Orijinalini görmek için tıklayınız : Allah, ruh, cennet ve cehennemin sonsuzlukları
Serkan_Devrim 31.10.2006, 11:39 kıyametin kopacağına yani evrenin yok olacağına inanan inanırlar, buna gerekçe olarak şunu koyarlar;
'başlangıcı olan herşeyin bir sonu vardır.'
ama sünni İslam inanırlarının büyük çoğunluğu, daha doğrusu tasavvufla buluşamayan kısmı; ruhun ölümsüzlüğünü ve sonsuza kadar varolacağını; cennetin, cehennemin ve oralardaki yaşamın ebedi(sonsuz) olduğunu da söylerler.
halbuki başlangıcı olan her şeyin birde sonu varsa, Allah'tan başka herşey sonlu demektir. ruh ölümsüz değildir. cennet ve cehennem de taratıldıklarına göre bir gün yokolacaklardır.
Alevi inancı ise tasavvufla yoğrulduğu için olaya daha farklı bakar. gerçektende başlancı olan herşeyin birde sonu olacaktır. ama aynı zamanda ruhta ölümsüzdür. peki nasıl olur?
alevi inancı vahdeti vucut/vahdeti mevcut inancına dayanır. Tanrı çoklukta teklik arzeden birin kendisidir. Tanrı bütün varolanların tümüdür. yani bütün varolanların dışına çıkıp dışarıdan bakabilseydik tek bir varlık görecektik. ki o Tanrıdır.
Narı düşünün. bildiğimiz meyve. küçülüp narın içine girseydik; içerde binlerce, milyonlarca hatta milyarlarca şey görecektik ama dıştan bakıldığında o tek bir cisimdir. :)
başka bir örnekle;
bir insanı ele alalım. içten milyarlarca şey görünür. hatta iradeleri bile vardır. mesela kalbimiz bizim irademizle değil kendi iradesiyle çalışır. biz istemesekte o çalışır ve kan pompalar. ama bu milyarlarca şeyin dışından baktığımızda tek bir cisimdir o. :)
işte bu sebeple Tanrı çoklukta teklik arzeden birin kendisidir. insan Tanrının bir cüzzü/parçası dır.
Tanrı Adem'i yaratır ve ona kendinden üfler. böylece Adem Tanrıdan bir cüz/parça olur. bu sebeple Allah'a halife olur. bu sebeple melekler ona secde eder. bu sebeple meleklerin bilemediği isimleri bilir ve meleklerden üstün olur. yine bu sebeple Dağın taşın yüklenemediği emaneti yüklenir. içinde potansiyl Tanrı vardır çünkü. hal böyle olunca başlancıgı olmayan Tanrıdan bir cüz/parça olan ruh başlangıçsız ve sonsuz olur. :)
işte bundan dolayı Aleviler kabeye değil insana dönerler. çünkü asıl beytullah(Allah'ın evi) insan bedenidir. yine bu sebeple aleviler halka namazı kılar yüzyüze döner ve secde ederler.
secde ettik yüzümüzü Allah'a çevirdik. ki nereye baksak gördüğümüz odur. aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme. :)
saygılarımla
Serkan_Devrim
Eline yüreğine sağlık Serkan :)
peki A'dem ne zaman emanet alır... A'deme secde eden Melekler nedir?
ayrıca Beytullah İnsanın bedeni değildir kalbidir... İnsanın Kalbine dönmesi kıbleye dönmek İnsanı kamile gönlünü açması ise secdedir....
teşekürler serkan, çok açık ve anlaşılır bir izahatle konuyu özetlemişsin emeğine sağlık
serkanbaki 31.10.2006, 12:51 teşekkürler hemşo,ellerine sağlık.çok farklı güzel bir anlatım olmuş.evet biz yüzümüzü insana döneriz.Aleviler kabeye değil insana dönerler. çünkü asıl beytullah(Allah'ın evi) insan bedenidir. yine bu sebeple aleviler halka namazı kılar yüzyüze döner ve secde ederler. saygılar...
işte bu sebeple Tanrı çoklukta teklik arzeden birin kendisidir. insan Tanrının bir cüzzü/parçası dır.
Sevgili kardeşim; Emeğine sağlık, çok güzel bilgiler.
Bu ifadeni görünce Kurandan Şu Ayet aklıma geldi.
"Kul Huvallahu Ehad...." Deki Hu (O) Allah Ahaddır"
Ahad: Sonsuz, sınırsız, parçalanamayan, bölünemeyen...
Bir şeye, bir şeyin parçası diyebilmek için bence bütünün tanımını yapmak lazım. Allahın tanımını yaparmısın???
Serkan_Devrim 31.10.2006, 19:42 Allahın tanımını yaparmısın??? tanımı yapmışım zaten abi.
Tanrı çoklukta teklik arzeden birin kendisidir. Tanrı bütün varolanların tümüdür. yani bütün varolanların dışına çıkıp dışarıdan bakabilseydik tek bir varlık görecektik. ki o Tanrıdır.
Narı düşünün. bildiğimiz meyve. küçülüp narın içine girseydik; içerde binlerce, milyonlarca hatta milyarlarca şey görecektik ama dıştan bakıldığında o tek bir cisimdir.
başka bir örnekle;
bir insanı ele alalım. içten milyarlarca şey görünür. hatta iradeleri bile vardır. mesela kalbimiz bizim irademizle değil kendi iradesiyle çalışır. biz istemesekte o çalışır ve kan pompalar. ama bu milyarlarca şeyin dışından baktığımızda tek bir cisimdir o.
İnsanın tanrının parçası olması babında tanımını sordum. Sana yazdığım ayette parçalanamaz bölünemez ifadesi var (Ahad) bu bağlamda insanı Tanırın parçası olarak nasıl görüyosun?
İnsanın tanrının parçası olması babında tanımını sordum. Sana yazdığım ayette parçalanamaz bölünemez ifadesi var (Ahad) bu bağlamda insanı Tanırın parçası olarak nasıl görüyosun?
zahir abi sen Allah ol şakacıktan ve bu yazıyı tüm Varlığınla oku :)
okuduğun görünendir zahire çıkan eylemlerdir.........
bu yazıyı gören sıfatındır gören olmasaydı görünende olmayacaktı senin için...
ve bu yazıda sadece İstediğini göreceksin....
görünen...gören...görülen... Eylem(efal) sıfat(mana) Zat(istek,irade) işte Allah tüm eylemlerle tüm eylemlerin sıfatıyla ve tüm Zatı ile tek Vücuddur...
Kuranda da eylem sahibi Allahtır(Allah onlara duyurmadıkça sen duyuramazsın gibi yada o oku sen atmadın Allah attı gibi )... tüm sıfatlar Allaha aittir (övgü Allaha mahsustur, mülk sahibi Allahtır, görüneni kalplerde olanı bilen, Alim hep odur)... ve Allah dilemeden kimse dileyemez (alemlerin Rabbi Allah dilemeden siz dileyemezsiniz) ...
Allah tüm Vücuduyla birdir... İnsan ise Allahın tevhidi İsteği olan Nurudur o Nurdan çifter çifter zıttı ile sıfatlar dağılır... bir etkide ise bu zıtlıktan sadece birisi etki eder...
yani bir İrade İstek tecelli edeceğinde ya Cemali ya Celali tecelli eder yani ya doğru yola iletir ya da saptırır karanlıklarda bırakır.....bu Cemalli sıfatlarının Aydınlığı Nurdur ve İnsanda Nuru karanlığı örter yani karanlık sıfatlarını....
İnsan-ı kamilde İstek tevhidi olduğundan o istekden Nurani Cemali yayıldığından İnsan-ı kamilin her eylemi Aydınlık saçar aleme....
Oldukça güzel anlatmışsın. Allah evrensel bir ruhdur. İnsanlar, canlılar, dünya ise onun parçasıdır. Allah birdir. Ancak Allah birdir deyince bir madde olarak anlamak yanlış olur. Allah bir ruhdur. Ruh sürekli daimdir ve devrriye halinde bakidir.
Hallac-Mansur, Şeyh Bedrettin, Nesimi ve daha niceleri halka bunları anlatmak istemişler ancak yobaz kesimler bu düşünceleri içlerine sindiremeyerek bu insanları katletmişlerdir.
Alevilerin insana diğer inanclardan çok daha fazla değer vermesinin nedenide budur. Sunnilerin inandığı Allah insanlar için korku kaynağıdır. Halbuki bütün isyanlar, kötülükler korkutulan, baskı altında bırakılanlar tarafından yapılır. Alevilier ise Korkulacak değil sevilecek Allaha inanırlar. İnsanlık mutluluğa ancak böyle bir Hak inancıyla kavuşabilir.
Eline, beline, diline sahip olan ve insanca yaşayanlar dünyanında yaşanabilir bir yer olması için önemlidir.
Serkan_Devrim 07.11.2006, 03:27 ünlü tasavvuf ehli bu konuda ne düşünüyor?
HALLAC-I MANSUR
Hallacı Mansura göre; gerçek olan 'Bir'di. çokluk, bu 'Bir'in farklı biçim ve nitelikte ki yansımalarından ibaretti. evren ve insan 'Bir'in dışnda değil içindeydi ve onunla özdeşti. bu nedenden dolayı insanda Tanrı'nın bir cüzzü yani bir parçasıydı. insan Tanrıydı ama Tanrı insan değildi. onunla sınırlı değil çünkü. O, tüm varoluşun kendisiydi. evren, ışık ve sevgi yumağı olan Tanrıdan yansımıştı. Tanrıdan ayrı hiç bir parça olamazdı. çünkü parça bütüne aittir. ve gerçeği kavrama gücünden yoksun olanlar, tüm varlıkların Tanrıdan ayrı birer birim olduğunu ileri sürerler. bunun bir yanılgı olduğunu anlamak ancak sezgi ile mümkündür. her birey kendi içine dönerek bu sezgi gücünü belirli bir eğitimle ortaya çıkarabilir. bu içe dönüşün sonucu olarak, önce Tanrısal sevgi uyanır, sonrada gönülde Tanrısal nur açık seçik görülmeye başlar. gerçek sır, Tanrısallığı içinde görmesidir. bu görünüşü bir tek cümleylede ifade etmiştir. 'Kendini bilen Rabbini'de bilir'
FERİDETTİN ATTAR
'...Tanrı görnmeyen durumda iken, kendisine olan sevgisi yüzünden görünür olmak istedi. böylece Tanrısal sudur başladı ve tüm varlık türleri oluştu. sevgi bu oluşun kaynağıdır, ilk nedenidir...' diye yazmaktadır ünlü eseri Mazhar-ül Acayip'te. Attar'a göre;varolmak, yüce bir nur olan Tanrıdan fışkırmak, görüş alanına çıkmaktır. oluş, Tanrıdan çıkış ve yine ona dönüştür. Tanrısal ışık, en yüceden en aşağı katlara doğru basamak basamak görünür hale gelmektedir. buda varoluşun bizzat kendisidir. bu basamaklar, değişik varlık türlerini oluşturur. varoluş yoktan yaratılış anlamına gelmez. görünmeyenden görünür hale geçmeyi belirtir. insan Tanrıdan ayrı bir varlık değildir. onun görünümlerinden sadece bir tanesidir. insan; potansiyelinde, özünde Tanrısal özelliklere sahip olan ilahi bir varlıktır. ancak bu özelliğini dünyada yaşarken unutmuş durumdadır. insanın cüzzi iradesi, Tanrının külli iradesinin bir parçasıdır. bir bütünün parçası ve farklı bir görünümüdür. Tanrıyı görmek mümkün değildir. çünkü Tanrıyı görebilmek için, bütünün tüm parçalarını aynı anda görmek gerekir. buda mümkün değildir. Tanrı çoklukta birlik arzeden Tek'in kendisidir. her şey Tek'in farklı görünümlerinden ibarettir.
Ruh Ölümsüzdür. Tanrıdan gelmiş ve ona geri dönecektir. beden ise, ruhun yeryüzünde kullandığı aracıdır. ruh gelişimini tamamlayabilmek ve gelmiş olduğu asıl yere dönebilmek için, ne kadar bedene ihtiyaç duyarsa, o kadar beden eskitecektir.
Serkan_Devrim 07.11.2006, 03:53 MEVLANA CELALEDDİN RUMİ
'ey hacca gidenler, nereye böyle?
tez gelin çöllerden döne döne
aradığınız sevgili burada,
duvar bitişik komşunuz
durun, gördünüzse suretsiz suretini onun
hacı da sizsiniz, Kabe'de, ev sahibi de...'
Mevlana için Tanrı önsüz ve sonsuzdur. salt ışık salt akıl salt ruhtur.
'hep odur var olan da yok olan da
odur kaynağı acının da kıvancın da
yok görecek göz sende, yoksa görürdün
yalnız o var baştan aşağı senin varlığında...'
'gizli şeyleri gören gözlere;
her an senden şekiller, suretler görünmede...'
'ey Tanrıyı arayan, aradığın sensin...'
'Ey Tanrı kitabının örneği, insanoğlu,
Ey şahlık cemalinin aynası mutlu varlık,
Her şey sensin, alemde ne varsa senden dışarda değil
Sen ne ararsan kendinde ara, çünkü her varlık sende'
YUNUS EMRE
'ikiliği terket,
birlik makamını tut
canlar canın bulursun
birlik içinde...'
'din-ü millet sorar isen
aşıklara din ne hacet
aşık kişi harap olur,
ışık bilmez din diyanet'
'Oruç, namaz, gusulu hac hicaptır aşıklara
aşıkondan münezzeh halis heves içinde
ey aşıklar, ey aşıklar ışık mezhebi dindir bana'
'ilim, ilim bilmektir
ilim kendin bilmektir
sen kendini bilmez isen,
ya nice okumaktır'
'dört kitabın manasın
okudum hasıl ettim
ışığa gelince gördüm
bir uzun hece imiş'
'Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş
Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde'
'Çarh-ı felek yoğidi canlarımız var iken
Biz ol vaktin dost idik, Azrâil ağyar iken.
Çalap aşkı candaydı, bu bilişlik andaydı,
Âdem, Havva kandaydı, biz onunla yâr iken.
Ne gök varıdı ne yer, ne zeber vardı ne zir
Konşuyuduk cümlemiz, nûr dağın yaylar iken.
Aklın ererse sor bana, ben evvelde kandayıdım
Dilerisen deyüverem, ezelî vatandayıdım.
Kâlû belâ söylenmeden, tertip-düzen eylenmeden
Hakk'dan ayrı değil idim, ol ulu dîvândayıdım.
Bu cihana gelmeden sultan-ı cihandayıdım
Sözü gerçek, hükm-i revan ol hükm-i sultandayıdım.'
'Onsekizbin alemin cümlesi BiR içinde
Kimse yok BiR den ayruk, söylenir BiR içinde
Cümle BiR onu BiRler, cümle ona giderler
Cümle dil onu söyler, her BiR tebdil içinde'
'Ey dün ü gün Hakk isteyen, bilmez misin Hakk nerdedir?
Her nerdeysem orda hazır, nere bakarsam ordadır.
Hakk cihana doludur, kimseler Hakk'ı bilmez
Onu sen senden iste, o senden ayrı kalmaz.
Çün ki gördüm ben Hakk'ımı, Hakk ile olmuşum biliş
Her kancaru baktım ise hep görünendir cümle Hakk.
Nereye bakarısam dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri?
Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş
Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde'
'Muhammed Hakk'ı bildi, Hakk'ı kendinde gördü
Cümle yerde Hakk hazır, göz gerektir göresi'
Müslüman "yüzünü" vahye dönendir. Güneşe/kutlu ışığa döner gibi yüzünü döner.
Kur'an'da "yüzünü çevirmek" sadece kıble tarafına fiziksel olarak değil; teslim olmak anlamında da mecazi olarak kullanılmaktadır.
Böyle olunca; yüzünü vahye "insan" dönerken; aslında bir "köylü", "kentli", "erkek", "kadın", "işçi", "zengin", "aydın", "molla" vs. olarak da dönmüş olur.
Onun içindir ki, bir köylü yüzünü İslam'a döndükten sonra; onu (vahyi) köylü anlayışı, tarzı, kültürü içinde algılar, yorumlar ve yaşar. Dolayısıyla biz o köylünün şahsında, günlük hayatında bir "İslam" anlayışı ve müslüman hayatı görürüz ki, bu "İslam" değildir; İslamın yüzü hiç değildir. Bu müslüman bir köylüdür.
Bir kentli de yüzünü vahye döndükten sonra; vahyi, kentli bilincini, kentlilik tutkusunu, kent anaforu içinde algılar, yorumlar ve yaşar. Gördüğümüz ne İslam'dır; ne İslam'ın yüzüdür ne de gerçek aydın İslam'dır. Olup biten sadece bir kentli müslümandır.
Vahye "erkek" de yüzünü döner. Onun için İslam'ı "erkekçe" yorumlar. Gördüğümüz İslam ve/veya İslamın kadına bakışı değildir. Gördüğümüz tipik "erkek"tir.
Aynı yorum farkı, algı farkı, kültürlere, ırklara, coğrafyalara, tiplere, statülere göre de değişir. Değişen İslam değildir. Farklı İslam yüzleri hiç değildir. Olup-biten insanın "müslüman" yorumudur.
Peki, insanın vahye yüzünü dönüp dönmediğini nereden anlarız? Onlarca farklı yüz arasından İslam'ın bir prototip yüzü var mıdır? Mezhepler, meşrepler sadece vahye yüzü dönük müslümanların arasındaki farklı iletişim ve kümelenme olgulardır. Hiç bir mezhep, meşrep İslam'ın yüzü değildir.
Fıkıh, Tasavvuf, Emevi, Osmanlı, Safevi hiç değildir. İslamın bir evrensel, mutlak ve tek yüzü yoktur. İslam kendisine yüzü dönük olmak kaydıyla müslümanların bir birlerine yüzlerini dönmelerini salık verir ve özgür bırakır.
Köylü İslam'ı köylüce ve köyde yaşadı diye; kentli İslamı kent sosyolojisine uyarlayarak güncelledi diye; "kültürel İslam", "siyasal İslam", "halk İslamı", "has İslamı" diye tanımlar, sıfatlar ve/veya tanımlamalar geliştirilemez. Bunlar dil sürçmesi, anlamlandırma artistikleri değilse eğer; en hafifinden uydurmadır.
Varoşlardaki insanların günlük hayatını göz önüne alıp; İslam budur ve gericidir demek; aydınların felsefesine dayanarak "işte gerçek çağdaş İslam budur!" demek; çağın idrakine uyarlanan değişimi "İslam zaten değişim dinidir!" demek; analiz ve metod hatası değilse, olsa olsa "saptırma"dır.
Gericilik/İrtica yüzünü geçmişe döndermek değildir. Gericilik gelecekten yüzünü çevirmektir!
:S
acareftelya 07.11.2006, 12:08 yüreğine sağlık serkan çok acıklayıcı ve anlamlı bir yazı
'Muhammed Hakk'ı bildi, Hakk'ı kendinde gördü
Cümle yerde Hakk hazır, göz gerektir göresi'
Yunus emrem Aşık... onu anlamak için o olmak gerek... ruh..cennet.. cehennem... Peygamberler... hayvanat... nebatat... melekler şeytanlar... cümlesi Bir A'demde vücuttur... bunu gören göz Muhammedin gözüdür...
İmam Caferide selman Farisiye bu yüzden ona selman Farisi demeyin... o selman Muhammedidir demiştir...
Muhammed olmak 1400 sene evvel doğup ölmek değildir sureten ona benzemek değildir...
onun gördüğü göz ile görmektir
onun duyduğu kulak ile duymaktır
onun kelamı gibi kelam etmektir
onun İrade ettiği gibi irade etmektir
onun hayatı gibi hayatta olmaktır
onun gibi kul olmaktır.....
bu makam hiçbir benliğin makamı değildir... benlikle görülmez bu hakikat
Çün ki gördüm ben Hakk'ımı, Hakk ile olmuşum biliş
Her kancaru baktım ise hep görünendir cümle Hakk
cemalettin 07.11.2006, 13:51 selamlar,
bu gün galiba özel bir gün ki,kaliteli,mantıklı,düşündürücü ve öğretici satırlar dolmuş sayfalara.
hepinize teşekkürler,haddimiz olduğu kadar...
"bir garip köyde yaşayan bir garip kişiyi toprak evinde ziyaret edip en çok neyi istersin diye soracak olur isek alacağımız cevap ile bir metropolün akıllı bir binasında yaşayan kişiye soracağımız aynı soru karşılığında alacağımız cevap çok farklı olabilecek lakin bu kişilerin en çok istedikleri şeyin temin edilmesi halinde her ikisi de ayrı ayrı mutlu olacaklardır en azından bir süre için.
kişiler hallerine göre görür,anlar,ister,yaşar ve ölür.lakin gidecekleri yer aynıdır,
üzerlerinde kul hakkı yok ise..."
cemalettin abi... bugün bu yazdığın yazı geldi aklımıza Firavunu düşündük
Firavunu firavun yapan Ben ilahım demesi idi... mısıra sultan olsan da, köyde 3 koyunun olsa da Benim dedik çe kişi firavundur nefsini ilah edinmiştir...
kişiler hallerine göre görür,anlar yaşar ve ölür ve ikisininde gideceği yer aynıdır
kara toprak :)
teşekkürler cemalettin abi...
kıyametin kopacağına yani evrenin yok olacağına inanan inanırlar, buna gerekçe olarak şunu koyarlar;
'başlangıcı olan herşeyin bir sonu vardır.'
ama sünni İslam inanırlarının büyük çoğunluğu, daha doğrusu tasavvufla buluşamayan kısmı; ruhun ölümsüzlüğünü ve sonsuza kadar varolacağını; cennetin, cehennemin ve oralardaki yaşamın ebedi(sonsuz) olduğunu da söylerler.
halbuki başlangıcı olan her şeyin birde sonu varsa, Allah'tan başka herşey sonlu demektir. ruh ölümsüz değildir. cennet ve cehennem de taratıldıklarına göre bir gün yokolacaklardır.
Alevi inancı ise tasavvufla yoğrulduğu için olaya daha farklı bakar. gerçektende başlancı olan herşeyin birde sonu olacaktır. ama aynı zamanda ruhta ölümsüzdür. peki nasıl olur?
alevi inancı vahdeti vucut/vahdeti mevcut inancına dayanır. Tanrı çoklukta teklik arzeden birin kendisidir. Tanrı bütün varolanların tümüdür. yani bütün varolanların dışına çıkıp dışarıdan bakabilseydik tek bir varlık görecektik. ki o Tanrıdır.
Narı düşünün. bildiğimiz meyve. küçülüp narın içine girseydik; içerde binlerce, milyonlarca hatta milyarlarca şey görecektik ama dıştan bakıldığında o tek bir cisimdir. :)
başka bir örnekle;
bir insanı ele alalım. içten milyarlarca şey görünür. hatta iradeleri bile vardır. mesela kalbimiz bizim irademizle değil kendi iradesiyle çalışır. biz istemesekte o çalışır ve kan pompalar. ama bu milyarlarca şeyin dışından baktığımızda tek bir cisimdir o. :)
işte bu sebeple Tanrı çoklukta teklik arzeden birin kendisidir. insan Tanrının bir cüzzü/parçası dır.
Tanrı Adem'i yaratır ve ona kendinden üfler. böylece Adem Tanrıdan bir cüz/parça olur. bu sebeple Allah'a halife olur. bu sebeple melekler ona secde eder. bu sebeple meleklerin bilemediği isimleri bilir ve meleklerden üstün olur. yine bu sebeple Dağın taşın yüklenemediği emaneti yüklenir. içinde potansiyl Tanrı vardır çünkü. hal böyle olunca başlancıgı olmayan Tanrıdan bir cüz/parça olan ruh başlangıçsız ve sonsuz olur. :)
işte bundan dolayı Aleviler kabeye değil insana dönerler. çünkü asıl beytullah(Allah'ın evi) insan bedenidir. yine bu sebeple aleviler halka namazı kılar yüzyüze döner ve secde ederler.
secde ettik yüzümüzü Allah'a çevirdik. ki nereye baksak gördüğümüz odur. aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme. :)
saygılarımla
Serkan_Devrim
Sevgili Serkan:
Alevilik adına böylesi derin mevzulara iyice araştırmadan girmemenizi temenni ederim.
Vahdeti Vucud felsefesi Arapalevileri tarafından kabul görmeyen bir görüştür. Daha bariz ifade etmek gerekirse; Tasavvufçuların kabul ettikleri biçimde bir vahdeti vucud kabul görmemektedir, çünkü Arap alevilerinin: Cennet cehennem ve Ruh'a bakış açılarıyla tasavvufçuların bakış açıları çok noktada birbirlerine zıt düşmektedirler.
Her şeyden önce Ruh'un ölümsüzlüğü mutlak bir ölümsüzlük değildir. Yani Tanrı'nın ölümsüzlüğü ile kıyaslanacak bir ölümsüzlük değildir, Ruhun ölümsüzlüğüden kasıt genelde bedenin ölmesi ile Ruh'Un ölmediğidir, ama her şey yokolacaktır ilkesi gereğince Ruh'unda sonu ve ölümü yani yokoluşu vardır ve olmalıdır. Hem bizim inancımızda ruhlar tek çeşit değildir; rahmani ve Şeytani ruhlar mevcuttur ve rahmani bir Ruh er geç doğru yolu bulup hakettiği makama ulaşacaktır, ama şeytani ruhlar er geç özlerine dönüp hakettiklri yere gideceklerdir. Bu haliyle bütün insanların Ruhlarının Allah'ın üflemesinden yani Allah'In Ruhundan geldiği kabul edilemez bir görüştür. Allah'In özünü taşıyan bir Ruh'un Cehennemde şeytanla beraber ne işi olabilir ki? Ve bize göre "esfelel sefilin" diye tabir edilen hayvan kılığındaki canlılarında taşıdıkları bir Ruh vardır ve bizde de reenkarnasyon inancı gereği bunların İnsan kılığından hayvan kılığına döndürüldükleri inancı da mevcuttur, Bu durumda tasavvufa göre Bütün İnsanların ruhları eğer Allah'In üfürüğünü taşıyorlarsa şayet o zaman ALlah'In özünü, üfürüğünü taşıyan bir Ruh'un hayvan kılığında işi ne ola ki? Hem Allah'ın özünü taşıyan Sadece Hz. Adem di. Biz bundan nasibimizi bizi hayvanlardan ayıran akıl olgusuyla alırız. Meleklerin Adem'e secde etmesi ise Adem'in Hz. Muhammed'in nurundan yaratılması ve Akıl ile beraber nefs sahibi olması aolysıyla iyiy kötüden ayırabilmesi yüzündendir. Bu durum O'na özsel bir üstünlükten öte yükümlülük açısından daha fazla yükümlülük getirdiğindendir. Secde ise sınanmadır, tıpkı İnsanların kendileri gibi bir insana (peygamber ve vasilerine) mutlak biçimde itaat etmeye memur kılınmaları gibi, bir anlamda meseldir ...Tanrı'nın çoklukta teklik arzetmesi inancı Alevilik anlayışına terstir, Çünkü Bu inanca göre tanrı insanda bedenlenmiş, cisimlenmiştir bu da beraberinde hulul inancını da getirir ki hiç te iyi sonuçlar vermez.
Özetle:
Arap Aleviliğinde (bu yazıyı arapaleviliğini baz alarak yazdığını düşündüğümden) İnsan tanrının bedenlenmiş hali değildir Her İnsanın içinde tanrı yoktur (tanrının insanın içinde bulunması, İnsan'ın kalbinde taşıdığı tanrı sevgisi ile olur bu da imanı doğurur) ve tanrı çokluğun toplamının tek'i değildir, bu tanrıyı bölmeye parçalara ayırmaya ve bir şeye benzetmeye varır ki yanlıştır.
İnsanların taşıdıkları Ruhlar tamamen rahmani ruhlar yani Tanrının üflediği ruhlar değildir, çünkü tanrısal öz taşıyan ruh şeytanla birlikte cehennemde haşrolunmaz.
Ve en önemlisi eğer alevilikte bir vahdeti vucudtan bahsedilecekse:
O'da Allah ile Tüm beşer arasında değil, Allah ile Allah'In öznurundan yaratılan peygamber(Allah'ın natık dili) ve Evliyalar olan Ehlibeyt ve Onların Velayetine sımsıkı bağlı olan müminler (Peygamber ve Ehlibeytin onayladığı, sırdaş ve kardeş kabul ettikleri müminler)arasındadır. Bu da derece derece alçalır veya yükselir.
Saygılar.
yusufçukgecegez 18.11.2006, 19:40 insan bir ayna gibidir.cam kısmı bedenimiz,ruh kısmı ise cam arkasındaki nikolaz maddedir.bu nikolajın alınması ile ayna aynalıktan düşer.yansıtamaz,konuşamaz gülemez.
Köylü İslam'ı köylüce ve köyde yaşadı diye; kentli İslamı kent sosyolojisine uyarlayarak güncelledi diye; "kültürel İslam", "siyasal İslam", "halk İslamı", "has İslamı" diye tanımlar, sıfatlar ve/veya tanımlamalar geliştirilemez. Bunlar dil sürçmesi, anlamlandırma artistikleri değilse eğer; en hafifinden uydurmadır.
Varoşlardaki insanların günlük hayatını göz önüne alıp; İslam budur ve gericidir demek; aydınların felsefesine dayanarak "işte gerçek çağdaş İslam budur!" demek; çağın idrakine uyarlanan değişimi "İslam zaten değişim dinidir!" demek; analiz ve metod hatası değilse, olsa olsa "saptırma"dır.
:S
nerdeyse islam diye bi şey yok diyeceksin. o değil, bu değil... düşüncene göre; insanlar toptan islamı yaşadıklarını sanıyolar ama nafile yaşamıyorlar. peki bu insanlar neyi yaşıyorlar? anladığım kadarıyla bu insanların hepsi dinsiz. yani islam diye bişey yok ve hiç olmadı. her bireyin sosyal rolüne göre bir islam geliştirdin. iletişim bilimleri de aynen bunu böyle anlatıyor.
aslında birey (islam için "kul") dini nasıl algılıyorsa onun için din odur. fazla okuyup öğrenen için karmaşık (complex), az okuyup ya da hiç okumayıp bilmeyenler, başkasından duyanlar için de bildiği kadardır. bilmeyenler çok kolay aldanırlar, çünkü bilenler siyasal ya da gündelik çıkarları için insanların bilmediği bu çok çekici konuya değinirler, değinirler, tekrar değinirler.
irtica insanların masum duygularını çıkar ilişkilerinin içine çekmektir...
delidervis 14.01.2008, 22:18 Sevgili Serkan:
Alevilik adına böylesi derin mevzulara iyice araştırmadan girmemenizi temenni ederim.
Vahdeti Vucud felsefesi Arapalevileri tarafından kabul görmeyen bir görüştür. Daha bariz ifade etmek gerekirse; Tasavvufçuların kabul ettikleri biçimde bir vahdeti vucud kabul görmemektedir, çünkü Arap alevilerinin: Cennet cehennem ve Ruh'a bakış açılarıyla tasavvufçuların bakış açıları çok noktada birbirlerine zıt düşmektedirler.
Her şeyden önce Ruh'un ölümsüzlüğü mutlak bir ölümsüzlük değildir. Yani Tanrı'nın ölümsüzlüğü ile kıyaslanacak bir ölümsüzlük değildir, Ruhun ölümsüzlüğüden kasıt genelde bedenin ölmesi ile Ruh'Un ölmediğidir, ama her şey yokolacaktır ilkesi gereğince Ruh'unda sonu ve ölümü yani yokoluşu vardır ve olmalıdır. Hem bizim inancımızda ruhlar tek çeşit değildir; rahmani ve Şeytani ruhlar mevcuttur ve rahmani bir Ruh er geç doğru yolu bulup hakettiği makama ulaşacaktır, ama şeytani ruhlar er geç özlerine dönüp hakettiklri yere gideceklerdir. Bu haliyle bütün insanların Ruhlarının Allah'ın üflemesinden yani Allah'In Ruhundan geldiği kabul edilemez bir görüştür. Allah'In özünü taşıyan bir Ruh'un Cehennemde şeytanla beraber ne işi olabilir ki? Ve bize göre "esfelel sefilin" diye tabir edilen hayvan kılığındaki canlılarında taşıdıkları bir Ruh vardır ve bizde de reenkarnasyon inancı gereği bunların İnsan kılığından hayvan kılığına döndürüldükleri inancı da mevcuttur, Bu durumda tasavvufa göre Bütün İnsanların ruhları eğer Allah'In üfürüğünü taşıyorlarsa şayet o zaman ALlah'In özünü, üfürüğünü taşıyan bir Ruh'un hayvan kılığında işi ne ola ki? Hem Allah'ın özünü taşıyan Sadece Hz. Adem di. Biz bundan nasibimizi bizi hayvanlardan ayıran akıl olgusuyla alırız. Meleklerin Adem'e secde etmesi ise Adem'in Hz. Muhammed'in nurundan yaratılması ve Akıl ile beraber nefs sahibi olması aolysıyla iyiy kötüden ayırabilmesi yüzündendir. Bu durum O'na özsel bir üstünlükten öte yükümlülük açısından daha fazla yükümlülük getirdiğindendir. Secde ise sınanmadır, tıpkı İnsanların kendileri gibi bir insana (peygamber ve vasilerine) mutlak biçimde itaat etmeye memur kılınmaları gibi, bir anlamda meseldir ...Tanrı'nın çoklukta teklik arzetmesi inancı Alevilik anlayışına terstir, Çünkü Bu inanca göre tanrı insanda bedenlenmiş, cisimlenmiştir bu da beraberinde hulul inancını da getirir ki hiç te iyi sonuçlar vermez.
Özetle:
Arap Aleviliğinde (bu yazıyı arapaleviliğini baz alarak yazdığını düşündüğümden) İnsan tanrının bedenlenmiş hali değildir Her İnsanın içinde tanrı yoktur (tanrının insanın içinde bulunması, İnsan'ın kalbinde taşıdığı tanrı sevgisi ile olur bu da imanı doğurur) ve tanrı çokluğun toplamının tek'i değildir, bu tanrıyı bölmeye parçalara ayırmaya ve bir şeye benzetmeye varır ki yanlıştır.
İnsanların taşıdıkları Ruhlar tamamen rahmani ruhlar yani Tanrının üflediği ruhlar değildir, çünkü tanrısal öz taşıyan ruh şeytanla birlikte cehennemde haşrolunmaz.
Ve en önemlisi eğer alevilikte bir vahdeti vucudtan bahsedilecekse:
O'da Allah ile Tüm beşer arasında değil, Allah ile Allah'In öznurundan yaratılan peygamber(Allah'ın natık dili) ve Evliyalar olan Ehlibeyt ve Onların Velayetine sımsıkı bağlı olan müminler (Peygamber ve Ehlibeytin onayladığı, sırdaş ve kardeş kabul ettikleri müminler)arasındadır. Bu da derece derece alçalır veya yükselir.
Saygılar.
sevgili can bende sizin yazınıza sizin yazdıgınız cümle ile baslamak istiyorum
"Alevilik adına böylesi derin mevzulara iyice araştırmadan girmemenizi temenni ederim"
yazınızda deginilmesi gerekli olan bazı hususlar var ki bunları yazmak gerekir
1- "ruhlar tek çeşit değildir; rahmani ve Şeytani ruhlar mevcuttur" demissiniz
ruhları ve herseyi var eden yaratandır ve var olan bir canlı ise ona canı katan yine yaratandır.. bu baglamda yaratılanın canlı olabilmesi icin yasam enerjisine sahip olmalı ki bu sadece yaratanda var olan bir özelliktir.. yasam kaynagı olan ruh bu baglamda mecburen yaratanın bir parcası olmak durumundadır aksi halde ona canlı diyemeyiz o sadece cansız bir nesne olarak kalır.. bu baglamda yasam enerjisine sahip hersey, yaratandan geliyorsa (ki aksini hicbir sekilde söyleyemezsiniz) yaratandan gelen bir seyin seytani oldugunu veya kirli oldugunu veya eksik oldugunu söyleyemeyiz.. yaratan sadece yaratır ama yarattıgına karısmamıstır, sadece süre vermistir.. insan ruhu olarak hicbir ruh seytani yaratılmıstır diyemeyiz o sadece o ruhun sectigi yoldan öyle olur..
2- "bütün insanların Ruhlarının Allah'ın üflemesinden yani Allah'In Ruhundan geldiği kabul edilemez" demissiniz
ruhların hepsi yaratandan gelmektedir yoksa o ruh yasam enerjisinden mahrum kalır hatta canlı bile olamaz.. canlı olabilmenin tek yolu yaratanın canlı özelliginden bir parca olması ile mümkündür.. sah damarından bile yakın olabilme bu sebepledir...
3- "Allah'In özünü taşıyan bir Ruh'un Cehennemde şeytanla beraber ne işi olabilir ki" demissiniz
seytan da Allah'ındır, cehennemde Allah'ındır, ruhda Allah'ındır.. hersey ona ait ise, zaten herseyin sahibi o ise istedigi seyi istedigi yere koyabilir bunda ne gibi bir mantıksızlık vardır.. herseyin yanyana olmasında hicbir terslik yoktur cünkü hepsinin yaratıcısı ve sahibi zaten Allah'tır.. seytanı ve cehennemi ne kadar ayrı ve bagımsız görüyorsunuz yaratandan..
4- "ALlah'In özünü, üfürüğünü taşıyan bir Ruh'un hayvan kılığında işi ne ola ki?" demissiniz
bunu yukarıda da söyledim bir canlının canlı olabilmesi icin yaratanın bir parcası olması gerekir cünkü yasam enerjisi dedigimiz sey sadece yaratanda vardır.. o bize bu enerjiden sadece 1 zerre verir ki bizler ve canlılar yasarız.. hayvanda da bitkide de her canlıda bu enerji yani yaratanın bir parcası vardır..
5- "Meleklerin Adem'e secde etmesi ise Adem'in Hz. Muhammed'in nurundan yaratılması ve Akıl ile beraber nefs sahibi olması aolysıyla iyiy kötüden ayırabilmesi yüzündendir." demissiniz
melek veya seytan iyi ile kötüyü ayırt edemez mi sorusu gelir akla eger böyle yazarsanız.. hatta meleklerin aklı oldugunu Kuran'da da görebiliriz.. Allah meleklere yer yüzünde bir temsilci yaratıcam dediginde melekler ona "bozguncu mu yaratacaksınız" derler bunun üzerine yaratan "siz benden iyi bilemezsiniz diyerek onları susturmustur".. yani tek neden iyi ile kötüyü ayırt edebilmek ve akıl sahibi olmak degildir..
6- "Tanrı'nın çoklukta teklik arzetmesi inancı Alevilik anlayışına terstir" demissiniz
bende ayırt edebilmeniz icin size söyle diyeyim o zaman..
Hersey tanrıdandır ama O hicbirinden degildir...
7- "Her İnsanın içinde tanrı yoktur" demissiniz
ama onun bir parcası vardır ve o öze ulasabilmektir zaten bütün amac...
konu, Allah, ruh, cennet ve cehennemin sonsuzlukları bu konuda söylenecek cok sey var cünkü evrenin isleyis yapısı ile cennet ve cehennem ic ice gecmis bir sistem olusturmus durumda.. bu nasıl ve ne kadar acıklanır ve ne kadar anlasılır karar vermek zor ama inanıyorum ki zamanla insanlar düsüne düsüne gercegi bulacaktır sonra hersey cözülecektir zaten..
Cennet cennet dedikleri,
bir kac huri ile bir kac ev,
bana seni gerek seni..
Asigi Ali 01.02.2008, 08:33 Hamd, Allah'a ki övenler onu lâyıkıyla övemezler; nimetlerini sayıp dökenler, onları söyleyip bitiremezler; çalışıp çabalayanlar, hakkını edâ edemezler. Öyle bir ma'buddur ki derin düşünceler onu idrâk edemez; akıl-fikir, denizine dalanlar, zâtının künhüne eremez. Bir sınır yoktur ki sıfatını sınırlayabilsin; bir vasıf yaratılmamıştır ki zatına lâyık bulunsun. Yoktur ona sayılı bir an; yoktur onun için ertelenmiş bir zaman. Yaratılanları, kudretiyle o yaratmıştır; rüzgarları, rahmetiyle o estirmiştir; yarattığı yer yüzünü, kayalarla perçinlemiş, pekiştirmiştir.[17]
Dinin evveli onu tanımaktır. Tanıyışın kemâli, onu tasdik etmektir. Tasdik edişin kemâli, onu bir bilmektir. Bir bilişin kemâli, ona karşı öz doğruluğuna ermektir. Öz doğruluğunun kemâli onu noksan sıfatlardan tenzîh etmektir. Çünkü bilmek gerekir ki ne sıfat söylenirse söylensin, o sıfatla vasfedilemez; her sıfat, vasfedilenden gayridir; onunla bilinemez.[18]
Onu vasfetmeye kalkışan, onu bir başkasına eşit etmiş sayılır. Başkasını ona eşit sayan, ikiliğe düşmüş olur. İkiliğe düşen, tecezzîsini kaail olur; tecezzîsini kaail olan, onu tanımamış olur. Onu tanımayan, ona cihet isnat eder, ona işaret eyler. Ona işaret eden, onu sınırlar. Sınırlayan, sayıya sokar. Her nerde derse, onu bir yerde sanır, ona mekân isnat eder; bir yerde diyense, başka yeri ondan hâlî sanır.[19]
Vardır, yaratılmaksızın. Mevcuttur, yokluktan var olmaksızın. Her şeyle biledir, beraber değil. Her şeyden gayrıdır, ayrı değil. İşler yapar; harekete, âlete muhtaç olmadan. Görendir, görülen yokken. Birdir, bir varlığa muhtaç bulunmadan, hiç bir varın yokluğunu garipsemeden. Halkı yarattı, yaratmaya koyuldu, düşünüp kurmadan, işe deneyişten faydalanmadan, bir harekete, âlete muhtaç olmadan işe koyulmadan, koyulup yorulmadan. Her şeyi vaktinde yarattı, birbirlerine aykırı olan şeyleri birleştirdi, uzlaştırdı. Her şeyde bir istîdat, bir tabiat yarattı; her şeyin maddesini ona göre düzdü-koştu. Her şeyi olmadan bilendir O; sınırlarını, sonlarını kavrayıp kapsayandır O; her şeyin gizli, açık, her yanını bilendir O.[20]
NEHC'UL BELAGA ADLI ESERDEN HZ ALİ'NİN SÖZLERİ
serdar_adas 01.02.2008, 11:01 Sagolun Canlar
|
|