Serkan_Devrim
22.10.2006, 18:07
PİR SULTAN ABDAL’IN ŞİİRLERİNDE
TEMEL DİNÎ İNANÇ UNSURLARI
Aziz KILINÇ*
ÖZET
Pir Sultan Abdal’ın, Türk tasavvuf tarihinin ve Alevî-Bektaşî geleneğinin en güçlü halk şairlerinden birisi olduğu ve 16. yüzyılda Sivas’ta yaşadığı su götürmez bir gerçektir. Bu çalışmada, Pir Sultan Abdal’ın hayatından daha çok, onun bağlı bulunduğu inanç sistemine ve yaşantısına dair bilgilerden hareketle İslâm dininin temel şartlarına ve din büyüklerine nasıl baktığı üzerinde durulacaktır.
ABSTRACT
It is an absolute reality that Pir Sultan Abdal lived in 16th century in Sivas and he was one of the most famous folk poets in the history of Turkish sufi tradition and in the tradition of Alawi-Bektashi. In this article, we shall not focus on the biography of Pir Sultan Abdal. It examines Pir Sultan Abdal’s point of view about the main religious belief components and the prominent religious people in İslam.
Anahtar Kelimeler: Pir Sultan, Halk Şiiri, Alevi, Bektaşi, Geleneksel Türk Tasavvuf Şiiri.
Key Words: Pir Sultan Abdal, Folk Poets, Alawi, Bektashi, History of Turkish Sufi Tradition.
Pir Sultan Abdal’ın hayatı ile ilgili söylenenlere bakıldığında, hâlâ tam olarak aydınlanmamış noktalar olmakla beraber, 16. yüzyılda yaşadığı, Türk tasavvuf tarihinin ve Alevî-Bektaşî geleneğinin en güçlü halk şairlerinden birisi olduğu ve Sivas’ta yaşadığı kabul edilen bir gerçektir.
Bu çalışmamızda, Pir Sultan Abdal’ın tarihî ve menkabevi hayatından daha çok, onun bağlı bulunduğu inanç sistemine ve yaşantısına dair bilgilerden hareketle İslâm dininin temel şartlarına ve din büyüklerine nasıl baktığı üzerinde duracağız.
Pir Sultan Abdal, Türk halk kültürü ve sosyal hayatı içinde önemli bir yere sahip olan ve tasavvufî bir akım hâline gelmiş Bektaşîliğin yetiştirdiği büyük halk şairlerinin başında gelir. Bektaşîliğin tarihî köklerini, Anadolu’ya gelen Türkmen dervişlerinin inanç ve düşüncelerinde görmek mümkündür. Köprülü, bu gerçeğe şu tespitleriyle dikkat çeker: “Daha ilk Selçuklular zamanından itibaren dâr’ül-cihad olan Anadolu’ya Türkmen boylarıyla beraber birçok Türkmen babası; Orta Asya, Harezm, Horasan’dan Yesevî dervişleri; Irak, Suriye, İran’dan İsmailî propagandacıları; Kalenderîye mensupları geliyorlardı... Bunlar Oğuz boylarına anlayabilecekleri bir dille İslâmiyet’in eski kavmî an’anelere tetâbuk eden sûfiyâne fakat basit ve avamî bir şekl-i muharrefini telkin ediyorlardı.”1
İslâm kültüründe on iki esas tarikattan biri olarak kabul edilen Bektaşîlik, mürşit olarak Hz. Muhammed’i (s.a.s.), rehber olarak Hz. Ali’yi (k.v.), pîr olarak da Hacı Bektaş Velî’yi (k.s.) tanır.2
On üçüncü yüzyılda Moğol istilâsından bıkan, yılan ve âdeta ümitsizlik girdabına kapılan Türk halkına, Yunus Emre, Mevlâna ve Yunus Emre gibi manevi önderler bir rehber ve kurtarıcı olmuşlardır.
İşte Hacı Bektaş Velî, bu çaresiz ve mustarip kitleleri engin sevgi, birlik ve kardeşlik anlayışıyla İslâm tasavvufunun zengin ve munis şevk ve iman potasında mayalayıp yeniden doğuş’u halk-ı cediti gerçekleştiren uluların, kahramanların ön saflarında yer alır. O, tıpkı Ahmed Yesevî gibi, Mevlâna gibi, Yunus Emre gibi Müslümanlığı bir sünger hassasiyeti ile emip bünyesinde erittikten sonra onu tasavvuf kalıbı içinde tekrar İslâm âlemine sunmuş olan ulu mutasavvıflar kafilesinin bir halkası olarak iktisadî krizler, siyasî, askerî, içtimaî buhranlarla temelleri sallanan cemiyeti ele almış, ondan taze sağlam ve yepyeni bir terkip meydana getirmiş; ümidi ve dayanağı kaybolmuş Türkmenleri bir cihat ruhu ile yeniden ayağa kaldırmıştır.3
Anadolu tasavvuf tarihinde bâtıni tarikatlar önemli yer işgal ederler. Birtakım siyasî, şahsî hesaplar yüzünden ve halkın içinde bulunduğu psikolojik durum ve cehaletin de katkısıyla toplumda birçok bâtıni tarikat taraftar bulur. Yesevî, Kalenderî, Haydarî, Vefaî adı altında örgütlenen ve kendilerine Abdalân-ı Rûm (Rûm Abdâlları) adı verilen bu gruplar Babaî hareketine bağlı heterodoks derviş gruplarıdır.4 Bektaşî tarikatının pîri olan Hacı Bektaş Velî de bu derviş gruplarının içinden çıkmış, yedinci asırda Anadolu’yu kaplayan Babaî halifelerinden biridir.5
Babaî isyanı patladığında Hacı Bektaş Velî, diğer Babaî mürit ve halifelerin aksine isyana katılmayarak Anadolu’nun içlerine çekilmeyi tercih etmiştir. Anadolu’daki bu bâtıni tarikat mensupları, siyasî iradenin baskısı sonucunda dağıldıktan sonra, engin Bektaşî hoşgörüsünün de tesiriyle kendilerine en yakın gördükleri Bektaşî tarikatı içinde varlıklarını sürdürmüşler ve doğal olarak bu zümreyi etkilemişlerdir. Örneğin, kendine özgü bir felsefesi olan Hurufîliğin Anadolu’da birçok zümreyi etkilediği sosyal bir gerçektir.6 Hurufîliğin 16. asırdan itibaren Bektaşî şairleri arasında daha çok yayıldığı anlaşılıyor. Buna rağmen bu tesiri çok büyütmemek, mübalâğa etmemek gerekir.7
Bektaşî şairleri doğal olarak, Bektaşî anlayışına ait düşünceleri deyişlerinde çokça işlemişlerdir. Bunların başında, Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ve bu anlayışın büyüklerine karşı duyulan sevgi gelir. Ahmet Yesevî ve Hacı Bektaş Velî’de görülen tasavvufî anlayış olan dört kapı (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) ve bunların her birinin içinde yer alan onar bölümden oluşan kırk makam da Bektaşî şairlerince sıkça işlenmiştir.
Hacı Bektaş Velî’nin Makalât adlı eseri, dört kapı-kırk makamın tertibi üzerine kaleme alınmıştır. Çeşitli dinî ve tasavvufî meselelerin çok açık bir şekilde ele alındığı bu eserin en önemli özelliği, Hacı Bektaş Velî’nin şimdiye kadar tanıtıldığı gibi Şiî-Bâtıni bir kişi olmayıp, aksine İslâm şeriatına bağlı bir mutasavvıf olduğudur.8
Bektaşî tarikatının adap ve erkânını oluşturan Dört Kapı Kırk Makam, tarikat mensubunun geçeceği maddî ve manevî aşamalardır. Dört kapı kırk makam aynı zamanda evrenin yaratılışındaki dört unsur ateş, hava, su ve toprak ile de simgelenmiştir: “İlk kapı şeriat kapısı, simgesi yel (hareket eden hava). Bu grupta yer alan kişilere âbidler denilmiştir. İkinci kapı tarikat kapısı, simgesi od(ateş). Bu grupta yer alan kişilere zâhidler denilmiştir. Üçüncü kapı, marifet kapısı, simgesi sudur. Bu grupta yer alan kişilere ârifler denilmiştir. Dördüncü kapı hakikat kapısıdır, simgesi topraktır. Bu grupta yer alan kişilere muhipler denilmiştir. Hacı Bektaş Velî, muhipler grubunu teslim u rıza olan grup olarak tanımlamakta ve her şeyin aslına döneceğini vurgulamaktadır.”9
Hacı Bektaş Veli’yi pir olarak kabul eden Pir Sultan Abdal’ın şiirleri arasında da dört kapı kırk makam sıkça işlenmektedir. Pir Sultan Abdal, dört kapı kırk makam sistemini Alevî-Bektaşî anlayışının adap ve erkânından saymaktadır:
Gaziler, sözümüz rızasız soru
Müminler bu yola koymazlar zoru
Müsahip kavline girmeyen körü
Dört kapı, kırk makam bildiremezsin10
Eğer farz içinde farzı sorarsan
Yine farz içinde farzdır musâhib
Dört kapıdan kırk makamdan ararsan
Yine farz içinde farzdır musâhib11
Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde en çok işlenen temalardan birisi de Ehl-i Beyt sevgisidir. Ev halkı anlamına gelen ve Kur’an’da da zikredilen,12 Hz. Muhammed’in evi, ailesi demek olan Ehl-i Beyt, bilindiği gibi Alevî-Bektaşî inancında çok önemli bir yer tutar. Ehl-i Beyt; Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’dir. Ehl-i Beyt, onun şiirlerinde daima saygıyla anılır. Pir Sultan’ın onlarca şiirinin temasını Ehl-i Beyt sevgisi oluşturmaktadır.
Alevî-Bektaşî inancında on iki imam, velâyet sahipleri sıfatıyla çok önemli bir yer tutar. Edebî mahsullerde düvaz, düvaz-imam, düvezdeh-imam ve on iki imam ifadeleriyle karşılanan bu kişileri anlatan nefesler, özel bir dikkat ve saygı ile tekrar edilir.13 On iki imam sırasıyla; İmam Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Ali Zeyne’l Abidin, Muhammed el-Bâkır b. Ali Zeyne’l-Abidin, Cafer es-Sâdık b. Muhammed el-Bakır, Musa el-Kazım b. Cafer es-Sadık, Ali er-Rıza el-Kâzım, Muhammed el-Takî (el-Cevâd) b. Ali er-Rıza, Ali en-Nakî (el-Hâdî) b. Muhammed et-Takî, el-Hasan el-Askerî b. Ali en-Nakî ve Muhammed el-Mehdî b. Hasan el-Askerî’dir. Alevî-Bektaşî inancında, on iki imamın dışında, On dört mâsum ve on yedi emerbestin adı da saygıyla anılır. Bu toplulukları, genellikle on iki imamın soyundan henüz bulûğ çağına ermeden ölen çocukların oluşturduğuna inanılır.
Diğer bütün Alevî-Bektaşî şairlerin şiirlerinde olduğu gibi, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde de Ehl-i Beyt ve on iki imamdan sıkça saygıyla bahsedilir:
Allah birdir hak Muhammed Ali’dir
Anın ismi cümle âlem doludur
Bu yol hak Muhammed Ali yoludur
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Hasan’ın ismi gönlümden ayrılmaz
Şah Hüseyin diyen diller yorulmaz
Bu yolda ölene soru sorulmaz
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Şah Zeynel Âdidin’in âbına
Yezit sığmaz oldu derler kabına
Muhammed’in sancağının dibine
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Gel varalım İmam Bakır oğluna
Uymayalım şol Yezid’in fi’iline
Gel uyalım İmam Cafer yoluna
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
İmam Musa Kâzım canlar canıdır
Ali Musa Riza mürvet kânıdır
Yarın varacağımız Hak divanıdır
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Takî bilin Nakî ile buluşur
Varır Hasan Askerî’ye karışır
Anlara karışan Hakk’a kavuşur
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel14
Bir anlamda Alevî-Bektaşî geleneğinin simgeleri hâline gelmiş saydığımız bu temaların yanı sıra, İslâmiyet’in temel şartları da, tüm Alevî-Bektaşî şairlerinde olduğu gibi15 Pir Sultan Abdal tarafından da işlenmiştir. Bu şartların başında elbette namaz gelir.
TEMEL DİNÎ İNANÇ UNSURLARI
Aziz KILINÇ*
ÖZET
Pir Sultan Abdal’ın, Türk tasavvuf tarihinin ve Alevî-Bektaşî geleneğinin en güçlü halk şairlerinden birisi olduğu ve 16. yüzyılda Sivas’ta yaşadığı su götürmez bir gerçektir. Bu çalışmada, Pir Sultan Abdal’ın hayatından daha çok, onun bağlı bulunduğu inanç sistemine ve yaşantısına dair bilgilerden hareketle İslâm dininin temel şartlarına ve din büyüklerine nasıl baktığı üzerinde durulacaktır.
ABSTRACT
It is an absolute reality that Pir Sultan Abdal lived in 16th century in Sivas and he was one of the most famous folk poets in the history of Turkish sufi tradition and in the tradition of Alawi-Bektashi. In this article, we shall not focus on the biography of Pir Sultan Abdal. It examines Pir Sultan Abdal’s point of view about the main religious belief components and the prominent religious people in İslam.
Anahtar Kelimeler: Pir Sultan, Halk Şiiri, Alevi, Bektaşi, Geleneksel Türk Tasavvuf Şiiri.
Key Words: Pir Sultan Abdal, Folk Poets, Alawi, Bektashi, History of Turkish Sufi Tradition.
Pir Sultan Abdal’ın hayatı ile ilgili söylenenlere bakıldığında, hâlâ tam olarak aydınlanmamış noktalar olmakla beraber, 16. yüzyılda yaşadığı, Türk tasavvuf tarihinin ve Alevî-Bektaşî geleneğinin en güçlü halk şairlerinden birisi olduğu ve Sivas’ta yaşadığı kabul edilen bir gerçektir.
Bu çalışmamızda, Pir Sultan Abdal’ın tarihî ve menkabevi hayatından daha çok, onun bağlı bulunduğu inanç sistemine ve yaşantısına dair bilgilerden hareketle İslâm dininin temel şartlarına ve din büyüklerine nasıl baktığı üzerinde duracağız.
Pir Sultan Abdal, Türk halk kültürü ve sosyal hayatı içinde önemli bir yere sahip olan ve tasavvufî bir akım hâline gelmiş Bektaşîliğin yetiştirdiği büyük halk şairlerinin başında gelir. Bektaşîliğin tarihî köklerini, Anadolu’ya gelen Türkmen dervişlerinin inanç ve düşüncelerinde görmek mümkündür. Köprülü, bu gerçeğe şu tespitleriyle dikkat çeker: “Daha ilk Selçuklular zamanından itibaren dâr’ül-cihad olan Anadolu’ya Türkmen boylarıyla beraber birçok Türkmen babası; Orta Asya, Harezm, Horasan’dan Yesevî dervişleri; Irak, Suriye, İran’dan İsmailî propagandacıları; Kalenderîye mensupları geliyorlardı... Bunlar Oğuz boylarına anlayabilecekleri bir dille İslâmiyet’in eski kavmî an’anelere tetâbuk eden sûfiyâne fakat basit ve avamî bir şekl-i muharrefini telkin ediyorlardı.”1
İslâm kültüründe on iki esas tarikattan biri olarak kabul edilen Bektaşîlik, mürşit olarak Hz. Muhammed’i (s.a.s.), rehber olarak Hz. Ali’yi (k.v.), pîr olarak da Hacı Bektaş Velî’yi (k.s.) tanır.2
On üçüncü yüzyılda Moğol istilâsından bıkan, yılan ve âdeta ümitsizlik girdabına kapılan Türk halkına, Yunus Emre, Mevlâna ve Yunus Emre gibi manevi önderler bir rehber ve kurtarıcı olmuşlardır.
İşte Hacı Bektaş Velî, bu çaresiz ve mustarip kitleleri engin sevgi, birlik ve kardeşlik anlayışıyla İslâm tasavvufunun zengin ve munis şevk ve iman potasında mayalayıp yeniden doğuş’u halk-ı cediti gerçekleştiren uluların, kahramanların ön saflarında yer alır. O, tıpkı Ahmed Yesevî gibi, Mevlâna gibi, Yunus Emre gibi Müslümanlığı bir sünger hassasiyeti ile emip bünyesinde erittikten sonra onu tasavvuf kalıbı içinde tekrar İslâm âlemine sunmuş olan ulu mutasavvıflar kafilesinin bir halkası olarak iktisadî krizler, siyasî, askerî, içtimaî buhranlarla temelleri sallanan cemiyeti ele almış, ondan taze sağlam ve yepyeni bir terkip meydana getirmiş; ümidi ve dayanağı kaybolmuş Türkmenleri bir cihat ruhu ile yeniden ayağa kaldırmıştır.3
Anadolu tasavvuf tarihinde bâtıni tarikatlar önemli yer işgal ederler. Birtakım siyasî, şahsî hesaplar yüzünden ve halkın içinde bulunduğu psikolojik durum ve cehaletin de katkısıyla toplumda birçok bâtıni tarikat taraftar bulur. Yesevî, Kalenderî, Haydarî, Vefaî adı altında örgütlenen ve kendilerine Abdalân-ı Rûm (Rûm Abdâlları) adı verilen bu gruplar Babaî hareketine bağlı heterodoks derviş gruplarıdır.4 Bektaşî tarikatının pîri olan Hacı Bektaş Velî de bu derviş gruplarının içinden çıkmış, yedinci asırda Anadolu’yu kaplayan Babaî halifelerinden biridir.5
Babaî isyanı patladığında Hacı Bektaş Velî, diğer Babaî mürit ve halifelerin aksine isyana katılmayarak Anadolu’nun içlerine çekilmeyi tercih etmiştir. Anadolu’daki bu bâtıni tarikat mensupları, siyasî iradenin baskısı sonucunda dağıldıktan sonra, engin Bektaşî hoşgörüsünün de tesiriyle kendilerine en yakın gördükleri Bektaşî tarikatı içinde varlıklarını sürdürmüşler ve doğal olarak bu zümreyi etkilemişlerdir. Örneğin, kendine özgü bir felsefesi olan Hurufîliğin Anadolu’da birçok zümreyi etkilediği sosyal bir gerçektir.6 Hurufîliğin 16. asırdan itibaren Bektaşî şairleri arasında daha çok yayıldığı anlaşılıyor. Buna rağmen bu tesiri çok büyütmemek, mübalâğa etmemek gerekir.7
Bektaşî şairleri doğal olarak, Bektaşî anlayışına ait düşünceleri deyişlerinde çokça işlemişlerdir. Bunların başında, Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ve bu anlayışın büyüklerine karşı duyulan sevgi gelir. Ahmet Yesevî ve Hacı Bektaş Velî’de görülen tasavvufî anlayış olan dört kapı (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) ve bunların her birinin içinde yer alan onar bölümden oluşan kırk makam da Bektaşî şairlerince sıkça işlenmiştir.
Hacı Bektaş Velî’nin Makalât adlı eseri, dört kapı-kırk makamın tertibi üzerine kaleme alınmıştır. Çeşitli dinî ve tasavvufî meselelerin çok açık bir şekilde ele alındığı bu eserin en önemli özelliği, Hacı Bektaş Velî’nin şimdiye kadar tanıtıldığı gibi Şiî-Bâtıni bir kişi olmayıp, aksine İslâm şeriatına bağlı bir mutasavvıf olduğudur.8
Bektaşî tarikatının adap ve erkânını oluşturan Dört Kapı Kırk Makam, tarikat mensubunun geçeceği maddî ve manevî aşamalardır. Dört kapı kırk makam aynı zamanda evrenin yaratılışındaki dört unsur ateş, hava, su ve toprak ile de simgelenmiştir: “İlk kapı şeriat kapısı, simgesi yel (hareket eden hava). Bu grupta yer alan kişilere âbidler denilmiştir. İkinci kapı tarikat kapısı, simgesi od(ateş). Bu grupta yer alan kişilere zâhidler denilmiştir. Üçüncü kapı, marifet kapısı, simgesi sudur. Bu grupta yer alan kişilere ârifler denilmiştir. Dördüncü kapı hakikat kapısıdır, simgesi topraktır. Bu grupta yer alan kişilere muhipler denilmiştir. Hacı Bektaş Velî, muhipler grubunu teslim u rıza olan grup olarak tanımlamakta ve her şeyin aslına döneceğini vurgulamaktadır.”9
Hacı Bektaş Veli’yi pir olarak kabul eden Pir Sultan Abdal’ın şiirleri arasında da dört kapı kırk makam sıkça işlenmektedir. Pir Sultan Abdal, dört kapı kırk makam sistemini Alevî-Bektaşî anlayışının adap ve erkânından saymaktadır:
Gaziler, sözümüz rızasız soru
Müminler bu yola koymazlar zoru
Müsahip kavline girmeyen körü
Dört kapı, kırk makam bildiremezsin10
Eğer farz içinde farzı sorarsan
Yine farz içinde farzdır musâhib
Dört kapıdan kırk makamdan ararsan
Yine farz içinde farzdır musâhib11
Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde en çok işlenen temalardan birisi de Ehl-i Beyt sevgisidir. Ev halkı anlamına gelen ve Kur’an’da da zikredilen,12 Hz. Muhammed’in evi, ailesi demek olan Ehl-i Beyt, bilindiği gibi Alevî-Bektaşî inancında çok önemli bir yer tutar. Ehl-i Beyt; Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’dir. Ehl-i Beyt, onun şiirlerinde daima saygıyla anılır. Pir Sultan’ın onlarca şiirinin temasını Ehl-i Beyt sevgisi oluşturmaktadır.
Alevî-Bektaşî inancında on iki imam, velâyet sahipleri sıfatıyla çok önemli bir yer tutar. Edebî mahsullerde düvaz, düvaz-imam, düvezdeh-imam ve on iki imam ifadeleriyle karşılanan bu kişileri anlatan nefesler, özel bir dikkat ve saygı ile tekrar edilir.13 On iki imam sırasıyla; İmam Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Ali Zeyne’l Abidin, Muhammed el-Bâkır b. Ali Zeyne’l-Abidin, Cafer es-Sâdık b. Muhammed el-Bakır, Musa el-Kazım b. Cafer es-Sadık, Ali er-Rıza el-Kâzım, Muhammed el-Takî (el-Cevâd) b. Ali er-Rıza, Ali en-Nakî (el-Hâdî) b. Muhammed et-Takî, el-Hasan el-Askerî b. Ali en-Nakî ve Muhammed el-Mehdî b. Hasan el-Askerî’dir. Alevî-Bektaşî inancında, on iki imamın dışında, On dört mâsum ve on yedi emerbestin adı da saygıyla anılır. Bu toplulukları, genellikle on iki imamın soyundan henüz bulûğ çağına ermeden ölen çocukların oluşturduğuna inanılır.
Diğer bütün Alevî-Bektaşî şairlerin şiirlerinde olduğu gibi, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde de Ehl-i Beyt ve on iki imamdan sıkça saygıyla bahsedilir:
Allah birdir hak Muhammed Ali’dir
Anın ismi cümle âlem doludur
Bu yol hak Muhammed Ali yoludur
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Hasan’ın ismi gönlümden ayrılmaz
Şah Hüseyin diyen diller yorulmaz
Bu yolda ölene soru sorulmaz
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Şah Zeynel Âdidin’in âbına
Yezit sığmaz oldu derler kabına
Muhammed’in sancağının dibine
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Gel varalım İmam Bakır oğluna
Uymayalım şol Yezid’in fi’iline
Gel uyalım İmam Cafer yoluna
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
İmam Musa Kâzım canlar canıdır
Ali Musa Riza mürvet kânıdır
Yarın varacağımız Hak divanıdır
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Takî bilin Nakî ile buluşur
Varır Hasan Askerî’ye karışır
Anlara karışan Hakk’a kavuşur
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel14
Bir anlamda Alevî-Bektaşî geleneğinin simgeleri hâline gelmiş saydığımız bu temaların yanı sıra, İslâmiyet’in temel şartları da, tüm Alevî-Bektaşî şairlerinde olduğu gibi15 Pir Sultan Abdal tarafından da işlenmiştir. Bu şartların başında elbette namaz gelir.