50sini bilemem ama söylentilere göre mevcut nüfusta baya bir yer oluşturmaktadır aleviler mersinde...