selin
05.09.2006, 11:21
Bâcıyân-ı Rûm
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda, Türk unsurların ne türden fedakarlıklar yaptıkları ve nasıl insanüstü bir gayret sarfettikleri, bugünden bakılınca daha da netlik kazanıyor. Adeta ''kellelerini koltuklarına alarak'' Anadolu'nun yeniden İslamlaşması ve Türkleşmesi için çaba sarfeden pek çok Teşkilâtın içinde biri var ki, bir yönüyle benzerlerinden kesin olarak ayrılıyor: Bâcıyân-ı Rûm. Fatma Bacı isminde ve Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerine yakınlığı ile bilinen tasavvuf ehli bir kadının önderliğinde kurulan bu kadın Teşkilâtı, özellikle İslamlaştırma çalışmalarına aktif olarak katılması ve asker Teşkilâtında kilit roller üstlenmesiyle, modem anlamda bir ''sivil inisiyatif örgütünün'' belki de en sağlam örneklerinden birini teşkil ediyor. Bâcıyân-ı Rûm, Anadolu'da faaliyet gösterirken o dönem Avrupa'sının, kadınlarını engizisyon mahkemelerinde susturmayı marifet zannetmesi de ayrıca şayan-ı dikkattir.
Türk tarihinde ilk kez Âşıkpaşazâde'nin XIII. yüzyıl Anadolu'sunda varlığından bahsettiği Bâcıyân-ı Rûm (Anadolu Bacıları) Teşkilâtı, tarihimizin en ilginç konularından biridir. Âşıkpaşazâde, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda rolleri olan dört taifeden bahsederken, “... ve hem de bu Rûm'da dört taife vardır: Kim misafirler içinde anılır biri Gaziyân-ı Rûm ve biri Abdalân-ı Rûm ve biri Bâcıyân-ı Rûm ve biri Ahiyân-ı Rûm...” şeklinde sıralamış, üçüncü sırada Anadolu Bacıları Teşkilâtından bahsetmiştir. Müellif devamla, “...imdi Hacı Bektaş, bunların içinden Bâciyân-ı Rûm'u ihtiyar etti kim Hatun Ana'dır anı kız edindi...” diye kaydeder.Âşıkpaşazâde, bu Teşkilât ile ilgili kitabının sadece bir yerinde bahsediyor, fazla bilgi vermiyor.
İlk defa F. Köprülü, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda içtimai teşekküllerin rolünü incelerken, Âşıkpaşazâde'nin ''Bâcıyân-ı Rûm'' diye adlandırdığı zümre hakkında verdiği bilgileri Bektaşi rivayetleri ve başka kaynaklarla da teyit ederek hakikaten Ortaçağ Anadolu'sunda kadınlar tarafından kurulmuş bir sosyal zümrenin varlığına dikkatleri çekmiştir.Ancak F. Köprülü, bu Teşkilâtın mahiyeti ve çalışmaları hakkında bir bilgi vermemiştir.
F. Köprülü'den 60 sene sonra Mikail Bayram, Anadolu Bacıları Teşkilâtı hakkında ilk çalışmayı yaparak, bu kuruluşun teessüsü, mahiyeti, çalışmaları ve sosyal fonksiyonları hakkında çeşitli bilgiler vermiştir. M. Bayram'ın söz konusu Teşkilât hakkındaki eserinde dayandığı kaynaklar tartışılsa da şu ana kadar konuyla ilgilenen olmadığından, tarihimizin muğlak kalmış bu hususu için önemli bir çalışma olduğu ortadadır.
TÜRKLERDE KADIN
Türk tarihine bakıldığına kadınların her dönemde içtimaî ve siyasi mevkileri açısından önemli bir konumda oldukları görülmektedir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Oğuzlar'da hükümdar eşleri de hakanlar gibi soylu bir boydan seçilirlerdi. Kağanların yanında kendilerine daha sonra hatun ünvanı verilmek suretiyle her konuda söz sahihi idiler. İtibarları Türkler Müslüman olduktan sonra da devam etti. Karahanlılar, Harzemşahlar ve Selçuklular tarihi bunun misalleri ile doludur. Aralarında devlet siyasetine yön verenler, devlet reisliği yapanlar ve naip olarak devleti idare eden hatunlar vardı. İbn Batuta'nın verdiği bilgiler, Ö. L. Barkan'ın araştırmaları, Danişmendnâme, Dede Korkut ve Menakıbnâme gibi eserler, Anadolu'da kadınların çok önemli siyasi, askeri ve sosyal faaliyetlerde bulunduğuna dair öneklerle doludur.
Hatun Ana ya da Kadıncık
Âşıkpaşazâde, verdiği az bilgi içerisinde Hacı Bektaş'ın Bacılara yakınlığından ve bunların ileri gelenlerinden olduğu anlaşılan Hatun Ana 'ya bağlılığından da söz etmektedir. Bu arada Hacı Bektaş'ın gizli ilim ve kerametlerini bu Hatun Ana'ya gösterdiğini, nesi varsa ona emanet ettiğini bildirmektedir. Hacı Bektaş'ın ölümünden sonra onun mezarını yaptırdığını da yazan müellif, '' ...Abdal Musa dirlerdi bir derviş vardı Hatun Ana'nın muhibbi idi ol zamanda şeyhlik ve müridlik fariğlerdi Hatun Ana ol azizin üzerine mezar itti geldi bu Abdal Musa bunun üzerinde bir nice gün sakin oldu Orhan Gazi devri geldi gazalar etti... " ifadesiyle Hatun Ana ile Abdal Musa arasındaki ilgiyi belirtmektedir.
Hacı Bektaş'ın menakıbnâme’sinde de bu Bacı'nın adı ''Fatma Bacı'', ''Fatma Ana'' ''Kadıncık Ana'' ''Kadıncık'' olarak sık sık geçmektedir. Vilayetnâme'de “Hünkar Hacı Bektaş Veli, Rûm ülkesine yaklaşınca es-selamu aleykum Rûm 'daki erenler ve kardeşler diye selam verdi. Bu sırada Rûm ülkesinde 57 bin Rûm ereni sohbette meclisteydi. Hünkarın selam verdiği Fatma Bacı 'ya malum oldu Fatma Bacı ayağa kalkıp Hünkarın
bulunduğu tarafa döndü, elini göğsüne koydu, üç kez aleykümüs-selam dedi yerine oturdu kaydı vardır.
Bu Fatma Bacı, Âşıkpaşazâde'nin bahsettiği Hatun Ana olmalıdır ki Vilayetnâme'de daha sonra Sulucakaraöyük'te Hacı Bektaş'ın Kadıncık Ana'nın evinde yerleştiği ve her taraftan muhip müritleri gelip ıhtırılmaya başlandığı kaydedilir. Âşıkpaşazâde'de geçen Abdal Musa, Kadıncık Ana'nın mürididir. Vilayetnâme bize Kadıncık'ı erenlerin anası olarak takdim eder. Gerek Âşıkpaşazâde Tarihi gerek Vilayetnâme, her İkisinden çıkan sonuç, adı geçen dönemde Fatma Bacı'nın liderliğinde kadınlardan oluşan bir sosyal teşekkülün varlığıdır. Hacı Bektaş ve Bektaşiler hakkındaki menkıbelerden XVI. yüzyılda Âlî’nin Künhü'l-Ahbâr ve Evliya Çelebi'nin Seyahatname’sinde bahsedilmesi Âşıkpaşazâde'nin Hacı Bektaş hakkında verdiği bilgilerin doğruluğunu göstermektedir.
Cengâverim, Pirim Hacı Bektaş
Anadolu Selçukluları zamanında ortaya çıktığı anlaşılan Anadolu Bacıları'nın, kesin olarak ne zaman ve kim tarafından kurulduğu tespit edilememiştir. O zamanın sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi şartlarının tabii bir sonucu olarak doğmuş ve Anadolu Ahileri'nin sanki kadınlar koluymuş gibi bir görünüm de arz etmektedir. Ahiler, Uç bölgelere göç ettikten sonra Bacıların da bu bölgelerde yoğun faaliyetlerde bulunduklarını görmekteyiz. Niğdeli Kadı Ahmed de Niğde ve çevresinde Taptuklu Türkmen kadınlardan ve faaliyetlerinden bahsederken yine bu Bacıları kastetmiş olmalıdır.Nihayet F. Köprülü, Anadolu Bacıları’nın
sırası gelince müsellah ve cengaver olan bir kadınlar Teşkilâtı olduğunu katiyetle belirtmekte, hatta Bektaşilerin Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin bunlarla münasebetini de teyit etmektedir.
A. Yaşar Ocak da Bektaşilerle ilgili makalesinde Abdal Musa'dan bahsederken, Fatma Bacı'nın Anadolu Bacıları Teşkilâtından olduğuna şüphe bulunmadığını belirtmektedir.S. Divitçioğlu da Anadolu Bacıları'nı Anadolu Abdalları (Horasan Erenleri) içerisinde incelemektedir. Ona göre Anadolu Abdallarının piri Hacı Bektaş Veli, Anadolu Bacıları'nın piri de Fatma Bacı'dır. “Anadolu Abdalları ile Anadolu Bacıları heterodoks inançlar çerçevesinde kendilerini Tanrıya adamış baba, derviş, şeyh, fakir ve hacı diye adlandırılan din adamlarıyla onların erkek ya da kadın müritleridir” ifadesiyle de bunların Osmanlı Devleti'nin kuruluşu sırasında Anadolu Abdal1arı (Abdalân-ı Rûm) ile beraber dini işlevleri yöneten dini-tasavvufi bir zümre olduğunu öne sürmektedir.
İslamlaştırma etkisi
XIII. Yüzyıl Selçuklu Anadolu'sunun içinde bulunduğu buhranlı yıllar göz önüne alınırsa bu kuruluşun önemi daha da iyi anlaşılır. Kuruluş ve çalışma şekli ne olursa olsun öyle anlaşılıyor ki Bacılar Teşkilâtı, toplum içinde boşluğu ve eksikliği duyulan bir konuda, kadınların organizasyonu konusunda düşünülerek ortaya çıkmış bir Örgüttür. Şüphesiz bu kuruluşta yer alan kadınlar, taraftarlarını belli bir amaçla eğitime tabi tutuyor, onların daha sağlam bir milli ve dinî bünyeye kavuşmalarını sağlıyordu. Eğitim ve propaganda faaliyetleri kimsesiz, yoksul, hasta ve yaşlı kadınlar ile sosyal ve ekonomik münasebetler kurularak gayri müslimlerin arasında yapılmışsa bunun bu kadınlarını arasında ihtidalara sebep olmuş olacağını düşünmek gerekir. Kaynaklar bize bu tür münasebetlerin İslamlaştırmaya etkisini gösteren pek çok örnek sunmaktadır.
Ahilikte olduğu gibi Bacılar da sanatların gelenek halinde sürdürmüşlerdir. Bu geleneği Bacılar kendi aralarında bir şiar olarak devam ettirmişlerdi. Keza bütün bu faaliyetler, bir sanat ve meslek dalı olarak Anadolu Bacıları’nın mabeyninde inkışaf etmiştir.
KAYNAK: Dr. Selahattin DÖĞÜŞ
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda, Türk unsurların ne türden fedakarlıklar yaptıkları ve nasıl insanüstü bir gayret sarfettikleri, bugünden bakılınca daha da netlik kazanıyor. Adeta ''kellelerini koltuklarına alarak'' Anadolu'nun yeniden İslamlaşması ve Türkleşmesi için çaba sarfeden pek çok Teşkilâtın içinde biri var ki, bir yönüyle benzerlerinden kesin olarak ayrılıyor: Bâcıyân-ı Rûm. Fatma Bacı isminde ve Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerine yakınlığı ile bilinen tasavvuf ehli bir kadının önderliğinde kurulan bu kadın Teşkilâtı, özellikle İslamlaştırma çalışmalarına aktif olarak katılması ve asker Teşkilâtında kilit roller üstlenmesiyle, modem anlamda bir ''sivil inisiyatif örgütünün'' belki de en sağlam örneklerinden birini teşkil ediyor. Bâcıyân-ı Rûm, Anadolu'da faaliyet gösterirken o dönem Avrupa'sının, kadınlarını engizisyon mahkemelerinde susturmayı marifet zannetmesi de ayrıca şayan-ı dikkattir.
Türk tarihinde ilk kez Âşıkpaşazâde'nin XIII. yüzyıl Anadolu'sunda varlığından bahsettiği Bâcıyân-ı Rûm (Anadolu Bacıları) Teşkilâtı, tarihimizin en ilginç konularından biridir. Âşıkpaşazâde, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda rolleri olan dört taifeden bahsederken, “... ve hem de bu Rûm'da dört taife vardır: Kim misafirler içinde anılır biri Gaziyân-ı Rûm ve biri Abdalân-ı Rûm ve biri Bâcıyân-ı Rûm ve biri Ahiyân-ı Rûm...” şeklinde sıralamış, üçüncü sırada Anadolu Bacıları Teşkilâtından bahsetmiştir. Müellif devamla, “...imdi Hacı Bektaş, bunların içinden Bâciyân-ı Rûm'u ihtiyar etti kim Hatun Ana'dır anı kız edindi...” diye kaydeder.Âşıkpaşazâde, bu Teşkilât ile ilgili kitabının sadece bir yerinde bahsediyor, fazla bilgi vermiyor.
İlk defa F. Köprülü, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda içtimai teşekküllerin rolünü incelerken, Âşıkpaşazâde'nin ''Bâcıyân-ı Rûm'' diye adlandırdığı zümre hakkında verdiği bilgileri Bektaşi rivayetleri ve başka kaynaklarla da teyit ederek hakikaten Ortaçağ Anadolu'sunda kadınlar tarafından kurulmuş bir sosyal zümrenin varlığına dikkatleri çekmiştir.Ancak F. Köprülü, bu Teşkilâtın mahiyeti ve çalışmaları hakkında bir bilgi vermemiştir.
F. Köprülü'den 60 sene sonra Mikail Bayram, Anadolu Bacıları Teşkilâtı hakkında ilk çalışmayı yaparak, bu kuruluşun teessüsü, mahiyeti, çalışmaları ve sosyal fonksiyonları hakkında çeşitli bilgiler vermiştir. M. Bayram'ın söz konusu Teşkilât hakkındaki eserinde dayandığı kaynaklar tartışılsa da şu ana kadar konuyla ilgilenen olmadığından, tarihimizin muğlak kalmış bu hususu için önemli bir çalışma olduğu ortadadır.
TÜRKLERDE KADIN
Türk tarihine bakıldığına kadınların her dönemde içtimaî ve siyasi mevkileri açısından önemli bir konumda oldukları görülmektedir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Oğuzlar'da hükümdar eşleri de hakanlar gibi soylu bir boydan seçilirlerdi. Kağanların yanında kendilerine daha sonra hatun ünvanı verilmek suretiyle her konuda söz sahihi idiler. İtibarları Türkler Müslüman olduktan sonra da devam etti. Karahanlılar, Harzemşahlar ve Selçuklular tarihi bunun misalleri ile doludur. Aralarında devlet siyasetine yön verenler, devlet reisliği yapanlar ve naip olarak devleti idare eden hatunlar vardı. İbn Batuta'nın verdiği bilgiler, Ö. L. Barkan'ın araştırmaları, Danişmendnâme, Dede Korkut ve Menakıbnâme gibi eserler, Anadolu'da kadınların çok önemli siyasi, askeri ve sosyal faaliyetlerde bulunduğuna dair öneklerle doludur.
Hatun Ana ya da Kadıncık
Âşıkpaşazâde, verdiği az bilgi içerisinde Hacı Bektaş'ın Bacılara yakınlığından ve bunların ileri gelenlerinden olduğu anlaşılan Hatun Ana 'ya bağlılığından da söz etmektedir. Bu arada Hacı Bektaş'ın gizli ilim ve kerametlerini bu Hatun Ana'ya gösterdiğini, nesi varsa ona emanet ettiğini bildirmektedir. Hacı Bektaş'ın ölümünden sonra onun mezarını yaptırdığını da yazan müellif, '' ...Abdal Musa dirlerdi bir derviş vardı Hatun Ana'nın muhibbi idi ol zamanda şeyhlik ve müridlik fariğlerdi Hatun Ana ol azizin üzerine mezar itti geldi bu Abdal Musa bunun üzerinde bir nice gün sakin oldu Orhan Gazi devri geldi gazalar etti... " ifadesiyle Hatun Ana ile Abdal Musa arasındaki ilgiyi belirtmektedir.
Hacı Bektaş'ın menakıbnâme’sinde de bu Bacı'nın adı ''Fatma Bacı'', ''Fatma Ana'' ''Kadıncık Ana'' ''Kadıncık'' olarak sık sık geçmektedir. Vilayetnâme'de “Hünkar Hacı Bektaş Veli, Rûm ülkesine yaklaşınca es-selamu aleykum Rûm 'daki erenler ve kardeşler diye selam verdi. Bu sırada Rûm ülkesinde 57 bin Rûm ereni sohbette meclisteydi. Hünkarın selam verdiği Fatma Bacı 'ya malum oldu Fatma Bacı ayağa kalkıp Hünkarın
bulunduğu tarafa döndü, elini göğsüne koydu, üç kez aleykümüs-selam dedi yerine oturdu kaydı vardır.
Bu Fatma Bacı, Âşıkpaşazâde'nin bahsettiği Hatun Ana olmalıdır ki Vilayetnâme'de daha sonra Sulucakaraöyük'te Hacı Bektaş'ın Kadıncık Ana'nın evinde yerleştiği ve her taraftan muhip müritleri gelip ıhtırılmaya başlandığı kaydedilir. Âşıkpaşazâde'de geçen Abdal Musa, Kadıncık Ana'nın mürididir. Vilayetnâme bize Kadıncık'ı erenlerin anası olarak takdim eder. Gerek Âşıkpaşazâde Tarihi gerek Vilayetnâme, her İkisinden çıkan sonuç, adı geçen dönemde Fatma Bacı'nın liderliğinde kadınlardan oluşan bir sosyal teşekkülün varlığıdır. Hacı Bektaş ve Bektaşiler hakkındaki menkıbelerden XVI. yüzyılda Âlî’nin Künhü'l-Ahbâr ve Evliya Çelebi'nin Seyahatname’sinde bahsedilmesi Âşıkpaşazâde'nin Hacı Bektaş hakkında verdiği bilgilerin doğruluğunu göstermektedir.
Cengâverim, Pirim Hacı Bektaş
Anadolu Selçukluları zamanında ortaya çıktığı anlaşılan Anadolu Bacıları'nın, kesin olarak ne zaman ve kim tarafından kurulduğu tespit edilememiştir. O zamanın sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi şartlarının tabii bir sonucu olarak doğmuş ve Anadolu Ahileri'nin sanki kadınlar koluymuş gibi bir görünüm de arz etmektedir. Ahiler, Uç bölgelere göç ettikten sonra Bacıların da bu bölgelerde yoğun faaliyetlerde bulunduklarını görmekteyiz. Niğdeli Kadı Ahmed de Niğde ve çevresinde Taptuklu Türkmen kadınlardan ve faaliyetlerinden bahsederken yine bu Bacıları kastetmiş olmalıdır.Nihayet F. Köprülü, Anadolu Bacıları’nın
sırası gelince müsellah ve cengaver olan bir kadınlar Teşkilâtı olduğunu katiyetle belirtmekte, hatta Bektaşilerin Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin bunlarla münasebetini de teyit etmektedir.
A. Yaşar Ocak da Bektaşilerle ilgili makalesinde Abdal Musa'dan bahsederken, Fatma Bacı'nın Anadolu Bacıları Teşkilâtından olduğuna şüphe bulunmadığını belirtmektedir.S. Divitçioğlu da Anadolu Bacıları'nı Anadolu Abdalları (Horasan Erenleri) içerisinde incelemektedir. Ona göre Anadolu Abdallarının piri Hacı Bektaş Veli, Anadolu Bacıları'nın piri de Fatma Bacı'dır. “Anadolu Abdalları ile Anadolu Bacıları heterodoks inançlar çerçevesinde kendilerini Tanrıya adamış baba, derviş, şeyh, fakir ve hacı diye adlandırılan din adamlarıyla onların erkek ya da kadın müritleridir” ifadesiyle de bunların Osmanlı Devleti'nin kuruluşu sırasında Anadolu Abdal1arı (Abdalân-ı Rûm) ile beraber dini işlevleri yöneten dini-tasavvufi bir zümre olduğunu öne sürmektedir.
İslamlaştırma etkisi
XIII. Yüzyıl Selçuklu Anadolu'sunun içinde bulunduğu buhranlı yıllar göz önüne alınırsa bu kuruluşun önemi daha da iyi anlaşılır. Kuruluş ve çalışma şekli ne olursa olsun öyle anlaşılıyor ki Bacılar Teşkilâtı, toplum içinde boşluğu ve eksikliği duyulan bir konuda, kadınların organizasyonu konusunda düşünülerek ortaya çıkmış bir Örgüttür. Şüphesiz bu kuruluşta yer alan kadınlar, taraftarlarını belli bir amaçla eğitime tabi tutuyor, onların daha sağlam bir milli ve dinî bünyeye kavuşmalarını sağlıyordu. Eğitim ve propaganda faaliyetleri kimsesiz, yoksul, hasta ve yaşlı kadınlar ile sosyal ve ekonomik münasebetler kurularak gayri müslimlerin arasında yapılmışsa bunun bu kadınlarını arasında ihtidalara sebep olmuş olacağını düşünmek gerekir. Kaynaklar bize bu tür münasebetlerin İslamlaştırmaya etkisini gösteren pek çok örnek sunmaktadır.
Ahilikte olduğu gibi Bacılar da sanatların gelenek halinde sürdürmüşlerdir. Bu geleneği Bacılar kendi aralarında bir şiar olarak devam ettirmişlerdi. Keza bütün bu faaliyetler, bir sanat ve meslek dalı olarak Anadolu Bacıları’nın mabeyninde inkışaf etmiştir.
KAYNAK: Dr. Selahattin DÖĞÜŞ