Orijinalini görmek için tıklayınız : Ayrimcilik Ve IrkÇilik Üzerİne


sendiren
12.12.2006, 11:10
AYRIMCILIK VE IRKÇILIK ÜZERİNE




Irkçılık ve ayrımcılığın temelinde farklıkların ve kimlik sorununun olduğunu vurgulayarak başlamalıyız.Bu farklılıkların ucundaki makasın açılmasıyla ırkçılık,milliyetçilik ve en sonuçta ayrımcılık ortaya çıkmaktadır.Ama baştan belirtmeliyiz ki,bu makasın ucunun açılmasının temelinde yine farklılıkların kaşınmasının siyasal ve ekonomik nedenlerini de irdelemek gereklidir.Ama buraya geçmeden önce,daha önce de ele aldığımız gibi kimlik tanımını yapmalıyız.Ki biz bunu daha önceki bir makalemizde(Kimlik sorunu,Anadolu ve Dersim adlı makale.Bkz. Sendiren) yapmıştık.O makaledeki kimlik tanımından başlayarak ilerlemekte yarar var.

“ Peki, kimlik nedir?
Kimlik,kimden gelmektedir.Bir şeyin kendini anlamlandırma,adlandırma ve tanımlandırmasıdır.Bir şey kendi başına , tek başına hiçbir şeydir.Ancak başka şeylerin varlığında bir anlam ifade etmektedir.Bu anlamıyla toplumsallık ve yaşamın kendisinde diğer varlıklarla karşılaştırıldığında ve farklılaştığında anlamlı olan bir olgudur.İnsanın kimlik sorununa geçip açmaya çabalayalım.
Önce insan bir şeydir,maddedir.Canlı bir maddedir,hareket eden bir canlıdır.Diğer canlılardan farklıdır ve bir türdür insan.İnsan neslinin çoğalmasını sağlayan tür olarak insandan cins olarak iki temel cins vardır.Kadın ve erkek.İnsan kimliğinin ardından cins olarak kimlik tanımı başlar.Yaşanılan maddi çevrenin kendisine kazandırdığı özellikler ile anlamlı olan çevresel bir kimliği vardır.Coğrafi ve çevresel bir kimlik.Yaşanılan coğrafya ve toplumsal çevre belirleyicidir bu kimlik tanımında.Ardından,yaşadığı coğrafyada birlikte yaşadığı insanların kendilerini madden ve manen üretme biçimleriyle ayırt edilen kültürel kimliği vardır insanın.Tarihsel ve toplumsal bir bütünlüğe ve devamlılığa işaret eder bu kimlik .Burada Bitmez.Bu kültürel kimlik içinde ,üretim süreci içinde konumlandığı yere karşılık gelen bir sınıfsal kimliği vardır.Sınıf içinde yürütmüş olduğu etkinliğe göre kendini tanımlama ve örgütlenme tercihiyle ideolojik bir kimliğe;bu kimliğin uygulanması tercihlerine araç ve yöntemlerine göre siyasal bir kimliğe sahiptir.Bu siyasal kimliği hangi etkinlik ve örgütlülük içinde kullanıyor ise örgütsel kimliğe;çevresi içindeki aktivite ve bireysel yetenekler ile de en üst noktaya bireysel bir kimliğe sahiptir.
Bireysel kimlik,kendinden önceki kimliklerin toplamı olmakla birlikte onlardan farklıdır.(Aksi durumda her birey aynı olurdu tek bir makineden çıkmış gibi)Bu açıdan birey kimliklerinin toplamını bütün boyut ve aşamalarıyla kendinde gerçekleştirebildiği oranda kimlik sahibi olur.Bunu başaramayan birey de ya da bu boyutlardan veya aşamalardan birinde ki ya da bir kısmındaki eksiklik ya da zincir parçalanmasında birey eksik kimlikli olur.Zaten buda nihayetinde kimliksizlik demektir.Kimlik doğal olarak doğuştan gelen kimi boyutları yanında edinilen,kazanılan bir şeydir.Yaşamın doğal akışkanlığı ve hareketi içinde diyalektik olarak hareket halindedir,durağan değildir.Etkilenir,etkiler-değişir,değiştirir-dönüşür,dönüştürür....”(Sendiren)
Kimlik sorunu yani tek tek bireylerden başlayarak toplumsal olarak farklılaşma sorunu sorunun aslında tam da özünü oluşturmaktadır.Bu farklılıkların politik ve ekonomik çıkarlar ile bağlantılı olarak kullanılması ve bunu ekonomik-politik çıkarlar uğruna kullanılması durumudur ayrımcılık-ırkçılık.Sorunun nedenleri bölümüne gerçekte hele de emperyalist kapitalizm çağında kaş,göz,ten vs renklerini koymak ve bunu ırkçılık-ayrımcılığın temeli gibi görmek,gerçekte sorunu dar bir çerçevede ve doğru görememektir.Zira bu farklılıklar çağlar boyu süregelmiştir.Elbette ki bu etken olmuştur en azından ırkçılığı ve ayrımcılığı körüklemek bağlamında.Ama emperyalist-kapitalist ekonomik ve siyasal düzen giderek bu farkları örneğin dil,din,ırk,sınır,kültürel farklılıkları ortadan kaldıracak kadar küreselleşmiş iken bu ayrımların kaynağını doğru ortaya koymak gereklidir.Amerikalıların daha doğrusu öncülleri olan Avrupalı işgalcilerin Amerika’da yerli halkları kıyımdan geçirmesi sadece bu basit ayrımcılık mantığıyla açıklanabilir mi?Ya da bugün Türk işgalci güçlerinin ve egemenlerinin gerek güney,gerek kuzey ve gerekse de doğu Kürdistan politikasına yön verenin sadece yine bu basit ayrımcılığa indirgenmesi doğru mudur?Kesinlikle hayır.
Öte yandan savaşların nedenlerini de bu basit ırk ayrımcılığına indirgemek kesinlikle doğru değildir.Zira savaşların nedeni sınıfsal çıkarlardır.Egemenlik sorunudur.Meşhur filozof Clauswist savaşı aynen şöyle tanımlamaktadır:”Savaş politikanın silahlarla sürdürülmesidir.”Bu tüm diğer savaşlarda olduğu gibi dünya savaşları ve liderleri içinde geçerlidir.Dünya savaşlarını ve liderlerini basit ırk ayrımcılar gibi gösterip onları günah keçisi yapıp işin özünde yatan sınıf savaşımını ve emperyalist çıkarları göz ardı etmek ya da bunu bu şeklide değerlendirmek tamda emperyalist burjuvazinin çıkarlarına hizmet etmektedir.Bir kaç deli dolunun,aklını yitirmişin hezeyanlarıyla dünya savaşları olmamıştır ya da Yahudi düşmanlığı değildir sadece.Görünen yüzün altındakilere diyalektik bütünlük ile bakılmaz ise,felsefi-teorik-politik-pratik yanlışlara düşülmesi kaçınılmazdır.
Gerek öncesinde ve gerek sonrasında kapitalizm ile birlikte uluslaşma süreci başlamıştır.Ulusal pazardır buna yön veren.Doğal olarak bu süreç kültürel,sosyal,dil,etnik köken ,geçmiş ve gelecek birliği,coğrafi bütünlük anlamına gelen ulusal devletlerin oluşumunu getirmiştir.Bundan sonraki süreçte tüm dünyaya egemen olmaya başladıkça kapitalizm ulusal savaşların da aynı oranda yükselişe geçtiğini ve tek tek ülkelerin bağımsızlıklarını kazandığını görebilmekteyiz.Bu ulusal savaşlar hala bitmemiştir.Emperyalizm varlığını sürdürdüğü sürece,sömürgecilik varlığını koruduğu sürece bağımsızlık mücadeleleri sürecektir.Ki dünyanın dört bir yanında bu tarzda savaşımlara tanıklık etmek olanaklıdır.(Bu çerçevede olmak üzere Kürt sorununu ayrı bir başlıkta tartışmak gerektiğini belirtmek gereklidir.Zira konunun kendisi bir bütün olarak Ortadoğu ve de genel olarak dünyayı doğrudan ilgilendiren ciddi ve özel bir sorundur.Ve de direkt olarak bu coğrafyada yaşayan tüm insanları ilgilendirmektedir.)Kapitalizmin ilk gelişme çağında sorunun kendisi ulusal pazarların oluşumuna ve birliğine denk gelmekle birlikte süreç emperyalizme evirildikçe dünyanın tümünün Pazar haline geldiğini ve bu Pazar paylaşımı savaşlarının çağımıza damgasını vurduğunu ifade etmeliyiz.Bu Pazar savaşları sınırları ortadan kaldırmaya ve dünyayı tek bir pazara dönüşmesini sağladığını söylemek olanaklıdır.
İşte bu aşama ile birlikte(emperyalizm) ırk ayrımcılığı-ulusal farkların öne çıkarılması vs politik-ekonomik çıkarların kaldıracı haline getirilmeye çalışılmıştır egemenler-yönetenler tarafından.Bunun temelinde de tipik böl-parçala-yönet politik teması yer almaktadır.Sınıfsal birlik-bütünlüğün önüne dikilmeye çalışılan bu engelin yaratıcıları ve uygulayıcıları egemen sınıf olan emperyalist kapitalist burjuvazi ve onun yerli yabancı uşaklarıdır.Emperyalist kapitalizm çıkarlarında ulusal,dinsel vs ayrımlar tanımazken onun sınıf düşmanı olan ve geleceğin kurucusu olan proletarya ve ezilen sınıf ve ulusların önüne ayrımcılığı,ırkçılığı,faşizmi dayatmaktadır.Kimliksel farklılıkları abartarak ısıtıp ısıtıp gerek günlük yaşantıya ve gerekse de politik dünyamızın içine koymaya çalışmaktadırlar.Proletaryanın birleşmesi,ezilen sınıf ve ulusların ortak mücadelesinin nelere kadir olduğunu bilen egemen düzen bu açıdan her fırsattan yararlanmayı ve çoğunlukla da olayları ve olguları da provoke ederek ayrımları derinleştirmeyi temel politikalarından biri haline getirmiştir.Dünyanın her yerinde aynı olaya rastlamak mümkündür.Bunu sürdürmek için partiler kurdurulup,kasaları doldurularak ezilen yığınlar içinden tek tek bireyleri kendilerine çekmek için inanılmaz yöntemlere başvurmaktadırlar.
Yani özcesi,ırkçılık-ayrımcılık ve faşist hareketlerin ebesi , mevcut düzen olan emperyalist kapitalizmdir.Emperyalist kapitalizm mezara gömülmeden ayrımcılık-ırkçılık vs ortadan kalkamaz.Politik olarak mevcut düzenin tek alternatifi komünizmdir.Sınırların,sınıfların,kafa ile kol emeği arasındaki ve insan öznesi dışında her tür ayrımın-ayrıcalığın-farklılığın ortadan kalkacağı düzenin kurucusu proletaryadır.Mevcut düzenin dayatmaya çalıştığı her tür ayrımın üzerine birlikle gidilmeli,düzenin gerçek yüzünün teşhir edilmesine çalışılmalıdır.Her türden ayrımcılık-farklılıkların derinleştirilmesi ve politik-ekonomik amaçlar uğruna kullanılmasının gerçek nedeninin sistem olduğunun altı çizilmek zorundadır.Kimlik farklılıkları her açıdan olacaktır.yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere bu doğanın yasasıdır.Ve de insanlık ve geleceği açısından bu bir zenginliktir.Ama karşıtı olan derinleştirilmesi her halükarda sistemin işine gelmektedir ve bilinçli olarak körüklenmektedir.Ayrımcılığı çılgınlık,delilik,kişisel tercihler gibi sunarak bireyler özgü gibi göstermeye çalışmak işin gerçek özünü karartmaktadır.

YoLdAsMg
12.12.2006, 12:58
her türlü milliyetçiliğe ve ırkcılığa hayır diyorum,

saygılarımla

sendiren
12.12.2006, 20:28
Evet sevgili dost!
İnsanın insana kulluğu ortadan kaldırılmadıkça ve zulüm-sömürü ve sınıf farkları ortadan kaldırılmadığı sürece bu devam edecektir.Hedef tüm insanlığın özgürleştirilmesi olmalıdır.İnsanlığın özgürleşmesi demek her türden ayrım ve farklılığın ortadan kalkması demektir.
Selam ve sevgilerimle......

0nurr
12.12.2006, 20:53
İnsanlığın özgürleşmesi demek her türden ayrım ve farklılığın ortadan kalkması demektir.
Selam ve sevgilerimle......

farklılıklar vardır ve her zaman olucaktır önemli olan bunu kullanarak siyasi çıkarlar uğruna ayrımcılık yapmamak insanları birbirine kırdırmamak...

arkadaşım bi de yazının şu bölümü ilgimi çekti;;

Ya da bugün Türk işgalci güçlerinin ve egemenlerinin gerek güney,gerek kuzey ve gerekse de doğu Kürdistan politikasına yön verenin sadece yine bu basit ayrımcılığa indirgenmesi doğru mudur?Kesinlikle hayır.

ben böyle bi işgalci güç bilmiyorum ? yazı hangi işgalci güçlerden bahsediyor??