Orijinalini görmek için tıklayınız : Pulsuz Posta {pp} ~gonderilmeyen mektuplar~
mektuplar...
kim bilir en son ne zaman kalemi aldik elimize ve bir mektup yazdik...
sms, email, messenger... ve tarihe gomulmeye yuz tutmus mektuplar...
gunumuzde pekte revacta olmayan bir durum sanirim...
ben en son bir kac hafta once, agri'dan sectigim kardesime yazdim bir mektup...
ama yazipta yollamadigim, yada ne bileyim kendime yazdigim mektuplarim var... ve bunlar, belkide gondermis oldugum mektup sayisindan dahada fazladir....
evet bu topigin amacini anlamissinizdir...
amac yazmak,
mektup yazmak...
belki eskiden yazip gondermediginiz mektuplar var...
yada yazmak istediginiz, ama gondermekten kacindiklariniz...
yada ne bileyim, herhangi birine... belki bir devlet adamina, belkide gecmisteki bir edebiyatciya...
burasi sizin.. bizim mektuplarimiz icin...
gonderilmeyen mektuplar... pulsuz postada....
Sizler...
bunca can alanlar..
ben kucukken hep erkek zannerdim kendimi; ve uzunca bir sure boyle sandim. Evet kavga ederdim, kisacasi tam bir firlamaydim. Yasitim kizlar evcilik oynarlardi mesela, bebekleriyle zaman gecirirlerdi. Bense, bana alinan tum bebeklerin kollarini bacaklarini koparirdim. Oyuncak tabancalarim vardi, mahalledeki tum cocuklari o tabancayla 'disink disink' vururdum. Onlarda kendilerini atarlardi yerlere, sozum ona tam isabet yapmisim, ve onlar dusmusler yere, oluyorlardi.
Sonra, uzun bir sure beni erkek olmadigima inandirmaya calistilar. Kabullenmedim... saclarim uzundur diye oyle diyorlar dedim.. saclarimi kestim. Sonra tabancalarimi aldilar... hos benimde degildi ya onlar.. ya kardesimin ya kuzenlerin, yada mahallede dovup elinden aldigim diger cocuklarin...
Dedim ya, elimden aldilar tabancami... erkek tabancayla olunuyordu... benden tabancam gidince... bende aradaki farki kavramaya basladim...
Simdi dusunuyorumda, acaba (?) Bastakiler, hala birer cocukmusunuz ?
Galiba, hatta buyuk ihtimal, oylesiniz. Hala kan dokerek, siddetle, silahla ve kanla cozulur saniyorsunuz. Egolarinizi hala 'cocuklarin' canlarini alarak tatmin ediyorsunuz. Elinizdekiler hic yetmiyor sizlere, o parcaladigim bebeklerin kollari bacaklari gibi parcalaniyor nice insan Bomba yagmurlarinizda.. ve siz hala, 'insanlik' lafini kilif yapmaya calisiyorsunuz, yaptiklariniza... Sizin insanliginiz kac para !
vietnamda, hirosimada, fellucede, lubnanda...
ve adini sayamadigim bir cok felaket yurdunda...
yetmiyor size ?
cocuklarin o mahsum, o caresiz, ama sizden dik ve onurlu olan o baslarina bombalar yagdirmak...
Kaniyor bak icimizde bir yerler, hanginiz pansuman edebilirsiniz ? hanginiz bu kara yagmurlara bir semsiye acabilirsiniz. Insanlik ve haklarini ne zaman hatirlamayi tasarliyorsunuz ? Daha ne kadar sure kanla beslenip vampirleseceksiniz ??
Her saniye bir yerlerde bir bebek agliyor,
Her saniye bir yerde bir cocuk oluyor...
Her saniye bir cocugun elinden oyuncagi aliniyor...
Sizki sozum ona 'bakan-siniz'
su yaptiklariniza bir 'bakarmisiniz'...
Naz.
{Pulsuz Posta}
yusufçukgecegez 15.08.2006, 23:39 harika bir konu başlatmışsın naz.bu yaz,bir şeye karar vermiştim.yıllardır yapmadığım bir şeyi yapacaktım.yani tüm arkadaşlara,telefon etmek yerine mektup yazacak,unutulmaya yüz tutan bu geleneğe kendimce bir katkıda bulunacaktın.yazdımda,ama göndermedim.neden bilmiyorum.yani bendede biraz gönderilmemiş mektuplar var.hele bir mektubum varki belkide hiç gönderemeyeceğim asıl sahibine.bunuda sizinle paylaşayım bari.
sevgili arkadaşım lale.
sen gideli çok oldu buralardan,tam dört mevsim geçti,dört koca mevsim,nasıl dayanabildim bilmiyorum hasretine.ama başa gelince çekiliyormuş.vede başa geldi.şimdi uzaklardasın.çok uzaklarda,vede çok yakınımda,içimde tam şuramda.kaçdefa kağıdı kalemi elime aldım.kaçdefa yazmak istedim sana.ama olmadı,yazamadım.hani bazen birşeyler söylemek istersin,sözcükler dügümlenirya bogazında,işte yazılarımda düğümlendi,ne zanam yazmaya başlasam,hıçkırıklarla tamamlandı.bunuda attattım çok şükür.artık yazabiliyorum.ama yinede kalbimde bir ince bir sızı,dudağımda küçük bir tebessüm.
sevgili arkadaşım.şimdi neler yapmaktasın kimbilir,nerdesin ve kimlerle.okadar çok isterdimki şu an yanında olmayı.tıpkı eski günlerdeki gibi.serin yaz akşamlarında,sahilde otururken yaptığımız o muhabbetler.hala kulaklarımda.ve anılar gözlerimin önünden geçiyor,bir film şeridi gibi.işte bir dakka,en sevdiğim sahne geliyor.hani gözlerine baktığımda,ne demiştin.niye bakıyorsun bana öyle.bende yalan söylemiştim.hiç diye.oysa,bir yanımda mavi deniz,karşımda yeşil gözlerin vardı.birsine dalmayı istedim.ve yeşil gözlerini seçtim.şimdi yine akşam.odam karanlık.yine gözlerinin hayalini görüyorum karanlıkta.ve sonra kayboluyorlar.yerine koca bir boşluk.tıpkı kalbindeki gibi.ve koca bir karanlık.bazen bir ışık yakmak istiyorum içimde,birgün döneceksin diye.işte o an nasıl gözlerim parlıyor bir bilsen.müthiş bir sevinç kaplıyor içimi.sanki ışık oluyorum ben,hani bir deniz kanrında öylece beklesem,gemiler fener sanırlar beni.bana doğru yönelirler.ama görürümki,gelen hiçbir gemide sen yoksun.bekliyorum o sahilde,sen hiç gelmiyorsun.yeniden söner o zaman ışığım.vede gider gelen gemiler.bazende o gemilerden birne atlayıp peşinden gelmek istiyorum.ama nebir adres,nede gittiğin bir yer biliyorum.şu mektubu bile gönderecek bir adrsim yok elimde.ama yinede yazıyorum.belki bir gün,belki bir yerde.sende okursun.
sevgili arkadaşım lale.biliyormusun istanbulu bu sene.hiç galata körüsünden geçtinmi.koca koca yazılar.istanbul lalesine kavuşuyor.ve her tarafta rengarenk laleler.hepsini gezdim tek tek.hepsine baktım.36 milyon lale.hepsi ordaydı.sadece sen yoktun.
Gülseren58 19.08.2006, 19:25 Canımın içi'ne..
Yine bahar geldi ve toprak yeşerdi.
Toprak ne kadar da inatçı. Her yıl üstündeki hayat ölüyor, bağrına yeni yeni ölüleri kabul ediyor ama o inatla yeniden, yeniden yeşertiyor hayatı.
Her bahar yaptığım gibi, bu bahar da başım göklerde geziyorum bir süredir, leyleklerin hatırına ve onları dün gördüm gökyüzünde. Geniş kanatlarıyla uyumlu bir leylek katarı Afrika’dan buraya ulaşmayı başarmıştı.
Ama sanki insanlar, insanların önemli bir çoğunluğu baharın geldiğinin farkında değiller ya da artık umursamıyorlar.
Ben, baharın geldiğini hep umursayacağım.
Ben, her bahar geldiğinde seni ayrı bir nedenle bir kez daha düşüneceğim çünkü beni doğurduğun mevsim ilkbahar.
Bugün, senden ayrı geçirdiğim 2.doğum günüm. Evde yalnızım. Oturmuşum baharın gelişi ile senin bir kış günü, bize el bile sallamadan gidişini düşünüyorum.
Biliyorum ki, hep eğlenirdin benim son birkaç yıldır doğum günlerimde sana çiçek almamla. O çiçekleri sana verir, sana sarılır ve bana verdiğin hayat için çok teşekkür ederdim her seferinde.
Mutlu olurdun ama benimle dalga geçmeyi de ihmal etmezdin. Aramızda geçen konuşmalarla neşelenir, gülerdik.
Ne tuhaf, hayat çok güzel olabilir bir insan için ama aynı insan için hayat çok kırılgan da olabilir.
Şimdi, burada düşünüyorum ve anlıyorum ki, sen beni böyle görmek istemezdin. Sürekli hüzünlü hallerde, her an dibe vurmalarda.
Güzel olan kısmını çok da iyi yaşayamadan geçtim ben hayatın, şimdi 2. boyutundayım. Kırılgan, kırıldıkça insanı yok eden boyutunda.
Ama kendimi iyi tanırım. Bu uzun sürmeyecek ve ben yine hayatın güzel yanına döneceğim çok geçmeden.
Her seferinde acıyla yaşadığım deneyimler beni hayata bağlanmaya zorluyor. Tıpkı toprağın her yıl yeniden yeşermesi gibi, ben de dibe her vurduktan sonra suyun yüzüne çıkmayı başarıyorum ve daha da önemsiyorum aldığım nefesi.
Ben de hayata olan umudumu yeşertmeliyim.
Senin hatırına ve leyleklerin gelişini her yıl görmenin hatırına.
Senin her seferinde yaptığın gibi.
Bulutlara ....
Kıme gonderecegımı bılmeden yazıyorum
Pulsuz ya Ruzgarlara bırakıyorum
Ona gıtmeyecegını bılıyorum Ama Yazıyorum Yazmak ıstıyorum
Bır turku dınlıyorum nasılda anlatıyor benı
Al bu yüreğim Al senin olsun
Sensiz taşıyamam Canımın içi
Sende Dogdu bu Can
Sende son bulsun
Inanamıyorum yasadıklarıma, ınanamıyorum sacmalıklarıma ..
Uzaklasmak ısterken senden
Daha bır yakınlasıyorum Kederınden ... hoscakal bıle dıyemeden
ıcımdekılerı dokemeden ... masa basında bıraktıgın aklıma gelıyor
aglıyorum ...... sadece aglıyorum ...... neden yaptın neden bıraktın anlamıyorum ... hep sana mektuplar yazardım ıcınde sevgı dolu
bundada goreceksın sadece yok olmaya yuz tutmus umudu
Ben senı sevmıstım ....Evet sevmıstım bunu soylemek cok zordur benım ıcın ama sevıyorum elde deıl sadece yurekte sözlerimde hepsi
Hani bana Helalim derdin .... Hani bana sevdalım derdın
Bana bos bır umutmu verdın
Al o umudu ..... yanlızlıgına ver
dedım ya aglıyorum hemde bulutlar gıbı
ama artık gozler tukendı Yürekten Yürekten aglıyorum
biliyormusun şiir yazıyorum .... Yaaaa işte ben yazıyorum ..... o delı vurdum duymaz cocuk sıır yazıyor hanı son kelımen vardı ya Sevgımı Hakedecek bırını sevmek ıstıyorum dıye
O an Keske senı yüreğimde hapis etseydim sende görseydin senin için yanan bu yürek o zaman nasıl acı cekmıstı keske cekıp vursaydın
Bılıyormusun kendımden nefret etmemı sagladın.... Butun sucu hayata atmaya basladım .... Hayat bana yıne ugradı dıyordum .......
unutmak ne kadar zormus .... unutulmuyormus ..
Halbukı ne kadar unutkandım .... bunu unutmussun dedıgınde gozlerındekı buruk bakısı unutamazdım ......
Ama sen bunların farkına varamadın 4 sene koskoca dort seneyi 4 kelımeye sıgdırdın yaa ben ona yanıyorum.....
Burda kalmak ıstıyorum bılıyormusun hıc dısarı cıkmamak Burda PırOCan dıyorlar 10UR dıyorlar sakacı dıyorlar Dalgacı dıyorlar Kazancı dıyorlar Deli diyorlar oyleyım ve hepsını cok sevıyorum ama bu yurek ne kadar dolu bılmıyorlar sende bılme ne olmus bır gun sıırlerımı duslerımı gorursen .........................................
PirO_62
Gülseren58 30.08.2006, 16:24 Bugün işe giderken seni hatırladım.
Seni neden böyle apansız hatırladım, bilemiyorum. Oysa daha okullar kapalıydı ve bu yüzden sokaklarda, yollarda çok az çocuk görmekteydim. Bu kentin de böyle bir garipliği var aslında, nerde olursanız olun, öyle cıvıl cıvıl çocuklara, koşup oynayan çocuklara rastlamanız nerdeyse imkansız. Bomboş gördüğüm sokaklar, orada hiç çocuk yaşamadığını duygusunu bana hissettirdiği için bu durum bazen canımı çok sıkar.
Ama aslında durum şu, ailesinin durumu normal olanların çoğunluğu en iyi olasılıkla bilgisayar başında çocukluğun o ulaşılmaz zamanlarını geçiriyorlar.
Durumu iyi olmayanlar ise bir takım işte güçte çalışıyorlar.
Sanırım ben bunları düşünürken, senin yazdığın o eşsiz masalları anımsadım ve arkasından da kısacık ama hatırlanabilir yaşamını.
Seninle ilk, kız kardeşimin ilk okula başladığı 1976 sonbaharında karşılaşmıştık. O okula başlayacak diye ben müthiş heyecanlıydım ve ona okula başlaması nedeniyle hediye olarak küçük bir kitap seti hediye etmiştim. O, okumaya ilk başladığnda beraber ilk okuduğumuz kitap, senin yazdığın Küçük Kara Balık isimli masalındı.
Şöyle hatırlıyorum, Küçük kara bir balık ailesiyle birlikte küçük bir gölette sakin ve mutlu bir hayat sürmekteyken, kahramanımız küçük göletin dışındaki dünyayı da merak etmeye başlar. Bu merakını ailesiyle paylaşır ama ailesi ona göletin dışında sadece hayati tehlikeler olduğunu anlatır. Oysa kahramanımız aklına koymuştur ve sonucu ne olursa olsun göletin dışındaki dünyayı görecektir. Yolculuğa çıkar. Uzun, tehlikelerle dolu bir yolculuk sonunda okyanusa ulaşır.
O sette senin sadece bu masal kitabın vardı ama ben arkasından diğer masal kitaplarını da bulup, aldım. Üstelik kardeşimden önce heyecanla ben okuyordum. Bir Şeftali, Bin Şeftali iki yoksul çocuğun dramatik hikayesiydi. Ulduz’un masalları üvey annesinin elinde kalmış bir kız çocuğunun hikayesiydi.
Bugün aklıma geldin çünkü bu masallar aklımda böyle bir bir gezinti yapmaya başlayınca ki, çoğu görüntüler silinmişti, şunu anladım. Senin masalların çekiciydi çünkü, olaylar bir sarayın bahçesinde ya da muhteşem salonunda değil, kaf dağının ardında değil, sanki burada, herhangi bir varoşta geçmekteydi.
Gerçeğin masalsı haliydi aslında anlattıkların. Hepimiz aslında bir masal içinde yaşıyorduk farkında dahi olmadan.
Sonra yaşam öykünü merak etmiştik.
Azerbaycan’ın Tebriz kentinde doğmuştun. On bir yıl boyunca köy köy dolaşarak, öğretmenlik yaptın. Azerbaycan ve İran Edebiyatından derlemeler yaptın. Tebriz kenti Şah Rıza döneminde devrimci yanıyla tanınan bir kentti. İran hakkında çok fazla şey bilmem. Ama İran hakkında duyduğum bir şey var ki, beni çok etkilemiştir. O da bir zamanlar her İranlının edebiyatla olan yakın ilişkisidir. İşte bu yüzden belki de İran halkı Şah döneminde edebiyatçılara ve onların söyledikleri her şeye değer vermişlerdir. İşte bu yüzden belki tezgahta işkence gördüğünde ağır yaralandığı ve işkencecilerin ağzından tek bir kelime alamadığı için “konuşursan, tedavi olabilirsin” şeklindeki rüşvet tekliflerini “Kurşun sizin, söz benim” diyerek reddeden şair ve edebiyatçı Ali Reza Nabdel’in bu sözü İranlı devrimcilerin de sloganı olmuştur.
Ali Reza Nabdel’de Tebrizliydi ve senin yakın dostundu. O, 9 yoldaşıyla birlikte idam sehpasında katledildiğinde 25 yaşındaydı. Sen ise öldürüldüğünde 29 yaşındaydın.
İran halkının edebiyatı çok sevmesi yüzünden belki de İran’da edebiyatçılar her zaman tehlikeli görülmüştür. Sizin ölümünüzden sonraları gerçekleşen İran devrimi yazık ki, mollaların hakimiyeti altına geçti ve hemen arkasından da kendi çocuklarını katletti.
Bildiğim kadarıyla İran’da halen yasaksınız. Zorbalık halen sürüyor. Ben ise şunu biliyorum ki Söz sizin, kurşun onların olsa da…
Son Yaprağıydı 31.08.2006, 23:57 Yine o günlerden biri..Yine yazmak istiyorum ve ilk defa yazıyorum senin için..Yine yoksun yanımda ve hiç olmayacağını bile bile keşkelerle yaşamak...
Belki buraya yazılanlar gönderilebilecek mektuplardır.. Bi sebepten dolay gönderilmemiş,saklanmış.... Ama ben istesemde gönderemiyorum.. bu mektup çaresiz bi yazıdan öteye gidemez...
15 yıl oldu "baba" diye seslenmeyeli...15 koca yıl...
Daha 5 yaşındaydım daha yeni yeni anlıyordum baba sıcaklığını,sevgisini..Ablamın toprağa sanki sana sarılırmış gibi sarılması,ağlayışı...Benimse şaşkın,ürkek ve yaş dolu gözlerle olanları izlemem daha dün gibiydi...
Hep çocuklarım okusun adam olsun,yüzümüz yere eğilmesin derdin...Kalk bak işte baba kalk bak!! Hepsi göğsünü gere gere yaşıyor..!Ama bi sen yoksun be babam,bi sen yoksun...
neden hiç rüyalarıma girmiyorsun,neden seslenmiyorsun "kızım" diye???
Şimdi seni alıp götüren,bizden mahrum eden o lanet hastalığın nedeni olan sigaraya öyle ihtiyacım var ki...
Benden kilometrelerce ötede olan mezarını görememek ve hep bu acıyla yaşamak..zor,çok zor BABA...
Rahat Uyu Baba..
Yürektesin...
Aysu_Can 15.09.2006, 14:51 Bu gun ugurladim seni..
Caresizligin koynuna sigindigim o gun iste bu gundur..Sinirlar otesi bir gidisti bu gidisin, "kucugum" dedigin "buyuk" sevdalini oylece yapayalniz birakipta gittigin gun..
Gozyasim yanagimi islatirken, genzimi yakan bir "gitme" sozcugunu ifade edemedim. Lal oldu susmak bilmeyen dilim.
Kuruttugum kucuk bir karanfili mektubumun arasina koymak gecti icimden, sonra..sonra vazgectim. Dusundum ve onun yerine sana mektubumla beraber surekli canli tuttugum umitlerimi, ozlemimi, sevdami mektubumun icine koyup gonderdim
Ve Cantanem! biliyormusun? yanagimi islatan gozyaslarimi hic silmiyorum, kimbilir diyorum umut iste belki kurumadan sen gelirsin kimbilir?
Seni sevmekten hic vazgecmeyenin, sevdicegin..
Nasıl korur toprağa yuva yapmış kuş, yavrularını hani kötülüklerden yılanlardan sen de bedeninle kapaklandın üzerime. Sırf o engerekler bana zarar vermesinler diye,canımı almasınlar diye bedenimden.Aslında zarar vermesinler diye yüreğime
Öyle, öyle sakındın beni o kötülüklerden, yılanlardan...
Gün geldi attım seni, üzerime kalkan olmuşken.Sırf yaşayarak öğrenmek için bir şeyleri engereklere yem oldum, yem ettim kendimi. Ben zarar görmeyeyim diye konuşurken, susturdum seni.
Ve bana zarar vereceklerini bilebile gittim
Her defasında ağlayarak geldim kapına. Ve sen her defasında yüreğini sundun bana. Her gözyaşıma ortak oldun acımı en net gören ikinci kişiydin. Yüzüm gülerken içimdeki acıyı fark ediyordun.
Fark edip derdime benden çok ağlıyordun belki...
Yaşayarak öğrenmekti amacım biliyorsun hiç dinlemedim seni bu yüzden. “Peki neden beni yaşayarak öğrenmedin” diyorsun. Sevdiğin bir sözle cevap vereyim sana “güllerin peşinden koşarken, ayaklarımızın altında ezilen papatyaları fark edemiyoruz.” Ben uzakların peşinde koşarken,Yanı başımda benden habersiz beni yaşayana çektirdiğim acıyı görememişim Affet beni DOST. Affedin beni dostlarım???:no:
Hatırlıyorsun değil mi DOSTUM, dost kelimesini silmiştik defterden, acımı hatırlatıyordu. Oysa şimdi anlıyorum acı neymiş,benim yüreğim bir acırken dostun iki acırmış. Ben neler etmişim böyle:no: :no: :no:
Bir yangın yeriyim şimdi, tüm sevdaları yakıyorum. Girmeye çalışma DOSTUM.
Medet umma benden, ilaç olamam yarana.
Beni biliyorsun artık, ne yazık ki artık benimle karşılaşamayacaksın.
Çok zaman oldu o engerekler bitireli beni…..
Benim için üzülme artık. Şimdi yanlışlarımla karşılaştığımda, sakinim çünkü onları önceden biliyorum ve kestirebiliyorum sanırım. Artık düşmem aynı hataya büyük ihtimalle!!!
Adına nice duygular beslenen; şiirler,türküler yazılan bir kavramdır sevda. Bir şeyleri beklerken düşüveriyor insan buna. Ne acı ki kör bir bıçak gibi deler insanın yüreğini ve tüketir içinde yanan umut ateşi…
Her insan korkar bir şeylerden, çekinir. Oyalanmış olmak durumuna düşmemek için çırpınır hayatı boyunca. Ama ne var ki yine de bu soğukluk esiverir ensesinin dibinde,haince. Umutlarını bitirir belki, belki de bir şeyler öğrenmesini sağlar beklentisizce. Ne var ki her zaman hisseder bunu içerinde bir yerde, açığa vuramaz. İşte benimde bu hale düşmeden önce, bu hale düşeceğimi hissettiğim an düştü bu alev yüreğime. İçimi kavurdu durdu. Ama yine de gizledim çevremden, farkına varmadı kimse. Herkes beni eski ben diye bilmeye devam etti. Belki biraz safça veya aptalca. Ama beynimde bu sonu tasarladığımı hiçbir zaman düşünmediler ki…
İşte içime düşen bu alev beni yakmaya başladığı ve gözlerim kapalı bir şekilde bir şeyleri hissettirmeye başladığı an bana, ben de duygularımı boş kağıtlara dökmeye başladım. Çoğu zaman göz yaşlarımla besledim yazdıklarımı. Ama yine de bir şeyler kazandırdı bana. Beni anlatan şiirlerimi ve yüreğimi yoran duygularımı tanıştırdı benimle…
Siya Saperen 13.10.2006, 13:40 Orada geceleri, gece ayazi henuz ulasmadiginda köye ortaya çikan sinekleri kovmanin tek yolu olduğunu düsünür halk. Geceleri dişarida olmasi bir gelenek degildir oysa. Herhangi bir dengesiz denge eylemine karşi durmak...
Yakilan tezeklerin genzi yakan kokusu vurduğunda bilirdimki geceler uzun gündüzler an kadar kisa geçer o sehirde. Hic bir zaman anlayamadigim gri tonlari ve ay esliğinde soylenilen türküler, icilen çaylar gibi...
Sesler birbiri üzerine eklenirken kimi zaman insan kendi beynindeki sesleri herhangi bir ölüm sessizliği ile takas etme yolunu secer. Peki bu durumun en yalın suçsuzu kimdi?
Kaybedilen dostlar ve belki de umursamaz tavırlarla göz yası dokenlere hayasız bir tiksintiyle bakan, -içinden küfür ettiği ortada olan nazi subayı benzeri şahıs açılan yaralara kin doldurmakta...
sonra ülkemin mavi cocukları...
Siz eğer yaşasaydınız ki yine aynı gün gece ve her an birileri ölüme yakın olacaktı...
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum...
(Unutulmuş güney doğu anıları ve Afganin'e mektup)
Bırakıp gitmek istiyorum her şeyi, herkesi… Yüreğim yanıyor, içim acıyor. Canım çok yanıyor Tanrım… Elimde bir oyuncak, çocukluğuma geri dönmek istiyorum. Sorumsuz, sorunsuz, mutlu… Okadar uzak ki umut ettiğim şeyler bana. Okadar zor ki bu yüreğin tamiri. Bir tanem, bebeğim, gözlerini, bana sarılmanı özledim. O kadar özledim ki seni, isyan edesim geliyor. Sen şimdi kaçıncı uykunda, sarılıyorsun yanındaki bedene. Mutlu musun? Ben aklına geliyor muyum? Düşünüyor musun beraber geçirdiğimiz saatleri? Ona da bana baktığın gibi sevgi dolu bakıyor musun? Ona da bana sarıldığın gibi sıkı sıkı sarılıyor musun? Ona bakarken de gözlerin parlıyor mu? Ben yalnız ben çaresiz, senin bana gelmeni bekliyorum. Karşılık beklemeden, sadece beni sarmanı beklerken, seni sevmeye, seni içimde büyütmeye devam ediyorum… Sen biriciğim, sevdiğim, meleğim… O kadar işledin ki içime, o kadar tanıdıksın ki, bırakamıyorum unutamıyorum seni!!! Ne yapacağımı, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Sadece bana gelmeni, bana sarılmanı bekliyorum, küçük bir çocuğun sevgi beklediği gibi… Geldiğinde, yüzümü gömeceğim göğsüne, doyasıya sarılacağım sana… Yine alacağım o sevgi dolu yüzünü ellerimin arasına. Bana sarıldığında nefes bile almayacağım, ürkütmemek için seni. Sen yeter ki gel, yeter ki sevgini esirgeme benden. Yine git sonunda ,istersen. Sesimi çıkartmayacağım…
merhaba yüreğim!
sana yazıyorum bugün , neden şaşırdın ki ? özlemiş olamaz mıyım ? çok oldu sen benden gideli. anlat bakalım yüreğim ne yaptın bunca zaman? nerdesin? kimlesin? kimin yüzündesin, ne tarafa bakarsın?
kuşlar... peki ya kuşlar? onlar nasıl? hala deli ötüyor mu içinde? tıpkı ceviz ağacındaki gibi. nasıl da heyecan katardı sana o deli kuşlar. gözlerimi kapadım, o günleri düşlüyorum şimdi, seni düşlüyorum yüreğim... sen bendeyken nasıl da farklıydı herşey. güneş ilk bizim odamıza saçardı ışınlarını ve tabi penceremizdeki ceviz ağacına. nasıl da deli öterdi kuşlar o vakit. sen de kapılıp giderdin kuş cıvıltılarına durduramazdım, susturamazdım seni. gözlerim uyuyalım dedikçe, sen kuşlarla yarışırdın hep "kalkalım deli ötme vakti" diye...
biliyor musun sen gittiğinden beri gözlerim artık direnmiyor uyuyayım diye. uykusuzluğa alıştı sensizliğe alışırken. üstelik manasız da bakıyor sen bizi bırakıp gittiğinden beri... biz ne mutluyduk sen bizleyken.
çok konuştum gene değil mi? belki değişmeyen tek şey bu, hala çok konuşuyorum. evet haklısın sorular askıda kaldı gene. hadi sustum ben. sen konuş yüreğim. anlat bakalım ne yaptın onca zaman bensiz, kimler incitti seni, kimlere heba ettin kendini, kimlere umut oldun? yorulmadın mı başkaları için var olmaktan? en önemlisi mutlu musun? peki ya umut? sakladın mı kendine de bir parça???
heyy asma suratını hemen, sitem değil bu yazdıklarım, seni ben salmıştım unuttun mu? ben sadece özledim. sadece seni özledim...
geleceksin biliyorum, bir şey demiyorum ki sana. ama ne zaman geleceksin onu merak ediyorum ben. bak hala seni bekliyorum sabırla, gelirken herşeyi tüketmiş ol olur mu, azıcık umut sakla yeter o bize. ben yoruldum artık kalkacak gücüm yok deli ötemem senle.
haydi şimdi git her nereye gidiyorsan, umut ol, sevda ol... kuşları da al git... deli ötme vakti gelmiştir birilerinin, seni bekler bekletme...
ben mi ben alıştım beklemelere düşünme sen beni burdayım ben, sen gelene kadar ölmem...
frtsutoprak 23.11.2006, 12:16 ....gönderimmemiş mektup (43)
MERHABA DİYEREK ...!
Her an olduğu gibi yine seni düşünüyorum oturmuş ranzama. Elimde resmin ona bakıp hayaller kuruyorum. Sonra hayallerimi ona anlatıyorum,ama hep dinliyor. Her ne söylersem söyleyim yüzünde gülümseme ile bana bakıyor. Sana olan sevgimi anlatıyorum, nafile yine cevap yok. Ama üzülmüyorum çünkü; bizi dinleyen melekler var. Biliyorum ki bunların hepsini sana anlatmışlardır....!
....diyerek başlayan bir mektup şu an belki istemeyerek senin elinde bulunuyor. Ve senin bir mektubuma katlanmanı senden rica ederek başlıyorum lak laka....Bir insan gerçeklerden ne kadar kaçabilirse bende o kadar kaçmaya çalışıyorum. İstemediğim ama varolan o kadar gerçek var ki; hepside acı acı ama ne yapacaksın her şeyi yaşamak gerek derdin, katlanacağız istemeyerek. Bana karşı her zaman iyi odun. Bunu unutamam. öyle çaresiz anlarımda bana yardımcı oldun ki sana karşı hep başka bir ayrıcalıklı ilgi duydum. Seni her zaman bir dost bir arkadaş olarak yanımda bulundurdum. Ben sana karşı her ne kadarda sorun olmuş olsam dahi sen bunu bana sezdirmedin, bir bakıma bana belirli aşamalarda katlandın. Sana öyle inanmıştım ki yanımdan hiç gitmeyeceğin, beni yalnız koymayacağına her zaman bel bağlamıştım. Haddim olmadan belki. Öyle tatlıydın ki, bir göz kırpman bana bir çok mutluluğu aynı anda tattırıyordu. Seni çözmüştüm(son zamanlara doğru). Her zaman yapıcıydın, ama kıskançtın kendine ait olan bir insanı kıskanan, zalimdin alıp başını gidecek kadar, güzeldin bana laik değilsin dercesine, umut duluydun gelecek vaat ediyordun TRB. gelinlik, ISP. çocuk odası bakarken. Vazgeçilmezdin hasretine dayanamadığım, bir alışkanlıktın bıkmak asla istemediğim ,bir ilktin sevdasına ağladığım, kimi zaman ağlayan, kimi zaman sevinçten dili tutulan (Trabzon da ilk defa gördüğünde), kimi zaman da suskundun ağzı açılmayan ve bir başkaydı seni senle yaşamak. Bir aşk hikayesiydi beni yaşamak sende, bir tutkuydu evete bağlı kalmak, belki de her saniye nefret etmekti benden bana sezdirmeden veya sevmekti beni alışılmaz olarak. Ama ne olursa olsun yaşamaktı o senin güzelliğini anlatabilmekti meleklere sizden güzel biri var demekti. Birlikte olmak değil, birlikte aynı yöne bakabilmekti bizim sevdamız bir başkaydı aynı anda hayatı tüm gerçekliğiyle yakalamak. Artık sevdiği olmayan biri değil de; yetim kalmış bir çocuk gibiyim anne. Öyle güzellikler yaşadık ki ! ben sende kalıcı olmayı hedeflerken sensiz kalmaktı bana acı gelen. Bir zamanlar birbirlerini ölürcesine seven iki insan var birlikte. Artık ayrılar istemeyenler sevinebilir gün onların günüdür artık ölümse yaklaşmıştır zaten bizim kapıya. Şunu asla inkar edemeyiz ki birbirimize alıştık, bir daha asla bir başkasıyla alışamayacağımız gibi.Alışkanlıklarımız bizi asla rahat koymayacak. Bizim aşkımızda kaybedilen bir şey olmadı, hiçbir zaman kazanılan sevgiler tekrar kaybedilmez. Eğer ki kazanılmışsa hala devam ediyor demektir, ya kazanılmamışsa zaten kaybedilecek bir durum olmamıştır. Senin ki beni hayata bağlandırmak ve kendimi sevdirmekti ve de başardın belki şimdi sevinircesine. Artık her şeyimi bilen birisi var, benimde onun her şeyini bildiğim birisi. Ayrıyız ama hala kalpleri aynı yöne doğru atan. Seni unutmak asla başarmak istemediğim bir hayat sınavı. Belki de yine sinirlerini çıkardım ne yapacaksın. İşte anlayacağın ben (sana karşı) rezilin biriyim. Ne kadar döversen döv, ne kadar söversen söv sensiz olamıyorum. SENDEN KENDİMİ ALIKOYAMIYORUM beni anla. İnsan güzelliklerden vazgeçer mi ? sence. Sen benim için bir güzelliksin içinde tüm tonlarını barındıran.
ÖZÜR DİLERİM YİNE BAŞINI AGRITIM. En azında okuduğun için sağol.
Yaşamak yaşadığını hissedebilmektir.
Yine o rezil çocuk...!
BALIKLARINDA GÖZ YAŞLARI VARDIR, AMA DENİZLERDE BELLİ OLMAZ.
SEVGİNİN VE SAYĞININ VERDİĞİ HUZURLA HOÇÇAKAL......
frtsutoprak
Öğretmenim…
bugün senin günün ve sen üç yıldır olduğu gibi yoksun…
bugün senin günün ve ben ellerini öpemiyorum, öpüp de başıma koyamıyorum ve ne acı pamuk ellerin okşamıyor saçlarımı, gözlerindeki gururu umudu göremiyor gözlerim…
Güne senin şiirinle başladım öğretmenim resim derslerinde hep okuduğun şiirle buruktu gün…”Dünyanın bütün çiçekleri”…
Sabah yanındaydım öğretmenim, ben gitmeden önce ne çok kişi uğramış sana gene geç kaldım… tıpkı dediğin gibi çiçekler getirilmişti sana… kimler vardı acaba, Zeynep, Sinem, Gökmen, Ali… yoksa hepsi birden mi? Yüreğim burkuldu öğretmenim neden daha erken gidemedim…
Muratcan abim fotoğrafını eklemiş mezar taşına “canım annem” notunu düşerek altına senin en sevdiğin dizeler…
“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.”
Nasıl da asil gülüyorsun öğretmenim fotoğrafında sahici gibi, gözlerinde sahici bakıyor… sanki birazdan ayaklanıp hoş geldin Leylam deyip saracaksın beni…
Ne çok isterdim aslında… özlemişim kokunu nur yüzlüm… beni izledin mi bilmiyorum ama başucundan ayrıldıktan sonra kabristanın kapısında oturdum bir süre, kızma ama bir sigara yakıp yol gözledim… hani biri gelir de sarılırım diye… senin kokunu taşıyan biri… gelmedi öğretmenim…
yürümeye başladım sonra bi baktım senin evin önündeyim… doğru yaa kokunu en güzel muratcan abim verirdi Mehmet hocam verirdi… penceredeki sardunyalara ilişti gözüm, zemheride çiçek açan sardunyalar nedendir açmamış bugün… yüreğim titreyerek girdim apartmanın kapısından ve ayaklarım titreyerek çıktım merdivenleri… kapıyı çaldım sanki sen açacaktın kapıyı…
Mehmet öğretmenimdi açan kapıyı… nasıl da şaşkın baktı gözleri…
“- sen mi geldin vefasız kızım, hoş geldin” derken sesi titriyordu…
üç yılda nasıl da çökmüş dağ gibi adam… Mustafa kemal bakışlı öğretmenim, umarsız bakar olmuş mavi gözleri…
ağlamayacaktım ama tutamadım gene kendimi… konuşamıyordum, kelimeler tükenmişti sanki düğümlenmişti boğazımda… sen kokuyordu Mehmet öğretmen ama sen gibi sarmıyordu… içeri geçtim konuşamıyordum böyle bakıp etrafı izledim bir süre her yer sen kokuyordu sanki sen gittiğinden beri bişeye ellenmemiş gibi… fotoğraflar çarptı gözüme… bir tanesini almak istedim vermedi Mehmet öğretmen, ben göçünce Muratcan abinden alırsın dedi… senden yadigarmış onlar en kıymetlileriymiş… hani vardı ya benim ilk okul günümde beni sardığın fotoğraf… ne kadar çok şey anlatıyordu o fotoğraf…
sustuk dakikalarca sustuk aynı şeyi yaşıyordu yüreğimiz belki ondan sustuk…
Seni özlüyordu yüreklerimiz ve susuyordu, susarak özlemeler bi kez daha çıkmıştı karşıma…
“gitme vakti öğretmenim” artık duramıyordum, durmamın anlamı var mıydı onu da bilmiyordum, varlığım Mehmet hocama acı mı vermişti dersin, bilmiyorum, bilemiyorum… bildiğim “hep gel vefasız kızım” diyen Mehmet öğretmenime bi daha gideceğim… ama bugün ki gibi değil emin ol öğretmenim, yakıştırmadığın yaşları silip gideceğim…
Bugün senin günün öğretmenim ve sen nur yüzünle yolumu hala aydınlatmaktasın… unutmadım seni, nasıl unutabilirim ki ikinci annem…
Günün Kutlu Olsun Meleğim
Sevgisi Eksik...
Yüreği Buruk...
Pulu Yok....
Tek Tesellisi Umudu Çok...
Sevgili Yürek...
Belki Bu mektup sana Ulaşmıyacak... Ama ulaşırsa cevap beklerim..
Seni Beklediğim gibi , Birgün geleceksin Biliyorum.. Yarim Diyebileceğim. Deli gibi Çağlayabileceğim.. Seni SeviYorum Diye Haykırabileceğim O Gün Gelecek.. Umutluyum...
Umutlar ile yasamayı öğrendim.. Ne kadar kendime kızsamda Hayatımın Bir gerçeği Oldugunu Farkettim..
Aşk mı ?
Yok Ona inanmıyorum.. Aşk Uğramasın bana.. Sadece seveyim... Sevileyim..
Paylaşayım vsvsvvsvs ama aşk olmasın .. Bütün Duygularımı Tek Bir Kelimeye Sıgdırmak İstemiyorum..
HEp Aşkı Arayayım Senin ile .. Bu duygular Hep Var olsun Yüreğimde...
Belki Bende Dagları Delerim..
Çölleri Aşarım.....
Kendime Daldım Seni sormayı Unuttum .. Hoş Nerdesin, Kimsin, Nesin adını bile Bilmiyorum aMa
Hissedebiliyorum...
Belki Yüreğimdesin..
Yüreğim sensin..
Hiç bir Yürek Tek Yaratılmamıştır.. Bilesin...
Şiir gibi oldu idare et... Şiirler in Beni Bu kadar anlatabileceğini Tahmin Edemiyordum .. Konuşamadığım zamanlar tek Dert Ortağım Onlar.. Bİrden oldu herşey.. Bir Gün Senin ilede Konuşamaz isem o zaman Yüreğimi Dinle... Bilki Seni Şiir Gibi Türkü Gibi Yaşamak İsteyişimdendir.. Ömrüm Ne kadarına Yeter Bilemem...
Değecekse Beklerim..
Şair değilim...
Ama Yüreğim Var...
Kara gözlü , Kara Kaşlı Olman da Fark etmez... Yüreğimin Eksik olan tarafını Tamamla yeter..
Cevap Yazamaz İsen Munzur Dağına Bir Fidan Ek.. Orada Yeşereceğim..
Zarfa Parfüm Sıkamadım.. Nefesimi Gönderiyorum.. Taa Derinlerden Geliyor Yüreğimden.. NEfes Aldığım surece senı beklıyecek ve Sevecegım....
Hoşçakal Demiyorum.....
Şimdiden Merhaba Der, Yüreğinden Öperim...
Yaprak... 26.11.2006, 00:18 hep düşünmüşümdür... yüreğin adresi var mı... galiba var... ve sanırım ben yüreğimin puluyum... yüreğim sevgi dolu mektubunu bana gönderdiğinde.... gelen zarfın pulu oluyorum... bazen açamasamda cesaret edip... ne yazdığını hissedebiliyorum... aynı hislerle.... kalemsiz kağıtsız... aynı zarfla ve aynı pulla....cevap verebildiğimi biliyorum...
benim mektuplarımın herzaman karşılığı vardı... ve hiçbir mektubu karşılıksız bırakamadım... karşılığı olmalımıydı bunu bilmiyorum ama yüreğimin karşılık beklemediğini kocaman hissedebiliyorum....
umut mu.... yüreğin adı umut....
sevgiyle kalın...:001_rolle
Yavrum;
Sözün bitti yerde,beden konuşur ama bedenin Uzaksa,artık görev kalemindir.mürekkep kokusu,umudumla yayılacaktır okurken gözlerinde..
Sen bir dağın tepesinde bir su kaynağı,hayat dolu ama bir okadar sakin,yaşamımdaki anlık göz dalgınlıkarım ve saniyeler içerinsindeki hissetim o Koca varlık,kaynağındaki suya rüzgarın değemesiyle Başlıyor..bunu anlamak ve sorgulamak bana bir doğruyu fısıldıyor,...bir ses" hayat senle başlıyor ve senle yüzyılarla bölünerek hatıralar bırakıyor".
Yavrum ;Yaşanmışlığın içinde Sıkışmadığımı,ruhumun özgür olduğunu bilmek,sadece senin süretinin belirmesiyle gecede bir perdeyi aralmakla lakin,isa'ya ibadet eder gibi bir havarinin kutsal oluyor. ,anahtar'sa Anlınını öpmek, Gecede perdeyi açmak için..
Şimdi Ağır yüklerin,değişmez seçimlerle kaybettiklerimle yaşıyorum,Hayatın kaynağını Sadece dokunmak parmağımla,her dalgalanışın bir asıra bölünerek yaşanmış düşler yaratıyor..umudum Sensin,hayır umudum ikimizin varlığı başka bir boyutta,nefesinin ve sesinin her zaman götürdüğü yer...
Seninle yıllar boyu ayrı kalsakda,kalmasakda,sen Bir Alışkanlık değilsin.Bir tutkunun ötesi bağlıklıktır adın...Adını anmaksa ruhumun Uzak hali...
Gözlerinden geçen ütopya şimdi senin damarlarında oksijen gibi gezecek,sadece bilmeni istediğim,
yanlız değilsin Yavrum
reyhan22 01.12.2006, 09:57 yazılması gereken 3 mektup var...
babama.....
her zaman derdin babacım güçlü ol kızım diye.ben sizi diğerleri gibi büyütmedim hayat size ne oyunlar oynarsa oynasın istediğiniz kadar zorlasın siz yinede güçlü kalmak zorundasınız derdin hep somurtmak ağlamak yok ve soğuk kanlı olmak ilk şart....
evet babacım dediğin gibi somurtmadım ve ağlamadım hiç hep soğuk kanlılıkla yaklaştım sorunlara biliyordum çünkü panik bizim için en zararlı şeydi ve biliyordum hayata sıkı sıkı sarılınca istediği kadar uğraşsın bizi içinden atamayacağını sende hatırlıyorsun deilmi bunları unutma ne olur bunları sen öğrettin bize.......
bazen kavga ettik genelde güldük herkes herkesler gıpta ettiler aramızdaki ilişkiye biz bu mesleğe beraber başladık beraber yürüttük bir oya gibi işledik birbirimizi ve beraber sarıldık hayata yine öyleyiz
bazen kızdırdım seni bazen söylediklerine kızdım ama biliyorum tek istediğin bizim iyi ve mutlu olmamız.......
sen hayatıma giren ilk erkek ilk aşkım benim hep kızlar aşık olurda kıskanırlarmış babalarını bende paylaşamadım seni hiç annemle ben senin ilk göz ağrın sen benim ilk aşkım seni mutlu etmek için mutlu olucam aslında hep
seni seviyorum babacım
hala gözünde küçücük olan kızın..
annemmm
sana doyasıya sarılmak ve yanımda olduğunu bilmek okadar güzel bir duyguki bedenimin ruhumun en rahat hali göğsünde geçirdiğim zaman annemm ve hayatmda en takdir ettiğim kişi sensin
senki bir dağ gibi hayatımızın karşımıza getirdiği sorunlarda yıkılmayan acı ve mutlulukta kanatlarını üzerimizden eksik etmeyen bir melek
senki yılların senden götürdüklerine rağmen yıkılmayan yarınımıda umudun eksik olmaması için çaab gösteren tombiş prensesim
biliyorumki parmagıma diken batsa senin yüreğin kanıyor ve biliyorumki yüzümü asık gördüğünde ölüyor bütün hücrelerin hani hep diyorsun ya beni anne olduğunda anlıyacaksın seni şimdide anlıyorum annecim hemde çok iyi anlıyorum
çok iyi biliyorsunki sadece yüzünü güldürmek için çabam hakettiğin mutlulukları sana vermek için keşke elimden gelsede gökyüzündeki yıldızlardan bir taç yapıp başına taksam seni seviyorum anneciğim....
yazılmasına geç kalınmış son mektup
yar.....
seni tanımak ve yaşaamk hayatın bana verdiği bir ödül olmalı karanlıkta ve gidişinle tekrar karanlığa gömülmek
hatalar hatalar geçiyor gözlerimin önünden ve her gece mesafeler daralıyor hayallerde suretinle her gece biraz daha yaklaşıyor ruhum ruhuna her güneş doğuşunda düzeni bozmamak için geri dönsede
düşler büyütüyorum yarınlara umutları yok ediyorum bilinçli buna engel olamadığım güçlü hisler neden oluyor yinede engel olamıyor sevmeye ve seni ruhumda hissetmeme
bir engizasyon mahkemesinde yargıladık bizi ve karar acı oldu gerek varmıydı yargıya gerek varmıydı mahkemeye gitmeye bilmiyorum ama karar ruhumun müebbet yemesi ne yazıkki
oysa ben bir ömür boyu beklemek isterdim seni bekle der gibisin inan döneceğini bilerek beklemek daha kolay nedensiz beklemelerden
geceleri sana sarılmak yetmiYor artık sevda bir alev parçası yakıyor yüreğimi bir ayinde buluşmak seninle ve ayin sonu huzura ulaşmak istiyorum olmayacak biliyorum frangalar taktılar ayaklarıma gelemiyorum
yar sevdanın eksik olmaması yüreğimde tek dileğim oda eksik olursa.......
Gönderilmeyen mektuplar 1:
Bilmem gidişinin hangi saati ya da seninle gidişimin kaçıncı saati iliklerim şimdiden alışamadı yokluğuna
Titriyorum iliklerime kadar üşümüşüm hissediyorum adına özlem diyorum adına kendi içimde savaş diyorum ama
Fayda etmez biliyorum iç yakırışlarım sürüyor …..
Soruyorum kendime kendimle kalabilirmiyim diye hayırlara koşuyorum sonra kendimle değil içimdeki seninle yaşayabilirim ancak senin için yaktığım mumların sonu geliyorda özlemim düşmüyor dilimden kaç dilim insan geçti
Biliyormusun bugün gözümün önünden kaç nefes kaç yürek ama nedense alamadım hiçbirisini içime konuşmadım bile
Sus pus olarak oynadığımız oyunu sürdürdüm…
Küçük iki çoçuktuk aslında seninle tanımadan öğrendik birbirimizi gözlerini görmeden bile gözlerinin rengini biliyorum
Aslında kahve rengi ellerinin izlerini tanıorum sanki gülerken yüzünde beliren çizgilerin bile yerlerini uzunluklarını biliorum aslında üzülünce yüreğinin nasıl yandığını gözlerinin hemen kırmızıya çalan ve baş ağrılarının olmadık anca bleirlemsini nefeslerinin aralıklanmasını bile biliyorum aslında.
Tanımadan seni tanımışım aslında adımlarının ölçüsü bile ezberimde aslında
Ve ben bunlardan nasıl kurtulurum bilmiyorum ama yüreğim yanıyor bunu biliyorum hani önce ufak ufak sonra aniden dağılan ve komplesini kaplayan yangın gibi yüreğim yanıyor acıyor ..
Özlemlerdeyim bugün yine
Sana yabancılaşmanın mecburiyeti var hayatımda
Senden çıkışımın acısı var yüreğimde senin için seni unutmak var aslında sinemde yapamasamda bunu içimde yinede senin karşında bunu konuşabiliyor söyleyebiliyorum .
Susmam gerektiği için susuyorum ve iniltiler içinde gidiyorum bilinmezlere ne adım olacak hayatında bundan sonra nede benim nefesim nefesinin içinde .
Vazgeçmek çok zor olsada vazgeçmem gerekenlerin ardından döktüğüm gözyaşlarımla gidiyorum yüreğimdeki sewdanla
Evet hala söyleyebiliyorum ben onca şeye rağmen hala seni çok seviyorum .
Ama bu gönderemediğim mektup gibi onuda sana söylemeden gidiyorum
Suskunlar diyarına
Yada bilinmezlikler ülkesine
Yanımda sadece sewdamı alarak
Ve bir daha sevmemeye yemin ederek.
Gönderilmeyen mektuplar 2:
Hani hep derler ya alışmak yok aslında alışmak insan sevdiğinin yokluşuna nasıl alışabilir soruyorum kendime bide yokluğu kendi elleriyle yapmışsa nasıl dayanır diyorum ama cvp vermiyorum .
Bilimeyen bir yerdeyim şimdi bir hayal aleminde almıycam ama seni içine sadece içimdeki sen olacaksın birde ben gerçek sen yoksun bu hayalde yıktığın gönül hayallerimin yerine say bu hayalime almayışımı. Hayallerdeyim umutlardayım ama sensiz yoksun sen nedense tek bir sözcükte bile
Gözlerim hep nemli biliyomusun affedemiyor yüreğim seni
Affedemiyorum bu göz yaşlarımda seni
Ne gülüyorum ne ağlıyorum konuşmuyor susuyorum
Hep dersin ya bana “sen hep içindekileri söylersin ben söylemem içime atarım diye” bak artık ben içimdekileri söylemiyorum içime atıyorum senin deyiminle değiştirmeyeceğimde artık bunu
Biliyormusun sensin çiçekler bir başka açıyor sanki renkleri farklı ama ne renk olduğunu bilmiyorum
Bilmiyorum nasıl bir dünya burası bilmiyorum neler yaşanmış bu topraklarda ama biliyorum yüreğimin yangınını hissediyorum içimin acısını
Evet yüreğim yanıyor içim acıyor ama sana değil
Yaşadıklarıma yada yaşatılanlara boşluklara
Birkaç an için birkaç saniye için yıkılan umutlara hayallere yanıyorum ağlıyorum ve sonunda yaptığım gibi susuyorum
Nasıl öğrendiğsen sende benden susmayı ben yine susuyorum ve biliyorum
Bazen konuşmamak en iyi cvp oluyor .
Yine bir mektubumu sonlandırıyorum sana yollamadan çekmeceme kaldırıyorum ve yine yanıyorum boşu boşuna giden emeklerimizin yokolduğu anlara yok eden insanlar ve değmez bu dünya için konuşmaya diyip yine susuyorum
ve artık hep susmaya.....
Dosttan dosta mektup:
Hafif türkülerle başladık bir nefesi ayrı bedenlerde hissetmeye dostluk dedik adına hatası olmayan bir can olan beraber acılanan beraber ağlayan içi yandığında karşısındaki nin de içinin yandığını öğrendik yan yana değilken bile.
Bazen tek bir türkünün nakaratında
Bazen kocaman satırlarıyla bir şiirin şairane duygularında
Bazen de bir uçtan bir uca hissettiğimiz tebessümün arkasında
Yaşadık yaşadıklarımızı yada yaşattık yaşayamadıklarımız
Anlık saatlik ve günlük üzüntülerimiz odluda
Böyle hayatlık üzüntüleri yaşamamıştık hiç
Ama şimdi aynı hayatlık üzüntülerimizi yaşıyoruz ve yetiniyoruz bırakılanlarla terk edilen duygularla.
Bir an gülüp geçiyoruz “boşver beee “ diyoruz
Güya boşveriyoruz ama boşvermediklerimiz yine atıyoruz içimize kendiliğinden gelen her şeyi alıyoruzda bir kere neden diyemiyoruz
Nedensizliklerle yalnızlığa gömülüyoruz da o yalnızlık içinde kocam bir dostluk kuruyoruz ayrı ayrı yüreklerde bir acılanarak
Canımda can olan canım dostum
İyiki varsın
Ve iyiki sen hayatımdasın
Onca olumsuzluklarda benimle nefes aldığın için ..
Reyhan’a ……….
Nazlı naz
01.12.2006
13:49
Tanımadığım bir anneye gönderilmeyen mektup:
evet doğru tanımıyorum seni ne saçlarının rengini biliyorum ne gözlerinin rengini ne zayıfolduğunu ne kilolu olduğunu yada yaptığın yemekleri sevmediklerini ve sevdiklerini nasıl neşeli olunca güldüğünü yada ağlayınca nasıl içinin yandığını hiç birşeyini bilmiyorum ama yinede seviyorum seni anne olduğun için ve ortak sewgimizin yaratıcısı olduğun için.
seni tanımıyorum evet anne ama bir annesin ve biz ortağız bir konuda sende seviyorsun benim sevdiğimi ölümüne bende seviyorum senin yüreğininin parçasını senden sonra seninle bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgiyle ayrı olsak bile.....
aslında seni tanımadan sana minnet duyuyorum yarattığın sewdam için sana minnet borçluyum varettiğin o yürek için sana defalarca teş ediyorum yetiştirdiklerin ve büyütüüğün içine bu sevgi yumağını koyduğun için
ve sana bir özür borçluyum yavrunu hep üzdüğüm için acılandırdığım için yüreğine acıyı serptiğim için ..
tanımadığım anne şimdi yüreğim ve duaların hep seninle mutlu olasın sağlıklı olasın diye....
benden sonra sen iyi bak benim sevdiğimi
ve yelken açın hep umutlu sağlıklı günlere.
tanımadığım anne benden bir parça sevgi ek yavrunun yüreğine ilerde dersin tanımadığım yürek ekti bunu diye...
Nazlı naz
02.12.2006
"Seni sevmek sana hasret yaşamakmış meğer
Dağ başlarında kara kışlar gibi gelişini beklemekmiş yazın"
Bekledim…
Öyle bir havada geldin ki bana vazgeçmek mümkün olmadı.
Sanki dünyanın merkezinde sen varsın her şey senin etrafında dönüyor. Hangi yana baksam sen hangi kapıyı açsam yine sen. Gündüz hayalimde gece rüyalarımda. Öyle bir yer edinmişsin ki benliğimde seni sevmelerden alamıyorum kendimi. Yorulmuyorum da seni içimde taşımaktan. Gülen gözlerin geliyor aklıma; sonra sevmelerin en güzelini yaşıyorum yeniden seninle. Bir daha, bir kez daha… ve sonra içimde dolup taşıyorsun çağlayan ırmaklar gibi.
Yüreğim nasıl da çarpıyor. Sanki yüreğimin içinde onlarca kuş kanat çırpıyor. Oradaydın, tam karşımda ve içimdeki kuşlar sakinledi. Bir film karesi gibi dondu her şey. Sadece sen vardın sadece sen.
Düşler ülkesine uğramayalı ne kadar uzun zaman olmuş, ne zaman küsmüştü yüreğim aşka? Ne zaman susturmuştum yüreğimin sesini? Hatırlamıyorum… ama gerçek şu ki gözlerimizi aşka kapatabilsek bile yüreğimizi aşka kapatamıyoruz.
Ah aşk, sen düşlerimdeki gerçek; gerçek hayatımda ise bir yalansın. Ama kalbim delice coşabiliyorsa sebebi sensin. Oradaydın işte, tam karşımda, yıldızların ve ayın altında. Hani derler ya bir yıldız kayarsa ve o anda bir dilek dilersen gerçekleşirmiş. Ben seni diledim. “Aşk benimle gelir misin? Sadece benim olur musun?”
Karşımdaydın ve dünyamı aydınlatan güneşimdin, tüm aydınlığınla karşımdaydın…
Ve gözlerimi kapatabildiğim aşka yüreğimi kapatamadım. Özür mü dilemeliyim senden, ne dersin?
Yüreğimde ki sana;
bazen kendime bile itiraf edemediyim kadar özlüyorum seni nefesim kesiliyor sanki bazen öyle hasretlenmişimki ateşim çıkıyor bazen aniden ellerim titriyo karnıma nedensiz ağrılar giriveriyor seni düşündükçe özlem üstüne özlem biriktiriyorum sanki.
ne seni bekliyorum nede senden vazgeçebiliyorum ne seninle yaşıyorum ne sensizliği düşünebiliyorum susuyorum öylece konuşmuyorum içimdeki seni alıyor yüreğim içine sıkı sıkı sarıyor senii vazgeçmek istemiyor ama ellerini çekiyor sonra senden içini kan doldurarak .
bilmiyorum ne haldeyim içindeki seninle yaşarken ve birde içine özlem ekleyince bilmiyorum ne haldeyim nelerelerdeyim kiminleyim hangi sözleri duyuyor hangilerini duymuyorum bilmiyorum anlatmaktan kortuğum anlardayım acılardayım hüzünlerdeyim satırlarımdan bile vazgeçmişken senden nasıl vazgeçerim diye düşünmekteyim.
sen söyle içimdeki sen sen söyle nasıl bir sewda kuşağı bu böyle nasıl bir sewdaki hem dewam edip hem yaraya tuz basıyo ne çıkıyo ne sonsuza kadar onunla oluyor ne oluyor bana neoluyor başım dönüyor gözlerim kapanıyor senlli düşlere dalıyorum seninle oluyorum sensizken bile seni özlüyorum sana susuyorum sonrada.
herşey yarım herşey yamalak
ben gibi
yada uzakta kalan sen gibi
yüreğimdeki sen yada aynı yürek içindeki ben ve bizimle birlikte yaşayan özlemlerim söyleyin nerdeyim ben...
Yavrum;
Hiç bir denizcinin çıkmak istemediği,O büyük deniz yokluğun...kaç bin kere dalgaların çarpıyor,kıyılarıma.her çarpışın hasretinin yarası...korkuyorum kendimden..
Bu özlemin, dalgalarınla çarpıp kaçtığı ve arkasında bıraktığı yaralara danamayacağıma..
Gel...dalgalarınla sonsuza kadar ...ben ada misali denizine teslim.o her gece Büyük fırtınalarla gelişinin şerefine biraz daha eriyor topraklarım...çözülüyorum denizinde..biraz daha sen oluyorum. yok oluyorum sende karşı koyulmaksızın...kalmak istediğim tek yer derinliklerin...delice düşerek kapalı gözlerimle,göğüsüne konmak istiyorum...yaşamımın tüm nefesini senden alarak..
Bir gece, tek dileğim yok olmadan gel..Denizinden bir defa çık ve soğuk ellerinde dokun bütün topraklarıma...kor bir hasrete dokun ve çatlasın aşk'ından topraklarım..
Gel...buzun ateşde eriyişine..ateşin teslimine buza
bir gece gel...tüm varlığınla...
Yavrum,yokluğunun yarattığı vadilerde, yanlızlığımla büyüyen acılarıma ekip büyüttüğüm ve her yüzyılda bir filizlenen çiçekler ,gelişinin rüzgarlarında,bütün ihtişamıyla dans etmeyi bekliyorlar.... fısıldayışının ezgisinde tüm sarhoşluyla sana...
FalleN
http://www.melegim.net/manzaralar/adalar/4.jpg
Ey ayışığım,
Sen ki hergece beni yalnız bırakmayan, beni o karanlıklarda aydınlatan...
bezen yarım, bazen tam, sanki bazen küsüyorsun nazlı bir arkadaş gibi,
bazen de kalbini açıyorsun sonuna kadar. İşte o zaman gecenin gizemli derinlikleri
görebiliyorum senle.
Bazı geceler aramıza kara bulutlar giriyor ve göremiyorum seni,
işte o zaman çok yalnız kalıyorum, özlüyorum seni, gözlerim kapalı bekliyorum seni.
Bazı geceler bana yıldız arkadaşlarınla bana ışıltılı bir gece yaşatıyorsun, en parlak kutup
yıldızıyla dans ediyorsun, ne de güzel gülümsüyorsun ve gülümsetiyorsun.
Sen yalnızların gece yoldaşı, evsizlerin tek arkadaşı, siyah asalette tek parlak...
denizlere yakamoz... gecenin gizeminde ayakta duran tek ışık...
yüzlerce güneşe bedel, yakmadan, acıtmadan ışık veren...
ayışığım...
senle ruhum değişiyor, kendimle buluşuyorum ışığında... parladıkça içimdeki herşeyi
serpiyorum gökyüzüne... umutlarımı , sevgilerimi... sen hayatımın parçası...
Sen gündüzüme umut... ışığınla yolumu hep aydınlat...
http://img105.imageshack.us/img105/9572/x1padjo0uco2h3fmjqx3gezxw7.gif (http://imageshack.us)
19'unda yitirdiğimiz sevgili Zehra'mıza..
Bu gece yine gel olur mu? Söyleyemediğini yine söyleyemesende bu gece bekleyeceğim seni eskiden olduğu gibi. Endişem var son gelişinden bu yana. Bir tek uçurumlar kalmasın senden gecelerime. ( Çok mu imkansız? ) Kumlu, çakıllı, uzun yolları sana bağlamışım derinlerimde, ulaşamamışlığın izleri işte..
Sensiz olmuyor Kızılırmak boyları, doğu rüzgarlarıyla sevişen yapraklar olmuyor. Pencerem buğulu kaldı gittiğinden beri ve olmuyor, göremiyorum renkleri, yüzleri, sesleri...
Ne kadar da imrenmiştim gidişine 10 yaşımdı... Böyle bir gidiş bana yakışırmıydı, ben de silinmeden gidebilir miydim? 10 yaşımdı, anlayamadığım gidişine ne çok şey yüklemeye çalışmıştım hafiflemek için...Ve ne kadar alışmıştım o bedenimi ısıtan hasrete.. Sayısız çığlık bayramlarını geride bıraktım senden sonra. Sığınaksız oluşuna içerledim bedenimin. Uçarı düşler satın aldım kendime serinlemek için. Çizgiler üstüne çizgiler çekmek için...
Bu gece rahat bırakmadı beni pişmanlıklarım. 10 yaşımdı , anlayamamıştım gidişini, kendi senaryolarımı yazdım... Yine rahat bırakmadı pişmanlıklarım. Ve yine senli, yeni sancılar akıttılar odama. Tutuklu kaldı bütün bende bıraktıkların, acıttı kokun, nefesin... Adımlarını sezdim, ellerini tuttum, 10 yaşımdı korktum, ağladım... Bu gece yine gel olur mu? Artık korkmayacağım....
sana....
sonbaharda yazı yaşamıştı yüreğim gelişinle.belki basit kalır ama bir idam mahkumunun son anda kurtuluşu gibi,kimsesiz bir çocuğun anasına kavuşması gibiydi yaşattığın mutluluk..yüreğimi avuçlarıma alabilseydimde senin için nasıl çarptığını gösterebilseydim keşke..
gidişinse ölüm gibiydi.ölüm gibi sesiz ve birr o kadarda fırtına kopartan yürekte..ve ölüm gibi gerçekti seninde gidişin..ama bilirsin inanamayız ölümlere alışamayız..bende ne inanabiliyorum nede alışabiliyorum senin gidişine..
sensizlik bir ilmek oldu artık hergece boynuma taktığım..hergece yeni bir bilmece çözümüne ulaşamadığım..bilmiyorum ne olacak tükendikçe gece ben tükeniyorum..yüreğe söz geçmiyor..hergece özlemin gözlerimde yaş olup akıyor...
en umutsuz anımda çıkmıştın karşıma..mucizem demiştim..şimdiyse en büyük ve tek güçsüzlüğüm sensin..
bazen gitmek istiyorum buralardan..ama,yüreğim yaralı bir kuş sanki sapan değmedik yeri kalmamış..ve bu halde nasıl ve nereye gidebilirim..ölüm beni hiç korkutmadı biliyor musun..seninle bir dakika geçirebilmenin ihtimalini düşlerken gitmek istemiyorum bu kentten...
kimi aradıysam sende bulmuştum..annem oluyordun göğsüne yatıp ağladığım..babam oluyorun özlemimi gidermeye çalıştığı..en büyük derdimde çarem oluyordun..ben annemi özlüyorum..ben babamı özlüyorum..ben seni çok özlüyorum..
rüya gibiyken herşey şimdi kabuslar içindeyim..ellerim yerine birkez olsun dokunabilseydin yüreğime,orda senin için çırpınan çocuğun farkına varabilseydin..birkez olsun benim gözlerimle bakabilseydin kendine..bakabilseydinde gözlerimin aşkla baktığı tek insan olduğunu görebilseydin..şimdiyse o gözlerde sadece gözyaşı var..herşeye rağmen en güzel damlaları sana akan...
ve bilki gitmiş olman hiçbrşeyi değiştirmiyor...
Bugün gidişinin bilmem kaçıncı günü… takvimler "6 gün" diyor ama yüreğim "asırlar oldu görmeyeli nur yüzünü" diyor… seni nasıl özledim; nasıl arıyorum kokunu, varlığını anlatamam...
Nereye bu gidişin söylemeyecek misin? Neden şimdi? Daha gerçekleştirecek çok hayalimiz vardı. Gelin edecektin beni unuttun mu? Telimle duvağımla çıkarken baba evinden alnıma ilk öpücüğü sen konduracaktın. Ben giymeden sen mi giyindin beyazları nenecim? Hiç yakışmadı sana, çok çirkin oldun söyleyeyim. İpekti ama sana yakışmadı işte.
Daha bir sürü şey vardı senden öğreneceğim. Neden bu zamansız gidişin söylesene? Neden haber etmedin gideceğini? Bir gün sonra yanına gelecektim hani? Seni alıp bize getirecektim? Azrail benden önce vardı yanına… Azrail’e neden dur demedin? “Torunum gelecek ben onla gidecem, sen tek başına dön” deseydin ya.
Ölüler her şeyi görür duyarmış. Doğru mu nenecim? Sen de gördün mü yanına yattığımı, sana sarılıp ağladığımı, sana kalk ayağa diye yalvardığımı… yok hayır görmüş olamazsın. Görmüş olsan bunca göz yaşıma kıyamaz ayağa kalkardın.
O sen değil miydin yoksa? Benzemiyordu da sana. Sen her zaman sımsıcaktın, o sarıldığım beden buz gibiydi. Ben ne zaman ağlasam sen ellerinle yanaklarımı avuçlar yaşlarımı silerdin, o beden öylece yatıyordu. Ah bir bilsen neler vermezdim o bedenin sana ait olmaması için ya da o bedene sarılıp bir ömür boyu öylece kalmak için. Tan ağarıyordu, kimse görmeden yanına geldim, hissettin mi nenem beni? Üşüyordun, buz gibiydin ama ben seni ısıtamadım. Oysa sen; ben ne zaman üşüsem hep sarıp ısıtırdın beni… yaşlarım seni geri getiremedi nenem…
Dayım fark etti ilk beni, bağırdı bana. Zorla kaldırdı beni yanından. Annem bırakın dedi ama onlar dinlemedi, yanında çok duramadım. Kızmadın değil mi nenem? Yazmanı, eşarbını ve fistanını ben aldım, yazman başımda. Teyzem vermiyordu bana: “bırak onları, yıkayıp bir yoksula verecez, rahmet okusun, hayır duası alsın nenen” dedi. Oysa bilmiyordu; sen gittin ya benden yoksulu kalmadı yeryüzünde… inanmayacaksın Meryem teyzem verdi bana onları. (Şaşırdın değil mi Fredy demedim) Saçımı okşadı ilk defa ve ağlayarak “sende kalsınlar iyi sakla dedi. Sen annemin adını taşıyorsun, en güzel sen saklarsın” dedi, bana verdi. Herkes ağlıyordu, onları da mı görmedin nenecim? Gördünse neden kalkmadın?
Gitmiyor gözümün önünden beyazlar içinde toprağa girişin. Bağırdım arkandan, duymadın. Dayım “sus” dedi, “susmazsan nenen rahat uyumaz” dedi. Dillerim sustu nenem, yüreğimi kimse görmedi. Mezar taşına sarıldığım ana kadar hep bekledim, kalkmanı. Hep bağırdı yüreğim, kalk, kalk, kaaalk diye. Sen kalkmadın. Ben de öyle sarılıp kalacaktım sana ama dayım gene kaldırdı beni. Artık sevmiyorum dayımı nenecim. Ona da söyledim bunu. Ağladı. Saçlarımı okşadı. Hiç biri sen gibi okşamıyor saçımı. Sahi saçımı kim tarayıp örecek, kim kucağına alıp saatlerce okşayacak? Saçımı hiç örmicem bundan sonra, kimsenin dokunmasına izin vermicem…
Nenem, nur yüzlü nenem, ak gerdanlı nenem, buğday kokulu toprak kokulu nenem… ne olur bu bir kabus deyip uyandır beni, ne olur… yüreğim acıyor. Kapkara bir taş oturdu göğsüme nefesim daraldı, hadi uyandır beni.
Sen hep dersin ya ölenler bir daha dirilir diye, ben her zaman inandım sana. Sen hiç yalan söylemedin bana. Bu da doğru olsun ve sen yakınlarıma gel olur mu? Bir daha gir hayatıma hiç çıkmamış gibi ne olur.
Herkes alışacak, kabulleneceksin diyor bana, ağlama diyor. Nenecim kimse yüreğime akıttıklarımı görmüyor. Kimse senin anlamını bilmiyor. Sen biliyorsun değil mi, ben seni asla unutamam, asla alışamam yokluğuna. Her hafta geleceğim ziyaretine ve çok sevdiğin sardunyalardan ekeceğim toprağına. Mekanın cennet olsun demeyeceğim nenecim, çünkü biliyorum sen cennettesin. Sen de beni unutma olur mu nenecim? Rüyalarıma gir hiç olmazsa, geceleri gel okşa saçımı...
Seni toprağa değil, yüreğime gömdüm... Hep yaşayacaksın orada nur yüzlüm...
atmali1982 30.03.2007, 23:41 [CENTER] anlamsız satırlar mecalsiz sorular kapladı benligini... ümitsizlik içinde sancılanan bendeni alıp götürüyordu onu sonu bitmeyen hüzünler içindeydi..Düşünüyordu.. her düşünmesi acıya dönüşüyordu..Bedeni ve her yanı anlamsızca sancılanıyordu içten içe .. Sonra aklıyla kalbini çakışmasının sesi yankılanıyordu kulaklarında içini açıtırcasına .. Çözüm aramak aklının en duyarsız noktalarında kalıyor kalbine yenik düşüyordu...Ne varki sonu başlangıcı bu kadar kısa olan .. Bu.. Kalbinin Büyük sevdası...Bedeli.. Bu kadar uzun süreli bir acıya dönüşecegini bilmiyordu..Oysa ne umutla r büyütmüştü onda ..Bu kısacık süre içerisinde hep gidecek yerin olmayayışından şikayet eden anlıyordu ki yerin yoklugundan degil yarin olmayılından... Düşünürken bile onu zihninde canlandırmanın mutlulugu ona satlerce yetiyordu.. Sonra yer yüzünün tüm güzelliklerinin başlangıcı sen neden bu kadar uzak neden bu kadar yanlızlıga sevdalı .. Bu hayatta yanlız olan sen sensiz olan ben ve senin yoklugunda çaresizce kaybolan ben.. BU UMUTLAR..BU SEVDA YÜKÜ...BU SENSİZLİGİN BEDELİ..ZOR GELİYOR ARTIK BANA...... sesizce bir şey yapmak istiyorsan bu CİHAN da bir ben yarat kendi içinde DUYGU larınla besle büyüt onu belki bir gün seversin
Hazan vakti geldi sensizliğin hüznü kapladı içimi.Gülümseyişin içten sohbetin ve karşılıklı bakışmalarımız çok şeyi anlatırdı.gecikmelerine duyduğum endişeyi bakışlarımdan anlamaya çalışman.Masum bir çocuk gibi savunmaya geçip boyun büküşün.Canlandı içimde sana duyduğum özlem.Gitmiyor ayaklarım gezdiğimiz yerlere. Nice hatıralar hani munzur türküsünü söylediğimiz çayın kenarlarındaki sohbetlerimiz.Seni çok özlüyorum.Yanlızlığın çekilmez lanet acısını tattırdın.SEn hey munzurun asi çocuğu bana takılışın ve aliye dediklerin bunları canlandırdıkça benliğimde tütersin yüreğimin derinlerinde.Çok badireler atlatmıştık ölümün o ince kenarından defalarca dönmüştük.Hani yaşlı kadına rastaldığımızda ellimizdeki çantaları görüpte oğlum siz satıcısınız değilmi? soru soruşunu gülerek teyzeye yaklaşıp muhabbet edişini hatırladıkça insana bakışındaki derinliği sevgiyi içtenliği yaşlı teyzenin elini tutup öpüşündeki davranışın asil ruhunun aynası gibiydi.Bana bakıp anne bu mualimi size köye götürüyorum satıcı ben değil o deyişindeki sempatiliği unutmak mümkünmü?Can yoldaşım kardeşim dostum insanı sevginin mümesili dersimin nazlı canı pero ananının husosu .seni anlatmak seni yazmak kolaymı sandın.Beni bu zorlukla başbaşa bırakışını nasıl affedebilirim.Kabul etmek kolaymı sensizliği.Bak bozdağlarda geziniyorum arada ateş böcekleri parlıyor parlayan her böceğin şavkında seni görme umudunu atamıyorum içimde.Gidişin hayli zamansız oldu.Habersiz gidişini sindiremiyorum.
Yine hazan vakti ve senin beğendiğin şiiri şiir ikindelerinde okuyacaksın demendeki sevecenliğin gözümün önünde.Bu gün şiir ikindilerinin on üçüncüsü ve emek verdiğimiz çok çaba harcadığımız bu organizasyonu görmeni nede çok isterdim.VEben bugün çok hüzünlüyüm ben bugün bir garibim seni anışımdaki duygusalaşan yüreğim üstümde bıraktığın o derin insanı duygunun izi. oizi onurluca taşımak.SAna yakıştıramadığım konduramadım ölümü o gencecik bedenine.Her hazan vakti seni düşlemek hatıralarımız yaşadıklarımız paylaştıklarımız ve uzun gecelerde memleket sorunlarına kafa yoruşumuz tartışmalarımız.Hey gidi kahpe dünya kahpe kalır şahan gider ertuğrulun ağıtının dizelerini düşürmediğin
sesin nasılda güzel söylerdin.Sen kardeşim yoldaşım uzunca bir yol katettik dediğin yazıları yeniden derliyorum son notunu yazmaya bir türlü elim varmıyor. oturduğumuz çeyiz sandığı aliye ısmarladığımız kitaplarla dolu sen oku can oku gelecek günlerin umudu senden çok şey bekliyorum aliciğim öpüyorum en değerli sermayem bir yağmurluğum birde kitaplarım yadigar kalsın sevgilerimle deyişini unutmak ne mümkün
bak bu gün beni ağlattın bu notu yazmayacaktın bu kısa not seni anlatmıyorki o birikiminde bilgi ve yeteneğinde mahrum kalmanamı yanayım gülen yüzünün güzelliğinemi civan boyunamı kimsesizliğini kimseye yansıtmadığın asaletinemi. Bir düş gibi bir hülya gibi serap mıydı. bu mektubu yazarken haliyeti rühiyemi bir bilsen. Nemlenen gözlerim yaşlarını akıtmasın çabası içindeyim .akmasın istiyorum damlacıklar lekelemesin beyaz kağıdı.aydın yüreğin bembeyaz kağıt gibi sen düşünce yapınla
hep yaşamımda var olacaksın.bir dostun kaybedişimin acısıyla boynu bükük bedbahtlığıyla saygıyla öpüyorum can yoldaşım. hazan vaktinde
merhaba
bu satırlar ı yazarken tv de 23 nisan bayramı çocuk şenliklerini izliyorum.Çocuklar cıvıl cıvıl renga renk giysiler içinde birer çiçek gibiler.DEğişik ulkelerde gelen farklı ülkelerin çocukları hepsinde birer sevecenlik coşku.Kendi yöresel oyunlarını oynuyorlar.Kimi siyah kimi sarı kimi çekik gözlü ama hepsi çocuk gözlerindeki parıltılar sevgiyi ve barışı ifade ediyorlar.Hepsi elele tutuşmuş halkalar oluşturmuşlar.Televizyonun üstünde bebeklik resmin çarpıyor gözüme gülüyorsun resimde televizyondaki çocuklarla aynı gülüş.SAbi içten sevgi dolu gülüş.Çocukluğum geliyor aklıma bir an bir şerit gibi.Oyuncaklarım olmadı hiç bir zaman ancak killi topraktan yaptığım radyonun içine arıları koyarak müzik dinlediğim anları unutamam. tv yoktu ancak uzun gecelerde fatma teyzenin anlattığı masaların kahramanlarını hiç unutamam.Bayramları iple çektiğimiz anları unutamam. Köylü idik yazları uçsuz bucaksız meralarda kuzu otlatırdık.kerem ile aslıyı tahir ile zöhreyi orda okudum. Ahmet amcanın değişik hikayelerini dinlemek başlı başlına bir mutluluktu yavrum.
bu gün dikkatimi çekti ne kadarda büyümüşün geleceğin yetişkini bugünün çocuğu bir tanem bende dünün küçüğü bügünün yetişkini olarak sana şunları söylemekten kendimi sorumlu hisediyorum.SEni seviyorum bir tanem canımın yongası göz bebeğim.Üstüne titrediğim özenerek baktığım. SEnin iyi bir insan olman en büyük dileğim.SEnin mutlu bir yaşam geçirmen için elimden geleni esirgemediğim canımın içi. Bu yaşam bizim bu dünyayı yaşanabilir halden çıkartık atalarımızdan aldığımız emanete ihanet ettik.Doğayı kirlettik,ormanları bitirdik para ve hırs uğruna ne kadar güzellik varsa yok etmeye çalıştık.Bombalar yaptık mayınlar döşedik siz nice masum yüreklerin yok olmasına yol açtık açlığa yoksulluğa mahkum ettik.Baktıkça şu tv deki manzaraya insanlık adına utanç duyuyorum.Siz çocuklar ders veriyorsunuz biz ebeveynlere sevinç ve coşku içinde sevgi sarmalı oluşturmuşssunuz.Sizin yaptığınız güzelliğe bakın bizim yaptığımız zulme bakın.SEnden Özür diliyorum kendi adıma insanlık adına.İki yüzlülük riyakarlık adına nasıl diye sorma bir tanem.Anlatmaktan zorlanıyorum. bak biz asla size güvenmedik sizin hep zarar vereceğinizi düşündük.Aman yapma oğlum düşersin aman oğlum dökersin kırarsın yani tüm özgürlüklerinizi kısıtlarız ve hep bir korkudur devam eder.Ama sivasta insanları siz yakmadınız maraşta çorumda gazide insanları siz katletmediniz .İrakta filistinde güney amerikada dünyanın bütün coğrafyasında bombaları siz yağdırmadınız.ölen siz oldunuz.Dünyayı çölleştiren siz değil biz büyükler. canım yavrum senden özür diliyorum sana özgür ve mutlu bir gelecek hazırlayamadım.Gelecek kaygısı duyman beni gün be gün kahr ediyor.bilmem beni afedecekmisin?
pınar_86 29.04.2007, 16:40 Yazamayı unutmuşuz sanarken bir de baktım ne çok yazacaklarımız varmış meğer Herkezin yüreğine sağlık gönderilmemiş mektuplarınız çok güzel çok duygulu.Bu sanallaşma bizi doğal güzelliklerden çok uzağa götürmüş elimize boş bir kağıt ve kalem almayalı çok olmuş yazma kabiliyetimiz körelmiş ara sıra yazmak gerçekten bizim ihtiyacımız olan birşey.
ozgur_2000 04.05.2007, 21:46 Geri sayım sen doğduğunda başladı ! Eğer (9)
Canlı bile olsaydın en fazla (8)
Kez kaçabilirdin Ölümden ! Bil ki (7)
Düvele sultan dahi olsan yerin (6)
Mekan olacak sana. En fazla (5)
Metre kumaş götürebileceksin ! Kapatacaksın (4)
Açsanda gözlerini ! Bu (3)
Günlük fani dünyada Azraile(2)
Kat olup yalvarsanda nafile EceL geldiğinde (1)
Gün öleceksin ! İşte, o an herşey (0)
Dan başlayacak. Çünkü,
ÖLÜM BİR YOK OLUŞ DEĞİL,YENİDEN DOĞUŞTUR !
Anam dünyanın en güzel anası seni çok özledim giderken gözyaşlarımı götürdün be anam inanamadım gidişine dünya bitti sanki herşey anlamını yitirdi artık kimsenin sevgisi gerçek gelmiyor beni severken anam diye sevişin kulaklarımda hala şimdi anlıyorum seni ana sevgisinin yerini hiçbirşey doldurmuyor sen gittiğinde inanmadım biliyormusun anam birsürü senoryalar yazdım numara yapmıştır o siz inanmışsınızdır dedim göstermediler seni bana yıktım ortalığı öyle masumdu ki yüzün öyle huzurlu bişey demiyorum anam kazıkmı çaktım ben dünyaya derdin elbet birgün gideceğim derdin son koynunda yattığımda ağlayışımız geliyor aklıma hep ağrıyan yerimi tutunca geçerdi ağrısı öyle istedimki bütün acılarının hepsini almayı deli deyişini sonra ikimizinde ağlayışını gittiğin andan beri hiç ağlamadım anam bir anne kutusu yaptım anam içene herkesten gizli çaldığım ogün ayağında olan el örgüsü çorapları o çoraplar öyle senki ayakların hiç ısınmazdı başörtünü resimlerini bir de mahmut erdalın anam kasedini koydum seni toprağa anılarını kutuya koydum herkesten gizliyorum mezarının başına gelince sanki yatağının başına gelmiş gibi hissediyorum hemen oracığa kıvrılıp koynuna yatmak geliyo içimden offffffff anam bazan rüyalarıma geliyorsun biliyorsun yüreğim hep seninle sen aslında hiç gitmedin benden anneler günü geliyor geleceğim gene yanına ama ellerini öpemeyeceğim sana sımsıkı sarılamayacağım saçma bir niye dilimde seninle gurur duyuyorum anam hiç okuma yazma bilmemene rağmen aydınlığına ileri görüşlülüğüne her toplantıma eline ördüğün patiği alıpta gidişinde öğretmenlerimin ertesi gün senin doğallığını imrenerek anlatmaları hep gurur verdi bana sen en temiz yanımsın anam birgün bende anne olursam senin bana öğrettiklerini öğreteceğim çocuklarıma belki bende birini anam diye seveceğim sana hiç veda etmedim etmeyeceğim hep içimde yaşıyorsun sana dokunamasamda benimlesin biliyorum.
sevdiceğim,
biliyorumki sen artık çok uzaklardasın.. seni istemeklerim artık boşbir rüya oldu benim için. okuyamayacağın bir mektup yolluyorum sana. yolladıklarım ne ise bu da o kadar boş.
nasılsın? mutlu olduğunu duyuyorum el'lerden. senin adına sevinirken ben kendi adıma her defasında hep ölüyorum. o deniz kasabasında öldüğüm gibi..
kaç zaman geçti gözlerinden uzakta. yaşayamam demiştim sana gözlerin olmadan. yaşıyorum oysa. gel birde o sensiz köhne kalmış yüreğime bir sor bakalım nasıl yaşıyorum sensizliği. darmadağınık bir halde bedbaht bir soğukla kaldı benliğim. yalnızım...
adın denizdi bana.. maviliğe bürünmüş bir enginlik. umudumun rengi.. umutsuz ne kadar yaşanıyorsa bu hayatta bende o kadar yaşıyorum. ne sesim gidiyor sana ne de senin sesin geliyor kulaklarıma.. sol yanım nicedir sancılı. özlemdir bu yakarken yüreğimi, gözyaşlarımdan dökülen sende öyle yakıyorsun ki beni kelimeler çaresiz kalıyor anlatmaya. özlüyorum seni her gece yattığımda ve sabah açtığımda gözümü..
canım, diğer yarım, yarim, gülçiçeğim... nasıl bir sevgi ifadesi kondursam adının önüne diğerleri çığlık atıyor eksik kaldık diye.. ben sensiz zaten eksiğim. sevmelerin dehlizleri zor geliyor yüreğime. yüreğimki seni her sevmesinde bir daha incindi. koptu mevsiminden önce esen bir seher yelinde. kırılgan, çaresiz.. bilemiyorsun bunları.. söz vermiştim sana giderken. sözümde duramadım henüz. yanağında kalan busemin dudaklarımı yakan ateşi halen bende.
canımıniçi, sulugözün halen ağlıyor bilmesende.. ve ben seni halen sevmekden vazgeçmedim tüm benliğimle. son durağa ne kadar kaldı hasretim bilmiyorum ama ben hergün bir kez daha şükrediyorum varlığın için rabbime. iyiki varsın diye.. hep var etsin hayat seni..
hep sevgimle kal
eldorado 07.05.2007, 11:16 daraldıkca hayat ,düşünceler bir hastalığın amansızlığını sarıyor bedene...zamanın tükenmişliğini seziyorsun,nabzın yavaşladığını,alınganlığı çekiyor kan; unutulmuşluğun en küçük belirtisinde....
ne kadarını biliyordumki sevdadan yana üzerime düşenin....bilmediklerim hep yabancı ve yasak,bildiklerimse yetmeyecek kadar az vede çıkmaz,olabilirmiydim sana karşı suskun vede mecburi yaşama karşı kurnaz,o eski cesaretim yok artık elimi yüreğime koymaya,yüreğime karşı elim utangaç.......
neden sen?neden bir tesadüf ve neden ben?yarına ışık olabilecek bir ihtimalini taşıyan ben?ve yaşamın ummadığı zamanlarda kesişebilecek bir noktasında kendi kaderini belirleme arzusunu taşıyan ben?ve neden sen?
ve neden her defasında sonlara yaklaştığımı hissediğimde yeni başlangıçlar uman ben...
şimdi yarı mühürlü sevdalara gecelerin efkarını sarmak olacak hasretin...
şimdi uykusuzluğum olacak senden geriye kalan tek yadiğar suretin...
.................................................. ............................................
.................................................. .............................................
.................................................. .........................................
ekim 2001
sensizliğin üstünden kaç yıl geçti saymak bile istemiyorum..her geçen gün
acım tazeleniyor..unutmakmış alışmakmış...olmuyor beni öksüz bir sevdaya
bırakıp gitmişken söle nasıl alışırım nasıl unuturum babam...hiç doyamamışken
daha neden babam neden bu kadar erken göçüp gittin...doyamadım saçlarımı
okşamana doyamadım gözlerimi öpmene...başımı göğsüne yaslayıp yatmalara
doyamadım...doyamadım ki ben sana hiç....
sen düşünce aklıma hemen çocuk oluveriyorum...düş kuruyorum hemen..eve
gidecem ve babam orda aynı yerinde oturuyor...hemen gidip yanına dizinin
dibine çöküyorum...saçlarımı okşuyor kokusu ellerinde kalıyor...öpüyorum o
güzel tat dudaklarımda...o sıcacık bakışlarıyla nasılda bakıyor
bana...pencerimizin kırık olması hiç önemli değil ki..o var yanımda...yüreğimi
ısıtan bakışları var...soğuk işlermi ki bana...dudaklarında munzur bir gülümseme
hemen anlıyorum..koşup gidiyorum bakkala tuzlu fıztık almaya...yarış yapıyoruz
kim önce soyacak kabuklarını diye...sonra hadi beni biraz dolaştır diyor
bana...bastonunu veriyorum oturuyor tekerlekli sandalyesine...işte o an keşke
diyorum büyüsem hemen büyüsem de kucağıma alsamda koysam
sandalyesine...küçüklüğüme kızıyorum....şimdiyse büyüdüğüme be
babam..keşke sen yeniden olsanda ben hep küçük kalsam...öyle özledimki
babam..kokunu içime çekmeyi öyle çok istiyorum ki...belkide bundan sevgiye
hiç doymamam...yüreğimin hüznü belkide bundan...geceleri sevmeyişim
pazar'lara küskünlüğüm bundan...
sensiz hep bir yanım eksik herşeyin yarım kalması belki bundan....
öksüz sevdalar yaşamam bundan...
bu gece pencereyi açık bıraktım hadi rüzgar olda gel babam...kokun sinsin odama..bekletme olur mu babam...
seni seviyorum yüreğimin öksüz yanı..hemde çok seviyorum...
ve çokkk özlüyorummmmm......
postanede kalan mektup “ Vakit geldi Eski Toprak!”
“ Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim!
Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..
Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .
Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa “gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma”. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.
Seni seviyorum, seni seviyorum
Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!
Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!
Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?
Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.
Sen beni böyle sevebilir misin?
Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?
Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!”
“ Vakit geldi Eski Toprak!”
özcan gülüm 29.05.2007, 20:54 GULEY'E GÖNDERİLMEMİŞ MEPTUPLAR
1
seni ilk gördüğümde bedelimi bir sıcaklık kaplıyordu,
bedelime ılık ılık sevdan akıyordu yüreğime,bir çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek hep
yenilgiye,acı çekmeye mahkum edilmişti,yüreğimde kocaman bir boşluk vardı aylarca
ama şimdi senin sevginle dolu,namludan çıkan kurşun misali gözlerin
vurdubeni,kalbim kırkbin parçaya bölündü şimdi özlemin yankılanıyor herhaykırışımda,
herşeyin bir bedeli olduğu biliyorumve ebn hazırım bütün bedelleri
ödemeye peki ya guley sen
--------------------------------------------------------------------------
2
sokaklar zifiri karanlık ve puslu,ağaçlarda rüzgarın
hışırtısı var,hani diyorum yanıma gelsen seni
seviyorum desem,sonra ben senin gözlerinin sonsuz
denizinde boğulsam,şimdi çok yanlızım ve üşüyorum,tüm
benliğimle seni istiyorum,şimdi senin sesini
duyabilmek için ,gözlerinde olabilmek için ve
gülüşlerinde yaşabilmek için canımı bile
verirdim,seninleyken tüm acıları tüm kaygıları unutmak
inadına herşeye gülebilmek beni mutlu ediyor,benim
duygularımı bilmesende guley ruhun kalbin benimle
artık bu yürek senden başkasını böyle sevmedi,seni seviyorum peki guley sen
--------------------------------------------------------------------------
3
ben gerçek sevgiyi ben sende tattım,yüreğimin tümü sadece
sana aittir sevgilim,en zor anımda seni yanımda
istiyorum,seni kollarında yatmak,seni doyasıya
öpmek,sana şiirler okumak,sana türkü tadında,şiir
tadında aşk yaşatmak istiyorum,aşkım yüreğimin
beynimin anahtarı sadece sende,sadece sen
açabilirisin,yüreğimin kapısı sana sonuna kadar açık
hadi sevgilim gir içeri
özcan gülüm
bahar duru 03.08.2007, 22:57 Canım halacım!
Ben senden ayrıldığımda 20 yaşındaydım.3 senemiz beraber dolu dolu geçirmiştik.Yaşadıklarımız bir ömre bedeldi halbuki.Babaannem rahmete kavuşunca bana tutunmuştun umutla.Ve bir akşamüstü bırakıp gittim seni.Arkadaşımdın,canımdın,halamdın,suç ortağımdın yürekli.Beni anneme,babama bile ezdirmedin,yokluğumda bile beni savundun.Ve bir akşamüstü bırakıp gittim seni.Sensiz yaşamayı öğrenemedim bir zaman.Karşılıksız sevgiydi bizimki kimsede bulamadım daha sonra.Kimse çekmedi kahrımı senin gibi;kimse değer vermedi benim gibi bir baş belasına.Yokluğunda tutunduğum yalancı eller vurdu beni teker teker;diyemedim onlara sizde suç diye.Çünkü inanan bendim ancak kendime kızabildim.Herkesi sen gibi sandım halam candan,içten,hesapsız,hilesiz.Oysa ki eller ne hınzırdı bilemedim.Çok acılarla karşılaştım ama sen yoktun yanımda;telefonda bir sestin artık.Genede yanımdaydın biliyordum.Seni göreceğim günün hayaliyle yaşıyordum.
Hatırlar mısın ne döverdim senin çocuklarını;ne yaramazdı onlarda?O zamanlar çok haklıydım kendimce.Sende halam bir kere birşey demedin bana.Seviyordum haylazları ama başa çıkamıyordum sonunda baştan çıkıyordum dövüyordum.Aradan 5 sene geçti buluştum seninle ve haylazlarımla.Değişmişti görüntün yaşlanmıştın.Ama aynı sevecenlik aynı halamdın.Çocuklar ise benim boyumu aşmıştı.Ve hatırlıyorlardı benim yaptıklarımı ama kızgın değillerdi bana gülüyorlardı anlatırken.Bilsen sonradan nasıl pişman olmuştum onlara çektirdiklerime cahillik işte.
Halam hayat öylesine zorki sevgisiz.Şuan bir dostum bile yok inanır mısın?Korkuyorum insanlara yaklaşmaya beni yine incitecekler diye.Yalnızım,değersiz,
varla yok arası işte.tek başına da yaşanmıyor halam.Çok özlüyorum seni ve eski günlerimi.Hiçbirşey eskisi gibi olmuyor biliyorum.Ama çok özlüyorum.
Beni bırkmadığın için sonsuz teşekkürler.İyiki varsın.Sende olmasan kimsem yok sanki.Dostum yok.Hadi yeter artık ben biraz daha düşüneceğim anılarımı yaşadığım günleri.Onlardan başka birşeyim yok teselli eden beni.Bir zamanlar insanlar beni severdi.Bir zamanlar mutluymuşum meğerse yeni anladım.Öptüm halam unutma beni.
Karanlık odalardan geçtim de geldim. Gülüşün kulaklarımda sözlerin ardımda, direncin gücün damarlarımda… Seni nasıl özledim bir bilsen. Salt sana olan özlemim bile yollanmama sebep olabilirdi aslında. Neydi döndüren ben de bilmiyorum. Dedim ya direncin damarlarımda belki de buydu tek sebep.
Senle yapacak o kadar çok şeyi ertelemenin verdiği suçluluk belki de bende bilmiyorum ki. Sahi biz ne çok şey erteledik değil mi? Kaypakkaya’yı beraber anacaktık, göz yaşlarımızı erteledik; umut çocuklarına tebessüm olacaktık gülüşlerimizi erteledik; senli benli sofralarda muhabbet edecektik, kahkahalarımızı erteledik; Kadınlara ses olacaktık, özgürlüğümüzü erteledik; gurbete mahkum insanları ağırlayacaktır, sılamızı erteledik… Ne çok şey hayal etmişiz...
Şimdi reva mı sen söyle, sensiz bunca yükün altına girmek reva mı? Söyleyemezsin bilirim, konuşmak istersin, haykırmak ama sesin duyulmaz sanırsın. Yanılırsın bilirsin değil mi? Suyun sesi, durur mu dersin, yaşam var oldukça akmaya mahkum değil midir o ses? O zaman nedir içimdeki sessizlik? Nedir söyle? Akıp giderken zaman dedikleri, nedir bu sensizlik?
Kalem kırılır, kelimeler tükenir, dilim lal olur… Sensizlik acıtır içimi, özlerim… onca hayalin içine bir yenisini eklerim, gitmediğin hayali. İçim ürperirken zemherilerde beni telkin eden söylemlerin nasıl da aratır kendini bir bilsen. Bir bilsen canımın içi, şeker kızın ne kadar yalnız ne kadar umarsız ne kadar biçare… bir bilsen anne yüreklim nasıl arar senin azarlamalarını bu yürek. Ah bir bilsen! Hani diyorum bilsen, duysan döner misin yeniden? Çıkıp da bu da bir oyundu der misin, ömrümün en güzel oyunu olurdu, “şaka yaptım, sizi korkuttum” deyip çıkıversen bir köşeden… ah ne mutlu olur küçüğün.
Biliyorum “büyü artık be kızım” diyorsun, kızıyorsun da belki de ama ben de sana kızıyorum biliyorsun değil mi? Giderken hiç demedin gideceğini, gene benle gülüp gittin hiç çaktırmadan çektin gittin, giderken bile gülümsüyordun ya, nasıl anlayabilirdim ki karanlığa yol aldığını… hem bana sözün vardı aynı anneannem gibi, sözüm ona ikiniz de gelin olduğumu görecektiniz, ömür boyu içimde ızdırabını yaşayayım diye miydi o sözleriniz. Hani sen her zaman yanımda olacaktın, offfff nerdesin yaa, çok özledim canımın içi seni, çok…
Daha neler yazarım sana da kelimeler düğümlenir boğazımda.
Bir kuş uçup getirse sana yüreğimi sen görsen içimde sana anlatılmayı bekleyen biriken cümleleri. Bir kuş uçup götürse dizelerimi…
Canımın içi, direncin gülü ablam, olduğun yerden gülüşlerini yollamayı unutma olur mu?
Unutulmadığını hep bil, özlendiğini, gözlerin gün geçtikçe daha da seni aradığını, çok sevildiğini hep, hep bil olur mu?
Yeryüzüne haykıramadın özgürlüğünü, gökler senin orda haykır özgürlüğünü ve duyur sesini bana ki gücün gücüme güç katsın.
Suyunsesi ablam, umudun adı ablam
Hoşça kal…
Umuda,
Son mektubumu gödereli uzun zaman oldu. Bilmiyorum sana ulaştımı. Cevap gelmedi.
Hoş gelsede nasılsın,iyimisinden öteye gitmeyecek biliyorum.. O kadar doluyum ki! ve Ne gariptir. Anlatacak o kadar kişi olmasına rağmen. Kelimeleri kullanmakta zorluk çekiyorum.
Acaba diyorum! Acı çekmek hoşuma mı gidiyor? Sorguluyorum. Düşünüyorum...
Ve sonu sana çıkıyor. Görmedim, daha kokunu bile hissetmedim.. Ama seni sana anlatmak için kendime hayaller üretiyorum. Bazen hikayemin baş rol oyuncusu bazen... Sokaktan geçen bir gölge oluyorum.. Susuyorum..
Sustukça sol tarafımın acıdığını hissediyorum... Ve tekrar susuyorum. İşte aslında ben kendimi buluyorum.. Biraz sende biraz bende.
Anlıyorum ki. Ben yanlızlığa sevdalıyım..
Tek renkli bir gökkuşağı oluyorum bazen. Ama adı değişmiyor. Gökkuşağı.. Bize anlatılan ve gördüğümüz rengarenk değil.. Kendi kurallarım ile oynuyorum hayat denen bu oyunu. Sonunu bildiğim bir düş oluyor sonra.
Ve yine susuyorum...
Şimdi haykırsam duyarmısın.. Yoksa sadece duymak istediklerinimi haykırmalıyım...Yaşadığım senin hayatın mı? Benimki mi?
N'apmalıyım? Bilmiyorum..
Acaba kuralların bozulduğu, şiirlerimi yaşasam... Senide rahatsız etmem diye düşünüyorum..
Ama her şirimde seni görüyorum.. Özlemini..
Acını bile zevkle tadıyorum...
Dedim ya seni tanımıyorum.
Lakin tanımaya çalıştıkça daha derine batıyorum...
Halâ beklemekteyim...
Sonra aklıma geliyor..............!!
Kızıla boyadığım duvarlar,
Beyaza çaldığım karanlık sokaklar....
Birde sayfalarıma bıraktığın dip notlar. Unutmuyorum.... Ama susuyorum...
Suskunluğum konuşmamamdan değil. Sesimi duymamandan. Dedim ya kendi kurallarım ile yaşıyorum...
Seni düşünmediğim zamanlar, Memleketim geliyor aklıma.
Dersimliyim ben. Bizim oralarda sevdalara isim koymazlardı. Çünkü sevda dağdı, taşdı, bazen Munzur bazen kardı borandı...
Tek amacı vardı.
Savaşmaktı....
Ve ben senin için,
Adını bile koyamadığım, sadece umut diye isimlendirdiğim...
Savaşın ortasına dalıyorum... Ve senin bir gün geleceğini biliyorum...
O zaman sana,
Kafası bulanık, Bir gün biteceğine inanan, Yanlız sevgisiyle yoğrulan AŞIK değil.
Sonu olmayan, Ulaşılamayan, Bütün duyguları içinde barındıran, AŞK olmak istiyorum. Sadece AŞK.........
Şimdiden Merhaba der.
Yüreğinden Öperim.
Onur....
Selam sevgili HAYAT...
sana yazmak vakti yine geldi diye düsündüm ve sana simdi yaziyorum..Nasilsin Hayat?
Her karsilastigimizda ya kavga ederiz yada boynumuza sariliriz..bugün kendime seninlen nasil hissettigimi sana anlatmak istedim...
evet sevgili hayat bu sana benden gönderilen bir ASK mektubu..sevindim dimi? Ne kadar cok ASK mektuplarini sevdigini bilirim..
Bana kolay seyler yasatmadin sen...gecen ve yanimda misafir olan yillarda hep kendimi sordum, neden seni hala bu kadar cok sevdigimi....
SEnlen olmak, ayriliklar, acilar,kayiplar,icimde depremler,tecrüberler,ihanetler,mutsuzluklar,mutlu luklar demekti...yinede sana olan saygimi hic yitirmedim sevgili hayat ve hep senlen olmak istedim...SINIRLARIMI zorladin ve yönlendirdin, bir avuc insan kalmistim, seni bir an birakmak istedim ama yapamadim....cünkü sen hep yanimaydin ve beni hic terk etmedin....
Bugün sana bakiyorum ve seni cok seviyorum hayat....mecbur oldugum icin degil, hayir seninlen büyüdügüm icin.....beraber büyüyoruz beraber düsüyoruz ve kalkiyoruz.....
Senin herseye ragmen nasil birakmadigin gibi bende seni birakmicagim....
seni seviyorum sevgili hayat....
yakinda yine görüsmek üzere
Canan
YAĞMUR YÜREKLİM!
Sana böyle seslenmek geldi içimden: yağmur yüreklim! Bu fısıltıyı ağzımda biçimlendiren dilim değildi. Sadece kendimin duyduğu, sesimin gülümseyen renginde inançlı bir söyleyişti.
Yüreğime tırmanıp, büyüyüp geldi işte. Güzellikler ülkesi yüreğinin ılık yağmurunda ıslanmaktı! Yarı uykulu bu iklimde kalmak isterdim. Yüreğinin yağmuru sessiz bir hüzün olurdu. Birlikte içeri alırdım sizi. Yağmur ülkeni kuruturdum sıcaklığımla.
Bir kuşatmayı yarıp geliyorsun. Geçtiğin ilk engel senin koyduğundu.
Beyninle – ayaklarının arasında büyük bir meydan savaşıydı. Kendi saflarına saldırıyorsun. Yeniden saldırıyorsun; küçük bir gedik açıyorsun kendinden. Korkularınla çevrene çizilmiş efsunlu dairenin çatlağından sızıyorsun. Savaştığın ordunla geliyorsun.
Yüreğin zafer haberleri getiren posta güvercinleri gibi . Daha çok kendin oluyorsun. ”sevginin korkudan özgürleşmek” olduğunu iyice anlıyorsun. Çocuklaşıyorsun. Pembeleşiyor yüzün. Saçlarını çözüyorsun. Dudaklarının pembesi çingeneleşiyor. Kemancıyı dinlerken yıldızların altında, ekin tarlalarında öpüşüyorsun. Ay ışığında bir yıldız kayıyor bir dilek tutuyorsun. Seni seviyorum diyorsun.
Yağmur yüreklim! Bir kuşatmayı yarıp geliyorsun.
Daha başındayız, ilk engel senin koyduğun…
Seni sesinden öpüyorum
Sensizliği öpüyorum
Yağmur başlıyor.
AYDIN ÖZTÜRK / Yağmur Yürekli Mektuplar
Kuzey Egeli 21.02.2008, 20:51 Selam can çok güzel bir konu bu.hepimizin gönderilmemiş bir çok mektubu olmuştur.ya da gönülde yazılan fakat sahibi bulunmamış mektuplardır.Mektup yazmakta rafa kaldırıldı artık .Bu insanın özünü kaybetmesidir.üşenir olduk bütün güzel şeylerde olduğu gibi bunu da kaybettik.
Acıya Gülmek 21.02.2008, 21:44 (mektup mudur değil midir bilmiyorum ama,topiciği görünce,birer birer yazılınları okuyunca acaba ben kime yazabilirim diye düşündüm..ve ilk aklıma gelen hayatımda ki en büyük eksikliğe yazmak..)
2005 yılının 3 martından bu yana bir yanım eksik annem..hayatımda ki herşeyde seni aramama rağmen,her gece istisnasız her gece seni düşünmeme rağmen ben ilk defa bugün yüreğimdekileri yazıya dökmeye çalışıyorum..Sen gökyüzünden görüyorsun en sol yanımdaki yerini..
Neler değişmedi ki hayatımızda..Hani hep derdin ya ''şöyle bir ay uçsuz bucaksız bir yere gitsem de sonra bi an gelip gizlice bir köşeden ne halde olduğunuzu görsem..''görüyorsun değil mi anne ne halde olduğumuzu...ne kadar eksik olduğumuzu..senin yokluğunla birer birer parçalanışımızı..biliyorum en çok buna üzülüyorsun..içini çekip,sessiz sessiz ağlıyorsundur gökyüzünden halimize..
Evet annem;çok büyük bir yükü omzumda bırakıp gittin..Ben tüm bu sorumlulukla,yükle nasıl başedeceğimi bilemezken gene benim en büyük desteğim sen oldun..Attığım her adımda,her nefes alışımda ''Annem ne der,nasıl karşılar'' diyerek düşündüm..senin kararlılığınla inancınla hayata olan direncinle tutundum,tutunuyorum 3 yıldır bu acımasız hayata...
Çok özledim seni..özlemimi kimseyle paylaşamıyorum annem..sadece içimde en derinimde..seninle konuşuyorum geceleri resminle..öyle güzel bakıyorsun ki annem..o bakışların bana güç veriyor..Emanetine çok iyi bakıyorum annem..ama bizi emanet ettiğin babam..hiç bahsetmeyelim bundan..sen genede o sıcacık yüreğinle ''yanlış düşünüyorsun kızım''diyorsun biliyorum..dediğin gibi olsun annem..
Sana o kadar çok ihtiyacım var ki annem..her zaman da bu ihtiyacı hissedeceğim hayatımın her döneminde..senin gitmenle küçük kızın kimin ne olduğunu,en acısıda güvendiği,canım dediği insanalara bile güvenilmeyeceğini öğrendi..olsun annem..bedenen yanıdma değilsin belki ama sen hep ruhumun bir köşesindesin..ve sadece 3 martta değil yılın 365 günü seni özlüyor kızların..sadece içindekileri konuşup birbirlerine anlatamıyorlar..bunu bugün ben yapmaya çalışıtım..içimdekilerin çok küçük bir parçasını kaleme döktüm..dökemediğimi biliyorum..seni anlatamadığımı biliyorum..anlatamıyacağımıda biliyorum..ama anneler her zaman herşeyi hisseder,bilirler..sende seni ne kadar çok sevdiğimizi,ne kadar çok özlediğimizi biliyorsun..eminim buna..
Kızın...
özcan gülüm 01.04.2008, 22:43 Bağışlayın beni!
Kenarlarında renkli çiçekler olan mektup kağıtlarına yazmak isterdim.
Kelebek kanatları boyamayı,
Kuşların ötüşünü dinlemeyi,
Hatta uçurtma uçurmayı da öğrenebilirdim.
Bağışlayın beni.
Top ateşleri, bomba gürültüleri arasında doğdum ben.
Yaşım 13.
Ninniler yerine, makinelilerin takırtılarıyla büyüdüm.
Renklerden ilk önce, kan kırmızısını tanıdım.
Çiçeklerden önce, ölülerin arasında dolandım.
Hiç saklambaç oynayamadım kelebeklerle.
Üç yaşımdayken, en büyük abimi,
sekizimdeyken, ortancayı kaybettim.
Babamı ellerini bağlayarak götürdüklerinde dokuzundaydım.
Gömdüğümüzde onumda.
Ablam 15’inde terk etti evi.
15’inde kızlar okula gider.
17’sinde dantel örer.
Çeyiz sandığı düzer.
Bizim burada 15’inde kızlar savaşa gider.
Seçme hakkı tanımaz zorbalar bir genç kız olsan bile sana.
Ya evinde oturup ölümü bekleyeceksin.
Ha bugün, ha yarın diye diye yaşarken öleceksin. Ya da…
Ölümlerin ateşinden sesleniyorum size duyuyor musunuz?
Filistin’im ben anlıyor musunuz?
Ama yine de yaşıyorum işte.
Çünkü kanlı topraklarda büyürken yaşamayı…
Çiçek boyamayı değilse de, mezar taşlarında çiçek büyütmeyi…
Kelebek kovalamayı değil ama, tüfek tutmayı öğrendik.
Sokak aralarında mermi kovanlarından oyuncak yaptık.
Patlamamış el bombaları topladık.
Mayınların üstünde sek sek oynadık.
Bu kadar nefret, bu kadar acı arasında yaşamayı…
Karanlıklar arasından güneşe bakmayı becerdik.
Onun için kocaman ve karadır gözlerimiz.
Onun için hâlâ sımsıcaktır, düşmana taş atarken nasırlaşan minik ellerimiz.
Evimizi yıktılar dün.
Bir baştan bir başa mahallemizi yaktılar.
Mermi kovanlarıyla misket oynarken biz, üzerimize bombalar attılar.
Üç arkadaşım can verdi.
Üç küçük çocuk.
Bağışlayın beni, kurtaramadım!
Sarkmıştı omzumdan aşağı kanlı kolum, uzatamadım.
Elim düştü yere, kolum çaresiz…
Kanlarımız karıştı birbirine, arkadaşlarım sessiz.
İşte orada kankardeş olduk biz.
Gözlerim karardı önce.
Başım döndü.
Ama uyumak istemiyorum.
Uyursam arkadaşlarım bu dünyadan göçer diye korkuyorum.
Bağışlayın beni!
Tutamadım kendimi.
Yapıştırmadım alnıma, açık dursunlar diye gözbebeklerimi.
Kaybettim kan kardeşlerimi.
Yaşım 13.
Burada çocuklar çocuk olmaz.
Bebeler bile yaşamak için beşikten siper yapar.
Çünkü İsrail denilen zorbanın Amerikan bombaları,
beşiklere bile mezar kazar.
Ölümlerin içinden büyüyorum.
Minicik yüreğimle, ateşlerin arasından, öfkeyle geliyorum.
Dudaklarımdan dökülen özgürlük türkülerini duyuyor musunuz?
Filistin’im beni anlıyor musunuz?
not= YAZARINI BİLMİYORUM
sahrut75yagmur 27.05.2008, 03:34 Mevsimsiz Bahar...
Anne..!
Bir kez daha kendimle konuşmadıklarımı gönderiyorum sana...
Bahar geldi; bu kez ertelemeyeceğim seni... Ama beş bahardır ağrıyan ve gitgide çoğalan özlemim yere göğe sığmıyor...İçimde kırmızı-beyaz hasret tortulaştı... Nerde birisi memleketinden bahsetse, yolculukların sözünü etse sağır ediyorum kulaklarımı...Bahar geldi; bu kez ertelemeyeceğim seni...Baştan aşağı acıya kesmiş‚ "gel" deyişin ne çok kanattı beni...Ben gelmek istemedim mi sanıyorsun..? Benim trenlerim hep kendime gitti ya da sınırı geçmeden raydan çıktı...İçimde kaç uçağın enkazı var bir bilsen...
Anne..! Bana beton bir gelecek hazırlanmış bu şehirde niye, kimi bekliyorum..?
Dün ikinci cemre düştü...
Hiçliğin kıyısında öfkemden kanımı akıttım sulara...Bulutların ayininde inadına yağmur yağdı...Hüznün imecesinde tüm mevsimler yüzünü karartıp sevincimi incittiler...Durmadan kötü haberler aldığım, hiçbir selamın ulaşmayacağı bu kuytulukta beni hâlâ sevenler nasıl bulacak..? Sanki her şehir sağır sessizliğinde işkenceye hazır... Anne ben nerelere gideyim?...
Anne! Karamsarlığımı çok görme...
Bu melankolinin yaşı şiirin yüreğime değdiği günle bir...O adam (kadın) yüreğimin duldasında türkçe ağladı ağlayalı altı kırmızı ile çizili cümleler yazıyorum...Hem doğa sellerle, depremlerle intikam alırken, insan kardeşlerime bombalar atılırken ve ben seni her bahar ertelerken nasıl söz ederim mutluluktan..?
Büyüdüm ama bazen savunmasız bir çocuk gibi kalıyorum zor günlerin ortasında...Hayatın her halini gördüm, beni hiçbir şey hayrete düşüremez sanıyordum...Demek ki daha çok yanılacağım anne...
Anne..! Kaç kez uyardım, kaç kez yargıladım kendimi...
Pes etmeme yakın nasihatlerini hatırladım...Baba ocağından armağan sabırlı ve vakur bir direnişe tutundum hep...
Hem ben sürekli böyle değilim...Aklımın uzun koridorlarında karamsarlık dolaşmıyor her zaman...Halime şükredip elimdeki tüm güzellikleri paylaşıyorum...Beni kırdıkları yerde benden dökülen harflerden yeni hayatlar yaratıyorum...Hem en büyük olumluluk hâlâ yaşamak değil mi anne..?
Anne sevincin en ince noktasına değe değe; onca olumsuzluğumu ve kıştan kalma yenilgilerimi kıra kıra bahar geldi...Bir gece yüzüme ay ışığı değdi ve kefenimi yırtıp sabaha tükenmeyen ve hiç incitilmeyen sevmeler taşırken buldum kendimi...
Bir adamın(kadının) yüreğinde unuttuğum sevme yetisini yıllar sonra ansızın geri aldım...
Hiçbir şey için geç değil anladım... Bu kez ertelemeyeceğim seni...Hiç duymadığın türküler, çığlık değmemiş şiirler getireceğim sana...Beş bahardır biriken gülüşlerimle boyayacağım ağladığın esmer günleri...Bir seansta geçecek acıların...Gölgedeki güllerin büyüyecek anne...Bu kez ertelemeyeceğim seni...Altından müjdelerle koşacağım sana...Çocukların diline düşmemek ve aksayan yanlarımdan sana suç aratmamak için en sakat yerlerimden başladım kendimi onarmaya...
Uzak giyinmiş bakışlarımda binlerce umutla geleceğim...
Bekle anne...
Ertan Akyüz...
Sahipsiz Mektubum...
Mevsimsiz baharlar düşmüş payımıza bu karamsarlıkla mı doğduk ki bu hayata...
Nice umutlar yüklü bedenlerimiz her yaşta örselendi bu sarp geçitlerle kuşanmış ömürlük seyahatte...
Çakılları ayağımıza bata bata yolların, asfaltı üzerimize yapışa yapışa o katran viyadüklerin, insanlıktan çıkmış insanların sevgisiz, sevgi ekilmemiş kulların kırdığı kalbim her kırıklığında zedelendi...
Eski halinden eser kalmayan uhuyla tutuşturulmuş vazo misaliyim...Kırıldıkça...
Ruhumuz bedenimizle aynı, keza yüreğim mutsuzluk akıtıyorken bedenime o mutsuzluk akan beden bitik düşüyordu her istasyonda...
Benzinime şeker karıştırıyordu sanki yüreğim her darbede...Tekliyordu kalbim...Bedenim yüreğimin elinde...
Bu acı veren, beni içten içe öldüren, yitik aşktan ya da yanıldığımı anlayamadığım yanlış sevdalara düştüğüm her gönül yaramdan kalbim iflas ediyordu...
Ben bu şiirleri, bu dertli türküleri, bu hüzünlü hikayeleri boşuna sevmedim ki...
Her kendime dönüşümde, hesabını çıkardığımda gönül masamın fatura da hep yüreğini yanlışa sürükleyeni kendim çıkıyorum...
Fatura benim...Suçlu ben...Kimseyi suçlayamadım, bedelini ödetemedim, ödetmedim...Yakıştıramadım kendime...
Suçluyum...
Suçlusun..
Suçlu...
O benim işte...YAĞMUR...
Akmayı bilememiş, seçmeyi bilememiş, sevmeyi bilememiş, sevmeden edememiş...O benim işte...YAĞMUR...
Saygılarımla.
sahrut75yagmur 28.05.2008, 02:09 Artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş...Kırık düşlerim...
Serçelerde gözlerimin buğusu...Buruk içim...
Anımsamakla unutmamak |