Orijinalini görmek için tıklayınız : Pepuk Kusu Efsanesi


Oli
15.04.2006, 12:41
Hasan Devran - Zone Ma 2 [Şiir, girişinde Pepuk kuşunun ötüşü bulunuyor.]
http://rapidshare.de/files/18052929/Zone_Ma_2.mp3.html


Bu kuş gerçekten var mı yok mu o bile şüpheli, Dersimliler(erzincan, tunceli, koçgiri, varto) dışında böyle öten bir kuş ne biliniyor ne de bu ötüşü duyan başka kimse yok... Almancada "Kuckuck" Türkçede "Guguk" denilen kuşların "Phepug" olduğu iddia edilsede, insanlık dersi veren efsanesi ile birlikte yöreye has bir kuş ve efsanedir.

Oli
15.04.2006, 12:42
Nuri Can

Bir varmış bir yokmuş... Vakti - zamanda Anadolu’nun küçük bir dağ köyünde anne baba ile iki çoçuğu yaşarmış. Çocuklarının biri erkek diğeri de kız imiş. Bu ailenin herkesi imrendirecek derecede neşe, mutluluk ve sevinç içerisinde dilekleri gerçekleşir her şey gönüllerince olurmuş. Oturdukları köyde gayet sevilen bu iki güzel çocuk da gün gelmiş cıvıl cıvıl kuş sesleri, kuzu meleyişleri, dere çağlayışları arasında; mavi ve yeşilin alabildiğine uzandığı yaylaların güzelliği içinde, boylu boyunca dağların eteklerinde bulunan ağaçların gölgeleri ve serinliği içinde güle, oynaya, büyümüşler.

Taa ki günün birinde anneleri aniden rahatsızlaşıp ölünceye dek. Bu durum,ailenin tüm neşesini, huzurunu, mutluluğunu üzüntüye çevirip yok etmiş. İki kardeş de artık eskisi gibi ne gülmüş ne de sevinip oynamışlar. Her tarafa ağır bir yas ve sis bulutu çökmüş...

Bir müddet sonra evde aş pişirecek kimsesi olmadığı için babaları yeniden evlenmek zorunda kalmış. Evlenmişte üvey anneleri kısır olduğu ve de çocuğu olmadığı için çocukları hiç sevmez, düşmanca davranırmış. Fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.
Hele babaları evden çıkınca vay haline çocukların, onlara türlü türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. Çocukları gece gündüz çalıştırp, döver ve kimseye anlatmamaları için de korkuturmuş. Zavallı çocuklar bütün bu kötülüklere rağmen yine de babaları üvey annelerinin yaptıklarına inanmaz diye çaresiz her eziyete katlanarak yaşamlarını sürdürme çabası gösterirmişler...

Babalarının yine evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe torba, bıçak ve kazma vererek,dağa kenger toplamaya gönderir . İki kardeş sabah erkenden evden ayrılarak kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. Abla bir bir topladığı kengerleri kardeşinin sırtında taşıdığı torbaya koyarmış ve böylece de hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. Artık köye dönmek üzereyken Abla, kardeşinin sırtında taşıdığı torbanın dolup dolmadığını anlamak için torbayı yere indirip bakmışki ne görsün, torbada bir tek kenger yok. Bu duruma şaşıran iki kardeş, "Sabahtan beri topladığımız kengerleri gizli gizli yedin değil mi?” Biz şimdi eve nasıl döneriz? üvey annemiz bizi öldürür!.. " deyip çıkışmış kardeşine.

Kardeşi ise "Hayır abla, bana yemem için verdiğin bir tek kengerin dışında yemin olsun ki yemedim!" demiş. Ancak ablasını bir türlü inandıramamış. "Abla eğer hala bana inanmıyorsan istersen karnımı aç da bak!" demiş. Ablası almış bıçağı karnını yarmış bakmış ki kendisinin verdiği bir kengerin dışında midesi bomboş kardeşinin, meğerse kengerleri o yememiş!... Kardeşi doğru söylemiş. Kardeşinin karnını dikmeye çalışmışsa da kardeşi oracıkta ölmüş.

Gidip torbaya tekrar bakmışki torbanın dibi delik ve sabahtan bu yana topladıkları kengerlerin döküldüğünü anlamış. Meğer üvey anneleri onlara (akşam kötülük etsin diye) dibi delik torbayı vermiş.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla neye uğradığını şaşırmış ve orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömüvemiş. Gömütün yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş.

Eve döndüğünde kardeşini soran babasına. "O biraz yoruldu oduncularla gelecek" demiş. Oduncular gelmiş, çocuk gelmemiş.
- Nahırla gelecek demiş.
Nahır da gelmiş, ama çocuk yine yok.
- Davarla gelecek.
Davar da gelmiş çocuk hala ortalada yok.
Genç kız bir yandan baba korkusu, diğer yandan vicdan azabıyla kıvrılmış,yanmış, tutuşmuş parça parça olmuş yüreği.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla Allah'a yalvarmaya, dua etmeye başlamış. "Allah'ım beni pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!...“

Efsane bu ya o gece kızın dileği kabul olur, genç kız o gece Allahtan, pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup hep kardeşi için seslenip durmuş. Ve işte o gün bu gündür bu kız, pepuk kuşu olarak dağlarda; oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur:
Her bahar mevsimi kengerin yerden bitmesi ile beraber pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar.

(Zazaca)

“Phepu”
“Kheku”
“Kam kerd”
“Mı kerd”
“Kam kişt” (çişt)
“Mı kişt” (çişt)
“Kam şüt”
“Mı şüt”
“Ax! Ax! Ax!”

(Kürtçe)

"Pepuu"
“Kekuu”
“Ke qir?”
“Mın qir”
"Ke kuşt?"
"Mın kuşt"
"Ke şuşt?"
"Mın şuşt"
“Ah! ah! Ah!”


(Türkçe)

"Pepuu"
“Kekuu”
“Kim yaptı?“
“Ben yaptım”
"Kim öldürdü?"
"Ben öldürdüm"
"Kim yıkadı?"
"Ben yıkadım"
“Vah! Vah! Vah!”

Dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, Erzincan’ın Caferli köyü ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... Onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. Çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
Bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. Komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. Doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.

Ezo
15.04.2006, 13:11
ilginç bir konu...

PirO_62
15.04.2006, 13:18
eline sağlık oli gerçekten çok güzel bir paylaşım

ama canerzincan vermisti bunu
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=7605

zelim81
17.04.2006, 12:55
bu konuyu okuduğum an çocukluğum aklıma geldi aynı hikayeyi çocukken bizde çok dinledik

güldestim
17.04.2006, 16:48
Evet küçükken bende bu hikayeyi amcamdan dinlemiştim ama tabii o başka bir şekilde anlatmıştı.Paylaşımın için teşekkürler.

MetinK
22.04.2006, 23:09
phepug kusunun guguk kusu oldugu söylenir.Ne derece dogru bilemem.
Guguk kusu baskasinin yuvasina yumurtalarini birakir ve anlasilmasin diye yuvadaki bir yumurtayi asagiya atar.

Cocuklugumda bu efsaneyi (Phepug) cok dinlemistim.

Fotograf:guguk kusu

deste
23.04.2006, 04:47
Merhaba!
Pepuk kuşunun girişinde ve sonundaki yazarın yazısını da ben ekliyorum. Uzun olduğu için büyük bir olasılıkla hepsini birden ekleyememiş ekleyen arkadaş.
Deste



http://img513.imageshack.us/img513/9213/esf2bu.jpg




Ben Bir Pepuk Kuşuyum

Ben bir pepuk kuşuyum dalında yaralı duran
dağların yamaçlarında kenger
nazlı bir kızın gözlerinde iki yetimlik ah!
içinin kızıllığınca gül ve yangın
her bahar lavlara
korlara
ateşlere düşer yüreğim

bir söğüt dalının
efil efil titreşen yaprağıdır yüreğimdeki
açarım yarasını bakarım canyerimin ağlayamam
acının ve sevginin kesiştiği yerde
iki çığlık arasında kaldım ah
acılı rüzgarlara bıraktım kanatlarımı

istedimki kuş olayım
kanatlarımın altında saklayayım
alıp gideyim başımı dağ dağ
göklere yazayım hasretimi

istedimki ağaç olayım
üzerinde yeşereyim
gölge edeyim her yaz
her güz dökülsün yapraklarım
serileyim üzerine ah! edeyim

istedimki yağmur olayım
yüreklere yağayım her bahar
sel olayım dere tepe
katayım önüme tüm acıları
denizlere, okyanuslara götüreyim

istedimki ıstırabın sunaklarında
karalanmış rengi olayım yaşamın
sonsuzluğun kurgusunda cezalanmış acı
binlerce yıllık geçmişimle
her bahar beni anlatsın analar çocuklarına,
babalar beni anlatsın

istedimki yürekteki her çiçeği
gözyaşlarıyla besleyeyim
kuruyup gitmesin diye
istedimki dağlara sesleneyim yazgımı
özlemlere söylenen türkülere sesleneyim
gelip geçenler okusun diye gözlerimdeki şiiri

istedimki dağlara yazayım hasretimi
ovalara, denizlere, gökteki yıldızlara
yağmur olayım gökkuşağını hediye edeyim
parça parça olayım her fırtınada
mutluluk ağacında hüzün çiçeği olayım
her yıl çoğaltayım acılarımı

Nuri CAN

http://img103.imageshack.us/img103/2870/dxyj7ypj0zr.jpg

Munzur dağı eteklerinde kış mevsiminin, etkisini yavaş yavaş kaybetmeye başladığı günlerde. Baharın geleceğini muştulayan cemreler beklenir. Sonunda cemre, hava ve topraktan sonra suya da düşer. Hem de ateş topu bir sıcaklıkla.... Su da hava gibi, toprak gibi ısınmaya, yaşam daha kolay, daha güzel yaşanılır olmaya başlar. Cemre; havanın güzelleşmesini, suyun ısınmasını ve toprakta gizlenen tohumların, bitkilerin, kuru ağaç dallarının, canlıların uyanmasına sebep olur. Bir umut olur canlı cansız tüm varlıklara.

Cemre toprağa düştükten sonra bahar geliveriri dağlara, ovalara, kırlara. Ve ardından yüreklere. Önce kardelenler, nergisler, süsenler (sosın) kaldırır bükülmüş boyunlarını gökyüzüne, ardından laleler, frezyalar, kır karanfilleri, kırkkanatlılar, yabangülleri. İç gıdıklayan kokularını etrafa yayarlar, renk renk ışıklarını sulara aksettirdiler.
Baharın gelmesiyle birlikte; kuşlar daha bir neşeli öter, daha bir neşeli uçar gökyüzünde. Dereler daha bir sevinçle akar, daha bir çoşkuyla eser rüzgar.
Her bahar nasırlı ellerin toprağa attığı tohumlar, yeniden yeşerme sürecine dönüşünce, doğa yeniden dirilir. Bir serin şebnem, güneşin de etkisiyle kendini yeniden doğurur. Derin uykusundan uyanır doğa. Umutsuzluğu ortadan kaldırarak aydınlığını, güneşe yönelen gülüşlerini saçar evrene.
Kenger, karların erimesiyle yetişen en önemli bitkilerden biridir çocuklar için. Bir taraftan soyulup yenilir, yemeği yapılır diğer yandan sakızı toplanır. Kenger sakızıyla da meşhur bir bitkidir, üzerine türküler bile yakılmıştır. Kengeri, önemli yapan bence tüm bunlardan da öte acıklı efsanesidir. Farklı biçimde de olsa kengerin bittiği her yerde pepuk kuşu efsanesi bilinir ve çocuklara anlatılır...
Efsane, kimi yerlerde farklılık da gösterse, konu benzerdir. Kimi yerde erkek kardeşin acısı anlatılır kimi yerde kız kardeşin acısı...

Nuri CAN

www.nuricann.com (http://www.nuricann.com)

Dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, Erzincan’ın Caferli köyü ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... Onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. Çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
Bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. Komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. Doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.

Nuri CAN
www.nuricann.com (http://www.nuricann.com)







Sayın U.Pulur’a Teşekkürümle

Makale yazari: u. pulur Tarih ve saat : 20. Kasim 2004 23:22:12:
Su yaziya cevaben: Pepuk Kuşu Efsanesi makale yazari: Nuri CAN Tarih ve saat : 20. Kasim 2004 21:57:47:
Sayın Nuri Can
Yazılarını severek okuyanlardan biri de benim. Phepuk kuşu efsanesindeki Zazaca yazımda epeyce hatalar mevcut. Bunları aşağıdaki biçimiyle düzeltebilirseniz Zazaca söyleme sadık kalınmış olur diye düşünüyorum. Ayrıca efsenenin anlatım biçimi yöreden yöreye deyişse de, Phepuk kuşu eril bir kelimedir. En azından Zazacada bu böyledir. Dolayısıyla öldürme eylemini gerçekleştiren „kız kardeş“ değil, erkek kardeştir. Erkek kardeş, kız kardeşini öldürüyor sonuçta. Nitekim Ovacıkta anlatıldığı biçimiyle erkek kardeşin kuş olup sızlamaya başladığı yönündedir. Bu anlatım Phepuk kelimesinin eril bir kelime olmasında dolayı daha mantıklıdır. Eğer dişil olsaydı, “Phepuk” değil, „Phepuge“ diye bir kuştan bahsetmemiz gerekirdi.
"Pepuu"
“Kekuu”
“Kam qerd?”
“Mı qerd”
"Kam kışt?"
"Mı kışt"
"Kam şut?"
"Mı şut"
“Ah! ah! Ah! Ah!”
Zazaca doğru yazım biçimi:
Phepu
Kheku
Kam kerd (kerd eylemi kerdene fiilinden geliyor. Qerdene denen bir fiil Zazacada yoktur)
Mı kerd
Kam kişt / kam çişt (Ovacık ve kısmen Hozat ağızlarında çiştene fiili kullanılır)
Mı kişt / Mı çişt
Kam şüt (Zazaca’da kural olarak (ü, ê i ) ünlülerinden önce (s) sessiz harfi değil (ş) gelir.
Mı şüt
Ax! Ax! Ax!
Selam ve başarı dileklerimle.
U. Pulur





Alıntı.Sevgıport Nuri Can Özel köşesi
http://www.sevgiport.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=731

meymane_usari
23.04.2006, 08:43
ben bu efsaneyi iki kardeş olarak biliyorum birisi bi olay oluyo pepuk kuşuna dönüşüyor buna benzer bir şeydi dedemler bana hep analtırdı bu efsaneyi çok güzel bir efsane

epikurus
23.04.2006, 22:28
Bu (http://Bu) kuş gerçekten var mı yok mu o bile şüpheli, Dersimliler(erzincan, tunceli, koçgiri, varto) dışında böyle öten bir kuş ne biliniyor ne de bu ötüşü duyan başka kimse yok...
Dostum bu kuş gerçekten var. Erzincan Tercan bölgesinde hala bu kuş yaşıyor.

phepug kusunun guguk kusu oldugu söylenir.Ne derece dogru bilemem.
Bu kuşun guguk kuşuyla hiç bir alakası ilgisi yok. Benzerliği de yok. Bu kuşun bir diğer ismi ise İbibik kuşudur. Genelde sabahın erken saatlerinde ötmeye başlar. ötüşünde "Be be beep" diye bir ses çıkarır. İşte efsane bu "be be beeep" sesinden esinlendiği sanılmaktadır. İnternette aradım fakat resmine rastlayamadım. Biraz tasvir edecek olursam: Kumru büyüklüğünde kanatları açık kahverengi kuyruk kısmı siyah kafasında ise püskül şeklinde tepelik vardır.

MetinK
23.04.2006, 22:38
Dostum bu kuş gerçekten var.


Bu kuşun guguk kuşuyla hiç bir alakası ilgisi yok. Benzerliği de yok. Bu kuşun bir diğer ismi ise İbibik kuşudur.

Biraz tasvir edecek olursam: Kumru büyüklüğünde kanatları açık kahverengi kuyruk kısmı siyah kafasında ise püskül şeklinde tepelik vardır.

Aradiginiz resim bu olabilir mi?



Fotograf:Ibibik Kusu

MetinK
23.04.2006, 23:27
Ta kendisi Teşekkürler
Bu kusu ben cok görmüsümdür.Biz buna "Dik Sileman" deriz.

taylan özgür
23.04.2006, 23:33
dogrudur dostum biz de dik sileman deriz

taylan özgür
23.04.2006, 23:34
metin bagir gölünü sanirim gitmis görmüs olmalisin

Hüseyin69
23.04.2006, 23:54
Aradiginiz resim bu olabilir mi?



Fotograf:Ibibik Kusu



valla türkcesini bilmem ama metin abimin ekledigi resimdeki kusa biz diksileman deriz zazaca yani

Nesimi
23.04.2006, 23:54
bu kuş gerçektir bizzat ben şaht oldum ötüşüne. Kırmancki dilinde anlaşılır pepug kuşu ve hikayesi

Hüseyin69
23.04.2006, 23:59
bizim bahsettigimi kus her yerde var yani yasayacagi herherde bazen kaldigim sehirde piknik icin ormanlik alana gittigimizde
keko pepo kam kis mi kist
diyen o kusu görürüz rengi boz ile gri karisimidir kanatlari mor cizgilidir
dedigim gibi o kus yasayabilecegi dünyanin her yerinde rastlayabilirsiniz ama bir efsane olmus dersim erzincan varto ücgeninde uydurmada olabilir o dönemin cocuklarini korkutmak amaclida olabilir yani olasiliklar cok yinede bizim oralarda efsaneligini halen koruyor

ayirca yanilmiyorsa türkcede ebabil kusu olsa gerek ekte resimdeki kusa benzerligi dikkat cekicidir
tabiki ekteki kus sazlik kusudur yani su kusu marti ordek vs gibi kuslarin grubuna giriyor

epikurus
24.04.2006, 00:09
(Zazaca)
; oradan
“Phepu”
“Kheku”
“Kam kerd”
“Mı kerd”
“Kam kişt” (çişt)
“Mı kişt” (çişt)
“Kam şüt”
“Mı şüt”
“Ax! Ax! Ax!”

(Kürtçe)

"Pepuu"
“Kekuu”
“Ke qir?”
“Mın qir”
"Ke kuşt?"
"Mın kuşt"
"Ke şuşt?"
"Mın şuşt"
“Ah! ah! Ah!”


(Türkçe)

"Pepuu"
“Kekuu” (baba)
“Kim yaptı?“
“Ben yaptım”
"Kim öldürdü?"
"Ben öldürdüm"
"Kim yıkadı?"
"Ben yıkadım"
“Vah! Vah! Vah!”
Sevgili Oli, Sanırım Tercüme ederken farkında olmadan bir yanlışlık yapmışsın
Zazacada sen “Kheku=baba” yazmışsın. Zazacada Kheku=kardeş, daha doğrusu biz gekko deriz. Zaten burada anlatılan yakınmada da "baba" sözcüğü geçmiyor....

MetinK
24.04.2006, 01:26
ne efsanevi bir kusmus hala karar veremedik hangisi olduguna.:)

"Phepu
Kheku
kam kerd
mi kerd
kam kist
mi kist
kam süt
mi süt"

Oli
24.04.2006, 11:49
Sevgili Oli, Sanırım Tercüme ederken farkında olmadan bir yanlışlık yapmışsın
Zazacada sen “Kheku=baba” yazmışsın. Zazacada Kheku=kardeş, daha doğrusu biz gekko deriz. Zaten burada anlatılan yakınmada da "baba" sözcüğü geçmiyor....

copy-paste nin işi valla:S . yazar öyle yazmış düzelttim...

di-lara
07.06.2006, 22:37
http://img172.imageshack.us/img172/4004/birthbnmk4dv.jpg



Ben Bir Pepuk Kuşuyum

Ben bir pepuk kuşuyum dalında yaralı duran
dağların yamaçlarında kenger
nazlı bir kızın gözlerinde iki yetimlik ah!
içinin kızıllığınca gül ve yangın
her bahar lavlara
korlara
ateşlere düşer yüreğim

bir söğüt dalının
efil efil titreşen yaprağıdır yüreğimdeki
açarım yarasını bakarım canyerimin ağlayamam
acının ve sevginin kesiştiği yerde
iki çığlık arasında kaldım ah
acılı rüzgarlara bıraktım kanatlarımı

istedimki kuş olayım
kanatlarımın altında saklayayım
alıp gideyim başımı dağ dağ
göklere yazayım hasretimi

istedimki ağaç olayım
üzerinde yeşereyim
gölge edeyim her yaz
her güz dökülsün yapraklarım
serileyim üzerine ah! edeyim

istedimki yağmur olayım
yüreklere yağayım her bahar
sel olayım dere tepe
katayım önüme tüm acıları
denizlere, okyanuslara götüreyim

istedimki ıstırabın sunaklarında
karalanmış rengi olayım yaşamın
sonsuzluğun kurgusunda cezalanmış acı
binlerce yıllık geçmişimle
her bahar beni anlatsın analar çocuklarına,
babalar beni anlatsın

istedimki yürekteki her çiçeği
gözyaşlarıyla besleyeyim
kuruyup gitmesin diye
istedimki dağlara sesleneyim yazgımı
özlemlere söylenen türkülere sesleneyim
gelip geçenler okusun diye gözlerimdeki şiiri

istedimki dağlara yazayım hasretimi
ovalara, denizlere, gökteki yıldızlara
yağmur olayım gökkuşağını hediye edeyim
parça parça olayım her fırtınada
mutluluk ağacında hüzün çiçeği olayım
her yıl çoğaltayım acılarımı

Nuri CAN




Munzur dağı eteklerinde kış mevsiminin, etkisini yavaş yavaş kaybetmeye başladığı günlerde. Baharın geleceğini muştulayan cemreler beklenir. Sonunda cemre, hava ve topraktan sonra suya da düşer. Hem de ateş topu bir sıcaklıkla.... Su da hava gibi, toprak gibi ısınmaya, yaşam daha kolay, daha güzel yaşanılır olmaya başlar. Cemre; havanın güzelleşmesini, suyun ısınmasını ve toprakta gizlenen tohumların, bitkilerin, kuru ağaç dallarının, canlıların uyanmasına sebep olur. Bir umut olur canlı cansız tüm varlıklara.

Cemre toprağa düştükten sonra bahar geliveriri dağlara, ovalara, kırlara. Ve ardından yüreklere. Önce kardelenler, nergisler, süsenler (sosın) kaldırır bükülmüş boyunlarını gökyüzüne, ardından laleler, frezyalar, kır karanfilleri, kırkkanatlılar, yabangülleri. İç gıdıklayan kokularını etrafa yayarlar, renk renk ışıklarını sulara aksettirdiler.
Baharın gelmesiyle birlikte; kuşlar daha bir neşeli öter, daha bir neşeli uçar gökyüzünde. Dereler daha bir sevinçle akar, daha bir çoşkuyla eser rüzgar.
Her bahar nasırlı ellerin toprağa attığı tohumlar, yeniden yeşerme sürecine dönüşünce, doğa yeniden dirilir. Bir serin şebnem, güneşin de etkisiyle kendini yeniden doğurur. Derin uykusundan uyanır doğa. Umutsuzluğu ortadan kaldırarak aydınlığını, güneşe yönelen gülüşlerini saçar evrene.
Kenger, karların erimesiyle yetişen en önemli bitkilerden biridir çocuklar için. Bir taraftan soyulup yenilir, yemeği yapılır diğer yandan sakızı toplanır. Kenger sakızıyla da meşhur bir bitkidir, üzerine türküler bile yakılmıştır. Kengeri, önemli yapan bence tüm bunlardan da öte acıklı efsanesidir. Farklı biçimde de olsa kengerin bittiği her yerde pepuk kuşu efsanesi bilinir ve çocuklara anlatılır...
Efsane, kimi yerlerde farklılık da gösterse, konu benzerdir. Kimi yerde erkek kardeşin acısı anlatılır kimi yerde kız kardeşin acısı...

Nuri CAN

di-lara
07.06.2006, 22:38
Pepuk Kuşu Efsanesi

Bir varmış bir yokmuş... Vakti - zamanda Anadolu’nun küçük bir dağ köyünde anne baba ile iki çoçuğu yaşarmış. Çocuklarının biri erkek diğeri de kız imiş. Bu ailenin herkesi imrendirecek derecede neşe, mutluluk ve sevinç içerisinde dilekleri gerçekleşir her şey gönüllerince olurmuş. Oturdukları köyde gayet sevilen bu iki güzel çocuk da gün gelmiş cıvıl cıvıl kuş sesleri, kuzu meleyişleri, dere çağlayışları arasında; mavi ve yeşilin alabildiğine uzandığı yaylaların güzelliği içinde, boylu boyunca dağların eteklerinde bulunan ağaçların gölgeleri ve serinliği içinde güle, oynaya, büyümüşler.

Taa ki günün birinde anneleri aniden rahatsızlaşıp ölünceye dek. Bu durum,ailenin tüm neşesini, huzurunu, mutluluğunu üzüntüye çevirip yok etmiş. İki kardeş de artık eskisi gibi ne gülmüş ne de sevinip oynamışlar. Her tarafa ağır bir yas ve sis bulutu çökmüş...

Bir müddet sonra evde aş pişirecek kimsesi olmadığı için babaları yeniden evlenmek zorunda kalmış. Evlenmişte üvey anneleri kısır olduğu ve de çocuğu olmadığı için çocukları hiç sevmez, düşmanca davranırmış. Fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.
Hele babaları evden çıkınca vay haline çocukların, onlara türlü türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. Çocukları gece gündüz çalıştırp, döver ve kimseye anlatmamaları için de korkuturmuş. Zavallı çocuklar bütün bu kötülüklere rağmen yine de babaları üvey annelerinin yaptıklarına inanmaz diye çaresiz her eziyete katlanarak yaşamlarını sürdürme çabası gösterirmişler...

Babalarının yine evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe torba, bıçak ve kazma vererek,dağa kenger toplamaya gönderir . İki kardeş sabah erkenden evden ayrılarak kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. Abla bir bir topladığı kengerleri kardeşinin sırtında taşıdığı torbaya koyarmış ve böylece de hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. Artık köye dönmek üzereyken Abla, kardeşinin sırtında taşıdığı torbanın dolup dolmadığını anlamak için torbayı yere indirip bakmışki ne görsün, torbada bir tek kenger yok. Bu duruma şaşıran iki kardeş, "Sabahtan beri topladığımız kengerleri gizli gizli yedin değil mi?” Biz şimdi eve nasıl döneriz? üvey annemiz bizi öldürür!.. " deyip çıkışmış kardeşine.

Kardeşi ise "Hayır abla, bana yemem için verdiğin bir tek kengerin dışında yemin olsun ki yemedim!" demiş. Ancak ablasını bir türlü inandıramamış. "Abla eğer hala bana inanmıyorsan istersen karnımı aç da bak!" demiş. Ablası almış bıçağı karnını yarmış bakmış ki kendisinin verdiği bir kengerin dışında midesi bomboş kardeşinin, meğerse kengerleri o yememiş!... Kardeşi doğru söylemiş. Kardeşinin karnını dikmeye çalışmışsa da kardeşi oracıkta ölmüş.

Gidip torbaya tekrar bakmışki torbanın dibi delik ve sabahtan bu yana topladıkları kengerlerin döküldüğünü anlamış. Meğer üvey anneleri onlara (akşam kötülük etsin diye) dibi delik torbayı vermiş.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla neye uğradığını şaşırmış ve orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömüvemiş. Gömütün yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş.

Eve döndüğünde kardeşini soran babasına. "O biraz yoruldu oduncularla gelecek" demiş. Oduncular gelmiş, çocuk gelmemiş.
- Nahırla gelecek demiş.
Nahır da gelmiş, ama çocuk yine yok.
- Davarla gelecek.
Davar da gelmiş çocuk hala ortalada yok.
Genç kız bir yandan baba korkusu, diğer yandan vicdan azabıyla kıvrılmış,yanmış, tutuşmuş parça parça olmuş yüreği.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla Allah'a yalvarmaya, dua etmeye başlamış. "Allah'ım beni pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!...“

Efsane bu ya o gece kızın dileği kabul olur, genç kız o gece Allahtan, pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup hep kardeşi için seslenip durmuş. Ve işte o gün bu gündür bu kız, pepuk kuşu olarak dağlarda; oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur:
Her bahar mevsimi kengerin yerden bitmesi ile beraber pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar.

(Zazaca)
“Phepu”
“Kheku”
“Kam kerd”
“Mı kerd”
“Kam kişt” (çişt)
“Mı kişt” (çişt)
“Kam şüt”
“Mı şüt”
“Ax! Ax! Ax!”

(Kürtçe)
"Pepuu"
“Kekuu”
“Ke qir?”
“Mın qir”
"Ke kuşt?"
"Mın kuşt"
"Ke şuşt?"
"Mın şuşt"
“Ah! ah! Ah!”

(Türkçe)
"Pepuu"
“Kekuu” (baba)
“Kim yaptı?“
“Ben yaptım”
"Kim öldürdü?"
"Ben öldürdüm"
"Kim yıkadı?"
"Ben yıkadım"
“Vah! Vah! Vah!”

Dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, Erzincan’ın Caferli köyü ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... Onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. Çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
Bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. Komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. Doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.

Nuri CAN








Sayın U.Pulur’a Teşekkürümle

Makale yazari: u. pulur Tarih ve saat : 20. Kasim 2004 23:22:12:
Su yaziya cevaben: Pepuk Kuşu Efsanesi makale yazari: Nuri CAN Tarih ve saat : 20. Kasim 2004 21:57:47:
Sayın Nuri Can
Yazılarını severek okuyanlardan biri de benim. Phepuk kuşu efsanesindeki Zazaca yazımda epeyce hatalar mevcut. Bunları aşağıdaki biçimiyle düzeltebilirseniz Zazaca söyleme sadık kalınmış olur diye düşünüyorum. Ayrıca efsenenin anlatım biçimi yöreden yöreye deyişse de, Phepuk kuşu eril bir kelimedir. En azından Zazacada bu böyledir. Dolayısıyla öldürme eylemini gerçekleştiren „kız kardeş“ değil, erkek kardeştir. Erkek kardeş, kız kardeşini öldürüyor sonuçta. Nitekim Ovacıkta anlatıldığı biçimiyle erkek kardeşin kuş olup sızlamaya başladığı yönündedir. Bu anlatım Phepuk kelimesinin eril bir kelime olmasında dolayı daha mantıklıdır. Eğer dişil olsaydı, “Phepuk” değil, „Phepuge“ diye bir kuştan bahsetmemiz gerekirdi.
"Pepuu"
“Kekuu”
“Kam qerd?”
“Mı qerd”
"Kam kışt?"
"Mı kışt"
"Kam şut?"
"Mı şut"
“Ah! ah! Ah! Ah!”
Zazaca doğru yazım biçimi:
Phepu
Kheku
Kam kerd (kerd eylemi kerdene fiilinden geliyor. Qerdene denen bir fiil Zazacada yoktur)
Mı kerd
Kam kişt / kam çişt (Ovacık ve kısmen Hozat ağızlarında çiştene fiili kullanılır)
Mı kişt / Mı çişt
Kam şüt (Zazaca’da kural olarak (ü, ê i ) ünlülerinden önce (s) sessiz harfi değil (ş) gelir.
Mı şüt
Ax! Ax! Ax!
Selam ve başarı dileklerimle.
U. Pulur

di-lara
07.06.2006, 22:43
Deniz Gunduz’s novel “Kilama Pepugi”


Zaza Forumu: tarih, etnoloji, kültür, siyaset (http://www.f25.parsimony.net/forum62148/index.htm)

Makale yazari: Anonymous Tarih ve saat : 20. Kasim 2004 22:50:19:
Su yaziya cevaben: Pepuk Kuşu Efsanesi (http://www.f25.parsimony.net/forum62148/messages/19512.htm) makale yazari: Nuri CAN Tarih ve saat : 20. Kasim 2004 21:57:47:
A Zaza Dirge for the Armenian Genocide
Deniz Gunduz’s novel “Kilama Pepugi” (“The Song of the Cuckoo”), written in the Zaza dialect of Kurdish, treats the 1915 Armenian massacres and Kurdish-Armenian relations in the Kurdish region.

Vedat PERCIN / ISTANBUL The genocide of the Armenians, which took place in the region of the Kurds and is remembered as a black period in history, has been turned into a novel in the Zaza dialect of Kurdish by Deniz Gunduz, a young writer from Mus. Stating that the Kurds, who had always lived together peacefully with the Armenians, had been used in the genocide, Gunduz describes his novel, named “Kilama Pepugi” (“The song of the Cuckoo”), as being a “self-criticism” as well. We spoke with Deniz Gunduz about his novel, which casts an eye on the sufferings of this period of history.

Why the Armenian massacres and not a more topical subject? How did the theme of the novel develop, can you explain this?

In addition to the stories of the elderly regarding the massacres, mass graves had been uncovered because of a landslide at the side of a road in Bitlis, which had been the scene of slaughter. Children were playing with human skulls. So you see, this slaughter has come down to the present generation. When we asked why this had been done, we got answers such as “They were infidels, unbelievers, Armenians.” According to official figures, 1.5 million Armenians were killed, and the Armenians were totally eliminated from this geographical region. I could have picked a more current theme for the novel, but I chose to deal with this topic, which does affect our own lives and which we confront in this way in terms of the remains. And in fact, I consider that this is a topic which still remains current from the standpoint of the Kurds.



Why “Kilama Pepugi”?

A ‘pepug’ is a type of dove. There’s a mythological tale about the ‘pepug’ among the Kurds. A ‘pepug’, while out gathering artichokes with his brother, kills the brother. He then asks God to turn him into a bird so that he can express for all time the remorse he feels at having killed his brother. It’s said that, during their mating season, they make a sound that sounds like the Kurdish for “Who killed him? I killed him”, “Who washed him? I washed him”. There is a close connection between these mythological tales and the experiences of people. People express their pain, their remorse, through such tales. The Armenian genocide greatly resembles this tale of the murder of a brother. Because my book voices the remorse of the Kurds, I thought it appropriate to give it such a name. What is the basic foundation of the novel? Were your sources witnesses, or documents?

The novel also comprises Kurdish-Armenian relations during the period 1895-1915. There are people who witnessed the Armenian genocide. There are people who protected and saved Armenians, or else others who participated directly in the massacres. I gave room to their accounts. The general sources are of this type. And in addition, I got help from various quarters. “Agos” newspaper, for instance, was helpful. I was given information regarding the regions where Armenians lived, the villages, the population, and Kurdish-Armenian relations.

pirimunzur
07.07.2006, 15:17
bu efsaneti bende kucukken koyde buyuklerimden cok dinledim keko bebpo kam şist mı şist :) bu kuşu benim koyumde sesini cok duydum her sesini duydugumda o gaca dogru koştum ama hiç kuşu goremedim gercekten de bu koşu boyle soyluyormuş gibi geliyor ozellikle bizim oranin diliyle boyle soylemesi cok inanlimaz geliyor bizm orada.halada o kuş var bizm oralarda. birde bana çok ilginç gelen birşey var bildigimz tosbagalar var ya kaplumbagalar koyde dolaşirken( dersim-ovacik) karşimiza yeşilliklerin arasinda cok cikardi yanina yaklaşitginda hiç korkar kabuguna çekilir biz gidene kadr oyle kalir.bana ilginç gelen yonu is şı ayaginimi uzatiyorum "lingami packi taba nıkon"(ayagimi op birşey yapmiyacagim) diyence kafasini uzatip ağzini ayagima dokunduryor sonra gene kabuguna giryor du.tekrarlayinca gene yapiyor.bu cok ilginç degilmi sizcede
dersim benim için cok kutsal bence tum alevilerin gidip gezmesini onemle tavsiye ederim kesinlikle bir tavsiye bu

by@oktay
06.08.2006, 03:14
valla ben duydum zaten sesi duyunca koyde 6 yaşındaydım annem babam anlattı tum koy hlkı duydu

mehmet_onal
25.11.2006, 17:51
gercektende efsanesi vede ötüşüyle bu kus hala var olan bir canlı anlatılan hikaye eski olması na karşın ferhat tunç ta bunu bir kasetinde bunu dile getirmişti...knu için saygılar...

suyunsesi
01.12.2006, 15:18
ne efsanevi bir kusmus hala karar veremedik hangisi olduguna.:)

"Phepu
Kheku
kam kerd
mi kerd
kam kist
mi kist
kam süt
mi süt"


sevgili MetinK,bu kuşu epikurus arkadaş çok güzel tarif etmiş .çocukken bu efsaneyi ilk kez annemde duyup çok etkilenip uzülmüştüm her kenger toplamaya kızlarla gittiğimizde bu kuşun dağlarda ötüşünü duyardım kuşu aramaya yönelirdim.
Ama bu bir efsane gerçeklik payı nedenlidir bilinmez.

alevigoksun
01.12.2006, 15:59
Nuri Can

Bir varmış bir yokmuş... Vakti - zamanda Anadolu’nun küçük bir dağ köyünde anne baba ile iki çoçuğu yaşarmış. Çocuklarının biri erkek diğeri de kız imiş. Bu ailenin herkesi imrendirecek derecede neşe, mutluluk ve sevinç içerisinde dilekleri gerçekleşir her şey gönüllerince olurmuş. Oturdukları köyde gayet sevilen bu iki güzel çocuk da gün gelmiş cıvıl cıvıl kuş sesleri, kuzu meleyişleri, dere çağlayışları arasında; mavi ve yeşilin alabildiğine uzandığı yaylaların güzelliği içinde, boylu boyunca dağların eteklerinde bulunan ağaçların gölgeleri ve serinliği içinde güle, oynaya, büyümüşler.

Taa ki günün birinde anneleri aniden rahatsızlaşıp ölünceye dek. Bu durum,ailenin tüm neşesini, huzurunu, mutluluğunu üzüntüye çevirip yok etmiş. İki kardeş de artık eskisi gibi ne gülmüş ne de sevinip oynamışlar. Her tarafa ağır bir yas ve sis bulutu çökmüş...

Bir müddet sonra evde aş pişirecek kimsesi olmadığı için babaları yeniden evlenmek zorunda kalmış. Evlenmişte üvey anneleri kısır olduğu ve de çocuğu olmadığı için çocukları hiç sevmez, düşmanca davranırmış. Fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.
Hele babaları evden çıkınca vay haline çocukların, onlara türlü türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. Çocukları gece gündüz çalıştırp, döver ve kimseye anlatmamaları için de korkuturmuş. Zavallı çocuklar bütün bu kötülüklere rağmen yine de babaları üvey annelerinin yaptıklarına inanmaz diye çaresiz her eziyete katlanarak yaşamlarını sürdürme çabası gösterirmişler...

Babalarının yine evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe torba, bıçak ve kazma vererek,dağa kenger toplamaya gönderir . İki kardeş sabah erkenden evden ayrılarak kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. Abla bir bir topladığı kengerleri kardeşinin sırtında taşıdığı torbaya koyarmış ve böylece de hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. Artık köye dönmek üzereyken Abla, kardeşinin sırtında taşıdığı torbanın dolup dolmadığını anlamak için torbayı yere indirip bakmışki ne görsün, torbada bir tek kenger yok. Bu duruma şaşıran iki kardeş, "Sabahtan beri topladığımız kengerleri gizli gizli yedin değil mi?” Biz şimdi eve nasıl döneriz? üvey annemiz bizi öldürür!.. " deyip çıkışmış kardeşine.

Kardeşi ise "Hayır abla, bana yemem için verdiğin bir tek kengerin dışında yemin olsun ki yemedim!" demiş. Ancak ablasını bir türlü inandıramamış. "Abla eğer hala bana inanmıyorsan istersen karnımı aç da bak!" demiş. Ablası almış bıçağı karnını yarmış bakmış ki kendisinin verdiği bir kengerin dışında midesi bomboş kardeşinin, meğerse kengerleri o yememiş!... Kardeşi doğru söylemiş. Kardeşinin karnını dikmeye çalışmışsa da kardeşi oracıkta ölmüş.

Gidip torbaya tekrar bakmışki torbanın dibi delik ve sabahtan bu yana topladıkları kengerlerin döküldüğünü anlamış. Meğer üvey anneleri onlara (akşam kötülük etsin diye) dibi delik torbayı vermiş.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla neye uğradığını şaşırmış ve orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömüvemiş. Gömütün yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş.

Eve döndüğünde kardeşini soran babasına. "O biraz yoruldu oduncularla gelecek" demiş. Oduncular gelmiş, çocuk gelmemiş.
- Nahırla gelecek demiş.
Nahır da gelmiş, ama çocuk yine yok.
- Davarla gelecek.
Davar da gelmiş çocuk hala ortalada yok.
Genç kız bir yandan baba korkusu, diğer yandan vicdan azabıyla kıvrılmış,yanmış, tutuşmuş parça parça olmuş yüreği.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla Allah'a yalvarmaya, dua etmeye başlamış. "Allah'ım beni pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!...“

Efsane bu ya o gece kızın dileği kabul olur, genç kız o gece Allahtan, pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup hep kardeşi için seslenip durmuş. Ve işte o gün bu gündür bu kız, pepuk kuşu olarak dağlarda; oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur:
Her bahar mevsimi kengerin yerden bitmesi ile beraber pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar.

(Zazaca)

“Phepu”
“Kheku”
“Kam kerd”
“Mı kerd”
“Kam kişt” (çişt)
“Mı kişt” (çişt)
“Kam şüt”
“Mı şüt”
“Ax! Ax! Ax!”

(Kürtçe)

"Pepuu"
“Kekuu”
“Ke qir?”
“Mın qir”
"Ke kuşt?"
"Mın kuşt"
"Ke şuşt?"
"Mın şuşt"
“Ah! ah! Ah!”


(Türkçe)

"Pepuu"
“Kekuu”
“Kim yaptı?“
“Ben yaptım”
"Kim öldürdü?"
"Ben öldürdüm"
"Kim yıkadı?"
"Ben yıkadım"
“Vah! Vah! Vah!”

Dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, Erzincan’ın Caferli köyü ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... Onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. Çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
Bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. Komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. Doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.
bende iki satır eklemek istedim
"ke hel ani "
"mın hel ani"

denizsefiri
01.12.2006, 16:54
Bu kuşu hatırlıyorum. 10 sene evvel Metin-Kemal Kahraman'ın bir albümünde okumuştum efsanesini.. Bir şarkı vardı galiba onunla ilgili.

hypatia
01.12.2006, 17:46
Ben Sivas'ın Atlıca köyündenim. Bu kuşu çocukken köye gittiğimizde görüyordum. "Keku peku mın kır ke kır" aynen bu sesi duyuyordum. Bu sesi unutmuştum uzun zamandır.

Nesimi
01.12.2006, 20:37
Dersim ve Koçgiri yöresinde bu efsane bilinir, Onun dışında diğer yörelerde bilinirmi bilmiyorum. ama Yöresel Kürt-Zaza-Alevi efsanelerinden birisidir ve Dersim merkezli olarak çevre komşu bölgelerde de anlatılır.

Şoreş
01.12.2006, 20:42
Bu efsane Çorum, Tokat, Sivas, Erzincan, Tunceli Yöresinde yaygın olarak bilinir.. Kurmanç/Kırmanç Alevi Bölgelerde daha yaygındır.

Nesimi
01.12.2006, 20:53
Bu efsane Çorum, Tokat, Sivas, Erzincan, Tunceli Yöresinde yaygın olarak bilinir.. Kurmanç/Kırmanç Alevi Bölgelerde daha yaygındır.

Efsane için kuşun yaşadığı bölgeler uygun olur ve ayrıca folklorik özelliklere bakınca Kürtçe veya Zazaca dillerini bilmeleri gerekir yoksa bu sözler bir anlam ifede etmez. Yani burada yoğunluk değil halk kültürü ön plana çıkıyor bu kültürel bir efsanedir ve merkezi kırmanc, kırdaş yöreleridir.

(Zazaca)

“Phepu”
“Kheku”
“Kam kerd”
“Mı kerd”
“Kam kişt” (çişt)
“Mı kişt” (çişt)
“Kam şüt”
“Mı şüt”
“Ax! Ax! Ax!”

(Kürtçe)

"Pepuu"
“Kekuu”
“Ke qir?”
“Mın qir”
"Ke kuşt?"
"Mın kuşt"
"Ke şuşt?"
"Mın şuşt"
“Ah! ah! Ah!”

Nesimi
01.12.2006, 21:01
http://www.aleviforum.com/image.php?u=3065&dateline=1163701032&type=profile

Bu güzel kuş phepug kuşudur sanırım? Görmedim hiç ama bu kuş Dersimde bolca bulunur tahminimce bu olmalı.

deste
01.12.2006, 21:08
http://www.aleviforum.com/image.php?u=3065&dateline=1163701032&type=profile

Bu güzel kuş phepug kuşudur sanırım? Görmedim hiç ama bu kuş Dersimde bolca bulunur tahminimce bu olmalı.

Pepuk kuşunun resmi daha önce verilmişti sanırım. Biraz güvercini andırsada o daha ince ve kül rengi ve beyaz desenleri var.

Söz konusu yukardaki güzel kuş Kınalı Kekliktir.

Nesimi
01.12.2006, 21:19
http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=4920&stc=1&thumb=1&d=1145826379

Hüseyin abim eklemiş.

Bu daha zarif ve güzel bir kuşmuş. :)

Lamekan
01.12.2006, 21:21
http://www.aleviforum.com/image.php?u=3065&dateline=1163701032&type=profile

Bu güzel kuş phepug kuşudur sanırım? Görmedim hiç ama bu kuş Dersimde bolca bulunur tahminimce bu olmalı.

Cenk kardeş Bu keklik yav.. :)

Benim kekliğe çok benziyor bu resim....

berximin
01.12.2006, 21:39
Türkçesinide ben yazayım

"Pepuu"
“Kekuu” (baba)
“Kim yaptı?“
“Ben yaptım”
"Kim öldürdü?"
"Ben öldürdüm"
"Kim yıkadı?"
"Ben yıkadım"
“Vah! Vah! Vah!”

sidarta54
01.12.2006, 21:45
kürtçe türkçe zazaki tamamda ben sesini çok merak ediyorum bu kuşun ya çok dinledim hikayesini annemden hep merak ettim bi şiirin başında kuşun ötüşü varmış forumda daha önce verilmiş ama bir türlü bulamadım şairi ve şiirini

YoRuM78
02.12.2006, 01:16
ben ilk kez bunu ferhat tunctan dinledim hikayesini ve siiri hikayasindeb gercekten cok etkilendim ucurumun sarkıs diye bilmeyenler varsa eger mukenmel bır siir ve cok guzel yorumlamıs ferhat tunc

Hüseyin69
02.12.2006, 01:34
Cenk kardeş Bu keklik yav.. :)

Benim kekliğe çok benziyor bu resim....

:biggrin: :biggrin:



hüt hüt kusu var bizim türk dil bilimcileri bazen pepuk kusu ile bu hüt hütü bile birbirine karistiriyorlar
resim ek te

Şoreş
02.12.2006, 12:58
Annemler Pepuku çok anlatırdı.. Koçgiride çok duyarlarmış sesini bir zamanlar.
İlk kez Efsaneyi annemden küçükken dinlemiştim..Çok etkilenmiştim.. Hatta Ferhat Tunç'un Uçurum Şarkısında da geçmektedir.

deste
03.12.2006, 16:58
http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=4920&stc=1&thumb=1&d=1145826379

Hüseyin abim eklemiş.

Bu daha zarif ve güzel bir kuşmuş. :)







İşte evet pepuk bu kuş.
Teşekkürler