Orijinalini görmek için tıklayınız : Gurbetçi


MeRaLiNa
09.10.2006, 11:41
Türkiye’nin belli konu başlıklarından birisidir gurbetçi. Bugüne kadar haklarında bolca yazıldı, çizildi. Benim de ilk izlenimlerim, vatan hasreti ile gavur (!) diyarlarda ekmek parası (!) peşinde sevdiklerinden uzakta çilekeş hayatlar (!) yaşayan birtakım Türk vatandaşları olarak şekillenmişti.

Tabii bunlar toplumun bizlere yutturmaya kalktığı şeylerdi. Zamanla bunun -yine her zaman olduğu gibi- böyle olmadığını gördük. İlerleyen yaşımla birlikte hem bu gurbetçi denen insanları tanıdım, hem de yaptığım yurtdışı seyahatleri ile yaşadıkları doğal ortamlarda onları görerek de fikirlerimde değişmeler oldu.

Yukarıdaki parantez içi ünlemlerden başlayarak biraz açmaya çalışalım. Bir kere çoğunluk Türk, kendi deyimleriyle “ekmeklerini yedikleri” bu insanlara ısrarla “gavur” der durur. Bir nevi aşağılama. Türkiye’de çoğu üniversite mezunu insanın yakalayamadığı hayat standardını gavur illerde çok daha vasat işlerde çalışarak elde eden gurbetçi için yine de onlar gavurdur.

Bir ekmek parası yalanı vardır. Ama nasıl bir ekmekse o, hem anavatanda hem gavur ülkesinde kendilerini ev sahibi, araba sahibi yapmaya yeter de artar bile. Sürekli kendilerini acındırma, ezik gösterme, hayatı ıskalayan insanlar gibi tanıtma merakı vardır bu insanlarda. Bu da bir başka yalan.

Vatandan uzak kaldıkları için midir bilinmez, çilekeş hayat da yaşar bunlar. Bir hasret palavrası vardır sürekli. Örneğin, aradıkları her türlü Türkiye ürününü de alabilme şansları vardır. Hatta ironik olarak tanık oldum ki, adam Türkiye’den gelen deterjanı alıyordu. Orijini yabancı olmasına rağmen. Gerisini siz düşünün.

Diğer yandan çalışma saatleri belli, aldıkları ücret ve tabii ki diğer sosyal haklar Türkiye’de çalışan bir emek insanına göre kat be kat yüksektir. Neyin çilesini çekerler bilinmez. Bunların o çok sevdikleri vatanlarında insanlar ne şartlar altında çalışıyor, yada hiç iş bulamıyor bunu düşünmezler.

Bizzat dinledim, hemen hepsi büyük bir riyakarlık içinde, “valla falan filan olsa bir dakika durmam hemen dönerim vatanıma” demekte. Aslında onları orada tutan gözle görülür hiçbir zorunluluk yok. Paradan başka. Biliyorsunuz Türk’ün aklı paraya çalışır. “Şöyle böyle olsa da dönsem” dedikleri yalan bahanelerdir. Hepsi de bal gibi biliyor ki, o çok sevdikleri vatanlarına döndükleri anda rezil rüsva olacaklar. O yüzdendir ki, emekliliklerini garanti altına almadan asla dönmezler. Oradaki çok büyük çoğunluğa itiraf ettiremezsiniz; “vatan doğduğun değil doyduğun yerdir” diye. Ama pratikte bu düsturun yaman uygulayıcısıdırlar.

Çok azı Türkiye’deki yaşam koşullarının asgari insani düzeylerin altında olduğunu dürüstçe kabul edip, “biz artık buralıyız, en azından çocuklarımız burada daha iyi şartlarda” demekte. Böyle konuşan o azınlığın da o ülkenin asıl vatandaşları ile gavursal (!) düzeyde sorunları da olmadığını görürsünüz.

Geri kalan, her fırsatta ekmeğini yedikleri ülkelere sövmekte, velakin onların her türlü nimetini de ağızlarından köpük saça saça tüketmekte. Akıllarına sokamadıkları bir şey var: Orası onların vatanı ve sen orda onlara uymak zorundasın. Ortama uymak değil, ortamı kendine uydurmak Türk tipi davranış bozukluğunun en belirgin özelliği. İstedikleri an Türkiye’ye dönme hakları olduğu halde dönmezler. Bilirler ki Türkiye’nin kaybettirecekleri, getirilerinin kat be kat üstünde. Ama vatan hamasetinden geri kalmazlar.

Bu profilde yaşam sürdüren gurbetçiye mi gülersin, yoksa yıllardır mağdur gurbetçi yalanı ile insanları kandıran rezil Türk basınına mı orasına karar vermek zor.

Alinti: Ertan Eral


Bence üslup son derece agir ama Ertan Erdalin yazisinda dogruluk payi var
Özelliklede su "gavur" kelimesi hakkinda, gercektende burdaki yobaz kesimin adamlarin memleketinde calismalarina, oturmalarina ragmen insanlara "gavur" diyip asaglamalari büyük bir riyakarlik, cahillik, dar düsüncelik…

Yanliz bazi seyleri göz ardi etmis, avrupada irkcilik var, her ne kadar kanunlarla hak aranabilsede… is yerinde, okulda, bir magazada her an karsilasabilirsiniz… bunlari göz ardi etmis…

Yanliz avrupadaki türklerin önemli sorunu su: burdada Türkiyedede yabanci olmak

Türkiyedekiler "avrupai" (ne demekse bu) olmaya calisirken, burdaki türkler kimliklerini korumak adina ve avrupalilari türkiyedekiler gibi gözünde büyütmedigi icin hala 20-30 küsür yil önecesinin kafa yapisindalar… yeni nesil ise evde baska diasrda baska gördügü icin bocalama icinde… özelliklede bayanlara daha cok baski yapildigi icin, en cok onlar bocaliyor…

birde burdaki bosluklardan yararlanip, gurbetcileri sömürenler, yesil sermaye gibi
islamci bazi firmalar gurbetcileri dolandirip, 20-30 yillik biriktirdikleri paralari bir anda yok ettiler... alevi kesimi sömürmek isteyenlerin basinda ise pkk geliyor

sunam
09.10.2006, 23:06
güzel bir yazı bunun üstüne benimde eklemek istedigim şey bizim orda yazın almaNcılar gelir köye köydekilerden daha kapalı ve daha dinci köyde yaşayan onlarda daha öndeler orda kendilerini geliştirmek yerine onlara sunulan bana göre hak etmedikleri nimetten yararlanmak yerine kendielrine başka dünyalar kurup ne oraya ait ler ne buraya 30 yıldır orda yaşayıpta hala dil ögrenmeyenler var köylü gelip köylü gidecekler.

MeRaLiNa
10.10.2006, 00:15
bu dil ögrenme konusu cok önemli Sunam Can
bu konuya tek tarafli bakmamak gerekir
1. neden dil bilmeyenler genelde ilk veya ikinci kusak... ücüncü kusakta bazilari, ya kötü türkce konusur, ya sadece anlar konusamaz (cok az rastladim ama var)....
2. birici kusagin amaci burda calisip para kazanip, biriktirmekti ve aslinda geri dönmekti... evden fabrikaya, fabrikadan eve, fabrikalarda en agir isler gurbetcilere verildi... tamamiyle yepyeni bir ortam, cok yabanci bir kültür, agir is, ve alismaya calismak, uyum sorunu vs dil ögrenmeleri karsisinda engel oldu... burda tabiki birazda dil ögrenmek icin tembellik var ama fabrikada yogun calisip sonra nasil dil ögrenmeye gidilecek derler hep sorunca...

ögrendikleri genelde fabrikalarda ögrendikleridir

birde su var, bir tanidigimin calistigi fabrikada cok italyan isci varmis... bu amca italyanlar gibi italyanca konusuyor ama almancasi cok kötü:D, yani yasadigi ülkenin dilini degil yine kendisi gibi bu ülkeye calismaya gelen baska bir milletin dilini ögrenmis beraber calismaktan, su gibi konusuyor:D

kızıLaLmiLa
10.10.2006, 00:29
Bülbülü altın kafese de koysalar "ah vatanım, vatanım...." der...

Bu konuda en fazla bilgilendirici ve bu konu başlığı altında da bize ışık tutacak olan yorumları; kendi vatanlarında yaşam olanağı bulamamış, verilen ömrü sürdürmek, çocuklarına daha yaşanılası bir ortam sunabilmek için çareyi yurtdışında görmüş gurbetçi dediğimiz insanlar yapacaktır. Ben gurbetçi değilim ama gurbetçi olan çok akraba ve arkadaşım var.

Yukardaki paragrafların "ağır" lığı ortada. Yazarın haklı olduğu noktalar varsa da o insanların öyle "armut piş ağzıma düş" hesabı bir görüntüyle yansıtılması yanlış... Gurbette ekmek bulma imkanları olmuşsa eğer, bunun için çektikleri zorlukları gözardı ederek sadece "gavur" söylemleriyle onları yargılamak hoş değil...

Onca sıkıntıya katlanarak bir göz odalarda bilmedikleri dilleri anlamaya çalışarak, bilmedikleri küfürlerin altında ezilerek, bilmedikleri bir dünyada, bilmedikleri(!) bir geleceğe yolculuk eden insanların hallerini de anlamaya çalışmak gerek. Onların ekmek yedikleri insanları "gavur" diye etiketlemeleri, çektikleri sıkıntıların duygularına yansımasıdır. -hayır, bunun doğruluğunu savunmuyorum elbette..- Ama biraz irdelersek konunun özünü, bizler de bu topraklarda karşılaştığımız sıkıntılara birtakım tepkiler gösteririz.
Yazarın "Zamanla bunun -yine her zaman olduğu gibi- böyle olmadığını gördük." sözü de gösteriyor ki o rahat yaşam olanaklarını "zamanla" emek sarfederek ve birçok aşamalardan geçerek elde etmişlerdir.

"Bir hasret palavrası vardır sürekli. " (!) Biz [sen_Ertan Eral] bilemeyiz ki kimin ne kadar hasret çektiğini, ülkesine dönme arzusu yaşadığını, vs. Buna palavra diyebilmek için tek tek o insanların yerini almak lazım.