serkanbaki
15.09.2006, 18:07
TAHTACILARIN GELENEK VE GÖRENEKLERİ (AĞAÇ VE İNSAN)
Doğada üç şeyin birbirinden kopmadığını görürüz. Suyun olduğu yerde ağaç, ağacın olduğu yerde insan varolagelmiştir. Yaşamımızın her alanında ağaç vardır.
"Bir oda yaptırdım hurmadalıynan, içini döşedim acem şalıynan" türküsündeki olduğu gibi ya da,
Ağaca bir kuş kondu
Kuş değil serçe midur?
Nefesin gül kokayi
Ha gönlün bahçe midir? şiirinde olduğu gibi dört satırlık bir şiirin iki yerinde ağaç kök salmış, şiire koku vermiştir.
Orman, Kahire Üniversitesi'nin karşısındaki bir bahçenin adıdır. Bir bakarsın Şuhutlu Mehmet Okur'un bir türküsü; "Ev yaptırdım çam dalından meşeden, Dolan da gel arpalıktan köşeden" şeklinde girer ve ağaçlarla yan yana iç içe yaşarız. O kadar bütünleşir ki insan ağaçla, "Evlerinin önü zerdali dalı, pencerede gördüm kınalı eli, benim sevdiceğim domurcuk gülü, sensiz lokmaları yiyemez oldum, sensiz konak*lara giremez oldum." türküsüyle ayrılmazlığın, bütünleşmenin dam*gasını vurur gibidir.
Bir Yugoslav olan Şükrü Ramo adeta ağacı ulular:
Gövden gelin mi gelin
Dalın benzer duvağa
Seni seven çocuklar
Kıyamaz koparmağa.
Dörtlüğü ile yeni yetişenlere gizlice yol gösterir.
Tahtacılar Kazdağı'na, Kütü Dağı'na, Alınpınarı Sarıkız Tepesi vb. gibi dağ doruklarına adak götürürler. Türkler gök tanrıya götürdükleri adakları kutsal sayılan dağın tepesinde keserlermiş. Bazı ağaçların onların yaşamlarında ayrı bir yeri vardır.
Şamanlar en çok kayın ağacını sayarlar. Hastalarını kayın ağacı ile tedavi ederler, yanlarında mutlaka kayın bulundurur ona kurban sunar;
"Altın yapraklı mübarek kayın
Sekiz gölgeli mukaddes kayın
Dokuz köklü, altın yapraklı bay kayın
Ey mübarek kayın ağcı
Sana kara yanaklı
Ak kuzu kurban ediyorum" diye seslenir.
Davulunda iki kayın ağacı resmi bulunur. Kayın ağacı tamı Umay ile Ülgen tarafından yere indirilmiştir. Anadolu'da da kutsanan ağaçlar arasındadır kayın. Bir adı da gürgendir.
Yakut kadınları karaçam ağacının altına beyaz at derisi serip dua ederlermiş. 17. yy'da Litvanyalılar meşe ağacını kutsar, ondan şifa diler, kurban olarak para atar, iç donlarının bağını ağacın dalma asarlarmış.
Ardıç eşiği, tahta beşiği, şimşir kaşığın ağacını kesmeden, yontma*dan şekillendirip ev, el eşyası yapmaya kadar işi götüren Tahtacı, ekmeğinin ondan geldiğinin bilincinde ağaca karşı sessiz ve saygılıdır.
Eski Türkler ormanı memnun ettikçe saadetin artacağına, bolluk ve bereket olacağına inanırlardı.
Malatya Onar köyünde Onar Dede ve Sakız Dede türbelerinde kuru, koca bir ağaç vardır. Bundan çıkarılan yonga kaynatılıp hasta hayvanla*ra içirilir.
Karadenizlimin geçim kaynağı fındığın değneği ile yılana dokunulursa yılanı zararsız duruma getirirmiş. Fındığın çatallı dallan ile maden*ler ve yeraltı su kaynaklarının bulunacağı İngiltere ve Kuzey Ameri*ka'da yaygın bir kanıdır.
Yunanlıların eski tanrılarından olan Hermes'in asası bir fındık dalıdır, İtalyanlar birçok fındık türüne sevdikleri azizlerin adını vermişlerdir. Karadenizliler:
"Eğme fınduk dalini
Sevma elin yarini
Seversan bekarı sev
Bilsin sevda halini" diye başlayan maniler oluşturmuşlardır fındık ağacına.
Kiraz, Giresun ilimize ad vermiştir.
Teselya ırmağı Peneus'un kızı Daphne bir nympha imiş. Kendini tanrıya adamış. Apollon onu sevip peşine düşmüş, o da bir defne ağacına dönüşmüş. Tanrının kollarındaki kutsal ağaç olmuş defne ağacı.
Tahtacının gündelik yaşamının her yanında ağaç var. Tahtacıların birçok ev ve el eşyası tahtadan. Mut Köprübaşı köyünde Tahtacı ev gereçlerinin eski ve güzel örnekleri var.
Dibek: Ceviz ağacı oyulur, güzelce şekillendirilir.
Kahve kutusu soğutacak: Maktadan dönen yorgun Tahtacı sedir ağacının dibinde zeytin delicesi ya da duttan yapılan kahve kutu*sunda kahvesini saklar.
Tokaç: Giysileri arındırmakta kullanılan tokacın iyisi çamdan yapılır.
Tekne: Tekne için en elverişli ağaç çamdır.
Çenebit: Çam ve çınardan yapılır. Ekmek hamuru açmaya yarar.
Oklava: Çam ve çınardan yapılır.
Örengeç: Çevirgeç, döndürgeç de denir. Çentikli, işlemeli olur. Çamdan ve çınardan yapılır.
Havan: Çitlembik ağacından yapılır.
Kaşık-Çomça: En iyisi çınar, şimşir ve çitlembikten yapılır.
Beşik: Çamdan sedire taşınması kolay ağaçtan yapılmaya özen gösterir.
Çocuk Oyuncakları: Maktada işlenen ağacın kalıntılarından yapılır.
Delil: Çitlembik ağacından yapılır.
Görüldüğü gibi ekmeğini ağaçtan çıkaran Tahtacılar ev ve el araçlarını da ağaçtan yapmaktadır.
Uygur destanında "Atamın adı ağaçtır." der.
Cemlerde adak gibi sunulan, köylerde hasta ziyaretine götürülen elma ağacının altında oynayan kadınların Manas Destanında çocukları olacağına inanıldığını yazar.
Tuba ağacının yaşayan insan sayısı kadar yaprağı olduğuna inanılırmış. Uygurlara göre tüm yaratıklar bu ağaçtan beslenirlermiş
İçel Kuzucubelen köyü, Silifke Kirtil köyü, Mut'un Köprübaşı ve Kumaçukuru köylerinde, Muğla Ula Çürüş köyünde, Gaziantep Islahiye Kabaklar köyünde vb. gibi daha birçok Tahtacı köyünde küçük de olsa bir meşe korusu özel olarak korunmuş ziyaret yerleridir. Manisa ili Salihli ilçesi Kabazlı köyündeki adak yerleri ve ziyaretlerin adlan şöyle: Orman Dede, Çalı Dede, Gözcü Dede, İrfan Dede, Hayıt Dede, Pıynar Dede, Gül Dede. Görüldüğü gibi kutsal sayılan yedi mekânın beşi ağaç adı taşıyor. Tahtacılar tarafından çok sevilen bir semah Armud Ağacı adım taşıyor. Yaşlı Tahtacılar "Mezarlıktaki ağaçlara ölenin ruhu sığınır, onun için mezarlıklar ağaçlandırılır." diyorlar.
Antalya Elmalı Akçainiş Tahtacıları gereksiz yere ceviz ağacını kes*miyorlar. Alevilerin Dede ocaklarının çoğunda dut ağacı dikili. Hacı Bektaş'ta, Islahiye Çerçili köyünde İbrahim-i Sâni türbesinde, Yavuzeli Halilbaş köyünün Çepni Dedesinin Ocak sayılan evinde, Narlıdere'de Pirevi denilen konağın bahçesinde birer yaşlı dut ağacı ocakların bekçisi gibi. Dağ, su ve ağacın birlikte kutsandığı bir yerleşim yeri Malatya Hasançelebi Davulkuyu köyü. Bu köydeki Karababa Dağı, Karababa suyu ve Karababa ağacı yöre halkınca kutsanmaktadır.
Antalya Elmalı Akçainiş Tahtacılarının ceminde dört kapı vardır, ikrar kapısı, Musahip kapısı, Aşina kapısı, Peşine kapısı. Bu kapılardan Peşine kapısında elma paylaşılır ondan sonra musahip olu*nur.
Akçainişli Tahtacı Veli Akın*: "Biz Tahtacılar ulu ağaçlan kesme*meye özen gösteririz. Eğer kesmek zorunda kalırsak; "Başı tünekli ağaç koymadık." diye üzülürüz. Yaşlı ağaç yaşlı pirdir. Muharrem ayında balta kullanmayız. Muharremden önce çok sıkı çalışırız. Makta'ya(ağaç kesimi) başlarken "Bismillahirahmanirrahim. Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali. Ya Habib Neccar, sen kolaylık ver." deriz. Yaşlı ağacı kestiği için işi ters giden Tahtacı kahırlanır, "Tahtacıların piri bile kırk katırla dağda aç. Bizim mi karnımız doyacak." der. Burada ağaç kestiği için kendini suçlar. Ağacı isteyerek kesmeyiz, işimize kahırlanırız."
Dut ağacı dikmek Uygur Türklerince hayırlı bir iş sayılırmış. Her aile veya mahallede en az bir dut ağacı yetiştirme geleneği varmış.(12) Çınar ağaçları genellikle türbelerin, çeşmelerin başlarında ya da mey*danlarda gök yüzüne açılmış bir el gibidir.
Antalya Elmalı ilçesi Tekke köyü ile Karamuk köyü arasında bulu*nan tepede iki ardıç ağacı vardır. Bitişik köyden(Akçainişli) Kel Veli dalları 15 metreyi bulan bu ağacın altında dinlenir. Sonra ağacın dal*larını kesmek ister. Arkadaşı kesmemesi için yakarır. Dinlemez. Baltası ile ağacı tırmanır, îlk dalı kesmek için baltayı vurur. Hiçbir parça kopa*ramaz, ikinci vuruşta balta elinden 30 metre savrulur. Çok uğraşır başaramaz. Korku ile oturarak Baba diye anılan bu bölgeden uzak*laşırlar.
Yine Elmalı'nın Höyük köyü güneyinde bir tepe üzerinde bulunan beş ardıç ile Tuvallar ve Hacımusalar köyleri arasındaki ardıçlar birbiri*ne ateş ile işaret verirlermiş.
Elmalı Tekke köyü Dokuz Göl yolu üzerindeki boğazda Çaputlu Ardıç dedikleri, kutsadıkları bir ağaç varmış. Her geçen ağaca kendin*den bir şey bırakırmış. îki hırsız çaldıkları katırla Çaputlu Ardıç'ın altından geçerken biri diğerine "Ardıç tekin değildir. Buradan geçmeyelim." diye yakarmış; "Geçmeyelim, taşlaşırız." demiş. Arka*daşı dinlememiş. Bugün Çaputlu Ardıç'ın dalları arasındaki taşlar bun*larmış.
Kundaktan sonra konduğumuz beşikten, üstünden atlayıp çevreye baktığımız eşikten, yaşam kaynağımız besinleri ağzımıza götürdüğümüz kaşıktan, mezarlıktaki dikili ağaca her yerde ağaçla özdeşleşmişizdir. Tahtacı işi, aşı gereği onun önemini çok iyi bilir ve yatırların başında yaptığı cemlere, çevrelerinde bulunan çamlıktan birkaç yük çıra getirip türbenin duvarları üzerine meşaleler diker, cemini bu atmosferde ya*parmış. (15)Ağaç dünümüzde Nuh'un gemisine malzeme oldu. Güvercin ağzında o ağaçtan gemiye zeytin dalı getirdi. Saymaya gelmez Akdenizli meşeden, defneye, söğüde, zeytine varıncaya kadar tüm ağaçlan kutsar ve onun dağdaki varlığı ile mutlu olur...
SAYGILAIMLA...
Doğada üç şeyin birbirinden kopmadığını görürüz. Suyun olduğu yerde ağaç, ağacın olduğu yerde insan varolagelmiştir. Yaşamımızın her alanında ağaç vardır.
"Bir oda yaptırdım hurmadalıynan, içini döşedim acem şalıynan" türküsündeki olduğu gibi ya da,
Ağaca bir kuş kondu
Kuş değil serçe midur?
Nefesin gül kokayi
Ha gönlün bahçe midir? şiirinde olduğu gibi dört satırlık bir şiirin iki yerinde ağaç kök salmış, şiire koku vermiştir.
Orman, Kahire Üniversitesi'nin karşısındaki bir bahçenin adıdır. Bir bakarsın Şuhutlu Mehmet Okur'un bir türküsü; "Ev yaptırdım çam dalından meşeden, Dolan da gel arpalıktan köşeden" şeklinde girer ve ağaçlarla yan yana iç içe yaşarız. O kadar bütünleşir ki insan ağaçla, "Evlerinin önü zerdali dalı, pencerede gördüm kınalı eli, benim sevdiceğim domurcuk gülü, sensiz lokmaları yiyemez oldum, sensiz konak*lara giremez oldum." türküsüyle ayrılmazlığın, bütünleşmenin dam*gasını vurur gibidir.
Bir Yugoslav olan Şükrü Ramo adeta ağacı ulular:
Gövden gelin mi gelin
Dalın benzer duvağa
Seni seven çocuklar
Kıyamaz koparmağa.
Dörtlüğü ile yeni yetişenlere gizlice yol gösterir.
Tahtacılar Kazdağı'na, Kütü Dağı'na, Alınpınarı Sarıkız Tepesi vb. gibi dağ doruklarına adak götürürler. Türkler gök tanrıya götürdükleri adakları kutsal sayılan dağın tepesinde keserlermiş. Bazı ağaçların onların yaşamlarında ayrı bir yeri vardır.
Şamanlar en çok kayın ağacını sayarlar. Hastalarını kayın ağacı ile tedavi ederler, yanlarında mutlaka kayın bulundurur ona kurban sunar;
"Altın yapraklı mübarek kayın
Sekiz gölgeli mukaddes kayın
Dokuz köklü, altın yapraklı bay kayın
Ey mübarek kayın ağcı
Sana kara yanaklı
Ak kuzu kurban ediyorum" diye seslenir.
Davulunda iki kayın ağacı resmi bulunur. Kayın ağacı tamı Umay ile Ülgen tarafından yere indirilmiştir. Anadolu'da da kutsanan ağaçlar arasındadır kayın. Bir adı da gürgendir.
Yakut kadınları karaçam ağacının altına beyaz at derisi serip dua ederlermiş. 17. yy'da Litvanyalılar meşe ağacını kutsar, ondan şifa diler, kurban olarak para atar, iç donlarının bağını ağacın dalma asarlarmış.
Ardıç eşiği, tahta beşiği, şimşir kaşığın ağacını kesmeden, yontma*dan şekillendirip ev, el eşyası yapmaya kadar işi götüren Tahtacı, ekmeğinin ondan geldiğinin bilincinde ağaca karşı sessiz ve saygılıdır.
Eski Türkler ormanı memnun ettikçe saadetin artacağına, bolluk ve bereket olacağına inanırlardı.
Malatya Onar köyünde Onar Dede ve Sakız Dede türbelerinde kuru, koca bir ağaç vardır. Bundan çıkarılan yonga kaynatılıp hasta hayvanla*ra içirilir.
Karadenizlimin geçim kaynağı fındığın değneği ile yılana dokunulursa yılanı zararsız duruma getirirmiş. Fındığın çatallı dallan ile maden*ler ve yeraltı su kaynaklarının bulunacağı İngiltere ve Kuzey Ameri*ka'da yaygın bir kanıdır.
Yunanlıların eski tanrılarından olan Hermes'in asası bir fındık dalıdır, İtalyanlar birçok fındık türüne sevdikleri azizlerin adını vermişlerdir. Karadenizliler:
"Eğme fınduk dalini
Sevma elin yarini
Seversan bekarı sev
Bilsin sevda halini" diye başlayan maniler oluşturmuşlardır fındık ağacına.
Kiraz, Giresun ilimize ad vermiştir.
Teselya ırmağı Peneus'un kızı Daphne bir nympha imiş. Kendini tanrıya adamış. Apollon onu sevip peşine düşmüş, o da bir defne ağacına dönüşmüş. Tanrının kollarındaki kutsal ağaç olmuş defne ağacı.
Tahtacının gündelik yaşamının her yanında ağaç var. Tahtacıların birçok ev ve el eşyası tahtadan. Mut Köprübaşı köyünde Tahtacı ev gereçlerinin eski ve güzel örnekleri var.
Dibek: Ceviz ağacı oyulur, güzelce şekillendirilir.
Kahve kutusu soğutacak: Maktadan dönen yorgun Tahtacı sedir ağacının dibinde zeytin delicesi ya da duttan yapılan kahve kutu*sunda kahvesini saklar.
Tokaç: Giysileri arındırmakta kullanılan tokacın iyisi çamdan yapılır.
Tekne: Tekne için en elverişli ağaç çamdır.
Çenebit: Çam ve çınardan yapılır. Ekmek hamuru açmaya yarar.
Oklava: Çam ve çınardan yapılır.
Örengeç: Çevirgeç, döndürgeç de denir. Çentikli, işlemeli olur. Çamdan ve çınardan yapılır.
Havan: Çitlembik ağacından yapılır.
Kaşık-Çomça: En iyisi çınar, şimşir ve çitlembikten yapılır.
Beşik: Çamdan sedire taşınması kolay ağaçtan yapılmaya özen gösterir.
Çocuk Oyuncakları: Maktada işlenen ağacın kalıntılarından yapılır.
Delil: Çitlembik ağacından yapılır.
Görüldüğü gibi ekmeğini ağaçtan çıkaran Tahtacılar ev ve el araçlarını da ağaçtan yapmaktadır.
Uygur destanında "Atamın adı ağaçtır." der.
Cemlerde adak gibi sunulan, köylerde hasta ziyaretine götürülen elma ağacının altında oynayan kadınların Manas Destanında çocukları olacağına inanıldığını yazar.
Tuba ağacının yaşayan insan sayısı kadar yaprağı olduğuna inanılırmış. Uygurlara göre tüm yaratıklar bu ağaçtan beslenirlermiş
İçel Kuzucubelen köyü, Silifke Kirtil köyü, Mut'un Köprübaşı ve Kumaçukuru köylerinde, Muğla Ula Çürüş köyünde, Gaziantep Islahiye Kabaklar köyünde vb. gibi daha birçok Tahtacı köyünde küçük de olsa bir meşe korusu özel olarak korunmuş ziyaret yerleridir. Manisa ili Salihli ilçesi Kabazlı köyündeki adak yerleri ve ziyaretlerin adlan şöyle: Orman Dede, Çalı Dede, Gözcü Dede, İrfan Dede, Hayıt Dede, Pıynar Dede, Gül Dede. Görüldüğü gibi kutsal sayılan yedi mekânın beşi ağaç adı taşıyor. Tahtacılar tarafından çok sevilen bir semah Armud Ağacı adım taşıyor. Yaşlı Tahtacılar "Mezarlıktaki ağaçlara ölenin ruhu sığınır, onun için mezarlıklar ağaçlandırılır." diyorlar.
Antalya Elmalı Akçainiş Tahtacıları gereksiz yere ceviz ağacını kes*miyorlar. Alevilerin Dede ocaklarının çoğunda dut ağacı dikili. Hacı Bektaş'ta, Islahiye Çerçili köyünde İbrahim-i Sâni türbesinde, Yavuzeli Halilbaş köyünün Çepni Dedesinin Ocak sayılan evinde, Narlıdere'de Pirevi denilen konağın bahçesinde birer yaşlı dut ağacı ocakların bekçisi gibi. Dağ, su ve ağacın birlikte kutsandığı bir yerleşim yeri Malatya Hasançelebi Davulkuyu köyü. Bu köydeki Karababa Dağı, Karababa suyu ve Karababa ağacı yöre halkınca kutsanmaktadır.
Antalya Elmalı Akçainiş Tahtacılarının ceminde dört kapı vardır, ikrar kapısı, Musahip kapısı, Aşina kapısı, Peşine kapısı. Bu kapılardan Peşine kapısında elma paylaşılır ondan sonra musahip olu*nur.
Akçainişli Tahtacı Veli Akın*: "Biz Tahtacılar ulu ağaçlan kesme*meye özen gösteririz. Eğer kesmek zorunda kalırsak; "Başı tünekli ağaç koymadık." diye üzülürüz. Yaşlı ağaç yaşlı pirdir. Muharrem ayında balta kullanmayız. Muharremden önce çok sıkı çalışırız. Makta'ya(ağaç kesimi) başlarken "Bismillahirahmanirrahim. Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali. Ya Habib Neccar, sen kolaylık ver." deriz. Yaşlı ağacı kestiği için işi ters giden Tahtacı kahırlanır, "Tahtacıların piri bile kırk katırla dağda aç. Bizim mi karnımız doyacak." der. Burada ağaç kestiği için kendini suçlar. Ağacı isteyerek kesmeyiz, işimize kahırlanırız."
Dut ağacı dikmek Uygur Türklerince hayırlı bir iş sayılırmış. Her aile veya mahallede en az bir dut ağacı yetiştirme geleneği varmış.(12) Çınar ağaçları genellikle türbelerin, çeşmelerin başlarında ya da mey*danlarda gök yüzüne açılmış bir el gibidir.
Antalya Elmalı ilçesi Tekke köyü ile Karamuk köyü arasında bulu*nan tepede iki ardıç ağacı vardır. Bitişik köyden(Akçainişli) Kel Veli dalları 15 metreyi bulan bu ağacın altında dinlenir. Sonra ağacın dal*larını kesmek ister. Arkadaşı kesmemesi için yakarır. Dinlemez. Baltası ile ağacı tırmanır, îlk dalı kesmek için baltayı vurur. Hiçbir parça kopa*ramaz, ikinci vuruşta balta elinden 30 metre savrulur. Çok uğraşır başaramaz. Korku ile oturarak Baba diye anılan bu bölgeden uzak*laşırlar.
Yine Elmalı'nın Höyük köyü güneyinde bir tepe üzerinde bulunan beş ardıç ile Tuvallar ve Hacımusalar köyleri arasındaki ardıçlar birbiri*ne ateş ile işaret verirlermiş.
Elmalı Tekke köyü Dokuz Göl yolu üzerindeki boğazda Çaputlu Ardıç dedikleri, kutsadıkları bir ağaç varmış. Her geçen ağaca kendin*den bir şey bırakırmış. îki hırsız çaldıkları katırla Çaputlu Ardıç'ın altından geçerken biri diğerine "Ardıç tekin değildir. Buradan geçmeyelim." diye yakarmış; "Geçmeyelim, taşlaşırız." demiş. Arka*daşı dinlememiş. Bugün Çaputlu Ardıç'ın dalları arasındaki taşlar bun*larmış.
Kundaktan sonra konduğumuz beşikten, üstünden atlayıp çevreye baktığımız eşikten, yaşam kaynağımız besinleri ağzımıza götürdüğümüz kaşıktan, mezarlıktaki dikili ağaca her yerde ağaçla özdeşleşmişizdir. Tahtacı işi, aşı gereği onun önemini çok iyi bilir ve yatırların başında yaptığı cemlere, çevrelerinde bulunan çamlıktan birkaç yük çıra getirip türbenin duvarları üzerine meşaleler diker, cemini bu atmosferde ya*parmış. (15)Ağaç dünümüzde Nuh'un gemisine malzeme oldu. Güvercin ağzında o ağaçtan gemiye zeytin dalı getirdi. Saymaya gelmez Akdenizli meşeden, defneye, söğüde, zeytine varıncaya kadar tüm ağaçlan kutsar ve onun dağdaki varlığı ile mutlu olur...
SAYGILAIMLA...