b.alina
27.09.2006, 12:47
Başta mıyız, sonda mıyız? Şaé Moru masalının sorduğu en temel soru budur. Zaman için bir “başlangıç” varsa bir “son” da olmak zorundadır. Öyle denir. Ancak bunu doğrusal bir zaman algısını kabul eden “modern zaman” kavramı zorunlu kılar... Oysa kadim diller ve kültürler bu konuda farklı bir bakış açısına sahiptirler... Zaman ve oluş daireseldir; devran döner ve malik halq eder. Bu durum bizi tarih-tekerrür yanlış yorumunu da mecbur kılmaz... Çünkü dönen zaman sanıldığının aksine hep aynı güzergahta dönmez; her dönüş aynı zamanda bir üste sıçramadır. Ve zamanın döngüsü hep ileri giden bir doğru değil, hep yukarı dönen bir spiraldir.
Temelde ay’ın dünya ile ve ikisinin de güneş’le olan döngüsel hareket birliğini taklit eden bu zaman algısı; bir çok dilde hala canlı şahitlerini yaşatmaktadır. Bir çok dilde gezegen adı olan ay ile zaman birimi olarak ay ya da gün güneş ortaklıkları hala canlıdır. Zazaca’da da zaman birimi ve gezegen adı olarak “ay”, “asme”dir; gün, güneş; roz, rost vb. şeklindedir. Bunun dışında zaman birimleri içinde en büyük dengesel birimi temsil eden yıl ise “sere”dir. Zazaca’da “seré ama seré seri”, “bir yıl tamamlandı” anlamında söylenir. Ve bu ifade kelime kelime şöyle çevrilebilir; yıl yılın üstüne geldi. Burada üst kelimesi de “ser”dir. yani bir yılın tamamlanması aynı zamanda uçların üst üste gelmesi (çember) ve yukarı/üste çıkmayı (spiral) içerir. Aynı etimolojik kökten “sur” 8dönüm, çember), saré (baş), gibi sözcükleri de sere (yıl), ser (üst), sare (baş), sur (çember), sir (kapsayıcı töz)kelimeleri de ortak etimolojik kökten gelen sözcüklerdir.
Bu durum bizi başla-sonun birleşmesini zorunlu kılan bir döngüsellik ve sıçrama algısına mecbur eder. Şaé Moru masalında her ölüm bir doğuma, her son bir başlangıca, her gidiş bir gelişe bağlanarak sonsuz daireler sistemi kurulur. Masaldaki mükemmel kurgusallık ve yapı taşları arasındaki mükemmel düşünülmüşlük bütün birimleri birbirinden bağımsız ancak birbirine mecbur hikayeler olarak sabitler...
Şahmaran masalı başladığı yerde biter. Nacak her Şahmaran versiyonu bize bunu anlatamaz; çünkü her Şahmaran anlatıcısı/ yazıcısı da bunu bilmez. Genel olarak yılan sembolü ölümsüzlük, sonsuzluk simgesi olarak zaman içinde binlerce yıl geriye giden bir derinlikten ve mekan olarak Hint’ten İran’a, Anadolu’dan bütün Avrupa’ya kadar çok geniş bir alanda yayılmış çok köklü bir figürdür.
Yazılı gelenek üzerinden baktığımızda daha insanlık aleminin ilk yazılı metni olarak elimizde duran Gılgames’da karşımıza çıkar. Ölümsüzlük ardında uzun ve zorlu yolculuklara çıkan Gılgames sonunda denizler ortasında uzak bir adada yaşayan ve ölümsüzlüğü bilen tek insan olan Utnapistin’i bulur. Ancak Utnapistin tanrıların kendisine bahşettiği ölümsüzlük otunu, onların iradesi dışında kimseye vermez. Ölümsüzlük tanrılara mahsustur; insan işi değildir. Ancak Utnapistin bir teselli ödülü olarak gençlik otunu Gılgames’e verir. Gılgames ise ardında bütün ömrünü harcadığı gençlik otuyla dönerken, bir deniz kıyısında verdiği molada, otu denizden galan bir yılan kaptırır ve kaybeder.
Ayrıca tek tanrılı dinlerin kutsal kitabı olarak elimizde bulunan Tevrat’ta da yılan benzer bir ilişkiyle karşımıza çıkar. Allah’ın yarattığı bütün kır hayvanlarının en hilekarı olan yılanın kandırmasıyla Havva ve Adem bilginin meyvesi olan elmayı yerler. Tanrı “ondan yemeyin ve ona dokunmayın ki ölmeyesiniz” demiştir. Ancak yılan “katiyen ölmezsiniz; çünkü Allah bilir ki, ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız” diyerek Havva ve Adem’i ikna eder. Nitekim elmayı yiyen Havva ve Adem’in ilk fark ettikleri çıplaklıkları ve cinsellikleri olur. Ve ikisi de bu yasağı çiğnedikleri için cezalandırılarak Cennet’ten atılırlar; hayat, ölüm ve zaman bu atılmayla başlar.
Ayrıca Tevrat’ta da Adem ile Havva’nın cinsel birleşmeleri her defasında “Adem Havva’yı bildi” ifadesiyle dile getirilir. Orijinal Tevrat terminolojisinden Türkçe’ye de birebir, bu şekilde çevrilen bu ayrıntı dikkat çekicidir.
Elmanın yenilmesiyle ilk “bilinen” çıplaklık olmuş, Havva ve Adem örtünme ihtiyacı duymuşlardır. Ve her cinsel birleşme de bilmek fiiliyle söylenmiştir. Bu ayrıntıları, bu şekilde not ederek Şahmaran’ın geniş insanlık tarihinin yazılı ve sözlü kaynaklarındaki yaygınlığına dönersek, Almanca yayınlanmış ayrı ayrı büyük mitoloji ve semboller sözlüğünden de birkaç örnek verebiliriz. “Uroboros” adıyla sonsuz zamanın, ölümsüzlüğün ve bütünlüğü kapsayan birliğin sembolü olarak anlatılır. Ve Mezopotamya’dan Mısır’a, İran’dan Çin’e, Anadolu’dan bütün Helen ve Avrupa dünyasına kadar yaygınlaşmış bu sembolü, kuyruğunu başıyla birleştirerek bir çember oluşturan yılanla veya altı balık üstü kuştan oluşan bir dairesellikle örnekler (Lexikon der symbole)
Dahası, sonsuz zamanın döngüsünü on iki burç ve bütün iyi-kötü tanrısallıkları sembolize eden yedi gezegeni de bir kapsayıcılıkla yine kuyruğunu ağzına alarak bir dairesellik oluşturan yılanla sembolize eder. Bütün bu içeriğiyle, yani ölümsüzlük ve sonsuzluk manasıyla, yılan aynı zamanda bir güç sembolü olarak da karşımıza çıkar. Eski Sümer ve Akad medeniyetlerinden kalan duvar resimlerine, kabartma buluntularına göre bütün zorlukları aşan Gılgames’in bir elinde yılan ve sağ kolunun altında da bir aslan resmedilir. Tevrat’ta da, Musa da kendi tanrısına inanmayan firavuna karşı elindeki asasını istediğinde yılan dönüştürerek bütün büyücüleri çaresiz bırakacak bir güçle donatılır.
Hint mitolojisinde dünyanın/evrenin kurgusunu sembolize eden “Meni Dagi” da önemli bir sembol olarak dikkat çekicidir. Burada en altta kaplumbağa, üstünde filler vb. şeklinde üst üste kurulan alemler yine kuyruğunu ağzına alarak hepsini kapsayan bir yılanla mühürlenmiştir (Kültürlerde Şahmaran s.40).
Böylece yılan bütün “oluş”u kapsayan ya da oluş gerçekleşmesini sağlayan mekanı ve zamanı hem mümkün kılan hem de sonsuzluk döngüsü içerisinde sürekliliğini sağlayan bir çember olarak karşımıza çıkmaktadır.
Doğrusu yılanla sembolize eden bütün bu içerikleri insanlık aleminin derin ve geniş kültürler tarihi içindeki bütün örnekleriyle tespit etmek bu yazını sınırlarını çok zorlar. Ancak elimizdeki metnin içeriğini irdelememizde bu kadarı da yeter... Buraya kadar ifade edilen biçimiyle yılan ve yılan bağlı sembol ve manalar bütünü şöyle sıralanabilir:
Yılan
Kuş-Balık
Bilmek
Cinsel Birleşme
Ölümsüzlük
Sonsuz Döngü
şahmaran Masalının, Zazaca üzerinden Dersim’de derlenen bu versiyonu ile ilgili çözümlemelerimize geçmeden önce, yukarıda kısaca değindiğimiz sembollere Dersim kültür ortamı ve Zazaca üzerinden bakmak da oldukça dikkat çekici sonuçlar açığa çıkaracaktır. Çünkü Dersim’de inanç-ibadet biçimlerinden düğünlere, cem-cemaat tarzından masallara kadar bütün sosyal-kültürel hayat ile Zazaca dilinin imkanları birbirinden ayrılmaz bir bütünlükle karşımıza çıkmaktadır.
Zazaca’da yılan mor’dur. Ölüm merdene aynı zamanda “mor” mühür’dür. Ve mühürlemek bir şeyi daire içine almak, kapatmak manasındadır. Örneğin evli kadın “ceruya mari”dir; ve adam “mordem”dir; yani sayılı kişi mührün demini/hükmünü süren anlamındadır. Yine “mird” doymuş demektir; yani sınıra gelmiş, dolmuş, tamamlanmış manasında. Türkçe’de de kullandığımız “murad”kelimesi de nihayete ermeyi, tamamlanmayı söyler. “Elma da bir murad”dır, ifadesi de bunu söyler.
Temelde ay’ın dünya ile ve ikisinin de güneş’le olan döngüsel hareket birliğini taklit eden bu zaman algısı; bir çok dilde hala canlı şahitlerini yaşatmaktadır. Bir çok dilde gezegen adı olan ay ile zaman birimi olarak ay ya da gün güneş ortaklıkları hala canlıdır. Zazaca’da da zaman birimi ve gezegen adı olarak “ay”, “asme”dir; gün, güneş; roz, rost vb. şeklindedir. Bunun dışında zaman birimleri içinde en büyük dengesel birimi temsil eden yıl ise “sere”dir. Zazaca’da “seré ama seré seri”, “bir yıl tamamlandı” anlamında söylenir. Ve bu ifade kelime kelime şöyle çevrilebilir; yıl yılın üstüne geldi. Burada üst kelimesi de “ser”dir. yani bir yılın tamamlanması aynı zamanda uçların üst üste gelmesi (çember) ve yukarı/üste çıkmayı (spiral) içerir. Aynı etimolojik kökten “sur” 8dönüm, çember), saré (baş), gibi sözcükleri de sere (yıl), ser (üst), sare (baş), sur (çember), sir (kapsayıcı töz)kelimeleri de ortak etimolojik kökten gelen sözcüklerdir.
Bu durum bizi başla-sonun birleşmesini zorunlu kılan bir döngüsellik ve sıçrama algısına mecbur eder. Şaé Moru masalında her ölüm bir doğuma, her son bir başlangıca, her gidiş bir gelişe bağlanarak sonsuz daireler sistemi kurulur. Masaldaki mükemmel kurgusallık ve yapı taşları arasındaki mükemmel düşünülmüşlük bütün birimleri birbirinden bağımsız ancak birbirine mecbur hikayeler olarak sabitler...
Şahmaran masalı başladığı yerde biter. Nacak her Şahmaran versiyonu bize bunu anlatamaz; çünkü her Şahmaran anlatıcısı/ yazıcısı da bunu bilmez. Genel olarak yılan sembolü ölümsüzlük, sonsuzluk simgesi olarak zaman içinde binlerce yıl geriye giden bir derinlikten ve mekan olarak Hint’ten İran’a, Anadolu’dan bütün Avrupa’ya kadar çok geniş bir alanda yayılmış çok köklü bir figürdür.
Yazılı gelenek üzerinden baktığımızda daha insanlık aleminin ilk yazılı metni olarak elimizde duran Gılgames’da karşımıza çıkar. Ölümsüzlük ardında uzun ve zorlu yolculuklara çıkan Gılgames sonunda denizler ortasında uzak bir adada yaşayan ve ölümsüzlüğü bilen tek insan olan Utnapistin’i bulur. Ancak Utnapistin tanrıların kendisine bahşettiği ölümsüzlük otunu, onların iradesi dışında kimseye vermez. Ölümsüzlük tanrılara mahsustur; insan işi değildir. Ancak Utnapistin bir teselli ödülü olarak gençlik otunu Gılgames’e verir. Gılgames ise ardında bütün ömrünü harcadığı gençlik otuyla dönerken, bir deniz kıyısında verdiği molada, otu denizden galan bir yılan kaptırır ve kaybeder.
Ayrıca tek tanrılı dinlerin kutsal kitabı olarak elimizde bulunan Tevrat’ta da yılan benzer bir ilişkiyle karşımıza çıkar. Allah’ın yarattığı bütün kır hayvanlarının en hilekarı olan yılanın kandırmasıyla Havva ve Adem bilginin meyvesi olan elmayı yerler. Tanrı “ondan yemeyin ve ona dokunmayın ki ölmeyesiniz” demiştir. Ancak yılan “katiyen ölmezsiniz; çünkü Allah bilir ki, ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız” diyerek Havva ve Adem’i ikna eder. Nitekim elmayı yiyen Havva ve Adem’in ilk fark ettikleri çıplaklıkları ve cinsellikleri olur. Ve ikisi de bu yasağı çiğnedikleri için cezalandırılarak Cennet’ten atılırlar; hayat, ölüm ve zaman bu atılmayla başlar.
Ayrıca Tevrat’ta da Adem ile Havva’nın cinsel birleşmeleri her defasında “Adem Havva’yı bildi” ifadesiyle dile getirilir. Orijinal Tevrat terminolojisinden Türkçe’ye de birebir, bu şekilde çevrilen bu ayrıntı dikkat çekicidir.
Elmanın yenilmesiyle ilk “bilinen” çıplaklık olmuş, Havva ve Adem örtünme ihtiyacı duymuşlardır. Ve her cinsel birleşme de bilmek fiiliyle söylenmiştir. Bu ayrıntıları, bu şekilde not ederek Şahmaran’ın geniş insanlık tarihinin yazılı ve sözlü kaynaklarındaki yaygınlığına dönersek, Almanca yayınlanmış ayrı ayrı büyük mitoloji ve semboller sözlüğünden de birkaç örnek verebiliriz. “Uroboros” adıyla sonsuz zamanın, ölümsüzlüğün ve bütünlüğü kapsayan birliğin sembolü olarak anlatılır. Ve Mezopotamya’dan Mısır’a, İran’dan Çin’e, Anadolu’dan bütün Helen ve Avrupa dünyasına kadar yaygınlaşmış bu sembolü, kuyruğunu başıyla birleştirerek bir çember oluşturan yılanla veya altı balık üstü kuştan oluşan bir dairesellikle örnekler (Lexikon der symbole)
Dahası, sonsuz zamanın döngüsünü on iki burç ve bütün iyi-kötü tanrısallıkları sembolize eden yedi gezegeni de bir kapsayıcılıkla yine kuyruğunu ağzına alarak bir dairesellik oluşturan yılanla sembolize eder. Bütün bu içeriğiyle, yani ölümsüzlük ve sonsuzluk manasıyla, yılan aynı zamanda bir güç sembolü olarak da karşımıza çıkar. Eski Sümer ve Akad medeniyetlerinden kalan duvar resimlerine, kabartma buluntularına göre bütün zorlukları aşan Gılgames’in bir elinde yılan ve sağ kolunun altında da bir aslan resmedilir. Tevrat’ta da, Musa da kendi tanrısına inanmayan firavuna karşı elindeki asasını istediğinde yılan dönüştürerek bütün büyücüleri çaresiz bırakacak bir güçle donatılır.
Hint mitolojisinde dünyanın/evrenin kurgusunu sembolize eden “Meni Dagi” da önemli bir sembol olarak dikkat çekicidir. Burada en altta kaplumbağa, üstünde filler vb. şeklinde üst üste kurulan alemler yine kuyruğunu ağzına alarak hepsini kapsayan bir yılanla mühürlenmiştir (Kültürlerde Şahmaran s.40).
Böylece yılan bütün “oluş”u kapsayan ya da oluş gerçekleşmesini sağlayan mekanı ve zamanı hem mümkün kılan hem de sonsuzluk döngüsü içerisinde sürekliliğini sağlayan bir çember olarak karşımıza çıkmaktadır.
Doğrusu yılanla sembolize eden bütün bu içerikleri insanlık aleminin derin ve geniş kültürler tarihi içindeki bütün örnekleriyle tespit etmek bu yazını sınırlarını çok zorlar. Ancak elimizdeki metnin içeriğini irdelememizde bu kadarı da yeter... Buraya kadar ifade edilen biçimiyle yılan ve yılan bağlı sembol ve manalar bütünü şöyle sıralanabilir:
Yılan
Kuş-Balık
Bilmek
Cinsel Birleşme
Ölümsüzlük
Sonsuz Döngü
şahmaran Masalının, Zazaca üzerinden Dersim’de derlenen bu versiyonu ile ilgili çözümlemelerimize geçmeden önce, yukarıda kısaca değindiğimiz sembollere Dersim kültür ortamı ve Zazaca üzerinden bakmak da oldukça dikkat çekici sonuçlar açığa çıkaracaktır. Çünkü Dersim’de inanç-ibadet biçimlerinden düğünlere, cem-cemaat tarzından masallara kadar bütün sosyal-kültürel hayat ile Zazaca dilinin imkanları birbirinden ayrılmaz bir bütünlükle karşımıza çıkmaktadır.
Zazaca’da yılan mor’dur. Ölüm merdene aynı zamanda “mor” mühür’dür. Ve mühürlemek bir şeyi daire içine almak, kapatmak manasındadır. Örneğin evli kadın “ceruya mari”dir; ve adam “mordem”dir; yani sayılı kişi mührün demini/hükmünü süren anlamındadır. Yine “mird” doymuş demektir; yani sınıra gelmiş, dolmuş, tamamlanmış manasında. Türkçe’de de kullandığımız “murad”kelimesi de nihayete ermeyi, tamamlanmayı söyler. “Elma da bir murad”dır, ifadesi de bunu söyler.