garcia
29.11.2006, 22:38
arkadaşlar aşağıda okuyacağınız haber.gazeteci can dündar'ın yayınlanan bir yazısından alınmıştır.ülkemizde ve dünyanın bütün ülkelerindeki sivil-faşist örgütlenmelerde olduğu gibi,ülkemiz faşistleride emperyalizm ve siyonizm tarafından beslenmektedir.onların''milliyetçilik'' adı altında yatan zihniyetin hizmet ettiği şey budur.emperyalizm sömürgesi altında bulunan ülkelerde gelişecek,bir toplumsal hareketlenmeye karşı,resmi devlet ideolojisi haline gelen faşizme destek olacak bir ''sivil'' kontra örgütlenmesine ihtiyaç duyar.dünyanın bir çok ülkesindeki resmi ve sivil faşist kontra güçleri bizzat cıa tarafından organize edilir.aynı durum bu gün,toplumsal muhalefetin yüksek oduğu latin amerika ülkesi olan kolombiya'dada söz konusudur.bu gün kontracı para militer kuvvetler,birer cinayet şebekesi olarak on binlerce muhalifi katletmiştir.ülemizdeki faşistlerde abd emperyalizmiyla arayı sıcak tutup,bu güne kadar abd emperyalistlerinin hiç bir icraatine tepki vermemişlerdir,göstermelik bile olsa.onların vatan dediği şey,kapitalizmin yasaları ve abd emperyalizmi ve onun ortadoğudaki sadık köpeği israildir.ilginç değilmi arkadaşlar?devrimciler filistin halkıyla dayanışma içerisinde olurken 80 öncesi,filistin halkına karşı katliamlar düzenleyen,bu uğurda hiçbir sınır tanımayan çocukları katleden israil devletinin mhp ye yardımı herhalde aynı yöntemleri kullandıklarından olsa gerek.''vatan'' ''millet'' edebiyatına sığınan amerikanın ve siyonizmin uşağı faşistlerin maskesini düşürelim
Bülent Ecevit, vefatından önce Rıdvan Akar ve Can Dündar'a ilginç açıklamalar yapmış, konuya ilişkin özel arşivini de açmıştı. Ecevit'in; Akar ve Dündar'a gösterdiği 6 Ağustos 1980 tarihli istihbarat raporuna göre, MHP'li militanlar İsrail'de gerilla eğitimine katılıyor, İsrail MHP'ye yılda 3 milyon dolar yardımında bulunuyormuş
5 Kasım Pazar günü kaybettiğimiz ve geçen hafta sonu görkemli bir törenle 'Devlet Mezarlığı'na defnedilen eski başbakanlarımızdan Bülent Ecevit, hiç kuşkusuz, 'derin devletle en fazla uğraşan siyasi' olarak tarihimize geçti. Bu konuda bir simge demek herhalde yanlış olmaz.
Vefatından önce, Rıdvan Akar ve Can Dündar'a bu konuda önemli açıklamalarda bulunan Bülent Ecevit, özel arşivini de açmıştı. Özel arşivi arasında yer alan 'istihbarat raporları ve bilgi notları' oldukça dikkat çekiciydi. Özellikle 1979-1980 yıllarına ait bu istihbarat raporları
ve bilgi notları, derin devlete ilişkin önemli bilgiler içeriyor. Rıdvan Akar ve Can Dündar, yakında İmge Yayınları'ndan çıkacak kitaplarında, topladıkları bu rapor ve bilgi notlarının üç tanesini bizimle paylaştı.
İstihbarat raporlarından birincisi; 1978'de, Balgat'ta dört kahvehanenin taranarak beş kişinin öldürülmesi ve İsa Armağan'ın cezaevinden kaçışı ile ilgili. Diğeri ise sıradanmış gibi görünen, ancak etkileri nedeniyle oldukça önemli olan Süleyman Demirel'in Suudi Arabistan ziyareti planı ve konuya ilişkin dönemin FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) Büyükelçisi Abu Firas'ın (Ribhi Halloum), MHP'ye yönelik açıklamaları. Üçüncüsü ise 'Gizli, Kişiye Özel' damgalı olan ve Necdet Uğur imzalı bilgi notu. Bu bilgi notu da oldukça önemli, çünkü bir belgede, belki de ilk kez 'Urfa'da Apocu örgütlenme'den söz ediliyor.
BİR KAÇIŞ VE ETKİLERİ
İsa Armağan, ismini, Balgat'ta 10 Ağustos 1978'de dört kahvehanenin taranarak beş kişinin öldürüldüğü katliamla duyurmuştu. Saldırının ardından İsa Armağan, Mustafa Pehlivanoğlu, Naim Yanık ve Mehmet Varmı yakalanarak yargılandı. Armağan ve Pehlivanoğlu idam cezasına çarptırıldı. Armağan ve Pehlivanoğlu, Mamak Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı. 12 Eylül darbesinden sonra yakalanan Pehlivanoğlu, 7 Ekim 1980'de idam edildi. 1992'de Almanya'da yakalanan Armağan'sa 30 Mayıs 1995'îe iade edildi. Aftan yararlanan Armağan, 2002'de salıverildi.
Konuya ilişkin, 28.07.1980 tarihli, 'Gizli, Kişiye Özel' ibareli, "İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu'nun Kaçışı Konusunda Not" başlıklı istihbarat raporunun, "Kaçırılma Olayı ile İlgili Bazı Gerçekler" maddesinde şu bilgilere yer veriliyor: "İki saatte bir nöbet değiştirilmesi gerekirken, olay günü yalnızca İki kişi nöbet tutmuştur. Birinci nöbetçi sabah 07:00'den 13:00'e kadar, ikinci nöbetçi de saat 13:00'ten gece saat 21:00'e kadar nöbet tutmuştur. Yapılan incelemede bu iki nöbetçinin olaydan sonra kaçtıkları ve geceyi dışarıda geçirdikleri anlaşılmaktadır. Bu iki nöbetçi, ertesi günü saat 16:30'da dönmüşler. Dönüşlerinde, içinde sivil iki elbise bulunan bir bohça görülmüş, sorulduğunda bunların dışarıda giydikleri sivil elbiseleri olduğunu söylemişler. Nöbetçi Amiri Yüzbaşı Hasan Mesçi'nin sicilinde güvenilmez olduğu belirtilmiş. Olaydan sonraki ifadesinde kendisine sorulmadan ve gerekçe göstermeden kaçışın MHP tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu ileri sürmüştür. Tavan deliğinin dışarıdan açıldığı anlaşılmaktadır. Delikten çıkıldıktan sonra tavan arasına gidilmektedir. Buradan binaya geçebilmek için mutlaka kapıdan geçmek gerekmektedir. Tutukluların kaldığı yerin alt katında yemekhane bulunmaktadır. Yemekhanenin mutfağından dışarıya bir servis kapısı açılıyormuş, olay gecesi kapıyı açmak amacıyla bir kompresör sabah saat 03.30'a kadar çalıştırılmıştır. Karargâh içinde de arabayla kaçırılma olasılığı çok yüksek. (...) Kaçırılışın askeri elbise giydirilerek "gerçekleştirildiği anlaşılıyor." Raporun, "Olayın Beklenen Bazı Etki ve Sonuçları" maddesinde ise şöyle deniliyor: "Sağ eylemcilere, 'Suç İşleyin, nasılsa bir tehlike yok, gücümüzü görüyorsunuz' denilecektir. Kahramanmaraş davası büyük olasılıkla etkilenecek ve kararlar belki de ertelenecektir. MHP'nin ve sağcıların hedefi haline gelen Ankara Sıkıyönetim Komutanı'nı yıpratmak ve değiştirilmesine ortam hazırlamak. Sol eylemcilerin idamını Meclislerde görüştürerek CHP'yi güç durumda bırakmak."
ilgili yazı www.candundar.com adlı siteden alınmıştır.
Bülent Ecevit, vefatından önce Rıdvan Akar ve Can Dündar'a ilginç açıklamalar yapmış, konuya ilişkin özel arşivini de açmıştı. Ecevit'in; Akar ve Dündar'a gösterdiği 6 Ağustos 1980 tarihli istihbarat raporuna göre, MHP'li militanlar İsrail'de gerilla eğitimine katılıyor, İsrail MHP'ye yılda 3 milyon dolar yardımında bulunuyormuş
5 Kasım Pazar günü kaybettiğimiz ve geçen hafta sonu görkemli bir törenle 'Devlet Mezarlığı'na defnedilen eski başbakanlarımızdan Bülent Ecevit, hiç kuşkusuz, 'derin devletle en fazla uğraşan siyasi' olarak tarihimize geçti. Bu konuda bir simge demek herhalde yanlış olmaz.
Vefatından önce, Rıdvan Akar ve Can Dündar'a bu konuda önemli açıklamalarda bulunan Bülent Ecevit, özel arşivini de açmıştı. Özel arşivi arasında yer alan 'istihbarat raporları ve bilgi notları' oldukça dikkat çekiciydi. Özellikle 1979-1980 yıllarına ait bu istihbarat raporları
ve bilgi notları, derin devlete ilişkin önemli bilgiler içeriyor. Rıdvan Akar ve Can Dündar, yakında İmge Yayınları'ndan çıkacak kitaplarında, topladıkları bu rapor ve bilgi notlarının üç tanesini bizimle paylaştı.
İstihbarat raporlarından birincisi; 1978'de, Balgat'ta dört kahvehanenin taranarak beş kişinin öldürülmesi ve İsa Armağan'ın cezaevinden kaçışı ile ilgili. Diğeri ise sıradanmış gibi görünen, ancak etkileri nedeniyle oldukça önemli olan Süleyman Demirel'in Suudi Arabistan ziyareti planı ve konuya ilişkin dönemin FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) Büyükelçisi Abu Firas'ın (Ribhi Halloum), MHP'ye yönelik açıklamaları. Üçüncüsü ise 'Gizli, Kişiye Özel' damgalı olan ve Necdet Uğur imzalı bilgi notu. Bu bilgi notu da oldukça önemli, çünkü bir belgede, belki de ilk kez 'Urfa'da Apocu örgütlenme'den söz ediliyor.
BİR KAÇIŞ VE ETKİLERİ
İsa Armağan, ismini, Balgat'ta 10 Ağustos 1978'de dört kahvehanenin taranarak beş kişinin öldürüldüğü katliamla duyurmuştu. Saldırının ardından İsa Armağan, Mustafa Pehlivanoğlu, Naim Yanık ve Mehmet Varmı yakalanarak yargılandı. Armağan ve Pehlivanoğlu idam cezasına çarptırıldı. Armağan ve Pehlivanoğlu, Mamak Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı. 12 Eylül darbesinden sonra yakalanan Pehlivanoğlu, 7 Ekim 1980'de idam edildi. 1992'de Almanya'da yakalanan Armağan'sa 30 Mayıs 1995'îe iade edildi. Aftan yararlanan Armağan, 2002'de salıverildi.
Konuya ilişkin, 28.07.1980 tarihli, 'Gizli, Kişiye Özel' ibareli, "İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu'nun Kaçışı Konusunda Not" başlıklı istihbarat raporunun, "Kaçırılma Olayı ile İlgili Bazı Gerçekler" maddesinde şu bilgilere yer veriliyor: "İki saatte bir nöbet değiştirilmesi gerekirken, olay günü yalnızca İki kişi nöbet tutmuştur. Birinci nöbetçi sabah 07:00'den 13:00'e kadar, ikinci nöbetçi de saat 13:00'ten gece saat 21:00'e kadar nöbet tutmuştur. Yapılan incelemede bu iki nöbetçinin olaydan sonra kaçtıkları ve geceyi dışarıda geçirdikleri anlaşılmaktadır. Bu iki nöbetçi, ertesi günü saat 16:30'da dönmüşler. Dönüşlerinde, içinde sivil iki elbise bulunan bir bohça görülmüş, sorulduğunda bunların dışarıda giydikleri sivil elbiseleri olduğunu söylemişler. Nöbetçi Amiri Yüzbaşı Hasan Mesçi'nin sicilinde güvenilmez olduğu belirtilmiş. Olaydan sonraki ifadesinde kendisine sorulmadan ve gerekçe göstermeden kaçışın MHP tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu ileri sürmüştür. Tavan deliğinin dışarıdan açıldığı anlaşılmaktadır. Delikten çıkıldıktan sonra tavan arasına gidilmektedir. Buradan binaya geçebilmek için mutlaka kapıdan geçmek gerekmektedir. Tutukluların kaldığı yerin alt katında yemekhane bulunmaktadır. Yemekhanenin mutfağından dışarıya bir servis kapısı açılıyormuş, olay gecesi kapıyı açmak amacıyla bir kompresör sabah saat 03.30'a kadar çalıştırılmıştır. Karargâh içinde de arabayla kaçırılma olasılığı çok yüksek. (...) Kaçırılışın askeri elbise giydirilerek "gerçekleştirildiği anlaşılıyor." Raporun, "Olayın Beklenen Bazı Etki ve Sonuçları" maddesinde ise şöyle deniliyor: "Sağ eylemcilere, 'Suç İşleyin, nasılsa bir tehlike yok, gücümüzü görüyorsunuz' denilecektir. Kahramanmaraş davası büyük olasılıkla etkilenecek ve kararlar belki de ertelenecektir. MHP'nin ve sağcıların hedefi haline gelen Ankara Sıkıyönetim Komutanı'nı yıpratmak ve değiştirilmesine ortam hazırlamak. Sol eylemcilerin idamını Meclislerde görüştürerek CHP'yi güç durumda bırakmak."
ilgili yazı www.candundar.com adlı siteden alınmıştır.