Orijinalini görmek için tıklayınız : Anadolu Tasavvufunun Yetimleri: Aleviler
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:26 Bu yazi genis bir çalismanin özeti olarak sunulmustur. Alevi köyünde (Aggi-Bayburt) dogan ve daha sonra yasaminin bir çok kismini Alevilerle geçiren bir arastirmaci olarak Aleviligin 'kullanilmasindan' her zaman rahatsiz oldum. Alevilik benim için Türk toplumunun aynasidir. O aynada Anadolu'daki kültür dönüsümlerini irdelemek mümkündür.
Bektasilik Islam dininin Anadolu tasavvuf felsefesi içinde yorumlanmasi sonucu baslayan ve daha sonra Alevilik olarak ortaya çikan yorumlama ve yasama biçimidir. Kisacasi, Alevilik Islamin sadece bir yorumu olarak kalmamis ve bir yasam tarzi haline getirilmistir. Bir baska deyisle, Islam dininin Anadolu'daki hakim kültürler ve siyasi sartlar altinda yorumudur. Ama, merkezi bir egitim sistemi kurulamadigi için ve çok ücra bölgelerde yasanildigi için Alevilik cografyadan ve dislanmisliktan etkisinde kalarak daha somut bir inanç sistemi olarak evrilmistir. Tek bir Alevilik degil bölgelere göre ve egitim seviyesine göre farklilik arzeden bir Alevilik-ler-den bahsetmek zorundayiz. Bu yazida Alevilik felsefesinin genel hatlarina dokunduktan sonra, siyasi çerçeveden nasil etkilendigini belirtecegim. Türkiye'deki toplumsal barisin insasi (1) 'deconfessional Islam' anlayisi ve (2) dinin devletlestirilmeden özgürce yasanmasi ve yorumlanmasiyla mümkündür. Deconfessional Islam dinin hiç bir grubun tekçi yorumuna tabi kalmadan kelimeyi sehaded çerçevesinde asgari müsterekler olarak ele alinmasidir. Asgari müsterekler konusunda oydasmaya varirken tartismali yorum ve uygulamalardan kaçinilmalidir.
Alevilik ve Aleviler
Türkiye nüfusunun yaklasik yüzde 11 ila 30'unu (rakam kisiden kisiye degisiyor) olusturan Aleviler bir 'syncretic' inanç sistemine sahipler. Alevi inaçlarinin ana kaynagi Anadolu tasavvufu olmasina ragmen Samanizmin, Siiligin ve Hiristiyanligin izlerini bulmak mümkündür. Farkli sekillerde ve zamanlarda Islama giren Türk boylari ve Anadolu'daki yerli gruplar Islami farkli sekillerde algilamis ve yorumlamislardir. Iki ana yorumdan biri Alevilik digeri ise Sünnilik olarak yasam alani bulmustur. Aslinda sosyolojik faktörler sonucu olusan bu dini ayrim daha sonraki sosyal ve siyasi ayrisimlara 'yataklik' etmistir. Tipki, Endenozya'daki 'abangan' (syncretic) ile "santri" (orthodox) Müslümanlar arasindaki ayiriminda oldugu gibi syncretic özellikler arzeden Müslümanlarin hem milliyetçilik hem de sol egilimli ideolojilere daha yakin oldugu görülüyor. Ayni, sürecin Anadolu'daki Müslümanlar için de geçerli oldugunu görüyoruz.
Aslinda cografi sartlarin zorlamasi ve merkezilestirilemeyen bir egitimin sonucunda bölgelere göre vurgusu degisen bir Islam yorumuyla karsikarsiyayiz. Alevi yorumun ana noktasi insanin esas alinmasidir. Insan 'okunmasi gereken bir kitab' olarak ele alinir. Burada aslinda Kur'an'in insana indirgenmesinden daha çok Kitab'i anlayan ve anlatan ve hedefi olan 'insan-i kâmil' vurgusu var. Bir baska deyisle, içeriden-disariya dogru giden ve ahlakli toplum siarinda bir yorum var. Dinin ibaded yönleriyle beraber insani hedef alan felsefesi üzerinde bir Anadolu tasavvuf 'açilimi' var. Bu açilimin 'anlatim' haline getirilmemesi yoruma ve 'dirilige' verilen önemdendir. Herkesin üzerinde oydasmaya vardigi bir Alevilik kitabinin veya eserinin olmamasi Alevilik için bir kayip veya zayiflik olmamis tam tersine yüzyillarin sartlari ve baskilari içinde yorumlanarak günümüze akan bir 'açilimlar' irmagi olmustur. Kisacasi, yazili degil daha çok sözlü kültürün ürünüdür. Yazili olsaydi belki günümüze tasinmasi daha güç olabilirdi. Insan disinda Alevi 'hermenetigi' olarak ele alacagim ikinci özellik aslinda birinciyle yakindan ilgili.
Alevi 'hermenitigi' sözlü kültür içindeki efsane ve Ali baglantili olaylarin ve hikayelerin günümüz sorunlarinin yerel dil ve kültür içinde aktarilmasi ve anlasilmasini saglamaktadir. Aleviligin ozunu olusturan sözlü kültürün yorumu herkese açiktir. Yerel kosullar içinde 'yasayan' Islam oldugu için herkesin paylastigi bir gelenektir. Hikaye veya efsaneden çikarilacak tek bir ders de yok. Iste, bu yazili olmamasindan kaynaklanan sözlü özellik Aleviligi 'diri' kilan önemli bir yöndür. Birbaska deyisle Alevilik Islamin Anadolu tasavvufu içinde 'yerellesmesi'dir. Toplumsal huzura büyük önem veren Alevilik "diline, beline ve eline sahip ol" ilkesiyle ortak yasamin temel prensipleri olarak: kimseye zarar vermeyecek sekilde ifade özgürlügünde, insanlarin özel yasamini sarsacak ve toplumun temel diregi olan ailenin korunmasi için cinsellikte sinirlari belirlemektedir. Insanlari 'ellerine' sahip olmaya çagirarak davranislarin ahlaki ilkelere uygun olmasini dile getirmektedir. Tamamen Islamin özündeki prensipleri yasama aktarmaya çalisan Alevilik zengin bir ahlaki temele sahiptir.
Türkiye'deki Alevilerin çogu Türk olmasina ragmen önemli bir kismi Kürttür. Kürt Alevilerin cemevindeki ibadet dilleri ise Türkçedir. Kürt Alevileri genelde Zazaca konusurlar. Alevilik genelde Alevi olmayi kana baglamissa da son yillarda ciddi degismeler var. Aleviligin ana sembolleri: saz, cem, ve dede'dir. Saz evrensel mesaj veren Islamin müziksel olarak genis kitlelere, özellikle Arapça bilmeyen kitlelere yansitilmasinda büyük bir araç olmustur. Saz ve asik ile Islam siirselligin zirvesine tasinmistir. Cem ise hem bir yerel 'haram' kavrami içinde olusturulan bir ibadet ve asil olarak 'kamu alani'dir. Toplumun sorunlari ve sikayetleri dinselligin yogun oldugu bu alan içinde ele alinmaktadir. Burada, 'haram' ile kamu alaninin iliskilendirilmesi herkesin dogruyu söylemesi ve digerlerine zarar vermemesi ilkesidir. Alevi 'cemleri' aslinda katilimci yerel demokrasinin yasandigi yerdir. Dede hukukun üstünlügü (the rule of law) ilkesine uygun bir görevi icra etmektedir. Bu hukuk içinde bir toplumsal katilim (communitarianism) söz konusudur.
Aleviligin yanlis anlasilmasinda Alevi aydinlarin sorumlulugu büyüktür. Alevilerin Aleviligin arkasindaki Anadolu tasavvufu çerçevesinde kendilerini anlatmalari yerine, Türkiye'deki asiri solcu kesimlerin birer 'yatagi' haline getirilmeleri bu zengin kültürü tamemen bir siyaset araci haline getirmistir. Cumhuriyet döneminde Aleviligin laik ulus üretme politikasi için 'araçlastirilmasi' ve solcu ideolojilerin 'yatagi' haline getirilmesi Alevi kimliginin içsel zenginligini köreltmis ve Alevilik "Sünni olmayandir" seklinde tanimlanmistir. Özellikle Cumhuriyet dönemindeki baski politikalarina tepki olarak siyasetlestirilen Sünni Islam'a karsi Aleviler bir karsit güç olarak kullanilmis ve kullanilmaktadir. Bu durum, Türkiye'deki sag-sol ayrismasinin Alevi-Sünni seklinde mobilize edilmesiyle sonuçlanmis ve birçok masum Alevi Çorum, Sivas, Kahramanmaras olaylarinda öldürülmüs veya sakat kalmistir. Cumhuriyet ideolojisi daha sonra Sünni Islami kullanmaktan geri kalmamis ve Evren döneminde DPT'de projeler dahi hazirlatilmistir. 1980 öncesi katliamlari ve 1980 sonrasi izlenen politikalar, Alevilerin Aleviligi bir dinsel kimlik ötesinde bagimsiz bir ethno-religious (etnik-dini) kimlik olarak görmesiyle sonuçlanmistir. Bugün, gittikçe ayri ve bagimsiz bir kimlik olarak gelisen ve devletin de isine gelince kullandigi bir olusumla karsi karsiyayiz.
http://www.wakeup.org/anadolu/08/2/alevi.html
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:31 Hz. Muhammed, 570 yıilıinda Mekke’de doğgdu. Ailesi Kureyş kabilesindendi. Hz. Muhammed’in babası Abdullah o henüz doğmadan ölmüşstü. Annesi Amine (Emine) de altı yaşsıindayken ölünce çocukluğu dedesi Abdülmuttalib sonra da amcası Ebu Talip’in yanıinda geçti. (Bu arada belirtmek gerekir ki; Ebu Talip Hz. Ali’nin babasıdir.)
Hz. Muhammed ticaretle uğraşsan Ebu Talip ile beraber Suriye ve Yemen de dahil olmak üzere bir çok yere gitti. Bu arada kervanlar sahibi olan Hz. Hatice ile evlendi. Bu evlilikte Hz. Fatma doğdu. Bilindiği gibi Hz. Fatma, Hz. Ali ile evlendi ve böylece peygamberin soyu sürdü.
Hz. Muhammed ticaret yaşsamında bir çok yeri gezip görmüş ve Arap yarimadasının toplumsal yapısinı yakından tanımışstı. Hz. Muhammed ticaretle zenginleşsen Mekke’de gördüğü adaletsizliklerden bunalmıiş ve ticaretten uzaklaşmışti. 605 yılinda ve izleyen yıllarda sık sık toplumdan uzaklaşıp Nur dağina çikıp Hıra mağarasıinda tek başsına kalmaya, düşünmeye baslamıştı Bu durum yaklaşik 5 yıl kadar sürdü. Ve günlerden bir gün Tanrının meleklerinden Cebrail Hz. Muhammed’e ilk ayetleri bildirdi. Hz. Muhammed bunların ne anlama geldiğini bilmiyordu. Daha sonralarıi bunlarıin Vahiy olduğgunu öğrendi. Cebrail bir süre görünmedi. 613 yıilıinda yeniden gelmeye başslayan ayetler peygamberliğini insanlara duyurmasinı buyuruyordu. Hz. Muhammed’e ilk inananlar Hz. Ali ve eşi Hz. Hatice`ydi. Ama putlara tapan Mekkeliler Hz. Muhammed’e inanmadıilar. Hz. Muhammed’e inananların sayisı hıizla artmaktaydıi. Bu durum zengin Mekke’lileri tedirgin etmeye başlamiştı. Çünkü Hz. Muhammed çok tanrıcılığı (putperestliği) ve onun etrafında gelişsen adaletsizliğgi reddediyordu. Ve Müslümanlık bütün kötülüklere karşsı en güzel seçenekti. Mekke’nin ileri gelenleri Hz. Muhammed’i peygamberliğinden vazgeçirmeye çalıişstılar. Vazgeçiremeyince de baskiya ve şiddete başvurdular. Bunun üzerine Hz. Muhammed Müslümanlarıin daha güvenlikli yerlere göç etmelerine izin verdi. 615’te bir bölüm Müslüman Habeşistan’a (Etiyopya) gittiler. Hz. Muhammed ve yakıin çevresi mücadelelerini Mekke’de sürdürmeye devam ettiler. 619’da Hz. Muhammed’in en büyük destekçileri Ebu Talip (Hz. Ali’nin babası) ve eşi Hz. Hatice vefat edince baskılar artmaya başladı. Hz. Muhammed Medine halkıindan gelen davet üzerine Medine’ye Hicret (göç) etti. Hicret (göç) denilen bu olay ?slam takvimi olan Hicri takviminin de başslangıcidir.
Ama Mekkeliler gelişten ?slamiyet’ten hoşnut değillerdi. Bu yüzden de Hz. Muhammed’e karşsıi bazi Arap kabillerini kışkırtıyorlar ve onlarıin Hz. Muhammed’e saldırmalarıni örgütlüyorlardı. Buna karşsın Hz. Muhammed’de Müslümanlarıi örgütleyerek onlarıi savaşsa hazirlıyordu.
Bu savaşlarıin en önemlileri şunlardir:
Bedir 624, Uhud 625, Hendek 627, Hz Muhammed bütün bu savaşslardan zaferle çıkti.
630 yilının ocak ayıinda Hz. Muhammed Mekke’ye girdi. Kentteki bütün putlarıi yok etti. Mekkeliler için af ilân etti. Hz. Muhammed bundan sonra Müslümanlara direnen kabilelere karşi harekete geçti. Bundan sonra Arabistan yarımadasında yaşsayanlarıin çoğu Müslüman oldular. Hz. Muhammed 632’de ilk ve son kez hac ziyaretinde bulunduktan sonra (ki buna veda hacci da denilir) Medine’de hakka yürüdü.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:32 Bazı Alevi düşsmanları, Alevilerin Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul etmediklerini propaganda ettiler. Oysaki gerçek bunun zıttı dır. Aleviler tarih boyunca ve günümüzde Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul ettiler. Alevilerde Hz. Muhammed’e bağglılik tartişsılmaz. Aleviler Hz. Muhammed’i ?slamıin peygamberi olarak kabul ederler ve ona inanırlar. Aleviler peygamberin soyuna yapıilanlarıi her ibadet edişlerinde lânetlerler. Ve bu anlamıiyla peygambere bağgliliklarıinıi dile getirirler. Ama bazıilarıi peygamberden şefaat umarken onun biricik torunlarıina ve Ehlibeyti’ne yapıilanlarıi görmezlikten gelirler. Bu da bir ikiyüzlülüğün, sahtekârlıiğın Emevilerden başslayarak günümüze geldiğgini gösteriyor.
Aşsağida Hz. Muhammed’in Hz. Ali ve Ehlibeyt için söylediklerinden bir kaçinıi yazacağiz. Ama ne acidır ki; Yezitler, Muaviyeler ve onlarıin günümüzdeki temsilcileri bunlarıi yok saymaya devam ediyor. Onlar Hz. Ali ve Ehlibeyt gerçeğgini, haklıliğgıni inkâra devam ediyorlar.
Hz. Peygamberin çeşitli zamanlarda ve çeşsitli vesilelerle söylediği bir kaç hadis:
Ya Ali, benim Ehlibeytim Nuh un gemisine benzer. O gemiye binen kurtulur. Ve kim Ehlibeytime buğz ederse helak olur.
Ben ilmin şehriyim, Ali kapisıdir. ?lmi isteyen kapıya gelsin.
Ya Ali, mümin sana buğz etmez, münafık ise seni hiç sevmez.
Ali, müminlerin dilediği ve uyduğu kişsidir. Mal ise münafıkların dilediği şey.
Ey Allah’ın kullari, bu Ali’nin kanı benim kanimdır, teni benim tenimdir ve canı benim canımdır. Her kim bu Ali’yi severse, beni sever beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.
Kuran ve Ehlibeyt ikizdir.
Hayatım gibi yaşamak isteyen Ali Veli edinsin.
Ya Ali, sen benim dünyada ve ahrette sancaktarımsın.
Ali’yi anmak ibadettir.
Ey halk! Biliniz ki; ben de insanıim. Allah’ın daveti bana yakında gelecektir. Ben de onu kabul edeceğim. ?şte size ben iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeytim. Allah’ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum, buyurdu. Bu yazdıiklarıimıiz sevgili peygamber tarafıindan söylenmişs olan hadislerden sadece bir kaçıi. Bunlar Hz. Ali gerçekliğgini ve Ehlibeyt haklıliğınıi gösteren en büyük kanıtlardır.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:33 Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598'de doğgmuşstur. 24. 01. 661 tarihinde ise, ?Ibn Mülcem adlıi hain tarafıindan zehirli bir kıilıiçla şsehit edilmişstir.
Hz. Ali, ?Islam Peygamberi Hz. Muhammed'in amcasıinıin oğgludur. Hz. peygamberin yanıinda, onun eğgitimi ile büyümüşstür. ilk ?Islamiyet’i kabul eden kişsidir. Ayrıica Hz. Peygamberin damadıidıir da, dolaysıiyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.
Hz. Ali, Müslümanlıiğgıi ilk kabul eden kişsi olarak son nefesine kadar da ?Islamiyet için çalıişsmıişstıir. Savaşs meydanıin da hiç yenilmemişstir. Bilgelikte, yiğgitlikte, cesurlukta, fedakarlıikta üstüne insan yoktur. Hz. Ali, sadece yaşsadıiğgıi süre içerisin de değgil, onu takip eden yüzyıillarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayıi sürdürmüşstür. Hz. Ali'ye kinli haydutlar ve ?Islam düşsmanıi putperestler, Hz. Ali'ye yapamadıiklarıinıi evlatlarıina yapmaya çalıişstıilar. O zamanıin Ebu süfyan'larıi, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz. Ali'nin soyunu kurutmak istediler. Nitekim Hz. Ali'de dahil her On ?Iki ?Imam da şsehit edilmişstir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemişstir. Hz. Ali'ye ve soyuna yapıilan haksıizlıiklar, katliamlar dolayıisıiyla Hz. Peygambere yapıilıiyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başsıina bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlıiğgıi sürdüren bu kişsiler, Hz. Peygamber döneminde yapamadıiklarıinıin adeta acıisıinıi çıikartıiyordu. Ebubekir'le başslayan süreç Yezit'e kadar uzanıiyor, oradan da Yavuz Selim'e kadar gidiyordu. Bu süreçten günümüze kadar sayıisıiz acıilar yaşsandıi. insanlıik tarihinde görülmedik vahşsi katliamlar yapıildıi. Bu sürece dair anlatıilacak çok şsey var ve bunlar dün olmuşs gibi güncelliğgini koruyor. Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmişs haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur. Hz. Muhammed'in torunlarıinıi katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük değgil de nedir? Maalesef ?Islam tarihinde bunlar yaşsandıi ve günümüze dek etki bıirakacak kadar güçlü yaşsandıi. Hz. Ali'yi tanıimaya devam ediyoruz. ?Islamiyet, başsta Hz. Ali'nin soylu mücadelesi olmak üzere gelişsmeye devam ediyordu. Bu gelişsme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunlarıin başsıinda da eski putperest bezirganlarıin Müslümanlıiğgıi kabul etmesiydi. Bunlar ?Islamiyet'i özümsedikleri için Müslüman olmuyordular. Bunlarıin tek gayesi gelişsen ?Islamiyet’in kazandıiğgıi değgerlerin üzerine konmaktıi.
Nitekim daha Hz. Peygamber hakka yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada başslamıişslardıi. Hz. Peygamberin hakka yürümesinden sonra ise saldıirıilarıinıi alenileşstirip sıiklaşstıirmaya başsladıilar. Bu saldıirıilarıin hedefi Hz. Ali'ydi, dolayıisıiyla Hz. Peygamberdi.
?Islamiyet gelişsen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarıinıi da yaratıiyordu. Bu kurumlarıin en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kişsi ?Islam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kişsidir. Bu anlamda halifelik önemlidir. Hz. Peygamberin kendisinden sonra halifenin kim olmasıi gerektiğgi konusunda hadisleri vardıir. Hz. Peygamber bir çok sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali'yi halife olarak tanıitmıişstıir. Ve o zaman herkes bu halifeliğgi onaylamıişstıir. Ne var ki Hz. Peygamberin vefatıindan kıisa bir süre sonra, -ki bu süre daha Hz. Peygamber defin edilmeden öncedir- eski putperest bezirganlar kendi halifelerini seçmişslerdi. Hz. Ali, Hz. Peygamberin defin işsleriyle uğgraşsıirken onlar kendi halifelerini seçiyorlardıi. Hz. Ali, sadece bir yönüyle değgil, bütün özellikleriyle halifeliğgi hak eden kişsidir. Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kişsidir, bütün ömrü ?Islamiyet için çalıişsmakla geçmişstir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlıikta üstüne yoktur. Ayrıica Hz. Peygamberin soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz. Peygamberin hadisleri var. Örneklersek: "Ben ilmin şsehriyim, Ali onun kapıisıidıir. Ali'yi sevmeyen beni de sevmiyordur. Bir kimse Ali'ye saygıisıizlıik etti mi ban saygıisıizlıik etmişstir." Bunlara benzer onlarca örnek. Bütün bunlar dünya insanlıiğgıinıin kabul ettiğgi genel gerçeklerdir. Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir. Ne yazıik çıikarlarıi el vermediğgi için ikiy üzlülük yapmaktalar.
Bütün bunlarıin herkesin kabul ettiğgi genel doğgrular olduğgunu belirttik. Bir de biz Alevilerin Hz. Ali hakkıinda bize özgü doğgrularıimıiz ve tanıimlamamıiz var. Bunlarıi da yeri geldiğginde belirtmeye çalıişsacağgıiz.
Hz. Ali gücü olmasıina, hakkıi olmasıina rağgmen halifelik için kavgaya girişsmedi. ?Islamiyet’in zarar görmemesi için Ebubekir'in halifeliğgine ses çıikarmadıi. Taraftarlarıina dünya malıinıin geçici olduğgunu telkin edip onlarıi kavgadan uzaklaşstıirdıi. Ne var ki bu eski putperest bezirganlar sadece dünya malıi ile yetinmediler. Bu putperest bezirganlar insanlıiğga umut olan ?Islam dinini de kendi çıikarlarıi doğgrultusunda kullanmaya başsladıilar. Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaşsamaya/yaşsatmaya başsladıilar. Ama bu sefer aralarıinda bir fark vardıi. Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin ?Islam adıi altıinda yaşsatıilmaya başslanmasıiydıi. Halbuki Hz. Peygamber sadece putlarıi yıikmamıişs, aynıi zamanda bu gerici gelenekleri de yıikmıişstıi. Hz. Ali burada önemli bir rol oynuyordu. Bu rol de bütün bu gerilikleri teşshir etmekti. Hz. Ali görevini layıikıiyla yerine getirip, daha çocukken putlara attıiğgıi taşslarıi söze dönüşstürüp bu putperest bezirganlara fıirlatıiyordu. Eskinin büyük putperest bezirganlarıi, önlerine çıikan bu engeli aşsmak için olmadıik hilelere başs vuruyorlardıi. Hz. Ali bütün sorunlarıi teker teker aşsıiyordu.
Hz. Ali sabıirlıiydıi, bu sabrıi kimse gösterememişstir. Hz. Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çıildıirıiyorlardıi.
Ebubekir'in ölümünden sonra putperest bezirganlar yerine Ömer'i halife olarak seçtiler. Tekrar tekrar belirtmekte yarar var, Hz. Ali'yi savaşs meydanıinda yenen olmamıişstıir. Hz. Ali hiç bir savaşstan kaçmamıişstıir, bu anlamda gücü, yiğgitliğgi tartıişsıilmazdıir. Ama bütün bu yiğgitliğge rağgmen Hz. Ali, halifelik kavgasıina girmemişstir. Bütün haksıizlıiklara, kıişskıirtmalara, tahriklere rağgmen. Hz. Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardıi. O da; ?Islamiyet zarar görmesin. Nitekim Ömer'in ölümünden sonra bu sefer Osman'ıi halife ettiler bu bezirganlar. Hz. Ali sabıirlıiydıi, sabrıi en büyük silahtıi. Bu putperest bezirganlar sadece Hz. Ali'yle savaşsmıiyorlardıi, aynıi zamanda kendi içlerinde de büyük anlaşsmazlıiklar, çelişskiler vardıi. Bu çelişskiler sonucunda Osman öldürüldü. Osman’ıin ölümünden sonra, nihayet Hz. Ali halife oldu. Başstan beri olmasıi gereken şsimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfasıi bu halifeliğgi mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalıiyordu.
Bu döneme dair ciltler dolusu değgerlendirilme yapıila bilinir. Çünkü bu dönem ?Islam tarihinin en belirleyici dönemidir.
Hz. Ali halife olmuşstu olmasıina ama bu putperest bezirganlar boşs durmuyordu. Hz. Ali bu putperest bezirgan tayfasıinıin yaptıiğgıi tahribatlarıi onarmakla meşsgulken, onlar Hz. Ali'yi ortadan kaldıirmanıin planlarıinıi yapmaktaydıilar. Bu planlarıin sonucu, Hz. Ali 24. 01. 661 tarihinde ibn mülcem adıindaki katil tarafıindan zehirli bir kıilıiçla şsehit edilmişstir.
Hz. Ali'nin şsahadeti ?Islam tarihinde kanlıi bir dönemin başslangıicıi olmuşstur. O tarihten bu yana, başsta Hz. Ali'nin soyu olmak üzere, Hz. Ali'yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlıik tarihinde rastlanmamıişs katliamlara, baskıilara maruz kaldıilar. Bu katliamlar ve baskıilar günümüze kadar da geliyor. Ve aradan 1400 yıil geçmesine rağgmen, hâlâ Hz. Ali'nin yolunu tutanlar, yani Aleviler kendilerini açıiktan ifade edemiyorlar.
Hz. Ali'nin kişsiliğgini, mücadelesini, olgularıi ve olaylarıi ele alıişs tarzıinıi, insan ve doğga ilişskilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalıişsmadıir. Biliyoruz ki Hz. Ali ?Islamiyet’in, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Hz. Ali'yi çağgıirmıişslardıir
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:35 Aleviler, Hz. Muhammed’in hakka yürümesinden sonra Müslümanlara önderlik etmesi gereken kişsilerin Ehlibeyt soyundan olmalarıi gerektiğgine inanıirlar. Buna kaynak olarak ta Kuran-ıi Kerim’in Azhap Suresi 33. Ayeti gösterirler. Bu Ayet şsöyle: “Ey Ehlibeyt Allah sizden her türlü pisliğgi, suçu gidermek ve sizi tertemiz bir hale getirmek diler.” Bu Ayetin anlamıi, Ehlibeytin doğguşstan arıi olduğgu bu anlamda da imamlıiğgıin Ehlibeytin soyundan gelen kişsilerin hakkıi olduğgudur. Bilindiğgi gibi Ehlibeyt, Peygamberin ailesidir, soyudur. Peygamberin soyu da, yani Ehlibeyt Hz. Ali kanalıiyla devam etmektedir. Dolayıisıiyla önderlik (halifelik) Hz. Ali ve çocuklarıinıin hakkıiydıi.
Ama maalesef bırakın Ehlibeytin imamlıiğinı, ortada müthiş bir Ehlibeyt düşsmanlıiğgıi vardıi. Bu düşsmanlıik aslıinda biçimde Ehlibeyteydi. Bu düşmanlıiğın asıil
hedefi ?slamdı. Çünkü bu düşsmanlıiğgıi gelişstirenler Cahilliye döneminin azıilıi putperestleriydiler. Bu düşsmanlıiğgıin sonuçlarıi günümüze kadar da devam etmektedir. Bu düşsmanlıik öyle bir hal aldıi ki, başsta Hz. Ali olmak üzere bütün soyu büyük zulümler gördü. Ve on ikinci ?Imam Mehdi’nin dıişsıinda diğgerleri genellikle zehirlenerek şsehit edildiler. Hiç biri vadesiyle hakka yürümemişstir.
On iki ?Imamlarıin Alevilikte çok büyük bir anlamıi vardıir ve Aleviler ibadetlerinde her zaman on iki ?Imamlara bağglıilıiklarıinıi dile getirip onlarıi anarlar. Kıisaca belirtmek gerekirse; on iki ?Imamlar –bir bütün olarak- Aleviliğgin temel yapıi taşslarıindadıir. Bunlara ek olarak Aleviler on ikinci ?Imam Mehdi’nin bir gün gelip kendilerini kurtaracağgıina inanıirlar.
On iki ?mamlarıin isimleri:
1. Hz.Ali
2. ?mam Hasan
3. ?mam Hüseyin
4. Zeynel Abidin
5. Muhammed Bakıir
6. Caf er Sadık
7. Musai Kazım
8. Ali Rıza
9. Muhammed Taki
10. Ali Naki
11. Hasan Askeri
12. Muhammed Mehdi
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:49 Anadolu Alevilerinin piri olan Hacı Bektaş Veli, kesin olmamakla beraber 1210’da doğmuşstur (1271’de hakka yürümüştür). Horasan’dan gelip Anadolu ya yerleşsmiş, burada çilekes Anadolu insanıinıin yolunu aydıinlatmıis, gönüllerini muhabbet ile doyurmustur -bu misyon bugünde canlilığindan hiç bir şey kaybetmeden, hatta daha da sağlamlaşarak devam ediyor-. Hacı Bektaş Veli’yi ölümsüz kilan, onun Anadolu insanıi sahsinda insana verdiği değerdir.
Hacı Bektaş Veli’nin hayatı hakkında bir çok tez var. Bu tezlerin sahipleri genellikle büyük Hünkar’ıi kendi ideolojik şsekillenmelerine göre değerlendiriyorlar. Yalnız şu bir gerçek ki; ne kadar muğlaklaşstırmaya çalıişsıirlarsa çalıişssıinlar, Hacıi Bektaşs Veli gerçekliğgini yok edemezler. Bu açıidan baktıiğgıimıizda Hacıi Bektaşs Veli’nin kronik hayat hikayesinden çok önemli olan onun insanlıiğga kazandıirdıiğgıi değgerlerdir. Bu değgerlerin başinda da, ‘her ne arar isen kendinde ara’ ve ‘eline beline diline sahip ol’ ilkeleridir. Bunlar yüzlerce cilde sıiğgacak olanıi üç satıirla belirtiyor. Aşsağıda Hacı Bektaş Veli’nin zengin düşsünce değgerlerinden bir kaçıinıi aktarıiyoruz:
?Iimden gidilmeyen yolun sonu karanliktir.
Düşsünce karanliğina ıişsıik tutanlara ne mutlu.
Eline, beline, diline sahip ol.
Murada ermek sabir iledir.
Araşstıirma açıik bir sınavdir.
Nebiler, Veliler insanlıga tanrının bir hediyesidir.
Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayıniz.
Hiç bir milleti ve insanı ayıiplamayıinıiz.
Nefsine ağir geleni kimseye tatbik etme.
?nsanıin cemali sözünün güzelliğidir.
Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
Arifler hem aridır, hem arıitıicıi.
Her ne ararsan kendinde ara.
Bir olalim, iri olalıim, diri olalım
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:52 Pir Sultan Abdal, yedi ulu Alevi ozanıindan birisidir.Kişsiliğgiyle, sanatıiyla, direnişsiyle günümüzde de güncelliğgini ve haklıilıiğgıinıi korumaya devam ediyor.
Pir Sultan Abdal’ıin asıil ismi Haydar’dıir. Soyu Yemen’den olup oradan Hoy’a yerleşstikleri Anadolu’ya göçle beraber Sivas Yıildıizeli Banaz yaylasıina yerleşstiğgi belirtilmektedir. Kesin doğgum ve şsahadet tarihi bilinmemekle beraber 1500’lü yıillarda yaşsadıiğgıi varsayıilmaktadıir. Pir Sultan Abdal’ıin en büyük özelliğgi ne pahasıina olursa olsun inandıiğgıi değgerlerden zerre kadar taviz vermemesidir. Pir Sultan Abdal’ıin günümüzde de oldukça popüler olan şsiirlerinden anlaşsıildıiğgıi üzere, Pir Sultan komple bir insandıir. O salt bir şsair değgil, aynıi zamanda halkıin önderi, sözcüsü olarak siyasi bir kişsiliktir de. Nitekim bunu bilen Osmanlıi devleti, Pir Sultan’a mevki makam sunmuşs bunda başsarıilıi olamayıinca Pir Sultan’ıi idam ettirmişstir. Osmanlıi devleti onu idam edip yok edeyim derken Pir Sultan Abdal daha da ölümsüzleşsti.
Pir Sultan Abdal, şsiirlerinde genellikle Alevi davasıina ve ulularıina olan bağglıilıiğgıinıi işslemişstir. Bunlarıin başsıinda da Hz. Muhammed, Hz. Ali, On iki ?Imamlar, Hacıi Bektaşsi Veli gelmektedir. Pir Sultan kendi çağgıinıin acıilarıina ancak direnişsle son verileceğgini coşskulu bir şsekilde şsiirlerinde dile getirmişstir. Pir Sultan Abdal’ıin yaşsadıiğgıi 1500’lü yıillarda Anadolu da Osmanlıi zulmü vardıi. Osmanlıi devleti halkıi ağgıir vergilere bağglıiyor olmadıik baskıilar uyguluyordu. Bu baskıilarıin sonucu sürekli isyanlar, başskaldıirıilar gelişsiyordu. Gelişsen başskaldıirıilar anlıi-şsanlıi Osmanlıi imparatorluğgunu sarsıiyordu. Osmanlıi imparatorluğgunun yöneticileri sadece isyan edenleri değgil, bir başstan bir başsa tüm halkıi kıilıiçtan geçirip, kanlıi saltanatlarıinıi sürdürüyorlardıi. ?Işste Pir Sultan Abdal böylesi koşsullarıin ağgıir olduğgu bir dönemde Anadolu’yu karıişs karıişs gezerek bir muhalefet hareketi gelişstiriyor ve halkıi sömürücü düzene karşsıi direnmeye çağgıirıiyordu. Pir Sultan Abdal’ıin çağgrıisıi salt Aleviler için değgil, Osmanlıinıin sömürge düzeninden rahatsıiz olan herkeseydi. Pir Sultan’ıin en büyük propaganda malzemesi Alevi öğretisindeki eşitliği, paylaşsmacılığı dile getirdiği siirleriydi. Pir Sultan Abdal Alevi öğgretisi hakkıinda muazzam bir bilgi birikimine sahipti. Bu bilgisini şiirlerine yansıtıyor, bir ‘yol’ insani olarak inancinin gereklerini yerine getiriyordu. Bilindiği gibi Alevi inancının en belirgin özelliklerinden biriside, ne pahasıina olursa olsun haksızliğa, sömürüye, zalimin zulmüne karşsıi olmaktıir. Pir Sultan bu ilkeyi sonuna kadar savundu ve sonunda da Osmanlıi devletinin Sivas paşsasıi Hızır (Hinzır) tarafıindan astırılarak ilkeleri uğruna şehit edildi.
Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun yetişstirdiğgi en büyük kahramanlardan biridir. Pir Sultan Abdal eylemiyle, sanatıiyla bir çıiğgıir açmıştir. Anadolu da Pir Sultanlar geleneğgini başlatmiştir. Bu gelenek onurlu, erdemli insan olma geleneğidir. Bu gelenek ve yarattıiğı değerler, evrensel anlamda bütün insanlık için bir şereftir
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:55 ?Imam Hüseyin, milâdî takvime göre, 625 (626) Medine’de doğgmuşstur. 10 ekim 680’de Kerbelâ’da şsehit edilmişstir. ?Imam Hüseyin, ?Islâm peygamberi Hz. Muhammed’in torunudur. Birinci imam Hz. Ali’nin oğglu ve aynıi zamanda üçüncü imamdıir.
?Imam Hüseyin, yaşsantıisıiyla, davranıişslarıiyla, cesaretiyle sadece ?Islâm âleminde değgil, bütün insanlıik için görkemli bir abidedir. ?Imam Hüseyin’in yaşsadıiğgıi dönemde zalim Emevi egemenliğgi hüküm sürüyordu. Emevi iktidarıinıi kurumlaşstıiran Muaviye, ?Imam Hüseyin’in babasıi Hz. Ali’yi ve abisi ikinci ?Imam Hasan’ıi kendi iktidarıi için tehlikeli görmüşs ve binbir entrikayla onlarıi şsehit etmişsti. Muaviye ölünce yerine oğglu Yezid’i tayin etmişsti. Oğgul Yezid’te babasıinıin kanlıi iktidarıinıi korumak istiyordu. Muaviye, Hz. Peygamberle yıillarca savaşsmıişs olan, Mekkeli müşsriklerin önderi olan bir ailedendi. Hz. Peygamberin hicretinden sonraki dönemde ?Islâmiyet’in gelişsmesi ile beraber bu aile artıik Müslümanlarıi yenemeyeceğgini görünce takkiye yaparak ?Islamiyet’i seçmişslerdi. Oysa bilinir ki; bu ve benzer ailelerin amacıi gelişsen ?Islâmiyet’in değgerlerine sahip olmaktıi. Bunlar bu amaçla ?Islâmiyet’i benimsiyorlardıi. Dolayıisıiyla ?Islâmiyet’in ilk temsilcileri olanlarıi, yani gerçek Müslümanlarıi saf dıişsıi bıirakıiyorlardıi. Bu müşsrikler günümüze değgin sürecek bir çatıişsmanıin tohumlarıinıi o zaman başsarıiyla ektiler. ?Işste sevgili ?Imam Hüseyin, böylesi bir çağgda ya dedesinin, babasıinıin ve abisinin yolunda gidecekti, yani Hak yolunu bütün zorluklarıina rağgmen taviz vermeden savunacaktıi, ya da müşsriklerin temsilcisi Yezid’e boyun eğgip, biat edecekti.
?Imam Hüseyin, Emevi iktidarıinıin halkıi baskıi ve zulüm altıinda inlettiğgi bu dönemde Küfe kentindeki halktan bir davet aldıi. Bu davette Küfeliler artıik Yezid’in zulmünden bıiktıiklarıinıi ve kendisini önder (Halife) olarak kabul ettiklerini belirtiyorlardıi. ?Imam Hüseyin insanlarıi dolayıisıiyla Küfelileri iyi tanıiyordu. Ve giderse başsıina neler geleceğgini biliyordu. Bütün bunlara rağgmen ?Imam Hüseyin kendisine bağglıi ailesi ve bir grupla Küfe şsehrine doğgru yola çıiktıi. ?Imam Hüseyin`in yola çıiktıiğgıinıi haber alıir almaz hemen planlara başslayan Yezid, onu durdurmanıin ve kendisine biat ettirmenin yollarıinıi aradıi. Yezid 5 (beşs) bin kişsilik bir orduyla Kerbelâ çölünde ?Imam Hüseyin’e pusu kurdu. Ordunun komutanlarıi, ?Imam Hüseyin’e Yezid’e biat ettiğgini beyan etmesini istediler. ?Imam Hüseyin Yezid’e boyun eğgmekten ve onun kanlıi zulüm iktidarıinıi tanıimaktansa şsehit olmayıi yeğglediğgini kararlıilıikla Yezid’in gözlerini para hıirsıi bürümüşs askerlerine ve korkup sözlerinin arkasıinda durmayan Küfelilere haykıirdıi. Bundan sonrasıi dünyanıin gördüğgü en haksıiz savaşslardan biriydi. Bir tarafta ?Islâmıin peygamberinin torunu, diğger tarafta kanlıi iktidarıin temsilcileri. ?Imam Hüseyin’in gücü 72 kişsiydi. Yezid’in askerleri ise 5 000. ?Imam Hüseyin ve arkadaşslarıi şserefli bir şsekilde Yezid’in askerlerine karşsıi direndiler. Ama güç dengelerinin eşsitsiz olduğu bu savaşsta yenildiler.
?mam Hüseyin aldiğgıi onlarca kilıç ve ok darbesi sonucu yaralıi düşstü. Yezid’in askerleri vahşsete doymuyordu. Ve Yezid’in komutanlarıindan ?Simr ?Imam Hüseyin`in mübarek başsıinıi keserek bir tepsi içinde ?Sam’daki sarayıinda Yezid’e sundu. Daha sonra sevgili imamıin başsıi ?Sam sokaklarıinda gezdirildi.
Tarihe Kerbelâ olayıi olarak geçen bu hadise ?Islâm aleminde saflarıi netleşstirmişsti. ?mam Hüseyin sadece yaşsantıisıiyla değgil, şsahadetiyle bütün insanlıiğga bir mesaj vermişstir. ?Imam Hüseyin bir semboldür. Yiğgitliğgin, fedakârlıgın, mazlum olmanıin sembolü. ?Imam Hüseyin, verdiğgi mesajda sonu ne olursa olsun asla ama asla Yezid’e, dolayıisıiyla zalime ve onun zulmüne boyun eğgmeyeceğgini bütün dünyaya şsahadetiyle kanıitlamıişstıir. ?Insanlıik var oldukça ?Imam Hüseyin var olacaktıir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 02:58 Anlam olarak Ehlibeyt Hz. Muhammed’in ailesi demek. Bu aile Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşsmaktadıir.
Alevi inancıinıin temelini Ehlibeyt sevgisi ve bağglıilıiğgıi oluşsturuyor. Ehlibeyt’in kutsallıiğgıi ve masumluğgu Kuran’da şsöyle geçiyor:
Ahzap suresi 33. Ayet
"Ey Ehlibeyt, Tanrıi sizi her türlü kirden arıindıirdıi ve sizin tertemiz kalmanıizıi diler".
Yine sevgili Peygamberin Ehlibeyt için söylediğgi hadisler var. ?Işste bu hadislerden bir kaçıi:
Kuran ve Ehlibeyt ikizdir.
Ey halk, biliniz ki bende insanıim. Allah’ıin daveti bana yakıinda gelecektir. Bende onu kabul edeceğgim. ?Işste ben size iki mühim ve en değgerli emaneti miras bıirakıiyorum. Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeyt’imi. Allah’ıin huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum. Allah’ıin huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum. Allah’ıin huzurunda size ehlibeytimi tavsiye ediyorum.
Bana ve Ehlibeyt’ime Selatü selam getirmeyenin duasıi kabul olmaz.
Benim şsefaatim, ümmetimden Ehlibeytimi sevenleredir.
Ehlibeytim Nuh un gemisine benzer, ona sarıilan ebedi kurtuluşsa erer. Kim binmezse helâk olur.
Ey insanlar, Allah’ıi kendi nimeti ile sizi beslediğgi için seviniz. Beni de Allah’a olan muhabbetinizle seviniz. Ehlibeyt’imi de bana olan muhabbetle seviniz.
Her şseyin bir esasıi, bir temeli vardıir. Dinin esasıi da Ehlibeytimdir ve onlara muhabbettir.
Ehlibeyt’ime eziyet eden, Allah’a eziyet eder.
Bütün bu hadislerden anlaşsıilacağgıi üzere Hz. Peygamber ümmetine Ehlibeyti’ne uymayıi emretmişstir. Ama maalesef ümmetinden bazıilarıi dünya malıina tamah gösterip Ehlibeyt’e her türlü düşsmanlıiğgıi yaptıilar. Hz. Hasan’ıi zehirlediler, Hz. Hüseyin’i Kerbela’da şsehit ettiler. Ama sevgili peygamber olacaklarıi görmüşs ve ümmetine şsöyle seslenmişstir:
"Yahudiler 71 fıirkaya bölündüler, Hıiristiyanlar 72 fıirkaya bölündüler, sizlerse (Müslümanlar) 73 fıirkaya bölüneceksiniz. Ama bu 73 fıirkanıin içinde sadece bir tanesi doğgru yolu bulacaktıir. O da benim Ehlibeyt’ime uyanlar olacaktıir."
Fazla söze gerek yok. Her şsey ortada. Ehlibeyt’e muhabbet ve bağglıilıik ibadettir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:01 Hz. Fatma’yıi tanıimlarken şsu belirtilenler az gelir. Hz. Fatma, hayıirlıi bir evlat, sadıik bir eşs, mükemmel bir anne ve iyi bir mümin. Bütün bu sıifatlar; hayıirlıi, iyi, mükemmel, sadıik Hz. Fatma’yıi anlatmaya, tanıitmaya, tanıimlamaya yetmez. Hz. Fatma ?Islam tarihinde önemi yadsıinamayacak bir kişsidir. O her zaman iyi örneklerle anıildıi.
Hz. Fatma, Hz. Peygamberin kıizıidıir (doğgumu 609, hakka yürümesi 633). Hz. Ali’nin eşsidir ve Hasan ile Hüseyin’in annesidir.
Hz. Fatma babasıinıin vefatıindan kıisa bir süre (75 gün) sonra vefat etmişstir. Çok genç yaşsıinda hakka yürümesine rağgmen, o hep saygıiyla anıildıi. Anıilmaya devam ediliyor. Hz. Fatma’nıin genç yaşsta vefat etmesinin sebebi, kendisine ve ailesine yapıilan haksıizlıiklardıir. Fedek hurmalıiğgıi olayıi, Hz. Fatma’yıi büsbütün yıikmıişstıir. Hz. Muhammed’in sağglıiğgıinda Hz. Fatma’ya ve ailesine gösterilen saygıi ve hürmet, peygamberin vefatıindan sonra kine dönüşstü. Hz. Fatma masumdu. Gerçek anlamıiyla kutsaldıi.
Hz. Fatma’ya yapıilan haksıizlıiklar tarih boyunca onun soyuna karşsıi sürdürüldü. Hz. Fatma, Aleviler açıisıindan kutsal bir insandıir. Her şseyden önce anadıir. Alevilikte "Ana" kavramıi saygıiyıi, saygıinlıiğgıi ifade ediyor. Dolayıisıiyla da Fatma Ana’yıi temsil ediyor.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:02 Kıirklarla ilgili farklıi anlatıimlar var. Ama bu zamanıi, mekânıi farklıi anlatıimlarıin hemen hemen hepsinin özü aynıidıir. Bu ortak öze göre Kıirklar; bir gün Hz. Muhammed, Medine’de yaptıirdıiğgıi ibadethanenin bitişsiğgindeki toplantıi yerine gelir ve kapıiya vurur, içeride Kıirklar toplantıi halindedirler. Yalnıizca bir işs için dıişsarıida bulunan Salman-i Farisi orada yoktur. Hz. Muhammed’e kapıiyıi açmadan kim olduğgunu sorarlar. Peygamber olduğgunu söyleyince, "bizim içimizde peygamberin yeri yok" diyerek kapıiyıi açmazlar. Hz. Muhammed üzülerek geri döner. Yolda, kulağgıina Tanrıidan bir ses gelir. Bu sese uyarak tekrar kapıiyıi çalar. Kim o dendiğginde "kavmin seyyidi, yoksullarıin hizmetçisiyim" karşsıilıiğgıinıi verir ve kapıi açıilıir. ?Içerdekilere kimler olduğgunu sorar. Onlarda "biz Kıirklarıiz, toplandıik, konuşsuyoruz" derler. Hz. Muhammed, "siz kıirk değgil, otuz dokuz kişsisiniz" deyince, onlarda "biz kıirk kişsiyiz, kıirkıimıizda bir kişsiyiz" karşsıilıiğgıinıi verirler. Hz. Muhammed kararsıizlıik geçirince Hz. Ali koluna bir kesik atar, otuz dokuz kişsinin kolundan yere birer damla kan akar. Bu kan damlalarıinıin ortasıina bir damla kan da çatıidan düşser. Bu, dıişsarıida görevli olarak bulunan Salmanıi Farisi’nin kanıidıir. Sonra Hz. Ali kolunu sarar ve kanıi durur. Bundan sonra Salmani Farisi elinde bir üzüm tanesiyle içeri girer ve Hz. Muhammed’e; "al bunu pay* et" der. Hz. Muhammed’de üzüm tanesini ezer ve suyunu kıirk kişsiye pay eder. Üzüm suyundan içen kıirk kişsi kendilerinden geçerek ayağga kalkıip dönmeye başslarlar. Hz. Muhammed’de onlara eşslik eder. Bir ara Hz. Muhammed’in takkesi yere düşser. Bunu alıip kıirka bölerler ve kuşsak yapıip bellerine sararlar.
?Inanca göre diğger insanlardan farklıi ama kim olduklarıi bilinmeyen Allah dostu erenler vardıir. Bunlara "Gayb Erenler" de deniliyor. Kıirklarıinda kim olduklarıi bilinmiyor. Ama Cem ibadetine kaynaklıik ettiğgi de bir gerçek.
Ek: * Ey yoksullarıin hizmetçisi al bunu bizlere paylaşstıir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:04 Cem, Alevilerin topluca düzenledikleri ibadet töreninin adıidıir. Cem kelime manasıiyla "toplanmak" ve "birlik" anlamıina gelmektedir.
Alevi inancıina göre Cem’in tarihçesi Hz. Muhammed’in yaşsadıiğgıi dönemdir. Ve ilk Cem’e Hz. Muhammed mürşsitlik etmişstir. Buna "Kıirklar Cemi" de deniliyor.
Cem töreninin bir değgil, birden çok özelliğgi bu töreni klasik diyebileceğgimiz tapıinma törenlerinden farklıilaşstıirıir. Her şseyden önce Cem, Cem’e gelenlerin birbirilerinden "razıi" olmalarıi, rıizalıik almalarıi gerekiyor. Yani kıirgıinlıik, küskünlük Cem’e başslanmadan önce mutlaka çözüme kavuşsturulur ve ondan sonra Cem başslar. Cem sadece insanıin yaratıicıi güce karşsıi günahlarıinıin, hatalarıinıin af olunmasıi ve tövbe etmesi değgildir. Bununla beraber aynıi zamanda insanıin içinde yaşsadıiğgıi topluma karşsıi sorumluluğgunu yerine getirip getirmediğginin sorgulamasıidıir. Eğger bir kişsi herhangi bir suç işslemişsse ve bu suç Cem’de bulunan cemaat tarafıindan tespit edilmişsse o kişsi Cem’i yöneten "Dede" tarafıindan "dara" çekilir. Buna "Darıi Mansur" da denilir. Suçun derecesine göre toplumun onaylamasıiyla ceza verilir. Bu arada belirtmekte fayda var. Bir kişsi ne kadar ağgıir suç işslemişsse işslesin, o kişsi asla ölümle cezalandıirıilmaz. Suçu ne kadar ağgıir olursa olsun bir kişsiye verilecek en ağgıir ceza onu cemaatten dıişslamaktıir. Bu da Alevi inancıinıin adalet anlayıişsıinıi gösterir.
Cem’de kadıin erkek beraberce ibadet ederler. Dedenin duasıiyla Cem başslar. Cem’de hizmetleri gören "On iki" hizmet sahibi vardıir. Cem’deki dualarıin içeriğgi genellikle Ehlibeyt’e bağglıilıik On ?Iki ?Imamlar, Hak, Muhammed, Ali sevgisine dayanıir. Deyişslerde Alevi tarihini şsekillendiren olaylarıin geçtiğgi şsiirler okunur. Bu deyişsler eşsliğginde kadıinlıi erkekli Semah dönülür. Cem’e katıilanlar halka şseklinde otururlar. Ve yine Cem’e katıilanlar lokmalarıinıi beraberlerinde getirirler. Bu lokmalar ortaklaşsa paylaşsıilıir. Cem’lerdeki bazıi adetler yöreden yöreye değgişsse de öz aynıidıir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:06 Alevi inancıi tarihi boyunca sayıisıiz önderler, kamil insanlar, çağgıinıin ve toplumun bir değgil onlarca adıim önünde olan insanlar yetişstirdi. Bu insanlar sadece Aleviler için değgil, bütün insanlıik için çok büyük kazanıimlardıir. ?Işste bu insanlardan biri de ?SAH ?Ismail’dir. ?Sah ?Ismail çağgıinıin en önemli siyasetçisi, savaşsçıisıi, din önderi, yazarıi ve sanatçıisıidıir. Aradan 500 yıillıik bir zaman geçmesine karşsıin ?Sah ?Ismail’in deyişsleri daha bir güzelleşserek insanlarıin beynin de ve yüreğgindeki yerlerini korumaktadıir. ?Sah ?Ismail 37 yıillıik ömründe sayıisıiz savaşslar kazanmıişs, ülkeler fethetmişs, sayıisıiz insanıi örgütlemişs ve sayıisıiz sanat eseri üretmişstir. Yaşsadıiğgıi dönemde değgil, onu takip eden dönemlerde de ?Sah ?Ismail mazlumun dostu, barbarıin, zalimin korkusu olmuşstur.
?ah ?Ismail 17.07.1487’de doğgmuşstur (ö. 23.05.1524). Annesinin adıi Begüm, babasıinıin adıi Haydar’dıir. ?ah ?smail doğumundan kıisa bir süre sonra yetim kalmıişstıir. Babasıi Haydar şsehit edilmişs kendisi ile ağgabeyi Ali ise esir düşsmüşslerdir. ?Sah ?Ismail, Akkoyunlu devletinde çıikan taht kavgalarıinıin sonucu ve annesinin büyük çabasıi sonucu zindandan kurtulurlar. Kurtulur kurtulmaz annesi ve ağgabeyi ile dedelerinin mirasıi olan ve kapalıi Erdebil Tekkesine gelerek faaliyete başslarlar. Ali babasıinıin tahtıina oturur. Kıisa bir zaman sonra Rüstem Bey’in ordusu Erdebil’e saldıirıir. Ali ve arkadaşslarıi şsehit düşserken annesi ?Ismail’i alıip kaçar. Bundan sonrasıi büyük bir örgütlenme ve gizlilikle devam eder. ?Sah ?Ismail artıik Erdebil’in tek kurtarıicıisıidıir. Erdebil Tekkesinin taraftarlarıi onu bu bilinçle eğgitirler. ?Sah ?Ismail 15 yaşsıina geldiğgi zaman artıik halk arasıinda bir efsane haline gelmişstir.
?ah ?Ismail kendisini önder olarak kabul eden ve dedelerinin ve babasıinıin yolunu sürdürmesini isteyenlerle bir ordu kurar. ?Ilk işs olarak dedesinin ve babasıinıin katili olan ?irvan hükümdarıinıin üzerine yürür ve ilk zaferini kazanıir. Bu zafer sayıisıiz zaferlerin ilkidir. Hemen ardıindan Akkoyunlularıi yenerek Azerbaycan ve ?Iran topraklarıina sahip olur. 1502 yıilıinda da şsanlıi bir devrin başslangıicıi olacak Safevi Devleti’ni kurar.
?ah ?smail’in etkisi ve gücü salt Safevi sinırlarıiyla kalmadi, Alevilerin olduğgu bütün bölgelerde bir güç kaynağgıi oldu. ?Sah ?Ismail boşs durmuyor çeşsitli dillerde eserler yazıiyor, tasavvufla yakıindan ilgileniyor, bilimi o zaman imkanlarıi çerçevesinde inceliyordu. Bütün kültürel-sanatsal ve diğger ilgi alanlarıi dıişsıinda ?Sah ?Ismail Aleviliğgi sistemleşstiriyor, kurumlar yaratıiyordu. Alevi inanç sistemini anlatan eserler yazıiyor, yazdıirıiyordu. ?ah ?Ismail ve Erdebil adeta bir Alevi merkezi olmuşstu.
Eğer ?ah ?Ismail’i tek kelime ile anlatmak gerekirse ona Aleviliği kurumlaştıiran önder diyebiliriz
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:08 Alevi inancinın felsefesini derinden etkileyen ve şsekillendirenlerin başsıinda Hallac-ı Mansur gelmektedir. Hallac-ı Mansur, düşüncesiyle, eylemiyle sadece islami coğgrafyalarda değgil, bütün dünyada çeşsitli inançlara mensup insanlarıi tarafıindan da saygıinlıik görmüşs, etki bıirakmıişstıir. Tabii ki en büyük sahiplenme Aleviler tarafıindan gösterilmişstir.
Hallac-ı Mansur, 857 Tur’da doğmuşstur. (?ahadeti: Mart 922 Bağdat).
Bütün Alevi önderlerinde olduğgu gibi Hallac-ı Mansur hakkında da sağlam ve güvenilir bilgi yoktur. Hallac-ı Mansur hakkndaki bütün bilgiler sözlü gelenekle yaşatıilmıişstıir. Yazıili kaynaklar tahrip edilmiş, Hallac-ı Mansur gerçeği yok edilmek istenmişstir.
Bütün tahribatlara rağgmen Hallac-ı Mansur düşsüncesi günümüze dek gelmişstir. Hallac-ıi Mansur’u bu kadar güçlü kıilan ve günümüze kadar gelmesini sağglayan felsefesi bütün boyutlarıiyla Alevi öğgretisinde yer almıişstıir. Örneğgin Cem töreninin en önemli aşsamalarıindan biri olan ve haklıiyıi, gerçeğgi ortaya koyan "Dar-ıi Mansur" en büyük kanıittıir. Dar-ıi Mansur bir noktada mahkeme işslevi görmektedir. Ama bu öyle bildiğgimiz mahkemelerden olmayıip, halk mahkemesi şseklindedir. Böyle olduğgu için de haklıi ve gerçek her zaman daha yoğgun gerçekleşsmişstir.
Hallac-ı Mansur, düşsüncesi için darağacıinıi göze almıs ve hiç bir karanlıiktan çekinmeden düşsüncesini açıiklamıişstıir. Düşsünce(si)leri ne kadar "aykiri" olsa da onlarıi ölümüne savunmuşstur.
Hallac-ıi Mansur kendisini kıirbaçlara, darağgacıina götüren düşsüncesini iki kelime ile özetlemişstir: Enel Hak. Enel Hak, ben Hakkıim, hakikatim anlamıina gelmektedir. ?üphesiz bu iki kelimenin altıinda yüzlerce cilt kitaba sıiğgmaz derin anlamlar yatmaktadıir. Hallac-ıi Mansur düşsüncesine göre; insan Tanrıinıin bir yansıimasıidıir. ?Insan Tanrıidan ayrıi düşsünülemez ve eğger insan kalbini kötülüklerden arıindıirıirsa Tanrıi ile bütünleşsebilir.
Aradan 1000 bin yıil geçmesine rağgmen Hallac-ıi Mansur’un düşsünceleri tartıişsıilmaya ve etkilemeye devam ediyor. Anlaşsıilan daha da devam edecek.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:10 Son tahlilde insanoğglu aciz içinde olan bir varlıiktıir. Bu durum insanlıik tarihine kadar uzanıir. Teknoloji ne kadar gelişsmişs olursa olsun, yaşsam standardıi ne kadar yükselmişs olursa olsun insanoğglu her zaman yaratıicıi güce muhtaç olacaktıir. Dua’da bu aşsamada devreye giriyor.
Dua bir ibadet biçimidir. Hz. Peygamberin ifadesiyle "ibadetin özüdür". ?Insanlar sıikıintıilıi anlarıinda olduğgu gibi bolluk ve bereketli dönemlerde de duaya sıiğgıinmıişslardıir.
Duayıi diğger ibadetlerden ayıiran en büyük özellik onun biçimsel olmayıip daha çok bireysel bir ibadet şsekli oluşsudur. Yani Allah ile kurulan bire bir "iletişsimdir". Bu iletişsimin zamanıi, mekanıi ve biçimi yoktur. ?Süphesiz toplumsal olarak bir araya gelindiğginde birlikte okunan dualar da vardıir. Bu dualardan bazıilarıinıi aktaracağgıiz. Bu dualar daha çok ortak noktalarıin çoğgalmasıina yaramaktadıir. Tekrar belirtmekte yarar var. Bu ibadetin en önemli özelliğgi zaman, mekan ve biçimsellikten arıinmıişs olmasıidıir, ayrıica yaratıicıi güçle insanoğglunun birebir iletişsimi olmasıidıir. Ama toplumsal gelişsim açıisıindan genel dualarıin bilinmesi ve zikredilmesi de önemlidir.
MUHARREM ORUCU
Bilindiğgi üzere Aleviler/Alevilik asıirlardıir baskıi altıinda tutulmaktadıir/lar. Bu baskıilarıin sonucu Alevi toplumu kendi değgerlerine yabancıilaşsmıişs, kendini inkar noktasıina gelmişstir/getirilmişstir. Bizim en büyük amaçlarıimıizdan biriside, Alevileri Alevilikle buluşsturup, öz kaynağgıina dönüşsü sağglamaktıir. Asıirlardıir baskıi altıinda tutulan bir inancıi gün yüzüne çıikartıip, özgürleşsmesini sağglamak sanıildıiğgıindan da zordur. Kaldıi ki baskıilar ve asimilasyon devam etmektedir. Bütün olumsuzluklara rağgmen, bizler Aleviliğgi yaşsamsal kıilmaya devam edeceğgiz. Tıipkıi ?Imam Hüseyin gibi.
Alevilere yapıilan her sindirme, katliam, baskıi beraberinde bir de direnişs getirmişstir. Bunlarıin en önemlilerinden biriside Muharrem Orucu'dur. Muharrem orucu, Kerbela çölünde şsehit edilen ?Imam Hüseyin ile -her on ikisi de şsehit edilerek şsahadete ulaşsan- On ?Iki ?Imamlara saygıi, bağglıilıik ve anıilarıinıi daha canlıi kıilmak için tutulmaktadıir. Bazıi araşstıirmacıilara göre ise, Muharrem Orucu'nun tarihçesi daha eskidir.
Her halükarda, Alevilere unutturulmak istenen değgerlerin, geleneklerin, törelerin, rituellerin anlamıi çok derindedir. Bu anlamda ne kadar basitmişs gibi gösterilirse gösterilsin, ne kadar çağg dıişsıi olarak anlatıilıirsa anlatıilsıin bu gelenekleri sürdürmek, bu değgerleri anmak, yad etmek bir insanlıik görevidir. Çünkü Kerbela'da susuz bıirakıilarak katledilen sadece Hz. Peygamberin torunu, Hz. Ali'nin oğglu ?Imam Hüseyin değgil. O bela çölünde katledilen insanlıiktıir! Ve yine Kerbela da direnende insanlıiktıir. Bu direnişs mirasıi sadece Alevilerin değgil, bütün insanlıiğgıindıir. Kerbela'da zalime karşsıi boyun eğgmemek var. Ne pahasıina olursa olsun insanlıiktan taviz vermemek var. Kimsenin bunu basitleşstirmeye, alay etmeye, küçük düşsürmeye hakkıi yoktur. Bu anlamda bütün insanlıiğgıi, ?Imam Hüseyin ve On ?Iki ?Imamlarıi anmaya ve anlamaya davet ediyoruz. Ve yeryüzünde bir daha kerbela'lar yaşsanmamasıinıi diliyor, yaşsanmamasıi için birlik olmaya çağgıirıiyoruz.
MUHARREM ORUCU'NUN BAZI ÖZELL?IKLER?I
Muharrem orucu boyunca düğgün, nişsan ve benzeri eğglenceler yapıilmaz, içki içilmez, su içilmez (sulu yiyecekler yenir) cinsel ilişskide bulunulmaz. Alevi birliğginin parçalanmasıi neticesinde Muharrem Orucu, bölgeden bölgeye farklıilıiklar göstermektedir. Bu sebepten dolayıi insanlarıin kendi bölgelerinde tutulan şsekliyle tutmalarıinda bir sakıinca yoktur. Tabii genel kurallara uymak şsartıiyla.En önemli unsur; niyettir. Niyette arıinma varsa biçimsel kurallar geçerliliğgini kendiliğginden yitirir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:13 Seyid Nesimi’nin doğgumu ve şsahadeti hakkıinda kesin bilgiler yoktur. Tahmini bilgilere göre Nesimi 1339-1344 yıillarıi arasıinda doğgmuşstur. 1417 veya 1418 yıilıinda derisi yüzülmek suretiyle şsahadete ulaşsmıişstıir.
Nesimi köken olarak Alevi değgildir. Sonralarıi Aleviliğgi benimsemişs ve şsahadetinden sonra da ona en büyük sahiplenmeyi Aleviler yapmıişstıir.
Nesimi’nin işskence görmesine ve derisinin yüzülmesine sebep olan "Enel Hak" düşsüncesiydi. Bu düşsüncenin ilk temsilcisi Hallac-ıi Mansur’dur. Enel Hak Arapça bir kelimedir ve anlamıi "Ben Tanrıiyıim", "Ben Hakikatim" dir. ?Süphesiz Nesimi bu düşsüncenin hayatıina mal olacağgıinıi bile bile dile getiriyor, yayıiyordu. Nesimi, düşsüncesinin ve inancıinıin bedelini ödemeye hazıirdıi.
Egemenler Nesimi’nin dinden çıikmıişs biri olduğguna karar vererek onu idama mahkûm ettiler. ?Idama mahkûm edilen Nesimi değgil, Nesimi’nin şsahsıinda Enel Hak düşsüncesi/inancıiydıi.
Nesimi’ye idam fermanıi hazıirlayan kadıi şsöyle yazıiyordu fermanıinda: "Bu öyle bir mundardıir ki, kanıinıin değgdiğgi yeri yıikamakla temizlenmez. Orayıi yakmak, koparmak ger ekir".
Ama yaşsam öyle "tesadüflerle" dolu ki anlatıilmaz. Bu tesadüflerden biri de Nesimi’nin infazıi sıirasıinda gerçekleşsti. Kadıinıin fermanıi yüksek sesle topluma okunduktan sonra infaza geçildi. Celladıin bıiçak darbesi sonucu Nesimi’den fıişskıiran kandan bir kaç damla idam fermanıinıi yazan kadıinıin parmağgıina değgdi. Tabii ki kadıi parmağgıinıi kesmez. Ve Nesimi tarihe geçen şsu sözleri söyler: "Sen şseriat uğgruna bir parmağgıinıi bile kesmezsin. Hâlbuki görüyorsun ki, biz inancıimıiz yolunda kendi kanıimıizla yıikanıiyoruz".
Nesimi günümüzde de Aleviler tarafıindan önder bir şsahsiyet olarak kabul görmektedir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:17 Her ne kadar bazıilarıi bir yanilgıi içine girip Kizilbaşlıği Alevilik içinde bir kol olarak görseler de esasında kizilbaşlık Aleviliğin ta kendisidir. Kızılbaş kavramıi tarih boyunca ve günümüzde Alevileri aşsağilamak, karalamak ve küçük düşürmek için kullanılmıştır. Alevilerin düşsmanlarıi Kizılbaşlıiği Alevileri küçük düşsürmek maksadıiyla kullandıiklarıi oranda Aleviler Kıizıilbaşs kavramıina sahip çıiktıilar .
Kizilbaş kelimesi kizil başlik takan anlamıina geliyor. Tarihçesi Uhut savaşsıina kadar uzanir. Uhut savaşsıinda Hz. Ali kendisini Hz. Peygambere siper ettiği sirada başsıindan yaralanır. Bu savaşstan sonra Hz. Ali’ye Kızılbaş denmişstir. Yine Sıffın savaşsinda Hz. Ali’nin taraftarlarıi başslarıina kirmıizi başslıik takmıişslardıir. Alevi devleti olan Safevi ordusunun askerleri de başslarıina kıizıil başslıik takarlardıi. Alevi düşsmanlarıi Alevi kavramıinıi kullanmazlar, onun yerine Kıizıilbaşs kavramıinıi kullanıirlardıi. Bunu Alevileri aşsağgıilamak amacıiyla yaparlardıi. Aleviler ise Kıizıilbaşslıiğgıi sahiplenip, kendilerini öyle de ifade ederlerdi.
Sonuç olarak bilinmelidir ki; Kizilbaşslıik Alevi inancı içindeki bir kol veya tarikat değildir. Kızılbaşslik Alevi düşsmanlarıinıin Alevileri aşağılamak maksadıyla kullandıiklarıi bir terimdir. Ve Kızılbaşslar bütün Alevilerdir, Kizılbaşlıkta Aleviliktir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:18 Yunus Emre hakkıindaki bilgiler kesin olmamakla beraber 1238 yıilıinda doğgduğgu ve 1320’de hakka yürüdüğgüdür şseklindedir. Anadolu’nun bir çok bölgesinde Yunus Emre’ye ait olduğgu iddia edilen mezarlar vardıir. Her ne kadar bazıilarıi gizlemeye çalıişssa da Yunus Emre bir Alevidir. Sanatıiyla, düşsüncesiyle kendinden sonraki kuşsaklarıi etkileyecek kadar büyük bir kişsilik Yunus Emre, bu kişsiliğge giden yolda ilk dersi büyük Alevi önderi Hacıi Bektaşsıi Veli’den almıişstıir.
Yunus Emre Anadolu’da hüküm süren Selçuklu devletinin halkıi zulüm altıinda tuttuğgu, baskıilar uyguladıiğgıi ve bir de durmaksıizıin yinelenen Moğgol saldıirıilarıinıin olduğgu bir dönemde yaşsamıişstıir. Bu dönemde bir de kıitlıik olunca Anadolu insanıi daha da perişsan oldu. Perişsan olanlardan biri de Yunus Emre’ydi. Hacıi Bektaşsıi Veli’nin yapıitlarıindan "Vilayetname"’de geçen anlatıima göre Yunus Emre bu kıitlıik olan yıilda köyünden yola çıikarak ulu Hünkâr Hacıi Bektaşsıi Veli’nin dergâhıina varıip biraz buğgday isteyecekti. Giderken eli boşs gitmemek için yolda heybesine alıiç doldurdu. Ulu Hünkâr’ıin huzuruna varıip halini anlattıi. Bir kaç gün misafir kaldıiktan sonra gitme vakti gelmişsti. Hünkâr, Yunus’a şsöyle dedi: "Buğgday mıi verelim nefes mi?" Yunus: "Nefesi ne edeyim, eşsim çocuklarıin aç bana buğgday verin." Bunun üzerine Yunus’a buğgday verdiler. Yunus dergâhtan ayrıilıinca yaptıiğgıi hatayıi fark etti ve tekrar dergâha döndü. Halifeler durumu Hünkâr’a bildirdiler, o da: "Biz kilidin anahtarıinıi Tapduk Emre’ye sunduk. Varsıin ondan nasibini alsıin." dedi. ?Işste asıirlardıir güncelliğgini ve derinliğgini koruyan Yunus Emre kişsiliğginin başslangıiç noktasıi burasıidıir. Yunus bundan sonra yıillarca Tapduk Emre’nin dergâhıinda emek verir. Bu aynıi zamanda eğgitimdir de. Bu eğgitim sonucu öğgrendiklerini insanlarla paylaşsmak için bütün Anadolu’yu gezer.
YUNUS EMRE’N?IN DÜ?SÜNCELER?I
Yunus Emre, vahdet-i vücut (varlıiğgıin birliğgi) öğgretisine ulaşsan bir tasavvuf felsefi yorumunu benimsemişstir. Vahdet-i vücut felsefesine göre; "Tanrıidan başska varlıik yoktur. Var olan her şsey onun çeşsitli biçimlerde görünmesidir".
Yunus Emre şsiirlerinde insan, Tanrıi, varlıiğgıin birliğgi, sevgi, yaşsama sevinci, barıişs, ölüm, olgunluk, alçakgönüllülük gibi konularıi dillendirmişstir. Bütün bu kavramlarıi insanlarıin anlayabileceğgi sözcüklerle yalıin bir şsekilde belirtmişstir.Yunus Emre’ye göre insan bir sevgi varlıiğgıidıir. Yunus Emre sevgiyi Tanrıi ve onun yarattıiğgıi tüm varlıiklara karşsıi diye yorumlar. "Yaratıilanıi severiz yaratandan ötürü". Sevginin amacıi yüce yaratıicıiyla bütünleşsmektir. Sevginin olduğgu yerde öfke, kıirgıinlıik, kıizgıinlıik olmaz. Sevginin değgerini yalnıiz seven bilir. Sevmek bilgelik, emek, olgunluk ister. Tanrıi ıişsıiğgıindan mahrum kalmıişs bir gönülde sevginin yeri yoktur. Bütün varlıiklarıi (yaratıilanlarıi) birbirine bağglayan, onlarıi tanrıisal evrene yönelten sevgidir. Yaşsamak belli nesnelerle (eşsyalara) sahip olmak, sadece gelip geçici varlıiklar edinmek için çıirpıinmak değgildir. Böyle bir yaşsam biçimi insanıi sevgiden dolayıisıiyla yüce yaratıicıidan uzaklaşstıirıir.
Yunus Emre’ye göre gerçekte ölüm yoktur. Ölüm ruhun bedenden ayrıilıip yaratıicıisıina dönmesidir. Bu nedenle ölüm ruhla beden arasıinda bir ayrıilıiktıir. Yunus Emre’yi anlamak, ondaki derin sevgiyi çözmek günümüzde yaşsanan sorunlarıi da çözmek anlamıina gelir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:19 Dört kapıi kıirk makam şseklinde ilkeleşsen ve insanıi "insanıi kamil" (olgun insan) olmaya götüren ilkeleri Hünkâr Hacıi Bektaşsıi Veli tespit etmişstir. Bu ilkeler aşsama aşsama olup insanıi olgunluğga götürür. Ulu Hünkâr Hacıi Bektaşsıi Veli bunlarıi şsöyle özetlemişstir: "Kul, Tanrıiya kıirk makamda erer, ulaşsıir, dost olur. Bu makamlarıin onu ?Seriat içinde, onu Tarikat içinde, onu Marifet içinde ve onu da Hakikat içindedir."
Sıiradan bir insan bu dört kapıi ve bu dört kapıiya bağglıi kıirk makamdan geçerek, ruhunu ve benliğgini ergin hale getirerek Kamil insan olur. Kamil insan da ilâhi sıirra erişsendir.
?SER?IAT MAKAMLARI:
1. ?Iman etmek
2. ?Ilim öğgrenmek
3. ?Ibadet etmek
4. Haramdan uzaklaşsmak
5. Ailesine faydalıi olmak
6. Çevreye zarar vermemek
7. Peygamberin emirlerine uymak
8. ?Sefkatli olmak
9. Temiz olmak
10. Yaramaz işslerden sakıinmak
?Seriat kapıisıinıi ve Makamlarıinıi şsöyle özetleyebiliriz:
Kendi öz benliğgini kötülükten arıitmayan, gelişsmemişs, olgunlaşsmamıişs insanıin, din kurallarıi ve yasalar zoruyla eğgitilmesi, kişsilere ve topluma zarar verecek hareketlerde bulunmasıina meydan verilmemesidir.
TAR?IKAT MAKAMLARI:
1. Tövbe etmek
2. Mürşsidin öğgütlerine uymak
3. Temiz giyinmek
4. ?Iyilik yolunda savaşsmak
5. Hizmet etmeyi sevmek
6. Haksıizlıiktan korkmak
7. Ümitsizliğge düşsmemek
8. ?Ibret almak
9. Nimet dağgıitmak
10. Özünü fakir görmek
Tarikat kapıisıinıi ve makamlarıinıi şsöyle özetleyebiliriz:
?Insanıin kendi öz iradesiyle hiç bir dıişs zorlama olmadan her türlü kötülüğgü benliğginden kovabilmesi, elinden gelebilecek tüm iyilikleri hiç kimseden esirgememesi aşsamasıidıir.
MAR?IFET MAKAMLARI:
1. Edepli olmak
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
3. Perhizkârlıik
4. Sabıir ve kanaat
5. Utanmak
6. Cömertlik
7. ?Ilim
8. Hoşsgörü
9. Özünü bilmek
10. Ariflik (kendini bilmek)
Marifet kapıisıinıi ve makamlarıinıi şsöyle özetleyebiliriz:
Duygu ve ilimde en yüksek düzeye ulaşsmak, tanrıisal sıirlara erişsmektir.
HAK?IKAT MAKAMLARI:
1. Alçak gönüllü olmak
2. Kimsenin ayıibıinıi görmemek
3. Yapabileceğgi hiç bir iyiliğgi esirgememek
4. Allahıin her yarattıiğgıinıi sevmek
5. Tüm insanlarıi bir görmek
6. Birliğge yönelmek ve yöneltmek
7. Gerçeğgi gizlememek
8. Manayıi bilmek
9. Tanrıisal sıirrıi öğgrenme k
10. Allahıin varlıiğgıina ulaşsmak
Hakikat kapıisıinıi ve makamlarıinıi şsöyle özetleyebiliriz:
Hakkıi görmek, zaman ve mekân içinde tanrıisal demin gücü içinde erimektir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:21 Hacıi Bektaşı Veli adıina kurulan, Hz. Ali ve On ?ki ?mam sevgisine dayanan Anadolu ve Balkanlarda yayıilan günümüzde de varlıiğgıinıi sürdüren önemli bir Alevi tarikatıidıir/örgütlenmesidir.
Bektaşsiliğgin doğguşsu 1240 yıilıina dayanıir. Babailer isyanıinıin bastıirıilmasıindan sonra Baba ?Ishak’ıin halifesi olan Hacıi Bektaşsıi Veli etrafıinda toplananlar Hz. Muhammed’i mürşsit, Hz. Ali’yi rehber, Hacıi Bektaşsıi Veli’yi de pir olarak kabul ettiler.
Bektaşsilik genel anlamda Alevi inancıinıi oluşsturan Hz. Ali, On ?Iki ?Imamlarıi esas almasıinıin dıişsıinda eski Türk kültürünü ve Anadolu inançlarıinıin bazıi olumluluklarıinıi da alarak gelişsmesini tamamladıi.
Bektaşsiliğgi kurumlaşstıiran kişsi Balıim Sultan’dıir. Bektaşsilik idare bakıimıindan iki kola ayrıilıir. Babaganlar ve Çelebiler. Babaganlar kendilerinin Hacıi Bektaşs’ıin "yol evladıi" olduklarıinıi belirtirler. Babaganlar daha çok kentlerde örgütlendiler. Çelebiler kendilerini Hacıi Bektaşs’ıin "bel evladıi" olduklarıinıi belirtirler. Çelebiler daha çok kıirsal alanda örgütlendiler. Bütün bu çelişskilere rağgmen Bektaşsilik gelişsmesini sürdürdü. Osmanlıi ordusunun özel birlikleri olan Yeniçerilerin tamamıina yakıinıi Bektaşsiydi. Padişsah II.Mahmud Yeniçeri ocağgıinıi kaldıirıirken Bektaşsiliğgi de yasaklamayıi ihmal etmedi (1826).
Bektaşsilik günümüzde Alevi inancıinıin en önemli öğgesi niteliğgindedir. Bir çok Bektaşsi kuralıi Alevi inancıi içinde kabul görmüşstür. Hacıi Bektaşsıi Veli’nin Türbesi de bulunan Nevşsehir ilinin Hacıibektaşs ilçesi bu anlamda sadece Bektaşsiler için değgil, bütün Aleviler için önemli bir merkez konumundadıir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:22 Alevi tarihi bir isyanlar, başskaldıirmalar tarihidir de. Aleviler tarih boyunca hep zulüm edenlere karşsıi isyan etmişs, ayaklanmıişslardıir. BABA?ILER isyanıi da bu şsanlıi başskaldıirıi zincirinin onurlu halkalarıindan biridir.
Adıinıi Baba ?ILYAS’tan alan bu ayaklanmanıin etkileri yıillarca sürdü. Babailer isyanıi Selçuklu devleti için olduğgu kadar Aleviler için de önemli bir tarihsel süreçti. Selçuklu devletinin etkinsizleşsmesinin sebebi bu şsanlıi isyandıi.
Baba ?Ilyas ve Halifesi (yardıimcıisıi) Baba ?Ishak Anadolu topraklarıi üzerinde hüküm süren Selçuklu devletinin politikalarıindan bıikan, vergilere tâbi tutulan, gittikçe yoksullaşsan halk kitlelerinin doğgal önderi olmuşslardıi.
Selçuklu sultanıi II. Gıiyaseddin Keyhüsrev, halk üzerindeki baskıilarıinıi artıirıiyordu. Adaletsizlik ve zulüm Anadolu’yu sarmalamıişs durumdaydıi. ?Işste böyle karanlıik günlerde Baba ?Ilyas, günümüzde dahi önemini koruyan hakçıi düşsüncelerini Anadolu insanıina anlatıiyordu. Baba ?Ilyas ve ardıillarıinıin düşsüncelerini kıisaca özetlemek gerekirse: Baba ?Ilyas’a göre Tanrıi sevgisi, dinin katıi kurallarıiyla sağglanamazdıi. ?Insan ancak kendi gönlünce bu sevgiyi yaratabilirdi. Toplum kadıin-erkek ayrıimıinıin olmadıiğgıi, tüm bireylerin (kadıinıiyla-erkeğgiyle) eşsit olduğgu bir bütündü. Ama Selçuklular ve onlarıin egemenliğgindeki beylikler böyle olmasıi gereken bu tanrıisal düzeni kendi çıikarlarıi için bozmuşslar ve bir adaletsiz zulüm düzeni kurmuşslar. Oysa asıil amaç bütün insanlarıin kardeşsçe, barıişs içinde ve beraberce üreterek yaşsamalarıi olmalıiydıi.
Baba ?Ilyas’ıin bu düşsünceleri değgil 13 asıirda, günümüzde dahi insanlarıin özlem duyduğgu istemlerinin dile gelmesiydi. Nitekim Babailerin şsiarıi olan "yarin al yanağgıindan gayrıi her şseyde eşsitlik" sloganıi aradan geçen bu kadar zamana karşsıin hâlâ güncelliğgini koruyor.
1239 yıilıinda Selçuklu sultanıi II. Gıiyaseddin Keyhüsrev, ansıizıin birliklerini insanlıiğgıin özlemlerini dile getiren Baba ?Ilyas’ıin üzerine sürdü. Ve böylece ayaklanma başsladıi. Saldıirıilarıin başslamasıiyla Baba ?Ishak Anadolu’nun dört bir tarafıina ayaklanıin çağgrıisıinıi yaptıi. Babailer ilk etapta Elbistan, Sivas daha sonraki aşsamalarda Amasya ve Kayseri’yi aldıilar. II. Gıiyasettin Keyhüsrev başskent Konya’yıi terk etmek zorunda kaldıi.
Baba ?Ilyas’ıin Amasya kalesindeki şsahadetinden sonra çatıişsmalar şsiddetlendi. Babailer Kıirşsehir’e yöneldi. Bu arada Selçuklu ordusu toparlandıi ve paralıi Frenk askerlerini de yanıina alarak inisiyatifi ele geçirdi. 1240’ta Baba ?Ishak Amasya’da asıilarak şsehit edildi ve Babailerin büyük çoğgunluğgu kıilıiçtan geçirildi.
Babailerin düşsünceleri daha sonralarıi Hacıi Bektaşs Veli başsta olmak üzere bir çok kimselerin düşsüncelerini şsekillendirerek yenilmediğgini kanıitlamıişs oldu.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:24 ?Seyh Bedreddin, kesin olmamakla beraber 1365 yıilıinda Simavna’da doğgmuşstur. ?Seyh Bedreddin öğgrenimine Edirne’de başsladıi. Bursa ve Konya’da eğgitimini tamamladıiktan sonra Mıisıir’a giderek zamanıin ünlü bilginlerinden dersler aldıi. ?Seyh Bedreddin’in düşsüncesi ve yaşsamıi Mıisıir’da ?Seyh Hüseyin Ahlati ile tanıişsmasıindan sonra değgişsti. Çünkü Bedreddin o güne kadar hep Sünni ?Islam anlayıişsıinıi benimseyenlerin çevresinde bulunmuşs ve kendi düşsünceleri de öyle şsekillenmişsti. ?Seyh Hüseyin Ahlati ise Ehlibeyt düşsüncesini yani Aleviliğgi benimseyen birisiydi. ?Seyh Bedreddin, ?Seyh Hüseyin Ahlati ile yaptıiğgıi sayıisıiz tartıişsma ve sohbet sonrasıi Aleviliğgi benimsemişsti. Bu aşsamadan sonra ?Seyh Bedreddin Tebriz’e giderek sarayda düzenlenen tartıişsmalara katıilıir. Tekrar Mıisıir’a dönüşsünden kıisa bir süre sonra ?Seyh Hüseyin Ahlati vefat eder. ?Seyh Bedreddin, Hüseyin Ahlati’nin yerine geçer. Bu makamda fazla durmayan Bedreddin ?Sam, Halep, Karaman, Konya, Aydıin, Tire ve ?Izmir’e uğgradıiktan sonra 1406 yıilıinda Edirne’ye gelir. Bu sıirada Osmanlıi ?Imparatorluğgunda taht kavgasıi başslar. Süleyman Çelebi’yi yenen Musa Çelebi Edirne’yi ele geçirir. Hükümdarlıiğgıinıi ilan eden Musa Çelebi, etkisi ve sevenleri giderek artan ?Seyh Bedreddin’i kazaskerliğge getirir. 1413 yıilıinda Musa Çelebi’yi yenen kardeşs Çelebi Mehmet, ?Seyh Bedreddin’i ?Iznik’e sürgüne gönderir.
Osmanlıi ?Imparatorluğgu halk üzerindeki baskıisıinıi arttıirıiyordu. Baskıilardan ve zulümden bıikan halk ?Seyh Bedreddin’in ve diğger Alevi önderlerinin telkinler i sonucu isyan ediyordu.
Alevi isyan ve ayaklanma tarihinin en önemli halkalarıindan birini ?Seyh Bedreddin oluşsturuyor. ?Seyh Bedreddin’e bağglıi olan Börklüce Mustafa Aydıin’da, Torlak Kemal ise Manisa’da şsanlıi bir direnişs gerçekleşstiriyorlardıi. Bu direnişsler Osmanlıi ordusuna ağgıir kayıiplar verirken kendileri yenilmekten kurtulamadıilar. Börklüce Mustafa’ya ve Torlak Kemal’e yapıilan işskence ve bu işskenceye yiğgitçe karşsıi koymasıiyla Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal Anadolu Alevi halkıinıin asıirlarca belleğginde ve yüreğginde yer etmesini sağgladıi. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in yenilmesi sonucu ?Seyh Bedreddin ?Iznik’ten gizlice ayrıildıi. Kendisini sevenlerin çok olduğgu Deliorman yöresine çekildi. Hâlâ nasıil olduğgu anlaşsıilmayan; ?Seyh Bedreddin Osmanlıi ordusuna esir düşser. Serez’e götürülen ?Seyh Bedreddin orada idam edilir (1420).
?SEYH BEDREDD?IN DÜ?SÜNCES?INDEN KES?ITLER:
Hayatıi ve dünyayıi kendi küçük dünyalarıi ile sıinıirlıi tutanlar bizi anlamazlar.
?Insanlar birbirlerine yahut haksıiz mala, meşsru olmayan paraya veya rütbe ve mevkilere yiyecek ve içeceklere ibadet ediyorlar da, Allah’a ibadet ediyoruz sanıinda bulunuyorlar.
Bütün namazlar ve niyazlar ahlâkıin düzeltilmesi için iç yüzün arıinlanmasıi için birer vasıitadan ibarettir. Hakiki ibadetin hiç bir vakit kayıit ve şsartıi yoktur. Hangi tarzda yapıilıirsa yapıilsıin, Tanrıinıin dileğgine uygun olur. ?Ibadetin temeli maksudun Hak olmasıidıir. Bir cemaatte bu temel bulunmayıinca yaptıiklarıi ibadetler de kaybolur. Yalnıiz kötü toplantıilar kalıir. Fenalıik üzerinde toplananlardan sen hemen uzaklaşs.
Kötü ve Çirkin işslerle uğgraşsan insanlar Hak’tan uzaklaşsmıişslardıir. Cehennem işste budur. Cennetle cehennemi başska yerde aramak saçmalıiktıir.
?Insanlar eylemleriyle, düşsünce ve fikirleriyle güzeli ve iyiyi bulabildikleri oranda Hak’la kavuşsmuşslardıir.
?Insanlar Müslümanlıiktan önce somut bir puta taparlardıi, çağgıimıizda ise hayali bir puta tapıiyorlar. Belki bir gün Hak kendisini gösterirde Hak olarak ona taparlar.
Gerçek tasavvufçu, hiç bir insan gözünün görmediğgi, kulağgıinıin işsitmediğgi, gönlünün sezmediğgi şseyhleri bilir. Onlarıi halka, kafalarıinıin alabileceğgi şsekilde anlatıir. Ama aslıinıi içinde gizler. Eğger halk bunu öğgrenirse, kendisini öldürür.
Tanrıi dünyayıi yarattıi ve insanlara verdi. Demek ki; dünyanıin toprağgıi ve bu toprağgıin bütün ürünleri insanlarıin ortak malıidıir. Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşsyamıi kendi eşsyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıidıir.
Tarih, gelecek için kavga verip, yitmişs bile olsa, insanlıik için vuruşsanlarıi hiç unutmaz.
?Ibadet etmekten amaç; ezeli ve büyük varlıiğga gönüllerin yönelmesi ve kapıilmasıidıir. Yoksa dünya umuruna dalmıişs bir kalp ile bin sene namaz kıilmıişs, oruç tutmuşs olsan, bundan dolayıi hiç bir sevap ve mükâfat kazanamazsıin.
Ölmezden önce ölmek, dünyanıin zevklerinden ve hayvani hıirs ve şsehvetlerinden sakıinmaktıir. Onu yapabilen insan, şsüphesiz ki; hakiki varlıik ile birleşsir. Ve sonsuz hayat ile diri olur. Ancak insanlar dünyanıin bin bir türlü çekici ve aldatıicıi zevkinden, çeşsit çeşsit yakıicıi hıirslarıindan ayrıilmadıiklarıi için
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:24 Alevi inancıi günümüze kadar iki kaynaktan ulaşstıi. Bunlar sözlü ve yazıilıi kaynaklardıir. Sözlü gelenek daha çok etkili olmuşstur. Çünkü Aleviler dünyanıin bütün coğgrafyalarıinda hep muhalefet olmuşstur. Muhalifliğginden dolayıi yazıilıi kaynaklarıin çoğgu yok edilmişstir. Edilemeyen bu kaynaklarıindan birisi de Buyruk’tur. Altıincıi imam Cafer Sadıik tarafıindan yazıilan ve Aleviliğgin ilkelerini, törenlerini anlatan Buyruk, Alevi inancıinıin en önemli yazıilıi kaynaklarıindan birisidir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:29 Hacıi Bektaşs Veli’nin torunlarıindan olan ve aynıi zamanda Hacıi Bektaşs Dergahıi’nda postnişsin makamıinda (en yüksek makam) da bulunmuşs olan Kalender Çelebi 1476 yıilıinda doğgmuşstur.
Kalender Çelebi, oturduğgu makamıin gereklerini yerine getirerek ecdatlarıinıin yolunda yürüyerek Alevi direnişs tarihine geçmişstir. Kalender Çelebi, Osmalıi saltanatıinıin egemen olduğgu, Anadolu’da yaşsayan halkıin başsta Aleviler olmak üzere ağgıir baskıilar altıinda yaşsadıiğgıi dönemde düzenin değgişsmesi için tarihe geçmişs en büyük Alevi ayaklanmalarıindan birini gerçekleşstirdi. Ayaklanma Alevi tarihinde sıikça yaşsanan bir durumdu. Çünkü baskıinıin, dıişslanmanıin, horlanmanıin, katliamlarıin olduğgu yerde mutlaka direnişs de olur. ?Işste bütün bunlar Kalender Çelebi’nin önderlik ettiğgi ayaklanma sürecinde de mevcuttu.
Ayaklanma 1526’larda Kıirşsehir-Ankara bölgesinde başsladıi. Ayaklanmaya önderlik eden Kalender Çelebi’nin yanıinda sayıilarıi az olan ama itikatlarıi, kararlıilıiklarıi kesin olan Alevi-Bektaşsi topluluğgu vardıi. Kalender Çelebi, üstüne gönderilen Osmanlıi askerini ardıi ardıina mağglup ediyordu. Bu mağglubiyetler Kalender Çelebi’nin ününü arttıirıiyordu. Ayaklanmaya katıilanlarıin sayıisıi artıiyordu. Osmanlıi devlet sisteminden rahatsıiz olan ne kadar kesim varsa, Kalender Çelebi’nin ayaklanmasıina katıilıiyordu. Ayaklanmacıilarıin sayıisıi bu katıilanlarla 30-40 bin civarıina ulaşsıiyor, kapsamıi genişsli yerde Maraşs, Adana, Tarsus, Sivas bölgelerine kadar ulaşsıiyordu. Osmanlıi kumandanlarıi, ayaklanmayıi silahla bastıiramayacaklarıinıi anlayıinca hilelere başsvurdular. Ayaklanmaya katıilan kesimleri iyi tahlil eden Osmanlıi, onlara çeşsitli vaatler vererek ayaklandıirmadan vazgeçirdi. Bunun sonucunda Kalender Çelebi’nin yanıinda onunla başslayanlar kaldıi. Bunlarıin sayıilarıi 3-4 bin civarıindaydıi.
Kalender Çelebi ve geride kalan taraftarlarıi sonuna dek savaşstıilar. 1527 yıilıinda Nurhak Dağgıinda yapıilan savaşsta Kalender Çelebi şsehit edildi. Başsıi gövdesinden kopartıilarak ?Istanbul’a gönderildi.
Kalender Çelebi, mücadelesiyle Hacıi Bektaşs’a, ?Imam Hüseyin’e, Hz. Ali’ye bağglıilıiğgıinıi göstermişs, aynıi zamanda bir çoklarıinıin aksine zalimin zulmüne boyun eğgmeyerek Alevi yolunun iyi bir önderi olduğgunu kanıitlamıişstıir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:34 Herhalde dünyada anlamıi bu kadar derin ve kapsamlıi olan ama aynıi zamanda sadece üç sözcük olan başska bir kavram yoktur. Bazıilarıinıin onlarca kitaba, yüz binlerce sözcüğge sıiğgdıiramadıiğgıinıi Alevi önderi Hacıi Bektaşs Veli üç sözcükle anlatmıişs. EL?NE, BEL?NE, D?IL?NE SAH?IP OL.
?Insanıin bu üç organıi toplumu ve insanıi gelişstirdiğgi, özgürleşstirdiğgi gibi aynıi zamanda insanıi ve toplumu düşskünleşstirir, yozlaşstıirıir. Ulu Hünkâr bütün bu gerçeklikten yola çıikarak Alevi inancıinda sağglam bir ahlâk sistemi kurmuşstur. ?Simdi bu ahlâk sistemini biraz daha inceleyelim:
EL: ?Insanıin eli her türlü iyiliğgin ve yine kötülüğgün uygulayıicıisıidıir. ?Insan eline sahip olmadıi mıi katil, hıirsıiz olur. ?Insan eline sahip oldu mu üretir. Üreten ve yaratan, çaba sarf eden, emek harcayan insanda güzel insandıir. Güzel insanda kendisinden başslayarak topluma hizmet edendir. Toplumsal huzuru, barıişsıi sağglayandıir.
BEL: ?Insan kendi hayvani cinsel güdülerine hâkim olmadıi mıi her türlü sapıiklıiğgıi yapar. Sapıiklıik, toplumsal çürümeye, ahlâksıizlıiğga götürür. Bunun zıiddıi olan, yani insan cinselliğgi olumlu anlamda bir üreme aracıi olarak değgerlendirdiğginde sonuç yine toplumsal ve bireysel huzur olur. Yine insan doğgan çocuğguna gereken ilgiyi göstermedi mi o çocuk toplumun başsıina belâ olur, her türlü zararlıi olaya açıik olur. Demek ki; insan eline, beline hâkim olmakla salt hayvani güdülerini dizginlemiyor. Bununla beraber oluşsturduğgu aile sistemiyle kendisinin vesile olduğgu çocuğgunu da eğgitiyor.
D?IL: Dil insanlar arasıinda iletişsimi sağglayan organdıir. Bir insan dilini iyilik için de kullanabilir kötülük için de. ?Insan dilini yalandan, riyadan, sahtelikten korumalıi ve yalana, sahteliğge alet etmemeli, yani diline sahip olmalıi. Duyduğgu olumsuzluklarıi düzeltmeli, yalandan kaçmalıi, kilit vurmalıi. Dilini iyi, güzel insanıi ve dolayıisıiyla toplumu huzura kavuşsturacak şsekilde kullanmalıi.
Ulu Hünkâr Hacıi Bektaşs Veli Makalat adlıi kitabıinda şsöyle sesleniyor insanlıiğga: "?Insanıin üç iyi dostu vardıir. Öldüğgünde, bunlardan biri evde, öbürü yolda kalıir. Üçüncüsü ise kendisiyle birlikte gider. Evde kalan malıi, yolda kalan dostlarıidıir. Kendisiyle giden ise iyiliğgidir."
Bir insan Eline, Beline, Diline sahip olduğgu müddetçe iyi bir insandıir. Eline sahip olmakla; kendisini her türlü şsiddetten, hıirsıizlıiktan, cinayetten korumuşs olur. Beline sahip olmakla; çocuğguna iyi bir baba, eşsine ise iyi bir eşs olur. Yoksa her türlü hayvani güdüyü tatmin etmek için ömrünü geçirir. Diline sahip olan ise kendisini her türlü yalandan, sahtelikten korumuşs olur. Eğger insanlıik bu ilkeleri asgari bir şsekilde uygulasa her türlü yozluğgun ve yobazlıiğgıin sonu gelir.
buna gönül vermezler.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:35 "Celallenmek" kavramıi Türkçe’ye Bozoklu Celal vasıitasıiyla girmişstir. Bozoklu Celal’in yaşsamıi hakkıindaki bilgiler günümüze kadar açıiğga çıikmamıişstıir. Var olan bilgilere bakıilıirsa; Bozoklu Celal Tokat yöresinde yaşsamıişs ve bu bölgede örgütlenmesine başslamıişstıir. Muhtemelen 1520’lerde Bozoklu ?Isyanıi gerçekleşsmişstir. Bu yıillarda (1500’ler) Anadolu halkıi büyük bir zulüm altıindaydıi. Egemen Osmanlıi iktidarıi halkıi ağgıir vergilere bağglarken, onlarıi bir de Alevi olduklarıi için dıişslıiyor, en küçük bir hak talebine büyük baskıilarla, katliamlarla karşsıilıik veriyordu. Bozoklu Celal böylesi ağgıir koşsullarıin hüküm sürdüğgü topraklarda Alevi inancıinıin biat etmez, başs eğgmez ilkelerini hayata geçiriyordu. Alevi inancıi Hz. Ali’den, ?Imam Hüseyin’den başslayarak hiç bir zaman zalime boyun eğgmemişstir. Alevi inancıinıi şsekillendiren etmenlerden biri de zalimin zulmüne boyun eğgmemek, neticesi ne olursa olsun onlara karşsıi direnmektir. Bozoklu Celal bu şserefli tarihi bilince çıikarmıişs ve kendisinden sonrakilere örnek olacak şsekilde etrafıina yaymıişstıir. Nitekim daha sonra gelişsen bir çok ayaklanmaya "Celali Ayaklanmasıi" adıi verildi. Bozoklu Celal, tarihe şsanlıi bir ayaklanmalar zincirinin başslatıicıisıi, önderi olarak geçmişstir. Bu anlamıiyla önemli olan Bozoklu Celal’in kesin olarak kaç yıilıinda yaşsadıiğgıi ve şsahadete ulaşstıiğgıi değgildir. Önemli olan Bozoklu Celal’in baskıi ve zulme karşsıi direnmişs olmasıidıir. Ağgıir baskıi koşsullarıinda Osmanlıi iktidarıina karşsıi başskaldıirmak ve bu başskaldıirıiyıi süreklileşstirmek önemli bir olaydıir. Bozoklu Celal bunu başsarmıişstıir. Anadolu’nun dört bir tarafıinda ezilen insanlara kurtuluşsun yolunu göstermişstir
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:36 Musahipliğgin temeli dayanıişsma ve paylaşsmaya dayanıir. Musahiplik Alevi inancıinıin en önemli kurumlarıindan biridir. Musahiplik arkadaşslıik ötesi bir birlikteliktir.
Musahipler arasıinda ayrıi gayrıi bulunmaz. Bir kişsi musahibinin evine istediğgi zaman gider. Babailerin deyimiyle "musahipler yarin al yanağgıindan gayrıi her şseyde ve yerde ortaklardıir". Yine meşshur bir Alevi deyimiyle "musahip musahibini ateşsten alandıir". Musahiplik zordur, zor olduğgu kadar da şsereflidir. Musahiplik günümüzdeki anlamıiyla "sigorta"dıir. Musahipliğgin tarihçesi Hz. Muhammed’in hicretinin birinci yıilıinda Müslümanlarıin sayıisıinıin çoğgalmasıiyla gelişstirdiğgi bir birlikteliktir. Musahiplik Kuran-ıi Kerim’in şsu ayetleriyle açıiklanmıişstıir:
Enfal suresi ayet 72-73, "Onlar ki inanıip hicret ettiler ve mallarıiyla canlarıiyla Allah yolunda savaşstıilar ve onlar ki (hicret edenleri) barıindıirıip yardıimda bulundular, işste bunlar, birbirilerinin dostu ve yarıidıirlar .
?Inkâr edip küfre sapanlar ise birbirilerinin yarıidıirlar. Eğger böyle yapmaz (birbirinize dost ve yakıin olmaz) sanıiz, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat meydana gelir".
Bu ayetlerle Hz. Muhammed hicret edenleri ve hicret edenleri kabul edenleri birbirine kardeşs yaptıi. Aleviler bu doğgrultuda bunu gelişstirdiler.
Musahiplik bazıilarıinıin belirttiğgi gibi tarihte kalan bir kurum değgildir. Musahipliğge insanlarıin günümüzde daha çok ihtiyaçlarıi vardıir.
Çünkü insanlar tarihte olduğgu gibi günümüzde de düşsünsel ve yaşsamsal sorunlarla boğguşsmaktalar. ?Işste bu boğguşsmayıi kazanmak için insanlarıin musahiplere ihtiyacıi vardıir. Beraberliğge, kardeşsliğge, paylaşsmaya ihtiyacıi vardıir.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:37 Herhalde dünyada şsiirle bu kadar iç içe olan, şsiirle bütünleşsen, duygularıinıi ve düşsüncelerini şsiirle dile getiren başska topluluk yoktur. Aleviler hayallerini, sevgilerini, yergilerini, inançlarıinıi şsiirle dile getirmişslerdir. Alevilerin tamamıina yakıinıi şsairdir dersek abarttıiğgıimıiz sanıilmasıin.
Alevi şsiiri yapıi ve ölçü olarak halkıin anlayacağgıi tarzda olduğgu için, halkıi şsiirin içeriğgini kolay anlamıişs ve içselleşstirmişstir. ?Içselleşstirdiğgi için de onu her yerde söylemişs, böylelikle inancıinıi ve moralini bütün olumsuzluklara rağgmen korumuşstur.
Alevi şsiirinin tarihi de Alevi toplumunun tarihi gibi kan ve can vererek yazıilmıişstıir. Pir Sultan, Nesimi örneklerinde olduğgu gibi Alevi şsiiri halk şsiiridir. Egemenlerin şsiiri değgildir. Dolayıisıiyla şsairi de halktıir. Oysa Osmanlıi iktidarıinda ve benzer iktidarlarda şsiir dolayıisıiyla sanat iktidara hizmet etmişstir. Örneğgin Osmanlıi’da Divan edebiyatıi vardıir. Divan edebiyatıi Osmanlıi iktidarıinıi süsleyip-püsleyip anlatıiyordu. Ve sanatçıilar süsleme karşsıilıiğgıinda devletten para alıiyorlardıi. Buna karşsıin gelişsen Alevi şsiiri ise baskıilarıi, sömürüleri kıinıiyor, halkıi bu zulüm karşsıisıinda uyarıiyor. Onlarıi eşsitliğge, kardeşsliğge, sevgiye davet ediyordu.
Alevilerde şsiir bir çok açıidan önemli bir örgütlenme ve propaganda aracıi niteliğgindeydi. Alevi yazıilıi kaynaklarıinıin örneğgin Menkıibenamelerin, Velayetnamelerin çoğgaltıilmasıi imkânıi yoktu. Az sayıida var olan yazıilıi kaynak da ağgıir baskıi koşsullarıinda yok ediliyordu. Bu sebeple Alevi önderleri ağgıirlıiğgıi şsiire verdiler. Çünkü şsiir bir çok bilgiyi içeriyor ve hafıizada tutulmasıi kolay oluyordu. Aleviler şsiiri gelişstirip günümüze kadar getirdiler. Ama maalesef Alevi sanatçıilar, aydıinlar bu yüzyıilda bütün sanat alanlarıinda olduğgu gibi şsiirde de bir gerileme içine girdiler. Var olan tarihsel mirasıi iyi değgerlendirip çağga uygun bir çıikıişs yapamadıilar.
Alevilerde şsiirin içeriğgi başslıica şsu konulara ayrıilıir. ?Insan, Hak-Muhammed-Ali sevgisi, Kerbelâ Olayıi, doğga sevgisi, yergi (lanetleme) şsiirleri, Duazıi ?Imam (On ?Iki ?Imam), ölüm ile yaşsam üzerine şsiirler, kavga ve umut şsiirleri. Aslıinda bu listeyi uzatabiliriz. Başsta belirttiğgimiz gibi Alevi şsiiri, yaşsamıin olumlu olumsuz bütün renklerini yansıitıiyor ve bu haliyle de Alevilere moral ve eğgitim kaynağgıi olmaya devam ediyor
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:38 Altincı ?mam Olan Caferi Sadık, 699’da Medine’de dünyaya geldi. Babası beşinci ?mam Muhammed Bakırdır.
?mam Caferi Sadik, tarihin en önemli dönemlerinden biri olan Emevi saltanatıinıin çöküşsü ve Abbasi saltanatıinıin başslamasıi döneminde yaşsadıi. Caferi Sadıik, saltanat sahiplerinin kendisine sunduğgu bütün teklifleri reddetti. Caferi Sadıik bu dönemde ilmi toplantıilar düzenledi, dersler verdi. Bu derslere ve toplantıilara binlerce insan katıildıi. Caferi Sadıik bütün kutsal imamlarda olduğgu gibi derin bir bilgiye sahipti. Caferi Sadıik bu bilgilerinin öğgrencileri vasıitasıiyla bütün insanlıiğga ulaşsmasıi için çalıişstıi. Altıincıi imam olan Caferi Sadıik salt dini bilgiler değgil, insanlıiğgıin sorunlarıina çözüm için diğger alanlarda dersler verdi. Caferi Sadıik’ıin bu dersleri sonucu onlarca ilim sahibi insan yetişsti. Hatta bazıi Sünni alimler bile onun öğgrencisi olmakla övünürlerdi.
Altıincıi imam Caferi Sadıik, öğgretmenliğginin yanıi sıira ahlâklıi kişsiliğgi ile kendisiyle tanıişsan insanlarıi etkiliyordu. Onunla tanıişsan, onun derslerine, sohbetlerine katıilan bir çok insan onun etkisinde kalmıişs, bilgisinden, davranıişslarıindan etkilenmişstir.
Tabi ki bu insanlıiğgıi güzelliğge davet eden sevgili imam saltanat sahiplerinin hoşsuna gitmiyordu. Saltanat sahipleri onu sıik sıik taciz edip, baskıilar uyguluyorlardıi. Sonunda onu zehirletip şsehit ettiler (766). Caferi Sadıik şsahadetinden sonra da Alevilere önderliğgini sürdürdü. Ehlibeyt sevdalıilarıi onun "Buyruk"’larıina uymaya devam ediyor.
Bazıilarıi cahillikten ya da art niyetten ?Imam Caferi Sadıik’ıi yanlıişs tanıitıiyor, yanlıişs algıilıiyor, yanlıişs değgerlendiriyorlar. Olayıin özü; Caferi Sadıik’sıiz bir Alevilik düşsünülemez.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:39 Semah, Cemlerde deyişsler eşsliğginde yapıilan dinsel törenin adıidıir. Ulu Hünkâr Hacıi Bektaşsıi Veli bu konuda şsöyle söyler: "Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim Semahıimıiz oyuncak değgil, ilahi bir sıirdıir. Bir kimse ki Semahıi oyuncak sayar o cahildir".
Semahıin kaynağgıi Kıirklar meclisine dayanıir. Bu meclise gelen Hz. Muhammed’e Salmanıi Farisi tarafıindan bir üzüm tanesi verilir ve Salmanıi Farisi kendisinden bunu paylaşstıirmasıinıi ister. Hz. Muhammed Cebrail’in getirdiğgi tabakta bu üzüm tanesini sıikar. Bunu içen Kıirklar "Ya Allah" deyip Semah dönmeye başslarlar*. Semah yalnıiz Cemlerde dönülür. Bunun dıişsıinda günümüzde olduğgu gibi asla düğgünlerde ve benzer eğglencelerde dönülmez. Semahıin dönüldüğgü ortam mutlaka özel ve dinsel anlamıi olan bir ortam olmalıidıir. Yani ilahi bir sıirdıir. Öyle günümüzde yapıilanlar gibi herkesin kolunu açarak yapacağgıi bir dans değgildir.
SEMAHIN BAZI ÖZELL?IKLER?I
Semahıi kadıinlar ve erkekler oynar/döner. Semah Cemlerde dönülür. (Bunun dıişsıinda Alevi inancıinıi tanıitan toplantıilarda dönülür.) Semah sıirasıinda Alevi ozanlarıin deyişsleri bağglama eşsliğginde okunur. Semah sıirasıinda el ele tutuşsulmaz, ayaklar çıiplaktıir. Ya karşsıi karşsıiya ya da Halka şseklinde dönülür.
Semah ağgıir çalıinan ve söylenen nefesler eşsliğginde dönülür. Nefesler giderek hıizlanıir, buna bağglıi olarakta Semah dönenler hıizlanıir. Semahçıilar Dede/Mürşsidin oturduğgu bölüme sıirtlarıinıi dönmezler. Bölüme geldikleri zaman yüzleri çerağga dönük ve boyunlarıi hafif bükük geçerler.
Özü aynıi olan ama farklıilıiklarıi tali olan bir çok Semah türü vardıir. Belli başslıi Semah türlerini sıiralayabiliriz:
Miraçlama
Ali Nur Semahıi
Kıirklar Semahıi
Turnalar Semahıi
Erkân Semahıi
Gönüller Semahıi
Ya Hıizıir Semahıi
Nevruz Semahıi
Hacıi Bektaşs Semahıi
Muhammed Ali Semahıi
*Semah sıirasıinda bele bağglanan tülbent, Semah sıirasıinda Hz. Muhammed’in düşsen sarıiğgıinıi alıip kıirk parçaya ayıirıip bellerine bağglayan Kıirklarıi sembolize eder.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:40 Alevi tarihine deyişsleriyle, şsiirleriyle yön vermişs, Alevi inancıina bağglıilıiklarıinıi yaşsamlarıiyla kanıitlamıişs olan yedi ulu ozan şsunlardıir:
?Sah Hatayi
Pir Sultan Abdal
Kul Himmet
Yemeni
Virani
Fuzuli
Seyit Nesimi
Bu yedi ulu ozana Aleviliğgi teorileşstirenler de diyebiliriz. Bu ozanlar Alevilik felsefesini en iyi şsekilde dile getirmişslerdir. Bu ozanlarıin şsiirleri, söyledikleri sözler Aleviler için adeta kanun sayıilmıişstıir. Cemlerde en çok bu ozanlarıin deyişsleri çalıinıir, şsiirleri okunur. Bu ozanlarıin şsiirleri ve deyişsleri günümüzde de popülerdir. Buradan da anlaşsıilacağgıi üzere bu ozanlar aradan geçen tarihi silmişsler, güncelliğginden hiç bir şsey kaybetmeden günümüzde de Alevilerin moral ve direnme gücü olan şsiirleri, deyişsleriyle ölümsüzleşstirmişslerdir. Sanıirıiz bu konuda yanlıişs bir anlaşsıilma mevcut. Bazıi kimseler Alevi ozanlarıin sayıisıinıin yedi ozan ile sıinıirlandıiğgıinıi düşsünmekte, söylemekteler. Bu bir yanıilgıidıir. Alevilerde şsüphesiz ulu mertebesine gelecek daha nice ozanlar var. Yalnıiz bu ozanlar semboldür. Kimse Alevi ozanlarıin sadece bu yedi ulu ozan ile sıinıirlıi olduğgunu sanmasıin. Bu yedi ulu ozan diğger ozanlarıin temsilcisi, sözcüsü, sembolü konumundadıirlar.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:43 Dede Alevilerin inançsal önderidir. Dede kavram olarak büyük, ata demektir. Dede’nin başska bir ismi ise Seyyid’dir. Bunun anlamıi dedenin soy olarak On ?Iki ?Imamlar dolayıisıiyla Hz. Ali, Hz. Muhammed soyundan gelmeleridir. Yani "Evladıi Resul"’dür. Dedelik önderliktir. Toplumun bütün sorunlarıina çözüm bulandıir dede. Bu sebepten dede olmak için belli bir eğgitim almıişs olmak gerekir. Yani bir dedenin beşs oğglu olduğgunu düşsünün. Bu beşs oğglun içinde dedeliğgi ancak yeterli derecede ikrar sahibi, ilim, irfan ve yetkinlik sahibi olan alıir. Dedelik salt bir kişsi değgil, bir kurumdur. Dede toplumdan (taliplerinden) sorumludur. Onlarıin yaşsamsal, düşsünsel bütün sorunlarıinıi paylaşsan yol gösterendir.
Dedelik Kurumu Alevileri örgütleyen, eğgitip aydıinlatan, yol gösteren ve denetleyen bir kurumdur. Kendi içinde yukarıidan aşsağgıiya doğgru, bir zincirin halkalarıi gibi birbirine bağglıi hiyerarş*** bir örgütlülüğge sahiptir. Her dede, hem dededir aynıi zamanda hem de Piri Rehberi ve Mürşsidi olan bir taliptir.
Altıincıi imam Caferi Sadıik dedeliğgi ve talipliğgi buyruğgunda şsöyle anlatıiyor:
"Dedelik (mürşsitlik) Muhammed-Ali’den kalmıişstıir. Bu nedenle Evladıi Resûlden başskasıina dedelik etmek ve talib olmak caiz değgildir.
Bir dede talibi irşsat etmezse ve talip irşsat olmasa, o nasıil dede olur? Ve nasıil talip olur? Dede olan, talip kimseler kamil vücud ola ki; ikrarıi caiz ola, emeğgi, kurbanıi ve niyazıi kabul ola, boşsa gitmeye.
Pir (dede) olan kimseler gerektir ki kamil olalar, Dört Kapıi nedir bileler ki, bunlar nereden geldi ve neden, nasıil oldu ve aslıi nedir, bunlarıin edebi nedir, tövbesi nedir, farzıi nedir, sünneti nedir, hayasıi nedir bunlarıi bilmelidir.
Ve talipler de öyle gerektir ki; çerağg gibi doğgru duralar, fitil gibi yanalar, yağg gibi eriyeler, nur gibi ıişsıik vereler, Erenler meydanıindan dönmeyeler, tarikat halinde duralar ve de Hakikat’ten çıikmayalar, mürebbiden-müsahipten dönmeyeler, onlar talip olalar, kalıip olmayalar.
Dedenin bilgili olmasıi gerektir. Eğger karadan bilmezse, ilmi Ledün bilmelidir. ?Ilmi Ledün şsudur ki; aklen düşsüne, ahireti ve dünyayıi fark ede. Eğger doğgru yolu fark edemezse, bir kamil mürşsit (eğgitim görmüşs mürşsit) bulup aydıinlana, ondan sonra talibi göre. Zira bunda çok güçlük vardıir.
Talibin köşsesine çekilip "ben falan oğglu falanıim, senin günahıinıi bağgıişslarıim" deyip yiyip içip nefsini eğglendiren boşsuna emek çeker. Ben dedeyim diyen kişsinin üzerine düşsen şsudur ki; gece yarıisıindan sonra kalkıip, gün doğguncaya dek, hakka niyaz, rica etmeli. Gör şsimdi, o dedenin nefesi nasıil geçer. Günümüzdeki dedeler yiyip içip kuşsluğga değgin gaflet uykusunda uyurlar da demezler ki; "Hazreti Kuran bizim dedemize indi, bakalıim ne buyurmuşs. Biz dünyaya niçin geldik, yarıin ne yüzle tanrıi katıina varacağgıiz? Bu taliplerin sorgusunu bizden elbette isterler o zaman ne cevap verelim". Böyle demez ve üstüne düşsen görevi yerine getirmezse, vay o dedenin haline başsıina ne gele!"Caferi Sadıik, dede talipliğgi böyle anlatıiyor. ?Simdi sorun şsurda; günümüzde dede-talip bu ilkelere ne kadar uyuyor?
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:44 Caferilik, On ?Iki ?Imamlar’ıin altıincıisıi olan ?Imam Caferi Sadıik tarafıindan kurulmuşs bir Alevi mezhebidir. Caferiliğgin kendinde Hak-Muhammed-Ali sevgisi, Ehlibeyt’e bağglıilıik ve On ?Iki ?Imamlar’a bağglıilıik vardıir. Caferilik, Ehlibeyt’e olanlarıin çoğgunluğgu tarafıindan kabul görmüşstür.
Caferilik inancıinıin temellerini altıincıi ?Imam Caferi Sadıik atmıişstıir. Caferi Sadıik, derin bilgisiyle diğger imamlardan farklıidıir. Yine ?Insanlıiğgıi ilgilendiren ilmi konularda yaptıiğgıi yorumlarla, getirdiğgi çözümlerle bir çok insanıi eğgitmişs, gelişstirmişstir. ?Imam Caferi Sadıik bu çok yönlü bilge kişsiliğgiyle salt Ehlibeyt’e bağglıi olanlarıi değgil, aynıi zamanda Ehli-Sünnet’e bağglıi olanlarıinda hayranlıiğgıinıi kazanmıişstıir. Caferi Sadıik’ıin bu çok yönlü gelişskin kişsiliğgi, onun düşsüncelerinin Ehli-Sünnet tarafıindan benimsenmesini beraberinde getirmişstir. Ama maalesef Caferi Sadıik’ıin düşsünceleri genellikle değgişstirilmişs, özünden boşsaltıilmıişs halde Ehli-Sünnet’e ulaşsmıişstıir. Bunun sonucunda, Caferi Sadıik’ıin kesin olan Ehlibeyt’e bağglıilıiğgıi bile tartıişsıilıir hale getirilmişstir. Her ne kadar başsta Anadolu Alevileri olmak üzere Caferi Sadıik düşsüncesi sahiplenilmişsse de bazıi alanlarda Caferilik adıi altıinda geri bir Sünnilik temsil edilir hale gelmişstir. Yine iyi niyetlice de olsa bazıi Caferi Aleviler pratikte Sünnileşsmişslerdir.
?Süphesiz bu duruma gelinene kadar onlarca aşsamadan geçildi. Ve bu tarihsel aşsamalarda Aleviler egemen iktidarlar tarafıindan sürekli ve sistematik bir şsekilde asimilasyona tabii tutuldu. Bunun sonucunda maalesef egemenler yer yer başsarıilıi oldular. Egemen güçler bu başsarıilarıiyla tarih boyunca Alevilere önderlik etmişs Caferi Sadıik gibi bir önderi bile sahiplendiler. Bu sahiplenme Caferi Sadıik öz düşsüncesi ve inancıi ile olmayıip, düşsünceleri yontulmuşs, inancıi değgişstirilmişs şsekilde gerçekleşsti.
Caferilik üzerine bilinmesi gereken temel bilgiler:
Caferi Sadıik’ıin düşsüncesi ve inancıinıin örgütlenmesi olan Caferilik her ne kadar yozlaşstıirıilmaya, çarpıitıilmaya çalıişsıilsa da bir Alevi inancıidıir. Yine Caferi Sadıik bütün çarpıitmalara, yozlaşstıirıilmaya, anlamsıizlaşstıirıilmaya karşsıin büyük bir Alevi önderidir. Aleviler yeniden, inatla, ıisrarla ve kararlıilıikla Caferi Sadıik düşsüncesini ve inancıinıi sahipleniyorlar. Alevilik inancıi var oldukça Caferi Sadıik ulu bir Alevi önderi olarak Aleviler tarafıindan sahiplenilmeye devam edecektir. Caferi Sadıik günümüzde de bütün çarpıitmalara, anti propagandaya karşsıin Alevilere yol göstermeye, önderlik etmeye devam ediyor.
Ali Zülfikar 18.03.2005, 03:46 Alevi hukuk sistemi Sünni hukuk sisteminden çok farklıidıir. Tarih boyunca Aleviler, kendilerini sürekli ve sistematik bir şsekilde baskıi altıina alan ve zulüm eden egemenlerin hukuk sistemine alternatif bir sistem gelişstirdiler. Bu hukuk sisteminin Sünni hukukuyla ortak noktalarıi çok azdıir. Toplumsal yaşsamıi düzenlemede, toplumsal yaşsam içinde çıikan anlaşsıilmazlıiklarda getirilen çözümler, sunulan öneriler bir çok alanda zıitlıik teşskil etmişslerdir. Aleviler, Sünni hukuk anlayıişsıina nadiren başsvurmuşslar. Kendi aralarıinda çıikan sorunlarıi kendi Mürşsid’leri önderliğginde halk mahkemesi şseklinde çözmüşslerdir. Bu anlamıiyla halk mahkemesini toplumun bire bir katıildıiğgıi ve çözüm getirdiğgi, ceza |