blue
29.10.2005, 00:17
bektaşilik aleviliğin içindemidir?alevi doğulur ve alevilik dogmatik bir inanç sistemimidr?bektaşilik ise sonradanda olabileceğiniz bir yorummudur?
|
Orijinalini görmek için tıklayınız : bektaşilik aleviliğin içindemidir? blue 29.10.2005, 00:17 bektaşilik aleviliğin içindemidir?alevi doğulur ve alevilik dogmatik bir inanç sistemimidr?bektaşilik ise sonradanda olabileceğiniz bir yorummudur? Alevimen 29.10.2005, 01:31 bektaşilik aleviliğin içindemidir?alevi doğulur ve alevilik dogmatik bir inanç sistemimidr?bektaşilik ise sonradanda olabileceğiniz bir yorummudur? Bektaşi olunur ama alevi olarak doğmayan biri alevi rütbesini kazanamaz. diğer bazı dinlerde olduğu gibi dini ritüel yapıp aleviliğe geçme durumuda bulunmuyor. fakat bir alevi gibi yaşayabilirsiniz, bir alevi gibi ibadet edebilirsiniz.. alevi yolunu ve değerini takip edersiniz kimse buna karşı gelmez çünkü alevilerin her millete saygısı vardır ve bir dışlama sözkonusu olamaz. daha önce forumda Özbetaşi nickiyle Bektaşilik hakkında yazı: Evet bir insan Bektasi Tarikatina dahil olabilmek icin ne yapmali? Güzel bir soru... Bektasilige girmen icin, tabii ki ilk önce bir Bektasi dergahina gidip (önceden izin alinip "randevu"'un olur <-- umarim dogru kelimeyi kullanmisim'dir :) ) kendini Bektasilere (artik o dergah'ta kimler varsa: Dervisler, Babalar veya Halifebabalar vs...) tanitman iyi olur. Hemen kabul etmezler daha net tanimak isterler seni, mesela hangi niyetle geldigini, amacin ne oldugunu, Bektasilik hakkinda hangi düsünceye sahip oldugunu, kisiligini arastirirlar vs. vs. Ama bil ki, hic bir zaman "Gel seni Bektasi yapalim" demezler. Durum senin elinde: eger iliskiyi koparirsan: canin sag olsun, eger irtibata devam edersen: eyvallah!! Kendini kabul ettirmek zorundasin, cünkü Bektasilerin yolu Haci Bektas Veli'nin ve Caferi Mezhebinin yorumudur. Bunlari kabul etmek zorundasin. Yani ne bileyim, o eski sünni tasavvuf filmlerdeki gibi bir talip'i nefsi deneme misalisi gibi seni tuhaf ve garip, iskence diyebilcegimiz kadar ileri gidip mesela köpek'le ayni tas'dan yemek yedirtmezler. Iyi düsünmen gerek, cünkü Bektasilerden nasip aldiktan sonra yolundan dönmek mübah'dir. Nasip alma törene girdigin zaman bile yine vaz gecme hakkin var, ama nasip aldiktan ve gereken dualar/ gülbenkler okunduktan sonra Bektasi (yani nasipli bir can) oldun. Ondan sonra hangi Baba'dan nasibini aldiysan ona bagli kalirsin. Bilmem bu kadar yeterli mi idi? Anlattik'ta baya :) Vahap'in yazdigina gelince: Söz aslinda böyle dogru bulmuyorum. Yanlis anlasilir bence. Normal'de her Bektasi Alevi'dir (cünkü Bektasilik Alevilik'in icindedir), fakat her anadan dogma Alevi Bektasi olamaz (cünkü Bektasi olmasi icin nasip almasi gerek). Vahap demek istedigi su galiba: Her Alevi zaten Haci Bektasa gönülen bagli, o yüzden "Bektasi" 'dir, fakat Alevi olmayan'da (mesela Sünni, Hristiyan, Yahudi vs. olan) kendini kabul ettirikten sonra Bektasilige girebiliyor. Ben yani böyle anladim. Ama dogru'mu buluyorum, o baska bir konu! Kal saglikca! Öz Bektasi blue 29.10.2005, 14:30 sevgili özbektaşi yanılmıyorsam siz bektaşisiniz?benim kökenlerimde zaten bektaşilik var ben bunları araştırıyorum.çünkü bunlar unutulmuş ve yeni nesillere aktarılmamış.araştırmalarım sonucu atalarımın doğdukları bulgaristan köylerinde OTMAN BABA öğretisi varmış.bunu yeni öğrendim ve şimdi kendimi her zamanyakın hissetiğim hatta içimi titreten bu hisse daha yakın olmak için çabalıyorum.türkçe dualar öğrenmek istiyorum.planlarımda oraları ziyarette var ancak ne öğrenirsem kardır diye düşünüyorum.bizimkilere dağlı deniyor ancak toplumsal bir baskı sonucumudur bilemiyorum.alevi olduklarını ya bilmiyor yada kabul etmiyorlar.semah dönmüyorlar yalnız çocukluğumdan beri gördüğüm bu inasanlar sonderece hoşgörülü ve hümanistler.eğitim almadıkları halde tüm büyüklerim çok görgülü ve kalender insanlardı buda ruhlarındaki farktan geliyor. felsefeleri çok güzel.size teşekkür ederim .son bir sorum var.dualarınız nasıl acaba?bunları paylaşırmısınız.bizlerde namaz vardı.ramazanada üç gün oruç tutulurdu. ve hacca giderdi büyüklerimiz.tüm bunlar bölgesel farklarmıdır sizce? ErdalNET 29.10.2005, 17:40 [quote=Alevimen]Bektaşi olunur ama alevi olarak doğmayan biri alevi rütbesini kazanamaz.[quote] Bu söze katılmıyorum. Sadece dedelik makamı doğularak kazanılır çünkü dedelik peygamber soyundan gelenlere verilen bir makamdır. Ancak onun dışında aleviliği kabul eden her birey alevidir. MarineEngineer 30.10.2005, 16:53 SLM ARKADAŞLAR; Bende koyu bir bektaşiiyimdir.Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli anadolu alevliinin temel taşlarını oluşturur.Bir çok Bektaşide bektaşilii bilmez daha dorusu alevi olduunu bilir ama bektaşii olduunu bilmez.Ve de Türkiyede Hacı Bektaş Veli pek tanınmaz öğretisi felsefesi bilinmez veya bilinmek istenilmez ama inanın Amerika ve avrupanın bir çok üniversitesinde Hacı Bektaş Veli ayakta alkışlanır.Atatürkünde bir bektaşi olduu söylenir.Çünkü bu öğreti atatürkün yaşam feksefesine ve karakterine bire bir uyum gösteririr.Bektaşiilin diğer alevi kültürleri ile tek ortak yönü vardır o da ehlibeyt sevgisidr.Öğreti ve niyazlarda farklılık gösterir. Bektaşiilik anadolu aleviliinin kültür hamurudur. polata 31.10.2005, 13:41 Bektaşi olunur ama alevi olarak doğmayan biri alevi rütbesini kazanamaz. diğer bazı dinlerde olduğu gibi dini ritüel yapıp aleviliğe geçme durumuda bulunmuyor. Şu anda kitli olan bir başka konuda bununla ilgili düşünceler tartışılmıştı.Orada da kendi düşüncemi buna katılmadığımı belirtmişitm. Alevilik bir inanç, dinsel bir felsefe, İslam içerisinde yer alan bir kol, görüş, düşünce ve ibadet harmanı ise sonradan Alevi olunamaz demek bir hata.Elbetteki Alevi anne-babadan doğan birisi Alevi inancına göre yetişir büyür ve Alevi olur ancak nasıl ki insanlar din değiştirebiliyorsa o dinlerin içerisinde farklı mezhep, kol ve tarikatlara da geçiş yapabilirler. hasan1 01.11.2005, 21:36 Bektaşi olunur ama alevi olarak doğmayan biri alevi rütbesini kazanamaz. diğer bazı dinlerde olduğu gibi dini ritüel yapıp aleviliğe geçme durumuda bulunmuyor. fakat bir alevi gibi yaşayabilirsiniz, bir alevi gibi ibadet edebilirsiniz.. alevi yolunu ve değerini takip edersiniz kimse buna karşı gelmez çünkü alevilerin her millete saygısı vardır ve bir dışlama sözkonusu olamaz. daha önce forumda Özbetaşi nickiyle Bektaşilik hakkında yazı: selam peki insanin kafasi karisiyor dedemizden babamizdan duydugumuz biz aleviyiz gecmis icin bir dogru dürüst kanit yok sadece bildigimiz hz aliyi sevmemiz alinin yolundan gitmemiz bu kadar yeterlimi acaba alevilik bumu saygilar özgüreren 05.11.2005, 22:08 Bu söze katılmıyorum. Sadece dedelik makamı doğularak kazanılır çünkü dedelik peygamber soyundan gelenlere verilen bir makamdır. Ancak onun dışında aleviliği kabul eden her birey alevidir. :)şimdi ben peygamber soyundanmıyım ne alaka dostum ya lütfen,dedelik ocak sahipleri ve o ocak'a bağlı insanlara verilen söylemdir.Hünkar Hacı Bektaş Alevidir yolu Hz.Ali'nin yoludur..anadoluya ilk geldiğinde erenlere şöyle seslendi Allah için resulu Muhammed için Ehlibeyt için umarım mezhebimizde birdir..yanlış hatırlıyorsam düzeltin...ve Hacı Bektaş Aleviliği yaymak için bir tarikat kurmuştur Alevilikten kesinlikle ayrı değildir..sonradan başkaları tarafından ayrılmışsa o başka..saygılarımla OzBektasi 08.11.2005, 17:49 Selamlar... Ilk önce sunu belirtmek isterim ki, istemiyerek acaip bir hata yaptim: Demissim ki: Iyi düsünmen gerek, cünkü Bektasilerden nasip aldiktan sonra yolundan dönmek mübah'dir. Mübah degil, Mekruh demek istemistim! Kelimeleri karistirmissim, simdi yine görünce fark ettim.. Kusura kalmayin. Blue arkadas, Merhaba! Anlattigin grub'u tanimiyorum. Birazcik daha bahsedermisin lutfen? Otman Baba'dan duymusum tabi, ama senin anlattigin seyler'i bilmiyorum. Semah dönmüyorlarsa o zaman Cem'de yapmazlar herhalde..?! Sorularina gelince: Bektasilikte Du'a ve Gülbeng arasinda fark vardir. Du'alar daha cok Kur'an-i Kerim'den ilham alinmis bir Cagri'dir.. Gülbeng'in grameri bile bambaska'dir. Dualar genellikle arapca, gülbengler ise türkce olur. Erkana ve duruma göre gülbeng ve dualar okunur. Namaz, oruc, hacc olayina gelince: Bektasilige bir cok kisi Seriat akidelerini yerine getiren Seriat'a saygi duyan önemli kisiler nasip alarak girmistir. 5 Vakit namazini kilan (hatta Namaz kilinmasa bile Seriata saygi'dan dolaya Ezan okuyan), Ramazan'da oruc tutan, ve her sene Hacca giden Bektasiler olmusdur, ve bunda zerresine kadar bir yanlislik yok! Yanlislik, eger sen Seriat'i Bektasiligin vaz gecilmez bir parcasi olarak gösterirsen o zaman Milionlarca insani topyekün Bektasi etmis olursun. Bektasilige girmis bir can, Seriati astigini demek'dir. Zaten Bektasiligin amaci Seriat itikatlari yasatmak degildir, bir insani kamil yetistirmek'tir Bektasiligin ana hedefi. Namaz kilip, oruc tutup'da kamil olursun, kilmadan da... Haa ama bu var ki: ibadetsiz hic bir yere varilmaz, hic bir menzil asilmaz, cünkü ibadetler birer vesiledir... Daha cok Bilgi edinmek icin, Haydar Kaya Baba'nin - "BEKTASI ILMIHALI" Kitabini öneririm. Muhabbet ile... gulizar 12.11.2005, 23:52 gecenlerde alevikonseyine Alevilik ve Bektasilik hakkinda soru yazmistim,cevap olarak bunu göndermislerdi sagolsunlar,bende sizinle paylasayim dedim.. saygilar. BEKTAÞÝLÝK Hacý Bektaþý Veli adýna kurulan, Hz. Ali ve On Ýki Ýmam sevgisine dayanan Anadolu ve Balkanlarda yayýlan günümüzde de varlýðýný sürdüren önemli bir Alevi tarikatýdýr/örgütlenmesidir. Bektaþiliðin doðuþu 1240 yýlýna dayanýr. Babailer isyanýnýn bastýrýlmasýndan sonra Baba Ýshak’ýn halifesi olan Hacý Bektaþý Veli etrafýnda toplananlar Hz. Muhammed’i mürþit, Hz. Ali’yi rehber, Hacý Bektaþý Veli’yi de pir olarak kabul ettiler. Bektaþilik genel anlamda Alevi inancýný oluþturan Hz. Ali, On Ýki Ýmamlarý esas almasýnýn dýþýnda eski Türk kültürünü ve Anadolu inançlarýnýn bazý olumluluklarýný da alarak geliþmesini tamamladý. Bektaþiliði kurumlaþtýran kiþi Balým Sultan’dýr. Bektaþilik idare bakýmýndan iki kola ayrýlýr. Babaganlar ve Çelebiler. Babaganlar kendilerinin Hacý Bektaþ’ýn "yol evladý" olduklarýný belirtirler. Babaganlar daha çok kentlerde örgütlendiler. Çelebiler kendilerini Hacý Bektaþ’ýn "bel evladý" olduklarýný belirtirler. Çelebiler daha çok kýrsal alanda örgütlendiler. Bütün bu çeliþkilere raðmen Bektaþilik geliþmesini sürdürdü. Osmanlý ordusunun özel birlikleri olan Yeniçerilerin tamamýna yakýný Bektaþiydi. Padiþah II.Mahmud Yeniçeri ocaðýný kaldýrýrken Bektaþiliði de yasaklamayý ihmal etmedi (1826). Bektaþilik günümüzde Alevi inancýnýn en önemli öðesi niteliðindedir. Bir çok Bektaþi kuralý Alevi inancý içinde kabul görmüþtür. Hacý Bektaþý Veli’nin Türbesi de bulunan Nevþehir ilinin Hacýbektaþ ilçesi bu anlamda sadece Bektaþiler için deðil, bütün Aleviler için önemli bir merkez konumundadýr. gulizar 13.11.2005, 00:40 burda tekrar Bektasilik anlatiliyor belki ilginizi ceker dedim.eger gereksiz ise kusuruma bakmayi,yani fazla ekledimse.. Alevîlik, Sünnîlik ve Politika Şakir Keçeli Baba Türk Yurdu, Şubat 2005, Sayı 210 Zaman zaman bilerek, zaman zaman da bilmeden, bilimsel yanlışlar yapıyoraz. Bu yanlışlardan birisi de, Bektaşîlikle Alevîliği birbirinden ayırmak ve aynı anlama gelen bu iki sözcük arasına ve sözünü yerleştirmektir. Bu nedenle “Alevîlik ve Bektaşîlik” diye yazmak veya söylemek hem Alevîliği ve hem de Bektaşîliği yanlış tanıtmak demektir. Alevîlik-Bektaşîlik hatta Kızılbaşlık, aynı yolu anlatan, eş anlamlı (sinonim) sözcüklerdir. Türkiye ve Balkanlar’da yaşayan Alevî ya da Bektaşîler, Hünkâr Hacı Bektâş Velîye bağlıdırlar. O nedenle de Hz. Pîr’in öteki adı da Serçesine, yani Başpınar’dır. Anadolu, Irak ve Balkanlar’da yaşayan Bektaşî/Alevîler belli sil-sile-i merâtib(1) ile aşağıdan yukarıya doğru birbirlerine bağlıdırlar. Küçükten büyüğe doğru oluşan bu zincirin tepesinde, yani en ucunda Serçeşme Hacı Bektâş Velî yer almıştır. Alevîlik/Bektaşîlikte bu zincir “El ele / El Hakk’a” diye tanımlanır. Aslında bu tanım, Kur’ân-ı Kerîm’in bir buyruğunu Türkçeleştirmekten, daha doğrusu Türkleştirmekten başka bir şey değildir. Çünkü 48 Fetih Sûresi 10. âyetinde, “Sana bi’at edenler ancak Allah’a etti/ Hakk’ın eli onların elleri üstündeydi…” diye buyurulmuştur(2). Bu buyruk üst üste gelen elleri anlatmaktadır. Bektaşîliğin pirleri âyette geçen sözleri, “El ele/El Hakk (Allah)’a” diye Türkçeleştirmiş ya da Türkleştirmişlerdir. Hacı Bektâş Velî zincirin en ucunda yer aldığı için, her yıl milyonlarca insan onu ziyarete gitmektedir.(3) Burada bir ayraç açmak istiyorum; Alevîliği İslâm dininden ve ulusal bütünlüğümüzden koparmak isteyenlerin iki düşmanı vardır. Bunlardan birincisi Hz. Pir, ikincisi ise yüce Atatürk’tür. O yüzden de Hacı Bektâş Velî ve onun adına düzenlenen törenler, sol adına sık sık boykot edilir. Abdullah Öcalan ve şürekâsına göre yüce pîr “Osmanlının kontrgerillâsıdır. Bektaşî tekkeleri de muhbirler barınağıdır”. İslâm adına konuştuğunu söyleyen bir bölüm (ikrarlarına göre) Müslüman da, Alevîliğin İslâm’a aykırı olduğunu ve bu nedenle onun İslâm’la ilişkisi bulunmadığını iddia etmektedirler. Bu iddianın sahipleri de, ötekiler gibi hem Atatürk ve hem de Hacı Bektâş Velî’ye karşıdırlar. Birbirine taban tabana zıt oîan bu iki görüş düşmanlıkta tam olarak uyum içindedirler… Türkiye’de ve Balkanlar’da yaşayan Bektaşîler ve Alevîler arasında inanç ve erkân (kural) açısından öze ilişkin hiçbir fark yoktur. Farklılık ayrıntı ile ilgilidir. Bu nedenle rahmetli Fuat Köprülü çok haklıdır ve Bektaşîler iki kanada ayrılırlar. Kentte yaşayanlara kent Bektaşîsi, köyde yaşayanlar ise köy Bektaşîsi demek gerekir. Köy Bektaşîleri 18. yüzyıldan sonra Alevî adını aldılar. Ama erkânlarında öze ilişkin değişme yapmadılar. Alevîlik/Bektaşîlik “Kur’ân’ın gerçek anlamını ele alan, İslâmlığı Türk ulusunun (4) dini hâline getirmeyi amaç edinen bir düşünce sistemidir”.(5) Ona tarîkat (yol) diyenler yanılmaktadır. Çünkü “O bir tariyk değil, geniş bir hoşgörürlük, bütün dünya uluslarını ve dinlerini sarabilen bir tefekkür (fikir) sahibi olma zenginliğine sahip olarak, Türk’ün İslâmiyetidir. Türk’ün din anlayışıdır”.(6) Fakîr, Alevîlik/Bektaşîliği şöyle tanımlamaktadır: “Kur’ân’dâ tohumları bulunan, Araplar tarafından geliştirilen ve İranlılar tarafından zenginleştirilen Mutezile, Kaderiyye ve Şiîlik gibi İslâm yorumu; Horasan Erenleri adını alan mutasavvıflar eli ile Türkleştirilmiş, Anadolu Erenleri tarafından da Anadolu toplumuna ve on bin yıllık kültürüne uyarlanmıştır. Böylece tarih sahnesine, Bektaşîlik, Kızılbaşlık ve Alevîlik adı verilen İslâm dini yorumu çıkmıştır”. Bu nedenle Bektaşîlik/’Alevîlik tarikat olmayıp, İslâm dini yorumudur. gulizar 13.11.2005, 00:41 devami Anadolu halkı İslâmiyet’le 640 yıllarında tanışmıştır. Araplar 640 yılından sonra, Anadolu insanını Müslümanlaştırmak için çok büyük çabalar harcamışlar, ama asla başarılı olamamışlardır. On birinci yüzyılın ikinci yarısına doğru, Türkler Anadolu’ya akın akın gelmeye başladılar. Arapların 400 yıl boyunca Müslümanlaştıramadığı Anadolu insanı, yüz yıl içinde Müslümanlaştı ve Türkleşti. Müslüman olmakla kalmadı Haçlı seferlerine kahramanca direnerek İslâm’ın yok olmasına engel oldu. Bu mucizevî başarı, Türk ruhunun ve onun hoşgörülü, uzlaşmacı, karışıma (senkretist) ve dayanışmacı karakterinin ürünüdür. Bektaşîliği (7) tam olarak kavrayabilmek için tarih sahnesine çıktığı günlere bakmak gerekir. Anadolu, 13. yüzyılın başlarında, büyük Türkmen ayaklanmasını, yani Baba İshak veya Baba İlyas ayaklanmasını yaşadı. Bu ayaklanma sırasında, iki yandan on binlerce Türk şehit oldu. Selçuklu ordusu başkaldırıyı bastırdı. Ama, nefesi de tükendi. Nefesi tükendiği için de Moğol akınlarına engel olamadı. Moğol akınları sonucu Anadolu’da yaşayan aynı soydan, aynı dilden olan insanlar birbirlerine düşman oldular. Türkler dünya saltanatı için birbirlerinin kanını döküp, mallarını yağmayı “şecaat (yiğitlik)” saydılar. Âşık Paşa-yı Velî’nin birliği öven ve birliğe özlem duyan şu sözleri bu vahşeti önlemeye yönelik sözlerdir: “Birlik aslında diyeni bir sana Devlet ola işbu söz dinleyene … Bize birlikten sebak tutmak gerek İkiliği kuyup birliğe bitmek gerek…” (8) Selçukluların ilim dili Farsça, din dili (9) ise Arapça idi. Devlet bürokrasisi Parslı’ların (İranlı), mahkemeler ise Arapların elinde idi. Devletin mahkemelerinde Türkçe değil Arapça konuşuluyordu, Türklük ve Türk kültürü adım adım eriyordu. Selçuklu başkentine Fare ve Arap kültürü egemendi. Tüm medreseler Farsça ve Arapça eğitim, veriyorlardı. Türk soylu düşünürler, Türklüğün bu asimilâsyonuna (özümlenmesi) Kırşehir’i (Gülşehri) merkez edinerek direndiler. Bu ilde eğitimini Türkçe yaparı Çaça Bey Medresesi kuruldu. Ahi Evran (Elvan) Ahilik etrafında tüm Anadolu esnaflarını topladı. Şeyh Süleyman (Türkmâni) kırsal alana egemen oldu. Âşık Paşa-yı Velî Türk dili ile mesnevi yazılabileceğini kanıtladı. Onun Türkçeyi öven ve yabancı dillere ve bu dillerle kitap yazan kişilere kızan şu sözleri çok ilginçtir: “Türk diline kimesne bakmaz idi ‘Türk’lere her giz gönül akmaz idi Türk dahi bilmez idi ol dilleri … Tâ ki mahrum kalmaya Türk’ler dahi Türk dilinde anlayalar ol Hakk’ı … Ma’niyi bir dilde sanmam söz heman Cümle diller ânı söyler bi-güman” (10) Dünya aşiretler, kabileler hâlinde yaşarken, ulus ve de ulusallık insanlığın bilinmezi (meçhulü) iken, Anadolu’da bir ulusal uyanış başlamıştı. Ser Çeşme Hacı Bektâş Velî, Horasan Erenlerinin ürettiği tasavvufu halklaştırdı. Orta Anadolu’da başlayan ulusal tepkiyi kurumlaştırarak halka yaydı. Böylece Anadolu’nun ulusal birliğinin düşünsel temelleri atılmış oldu. Onun temelini attığı, Bektaşîlik tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların yani Anadolu halkının sosyo ekonomik özellikleri ve Türk ruhu ile tam uyum içindedir. Öyle olduğu için de Anadolu halkı onu kısa zamanda benimsemiş ve türlü saldırılara karşın, bugüne değin de yaşatmıştır. “İki yüz çadırdan ibaret olan” Kayı Boyu, Hacı Bektâş ve çağdaşlarınca yaratılan bu birliğin üzerine oturdu ve iki yüz hane dünyaya dört yüz yıl egemen olan Osmanlı Devletini böyle kurdu. Sen Osmanlı İmparatorluğunun alt yapısını hazırlayacaksın, Fatih’e kadar da senin zihniyetin devlete egemen olacak, birtakım şarlatanlar ya da emperyalizmin ayvazları sana azınlık diyecek, buna ancak ve ancak gülünür. Bektaşîlik/Alevîlik Yol zinciri, Hz. Peygamber’in hizmetkârı Muhammed Yesârî’nin oğlu Kasan Basri’ye Hace Yusuf Hemedâni’ye ondan da Şeyh Ebû Ali Fârmidi, Ebû Hasan Harkanî, Bayezid-i Bestâmî vb.’ye uzanır. Bunlardan da İmâm Ca’fer Sâdık hazretlerine, son olarak da Hz. Alî’ye dayanır. Bektaşîlik/Alevîliğin “İslâm’la ilgisi yoktur” demek, üç-beş çokbilmişin kararı ile yeni bir din yaratmaya kalkışmaktan başka bir şey değildir. İnsanlık tarihi emirle ya da seçkinlerin kararı ile din yaratılamayacağını bize öğretmiştir. “Alevîli/Bektaşîlik İslâm’ın dışındadır” diyenlerin babalarına, analarına, amcalarına, dayılarına “Sen Müslüman mısın?” diye sorulduğunda, “Elhamdülillah Müslüman’ım” yanıtını verirler. Bu nedenle “Alevîlikle İslâm’ın ilişkisi yoktur” diyenler, ana ve babalarını bile ikna edememişlerdir. Alevîlerin azınlık olduğunu ileri sürmek cehalet değilse ön yargıdır. Avrupa Birliğine dahil olan devletlerden bazıları Türkiye’de azınlık yaratma psikozuna yakalanmışlardır. Türkiye’de yaşayan Alevîlerle, Kültlerin kaderinin bir olduğunu ısrarla işlemektedirler. Alevîler bu ülkenin gerçek sahipleridir. Cumhuriyet Alevîliğin 300-400 yılık düşüdür.(11) Bektaşî/Alevîlerin 1919 yılındaki mürşitleri Salih Niyazi Dedebaba ve Cemâleddin Çelebi, boynunda idam fermanı olan Atatürk’ü, bir evliya gibi karşılamışlardır. Kurtuluş Savaşında, Çanakkale’de, Allâh-ü ekber dağlarında on binlerce Alevî’nin ve Kürt’ün kanı dökülmüştür. Alevî’yi Sünnî’den; Kürt’ü Türk’ten ayırmak demek bir vücudu ikiye bölmek demektir. Geçmişte ve hâlen, Alevîlik de Sünnîlik de politikada kullanılmıştır. Politikaya karışan ya da karıştırılan dine din diyemiyorum. Dini politikanın aracı yapanlar, dini koltuk değneği gibi kullananlardır. Türkiye’nin ne yapması gerektiğini araştırmaya veya bunu uzun boylu tartışmaya gerek yoktur. Kafamız gayr-ı millî çevrelere kiralanmamışsa, midemizden bir yerlere bağlanmamışsak, cumhuriyet tarihim iyice okursak orada ne yapmamız gerektiği yazılıdır. Atatürk döneminde Alevîlik-Sünnîlik, Kürtlük-Türklük tartışması yoktu. Türkiye, dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biri idi. Binlerce Kürt okuyup yazmaya başlamıştı. Ülkemizin doğu ve güneydoğu bölgesi demir ve kara yolları ile batıya ve dünyaya bağlanmıştı vb. Yapmamız gereken şey, Atatürk’ün yaptıklarını tekrar etmektir. “Koşullar değişti, zaman geçti” sözleri Türk’ün birliğini, birbirini sevmesini, uluslar arasında saygın bir yeri olmasını istememek demektir. Ya da Tanzimat’ın “Biz adam olmayız” sözünü kabullenmektir. Hiçbir şey değişmedi. Değişen uşak olmaya alışanların efendisidir… Tanrı; milletimize birlik, gönlümüze esenlik, hanemizde dirlik nasip eylesin. Gerçeğe Hû! Kizilbas 66 15.11.2005, 08:04 Sevgili Canlar........ Bektasilik bir Aleviliktir,Aleviligin bir koludur.Bektasilik, Hace Bektasi Veli (1209-1272) adina kurulan bir Tarikattir.Hz.Ali ,Ehlibeyt sevgisine dayanir.Olgunluk,esitlik,özgürlük gibi cagdas ilkeleri bagrinda yesertmis ve kendi kurallarini olusturmustur.Bektasiligi Hace Bektasi Veli baslatir,müritlerince sürdürülür,yayilir ve kurumlasir.Bu inanc kurumu giderek Osmanli Devletinin kurulusunda ve Yenicerilerin olusumunda dogrudan ve dolayli görevler üstlenir.Bu sürecte Kizilbas-Alevi tabandan kopar ve uzaklasir. "Köy Bektasiligi, Kent Bektasiligi" ayrimi böyle dogar.Kizilbas Alevilere "köy Bektasileri,Sehirlerde kentlerde yasayan Bektasilerede , Bektasi denir. Bektasilik bir Tarikat oldugundan,bu yola giren,ilke ve kurallarini benimseyen herkes Bektasi olabilir.Oysa; Kizilbas -Alevilik soya baglidir.Ana-Babasi Kizilbas-Alevi olan ,yalnizca Kizilbas-Alevidir. Kisaca BEKTASILIK ,Aleviligin ,eski Anadolu medeniyetleri,inanc ve kültürleriyle kaynasmasindan (Sentezinden) dogan ve Haci Bektasi Veli yle kurumlasan insan sevgisi ve hosgörüsüne dayanan inanc sisteminin genel adidir.... OKUNACAK EN BÜYÜK KITAP INSANDIR: BILIMIN YOLUNDAN GIDILMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR..... Sevgilerimle............ blue 17.11.2005, 23:58 sevgili özbektaşi yanıtların için çok teşekkürederim sağolasınGülbengleri nasıl bulabilirim yazılı bir kaynak biliyormusun acaba? blue 18.11.2005, 00:06 gulizar müthişsin ağzına sağlık Şoreş 01.03.2006, 01:56 Bektaşilik bir Alevi tarikattır.Aleviliğin bir koludur :) Doğru muyum? :) arda24 01.03.2006, 03:35 aleviliğin doğuştan olduğu bektaşiliğin ise tarikatta öğrenildiği kesin bir öğreti canlar.yani sonradan bektaşi olabiliyorsun ama sonradan alevi olamıyorsun.Alevilikle ilgili kitaplarda var bunlar.yani sonradan alevi olunmaz diye bi öğreti var.bu yorumla değişmez.dedelik soydan gelir ama soydan gelen herkes dede olamaz.aklı yerinde ve dedelik vasıflarında olacak.eğer soyda bu vasıflarda birisi yok ise bu vasıflardaki biri de ocak ta önderlik yapabilirmiş ama ona dede denmezmiş.bunlar şahkulu sultan dergahının kitapları var dostlar oradan okunabilir.güzel zevkli yazılar var aslında okumakta fayda var. bektaşilikte aleviliğin kolu değil,çünkü buradaki mantığa göre bi kişi sonradan alevi olamıyor,ama bektaşi oluyor.demekki alt kolu olamaz.ama esasta alevi anlayışta oluşmuş,yani alevilikten oluşmuş bi tarikat diyebiliriz.sünnilere alevilikteki özü aktarmak için olabilir. Şimdi benim merak ettiğim olay da şu.insan alevi olarak doğar yani yahudilerde var bu alevi olmak için ailen alevi olmalı.ama tam bilmediğim şu hem anne hem baba da alevimi olacak,yani anne sünni diyelim çocuk alevi olmuyormu?öğrenelimde ona göre evlenelim =)) |