Orijinalini görmek için tıklayınız : Hrant Dink'e Destek
jacques lion 27.09.2006, 19:36 Merhabalar,
301. madde eliyle düşünce özgürlüğü, merhametsiz linç bekçileri tarafından tehdit ediliyor. İstanbul mahkemelerinin önü, sık sık linç bekçilerinin aydınlara/düşünürlere nefret ve kin kustukları alanlar haline geliyor. Hrant Dink, Orhan Pamuk, Elif Şafak ve diğer yazarlarımız. Bu gidişin bir sonu olmalı artık, demokrat ve özgürlükçü olmak adına, toplumumuzun milliyetçi - mukaddesatçı linçseverlere mahkum olmadığını göstermek adına, bir şeyler yapmalı. Aşağıdaki metni bilginize ve ilginize sunuyorum.
Saygılarımla.
HRANT DİNK İLE DAYANIŞMA
301. MADDE KALDIRILSIN
Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in, yeni Ceza Yasası’nın 301. maddesine dayandırılarak suç sayılan yazısını fikir özgürlüğü adına savunduğumuzu ve bu "suç"a iştirak ettiğimizi açıklıyoruz.
Düşünce ve ifade özgürlüğüne engel olduğu, bu uygulamayla bir kez daha kanıtlanmış olan 301. maddenin acilen kaldırılmasını talep ediyoruz.
Hrant Dink’in 301. maddeden mahkumiyetini bir çeşit suça iştirak metniyle protesto etmek ve 301. maddenin kaldırılmasını talep etmek için hazırlanan, gazete ilanı olarak çıkacak imza metni ekte. İmza vermek isteyenlerin ve çevreden imza toplayacakların, imzalarını yanında meslek ve ünvanlarıyla birlikte hrantdinkedestek@birgun.net
adresine göndermeleri yeterli.
merhaba can :Hrant Dink baba adam her tv ye çıktığında kaçırmadan izliyorum dünde can dündarla ntv deydiler gayet saygılı ve sağlıklı bi konuşma yaptılar...her ne kadar ermeni soykırımı nedeniyle ermenilere karşı bi antipatim olsada bu adam değişmesine neden oldu gayet sosyal demekrat bi adam ....
can bu yazıyı yazdığın zaman kimsenin ruhu bile duymamış (bende dahil). biz birilerinin kymetini ölmeden anlayamıyoruz.
entity_trx 30.01.2007, 18:20 Biraz da Uğur Mumcu'dan söz etseniz hic fena olmaz.
Hran Dink'ten cok daha devrimci aydın bir insandı.
jacques lion 30.01.2007, 19:00 Biraz da Uğur Mumcu'dan söz etseniz hic fena olmaz.
Hran Dink'ten cok daha devrimci aydın bir insandı.
Bugün sizin pek çok yazınızı okudum, ırkçı yazılarınızı okuma "fırsatını" buldum. Ve tüm yazılarınızda görebildiğim ortak özellik, tam da bir ırkçının alamet-i farikası olacak şekilde, size söylenen şeylerle ilgisi bulunmayan argümanları cevap olarak kullanmanız. Yine aynı şeyi yapıyorsunuz.
19 Ocak 2007 tarihinde, Uğur Mumcu değil, Hrant Dink öldürüldü. Ve biz, şu anda Hrant Dink'in katledilmesini tartışıyoruz forumda.
Bizler,-yani vicdan sahipleri- Ermeni kardeşlerimizin mağduriyetini sahiplenme erdemine sahip olan bizler, Ahmet Taner Kışlalı'nın da, Bahriye Üçok'un da.... Uğur Mumcu'nun da hep arkasında olduk, hep bu isimlerin özlemli hatılayıcısı olduk.
Çünkü biz bu toplumun vicdanıyız. Biz bu toplumun iyiniyet ve masumiyet yüzüyüz.
Biz Hrant'ız, biz Uğur Mumcu'yuz, biz Kışlalı'yız, biz Ermeniyiz, biz Rum'uz, biz Alevi'yiz, biz Hristiyan'ız...
Anlayamazsınız siz bizi. Kötü niyet ve vicdansızlık dolu yüreğiniz ve çapak bağlamış zihniniz, bunu idrak etmeye yetmez.
Bir ülkücü ile konuşabilirim, iletişim kurabilirim ama sizin zihniyetinizle asla. Beterin beteri böyle bir şey olsa gerek.
Son not: Lütfen yazılanları doğru dürüst okuduktan sonra cevap yazın.. Yazdığınız pek çok cevabın, bahsedilen şeylerle ilgisi ve alâkası yok. Yukarıdaki cevabınızda olduğu gibi.
Hüseyin69 30.01.2007, 20:06 Can Dündar anlatıyor: “16 Mart 1978 Perşembe günü. Öğleyin. İstanbul Üniversitesi çıkışında 100 kişilik öğrenci grubunun üzerine bomba atılıyor. 7 ölü, 47 yaralı var. Esmer, kısa boylu, hırkalı bombacı, TNT'yi solcu grubun üzerine atıp, üniversitenin merdivenlerinden kaçmaya başlıyor. Öğrenciler kaçışırken Beyazıt Kütüphanesi önünden de otomatik silahlarla yaylım ateşi açılıyor. Gençler de polis de yere kapaklanıyor. Ayağa kalktıklarında polis ateş açan saldırganları takip için fırlıyor. Arkadan bir ses: "Geri dönün" diye bağırıyor. Polis geri dönüyor. Katiller kaçıyor. Geri dönen polislerden biri Yahya Gergin. Olayın ayrıntılarını yıllar sonra 32. Gün'den Rıdvan Akar'a anlatıyor. Meğer normalde 30-40 polisin görev yaptığı kapıda o gün sadece 9 polis görevlendirilmiş. Failleri kovalarken kendilerine "Geri dönün" diye bağıran amiri de merak edip araştırmış. O komiser yardımcısının adı Reşat Altay'mış. Belki o günü yazar Altay anılarında. Sonra bandı 14 yıl ileri sarar: Nisan 1992. Çiftehavuzlar'da bir örgüt evi. 3 Dev-Sol militanı kıstırılıyor. İstense beklenip teslime zorlanabilirler. Ama hayır; polis evi basıyor ve 3'ünü de öldürüyor. Bu yargısız infazın ardından 22 polis hakkında "kasten adam öldürmek" suçlamasıyla dava açılıyor. Daha sonra "Zor kullanma yetkilerini kullanmışlardır" diye beraat eden sanıklar içinde ileride Susurluk davasında tanıyacağımız isimler var: İbrahim Şahin gibi. Ayhan Çarkın gibi. Tanıdık bir polis daha var: Reşat Altay. Ne kadar renkli anılar bunlar. 4 yıl daha geçiyor... Sayfalar çevriliyor. 3 Kasım 1996. Susurluk skandalı patlıyor. Kazada ölen Abdullah Çatlı'nın bütün ilişkileri ortaya seriliyor. Çatlı'nın telefon kayıtları incelemeye alınıyor. Ve şaşırtıcı sonuç ortaya çıkıyor: Kırmızı bültenle aranan Çatlı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şubesi'nin müdürüyle 5 kez telefonla görüşmüş. Kim var şubenin başında? Doğru tahmin ettiniz: Reşat Altay. Altay anılarını yazsa, bu ilişkileri anlatsa, bütün bunlara rağmen nasıl sürekli terfi edip Gaziantep'e, Bursa'ya, Trabzon'a emniyet müdürü olduğunu izah etse, biraz da Trabzon'daki örgütlenmelerden bahsetse iyi olmaz mı? Biz de Türkiye'nin son 20- 30 yılının hikayesini onun kaleminden okuruz; okudukça sürekli baş sayfaya dönen bir kanlı tarihi tekrar tekrar öğreniriz.”
ben yorumumu yaziyi sizinle paylasirken yapmis bulunmaktayim tabiki simdilik
|
|