Orijinalini görmek için tıklayınız : Pİr Sultan Abdal’in Şİİrlerİnde


Serkan_Devrim
22.10.2006, 18:07
PİR SULTAN ABDAL’IN ŞİİRLERİNDE
TEMEL DİNÎ İNANÇ UNSURLARI

Aziz KILINÇ*

ÖZET
Pir Sultan Abdal’ın, Türk tasavvuf tarihinin ve Alevî-Bektaşî geleneğinin en güçlü halk şairlerinden birisi olduğu ve 16. yüzyılda Sivas’ta yaşadığı su götürmez bir gerçektir. Bu çalışmada, Pir Sultan Abdal’ın hayatından daha çok, onun bağlı bulunduğu inanç sistemine ve yaşantısına dair bilgilerden hareketle İslâm dininin temel şartlarına ve din büyüklerine nasıl baktığı üzerinde durulacaktır.
ABSTRACT
It is an absolute reality that Pir Sultan Abdal lived in 16th century in Sivas and he was one of the most famous folk poets in the history of Turkish sufi tradition and in the tradition of Alawi-Bektashi. In this article, we shall not focus on the biography of Pir Sultan Abdal. It examines Pir Sultan Abdal’s point of view about the main religious belief components and the prominent religious people in İslam.
Anahtar Kelimeler: Pir Sultan, Halk Şiiri, Alevi, Bektaşi, Geleneksel Türk Tasavvuf Şiiri.
Key Words: Pir Sultan Abdal, Folk Poets, Alawi, Bektashi, History of Turkish Sufi Tradition.

Pir Sultan Abdal’ın hayatı ile ilgili söylenenlere bakıldığında, hâlâ tam olarak aydınlanmamış noktalar olmakla beraber, 16. yüzyılda yaşadığı, Türk tasavvuf tarihinin ve Alevî-Bektaşî geleneğinin en güçlü halk şairlerinden birisi olduğu ve Sivas’ta yaşadığı kabul edilen bir gerçektir.
Bu çalışmamızda, Pir Sultan Abdal’ın tarihî ve menkabevi hayatından daha çok, onun bağlı bulunduğu inanç sistemine ve yaşantısına dair bilgilerden hareketle İslâm dininin temel şartlarına ve din büyüklerine nasıl baktığı üzerinde duracağız.
Pir Sultan Abdal, Türk halk kültürü ve sosyal hayatı içinde önemli bir yere sahip olan ve tasavvufî bir akım hâline gelmiş Bektaşîliğin yetiştirdiği büyük halk şairlerinin başında gelir. Bektaşîliğin tarihî köklerini, Anadolu’ya gelen Türkmen dervişlerinin inanç ve düşüncelerinde görmek mümkündür. Köprülü, bu gerçeğe şu tespitleriyle dikkat çeker: “Daha ilk Selçuklular zamanından itibaren dâr’ül-cihad olan Anadolu’ya Türkmen boylarıyla beraber birçok Türkmen babası; Orta Asya, Harezm, Horasan’dan Yesevî dervişleri; Irak, Suriye, İran’dan İsmailî propagandacıları; Kalenderîye mensupları geliyorlardı... Bunlar Oğuz boylarına anlayabilecekleri bir dille İslâmiyet’in eski kavmî an’anelere tetâbuk eden sûfiyâne fakat basit ve avamî bir şekl-i muharrefini telkin ediyorlardı.”1
İslâm kültüründe on iki esas tarikattan biri olarak kabul edilen Bektaşîlik, mürşit olarak Hz. Muhammed’i (s.a.s.), rehber olarak Hz. Ali’yi (k.v.), pîr olarak da Hacı Bektaş Velî’yi (k.s.) tanır.2
On üçüncü yüzyılda Moğol istilâsından bıkan, yılan ve âdeta ümitsizlik girdabına kapılan Türk halkına, Yunus Emre, Mevlâna ve Yunus Emre gibi manevi önderler bir rehber ve kurtarıcı olmuşlardır.
İşte Hacı Bektaş Velî, bu çaresiz ve mustarip kitleleri engin sevgi, birlik ve kardeşlik anlayışıyla İslâm tasavvufunun zengin ve munis şevk ve iman potasında mayalayıp yeniden doğuş’u halk-ı cediti gerçekleştiren uluların, kahramanların ön saflarında yer alır. O, tıpkı Ahmed Yesevî gibi, Mevlâna gibi, Yunus Emre gibi Müslümanlığı bir sünger hassasiyeti ile emip bünyesinde erittikten sonra onu tasavvuf kalıbı içinde tekrar İslâm âlemine sunmuş olan ulu mutasavvıflar kafilesinin bir halkası olarak iktisadî krizler, siyasî, askerî, içtimaî buhranlarla temelleri sallanan cemiyeti ele almış, ondan taze sağlam ve yepyeni bir terkip meydana getirmiş; ümidi ve dayanağı kaybolmuş Türkmenleri bir cihat ruhu ile yeniden ayağa kaldırmıştır.3
Anadolu tasavvuf tarihinde bâtıni tarikatlar önemli yer işgal ederler. Birtakım siyasî, şahsî hesaplar yüzünden ve halkın içinde bulunduğu psikolojik durum ve cehaletin de katkısıyla toplumda birçok bâtıni tarikat taraftar bulur. Yesevî, Kalenderî, Haydarî, Vefaî adı altında örgütlenen ve kendilerine Abdalân-ı Rûm (Rûm Abdâlları) adı verilen bu gruplar Babaî hareketine bağlı heterodoks derviş gruplarıdır.4 Bektaşî tarikatının pîri olan Hacı Bektaş Velî de bu derviş gruplarının içinden çıkmış, yedinci asırda Anadolu’yu kaplayan Babaî halifelerinden biridir.5
Babaî isyanı patladığında Hacı Bektaş Velî, diğer Babaî mürit ve halifelerin aksine isyana katılmayarak Anadolu’nun içlerine çekilmeyi tercih etmiştir. Anadolu’daki bu bâtıni tarikat mensupları, siyasî iradenin baskısı sonucunda dağıldıktan sonra, engin Bektaşî hoşgörüsünün de tesiriyle kendilerine en yakın gördükleri Bektaşî tarikatı içinde varlıklarını sürdürmüşler ve doğal olarak bu zümreyi etkilemişlerdir. Örneğin, kendine özgü bir felsefesi olan Hurufîliğin Anadolu’da birçok zümreyi etkilediği sosyal bir gerçektir.6 Hurufîliğin 16. asırdan itibaren Bektaşî şairleri arasında daha çok yayıldığı anlaşılıyor. Buna rağmen bu tesiri çok büyütmemek, mübalâğa etmemek gerekir.7
Bektaşî şairleri doğal olarak, Bektaşî anlayışına ait düşünceleri deyişlerinde çokça işlemişlerdir. Bunların başında, Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ve bu anlayışın büyüklerine karşı duyulan sevgi gelir. Ahmet Yesevî ve Hacı Bektaş Velî’de görülen tasavvufî anlayış olan dört kapı (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) ve bunların her birinin içinde yer alan onar bölümden oluşan kırk makam da Bektaşî şairlerince sıkça işlenmiştir.
Hacı Bektaş Velî’nin Makalât adlı eseri, dört kapı-kırk makamın tertibi üzerine kaleme alınmıştır. Çeşitli dinî ve tasavvufî meselelerin çok açık bir şekilde ele alındığı bu eserin en önemli özelliği, Hacı Bektaş Velî’nin şimdiye kadar tanıtıldığı gibi Şiî-Bâtıni bir kişi olmayıp, aksine İslâm şeriatına bağlı bir mutasavvıf olduğudur.8
Bektaşî tarikatının adap ve erkânını oluşturan Dört Kapı Kırk Makam, tarikat mensubunun geçeceği maddî ve manevî aşamalardır. Dört kapı kırk makam aynı zamanda evrenin yaratılışındaki dört unsur ateş, hava, su ve toprak ile de simgelenmiştir: “İlk kapı şeriat kapısı, simgesi yel (hareket eden hava). Bu grupta yer alan kişilere âbidler denilmiştir. İkinci kapı tarikat kapısı, simgesi od(ateş). Bu grupta yer alan kişilere zâhidler denilmiştir. Üçüncü kapı, marifet kapısı, simgesi sudur. Bu grupta yer alan kişilere ârifler denilmiştir. Dördüncü kapı hakikat kapısıdır, simgesi topraktır. Bu grupta yer alan kişilere muhipler denilmiştir. Hacı Bektaş Velî, muhipler grubunu teslim u rıza olan grup olarak tanımlamakta ve her şeyin aslına döneceğini vurgulamaktadır.”9
Hacı Bektaş Veli’yi pir olarak kabul eden Pir Sultan Abdal’ın şiirleri arasında da dört kapı kırk makam sıkça işlenmektedir. Pir Sultan Abdal, dört kapı kırk makam sistemini Alevî-Bektaşî anlayışının adap ve erkânından saymaktadır:
Gaziler, sözümüz rızasız soru
Müminler bu yola koymazlar zoru
Müsahip kavline girmeyen körü
Dört kapı, kırk makam bildiremezsin10
Eğer farz içinde farzı sorarsan
Yine farz içinde farzdır musâhib
Dört kapıdan kırk makamdan ararsan
Yine farz içinde farzdır musâhib11
Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde en çok işlenen temalardan birisi de Ehl-i Beyt sevgisidir. Ev halkı anlamına gelen ve Kur’an’da da zikredilen,12 Hz. Muhammed’in evi, ailesi demek olan Ehl-i Beyt, bilindiği gibi Alevî-Bektaşî inancında çok önemli bir yer tutar. Ehl-i Beyt; Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’dir. Ehl-i Beyt, onun şiirlerinde daima saygıyla anılır. Pir Sultan’ın onlarca şiirinin temasını Ehl-i Beyt sevgisi oluşturmaktadır.
Alevî-Bektaşî inancında on iki imam, velâyet sahipleri sıfatıyla çok önemli bir yer tutar. Edebî mahsullerde düvaz, düvaz-imam, düvezdeh-imam ve on iki imam ifadeleriyle karşılanan bu kişileri anlatan nefesler, özel bir dikkat ve saygı ile tekrar edilir.13 On iki imam sırasıyla; İmam Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Ali Zeyne’l Abidin, Muhammed el-Bâkır b. Ali Zeyne’l-Abidin, Cafer es-Sâdık b. Muhammed el-Bakır, Musa el-Kazım b. Cafer es-Sadık, Ali er-Rıza el-Kâzım, Muhammed el-Takî (el-Cevâd) b. Ali er-Rıza, Ali en-Nakî (el-Hâdî) b. Muhammed et-Takî, el-Hasan el-Askerî b. Ali en-Nakî ve Muhammed el-Mehdî b. Hasan el-Askerî’dir. Alevî-Bektaşî inancında, on iki imamın dışında, On dört mâsum ve on yedi emerbestin adı da saygıyla anılır. Bu toplulukları, genellikle on iki imamın soyundan henüz bulûğ çağına ermeden ölen çocukların oluşturduğuna inanılır.
Diğer bütün Alevî-Bektaşî şairlerin şiirlerinde olduğu gibi, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde de Ehl-i Beyt ve on iki imamdan sıkça saygıyla bahsedilir:
Allah birdir hak Muhammed Ali’dir
Anın ismi cümle âlem doludur
Bu yol hak Muhammed Ali yoludur
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Hasan’ın ismi gönlümden ayrılmaz
Şah Hüseyin diyen diller yorulmaz
Bu yolda ölene soru sorulmaz
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Şah Zeynel Âdidin’in âbına
Yezit sığmaz oldu derler kabına
Muhammed’in sancağının dibine
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Gel varalım İmam Bakır oğluna
Uymayalım şol Yezid’in fi’iline
Gel uyalım İmam Cafer yoluna
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
İmam Musa Kâzım canlar canıdır
Ali Musa Riza mürvet kânıdır
Yarın varacağımız Hak divanıdır
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel
Takî bilin Nakî ile buluşur
Varır Hasan Askerî’ye karışır
Anlara karışan Hakk’a kavuşur
Gel Muhammed Ali Dergâhına gel14
Bir anlamda Alevî-Bektaşî geleneğinin simgeleri hâline gelmiş saydığımız bu temaların yanı sıra, İslâmiyet’in temel şartları da, tüm Alevî-Bektaşî şairlerinde olduğu gibi15 Pir Sultan Abdal tarafından da işlenmiştir. Bu şartların başında elbette namaz gelir.

Serkan_Devrim
22.10.2006, 18:08
Namaz
Alevî-Bektaşî anlayışına mensup olanların önder olarak gördükleri Hz. Ali ile gönülden bağlı oldukları Cafer es-Sadık ve Hacı Bektaş Velî’nin İslâm’ın şartlarından olan beş vakit namazdan uzak durmadıkları bilinmektedir.16 Bu yüzden Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde İslâm’ın temel şartlarından olan namazla ilgili birçok mısraya rastlanmaktadır. O, dinin direği olan beş vakit namazın kılınması ve Hz. Muhammed’in sünnetlerine uyulması gerektiği üzerinde ısrarla durur:
Ay Ali’dir gün Muhammed
Üç yüz altmış altı sünnet
Balıklar da suya hasret
Çarh dönerler göl içinde
Ay Ali’dir gün Muhammed
Kılasın farz ile sünnet
Yedi Tamu sekiz cennet
Bülbül oynar gül içinde17
Pir Sultan Abdal başka bir şiirinde de:
Kanı bizden evvel gelen
Beş vaktını tamam kılan
On parmağı pınar olan
El Muhammet Ali’nindir18
diyerek Hz. Muhammed’in ve Hz. Ali’nin en önemli özelliklerinden birinin beş vakit namazı kılmak olduğunu vurgulamaktadır.
Pir Sultan Abdal bir şiirinde de dünyanın fâniliğini vurgulayarak namazın vaktinde kılınması ve kazaya bırakılmaması gerektiğini ifade eder:
Pir Sultan Abdal’ım ölürüm deme
Kıl beş vakit namaz kazaya koma
Sakın bu dünyada kalırım deme
Tenim teneşirde, ölüm sağdadır19
Başka bir şiirinde ise, mürşit olan kişi, gözü yaşlı olmalı, alnını secdeden kaldırmamalı der:
Mürşit olan görür anın işini
Akıdır gözünden kanlı yaşını
Secdeden kaldırmaz anlar başını
Yüzünü yerlere sürer Hû deyü20
Gelin zikredelim Gâni Hüda’yı
Müminler kılar beş vaktın edası
İkrar işitmişdürür İblis sadası
Onu Hakk’a doğru döndüremezsin21

Cemi günahların yere dökülür
Hak yoluna abdest aldığın zaman
Sağ yanıma iki melek dikilir
Sabah namazımı kıldığım zaman
Gökten yere saf saf olur melekler
Meleklere müştak olur felekler
Hak katında kabul olur dilekler
Öğlen namazın kıldığın zaman
Sofu olan daim beş vaktin kılar
Onun içi dışı nur ile dolar
Muhammed Ali’den şefaat umar
İkindi namazın kıldığın zaman
Mümin olan daim selaser gezer
Kiramen katibin hayrını yazar
Kendi eli ile kendi cennetin düzer
Akşam namazını kıldığın zaman
Gökten yere kim indirdi Burağı
Hu değince yakın eder ırağı
Dünyadan ahirete yana çerağı
Yatsı namazın kıldığın zaman
Pir Sultan Abdal’ım hey Hıdır İlyas
Gönlünde kalmasın gam ile garaz
Yedi Yasin bir Elham üç kere İhlas
Hak nasip eylesin öldüğüm zaman22
Namazdan sonra, Pir Sultan Abdal’ın üzerinde durduğu İslâm’ın temel şartlarından biri de Hacc’dır.

Hacc
Pir Sultan Abdal bir şiirinde, Hacc’a gidenlerin muradına erdiğini, gidemeyen Müslümanların melûl mahzun kaldığını şu ifadelerle dile getirir:
Halil Kâbe yaptı oldu yâ Celil
Vardı varan, varamayan kaldı melil
Muhammed’e Rehber oldu Cebrail
Yine bir Mürşide varmadan olmaz22
Oruç
Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde ele aldığı İslâm’ın beş şartından biri de oruçtur. Bektaşiler, oruç tuttuklarını şiirlerde ifade ederler:
Otuz oruç ile beş vakit namaz
Bunu bilen kişi haramı yemez
Hak ademde derler bilen söylemez
Adem için akıl kemâl evç indi
Malatyalı Sadık Baba24
Pir Sultan Abdal’ın şiirleri arasında, aşure ayında tutulan matem orucundan bahsedilir. On iki günlük bu orucu tutan kişinin çok sevap kazanacağı, hatta cennetin kapısını açacağı üzerinde durulur. Kerbelâ olayı muharrem ayında olduğundan, bilindiği gibi, bu ay mâtem ayı sayılır ve bu ayda aşure pişirilir. On iki gün de oruç tutulur. Bu durum, Pir Sultan Abdal tarafından şiire şöyle yansıtılır:
Aşure ayında mâtem orucu
Onları tutana sevap yazılır
Kerbelâ’da yatan Hasan Hüseyin
Onları görenin benzi bozulur
Birini tutan hakkına yeter
İkisini tutan günahın atar
Üçüncü tutanlar cennette yatar
Engür olmuş, hak ceminde ezilir
Dördünü tutan velî dediler
Beşini tutana ulu, dediler
Altısın tutana dolu, dediler
Engür olmuş, hak ceminde ezilir
Yedisini tutan havada uçar
Sekizini tutan hulleler biçer
Dokuzunu tutan cennetin açar
Engür olmuş, hak ceminde ezilir
Pir Sultan Abdal’ım, onunda zahmet
On birini tutana indi rahmet
On iki tutana nasiptir cennet
Engür olmuş, hak ceminde ezilir25
Pir Sultan Abdal’ın birçok şiirinde zikredilen Kelime-i Şehadet için ayrı bir yer ayırmayalım. Ancak şunu ifade edelim ki, Hacı Bektaş Veli’nin Makalât’ta yer verdiği ve Nutkî, Hilmî gibi diğer Alevî-Bektaşî şairlerinde de görülen26 İslâm’ın temel şartlarından biri olan zekât konusuna Pir Sultan Abdal’ın taradığımız şiirlerinde rastlayamadık. Bunun siyasî ve sosyal çeşitli sebepleri olabilir. Biz bunun sebebini şöyle açıklamayı uygun görüyoruz: Şairin kendisi gibi kırsal kesimde yaşayan yoksul insanların zekat verecek yeterli mallarının olmaması onun bu tutumunda etkili olmuş olabilir.

Sonuç
Alevî-Bektaşî edebiyatının en yaygın türü olan şiir geleneği içinde yetişmiş şairlerden en tanınmışı olan Pir Sultan Abdal, eserlerinde bu anlayışın adap ve erkânını teşkil eden kavramlar ile, bu tarikatın temel sistemini oluşturan dört kapı kırk makamı, diğer Alevî-Bektaşi şairler gibi, yoğun olarak işlemiştir. Hacı Bektaş Velî tarafından sistemleştirilen bu esaslar, onun şiirlerinde de doğal bir şekilde kullanılmıştır.
Türk kültür hayatı içinde geniş bir coğrafyaya yayılan Alevî-Bektaşî anlayışı, şairinin elindeki sazıyla İslâmiyet öncesi Türk edebî hayatındaki ozan ve baksıları çağrıştırır. Şiiri, bir tebliğ vasıtası olarak kullanan Ahmet Yesevî ve onu izleyen Alevî-Bektaşî şairleri eski formatı koruyarak bu geleneği devam ettirmişlerdir. Alevî-Bektaşî anlayışının yaygınlaşmasının önemli sebeplerinden birisi de, Pir Sultan Abdal gibi bu anlayışa mensup şairlerin, eserlerinde bu millîliği muhafaza etmesidir.
Türkiye’de Hacı Bektaş Velî’yi pîr kabul eden farklı isim altındaki gruplar ile Sünni inanca sahip insanlar, zaman zaman kutsallarının birbirinden farklı olduğu gerekçesiyle karşı karşıya getirilmiştir.27 Alevî-Bektaşî diğer şairler ile bunların en tanınmışı olan Pir Sultan Abdal’ın şiirleri incelendiğinde temel inanç noktalarında çok büyük farkların olmadığı görülür. Bazı Bektaşî fıkralarında rastlanan farz ibadetlere mizahî tarzda yaklaşımın, bu anlayışa sonradan katılan bâtıni görüşlere sahip kişilerin bakış açısını yansıttığı görüşündeyiz.

DİPNOTLAR
* Yard. Doç. Dr., Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi,
1 M. Fuat Köprülü, “Bektaşîliğin Menşeleri”, Türk Yurdu Dergisi, C. 2, S. 8, İstanbul-1341, 133-134’ten alıntılayan Hüseyin Özcan, “Bektaşiliğin Temel Şartları”, Akademik Araştırmalar Dergisi, S. 13, Mayıs-Temmuz 2002, s. 49.
2 Ethem Rûhi Fığlalı, Türkiye’de Alevîlik Bektaşilik, Ankara-1994, s.132.
3 Fığlalı, a.g.e., s. 134.
4 Ahmet Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı, İstanbul-1996, s. 201.
5 F. Babinger- F. Köprülü, Anadolu’da İslâmiyet, İstanbul-2000, s. 248.
6 Hüseyin Özcan, a.g.m., s. 49.
7 Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevîlik ve Bektaşilik, Ankara-1990, s. 248.
8 Abdurrahman Güzel, Hacı Bektaş Velî Hayatı, Eserleri ve Fikirleri, Ankara-1998, s. 36.
9 Belkıs Temren, Bektaşîliğin Eğitsel ve Kültürel Boyutu, Ankara 1995, s. 71-80.
10 Cahit Öztelli, Pir Sultan Abdal Bütün Şiirleri, Ankara-1996, s. 401.
11 Öztelli, a.g.e., s. 239.
12 “... (Ey Peygamber’in) Ev halkı! Şüphesiz Allah sizden kusuru gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” (Ahzâb: 33).
13 Fığlalı, a.g.e., s.237.
14 Öztelli, a.g.e., s. 181-182.
15 Alevî-Bektaşî şairlerinin şiirlerinde bu temaların işlenişini ele alan ayrıntılı çalışmalar için bakınız: Fığlalı, a.g.e.; Özcan, a.g.m.; Güzel, a.g.e.; Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal, Ankara-1983, İbrahim Arslanoğlu, “Alevilikte Temel İnanç Unsurları ve Pratikler”, G. Ü. Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, S. 20, Kış-2001, s. 33-132.
16 Fığlalı, a.g.e., s. 286.
17 Öztelli, a.g.e., s. 82.
18 Öztelli, a.g.e., s. 111.
19 Öztelli, a.g.e., s. 329.
20 Öztelli, a.g.e., s. 351.
21 Öztelli, a.g.e., s. 401.
22 İbrahim Arslanoğlu (Söyleşen:), “Mustafa Güvenç (Alevi Dedesi) ile Söyleşi”, Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Dergisi, S. 9, 1999, s. 41-64.
23 Öztelli, a.g.e., s. 173.
24 İsmail Özmen, Alevî-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, Ankara-1995, s. 375.
25 Öztelli, a.g.e., s. 416.
26 Özcan, a.g.m., s. 56.
27 Özcan, a.g.m., s. 57.

Kaynak http://www.hbektas.gazi.edu.tr/portal/html/modules.php?name=News&file=article&sid=657

Serkan_Devrim
22.10.2006, 18:11
bu yazı dikkatimi çekti. burda ki amaç belli. alevi ozanlarını sünni yaşam tarzında gösterip aleviliğe yüklenmek. yani demek istiyorlar ki ' sizin ozanlarınızda sünni yaşıyorlardı. siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?' kısacası asimile etmek için şimdide ozanlarımıza göz koydular.

Sevgi Erkan
22.10.2006, 18:47
Araştırman için teşekkürler.
Pir Sultan Abdal düzene karşı çıkmış birisidir.
Ve de öyle kalacaktır.

Şoreş
22.10.2006, 18:50
bu yazı dikkatimi çekti. burda ki amaç belli. alevi ozanlarını sünni yaşam tarzında gösterip aleviliğe yüklenmek. yani demek istiyorlar ki ' sizin ozanlarınızda sünni yaşıyorlardı. siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?' kısacası asimile etmek için şimdide ozanlarımıza göz koydular.

Paylaşımın için teşekkür ederim abicim.

Evet...Yeni bir oyun.. Diyanetin gizli Alevilik Raporundan farksız amacı...

Pir Sultan Abdal'ı, Hacı Bektaşi Veliden ayırmak isteyenler bile gördük..

Bu topraklar Alevi İnanç önderleriyle ışıklandı.

Öyle devam edecek..

Bizler hep susuyoruz.. Birileri şunlara ağzının payını vermeli ama kim, ne zaman..Hergün yeni birşeyle karşımıza çıkıyorlar..

Aleviliği '' Tarikat ' yaptılar,

Aleviliği '' Muhammedsiz, Alisiz'' yaptılar.

Şimdide Namazlı, Hacılı Alevi önderleri yaratıyorlar kafalarında..

Yezit başa gelince bunlar fazlasıyla türer oldu..

Aman canlar.. Dikkat.. Çekiştirilmeye devam ediyoruz, dikkat etmemiz lazım..

Biz Pirlerimizin yolundan gidiyoruz, eğer onlar Namaz kılsaydı elbet bizde kılardık.. O yüzden bu çabalar boşa, kanmayız bu oyunlara...