canazerbaycan
19.10.2006, 00:17
http://www.davetci.com/d_ulke/isl_ulke_ahiska_olumtrenleri.htm
Ahıskalıların ölüm yolculuğu - Abdullah Muradoğlu
İkinci Cihan Harbi'nde Sovyetler Birliği'nin sosyalist lideri Stalin, Ahıska'nın eli silah tutan gençlerini Almanlara karşı savaşa sürerken, geride kalan analarını, babalarını, eşlerini, çocuklarını 1944'te hayvan taşınan yük vagonlarına doldurarak kanlı bir yolculuğa çıkardı
İstanbul-Ahıska Türkleri ismi Türkiye'de daha çok 1989'da Özbekistan'da çıkan olaylar nedeniyle duyuldu. O günlerde Ahıskalılardan Mesket Türkleri olarak sözedildi. Bu topluluğun 1944'de Stalin tarafından Gürcistan'dan topluca sürgün edildikleri ortaya çıktı. Şimdi Gürcistan sınırları içinde olan Ahıska, 1828'de Osmanlı ve Rusya arasında imzalanan bir antlaşmayla Ruslarda kalıyor. Kırım Savaşı'nda Ahıskalılar Osmanlı'nın yanında yer alıyorlar. 93 Harbi'nde Ahıska'dan Anadolu'ya göçler başlıyor. Birinci Cihan Harbi sona erince Ahıskalılar Kars Milli Şurası'na dahil oluyorlar. 1921'de Ankara Hükümeti ile Gürcistan arasında yapılan bir anlaşma ile Batum'un yanısıra Ahıska Gürcülere bırakılıyor. Güney Kafkasya'da Sovyet yönetimi hakim olunca Ahıska ile Türkiye'nin ilişkisi tümüyle kesiliyor.
1930'larda Ahıska'dan Türkiye'ye gizli göçler başlıyor. İkinci Cihan Harbi'nde Stalin Ahıska'nın eli silah tutan gençlerini Almanlara karşı savaşa sürerken geride kalan analarını babalarını, eşlerini ve çocuklarını 1944 yılında, bir gece yarısı hayvan taşınan yük vagonlarına doldurarak kanlı bir yolculuğa çıkardı. "Kısa sürede geri döneceksiniz, yanınıza hiçbir şey almayın" denilen 70-80 bin civarındaki Ahıskalı kara kışta ölüm trenine dönen bir yolculuğa çıkarıldılar. Hastalıktan, açlıktan, havasızlıktan çoğu çocuk ve yaşlı olmak üzere 14 bin ile 20 bin arasında Ahıskalı vagonlarda can verdi. Ölüler Sovyet askerleri tarafından karlı arazilere, boş çukurlara atılarak kurda kuşa yem edildi. Ruslar, "Sovyet Hükümeti'nin Türkiye ile savaşma ihtimali var. Siz bu savaşta Türkiye'den yana tavır korsunuz. Bu nedenle sizi geçici olarak sürgün ediyoruz" şeklinde bir gerekçe öne sürerler. Ahıskalılar Kazakistan, Kırgızıstan, Özbekistan'a dağıtıldılar. Stalin'in savaşa gönderdiği 40 bine yakın Ahıskalı'dan geride kalan 15 bin kadarı yurtlarına kahramanlık madalyalarıyla döndüklerinde boş ve harap olmuş evlerle karşılaştılar. Sosyalist Sovyet lideri Stalin'in vefasızlığı karşısında şaşkına dönen Ahıskalılar madalyalarını parçalayarak, aielerini bulabilmek için aylarca, yıllarca oradan oraya koşturdular. Stalin'in sudan gerekçelerle toplu sürgüne maruz bıraktığı müslüman halklar daha sonra yurtlarına dönebildikleri halde sadece Ahıskalılar bu haklarından mahrum edildi.
Garip Türk ölüm treninde doğdu
Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz'un verdiği bilgilere göre, Ahıskalıların bir kısmı 1959'da başta Azerbaycan olmak üzere çeşitli bölgelere göç ediyorlar. 1989'da Özbekistan'ın Fergana Vadisi'nde bir kırıma daha uğruyor Ahıskalılar. Sebebi tam olarak anlaşılmayan olaylarda yüze yakın insan hayatını kaybediyor. Özbek kisveli katiller çoluk çocuk demeden Ahıskalıları buldukları yerde öldürüyorlar, evlerini yakıp yıkıyorlar. Bir üçüncü göç dalgası böylece başlıyor. Ahıskalılar Azerbaycan, Ukrayna ve Rusya'ya dağılıyorlar. 1990'ların başında Türkiye'ye gidişler başlıyor.
Geçenlerde Bakü'de yapılan Ahıskalılar Kurultayı'nın organizatörlerinden Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz, çeşitli ülkelerde olmak üzere 350-400 bin arasında Ahıskalı göçmen yaşadığını kaydederek, "Benim dedelerim 93 Harbi'nde Türkiye'ye gelmişler. Bir kısmı Erzurum, Erzincan ve Çorum'a dağılmışlar. Çoğunu tanımıyorum. Ahıskalılar Vakfı olarak kaybolmuş akrabaları buluşturmaya çalışıyoruz. Her yıl 1944'deki Ölüm Sürgünü'nü anıyoruz. İlki 1944'de olmak üzere üç sürgün yaşadı insanlarımız. Aileler parçalandı. Birbirini göremeyen kardeşler var" diyor. 1944'deki ölüm treninin her Ahıskalı'nın kalbinde derin yaralar açtığını ifade eden Oğuz şöyle devam ediyor:
"Her Ahıskalı aile mutlaka bu yolculukta akrabasını, hısımını kaybetmiştir. Hiçbir suçları olmayan masum ve günahsız yaşlılar, kadınlar, sabiler insanlık dışı bir şekilde yurtlarından sökülüp atıldı. Hayvanlar ahırlarda, ekmekler sacın üzerinde kalmış, insanlar bir gece vakti, ne olduğunu bile anlamadan, nereye gittiklerini dahi bilemeden bir meçhule doğru yola çıkarılmışlardır. Aynı aileden gelin bir tarafta, anne baba bir tarafta, çocuklar bir tarafta olmak üzere ayrı vagonlara dağıtılarak götürülmüşlerdir. Affedersiniz, nice gelinler, kızlar, büyüklerinin yanında gaz sıkıntısı çekmişler, utançlarından kendilerini sıkmak suretiyle bağırsak düğümlenmesinden ölüp gitmişlerdir. Kapıları pencereleri kapalı hayvan vagonlarında insanlar ölüme terkedilmişlerdir. Vagonlar üç günde bir, kısa aralıklarla açılmış, ancak o zaman insanlar, Orta Asya'nın dondurucu soğuğunda gri bir gökyüzü görebilmişler. Hacet gidermek için trenden uzaklaşan kadınlar, ya askerlerin açtığı ateş sonucu öldürülmüşler ya da kasıtlı olarak terkedilmişlerdir. Ölüm Treni'nde bir kadının doğum sancısı tutuyor, erkekler ceketlerini veriyor, kadınlar sırt sırta veriyor. Kadın ölüyor, doğan erkek çocuğuna Garip Türk adını veriyorlar. Bu çocuk şimdi 60 yaşında ve Kırgızistan'da yaşıyor. Stalin'in ölüm treninde 17 bin ile 20 bin arasında Ahıskalı can verdi. Bu katliam değildir de nedir?"
"6 ay dediler 60 yıl oldu"
Stalin'in ölüm yolculuğuna çıkardığı Ahıskalılardan biri de Sasiyev Nurettin Hasanoğlu'du. Hasanoğlu 1932'de Ahıska'nın Azgur kasabasında doğdu. 1944 Sürgünü'nde 12 yaşındaydı. 1956'de Taşkent Politeknik üniversitesinde mimarlık okudu. Namangan Şehri Başmimarı olarak çalıştı. 1974'de Bakü'ye yerleşti. 2'si erkek 3 çocuğu var. Azerbaycan Ahıska Vatan Cemiyeti üyesi. Şair, yazar. Ahıska dilinde yazılmış "Söndürülmüş Ocaklar" adlı kitabında manzum olarak Ölüm Sürgünü'nü anlattı. Yayınlanmış iki kitabının yanı sıra "Baba Ocağı Ana Sıcağı" kitabı basıma hazır. Sasiyev Nurettin ile Bakü'de Ahıskalılar Kurultayı'nda tanışıp söyleştik. Bize şiirlerinden okudu. Hasanoğlu'nun kaleminden çıkan, "Kıyamet gelmişdi eve girende/Dağılmış herşeyi onda görende/Bacımın saçları tel tel olmuştu/ Anamın gözyaşı bir sel olmuştu/Anam çıldırmıştı bu faciadan/Bilmezdi ne etsin, başlasın neden/Sarıldı da dedi: Oğlum bu zulümdür/Halkımıza bu sürgünlük ölümdür" dizeleri Ölüm Treni'nin dehşetini anlatmaya yetiyor.
Ahıskalıların ölüm yolculuğu - Abdullah Muradoğlu
İkinci Cihan Harbi'nde Sovyetler Birliği'nin sosyalist lideri Stalin, Ahıska'nın eli silah tutan gençlerini Almanlara karşı savaşa sürerken, geride kalan analarını, babalarını, eşlerini, çocuklarını 1944'te hayvan taşınan yük vagonlarına doldurarak kanlı bir yolculuğa çıkardı
İstanbul-Ahıska Türkleri ismi Türkiye'de daha çok 1989'da Özbekistan'da çıkan olaylar nedeniyle duyuldu. O günlerde Ahıskalılardan Mesket Türkleri olarak sözedildi. Bu topluluğun 1944'de Stalin tarafından Gürcistan'dan topluca sürgün edildikleri ortaya çıktı. Şimdi Gürcistan sınırları içinde olan Ahıska, 1828'de Osmanlı ve Rusya arasında imzalanan bir antlaşmayla Ruslarda kalıyor. Kırım Savaşı'nda Ahıskalılar Osmanlı'nın yanında yer alıyorlar. 93 Harbi'nde Ahıska'dan Anadolu'ya göçler başlıyor. Birinci Cihan Harbi sona erince Ahıskalılar Kars Milli Şurası'na dahil oluyorlar. 1921'de Ankara Hükümeti ile Gürcistan arasında yapılan bir anlaşma ile Batum'un yanısıra Ahıska Gürcülere bırakılıyor. Güney Kafkasya'da Sovyet yönetimi hakim olunca Ahıska ile Türkiye'nin ilişkisi tümüyle kesiliyor.
1930'larda Ahıska'dan Türkiye'ye gizli göçler başlıyor. İkinci Cihan Harbi'nde Stalin Ahıska'nın eli silah tutan gençlerini Almanlara karşı savaşa sürerken geride kalan analarını babalarını, eşlerini ve çocuklarını 1944 yılında, bir gece yarısı hayvan taşınan yük vagonlarına doldurarak kanlı bir yolculuğa çıkardı. "Kısa sürede geri döneceksiniz, yanınıza hiçbir şey almayın" denilen 70-80 bin civarındaki Ahıskalı kara kışta ölüm trenine dönen bir yolculuğa çıkarıldılar. Hastalıktan, açlıktan, havasızlıktan çoğu çocuk ve yaşlı olmak üzere 14 bin ile 20 bin arasında Ahıskalı vagonlarda can verdi. Ölüler Sovyet askerleri tarafından karlı arazilere, boş çukurlara atılarak kurda kuşa yem edildi. Ruslar, "Sovyet Hükümeti'nin Türkiye ile savaşma ihtimali var. Siz bu savaşta Türkiye'den yana tavır korsunuz. Bu nedenle sizi geçici olarak sürgün ediyoruz" şeklinde bir gerekçe öne sürerler. Ahıskalılar Kazakistan, Kırgızıstan, Özbekistan'a dağıtıldılar. Stalin'in savaşa gönderdiği 40 bine yakın Ahıskalı'dan geride kalan 15 bin kadarı yurtlarına kahramanlık madalyalarıyla döndüklerinde boş ve harap olmuş evlerle karşılaştılar. Sosyalist Sovyet lideri Stalin'in vefasızlığı karşısında şaşkına dönen Ahıskalılar madalyalarını parçalayarak, aielerini bulabilmek için aylarca, yıllarca oradan oraya koşturdular. Stalin'in sudan gerekçelerle toplu sürgüne maruz bıraktığı müslüman halklar daha sonra yurtlarına dönebildikleri halde sadece Ahıskalılar bu haklarından mahrum edildi.
Garip Türk ölüm treninde doğdu
Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz'un verdiği bilgilere göre, Ahıskalıların bir kısmı 1959'da başta Azerbaycan olmak üzere çeşitli bölgelere göç ediyorlar. 1989'da Özbekistan'ın Fergana Vadisi'nde bir kırıma daha uğruyor Ahıskalılar. Sebebi tam olarak anlaşılmayan olaylarda yüze yakın insan hayatını kaybediyor. Özbek kisveli katiller çoluk çocuk demeden Ahıskalıları buldukları yerde öldürüyorlar, evlerini yakıp yıkıyorlar. Bir üçüncü göç dalgası böylece başlıyor. Ahıskalılar Azerbaycan, Ukrayna ve Rusya'ya dağılıyorlar. 1990'ların başında Türkiye'ye gidişler başlıyor.
Geçenlerde Bakü'de yapılan Ahıskalılar Kurultayı'nın organizatörlerinden Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz, çeşitli ülkelerde olmak üzere 350-400 bin arasında Ahıskalı göçmen yaşadığını kaydederek, "Benim dedelerim 93 Harbi'nde Türkiye'ye gelmişler. Bir kısmı Erzurum, Erzincan ve Çorum'a dağılmışlar. Çoğunu tanımıyorum. Ahıskalılar Vakfı olarak kaybolmuş akrabaları buluşturmaya çalışıyoruz. Her yıl 1944'deki Ölüm Sürgünü'nü anıyoruz. İlki 1944'de olmak üzere üç sürgün yaşadı insanlarımız. Aileler parçalandı. Birbirini göremeyen kardeşler var" diyor. 1944'deki ölüm treninin her Ahıskalı'nın kalbinde derin yaralar açtığını ifade eden Oğuz şöyle devam ediyor:
"Her Ahıskalı aile mutlaka bu yolculukta akrabasını, hısımını kaybetmiştir. Hiçbir suçları olmayan masum ve günahsız yaşlılar, kadınlar, sabiler insanlık dışı bir şekilde yurtlarından sökülüp atıldı. Hayvanlar ahırlarda, ekmekler sacın üzerinde kalmış, insanlar bir gece vakti, ne olduğunu bile anlamadan, nereye gittiklerini dahi bilemeden bir meçhule doğru yola çıkarılmışlardır. Aynı aileden gelin bir tarafta, anne baba bir tarafta, çocuklar bir tarafta olmak üzere ayrı vagonlara dağıtılarak götürülmüşlerdir. Affedersiniz, nice gelinler, kızlar, büyüklerinin yanında gaz sıkıntısı çekmişler, utançlarından kendilerini sıkmak suretiyle bağırsak düğümlenmesinden ölüp gitmişlerdir. Kapıları pencereleri kapalı hayvan vagonlarında insanlar ölüme terkedilmişlerdir. Vagonlar üç günde bir, kısa aralıklarla açılmış, ancak o zaman insanlar, Orta Asya'nın dondurucu soğuğunda gri bir gökyüzü görebilmişler. Hacet gidermek için trenden uzaklaşan kadınlar, ya askerlerin açtığı ateş sonucu öldürülmüşler ya da kasıtlı olarak terkedilmişlerdir. Ölüm Treni'nde bir kadının doğum sancısı tutuyor, erkekler ceketlerini veriyor, kadınlar sırt sırta veriyor. Kadın ölüyor, doğan erkek çocuğuna Garip Türk adını veriyorlar. Bu çocuk şimdi 60 yaşında ve Kırgızistan'da yaşıyor. Stalin'in ölüm treninde 17 bin ile 20 bin arasında Ahıskalı can verdi. Bu katliam değildir de nedir?"
"6 ay dediler 60 yıl oldu"
Stalin'in ölüm yolculuğuna çıkardığı Ahıskalılardan biri de Sasiyev Nurettin Hasanoğlu'du. Hasanoğlu 1932'de Ahıska'nın Azgur kasabasında doğdu. 1944 Sürgünü'nde 12 yaşındaydı. 1956'de Taşkent Politeknik üniversitesinde mimarlık okudu. Namangan Şehri Başmimarı olarak çalıştı. 1974'de Bakü'ye yerleşti. 2'si erkek 3 çocuğu var. Azerbaycan Ahıska Vatan Cemiyeti üyesi. Şair, yazar. Ahıska dilinde yazılmış "Söndürülmüş Ocaklar" adlı kitabında manzum olarak Ölüm Sürgünü'nü anlattı. Yayınlanmış iki kitabının yanı sıra "Baba Ocağı Ana Sıcağı" kitabı basıma hazır. Sasiyev Nurettin ile Bakü'de Ahıskalılar Kurultayı'nda tanışıp söyleştik. Bize şiirlerinden okudu. Hasanoğlu'nun kaleminden çıkan, "Kıyamet gelmişdi eve girende/Dağılmış herşeyi onda görende/Bacımın saçları tel tel olmuştu/ Anamın gözyaşı bir sel olmuştu/Anam çıldırmıştı bu faciadan/Bilmezdi ne etsin, başlasın neden/Sarıldı da dedi: Oğlum bu zulümdür/Halkımıza bu sürgünlük ölümdür" dizeleri Ölüm Treni'nin dehşetini anlatmaya yetiyor.