Orijinalini görmek için tıklayınız : YÖK Kaldırılabilir
özgüreren 03.11.2005, 20:59 Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkan YÖK’ün kaldırılabileceğini söyledi.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, 30 yıldır tavizsiz uygulanan YÖK'ün tartışılmasını istedi. Yurtkuran, "Bu yapı gerekirse kaldırılabilir." dedi.
Yurtkuran, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın tutuklanmasının ardından ülke gündemine yeniden gelen YÖK'ü tartışmaya açtı. YÖK'ün üniversiteleri özerk bir konuma getirmek için oluşturulduğunu ifade eden Prof. Dr. Yurtkuran, aradan geçen 30 yılın sonunda Türk üniversitelerinin özerklik bakımından dünya sıralamasında 10 üzerinden 1,5 puanla son sıralarda yer aldığını belirtti.
Bursa'da yerel bir televizyonda konuşan Yurtkuran, bugüne kadar 16 kez değişikliğe uğrayan mevcut YÖK Yasası'nın üniversitelerin ihtiyacına cevap veremez hale geldiğini söyledi. Üniversitelere yeni ufuklar açılmasını sağlayacak yeni bir yasaya ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, hükümetlerin YÖK'ü değiştirmek için gayret gösterdiğini; ama bir süre sonra bu çabaların ardında ‘her hükümetin kendi YÖK'ünü kurma çabası' yattığını öne sürdü. Hükümetle sürdürülen görüşmelerin tıkanmasında da bu anlayışın rol oynadığını dile getiren Yurtkuran, YÖK ve hükümetin elindeki yetkilerin üniversitelere kaydırılmasını istedi. Yurtkuran, şöyle konuştu: “YÖK Yasası, çok ciddi ve tehlikeli bir yasadır. YÖK de kaldırılabilir, bunu tartışalım. Ama ‘üniversitelerin koordinasyonunu kim nasıl sağlayacak’ bunun net şekilde ortaya konulması gerekir. Bazı televizyon kanallarında YÖK benzeri kurumların dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı söyleniyor. Bunu açıkça söylüyorum ki, YÖK benzeri kurumlar dünyanın her yerinde vardır. Her hükümet ve siyasi parti planlarında, tüzüklerinde YÖK'ün kaldıracağını söyler; ama bu, yıllardır gerçekleşemedi.” Üniversite özerkliğini YÖK’ün kullandığını savunan Yurtkuran, "Üniversitelerimiz dünya üniversiteleri arasında özerklik bakımından 10 puan üzerinden 1,5 puan seviyesinde. AB ülkelerinde bu oran 4,5-5 seviyesinde. Bizde 8,5 puanlık özerkliği hükümet ve YÖK kullanıyor, üniversitelerimiz sadece 1,5'ini kullanabiliyor.
-----------------------------------------------------------------------
Haber amaçlı olup konuyla bir alakam yoktur..sizleri bilgilendirmek amacıyla getirdim.
not alıntıdır
izmirksk 03.11.2005, 22:06 YÖK artık YÖKolsun gitsin
üniversitelerde bilim adamı yetişmiyor .12 eylül ün dayattığı faşizan bir üniversite yönetim biçiminin adı idi.
öyle bir kurum ki sağcısıda sevmez solcusuda
TheGodfather 04.11.2005, 11:27 YÖK artık YÖKolsun gitsin
üniversitelerde bilim adamı yetişmiyor .12 eylül ün dayattığı faşizan bir üniversite yönetim biçiminin adı idi.
öyle bir kurum ki sağcısıda sevmez solcusuda
Altına imzamı atıyorum..3 yıldır Yök'ü protesto etmek için mitinglere katılıyorumm..6 Kasımda kurulan Yök yine 6 kasımda kaldırılacaktır..Darbe uzantısı bir kurumun çağımızda yeri olamaz...
Yakapınarlı 07.11.2005, 22:55 arkadaşalar bu yök bizide YÖKEDER de gene kalkmaz.belki bizim çocuklar görür
TheGodfather 08.11.2005, 10:38 Dün son kez protestoya katıldım..Aramızda bazı arkadşlarımız çok aşırıya kaçtı maalesef..Ne o arabaları yakalım...Neyse zoe engel olduk bu artist arkadaşlarımıza..Bizim amacımız sadece yökü protesto etmekti.Göz yaşartıcı gazdan nefesim kesilcekti az kalsın...Elbette gönül iterdiki hiç bir yere zarra verilmesin ve bizde tepkimizi Kızılay meydanında dile getirebilelim...Ettikte tepkimizi dile getirdik..ama bizi kızılaya sokmayan zihniyet nedense Akp'nin şenlikleri için tüm Kızılay sokağına kadar trafiğe kapatılıyor...Bize sıra gelince Trafik aksıyormuş bak senn...Vay anasını ya...Yök bşakanı sayın Teziç ve onun kuklalaraı işgal ettiği o makamdan inmedikçe,Yök denen çağdışı ahlaksızlığa son vermedikçe bu kanayan yara hiç bir zaman kapanmayacaktır..Taki demokrasi zafere ulaşana kadar...
Yök zülmüne son..Özgür üniversite istiyoruz...Allah aşkına çokşey mi istiyoruz...Yök'ün kaldırılması birilerinin çıkarına dokunduğu için olucak ki insan hakları dahi çiğnenebiliyor...Yök denen bu çağdışı ahlaksızlık artık can çekişmektedir..Zorla güzelllik almaz..Ya kaldırılıcak ya kaldırılıcak..Başka bir alternatif düşünmek bile istemiyorum...
Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mustafa Yurtkan'ın açıklamasında yer alan bir yere dikkat çekmek istiyorum,
YÖK Yasası, çok ciddi ve tehlikeli bir yasadır. YÖK de kaldırılabilir, bunu tartışalım. Ama ‘üniversitelerin koordinasyonunu kim nasıl sağlayacak’ bunun net şekilde ortaya konulması gerekir. Bazı televizyon kanallarında YÖK benzeri kurumların dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı söyleniyor. Bunu açıkça söylüyorum ki, YÖK benzeri kurumlar dünyanın her yerinde vardır. Her hükümet ve siyasi parti planlarında, tüzüklerinde YÖK'ün kaldıracağını söyler; ama bu, yıllardır gerçekleşemedi.”
Bu durumda YÖK ün kalmaksı değil çağdaş ve siyasetten uzak bir yapıya kavuşturulması gerektiği görülüyor.Bu durumda yıllatdan beri üniversite gençliğinin YÖK karşıtı ve kalkması yönündeki eylemleri de bir anlamda manasız oluyor.
YÖK'ün kalması yerine YÖK yasasının değiştirilerek çağdaş bir yapıda siyasi iktidarın eylemerinden uzak, akademik düzeni koruyan ve denetleyen, üniversiteler arası kordinasyonu sağlayan, bunları yaparkende üniversitelere daha özerk bir yapı veren bir kurum olarak yapılandırılması yerinde olacak gibi
Yök zülmüne son..Özgür üniversite istiyoruz...Allah aşkına çokşey mi istiyoruz...Yök'ün kaldırılması birilerinin çıkarına dokunduğu için olucak ki insan hakları dahi çiğnenebiliyor...Yök denen bu çağdışı ahlaksızlık artık can çekişmektedir..Zorla güzelllik almaz..Ya kaldırılıcak ya kaldırılıcak..Başka bir alternatif düşünmek bile istemiyorum...
Özür dilerim ancak birşeyi merak ettim, YÖK'ün öğrencilere karşı veya üniversitelere karşı olan zulümlerini sıralayıp açıklayabilir misin?Ögrencilere karşı yapmış olduğu çağdışı uygulamaları da benzer şekilde açıklarsan sevinirim.
YÖK artık YÖKolsun gitsin
üniversitelerde bilim adamı yetişmiyor .12 eylül ün dayattığı faşizan bir üniversite yönetim biçiminin adı idi.
öyle bir kurum ki sağcısıda sevmez solcusuda
Üniversiteler de bilimadamı -biliminsanı- yetişmemesinin sebebi YÖK mü? yoksa hükümetlerin izlediği personel ve maaş yöntemler mi?
izmirksk 08.11.2005, 13:46 elbette YÖK.
12 eylül sonrası(asker desteği ve zoru ile) ihsan doğramacı önderliğinde yapılandırılan/kurulan YÖK Türkiyede türkçe eğitim yapan üniversite nerede ise bırakmadı/bırakmayacak.
kendi anadili eğtim yapamayan bir ülkede bilim adamı yetişmez yetişsede fayda vermez.
ücretlerde gözardı edilemez tabi.
elbette YÖK.
12 eylül sonrası(asker desteği ve zoru ile) ihsan doğramacı önderliğinde yapılandırılan/kurulan YÖK Türkiyede türkçe eğitim yapan üniversite nerede ise bırakmadı/bırakmayacak.
kendi anadili eğtim yapamayan bir ülkede bilim adamı yetişmez yetişsede fayda vermez.
ücretlerde gözardı edilemez tabi.
Bilim adamının yetişmesi ile eğitimin Türkçe olması farklı şeyler.Her bilimadamı günümüz dünyasında ve hatta geçmişte bile kendi dilinden başka bilim çevrelerinin kullandığı en az bir dili en iyi biçimde bilmek zorundadır.
Bilimadamı yetiştirememizde ki neden olarak öne sürdüğün yabancı dilde eğitim veren, üniversitelerimizin sayıca çok da fazla olmayıp -ki benim okuduğum dönemde sadece BÜ ve ODTÜ de İngilizce eğitim vardı- bir kısmında öğretim İngilizce olarak yapılmaktadır.
Her bilimadamının İngilizce yi en iyi şekilde bilmesi gerekmesi nedeni ile bu düşüncene katılmıyorum.
elbette YÖK.
ücretlerde gözardı edilemez tabi.
Bence ana zorluk bu nokta da.Üniversitede kalıp bilimadamı olacak, akademik kariyer yapacak kapasitede -özellikle de uluslararası bilim çevrelerinde- genç beyinler ne yazık ki devletin yanlış maaş politikası yüzünden üniversitelerde kalmayı istemiyor ya da yurtdışında ki üniversitelere gidiyor.
Üniversitede kalan yeni bir asistan 800-850 YTL civarı maaş alırken bu kişi dışarıda işe girdiğinde bitirdiği üniversite ve bölüme bağlı olarak 2000-3000 YTL ye kadar başlangıçmaaşı alabilmekte.Bu durumda da üniversitede kalıp akademik kariyer yapmak veya bilimadamı olmak isteyen gerçek beyinler ne yazık ki üniversitelerin dışına çıkıyor.
TheGodfather 08.11.2005, 14:01 Özür dilerim ancak birşeyi merak ettim, YÖK'ün öğrencilere karşı veya üniversitelere karşı olan zulümlerini sıralayıp açıklayabilir misin?Ögrencilere karşı yapmış olduğu çağdışı uygulamaları da benzer şekilde açıklarsan sevinirim.
Hay hay dostum..
1-Üniversitelr sermaye, pazar dönüşmüştür
2-Üniversiteler bilimden uzak bir kimlik kazanmıştır
3-Üniversiterlde rüşvet ve adam kayırma artmıştır
4-Üniversitlerde düşünmeyen sorgulamayan bir gençlik oluşturlamaya çalışılmaktadır (İhsan doğramacı ne diyor''Ben sabah 8 akşam 5 öğrencisi yetiştireceğim'')
5-Dünya sıralamalrında bilim ve makale üretmede bulunduğumuz konum gerçekten içler acısı
6-Üniversitelerde siyasete sözde karşı olan Yök alttan alttan siyaseti destekleyip kendide içine bulamaktadır...
7-Araştırma görevlisi adı altında yetiştirilip profesor kuklası gençleride unutmayalım tabii..Ne yapıyor bu araştırma görevlileri hiç bir şey araştırma yapmasına gerek yok sadece ve sadece denklik Profesorunun yalakası olsun yeterli :3D_NG (7)
8-Tek düze eğitim,üniversitler arasıdaki uçurumlar ve daha sayamayacağımız bir çok zülümler var..
9-Hepsinden önemlisi darbe anayasası kuruluşudur
10-Kendi zihniyindeki öğretim görevlilerinin yapmış ldukları yolsuzlukları örtbas etmektedir
11-YÖK'e sahip çıkmak Atatürkçülük ve Laikliğe sahip çıkmak gibidir diyecek kadar alçalabilen bir zihniyetin sorumlusu olduğu için..........
Ve bunun gibi bir çok olayda imzası olan adını YÖK diye adlandırdığımız bu çağdışı ahlaksızlığın çağımızda yeri yoktur..
izmirksk 08.11.2005, 14:08 Bilim adamının yetişmesi ile eğitimin Türkçe olması farklı şeyler.Her bilimadamı günümüz dünyasında ve hatta geçmişte bile kendi dilinden başka bilim çevrelerinin kullandığı en az bir dili en iyi biçimde bilmek zorundadır.
Bilimadamı yetiştirememizde ki neden olarak öne sürdüğün yabancı dilde eğitim veren, üniversitelerimizin sayıca çok da fazla olmayıp -ki benim okuduğum dönemde sadece BÜ ve ODTÜ de İngilizce eğitim vardı- bir kısmında öğretim İngilizce olarak yapılmaktadır.
Her bilimadamının İngilizce yi en iyi şekilde bilmesi gerekmesi nedeni ile bu düşüncene katılmıyorum.
ingilizce bilmek ayrıdır türkiye de türkçe eğitim vermesi gereken üniversitelerimizde ingilizce eğitim verilmesi başkadır
ben de herkese tavsiye ederim ingilizce öğrenin diye o ayrı.ama hoca türk öğrenciler türk ama dersler ingilizce.
işgal altındamıyız.dışarıda silahlı ingiliz kuvvetlerimi zorluyor.herkes anadili gibi ingilizce öğrensin ama eğitim neden ingilizceye sürekli kayıyor?
böyle bir eğtimin ülkeye ne katkısı var?türkçe bilim dili olmayacak kadar kötü mü?
yanlış anlama olmasın diye tekrar söylüyorum ingilizce bilmek ayrı okullarda ingilizce eğitim ayrı.bu ikisi arasında dağlar kadar fark var.
ingilizce bilmek ayrıdır türkiye de türkçe eğitim vermesi gereken üniversitelerimizde ingilizce eğitim verilmesi başkadır
ben de herkese tavsiye ederim ingilizce öğrenin diye o ayrı.ama hoca türk öğrenciler türk ama dersler ingilizce.
işgal altındamıyız.dışarıda silahlı ingiliz kuvvetlerimi zorluyor.herkes anadili gibi ingilizce öğrensin ama eğitim neden ingilizceye sürekli kayıyor?
böyle bir eğtimin ülkeye ne katkısı var?türkçe bilim dili olmayacak kadar kötü mü?
yanlış anlama olmasın diye tekrar söylüyorum ingilizce bilmek ayrı okullarda ingilizce eğitim ayrı.bu ikisi arasında dağlar kadar fark var.
Yanlış anlama ben eğitim yabancı dilde olsun demiyorum, aksine her zaman için eğitimin Türkçe olmasını yabancı dilin ise en üst seviye de öğrenilmesini savundum.Ancak eğitim yabancı dilde yapılıyor diye bilimadamı yetişmiyor değil.Eğitim Türkçe veya yabancı dilde yapılması bilimsel araştırmalara veya bilimadamı yetiştirilmesine engel değil.Benim ifade etmek istediğim buydu.
Hay hay dostum..
1-Üniversitelr sermaye, pazar dönüşmüştür
2-Üniversiteler bilimden uzak bir kimlik kazanmıştır
3-Üniversiterlde rüşvet ve adam kayırma artmıştır
4-Üniversitlerde düşünmeyen sorgulamayan bir gençlik oluşturlamaya çalışılmaktadır (İhsan doğramacı ne diyor''Ben sabah 8 akşam 5 öğrencisi yetiştireceğim'')
5-Dünya sıralamalrında bilim ve makale üretmede bulunduğumuz konum gerçekten içler acısı
6-Üniversitelerde siyasete sözde karşı olan Yök alttan alttan siyaseti destekleyip kendide içine bulamaktadır...
7-Araştırma görevlisi adı altında yetiştirilip profesor kuklası gençleride unutmayalım tabii..Ne yapıyor bu araştırma görevlileri hiç bir şey araştırma yapmasına gerek yok sadece ve sadece denklik Profesorunun yalakası olsun yeterli :3D_NG (7)
8-Tek düze eğitim,üniversitler arasıdaki uçurumlar ve daha sayamayacağımız bir çok zülümler var..
9-Hepsinden önemlisi darbe anayasası kuruluşudur
10-Kendi zihniyindeki öğretim görevlilerinin yapmış ldukları yolsuzlukları örtbas etmektedir
11-YÖK'e sahip çıkmak Atatürkçülük ve Laikliğe sahip çıkmak gibidir diyecek kadar alçalabilen bir zihniyetin sorumlusu olduğu için..........
Ve bunun gibi bir çok olayda imzası olan adını YÖK diye adlandırdığımız bu çağdışı ahlaksızlığın çağımızda yeri yoktur..
Genç arkadaş ben senden YÖK'ün öğrencilere karşı veya üniversitelere karşı olan zulümlerini sıralayıp açıklayabilir misin?Ögrencilere karşı yapmış olduğu çağdışı uygulamaları da benzer şekilde açıklarsan sevinirim.özellikle öğrenciler açısından ne zulmü var dedim ancak sen öğrencilerle ilgili kısımlardan çok kalıplaşmış şeyleri yazdın.
Sadece4-Üniversitlerde düşünmeyen sorgulamayan bir gençlik oluşturlamaya çalışılmaktadır (İhsan doğramacı ne diyor''Ben sabah 8 akşam 5 öğrencisi yetiştireceğim'')madden öğrencilerle ilgili ki bunun için bile net olarak ilgili diyemiyeceğim.
1-Üniversitelr sermaye, pazar dönüşmüştürbunu anlamadım, üniversitelerin nasıl bir sermaye pazarına dönüştüğünü çözemedim.
2-Üniversiteler bilimden uzak bir kimlik kazanmıştır.
5-Dünya sıralamalrında bilim ve makale üretmede bulunduğumuz konum gerçekten içler acısı.üniversitelerin bilimden uzak kalmaları veya bilimadamı yetişmemesi sadece YÖK den değil bence ondan daha çok devletin personel ve maaş politikasından kaynaklanmakta.
3-Üniversiterlde rüşvet ve adam kayırma artmıştır.
10-Kendi zihniyindeki öğretim görevlilerinin yapmış ldukları yolsuzlukları örtbas etmektedir.Bu yazdıkların ise YÖK den değil insanlardan kaynaklanmaktadır.1980 darbesi öncesinde üniversiteler de adam kayırma olmadığını, yolsuzluk yapılmadığını söylemek yanlış olur.Bu yazdıkların kuruluşlarla değil kuruluşta görev yapan insanlarla ilgilidir.
9-Hepsinden önemlisi darbe anayasası kuruluşudurnedenini öne sürüp YÖK kakadır söylemi yapmak atılımcı üniversite gençliğine pek uymadı diye düşünüyorum.Önemli olan kurum veya kuruluşların ne zaman kurulduğu değil görevleri, yapıları, etkileri, fayda ve zararlarıdır.
8-Tek düze eğitim,üniversitler arasıdaki uçurumlar ve daha sayamayacağımız bir çok zülümler var..Ne yazık ki üniversiteler arasında yer alan uçurum YÖK öncesi daha da fazlaydı.Bilimadamı sıfatı olan Doçentler, Profesörler İstanbul,Ankara,İzmir gibi üç büyük kentin dışında yer alan üniversitelere gitmeyip taşra üniversitelerindeki eğitim kalitesini yükseltmeye çalışmıyorlardı.En azından rotasyon veya Profesörlük kadrosu nedeni ile taşra üniversitelerinde profesör bulunabiliyor.
TheGodfather 08.11.2005, 14:46 Merhaba sevgili arkadaşım şimdilik sadece bahsetmiş olduğun bir konuya değineceğim..
Taşra üniversitelrine gönderilen profesörlerden bashetmişsiniz..
Şimdi sevgili arkadaşım
Lütfen dikkat profesorlerimizin çoğu maalesef ki maalesef ünvanını hak etmiyor..Bunun nedeni adam kayırma,bunun nedeni hak etmediği hallde o kişiye yök nezdinde denklik verilmesi.Bilim hısrızlığı yaptığı kanıtlanmış Kemal Alemdaroğlunu hatırlatırım....Sonrasına gelince Profesorler üniversitelerin bir anlamda sahipleri oluyorlar..İstedikleri gibi yönlendirebiliyorlar...Yani burda öğrenciye hiç sormak yok...Öğrenci kimsenin umrunda değil..Öğrenci kimi eğitimci olarak görmek istiyor,nasıl bir yönetim istiyor önemi yok... öğretim elemanları öğrencilere değere vermiyorki...Öğrenciye araştırma yapması için tubitak nezdinde bir bütçe ayrılmasına karşı çıkan ilk önce Yök...FEn Edebiyatları rezil duruma düşürende Yök..
Devam edecek
saygılar
Merhaba sevgili arkadaşım şimdilik sadece bahsetmiş olduğun bir konuya değineceğim..
Taşra üniversitelrine gönderilen profesörlerden bashetmişsiniz..
Şimdi sevgili arkadaşım
Lütfen dikkat profesorlerimizin çoğu maalesef ki maalesef ünvanını hak etmiyor..Bunun nedeni adam kayırma,bunun nedeni hak etmediği hallde o kişiye yök nezdinde denklik verilmesi.Bilim hısrızlığı yaptığı kanıtlanmış Kemal Alemdaroğlunu hatırlatırım....Sonrasına gelince Profesorler üniversitelerin bir anlamda sahipleri oluyorlar..İstedikleri gibi yönlendirebiliyorlar...Yani burda öğrenciye hiç sormak yok...Öğrenci kimsenin umrunda değil..Öğrenci kimi eğitimci olarak görmek istiyor,nasıl bir yönetim istiyor önemi yok... öğretim elemanları öğrencilere değere vermiyorki...Öğrenciye araştırma yapması için tubitak nezdinde bir bütçe ayrılmasına karşı çıkan ilk önce Yök...FEn Edebiyatları rezil duruma düşürende Yök..
Devam edecek
saygılar
Genç arkadaş,
Bahsetmiş olduğun demişsin ancak senin sıraladığın ve YÖK ün ögrencilere ettiği zulümleri açıkladığın listede öğretim üyeleri ile ilgili madde bulunmaktaydı.Ben o maddene istinaden Ne yazık ki üniversiteler arasında yer alan uçurum YÖK öncesi daha da fazlaydı.Bilimadamı sıfatı olan Doçentler, Profesörler İstanbul,Ankara,İzmir gibi üç büyük kentin dışında yer alan üniversitelere gitmeyip taşra üniversitelerindeki eğitim kalitesini yükseltmeye çalışmıyorlardı.En zaından rotasyon veya Profesörlük kadrosu nedeni ile taşra üniversitelerinde profesör bulunabiliyor.diye kendi görüşümü belirttim.
Son yazında yer alan Lütfen dikkat profesorlerimizin çoğu maalesef ki maalesef ünvanını hak etmiyor cümlende kullanmış olduğun çoğu kelimesine katılmadığımı belirtmek istiyorum.Çoğu kelimesinmi kullanabilmek bu kadar basit bir kaç örneklemeye bağlı olarak yapılmasa gerek.Üniversitelerimizde yer alan profesörlerin çoğunu bilimsel sahtekarlıkla suçlamak insafsızlık ve adaletsizlik diyorum.Çoğu kelimesine katıldığım takdir de gerek öğrenimim sırasında Doç. ve Prof. olan hocalarıma ve gerekse de şu anda üniversitelerde öğretim görevlisi olarak görev yapıp bir kaç sene sonra Prof. ünvanı alacak arkadaşlarıma da haksızlık etmiş olurum.
Öğrenci kimi eğitimci olarak görmek istiyor,nasıl bir yönetim istiyor önemi yok... öğretim elemanları öğrencilere değere vermiyorki.Bu söylemine gelince hiç bir eğitim sistemde öğrencinin kimi eğitimci olarak seçmesi diye bir metot yer almamaktadır.Üniversite öğrenimi lise öğreniminden farklı olup kişi artık bir meslek kazanımı eğitimi almaktadır.Meslek eğitimi alımında görev yapanlar öğretmen veya eğitimci değildir.Eğitim formasyon dersleri veya öğrenci psikolojisi gibi eğitimcinin alması gerektiği dersleri almalarına gerek yoktur.Onlar bir yandan akademik çalışmalarını sürdürürken diğer taraftan da yeni meslektaşlarına bilgi aktarımı yaparlar.Bu bağlamda öğretim üyelerini eğitimci olarak göremeyiz.
...Öğrenciye araştırma yapması için tubitak nezdinde bir bütçe ayrılmasına karşı çıkan ilk önce Yök...Bu konuda net bir bilgim olmadığı için birşey söylemem yanlış olur.Ancak kardeşimin araştırma görevliliği sırasında üniversitelere ayrılan paylar konusunda şikayetleri olduğu gibi benzer şikayetler akademik kariyer yapan arkadaşlarımdan da duymuştum.Onların sözlerine göre 1980 ler olan üniversitelerin parasızlığı hala devam ediyordu.Ancak birşeyi de belirtmeden geçemeyeceğim öğrencilerimizde pek araştırma yapmak, bilimsel konularda çalışma yapmak çabasında değil.Nitekim bir okul arkadaşımın "biz nasılsak şimdikilerde aynı, laboratuar hepsine uzak" deyişini hatırlıyorum.
Bahsetmiş olduğun demişsin ancak senin sıraladığın ve YÖK ün ögrencilere ettiği zulümleri açıkladığın listede öğretim üyeleri ile ilgili madde bulunmaktaydı.Ben o maddene istinaden
+ Birer eğitim kurumu olması gereken üniversite kampüslerinde polisleri gezdiren YÖK'tür.
+ "Şenliğe katılma", "İdeolojik halay çekme", "Hapisanedeki mahkuma renkli kağıtla mektup gönderme" gibi sebeplerden öğrenciye disiplin cezası veren YÖK'ün sistemidir.
+ Özerk olması ve kendi kendini yönetmesi gereken üniversitelerin üzerinde bilimsel ve bilinen yönteme aykırı şekilde durmaktadır bu kurum.
+ Üniversiteyi ticarethaneleştiren, bira markalarına sponsorluk karşılığında şenlikler düzenletip alkollü ve yoz şenlikleri teşvik eden ama kültürel şenliklere bir türlü izin vermeyen gene YÖK'ün yüksek öğretim sistemidir.
+ Öğrenci, öğretmen ve çalışanların kendi kararlarını vermelerini, üniversitelerinde kendi akademik çalışmalarını yapmalarını, kendi üniversitelerini kendilerinin yönetmeleri önündeki birincil engel de bahsettiğiniz kurumdur.
Daha kaç tane zulüm sayılması gerekiyor?
izmirksk 08.11.2005, 18:00 Yanlış anlama ben eğitim yabancı dilde olsun demiyorum, aksine her zaman için eğitimin Türkçe olmasını yabancı dilin ise en üst seviye de öğrenilmesini savundum.Ancak eğitim yabancı dilde yapılıyor diye bilimadamı yetişmiyor değil.Eğitim Türkçe veya yabancı dilde yapılması bilimsel araştırmalara veya bilimadamı yetiştirilmesine engel değil.Benim ifade etmek istediğim buydu.
başkasının dili ile düşünmeyeceksin.sen hayallerini kurarken türkçe düşünüryorsan bilim dilinde türkçe olacak.
ama keşke elimde sihirli değnek olsada bir dokunuşla herkesin ingilizce öğrenmesini sağlayabilsem.
bütün bunları yazarken herhangi bir ırkçı/milliyetçi gaye ile yazmıyorum.
şu an japonyada olsam japoncayı, amerikada olsam ingilizceyi savunurdum.
zaten dünyada bizim gibi aşağılık kompleksi olan fazla bir ülkede yok.
+ Birer eğitim kurumu olması gereken üniversite kampüslerinde polisleri gezdiren YÖK'tür.
+ "Şenliğe katılma", "İdeolojik halay çekme", "Hapisanedeki mahkuma renkli kağıtla mektup gönderme" gibi sebeplerden öğrenciye disiplin cezası veren YÖK'ün sistemidir.
+ Özerk olması ve kendi kendini yönetmesi gereken üniversitelerin üzerinde bilimsel ve bilinen yönteme aykırı şekilde durmaktadır bu kurum.
+ Üniversiteyi ticarethaneleştiren, bira markalarına sponsorluk karşılığında şenlikler düzenletip alkollü ve yoz şenlikleri teşvik eden ama kültürel şenliklere bir türlü izin vermeyen gene YÖK'ün yüksek öğretim sistemidir.
+ Öğrenci, öğretmen ve çalışanların kendi kararlarını vermelerini, üniversitelerinde kendi akademik çalışmalarını yapmalarını, kendi üniversitelerini kendilerinin yönetmeleri önündeki birincil engel de bahsettiğiniz kurumdur.
Daha kaç tane zulüm sayılması gerekiyor?
Öğrenciye ve üniversitelere yapılan zulümleri sıralamışsın ancak keşke daha detaylı açıklamalarını da yapmış olsaydın.İhtilalden 3 yıl YÖK ün kuruluşundan 2 yıl sonra, 1983 yılında üniversiteye giren birisi olarak ancak bu yazdıklarını ana hatları ile değerlendirebilirim.1988 yılında üniversiteyi bitiridikten sonra ancak dışarıdan gözlem ve akademisyen olan arkadaşlarım ile yaptığım sohbetler ile ancak bu zülüm diye sıraladığın maddelere bakabilirim.Yine de bazı olay ve uygulamaları değerlendirmek için içinde olmak gerekmiyor, bazen dışardan gözlemlemek geçmişle karşılaştırmak daha yerinde sonuç veriyor.
]+ Birer eğitim kurumu olması gereken üniversite kampüslerinde polisleri gezdiren YÖK'tür. Kampüs içlerinde polis veya güvenlik gücü -özel veya resmi- olmayan neresi var.Kampüs içerisinde güvenlik gücünün bulunmasının ne gibi bir zararı var?Güvenlik gücünün kampüs içerisinde bulunması ile ortaya ne gibi bir zulüm ortaya çıkıyor?1981 sonrasında kampüslerde dolaşan askeri güç idi.Üstelik devamlı devriye gezerdi, belirsiz aralıklarla yurtlara girilir aramalar yapılır güç büytün heybeti ile gösterilirdi.Ancak şu anda kampüslerdeki durum bu derece sıkı ve güç gösterimine dayalı değil.Önemli olan kampüslerde güvenlik gücünün bulunmasından çok güvenlik gücünün davranışı, yetkileri.Yoksa her halükarda özel veya resmi güvenlik gücünün bulunması normal olduğu gibi bir açıdan da gerekli.
+ Özerk olması ve kendi kendini yönetmesi gereken üniversitelerin üzerinde bilimsel ve bilinen yönteme aykırı şekilde durmaktadır bu kurum.
+ Üniversiteyi ticarethaneleştiren, bira markalarına sponsorluk karşılığında şenlikler düzenletip alkollü ve yoz şenlikleri teşvik eden ama kültürel şenliklere bir türlü izin vermeyen gene YÖK'ün yüksek öğretim sistemidir.Bir kurumun veya kuruluşun kendi kendini yönetmesi sadece idari yönden değil maddi yönden gerekmektedir.Özerklik veya kendi kendini yönetme ile kurumlar arası koordinasyon farklı şeyler anlatmaktadır.Üniversitelerin özerk yapı da olması ana görevi bir meslek sahibi olmak olan öğrencileri çok da etkileyen bir durum olmamakta.Bu durum özellikle akademisyenler için etkili olmakta.Özerklik özellikle idari yapının düzenlenmesi alanında önemli olmaktadır.Üniversitelerin sanayi ile birlikte çalışması, araştırmalarının bir kısmını sanayi ile beraber yapması da normal bir durum.Şenliklere sponsor bulunması durumu ise tamamen üniversitelere hükümetlerce bütçeden ayrılan paylarla ilgili.Normalde hiç bir idareci kendi kaynakları yettiği sürece bu tür bir kaynak arayışına girmez, sonuçta bu kaynakları yaratmaya çalışırken kişisel olarakda yıpranır.
+ Öğrenci, öğretmen ve çalışanların kendi kararlarını vermelerini, üniversitelerinde kendi akademik çalışmalarını yapmalarını, kendi üniversitelerini kendilerinin yönetmeleri önündeki birincil engel de bahsettiğiniz kurumdur. İdari yönetim çalışanların seçimi ile gelmesi veya bazı uygulamalarda çalışanların söz sahibi olması gibi uygulamalar ülkemizde de kimi kurumların ünitelerinde pilot olarak yapılmaya çalışıldı.Ancak tabiki üniversiteler ile kurumlar birbiri ile tam olarak eş tutmak hata olsa da kimi aksaklıklar çıkmadı değil.Devlet yönetiminde de idare seçim ile gelmiş olsa bile uygulamada görüleceği üzere herkesin her kesimin memnuniyeti söz konusu olmadığı gibi bütün kararların oylama ile alınması gibi bir durumda söz konusu olamamakta.Unutulmamalıdır ki kimi zaman çoğunluk kararları gerçeklikten veya çağdaşlıktan, akıl ve bilimden uzak olabilir.Kimi kararlar ve bu kararların uygulanmasında akıldan çok duygular veya siyasi düşünceler etkili olabilir.
Üniversitede ki özerk yapıya engel bence YÖK değil kanunlar.YÖK veya benzeri kuruluşlar üniversiteler arası koordinasyonu sağlamak, ana uygulamaları şekillendirmek, denetlemek, düzenlemek gibi görevleri yapmak için bulunması gerekmektedir. Üniversitelerin özerk bir idari yapıda olması demek her üniversitenin kendi başına farklı uygulamalar yapması anlamına gelmeyeceğine göre bu açıdan bakıldığında sorun YÖK ün kaldırılması değil YÖK ve üniversitelerin yapısını değiştirilmesidir.
Gerek senin gerekse diğer genç arkadaşın zulüm olarak sıraladığı maddeler zulüm veya eziyetten daha çok hata veya yanlışlık olarak ele alınabilecek maddelerdir.Zulüm kelimesinin kelime anlamına pek de uygun düşmeyen maddelerdir.Üniversite gençliği her vatandaş gibi düşüncelerini geliştirmek, ülkesinin ileri gitmesi için fikirler üretmek zorundadır.Ancak bunlara ilaveten üniversite gençliğinin birinci ve asıl görevi gelecekte ülkesine ve kendisine faydalı olacak, konumunu oluşturacak ve geleceğe yön çizecek olan mesleği konusunda ki meslek eğitimi almaya gayret göstermesidir.
başkasının dili ile düşünmeyeceksin.sen hayallerini kurarken türkçe düşünüryorsan bilim dilinde türkçe olacak.
ama keşke elimde sihirli değnek olsada bir dokunuşla herkesin ingilizce öğrenmesini sağlayabilsem.
bütün bunları yazarken herhangi bir ırkçı/milliyetçi gaye ile yazmıyorum.
şu an japonyada olsam japoncayı, amerikada olsam ingilizceyi savunurdum.
zaten dünyada bizim gibi aşağılık kompleksi olan fazla bir ülkede yok.
Eğitim dilinin ana dilinde olması elbetteki gerçekçi bir yaklaşım.Bu durumda eğitim sisteminin her aşamasında Türkçe eğitim verilmeli.Bu konuda yabancı dilde eğitim veren üniversitelerde de kimi çevreler eğitimin Türkçe olmasını savunuyor ve bu düşüncelerini kimi platformlarda veya mesleksel yayınlarda dile getiriyorlar.
izmirksk 09.11.2005, 12:10 yök e karşı çıkma nedenimi anlatırken (nedenlerden birisi) olan ingilizce , bilim adamı yetişmesini önlüyor demiştim.
bunu şöyle düzeltmem gerekiyor.ingilizce ile eğitim değil anadille eğitim olmalı.yök anadille eğitime önem vermeli.elbette başka bir dili iyi öğrenen o dillede bilim yapabilir.ama gerek yok ve lüzumsuz.
ama özellikle bilimle uğraşanların bir yabancı dili( özellikle) ingilizceyi çok iyi bilmeleri gerekir
Haberler
Saldırılar Mücadelemizi Engelleyemez - 08 Kasım 2005
7 Kasım günü Ankara'da yapılan YÖK protestosunda gözaltına alınanlar bugün savcılığa çıkartıldı. 10 kişi serbest bırakılırken 39 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Serbest bırakılanlardan isimlerini şöyle; Ankara Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi'nde bulunan Ömer Orçun Ekinoğlu, Ayhan Açıkgöz, Ufuk Cezik, Gökhan Yılmaz, Ufuk Akar Caner Yenildi, Zeynep Karademir, Gizem Pekcan, Mehmet Cabbar.
Ankara Gençlik Derneği, 7 Kasım günü Ankara'da YÖK'ü protesto eden gençliğe yönelik saldırıya ve medyanın yaptığı haberlere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. 9 Kasım tarihli açıklamayı yayınlıyoruz.
MEDYA YÖK PROTESTOSU HAKKINDA ŞAİBE YARATMAYA
HEDEF GÖSTERMEYE SON VERMELİDİR!
Olay Çıkaran Öğrenciler Değil Polistir!
Apolitik, bireyci, yoz, tek tip bir öğrenci gençlik yaratmak için kurulan YÖK'ün 24. kuruluş yıldönümünde Gençlik Federasyonu, YDG, DÖB ve Devrimci Sosyalist Ggençlik üyeleri, YÖK'ü, faşist saldırıları, polis-idare işbirliğinde açılan soruşturmaları ve tecriti protesto etmek için 7 Kasım Pazartesi günü Kızılay'da bir basın açıklaması yapmak istediler. Yeri geldiğinde belediye başkanından, başbakanına; sirk gösterilerine, çeşitli soytarılıklara rahatlıkla saatlerce açılan Kızılay Meydanı, vatansever devrimci gençliğe kapalıydı. Yapılacak olan demokratik-meşru bir eylemi engellemek için daha sabahtan hazırlıklar yapılmış, işbirlikçi AKP'nin polisi arama noktalarıyla, yaptığı yığınakla Ankara'ya adeta işgal edilmiş bir kent görüntüsü vermişti. Sanki işgal ordusuna karşı savaş hazırlığındaydılar. Ama karşılarındaki işgal ordusu değil, basın açıklaması yapmak isteyen vatansever devrimci gençlikti. O gün çıkan olayları yaratan polistir. Panzerleri, köpekleri, gaz bombaları, kalkanları ve coplarıyla saldırarak 49 arkadaşımızı gözaltına almıştır. Öğrenciler sadece kendilerini ve demokratik haklarını savunmuştur. Gözaltındaki arkadaşlarımızın birçoğu kullanılan göz yaşartıcı bomba, biber gazları ve cop darbelerinden kaynaklı yaralanmıştır. Tartışılması gereken bir yer varsa burasıdır.
Bugün üniversiteler, açılan soruşturmalarla, yayınlanan genelgelerle, güvenlik adı altında uygulamaya geçirilen turnikeler, x-ray cihazları ve kameralarla birer F tipine dönüştürülmektedir. Verilen antidemokratik, antibilimsel ezberci eğitimle yoz, bireyci, araştırmayan, sorgulamayan, kendisinden başka (ki ne kadar olduğu tartışmalıdır) kimseyi düşünmeyen kısacası kendine ve halkına yabancılaşmış sorumsuz bireyler yetiştirilmektedir. Amaçlanan gençliğin örgütlenmesinin bunlara karşı mücadele etmesinin, halk için bilim halk için eğitim istemesinin önüne geçmektir. Üniversitelerin F tipleştirmesi bunun içindir. 7 Kasım günü yapılmak istenen eyleme de bu yüzden saldırılmıştır. Gerçeklerin dile getirilmesini istemediklerinden polis azgınca öğrencilere saldırmıştır.
Nurgül Acar Neden Hedef Gösterilmektedir?
İki gündür yoğun olarak Nurgül ACAR çeşitli TV kanallarının haberlerinde hedef gösterilmektedir. Trabzon'da yaratılan provokasyonla linç edilmek istenen TAYAD'lılar arasında O da vardır. 2 Kasım 05 tarihinde ölüm orucunda hayatlarını yitiren Canan-Zehra kardeşleri mezarları başında ziyaret etmek isteyen ve polisin 8 kez durdurarak sivil faşistlerin saldırısına uğrayan grubun da içindedir. Ve 7 Kasım'da yapılan eylemde de vardır ve gözaltına alınmıştır. “Her eylemde O var” türünde yapılan haberlerle hedef gösterilmektedir. Çünkü Nurgül Acar düzenin istediği genç profilinden uzaktır, vatanseverdir, devrimcidir, bağımsız bir ülke istemekte ve bunun için de mücadele etmektedir. Linç saldırılarında ölümlerden dönmesine rağmen mücadelesinden vazgeçmemiştir. Düzenin hazmedemediği de budur. Nurgül Acar'ı afişe ederek, hedef göstererek bağımsızlık-demokrasi-sosyalizm isteyenlere gözdağı verilmek istenmekte; YÖK protestosunun ve çıkan olayların nedenlerinin tartışılmasının önüne geçilmek istenmektedir. Medya bu oyundan vazgeçmelidir. Trabzon'dan Rize'ye yaşanan provokasyon ve linç saldırılarını örgütleyen de “Ankara'yı savaş alanına” çeviren de polistir. 7 Kasım'da polis demokratik hak kullanımına sivil faşistler aracılığıyla değil kendisi saldırmıştır. Aradaki fark budur.
Hiçbir Demagoji, Hiçbir Baskı-Saldırı, Mücadelemizi Karalayamaz Engelleyemez!
Amerikanın emriyle yapılan cuntalara, yıllardır süren işkencelere, baskılara, katliamlara, terör demagojilerine rağmen öğrenci gençliğin halk için bilim, halk için eğitim ve demokratik üniversite mücadelesi, bağımsızlık-demokrasi-sosyalizm mücadelesiyle bütünleşerek sürmüştür ve bu şekilde sürmektedir. Çünkü bir ülkedeki eğitim, o ülkenin siyasi yapısından bağımsız değildir. Bundan dolayı yeni-sömürge Türkiye'deki eğitim sorunu, aynı zamanda bir sistem sorunudur. YÖK'e karşı verilen mücadele aynı zamanda sisteme karşı bir mücadeledir. Bu anlamda verilen mücadele bağımsızlık-işbirlikçilik kavgasıdır. Bu minvalde süren gençliğin örgütlü mücadelesi bitirilememiştir ve bitirilemeyecektir.. Çünkü mücadelemiz haklı ve meşrudur.
Bizler devrimci gençler olarak; hem gençliğin üzerindeki baskılara karşı, hem de YÖK'e karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bedeli ne olursa olsun, halk için bilim halk için eğitim istemeye, emperyalizme ve onun işbirliklerine karşı, bağımsız, demokratik sosyalist Türkiye istemeye ve bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz!
YÖK'E HAYIR!
DEMAGOJİLERE, PROVOKASYONLARA, SORUŞTURMALARA VE TECRİTE SON!
ÖĞRENCİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
ANKARA GENÇLİK DERNEKLİ ÖĞRENCİLER
izmirksk 10.11.2005, 14:15 öğrencilerin yada göstericilerin insanlara ve kamuya ait eşyalara/mallara yönelik hareketi hoş olmasada yazdıklarınıza katılıyorum.
devrimci sessiz durmaz ve devrimcinin en önemli rehberi akıldır.aklın rehberliğinde adalet,eşitlik ,özgürlük gibi insanı onur burcuna yükseltecek olan hasletlerin peşinden koşar.
devrimci harekete sarsılmaz bir düşünceyle bağlanmaya devam edeceğiz
Milliyet Gazetesinde Melih Aşık ın Açık Pencere köşesini yıllardan beri severek okur ve takip ederim.Oradan bir alıntı sunmak isityorum;
************************************************** ***
YÖK'e saldırım
YÖK'ün kurulduğu 1980'li yılların başında hepimiz bu kuruma karşıydık. Çünkü YÖK üniversite özerkliğini bitirmişti. 12 Eylül ve İhsan Doğramacı'nın diktatörlüğünü temsil ediyordu.
Aradan yıllar geçti. Artık üniversite ve eğitime en büyük tehdit YÖK'ten değil, dinci kadrolaşma atağındaki iktidardan geliyor. YÖK ise laik cumhuriyeti savunan güçlerden biri haline geldi. Ne var ki, gençlik kesimi hâlâ eski yıllarda... Hâlâ kaldırım taşlarını söküp YÖK'ü taşlıyorlar. Kimin ve neyin adına taşlıyorlar YÖK'ü? Açıklasalar da öğrensek...
************************************************** ******
Devrimci olmak ile insanlara veya kamuya ait eşyalara, mallara veya nesnelere saldırmak, otobüs duraklarını kırmak, kaldırımları sökmek hakkı doğmuyor olsa gerek.
zmirksk arkadaşımız kısaca bir tarif vermiş devrimci sessiz durmaz ve devrimcinin en önemli rehberi akıldır.aklın rehberliğinde adalet,eşitlik ,özgürlük gibi insanı onur burcuna yükseltecek olan hasletlerin peşinden koşar.
bu tarifteki en önemli nokta akıl ve aklın rehberliği.
Bazı olaylara, kurum ve kuruluşlara ilerideki zaman süresince insanın bakış açısı değişkenlik göstermektedir.Zaman insana yaşlanmayı verdiği gibi olayları analiz etme, farklı bakış açıları,tecrübe gibi okumak ile elde edilemiyecek ancak yaşamın içinde öğrenilecek önemli olguları yüklemektedir.
|
|