Orijinalini görmek için tıklayınız : Çernobil ve Karadenizde artan kanser vakaları


slush
29.11.2006, 19:53
26 Nisan 1986 Gece yarısı saat 1'i, 23 dakika 58 saniye geçe, ardı ardına gelen iki müthiş patlama yaşandı. Santralın 1,016 bin ton ağırlığındaki damı, bir fişek gibi gökyüzüne fırlamış; ardından da, tüm gücüyle santralın üstüne düşmüştü. İlk patlama sırasında 31 kişi hayatını kaybetmiş ve radyoaktif bulut, ağır ağır bölgenin üzerine yayılmıştı. Açığa çıkan radyasyon korkunçtu: Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamalarına göre Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının toplamından 200 kat fazlaydı.

Ülkemizdeki durum

“14 Mayıs 1986’da kazanın dünyaya resmen açıklanmasından iki hafta sonra Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu, Başbakanlığa yazdığı “Gizli” damgalı mektupla [EIBD-III-750.278-1133], Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi’nin kurulması ister”

Çernobil Nükleer Santralı kazasının radyoaktif etkilerini düzenli ölçümlerle yakından izlemek
Ölçüm sonuçlarını iç ve dış kamuoyuna duyurmak, “özellikle de ihracatımız ve ülkemize yönelik dış turizm üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabilecek tesir ve izlenimleri bertaraf etmek”

Görüldügü gibi yetkililerin önemsediği sağlık sorunlarını önlemek değil, ticareti koruyucu önlemler almaktır


Bunun üzerine 26 Mayıs 1986 da Tam bir ay sonra ... Hasan Celal Güzel (Başbakan adına Müsteşar) imzalı, “Gizli” ve ”Acil” mektuplar yollan mistir.

Bu mektubun gönderildiği kurumlar şunlardır: Dışişleri Bakanlığı,Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, T. Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, Çevre Genel Müdürlüğü’ne dağıtılmış; ayrıca bilgi için: Genel Kurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği

Mektuba göre, ”Bu konularda Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın H. Cahit Aral’ın dışında hiçbir ilgili açıklamalarda bulunmayacaktır” Aral Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi (TRGK) bu komitenin başkanı olarak atanmıştır. Amaç tek taraflı yanlış bilgilerini vermektir .


TRGK’nin ilk toplantısı 29 Mayıs 1986’da yapıldı. TAEK Başkanı Ahmed Yüksel Özemre, toplantı katılımcılarına, radyoaktiviteyi izlemek için yaptıkları tüm çalışmayı açıklıyor ve şöyle diyor: “Türkiye’de radyasyon doğal düzeydedir.”
Komite’de, ilgili bakanlıklar, Başbakanlığa bağlı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ve iki askeri yetkili vardır. Türk halkının anketlerde güvendiği Ordu bile halkına yanlış bilgiler veriyordu..


Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral tarafından yapılan ilk resmi açıklama şöyledir: “Ülkemizin her tarafındaki et, süt, su, balık, sebze ve meyvelerin tümü tertemizdir. İnsan sağlığına zararlı hiçbir kirlenme mevcut değildir.”

24 Haziran 1986 tarihli Türkiye Gazetesi: ”Türkiye’de radyasyon yok.” Aral açıklamasında, radyasyon konusunda kendisinden başkasının açıklama yapmaya yetkili olmadığını hatırlatarak, ”Dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye’de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir” dedi.


Çernobile uzak olan italya yagmur bulutlari ile radyason taşınması İtalya’da 1986 Mayısı’nın ilk üç haftasında taze süt tüketimine yasak getirilmiştir.

Alman fındık ithalatçı firmaları ile işbirliği yapan ihracatçılar radyasyon ölçüm cihazları getirmeyi önermiştir ama öneriler red edilmiştir.

3 EYLÜL 1986 AET Ülkeleri simdiki adi Avrupa Birliği , Türkiye'den ihraç edilen fındıklarda radyasyon oranının yükseldiği gerekçesiyle fındık alımını durdular

Bu fındıklar Türkiyede ilkokullarda da dağıtılmıştır Türk askerlerine de bedava dağıtılmıştır...


5 Ocak 1987’de Aral’ın Çaykur-Rize Genel Müdürlüğü’ne yolladığı ”KİŞİYE ÖZEL - GİZLİ” damgalı mektupta [004] TAEK’in şart koştuğu ölçümler istenmektedir:

40 mikroRöntgen/saat radyasyon içeren çaylar paketlenecek,
40-80 mikroRöntgen/saat radyasyon içeren çaylar ayrı bir depoda saklanarak TAEK uzmanlarınca temiz çaylarla harmanlanacak,
80 mikroRöntgen/saat’tan fazla radyasyonlu olan çaylar ise bir depoda kilitli tutulacaktır.

Aral, böylece 1987 yılına ait yüksek aktiviteli çayların depolanmış olacağını ve gelecekteki kullanımına 1987 ürünün satışına bağlı olarak karar verileceğini belirtmiştir

zamanin Cumhurbaşkanı Evren, Başbakan Özal, Bakan Aral ve o sırada TAEK Başkanı Özemre, kamuoyuna çay içmenin tehlikesiz olduğunu defalarca söylemiştir. Gazete ve televizyonlara poz vererek çay içtiler.
Aral: “Biraz radyasyon iyidir.”
Özal: “Radyoaktif çay daha lezzetlidir.”
Cumhurbaşkanı Kenan Evren "radyasyon kemiklere yararlıdır" diyordu


ve halka radyasonlu çayı pazarlamaya çalışıyordu nede olsa milli servet (!?)
27 Ocak 1987’de Hürriyet gazetesi: "Çayda Yeni Alarm Başbakanlığın yasakladığı ODTÜ Raporunu Yayınlıyoruz."

ODTÜ YİNE UYARDI: "ÇAYLARI İMHA EDİN"
16 ocak 1987’de ODTÜ Kimya Bölümü’nden Dr. Olcay Birgül ve Dr. İnci Gökmen ve Biyoloji Bölümü’nden Dr. Aykut Kence, Fen ve Edebiyat Fakültesi Dekanı’na 'Çayda Radyoaktivite Ölçümleri' adlı bir rapor sundu. Söz konusu rapor, vatandaşlar tarafından üniversiteye getirilen çaylarda yapılan ölçümleri içeriyordu. Zira zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in çayının bile bu laboratuvarlarda ölçümleri yapılmıştı. Raporda şöyle deniliyordu: “1985 tarihli bazı Çay Çiçeği paketleri yüksek radyoaktivite göstermiştir. Çaydan suya geçen Cs yüzdesi halka bildirilen yüzde 3’ten çok daha yüksek olup, yüzde 65’tir. Günde 5 bardak çay içen bir kişi yıllık 65-105 mrem’lik bir doz alacaktır. Yılda 105 mrem’lik bir doz almak ise ICRP 1990’da tavsiye edilen sınırın üzerindedir. Radyasyonun eşik dozu yoktur ve maruz kalınan radyasyonu en aza indirmek için her türlü önlem alınmalıdır."


Aynı gün, TAEK Başkanı Özemre çaydaki radyoaktivite üzerine yapılan çalışmaya ilişkin olarak ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Gönlübol’a bir mektup yazmıştır. Bu mektup aynı zamanda: Başbakan, YÖK Başkanı, Sanayi ve Ticaret Bakanı ve radyasyon Güvenliği Komi-tesi Başkanı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı, Devlet Bakanı (M. Tınaz Titiz ve Dışişleri Bakanı’na gönderilmiştir:

“..Bu davranış, bu raporu kaleme almış sözde bilim adamlarına şeref vermediği gibi ODTÜ için de fevkalade büyük bir talihsizlik teşkil etmektedir... ODTÜ gibi ülkenin irfanına hizmet eden bir müessesenin manevi itibarını zedeleyen bu kabil suiniyet sahibi kişilerin ODTÜ bünyesinde barınabilmiş olmasını derin bir üzüntüyle karşılamakta olduğumuza inanmanızı saygılarımla istirham ederim.”

slush
29.11.2006, 20:00
Yukarıdaki yazı kronolojik olarak bir derlemedir.

Bir ülke düşünün kendi topraklarında bulunmayan bir patlama yüzünden etkileniyor ve ülkeyi yöntenler halkın sağlını hiçe sayarak ilk önce sadece ihracatı düşünerek radyasyon etkilenmediğini söyleyerek ellerindeki malı satmaya çalışıyor ve başka yöre halkını olmak üzere tüm vatandaşlarının hayatını tehlikeye atmakta bir zarar görmüyor. Orta ve Doğu karadenizde yasayanlar devletin radyasyon yok sözlerini inanarak bellerine kadar ıslanarak çay toplayarak yağmur sularında günlük islerini yaptılar...

Vahsi kapitalizm ülke halkını sömürmekten geri kalmamıştır iktidarda kimin olduğu önemli değildir önemli olan ehlileştirilmemiş kapitalistlerin aşırı karlardır... Bunu kus gribinde de gördük avrupa birligi kanatlı hayvan alımını yasaklarken ülkemizde şarlatanlar elinde tavuklarla kamera karşısına çıkıyor bakın yiyoruz mesajı verip tavuk sektörünü ayakta tutmaya calışmışlardır..

Peki bu ülkede anketlerde halkın çok güvendiği kurum olarak çıkan TSK iki üyesi olduğu halde bu radyasyon yoktur bildirgesine imzalamış ve hatta satılmayan radyasonlu fındıkları askerlere ve ilk okul çocuklara dağılmasında sessiz kalmıştır.

İnsan sunu sormadan geçemiyor. Bedava dağıtacağınıza bu radyasonlu şeyleri imha etseniz halkınıza bölgesel olarak radyasonda etkilenmemiş insanlara bedava dağıtarak yapmak istenilen şey ne ?

Burda Klasik iktisatçılardan Thomas Malthusa bakalim
Malthus'un nüfus teorisi; yiyecek maddelerinin aritmetik olarak 1,2,3,4,5,... nüfusun ise geometrik olarak 1,2,4,8,10... seklinde artacağını ve eşit olarak artmayan bu iki gücün eşitlenmesi, nüfus üzerinde sıkı ve devamlı bir kontrolün uygulanması gerektiğini içermektedir.

Malthus temel argümanını şöyle dile getirmektedir; "Şu iki önermenin doğru olduğuna inanıyorum. Bunlardan birincisi yiyeceğin insanın varlığı için zorunlu olduğudur. İkincisi kadın ve erkeğin birbirini arzulamalarının kaçınılmaz olduğu ve hemen hemen mevcut durum içinde kalacak olduğudur. Bu önermelerin doğru olduğunu varsayarsak nüfusun artış gücünün toprağın insanlar için rızk elde etme gücünden sınırsız ölçüde fazla olduğunu söylüyorum. Denetim altına alınmadığı takdirde nüfus geometrik bir oranda artar. Geçimlik gıda maddelerinin artışı ise aritmetik bir oranda gerçekleşir. Kaba bir hesaplama birinci gücün ikinci güçten muazzam ölçüde fazla olduğunu ortaya koyacaktır.

Malthus bu varsayımlardan yola çıkarak insanlarla yiyecek maddeleri arasında sürekli bir savaşın var olacağı sonucuna varmıştı. Eşyanın tabiatı gereği Nüfusun yiyecek miktarının belirleyeceği sınırı aşması eşyanın tabiatına aykırıydı..

Öyleyse nüfusun bu artışı nasıl engellenebilirdi.

Tarif ediyor Devlet salgın hastalık , açlık, deprem, ve afetlere mudahele etmeyecek savaşlar da eklenerek nüfus fazlası yok olacaktır.

Bu cepheden bakınca radyasyonlu devlet yetkilelerin radyosyon yok deyip çayların vatandaşlarını verilmesinde, bedava fındık dağıtmaları, Gölcük depreminde geç müdahale etmesi ve halen istanbulda beklenen depreme karsı dayanaksız yapılarda insanların kalmasının devletin göz yummasına ve Onlenemeyen Trafik kazaları Meselâ 1997’de kaza yerinde ölen 4.935, hastaneye kaldırılırken yolda ölen 1.115 kişiye hastanede ölen 3.533 kişiyi de eklersek, toplam olarak 9.583 kişi trafik kazalarında kaybedildiğini görürüz.

Oyle ya radyasonlu bölgede çalışan gelir düzeyi düşük insanlar ve bölgeyi, ilkokulda bedava fındık yiyenlerde, gelir düzeyi yüksek olanlar çaylarını yurt dışında getirirler ve bölgeyi terk eder. Zaten o sürec icersinde hiçbir bakanın karadenize gitmemistir....Zengin insan depreme dayanaklı konutlarda otururur yada guvenli bölgelerde yaşar...

Konumaza Tekrar dönüp Bugünün resmini çekersek.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın, "Karadeniz'deki kanser vakalarında Çernobil'in etkisinin yok"

Türk Tabipleri Birliği (TTB ) Çernobil Nükleer Santrali'ndeki kazanın etkileri üzerine yapılan araştırmada Artvin Hopa'da son 3 yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47.9unun nedeninin kanser olduğunun belirlendiğini'açıklandı.

Maliye Bakanlığı Bedeli ödenecek ilaçlar listesinden 35 ilaç çıkarıldı. Listeden çıkarılanlar arasında kemoterapi gören hastalarda kullanılan Neupogen adlı ilaç da yer alıyor

TTB uyarıyor: Bu hastaları ölüme terk etmek demektir. Kanserli hastalarda kemoterapi uygulanırken vücudun savunma mekanizması olan bir maddenin düştüğünü ifade eden Altan Ayaz, “Yükselsin diye bu ilaç kullanılır, bu ilaç kullanılmazsa vücut savunmasız kalır. Hastayı enfeksiyondan ölüme terk etmek demektir bu.

Çerbonobilin etkisi bugün görülmektedir ve halen devlet tarafından bu inkar edilmektedir. Karadenizde on tanı merkezlerinin yetersiz olması.. Kanser ilacıninin paralı hale getirilmesi bölgede yasayan ve radyosyonda yaşayan insanların kendi kaderlerine bırakılması devlet tarafından üzerlerinin çizilmesi bir parti sorunundan çok bir sistem sorunudur. Günedeme Volkan Konak tarafından tasınması üzerine bu yazıyı hazırlamak sorumluluğu hissetim.

Unutulmamalıdır ki geçmişte radyasyon yok deyip binlerce kişinin radyasyona maruz bırakıp ölümüne sakat çocuklar doğumuna sebep olanlar ve bugünde saklayanlar halk düşmanıdır gerekli tepki verilmediği sürece yarınımız güvence altında değildir...

Saygılarımla ,

heviznur
29.11.2006, 20:47
yanılmıyorsam 23.11.2006 tarihindeydi, star tv. de Objektif programında bu konu tartışıldı ve kanserden büyük yaralar alan bir kaç santçı katıldı programa Volkan Konak hazırladığı kanser raporunu sundu.
çernobil'den günümüze karadeniz insanını vuran kanser gerçeği oldukça iyi anlatıldı kanımca bu programda...
zamanin Cumhurbaşkanı Evren, Başbakan Özal, Bakan Aral ve o sırada TAEK Başkanı Özemre, kamuoyuna çay içmenin tehlikesiz olduğunu defalarca söylemiştir. Gazete ve televizyonlara poz vererek çay içtiler.
Aral: “Biraz radyasyon iyidir.”
Özal: “Radyoaktif çay daha lezzetlidir.”
Cumhurbaşkanı Kenan Evren "radyasyon kemiklere yararlıdır" diyordu


bununla birlikte şu açıklamalrda çok önemlidir;

17 Eylül 1986’da Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Doğu Karadeniz Bölgesi’nden gelen tüm fındıkların Fiskobirlik tarafından satın alınacağı ve bölgeden dışarıya çıkarılmayacağını belirten bir basın açıklaması yayınladı.

Bunu izleyen günlerde, ulusal basında bu kararla ve tepkilerle ilgili şunlar yazılıyordu:

Eylül 18 ­ Milliyet Gazetesi: Tüm fındığa el kondu.

Eylül 19 ­ Cumhuriyet: Fındıkta yasağa sert tepki.

Eylül 19 ­ İzmir Ticaret: Fındıkçılar Aral’ı protesto ediyor.

Eylül 24 ­ İzmir Ticaret: AET’nin istemediği fındık SSCB’ye satılıyor.

Eylül 24 ­ Milliyet: Üretici Evren’e başvurdu.

Eylül 29 ­ Yeni Asır: Aral: Fındık gerekirse imha edilecek.

Eylül 30 ­ Hürriyet Gazetesi: Fındık’ta radyasyon yok.

İki hafta içinde fındık yasağı büyük bir baskı sonucunda kaldırıldı. Bir devlet kuruluşu olan Fiskobirlik üreticilerden fındığı satın alamadı. Ödemeleri iki ay geciktirdi; Ordu’da 41 fabrikada üretim durdu. 5000 işçi işsiz kaldı.

biz yıllarca radyasyonlu çay içmişiz????miktarı az ya da çok saçmalıklarla dolu bir takım açıklamalar yapanların içleri rahat bir şekilde tv. karşısında çay içtiler!!!!

ve Radyoaktif çaylar;
TAEK, Çernobil felaketinin başından beri Karadeniz bölgesinde radyasyon kirliliği olduğunu biliyordu. Buna karşın, ne çay yetiştiren insanlara ne de çayı işleyen fabrikalara resmi bir uyarı gönderilmedi. Devlet kuruluşu olan Çaykur kirliliğe ilişkin ilk bilgiyi Aralık 1986’da almıştır. Çay ürününü alındığı 1986 yılının Mayıs ayı ile Aralık ayı arasındaki 8 ay boyunca insanlar bir uyarı yapılmadan habersiz bırakıldı.

Çoğu kadın olan çay işçileri, hasat zamanında yarı bellerine kadar ıslak çay yapraklarının içinde çalışır, yöre insanı bütün günlük gereksinimleri için yağmur suyundan yararlanır. Bu sekiz ay boyunca işlenen ve paketlenen en kirli çaylar hiçbir koruma önlemi alınmaksızın pazara sürüldü (en yüksek kaliteli çaylar Almanya’da satılarak orada yaşayan Türk işçileri tarafından tüketildi). Çaykur’un denetlenmeye başlandığı Aralık ayından sonra bile, küçük özel fabrikalar normalin altındaki fiyatlarla, bazen kaza öncesine tarihlenmiş sahte Çaykur paketleriyle radyoaktif çay satmayı sürdürdü. Böylece pahalı çaylar da ucuz çaylar da radyoaktifti.

Bir karşılaştırma yapabilmek için, İskandinavya ve bazı diğer Avrupa ülkelerinde 2-3 Mayıs tarihlerinde yağmur suyunun kullanılmaması yönünde tavsiyede bulunuldu. Yağmur suyundaki radyoaktivite düzeyleri öyleydi ki, tüketilseydi Uluslararası Radyasyon Korunumu Komitesi (ICRP) kaza doz sınırlarına bir günde ulaşılacaktı [Batı Avrupa’da Çernobil’in Radyolojik Etkileri, R.H. Clarke¬ NEA Newsletter, Sonbahar 1986, s.9-10].

16 Aralık 1986’da Çaykur Genel Müdürlüğü Çay Paketleme Tesisleri’nde ölçümler yaptı. Not: Harmanlanan çaylar, 15 çuval 1985 ürünü, artı 10 çuval 1986 ürününden oluşuyordu. Harmanlanan çayın ortalaması 30-35 mikro Röntgen’di. Kazadan sonraki 8 ay boyunca Türk çayı denetlenmemişti. Sonra 1986 Aralığında, TAEK çayın 89.000 Bqkg’a kadar radyasyon içerdiğini resmen itiraf etti.

Almanya’daki bir Türk bilim insanı olan Dr. Yüksel Atakan (Fizik Mühendisi) 1990 Nisanında “Çernobil Radyasyonunun Çevre ve İnsanlar Üzerindeki Etkileri” adlı bir çalışma yayınladı. Atakan 101. sayfada şu rakamları vermiştir:

Aralık 17, 1986 Çay Çiçeği 29 530 Bq/kg

“ Altınbaş 10 500 “

“ Rize Çayı 8 350 “

“ Çay Çiçeği 28 970 “

Türkiye’de satın alınmış çaylarda (Almanya’da) yapılan ölçümlerin sonuçları, Haziran 1987’den çeşitli örnekler: 6000-30 000 Bq/kg (toplam Cs).

20 Aralık 1986’da Hürriyet gazetesi Başbakanlık Basın Merkezi’nin açıklamasından alıntı yaparak şöyle diyordu: “Çayı Şimdi İçebilirsiniz¡ Kesin rapor: Demlenince radyasyon etkisini kaybediyor. Günde 20 bardak çay bile zararsız.”

30 Aralık 1986’da TAEK 58.000 ton radyoaktif (12.500-89.000 Bq/kg) çayın gömülerek yok edilmesine karar verdi. Bu karar ancak (alınışından bir yıl sonra ve çay hasadından ise 20 ay sonra) 19 Ocak 1988 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından yürürlüğe girecekti. Çayın miktarı 44.773 tondu. Ağustos’da yeni bir kararda 58.000 tondan söz ediliyordu. Yıllar boyunca o kadar çok çay depolardan çalındı ki yetkililer çayı boyamak zorunda kaldılar.

Radyasyonla kirlemiş çayların bir bölümü ancak yedi yıl sonra gömülebildi ve radyoaktif izotopların sızıntısından kaygı duymak için geçerli nedenler vardır. Radyasyonun havaya yayılmasına yol açacak olan yakma seçeneğinden vazgeçilmişti. Türk halkına içirilen çay 130.000 tonu bulmuştur! O zamanki Cumhurbaşkanı Evren, Başbakan Özal, Bakan Aral ve o sırada TAEK Başkanı Özemre, kamuoyuna çay içmenin tehlikesiz olduğunu defalarca söylemişti. Gazete ve televizyonlara poz vererek çay içtiler. Radyoaktif çayın tüketicisi üzerindeki etkileirnden bu liderler sorumludur.



ve bu haberlerden sonra söylenecek pek bir şey yok çünkü;tv.programları,resmi açıklamalar yetiyor,ayrıca ölen bir çok insanın sorumluluğunu hiç kimse üstlenmiyor,üstelik yaptıkları açıklamalarda da gayet rahatlar...!!
arkadaşın yaptığı açıklamalara bir kaç bilgi daha eklemek istedim...

DrmdrM
30.11.2006, 00:30
çernobil,
ne kadar unutulan ve unutuldukça yine yine kendini hatırlatacak bir felaketti,bugün 20 yıl oldu geçeli,ama izleri artarak hergün yenilerini ekliyor acılarımıza.aslında ne yazık ki,20 yıl sessiz kanserlerin çıkma yada patlama zamanı ...
o gün için devletin paniği anlaşılır değil ,ama tamam,geçti.peki ya bugün...
hala tabipler birliğinin gönüllülerle yaptığı anket ve araştırmaların yayınlanmasına izin verilmemesi,sağlıktan tasarruf gibi saçma zihniyetle ilaçların ödenmemesi...
cahil ve araştırmayan topluma herşeyi,çayı da yutturmak ne kadar kolay oluyor...unutturmak da...

lamekan bawo
30.11.2006, 00:40
canlar benım yaptıgım küçük bir araştırma ve aldığım verıler doğrultusunda ( tabi bu araştırma Turhal daki bir kaç doktor ağabilerimden ) karadeniz bölgesinde 1981 ve 1986 arasında dağan kız çocuklarında bu virüsün izi kalıyor. nasıl diyecek olursanız bundan iki ay önce yaptığım araştırmada genel cerrahi uzmanı bır ağabim bu tarıhde doğan kız çocuklarında rahim bölgesinde bir kitlenin belirdiğini söyledi. ve sorduğumda bu hastalığın neden meydana geldini aynı döneme denk gelen gelen çernobil faciasından bahsetti bu hastalığın çernobil virüsünden kaynaklandığını söyledi, bu sene Turhal bölgesinde bu hastalık tan gelen kız hastalarının sayısının baya bir olduğunu ve cerrahi operasyonla bu kitlenin alındığını söyledi... kitlenin vücuda kalıcı olarak bir sorun cıkardığı söylenmiyor ama cerrahi operasyonla alınmazsa rahim ve cevresi bölgelere baskı yaptığı için kalıcı hastalıklar meydana gelebiliyor muş...

Canan58
30.11.2006, 01:18
Kâzım Koyuncu'nun 33 yaşında kanserden ölmesi bir tartışmayı yeniden alevlendirdi
9010






KARADENİZ'DE ÇERNOBİL HAYALETİ

Karadeniz'de kanser vakalarında patlama yaşanıyor. Halk bunalımda. Karadenizliler bunu 19 yıl önce yaşanan ve halktan gizlenen Çernobil faciasına bağlıyor

Uzmanlara göre ise kanser artışının nedeni Çernobil değil, Karadenizlinin sigara tutkusu. Düzenli kayıt tutulmadığı için de artış iddiası bilimsel bulunmuyor.

Karadeniz, boydan boya ‘hastalıktan olma’ ölüm kokuyor. Karadeniz’in dağlara bir mısır tanesi gibi serpilmiş evlerinden oluşan küçük kasaba camilerinden her gün ‘ölüm nedeni aynı cenazeler’ kalkıyor. Kara ağaçların, fındıklıkların ve çay bahçelerinin aralarında belli belirsiz kalmış mezarlıklar, artık yeni sakinlerini kabul etmekte zorlanıyor. Karadeniz’de hiç kimse, kendilerine ölüm taşıyan bu hastalığı bilinen adıyla anmıyor. Kanser, bu bölgede ‘kötü hastalık’, ‘mek çeşit’ ya da ‘Megal Hivonditun’ olarak adlandırılıyor. Karadenizli, ‘kanser’ kelimesini kullanmamaya çalışarak, çaresizliğinin orta yerine geleneksel bir tedbir koymaya çalışıyor. “Kötülükler dilden uzak olursa, bedenden de uzak olur” diye konuşuluyor.

Çünkü, yakın bir zamana kadar, doğa harikası coğrafyası ve bu coğrafyanın karakterini belirlediği hırçın, deli dolu ancak hakperest insanıyla özdeş Karadeniz, artık bir başka özdeşlik halinin orta yerinde bulunuyor. Karadeniz’de en önemli gündem maddesini kanser oluşturuyor. Trabzonlu Nihat Genç’in anlatımıyla, “Coşkulu türküleri, enerjik rengini kaybediyor ve artık ağıtlar kansere yazılıyor. Çayımız, fındığımız, bulutumuz, suyumuz, horon tepen genç çocuklarımız, ninelerimiz, hepsi bir büyük dünya savaşına girdi. Kansere karşı topyekûn bir meydan savaşı...” Karedeniz, şimdi bu meydan savaşının kırılmakla, kırmak arasındaki ince çizgisinde bir çare arıyor.
Alıntıdır...

Yazık bu kadar ölen kişinin hesabını veren olmadı bu gidişle de veren olmaz zaten... Bu kanser ölümlerinin artışını sigaraya bağlıyorlar bakarmısınız .Türkiyenin heryerinde sigara içiliyor sırf karadenizde değil.
Radyasyon yok deyip bu kadar insan hayatına kast ediliyorsa vay halimize...

Geçenler bir tv programında çayda radyasyon olsa bile bir kişinin ancak yılda 5000 ton çay içtiği vakit etkilenebileceğini bir prof.söylüyor. Yani bu kadar zararsızmış milletle dalga geçer gibi...

deli gönül
30.11.2006, 09:57
Ne yazık ki çernobilin kötü sonuçları ortaya çıkıyor ve biz bunları çok acı bir şekilde yaşıyoruz.Giderek boyutları artacak ve sonraki kuşakları da kapsayan bir felaket haline gelecek.Kanser türleri,genetik bozukluklar,havanın ve suyun kirlenmesi buna bağlı olarak da canlı türlerinin zarar görmesi kaçınılmaz olacak.
Bizim profösörlerimizde ancak oturdukları yerden ahkam keserek bu felakete seyirci kalmaya devam edecekler.Ne zaman ki içlerinden birinin canı yanacak o zaman harekete geçecekler ama iş işten geçmiş olacak.:mad:

suyunsesi
01.12.2006, 04:51
Nükler enerjinin korkunç yüzü çernobil kazasından sonra radyoaktif taşıyan bulutlar bir çok ülkeden sonra ülkemizede ulaşmiştır.
Bu ülkeler önüne geçebildikleri kadarıyla halkına karşı önlem alırken en basit örnek o günlerdeki yağan yağmurdaki otları hayvanlarına dahi yedirmezken ülkemizde yeterli bilgiyi halkına vermeyen hükümet halkımızın gözünün içine baka baka halkını ölümlere sakat doğumlara sürükleyip büyük bir suç işlemiştir...bugün hala nükler sızıntılara raslamak mümkündür.
Bu tahribatın nedenli bir felaket olduğu ortadadır.Karadeniz bölgesi ve hopa civarı burada en büyük yarayı almiştır.Hamile kadınlarımızın kandolaşımını ve solunumunu etkilediği için anne rahmine düşen cenin tutunamaması düşüklere yol açmaktadır.
dİrenmeye çalişan ceninin durumu dahada acıdır. gözlerini dünyaya açtığında elsiz kolsuz parmaksız bacaksız ayaksız vs doğmaktadır.
Bunların katili hükümet ve onun temsilcisi bakan yalanlar söyleyip televziyonlara
çıkıp radyonsuz çayını yudumlayıp bakın çaylarımızda radyason yok olsa ben içermiym deyip çaydan vaz geçemeyen çay tiryakisi olan halkımızı çay içmeye yönlendirmiştir.
Sorun gün geçtikçe dahada ciddi bir hal alıp bunun üstü kapatılmıştır.
Bariz örneklerinden sanatçı Volkan Konak sevgili babasını can dostu Kazım Koyncuyu ve çok sayıda akrabalarını kanserden kaybetmiştir.
Bugün utanç verici bir ört basla bu kanser hastalıklarının sakatlıkların ölümlerin
üzeri örtülmektedir.
Utanmadan ölümler çernobilden değil sigaradan denilmektedir.
oysaki halen radyoaktif var olduğunu söyleyen araştırmacı kurumlar bugün sinsice insanları etkileyen radyasonun 20 yıl sonra bile bazı çaresiz kötü huylu tümörlere yolaçabileceğini söylemektedirler.
bunun üzerine bu acıları en derinden yaşayan sanatcımız Volkan Konak isyan edip karadenizde kanser tarama merkezi kurulmasını istiyerek bu işin peşini bırakmayacağını söylemektedir.
Bizlerde birey olarak Volkan Konağa gerkli desteği verip kamuoyu oluşturup demokratik kitle kuruluşlarını harekete geçirelim.

slush
01.12.2006, 17:37
çernobil,
ne kadar unutulan ve unutuldukça yine yine kendini hatırlatacak bir felaketti,bugün 20 yıl oldu geçeli,ama izleri artarak hergün yenilerini ekliyor acılarımıza.aslında ne yazık ki,20 yıl sessiz kanserlerin çıkma yada patlama zamanı ...
o gün için devletin paniği anlaşılır değil ,ama tamam,geçti.peki ya bugün...
hala tabipler birliğinin gönüllülerle yaptığı anket ve araştırmaların yayınlanmasına izin verilmemesi,sağlıktan tasarruf gibi saçma zihniyetle ilaçların ödenmemesi...
cahil ve araştırmayan topluma herşeyi,çayı da yutturmak ne kadar kolay oluyor...unutturmak da...

Böyle durumlarda insanların devlete ihtiyacı vardır... Yapılması gereken çerbonilden radyasyonlu bulutlardan yagan yagmurla büyüyen sebze meyve ve balıkları tüketilmemisini saglamak ve imha etmek ve halkı ordan tahliye etmektir... Bunun nedeni yapmadigini yukarda anlattim mantik çok basit nasil olsa bunlardan çok var karadenizdeki ortalama insan ömrü 58 yasına düşmüştür.

20 yil gecmesine ragmen anli sanli partiler su anda mecliste olanlar nicin siz bu halka neden radyosyan maruz biraktiniz neden ab satamadığınız radyoslun fındıkları ilkokul öğrencilere ve askerlere dağıttınız diye araştırma yapmamistir...

Şırnakta askerlik yapanlar bilir.. Sıcak temas olmus helikopter istenmiş ama helikopter gönderilmemiş. Sebebide her ana bir mehmetçik doğrur ama her ana bir helikopter alamaz... milyon dolarlik Helikopterin düsürülme korkusu...

Karadenizde radyasyona maruz birakilanlar ve radyosunlu cay içen, fındık yiyenler anası helikopter alamayanlardır...

Öyleki anası helikopter alamayanların ödedikleri primlerde fazla degildir ama kanser ilaçları pahalli . Radyosonlunun tüm odedigi pirim bir yillik kanser tedavisini ancak karşılar, eh bide bu sigortalı üzerine kayıtlı çocuk ve eşte kanserse ... Simdi bütçeyi neden fazla açık vermeye zorlayalim her tedavi olanin da yaşayacagi garantisi yok.. deyip kaderlerine teslim edilmislerdir...

1402 yi icine sindirenler üniversitelerde kalmistir. Kendi universitesine sahip çıkamayan liseye dönüşen üniversitelerin böööyüük bilim adamlaları (!?) sistemden yana tavir alması da hiç sasirtici olamasa gerek...ODTÜ haric.

Bu olayi sadece o donemle sinirlamakta iyimserliktir...

Kus gribine bakalim, Olen kanatli hayvanin kus gribinden mi yoksa baska bir sebepten dolayi mi öldügünü bilmeyen ve analiz için ingiltereye gönderene sözde bilim adamlarimiz insanlara tavuklarin haslanip yemesini tavsiye ediyorlar, böylelikle Kus gribi olsada virus öldürülmüs olacak onlara göre. sanki bir deney yapmislarda daha onceden ...Amac burda tavuk endustrisinin ayakta durmasi bunun icin mallarinin satilmasidir... Etin kilosu 18ytl tavugun kilosu 3,5ytl bu rakamlarda anlasilacagi gibi tavuk yiyen kesiminin kim oldugunu tahmin etmek zor olmasa gerek...


Bunlar bilinenler olayda devletin yaptıkları peki bilmediklerimiz?

Çernobilde susuldu, Deli Dana çıktı , Deli danada tepki gelmedi Kuş gribi çıktı tepkisiz olundukça genel halk sagligindan degil vahsi kapitalistlerden yana tavir alacaktir devlet ve her 20 sene sonrası susulan hastaliktan ölenler olacaktır..

yurata
02.12.2006, 02:43
çarnobil karadeniz vurdu bu doğru. patron uşağı (aynı zamanda patron) siyasetçiler bir şey yok dedi bu da doğru. nice kazım koyuncu gibi genç insanlar öldü ve bir o kadarıda sakat kaldı.
ukraynada patlayan santral gene biz emekçilerin başına patladı ve dünyada bir tek teslim olmayan işçilerin devleti latin amerikanın aklı küba radyasyona maruz kalan insanlara yardım elini uzattı.tüm ekonomik zorluklara ve ambargoya rağmen.
bilinçli ve insanların yararına örgütlenmiş (kar elde etmek emcıyla değil) bir sağlık sistemi bize ne kadar haklı ve ne kadar meşru bir iş yaptığımızı bir kez daha gösterdi ve bir kez daha kübalar yaratmak için içimizde yanan o ateşi alevlendiri.
örnek olsun diye söylüyorum abd de filedelfiyayı(ingilizce nasıl yazıldığını bilmiyorum) vuran tayfundan sonra abd ye insani yardım istermisiniz diye çağrıda bulunmuştu.
ayrıca tüm latin amerika, afrika ve asyalı gençler sağlık eğitimi veriyor ve bir çok ülkede sağlık ekipleri buluınuyor.

crewchif
03.12.2006, 17:57
bilmiyormusunuz arkadaşlar sağlık bakanı açıkladı kanserin sebebi orada çaylar değilmiş. sigaraymış

dare_goze
03.12.2006, 21:37
Türkiye'nin Trakya Bölgesi 26 Nisan 1986 tarihinde meydana gelen Çernobil Nükleer Santral kazasından, kazadan bir hafta sonra, 3 Mayıs 1986 tarihindeki sağanak yağmur nedeni ile etkilenmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesinin etkilenmesi ise 7-9 Mayıs tarihlerinde olmuştur. Kazanın ilk etkileri 30 Nisan 1986 günü ülkemizin kuzey-batı (Trakya) bölgesi ve Karadeniz kıyılarında çevresel doğal radyasyon düzeylerindeki yükselmeler ile gözlenmiştir....

LaDY
25.04.2007, 21:32
Çernobil Nükleer Santralı’nda ortaya çıkan kazaya, her biri 1.000 megavat (mW) gücünde dört reaktördeki tasarım hataları ile reaktörlerden birinde güvenlik sisteminin devre dışı bırakıldığı bir sırada deney yapılması yol açtı.

Deneyin yapılacağı 25 Nisan 1986’da önce reaktörün gücü yarıya düşürüldü, ardından da acil soğutma sistemi ile deney sırasında reaktörün kapanmasını önlemek için tehlike anında çalışmaya başlayan güvenlik sistemi devre dışı bırakıldı.26 Nisan günü saat 01:00’i biraz geçe teknisyenler deneyin son hazırlıklarını tamamlamak üzere ek su pompalarını çalıştırdılar. Bunun sonucunda gücünün yüzde 7’siyle çalışmakta olan reaktörde buhar basıcı düştü ve buhar ayırma tamburlarındaki su düzeyi güvenlik sınırının altına indi.Normal olarak bu durumda reaktörün güvenlik sistemine ulaşması gereken sinyaller de teknisyenler tarafından engellendi. Su düzeyini yükseltmek için buhar sistemine daha fazla su aktarıldı ve saat 01:23’de deneyin fiilen başlatılması için koşulların oluştuğuna karar verildi. Deneyin amacı, reaktörün çalışması ansızın durdurulduğunda, buhar tirbünlerinin daha ne kadar süre çalışmayı sürdüreceklerini ve böylece ne kadar süre acil güvenlik sistemine güç sağlayabileceklerini öğrenmekti. Geri kalan öteki acil güvenlik sinyali bağlantılarını da kestikten sonra türbinlere giden buhar akışı durduruldu. Bunun sonucunda dolaşım pompaları ve reaktörün soğutma sistemi yavaşladı. Yakıt kanallarında ani bir ısı yükselmesi görüldü ve yapım özellikleri nedeniyle reaktör tümüyle denetimden çıkmış oldu. Tehlikeyi farkeden teknisyenler reaktörün durdurulmasını sağlamak amacıyla bütün denetim çubuklarını derhal sisteme sokmaya karar verdiler. Ama aşırı derecede ısınmış bulunan reaktörlerde saat 01:24’te yani deneye başlanmasından bir dakika sonra iki patlama oldu. Bu patlamanın ayrıntıları tam olarak bilinememekle birlikte, denetim dışı bir çekirdek tepkimesinin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.Üç saniye içinde reaktörün gücü %7’den %50’ye fırladı. Yakıt parçacıklarının soğutma suyuyla karşılaşması, suyun bir anda buhara dönüşmesine yol açtı. Oluşan aşırı buhar basıncı reaktörün ve santral binasının tepesini uçurdu. Reaktördeki zirkonyum ve grafitin yüksek sıcaklıktaki buharla karşılaşması sonucu oluşan hidrojen yanarak bütün santralı ateşler içinde bıraktı.

11421
Çernobil 4. reaktörün felaketten sonraki durumu

LaDY
25.04.2007, 21:38
Nükleer kalıntıların ürettiği radyoaktif bulut patlamadan sonra tüm Avrupa üzerine yayılmış ve Çernobil'den yaklaşık 1100 km uzaklıktaki İsveç Formsmark Nükleer Reaktöründe çalışan 27 kişinin elbiselerinde radyoaktif parçacıklara rastlanmış ve yapılan araştırmada İsveç'teki reaktörün değil Çernobil'den gelen parçacıklar olduğu tespit edilmiştir.

Aynı şekilde İngiltere'nin Galler bölgesinde kazadan iki hafta sonra saptanan yüksek radyoaktif nedeniyle yeşil alanlara koyun ve sığırların girişi engellenmiştir.

Araştırmalarda ilk yıl doz açısından en fazla Avrupa ülkesi Bulgaristan olarak belirlenmiş. Sıralama açısından ise şemada yer alan ülkeler doz sırasına göre şu şekilde sıralanmıştır:[1]

*Bulgaristan
*Avusturya
*Yunanistan
*Romanya
*Finlandiya
*Yugoslavya
*Çekoslavakya
*İtalya
*İsviçre
*Polonya
*USSR
*Macaristan
*Norveç
*Demokratik Alman Cumhuriyeti
*Türkiye
*İsveç
*Federal Almanya
*İrlanda
*Lüksemburg
*İsrail
*Kıbrıs
*Fransa
*Hollanda
*Belçika
*Danimarka
*İngiltere
*Suriye
*Çin
*Japonya
*İspanya
*Hindistan
*Portekiz
*ABD
*Kanada

11422

Çernobil felaketinden sonra radyoaktif Sezyum-137'nin serpintisinin yayıldığı alanın haritası. Copyright J.Smith and N.A. Beresford, "Chernobyl: Catastrophe and Consequences" (Praxis, Chichester, 2005). Aynı zamanda Bknz. animasyon harita radyoaktif caesium-137 serpintisiyle ilgili, Fransız Institut de radioprotection et de sûreté nucléaire tarafından hazırlanan harita

LaDY
25.04.2007, 21:54
11426
çok ana ağladı ardından Çernobilin hala ağlamakta ve ağlayacak...

11427
çok ev dağıldı talan oldu...


11424
Çernobilden sonra, bebeler böyle doğar oldu...

11425
Çernobil daha çok can alacak...

11423

3 nolu reaktörün kontrol panelinde görevli memurlar...
Bu reaktör, 15 Aralık 2000'de kapatıldı ve çevreciler derin bir nefes aldı...

reaktör kapatıldı peki yetti mi? yarın 21.yılı doluyor patlamanın, sadece patlama da mı can gitti... ya onca yıldır yitirilenler... peki ya doğa... nesli tehlikeye giren hayvanlar, yok olan bitkiler... kim verecek toprak anaya hesabı?

LaDY
25.04.2007, 22:01
**Eski Sovyetler Birliği'nin Ukrayna ve Beyaz Rusya sınırındaki ormanlar ve terk edilmiş köylerin bulunduğu bölge geyik, kunduz, porsuk, vaşak, bizon gibi hayvan türlerinin ve beyaz kuyruklu deniz kartalı, kara leylek, yeşil turna gibi 270 tür kuşun barındığı Avrupa'nın en zengin doğal yaşam alanlarından biri.

Böylesi bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapan yer, kuşkusuz milli park olarak korunmaya alınabilir. Ancak asıl şaşırtıcı olan, bu muhteşem doğal güzelliklere sahip alanın, 1986 yılındaki kazanın başrolünü üstlenen Çernobil Nükleer Santralı'nın çok yakınındaki "ölüm bölgesi"nde yer alması...



**Çernobil'den yayılan radyoaktif bulut kümeleri Avrupa'ya doğru yöneldi ve birçok yeri olumsuz etkiledi. Dolayısıyla, besin zinciri de bu durumdan payını aldı. Bu etkinin 50 yıl sürmesi bekleniyor. Bugün bile Bavyera Ormanları'nda yaşayan geyikler ve yaban domuzlarında yüksek radyoaktiviteye rastlandı. Dahası, Galler ve İskoçya'daki koyunlar için de durum aynı. 1986 yılında Avrupa'daki bakanlar, bu koyunları bir süre kontrol altında tutmaya karar vermişlerdi. Araştırmalardan çıkan sonuca göre, 10 ile 15 yıl arasında durum değişmeyecek. Ancak iyi bir haber de var; doğanın kendisini yenileme mekanizması o kadar iyi çalışıyor ki, 50 yıl içinde Rusya'da yetişen bir mantarı yemek çok da zararlı olmayacak.



**Bir başka Çernobil mi?
Bilim adamları, Rusya'nın kuzeybatısında yer alan Deniz Kuvvetleri'ne ait Murmansk limanının ikinci bir Çernobil'e dönüşebileceği konusunda uyarılarda bulunuyorlar. Rusya'nın ekonomik çöküşüyle birlikte, donanma gemileri ve denizaltıları emekliye ayrıldı. Nükleer güçle çalışan düzinelerce araç, reaktörlerinden ve radyoaktif yakıtlarından arındırıldı. Ancak bunlar 500.000 nüfuslu kentin çok yakınında depolanıyor. Rus yetkililer bilgi vermek konusunda çekingen davranırken, Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın verdiği bilgilere göre, 150'ye yakın reaktör Murmansk'ta bekletiliyor. Sorun gün geçtikçe daha ciddi bir hal alıyor. Çünkü, Rusya'nın bu başlıkları ve atıkları doğaya zarar vermeden yok edebilecek bir bütçesi yok. Moskova'daki yetkililer, bu durumdaki nükleer maddelerle ilgili kaygının yersizliğini savunuyorlar. Sorumluluğun Rus hükümetinde bulunduğunu ve bu durumu kaldırabilecek güçte olduğunu iddia ediyorlar.