Orijinalini görmek için tıklayınız : Dersimin Tarihi Ve Kürtlüğü
devrim.akin 26.11.2005, 23:16 Dersim bölgesinde ocakların tümünün bazı kişilerce Horasan`dan gelme Türkmen aşireti olduğunu ileri sürerler.“
Doğrusu, bu Horasan`dan gelme olayı çok sık olarak söylenir. Ocakları temsil edenlerin tümü olmasa bile önemli bir kesimi bunu söylerler. Ama onların kendilerini „Türkmen aşireti“ olarak nitelendirdikleri belirlemesi Şenerìn kendi yaratmasıdır. Çünkü Alevi din adamları geleneksel olarak peygamber soyundan geldiklerini; yani „Ehlibeyt“ ya da „Evlad-ı Resul“ olduklarını söylerler. Zaten bu yazıda bunları yazan Şener, başka bir yerde yazdıklarıyla da kendi kendisini yalanlıyor. Örneğin Pir Ahmet Dikme`nin daha önce bahsi geçen kitabına yazdıği önsözde şöyle diyor:
„Alevilikte dedelik gelenek olarak babadan oğula geçer. Çünkü Alevi dedesinin soyu Hz. Ali`ye, 12 İmamlar yolu ile ulaşır. Dolayısıyla inanca göre, dedeler „Evlad-ı Resul“ yani peygamber neslindendirler.“
Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış, Şener`inki o kadar da sürmüyor, ne yapalım?
Beri taraftan, din adamlarının peygamber soyundan geldikleri yolundaki görüşün doğruluk payı nedir, onun üzerinde de durmak gerekir. Burada hemen şunu belirteyim ki, sadece Alevi din adamları değil, Sünni din adamları olan şeyhler de Muhammed soyundan geldiklerini iddia ederler. Bir başına bu bile, sözkonusu iddianın her iki kesim bakımından da doğru olmadığının ortaya koyar.
Gerçeği yansıtmasa da kimi din adamlarının bu tür bir iddiada bulunmalarının mantıki bir nedeni de var. İster Alevi, isterse Sünni olsunlar, din adamlarının otoritlerini kabul ettirme ve sürdürmede güçlü silahlara ihtiyaçları var. Geleneksel toplumlarda hem soy-sopun saygı gösterilen kutsal bir yere dayandırılması, hem de sır-keramet sahibi olma, bu konuda başvurulan en önemli iki araçtır. Dikkat edilirse Ocak kurucuları sadece soylarını peygambere dayandırmakla yetinmez, aynı zamanda her birinin bir imtihan edilme macerası vardır. Bu yolla da, onlar şöyle ve böyle, sır-keramet sahibi olduklarını kanıtlamış olmaktalar.
Dersimli ocak sahipleri, soylarını peygamber soyuna dayandırsalar bile, pratikte Kirmanc (Kürt) adını taşırlar. Bu bölgede Kırmancki (Zazaki) konuşanlar kendilerini kırmanc, kurmanci/Kırdaski konuşanlar ise Kurmanc diye adlandırırlar. Kurmanclar, Kırmancki konuşanlara Dımıli, Kırmancki konuşanlar da kurmanci konuşanlara bazan kırmanc, bazan da kırdas derler.. Doğu Dersim`de Alevi ve Sünni farkı gözetilmeksizin Kurmanci konuşanlara bu ad verilirken, Bati Dersım`in bazı yörelerinde Alevi Kürtler bir bütün olarak (Kırdaski ve Kurmanci konuşanlar) Kırmanc, Sünnü Kurmanclar ise „Tırk (Türk)“ diye adlandırılır.
Kirmanc adı, Kürdistan`ın değişik bölglerinde yaşayan, farklı din ve mezhebe sahip olan, farklı leçeleri konuşan Kürtlerin kullandıkları ortak addır. „Kurd (Kürt)“ sözcüğü bir kenara bırakılırsa, Kırmanc, Kürtler arasında günümüzde en yagın olarak kullanılan ortak addır.
Örneğin, Ahmedê Xani Kürtlerden bahsederken hem „Kurmanc“ hem de „Kırmanc“ terimlerini kullanır. 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. Yüzyılın başlarında yaşamış olan Erdelan Beyliği ailesinden tarihçi ve şair Mesture Hanım bu terimi „Kırmac“ olarak yazar. İsmail Beşikçi ile Muzaffer Erdost`un Kürtlerle ilgili araştırmalarına da yansıdığı gibi Kırmanc terimi Hakkari-Van yöresinde de halk arasında kullanılmaktadır. Yine şırnak ve Suriye`nin kuzeyindeki Kürt Dağı mıntıklarında da kurmanci konuşan Kürtler kendilerini böyle adlandırıyorlar. Kürt Dağı`nın o yöredeki Kürtler arasında „Çiyayê Kirmenc“ dir. M. V. Bruinessen`in verdiği bilgilere göre 20. Yüzyılın başlarında Güney Kürdistan`daki 20 aşiret arasında yapılan bir araştırmada, bunların dokuz tanesi kendilerine „Kirmanc“ demektedirler. Esasında bugün Güney ve Doğu Kürdistan`dan gelen Kürtlerle konuştuğunuzda her an bu terimi duyarsınız. Edebiyat ve politik dilde ise bu terim hemen hemen en yaygın olarak kullanılanıdır. Güney Kürdistan`lı araştırmacılar, Kürtçeyi tasnif ederken ilk elde onu Kuzey ve Güney diye iki gruba ayırarak „Kırmanci Xwarû (Güney Kürtçesi), Kürdistan`ın kuzeyinde konuşalan Kurmanciyê ise Kırmancı Serû (Kuzey Kürtçesi) diye tarif ederler.
Şimdi bir de Dersimli pir ve rehberlerin kendilerini nasıl tarif ettiklerine bir gözatalım. Onlar kendilerine Türkmen mi diyor, yoksa başka bir sey mi hep birlikten izleyelim.
Bilindiği gibi, 1916 yılında Kurêşan aşiret lideri Aliyê Gaxi Nazımiye, Mazgirt ve Pertek üzerine yürüdü, devlet memurlarını kovdu ve yönetime elkoydu.
Yine onun, 1. Dünya Svaşı sırasında Ruslarla görüşmeler yaptığı, Dersime girmemeleri yolunda talepte bulunduğu bir çok Dersimli tarafından bilinmektedir. Hatta onun Rus yetkilerle yaptığı yazılı bir anlaşmadan da bahsediliyor.
A. Gaxi‘ nin torunu Kazım, dedesinin bu eylemi ile ilgili olarak şöyle söylüyor:
devrim.akin 26.11.2005, 23:17 Evet, onun bu alanlarda da hayli çalışmaları olmuş. Örneğin, 1. Dünya Savaşı sırasında, Rus Ordusu Plemuriye tarafında Soya Tole`ye kadar ilerlediğinde, o gidip Rus komutanla konuşmuş. Yeri gelmişken şunu da söylileyim, Aliyê Gaxi türkçe bilmiyormuş ama Ermeniceyi rahat konuşuyormuş. Ruslarla görüşmelerinde de Ermenice konuşmuş, Ermeni tercumanlar aracılık etmiş, çevirmişler.
Aliyê Gaxi, o görüşmeler sırasında Rus komutana diyor ki "Biz Türk değiliz. Kürdüz. Türklerle aramız bozuk ve onlarla savaş halindeyiz. Dersime girmeyin, bize destek olun, silah verin direnelim ki Türk zulmünden kurtulalım." Orada bu konuda anlaşmaya varıyorlar ve Ruslardan epey silah ve cephane alıyor. Türk devletinin sürekli bize düşmanca davranması ve sonunda da katletmesinin nedenlerinden biri budur.“ (Çem, Munzur, Tanıkların Diliyle Dersim`38, Peri Yayınları, Îstanbul, 1999, s. 163)
Bir halkın gerçek dugularını ve kullanılan sosyolojik kavramları en iyi yansıtan kaynaklardan biri hiç kuşkusuz halk türküleridir. Ben yaklaşık 30 yıldır, Dersim Türküleriyle şöyle ve böyle ilgilenmekteyim. Yaklaşık 120 türküyü, (bazılarının birden çok varyantı) ortaya çıkmalarına neden olan olaylarla birlikte 1993 yılında „Tayê Kilamê Dêrsimi“ adıyla kitap halinde yayınladım. Ondan sonra da Türkülere ilgim kesilmedi. Sırf Kırmancki olan yaklaşık 150`den fazla türkü ile haşir-neşirim. Bu türkülerin hiç birinde Dersimlileri Türk ya da Türkmen diye nitelendiren bir tek sözcük mevcut değil. Ama bir çok Türkü de Dersimliler için- ki bunlar arasında 1938 öncesinin en ünlü ve etkili pir ve rehberleri de var- kırmanc sözcüğü geçiyor.
Örneğin, 1933 yılında Dersimliler tarafından öldürülen Sêy Rıza`nın oğlu Bava İbrahim üzerine söylenen türküde, Sêy Rıza`nın ağzından söylenen sözler arasında şunlar var:
„Pir Bavayê mı
„tekito şiyo Xozato vêsaye,
„Cêno Begligêna Kirmanci.“
Pir Bava`m
Yanasıca Hozat`a gitmiş
Beyliğini alıyor Kürdün
1937-38 Savaşının anlatıldığı tükülerin birinde ise İvisê Seykali`nin ağzından şunlar söylenmektedir:
„Bira pêrodê na qewxa aşire niya,
Merevê Kirmancan û zalimanê Tirkan o.“
„Döğüşün kardeşler, bu aşiret kavgası değil,
Kürtlerle zalim Türklerin hesaplaşmasıdır.“
Hozat cephesinin ünlü silahşörü şahan üzerine söylenen türküde şöyle söylenmektedir:
„Ax de biye biye, Sahanê mi biye
Sahanê mi ke merdo nêmerdo
Sikiyo tilsimê kirmanciye.“
Ah oldu oldu, şahan`im oldu.
Şahan`ım öldü öleli
Kırılmış tılsımı Kürtlüğün.“
sahan vano, „qederê canê xo bizanê
Ma ser o cêrenê qanunê kafiri.
Şahan diyor, „Canınızın kıymetini bilin
Başımızda dolaşıyor kafirin yasaları.“
Aşiri merdena mi rê qayil nêbenê
Tornê Bavayi kerdê Îmamê hêsiri.
Aşiretler ölümüme razı olmazlar,
Baba`nın torunlarını esir İmamlara çevirmişler.
Tornê Bavayi (Baba`nın Torunları) Sêy Rıza ailesi için söylenir. Îmamê hêsiri ile kastedilenler ise 12 İmamlar`dır.
Bir diğer türküde de Haydaran aşiret reislerinden Xıdırê Ali (Hıdır Ağa)`nın ağzından şu sözcüklere yer verilmektedir.
„Bira
Xidir vano, „No kelepurê ma
Wertê kirmanciye de
Çi ra honde biyo uciz“
Kardeş,
Hıdır diyor ki,
Talan edilişimiz, neden bu kadar basitleşti
Kürtler arasında.
Hozat yöresi Kurêşanların büyüğü, Pir Usênê Sêydi 1937
devrim.akin 26.11.2005, 23:17 Hozat yöresi Kurêşanların büyüğü, Pir Usênê Sêydi 1937
„Hêfê mi yêno ve Sêy Usêni rê
Heqê dina cor vêneno ke rêisê kirmanci yo.“
Sey Usê için üzülüyorum
Gökteki Tanrı şahittir ki reisidir Kürtlerin.
Unutmayalım Usênê Sêydi, Dersim`in en etkili Pirlik ocağı olan Kurêşan`dandır. Hem aşiretin ileri gelenlerinden biri, hem de pirdir.
Şu sözler de Usıvan aşiret reisi Qemer (Kamer) Ağa`nın oğlu Fındık için söylenen türküden alınmadır. Fındık Ağa, Sêy Rıza ile birlikte idam edilen Dersimlilerden biridir.
Tırko Tırko Tırko
Tırko, zındıq o
Berdo darde kerdo
Begê mı Fındıq o
Türk Türk Türk
Zındık Türk
Götürüp astıkları
Beyim Fındık
Türkünün bir diğer varyantında aynı olay şu sözlerle ifade ediliyor:
Nê lawo Tırk o, lemın no zındıq o
Lemın derdo derdo
O wo ke Elezizê vêsayi de lemın fito ve dare
De lawo bırayê mı Fındıq o.
Ah be Türk`tür, ah zındıktır.
Ah derdim, dert
Yanasıca Elazığ`a götürüp astıkları
Ah be, kardeşim Fındık‘tır.
Şener`in, Bruinessen`in, Dersim Alevilerini Türkler`e yakınlaştıran bir diğer adetin de Hacı Bektaş Tekkesi ile olan ilişkiler olduğunu yazdığını belirtiyor ve şu alıntıyı yapıyor:
„Hacı Bektaş`ın araştırmacı Molneux-Seel (1914:66) tarafından da Dersim dışındaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmiştir.“
„Bununla birlikte Batı Dersim`deki üç küçük Seyit soyu, Ağuçan, Derviş Cemal ve Sarı Saltuk Hacı Bektaşça tayin edilen halifenin neslinden geldiklerini,`söylüyor„ diyor.
Bir an için varsayalım ki yukarıda sayılanların hepsi doğrudur. Peki bunun Cemal Şener`in görüşlerine katkısı ne?
Sedece Dersim`de değil, genel olarak Aleviler içerisinde Hacı Bektaşi Veli`ye saygı duyulur, bunda kimsenin kuşkusu yok. Ama Aleviler ondan çok Hz. Ali`yi, Ana Fatma`yı, Hz. Hüseyin ve öteki İmamları seviyorlar. Bundan hareketle Aleviler Araplara özel bir sempati besliyorlar, onlara yakınlar, ya da Arap asıllıdırlar dememiz mi gerekir?
Burada belirtilmese bile, eğer kastedilen Hacı Bektaşi Veli`nin kimliği ise o da tartışmalıdır. Kimileri onu Türk asıllı sayaraken, kimileri 7. İmam Musayi Kazım`ın torunu olduğu görüşündeler.
Bunu da geçelim; Hacı Bektaşı Veli etnik kökenlerine göre ayırım gözeten bir anlayışa mı sahipti? Kuşkusuz değil. O nedenle de Şener boşuna zahmet etmesin, bu gibi şeyher onun teorisine katkı sağlamazlar.
Ne var ki Hacı Bektaş`a duyulan sevgi ile Dersim- Hacı Bektaş Tekkesi ilişkilerini birbirinden ayrı değerlendirmek gerekir. Dersim`le Hacı Bektaş tekkesi arasında, inanç yakınlığından ötürü bir yakınlık ve sempatı olsa da, her ikisinin yüzyıllarca karşıt noktalarda yeraldıkları açıktır. Dersim, baskılara karşı direnen, Osmanlı otoritesini kabul etmek istemeyen bir siyasal çizgiye sahip iken, Hacı Bektaş Tekkesi genellikle devletten yana bir tutum içerisinde oldu. Hata Bektaşi dedelerinin Kızılbaşlara karşı şeyhulislamlar gibi „katli vaciptir,“ fetvaları verdikleri bile olmuştur. Nitekim M. Bayrak Piriştineli, Arnavut Bektaşı şairi Seyyid`in:
„Yetmiş kafir öldürmekten sevaptır
Kim öldürür ise bir Kızılbaş`ı“ diye yazdığını belirtiyor. (M. Bayrak, Alevilik ve Kürtler, s.76)
1. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Hükümeti`nin Dersimlilerim ikna edip kendi tarafına çekmek için arabulucu olarak görevlendirdiği Tekke`nin başındaki Çelebi Efendi`nin, Dersimlilerden fazla yüz bulamayıp eliboş olarak geri dönmesi ise bu konuda dikkatle eğilinmesi gereken bir olaydır.
Geçen yüzyıllarda Dersimlilerin Hacı Bketaş Tekkesi`ni ziyaretlerine gelince; bu doğru mu değil mi bilemem ama olması çok doğal bir şey.
devrim.akin 26.11.2005, 23:18 Dersim`deki bizim Duzgın Bava, ya Dewa Kurêsû`ya da Gımgım (Varto), Hınıs, Bayburt, Erzincan Gümüşhane ve Sıvas`a kadar uzanan geniş bir alandan ziyaretçiler geliyorlar.
Osmanlı zamanında Sinop`a sürülen Kurêşan aşierti ileri gelenlerinden Dewrês Sılêman (Derviş Süleyman)`ın türbesi ünlü bir ziyaret yeridir, insanları oraya gidip dua ediyor, kurbanlar kesiyor, derde dermen olur düşüncesiyle toprak götürüyorlar. Şimdi ne durumdadır bilemem ama 30-40 yıl önce böyleydi.
Ağuçan, Derviş Cemal ve Sarı Saltuk Hacı Bektaşça tayin edilen halifenin neslinden gelip gelmedikleri kesin değil. Sözkonusu olan sadece bir söylentidir. Bu tür söylentilerde yakıştırmaların çok olduğu ise belli olan bir şey.
Kaldı ki öyle olsalar bile bu onların aslen Kürt olmadıkları anlamına gelmez. Tersine Hacı Bektaşı Veli, eğer bu işi yapmışsa, Kürt bölgelerinde Kürt Halifeler görevlendirmesi akla en yatkın ihtimaldir. Ancak bu kounda, bu varasyıma haklılık kazandırmayacak bir durum var. Hacı Bektaş Tekkesi`nde dini liderin belirlenmesinde, seçim, yani kollektif kararla görevlendirme esas iken, sözkonusu Seyitlerde babadan-oğula geçme prensibi geçerlidir. Ayrıca aşiret mensuplarının tümünün kutsal bir niteliğe sahip oldukları kabul edilir ve pratikte din adami görevlerini yerine getirmeseler de kendilerine saygı gösterilir, elleri öpülür. Hacı Bektaş`ın görevlendirdiği kişiler acaba ona karşı çalıştılar da başka bir sistem mi oturttular ki bu farklılık ortaya çıktı?
Okuyucuya komik gelecek ama Şener bu arada Öcalan`a sığınmaktan da geri kalmıyor.
„Türk basınında; `Kürtleşmiş Türk`ya da dağlı Türk` ifadelerine yıllarca karşı çıkıp dalga geçenlere bakın Öcalan Türklerin Kürtleşmesinde olduğu gibi ne cevap veriyor: `Kürt- Türkü veya Türk Kürdü böyle oluşuyor. Belirgin bir özellik olarak bunu sürekli gözönüne getirmek, sağlam objektif değerlendirmeler için büyük önem taşır. Türk-Kürt kardeşliğinde böyle bilimsel yaklaşmak büyük önem taşır.“
Öcalan hangi koşullarda ve hangi amaçlarla bu tür sözler ediyor; bunun tartışılması bir yana; Şener`in, söylenenleri yorumlaması yine keyfidir. Öcalan, hem Kürtlerin türkleşmesinden hem de Türklerin Kürtleşmesinden bahsederken, Şener onu tek yanlı; sadece Türklerin kürtleşmesinden bahsedilmiş gibi sunuyor. O, Bruinesssen`in „Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçe`den Kürtçe`ye ya da tam aksi şekilde değiştirdiler,“ şeklindeki sözlerini yorumlarken de olayın karşılıklı olma özelliğinı bir yana bırakıyor, hep Türkmenler asimile oldular iddiasında bulunuyor. Yani kaynak olarak gösterdiği alıntıyı yorumlarken bile dürüst davranmıyor.
Şener, „Bu satırların yazarı olarak, son on yıldır Alevi olup da Kürtçe ya da Zazaca konuştukları halde kendilerini Türk olarak ifade eden Alevi yerleşimlerinin %75`ini gezmiş, görmüş birisiyim....
`Kendileri Zazaca ya da Kürtçeyi bildikleri halde hatta Türkçeyi bozuk bir şive ile konuştukları halde bugün 60 yaşından yukarı olan ve kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade eden yani Türk olmdığını ifade eden bir tek Aleviye rastlamadım. Kendisini Kürt ya Zaza olarak ifade eden kesim ise son yıllarda Kürtçülük ve radikal sol rüzgardan bir gençlik kesimidir...“
Burada önce ufak bir ayrıntıyı değinmekle başlıyayım işe. Dersimliler Zaza olmalarına rağmen kendilerini asla bu isimle adlandırmazlar. Daha önce de değindiğim gibi, onlar kendilerine „Kirmanc“ der, „Zaza“ adını ise biraz da küçümseyerek Sünni Zazalar için kullanırlar. Bunun, dini inanç ayrılığına dayanan tepkisel bir ayırım olduğu kanısındayım.
Öte yandan hiç kuşkusuz, Şener`in „60 yaşından yukarı olan ve kendsini Kürt ya da Zaza diye ifade eden yani Türk olmdığını ifade eden bir tek Aleviye rastlamadım,“ belirlemesi, onun alışkanlık haline getirdiği, gerçeği ters-yüz etme çabasından öte bir şey değil. Bu satırların yazarı, onun bahsettiği Alevi kesimindendir ve o kesimden insanlarla hemen her gün yüzyüze yaşayan, konuşan, röportajlar yapan, yazan biridir. Eğer durum böyle olsaydı benim de görmem gerekirdi. Şener, merak edip te Medya TV programlarına da mı bakmadı acaba?
Fakat doğrusunu söylemek gerekirse, onun bu sözleri yazmasına sevindim. İyi ki de böyle yapmış. Çünkü bunu yapmasaydı, belki de yazılarını okuyanlar içerisinde kendisini ciddiye alanlar çıkardı.
Sorun Dersimlilerin kimliği olunca bir kaç önemli konuya özet olarak değinmeden geçmek olmaz.
1. Dersimlilerin kimliklerine yer verilen türkülerden bazı örnekler sundum. Bunun dışında da çok sayıda türküde bu yönde belirlemeler var. Dersim türküleri içersinde, onların Kürt olmadıklarına ya da Türk olduklarına ilişkin bir tek sözcük geçmiyor. Bir başına bu bile Şener`in uyduruk teorisini paçavraya çevirecek bir durumdur.
2. Piyasa sanatçıları dışında, yani Dersim toplumu içersinde yaşayıp da o çerçevede türkü söyleyen ozanlar içersinde Türkçeyi dil olarak
devrim.akin 26.11.2005, 23:19 kullanan, onunla söyleyen bir tek sanatkar mevcut değil. O tantik Dersim müziğinde bir tek Türkçe örnek yer almıyor.
3. Geçmiş yüzyıllarda ve 20. Yüzyılın başlarında Alevi Kürtler içersine giden, oraları gezen, kendileriyle röportjlar yapan onca yabancı gözlemci var. Bunların anı, mektup ve raporlarında, etnik kimliğin belirtilmesi gerektiğinde, Alevi Kürtler hep „Kürt“ olarak nitelendiriyorlar. Tabi bu keyfi bir tutumun sonucu değil. Alevi Kürtlerin kendileri, kendilerini Kürt olarak tanıtıyorlar. Yani onların etnik kimliklerinden yana herhangi bir sorunları yok.
4. 20. Yüzyılın başlarında, özellikle 1908 Meşrutiyet devrimi ile T.C. `nin kuruluşuna kadar, Kürtler kültürel ve politik alanda faaliyet göseteren bir hayli örgüt kurdular. Alevi Kürt Aydınlar, özellikle de Dersimliler bu örgütlerin hem kuruluşlarında, hem de sonraki faaliyetlerinde etkin olarak görev aldılar.
Türk hükümetlerinin o dönemde bu örgütlerden büyük rahatsızlık duyduğu ve ortadan kaldırılmaları için çaba harcadığı ise biliniyor. Örneğin M. Kemal`in Malatya`daki 15. Alay Komutranı İlyas Bey`e yolladığı tamim şöyledir:
„Malatya`da bulunan 15. Alay Komutranı İlyas Bey`e
Sıvas-19.9.1919
(...) Bu sebeple evelemirde bu denilerin süratle derdestleri ve Kürtlük cereyanına o taraflarda asla müsait zemin bırakılmaması lazımdır. (...) Kürtlük cereyanının kökünden sökülüp atılması pek mühimdir.“
(Osman Aydın, Kürt Ulus Hareketi 1925, Weşanên Weqfa Şêx Seid, s. 58)
Aynı Mustafa kemal, Sıvas`ta Heyeti Temsiliye`ye aynı yönde kararlar aldırtmaktan da geri kalmaz:
„26. Eylül 1919- Temsil Kurulu, İngilizler hesabına çalıştığığı ileri sürdüğü Aarapgir Kürdistan Yükselme Kurlu Derneği ve benzerlerinin yok edilmesi için Elazığ Vilayetinin dikkatini çekme kararı aldı.“
(Abdurahman Arslan, Samsun`dan- Lozan`a Mustafa Kemal ve Kürtler, (1919-1923) s. 52, nakleden O. Aydın a,g.e. s. 59)
Görüldüğü gibi, İngilizlerin vizesi ve onayı ile Anadolu`ya geçmiş olam M. Kemal, daha o günden başlayarak Kürt yurtsever kişi ve kuruluşlarını, keyfi olarak ingilizlerle ilişki içerisinde göstermeye çalışıyor ve bunların „Yokedilmelerş“ni istiyor.
Dönemin en etkin politik örgütü olarak kabul edilen Kürdsitan Teali Cemiyeti ile Alevi Kürtler`in bağları ise yine oldukça ileri düzeydeydi. Koçkiri-Dersim Kürtleri Cemiyet`te çok aktiftiler. Bu bölgelerde Cemiyetin bir çok şubesi kurulmuştu. Onun programı ve ilkeleri doğrultusunda yoğun bir propaganda faaliyeti vardı. Cemiyet`in gazetesi Jin bölgede çıkartılıp dağıtılıyordu.
O dönem, Heyeti Temsiliye`nin Dersim`le ilgili olarak Elazığ Valiliğine verdiği talimat ise şöyledir:
„Harput Vali Vekili Servet Bey`e
Sıvas-9. Kasım.1919
„Dersim`deki Kürdistan Teali Cemiyeti gibi iftiracı derneklere engel olunması...“
M. Kemal yönetimi tarafından alınan bu kararlar ve yollanan tamimler de gösteriyor ki Malatya, Dersim ve Sivas yörelerinde Kürt milliyetçiliği hayli canlıdır.
Ayrıca, Dersim-Koçgiri Kürtleri bu dönemde ulusal taleplerini açıkça dile geitrmekten ve gerektiğinde onları silah zoru ile almayı düşünmekten geri kalmadılar. Çokça yayınlanmasına rağmen biz yine de şu belgeyi vermeden geçmeyelim. Aşağıdaki telgrafı Ankara`ya çeken Dersimlilerden başkaları değillerdi.
"Elaziz Vilayeti Vasıtasıyla Ankara Büyük Millet Meclisi Riyasetine
Sevr muahedesi mucibince Diyarbekir, Elaziz, Van ve Bitlis vilayetlerinde müstakil bir Kürdistan teşekkül etmesi lazım geliyor, binaenaleyh bu teşkil edilmelidir. Aksi taktirde bu hakkı silah kuvvetiyle almaya mecbur kalaca¤ımızı beyan eyleriz.
25 Teşrini Sani 1336 (1920 M.Ç.)
İmza
Garbi Dersim aşair rüesası"
devrim.akin 26.11.2005, 23:19 Dersim-Koçkiri Kürtlerinin bu dönemdeki ulusal-demokratik taleplerininin sıralandıği daha başka yazılı belgeler de mevcut.
1920`de kurulan 1. TBMM`de yer alan 72 Kürt milletvekilinin oluşturduğu parlamento gurbunun resmi adı „Kürdistan Grubu“ydu ve Dersim milletvekilleri de bunun aktif üyeleriydiler.
Kamuoyuna yönelik propagandada Kürt ulusal taleplerini ve direnişlerini „gericilik“le, „yabancı parmağı“ ile vs., açıklamaya çalışan devlet, gizli belgelerinde ve zaman zaman da komuoyuna yönelik açıklamalarda gerçeği dile getirmekten geri kalmıyordu. Kürt direnmeleri ile ilgili olarak Türkiye`nin eski Cumhurbaşkanlarından Celal Bayar şunları söylüyor:
„"Şeyh Sait, Bir Kürt Cumhuriyeti kurmak istiyordu. (...) Dersim İsyanı, tamamen Kürtlerin siyasi düşünceleridir. Bunlar ne anarşisttir, ne şudur, ne budur. Bunlar doğrudan doğruya müstakil bir Kürt hükümetini kurmak istiyorlardı. (...) Dersimliler'in, Kürtlük hesabına en idealistleri Koçgiri'de toplandılar, teşkilat yaptılar. Sivil, asker bütün kuvvetleriyle oraya toplandılar. Orada mühim bir kuvvet teşekkül etti. Koçgiri'de isyan çıktı. (...) Koçgiri bence diğer isyanların hepsinden mühimdir...“ diyor.
(Tercüman gazetesi 10, 9. 1986. Ayrıca Kurtul Altuğ: Celal Bayar Anlatıyor. B. Nuri, Hatıratım, Öz-Ge Yayınları, Ekler Bölümü s. 230'dan naklen)
Sey Rıza, 1937`deki direniş sırasında İngiliz Dışişleri Bakanlığı`na yazdığı mektupta yine Türk hükümetinin Kürt ve Kürdistan politikasına değiniyor, Dersim`de olanları da bu çerçeveye oturtuyor. Yani onun için Dersimliler Kürt, Dersim ise Kürdistan`ın bir parçasıdır.
Dersimlilerin o dönemde Milletler Cemiyeti dahil dışa yönelik olarak yaptıkları başvurularda da Dersim`de olanar hep bu çerçevede değerlendiriliyor. Yani kendi sorularını Kürt sorunun bir parçası olarak görüyorlar.
Diğer taraftan, Alevi Kürtler içerisinde kendisini Kürt olarak görmeyen, göstermeyen, hatta „hepimiz Türküz“ diyenler yok mudur? Elbet Şener`in söylediği gibi değil ama böyleleri de var. Peki bu hangi koşulların ve dönemin bir olgusudur?
Dikkat edilirse 1940`lara kadar Alevi Kürtler kendi etnik kimlikleri konusunda çok netler. 1920 ya da 1930`larda devlet yöneticilerinin raporlarına da yansıdıği gibi Alevilerin kendilerine Türk demeleri şurda kalsın, bir çok yörede Alevilik Kürtlükle, Sünnilik ise Türklükle aynı anlamda kullanılmaktadır. Ne var ki özellikle de 1938 soykırımından sonra bu durumda bir değişiklik göze çarpıyor. Bu yıllardan 1960`a gelene kadar ki nesil içerisinde ulusal duygular bakımından bir zayıflama var. Onca baskı ve terör, dünyanın hemen hemen hiç bir yerinde rastlanmayacak katılıkta sürdürülen ırkçı ve asimilasyoncu çabaları gözönüne alınırsa, bunu da doğal karşılamak gerekir. Bravo Kürtlere ki yine de bütün bu barbarlıklar karşısında hepten sinmediler ve dayanabildiler. Bu halkın, dayanma gücünün çok yüksek olduğunu kabul etmek gerekir. Dünyanın başka yerlerinde olsa, kaç halk buna dayanır, direnirdi; bilemiyorum.
Kaldıki günümüzde kendilerine Kürt demeyen Alevi kesimi içerisinde Türk olduklarını söyleyenlerin sayısı yine de abartıldığı gibi değil. Böylelerinin büyük çoğunluğu Kürt ya da Türk yerine kendilerine „Alevi“ diyorlar. Yani inançlarının ismine yanlış bir anlam vererek onu etnik kimlik yerine koyuyorlar.
Bazıları ise Kürtlüklerini inkar etmemekle birlikte, sırf bir alışkanlık olarak kendilerine Türk diyorlar. Benim Malatyalı Kürt tanıdıklarım var ve ulusal kimlikleriyle ilgili bir sorunları da yok. Yani kendilerini Kürt görüyorlar. Bu ailede, yaşı 60`ın üzerinde olan baba, konuşma sırasında sık sık „Bizim Türkler“ lafını kullanıyor. Kürt olmasına rağmen neden böyle söylediğini sorduğumda, „Tabi biz Kürdüz ama, hepimiz aynı vatanda yaşıyoruz, Kürdü Türkü farketmez, dilimiz alışmış öyle söylüyoruz,“ diye yanıt verdi. Yine konuşma anında, Kürtlere Türk diyen 40 yaş cıvarındaki kızına aynı soruyu yönelttiğimde ise „Elbette biz Kürdüz, aslımızı inkar edcek değiliz. Ama işte okulda şurda-burda hep öyle söylendi, dil alışkanlığı olmuş,“ karşılığını aldım. İlginçtir, hayli kalabalık olan bu ailenin öteki bireyleri Türk kelimesini aynı anlamda kullanmıyor, Kürde „Kürt,“ Türke ise „Türk“ diyorlar.
Söz, Kürtlerin kimliklerine sahip çıkma kararlılıklarından açılmışken isterseniz size daha eskiye dayanan bir başka gözlemimi anlatarak yazıyı noktalıyayım: 1976 yılında Dersim`in Pulur (Ovacık) ilçesine bağlı Ortinige köyünde, 1938 sürgünleriyle konuşurken, Memed (Mehmet) ismindeki köylü, aralarında kendisi gibi sürgüne yollananların da bulunduğu kalabalık köylü grubunun gözleri önünde vücudundaki yara izlerini göstermiş, arkasından da o izlerin hikayesini anlatmıştı bana. 1938´de sürgüne götürülürlerken, Pertek`de Murad nehri kenarında günlerce bekletilerek işkenceden geçirilmişler. İskencecilerin üzerinde en çok durdukları şey ise, onlara kürt değil türt olduklarının söyletmekmiş. „Bize yapmadıklarını bırkakmadılar. Çok acı çektik. Vücdumuzu yarıp yaralarımıza tuz dökmek, en fazla acı vereniydi. Bu yara izleri ondan kalmadır. Ama hiç birimiz `kürt değiliz, türküz` demedik. Ne yaptıysalar `Biz kürdüz, kürdoğlu kürdüz,` dedik,“ demişti.
Evet, soykırım koşullarında bile Dersimlilerin sergiledikleri tavır buydu. Ve işte Cemal Şener`in „60 yaşından yukarı olanlar kendine Kürt demiyorlar“ dediği, kimlik bulmaya çalıştığı insanlar da bu insanlardır. O, 76 yıllık sistemin bozuk plağını bir kez daha dineleterek Alişêr, Sey Rıza, Aliyê Gaxi, Usênê Sêydi ve Nuri Dersimi gibilerine kimlik yamamaya çalışıyor. Komik değil mi?
devrim.akin 27.11.2005, 14:31 ArkadaŞlar Burada Yazilarimi IrkÇiklik Gİbİ GÖrenler Var Ama Bİz İnkar Edİlen Bİr Halkin GerÇeĞİnİ Ortaya Koyuyoruz Sadece Zamaninda Alevİlİkte İnkar Edİldİ EĞer Benİ Tam Anlamaniz Adina Yazdiklarimi Makaleler Ve Tartismalar BÖlÜmÜnde Okuyabİlİr
Alevimen 27.11.2005, 16:44 dersimin halkı 95% zazadır yani kendi dillerinde kırmanc.
ve kırmancı ne kürtçedir nede kürtlükle alakası vardır. tek desavantajları batıda türkler doğuda'da kürtlerin olmasıdır ve dolaysıyla asimilasyon politikasından etkilenmişlerdir.
copy & paste sevdasından vaz geçin yada bu iş böyle gitmez devrim.akin.
konu kilitlenmiştir.
|
|