Orijinalini görmek için tıklayınız : rus devrimi
YoLdAsMg 22.12.2006, 21:49 Bu devrim Ocak-1904’te başlayan Rus-Japon savaşı hala sürerken patlak verdi. Bolşevik Partisi Tarihi’ne göre bu savaş sırasında Troçki ve Menşevikler “yurt savunması”ndan sözederken Lenin ve Bolşevikler devrimi güçlendireceği için Çarlığın yenilgisini istediler.
Devrim 1905 yılının başında (Putilov Fabrikası’nda işçilerin atılmasını protesto eden ve hızla bir genel greve dönüşen bir grevle) başladı ve sonuna dek sürdü (Ocak’tan Aralık’a).
1904’te sahte bir işçi örgütü kurmuş olan Papaz Gapon adında bir provakatör, Rusya’nın en büyük sanayi kenti Petersburg’un en büyük fabrikası olan Putilov’da grevin başladığı 9 Ocak 1905 günü kendi örgütü aracılığıyla taleplerini Çar’a duyurmak üzere ellerinde Çar’ın resimleri ve Kilise’nin bayrakları ile 140 bin kadar işçiyi Kışlık Saray’a sessiz bir yürüyüş yapmaya ikna etti. Provakasyonu farkeden Bolşeviklerin uyarısı para etmeyince onlar da işçilerle birlikte yürümek zorunda kaldılar. Üzerlerine ateş açıldı ve binden çok işçi öldü. 9 Ocak 1905’teki bu işçi katliamı “Kanlı Pazar” diye bilindi ve her yıl anıldı.
1905 Devrimini başlatan işte bu katliam oldu.
Olay duyulunca Rusya’nın İstanbul’u Petersburg’un her yanında poltik grev ve gösteriler başladı. İşçi semtlerinde barikatlar kuruldu ve Ocak ayı boyunca 440 bin işçi katıldı bu gösterilere. İşçi mücadelesi politik bir nitelik almıştı. Moskova, Varşova, Riga ve Bakü gibi merkezlerde de işçilerin askerlere karşı zaman zaman silahlı direnişe geçtikleri görüldü.
Bolşeviklerin Nisan 1905 Londra Kongresi (III. Kongre) ile Menşeviklerin 1 Mayıs 1905 Cenevre (İsviçre) Konferansı Rusya’da 1905 Devriminin devam ettiği bu koşullar altında toplanmış ve kendi stratejilerini, bu devrimde poletaryanın taktiğinin ne olması gerektiğini tartışıp kendi görüşlerini belirlemişlerdi. Lenin’in 1905’teki bu birinci burjuva devrimi sürerken Haziran-Temmuz 1905’te yazdığı “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği” kitabında “İki Taktik” dediği “Rus sosyalist hareketinin Jakobenleri” olarak tanımladığı Bolşevik ve “Rus sosyalist hareketinin Jirondenleri” dediği Menşevik kanatların aldığı bu kararlardır. Anlatılmak istenen 1905 Devrimi başlayınca doğan yeni koşullarda biri Bolşeviklerin diğeri Menşeviklerin (Yeni Iskra Grubu) benimsediği iki farklı tutumudur. Lenin’in İki Taktik adlı kitabının konusu Bolşeviklerin ve Menşeviklerin aldığı kararların karşılaştırılarak tartışılmasıdır.
Lenin, İki Taktik’ten birkaç ay sonra yazdığı “Sosyal-Demokratların Köylü Hareketi Konusundaki Tutumu” (Bk. Social-Democracy’s Attitute Towards The Peasant Movement, Collected Works, vol. 8, s. 230-39, 14 Eylül 1905) başlıklı bir yazısında “Kesintisiz Devrim” kavramını kullandı ve bunun anlamını şöyle açıkladı:
“Demokratik devrimden derhal ve kesinlikle gücümüze bağlı olarak, sınıf-bilinçli ve örgütlü proletaryanın gücüne bağlı olarak sosyalist devrime geçmeye başlayacağız. Biz kesintisiz devrimi savunuyoruz. Yarı-yolda durmayacağız”.
Lenin burjuva devrimde proletayanın rolü ve görevleri konusundaki görüşlerini ikinci burjuva devrimi (Şubat 1917) sürecinde yazdığı “Letters From Afar” (Uzaktan Mektuplar, Mart-Nisan 1917) adıyla bilinen mektuplarında ve Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi (Nisan 1917) adı altında toplanmış bulunan çeşitli makalelerinde daha da geliştirir.
Devrim ilerleyen aylarda sürdü ve Bolşeviklerin ayaklanma ve iktidar organları olarak, devrimci iktidarın bir çekirdeği olarak görecekleri ilk işçi sovyetleri doğdu. Ama Petersburg işçi sovyeti yönetimi Menşeviklerin eline geçmiş ve bu durum 1905 devriminde sovyetlerin belirleyici rol oynamalarını engellemişti. Bolşevik Partisi Tarihi’ne göre Troçki ve Menşevikler Petersburg sovyetine ayaklanma karşıtı bir tutum benimsetmişlerdi. Rusya’nın Ankara’sı olan Moskova’da Moskova işçi sovyeti baştan beri Bolşeviklerin elinde oldu ve devrimci bir tutum izledi, ayaklanma organı rolü oynadı. Bolşeviklerin girişimiyle Moskova’da ayrıca Asker Temsilcileri Sovyeti kuruldu. Ekim-Aralık (1905) ayları arasında Rusya’nın hemen bütün işçi merkezlerinde İşçi Temsilcileri Sovyetleri kuruldu. Haziran'da Odessa’da Karadeniz Filosu’na dahil büyük bir savaş gemisi olan Potemkin Zırhlısı’ndaki denizciler isyan etmiş ve onbir gün devam eden ordu ve donanmadaki bu isyan sonunda bastırılmıştı.
1905 Devrimi’nin sürdüğü bu ortamdadır ki, Çar, devrimi bölmek ve yatıştırmak için Duma adı verilen bir parlamento ve bazı başka reformlar vadetti. Bu sıradaki parlamento Buligin Duması diye bilinir ki, Menşevikler ona katılmayı savunurken, Bolşevikler boykot ettiler.
Ekim’de Moskova’dan başlayıp tüm Rusya’ya yayılarak bir genel greve dönüşen demiryolu işçileri grevine toplam bir milyon kadar işçi katıldı. Çar, bir yandan yeni ödünler sözü verirken öte yandan devrimi bastırmak için polis yönetiminde Kara Yüzler diye bilinen lumpen unsurlardan kurulu sivil çeteleri de kullanarak her türlü zoru kullandı.
Çoğunlukla kendiliğinden oluşturulmuş olan sovyetler bir hükümet gibi davranıyorlardı. 1905 Devriminin daha devam ettiği Kasım ayında Lenin Rusya’ya döndü. Aralık’ta Moskova’da silahlı ayaklanma başladı ve Bolşevikler bu ayaklanmayı yönetmeye çalıştılar. İçerde ayaklanmayı ezmek için Çar 1905 Devrimi boyunca süren dış savaşı durdurmak isteyerek Japonya ile barış imzaladı. Bolşevikler Moskova’da silahlı ayaklanma örgütlemeye çalışıyordu. Ama Petersburg sovyetinden yeterli destek gelmedi, ayaklanma tüm ülkeye yayılamadı, Moskova’da Aralıkta yapılan ayaklanma bastırıldı ve bu yenilgiyi takiben devrimci kabarış durdu, dalga giderek geri çekilmeye başladı. Menşevikler silahlı ayaklanmaya taraf olmamışlardı. 1905 devrimi böylece yenilgiye uğradı.
1906’da Çar yeni bir parlamento topladı (Birinci Duma). Bolşevikler bunu da boykot ettiler, ama sonraları gerileme dönemine denk düşen bu 1906 boykotunu hatalı gördüler.
Nisan 1906’da Stockholm’de iki kanadın da katıldığı Birlik Kongresi yapıldı, ortak bir MK seçildi. Ama birlik fiilen kurulamadı, dahası az sonra iç-mücadele daha da alevlendi ve her iki kanat kendi bağımsız örgütlenmelerini sürdürdü.
1907 Mayısı’nda iki kanadın da katıldığı 5. Kongre yapıldı ve en önemli gündem maddesi olarak “burjuva ve küçükburjuva partilerine karşı tavır” konusu tartışıldı. 1905-07 arasındaki pratiğiyle Rus liberal burjuvazisi Çarlıkla ittifak ve uzlaşma (Bir Demokratik Cumhuriyet değil, tersine bir Anayasal Monarşi üzerinde anlaşma arıyordu) arayan karşı-devrimci bir güç olduğunu kanıtladı. 3 Haziran 1907’de Çar İkinci Duma’yı dağıttı ve bu hükümet darbesi ile birlikte Stolipin Gericiliği adı verilen sosyalistlere saldırı kampanyası dönemi başladı. Bu dönem 1912’ye kadar devam etti (1907/8-1912).
Böylece 1905 yılı başında başlayan devrim (devrimci kabarış) giderek alçalarak ancak 3 Haziran 1907 tarihinde kesin bir yenilgiyle noktalandı. 1907 Aralığında Lenin geri yurtdışına çıktı.
1907-12 arası dönem boyunca Marksizme inançsızlık gelişti. Marksistler arasından dönekler çıktı. Bu nedenle Marksizmi savunmak bir görevdi. Lenin 1909’da bu amaçla Materyalizm ve Ampirokritisizm’i yazdı.
Bu dönemde her iki kanat içinde de daha çok Tasfiyeciler ve Likidatörler diye tanımlanan legalizm akımı gelişti ve devrimin yeniden yükseleceğine inanmayan bu unsurlar partiyi legal ve reformcu bir işçi partisine dönüştürmek için çabaladılar, gizli partinin dağıtılmasını istediler. Çok sayıda aydın partiyi terketti, parti küçüldü. Bu aynı dönemde Bolşevikler arasında başını eski Bolşevikler’den Bogdanov ve Lunaçarski gibilerin çektiği sadece illegaliteyi savunan, legal ve yarı-legal faaliyete son verilmesini ve Bolşevik milletvekillerinin parlamentodan çekilmesini istedikleri için Otzovizm (Rusça’da geri çekme) diye tanımlanan bir eğilim çıktı ve bunlar 1909’da partiden ihraç edildiler.
Sonra 1912 Ocağı’nda kongre önemi taşıyan Prag Konferansı yapıldı ve burada Bolşevik kanat kendisini RSDİP adı altında ayrı ve II. Enternasyonal partilerinden temelde farklı “yeni tipte bir parti” (“Leninist Parti”) olarak yeniden örgütledi.
RSDİP (Bolşevikler) adı 1918’e dekkorundu.
1912’den itibaren grev hareketi yeniden canlandı. 1914’e dek yükselerek devam eden bu politik grevlerde ana talepler demokratik cumhuriyet, 8 saatlik işgünü ve topraklara elkonulması idiler. 1912’den itibaren gelişen durum 1905 devriminin başlangıcını andırıyordu. Köylülerin (ağalara karşı) ve askerlerin (orduda) de isyanları yeralıyordu. Rusya’da bir ikinci devrim yaklaşıyordu. Bolşevikler bu canlanma döneminde (1912-14) Petersburg’da Pravda (Gerçek) adında legal bir günlük gazete çıkardılar ve Pravdacılar diye de bilindikleri bu dönemde bir işçi kitle partisi olmaya doğru yöneldiler.
1917 Ekim Devrimi sırasında Bolşevik Partisi’nin çekirdeğini 1912-14 arasında kazanılmış olan Pravdacı işçi kuşağı oluşturdu. Bu dönemde Bolşevikler parlamentoda kendi parlamento grubunu da oluşturdular. Ayrıca sendikalarda ve işçi derneklerde vs legal faaliyet yürüttüler.
Temmuz-Ağustos 1914’te Birinci Savaş patlak verdi ve Çar hükümeti içerde iç-savaştan (devrimden) kurtulmak için Rusya’yı savaşa soktu, İngiltere ve Fransa ile ittifak halinde Almanya’ya karşı savaştı (Bk. Bolşevik Partisi Tarihi).
ALINTIDIR
YoLdAsMg 22.12.2006, 21:52 9608
9609
9610
Unutulmayacak tarih 9 ocak 1905- "kanli Pazar"
1904'te sahte bir isci orgutu kurmus olan Papaz Gapon adinda bir provakator, Rusya'nin en buyuk sanayi kenti Petersburg'un en buyuk fabrikasi olan Putilov'da grevin basladigi 9 Ocak 1905 gunu kendi orgutu araciligiyla taleplerini car'a duyurmak uzere ellerinde car'in resimleri ve Kilise'nin bayraklari ile 140 bin kadar isciyi Kislik Saray'a sessiz bir yuruyus yapmaya ikna etti. Provakasyonu farkeden Bolseviklerin uyarisi para etmeyince onlar da iscilerle birlikte yurumek zorunda kaldilar. uzerlerine ates acildi ve 5binden fazla isci yasamini yitirdi.
ayni gun ayni saatlerde Moskova'nin kuzey batisinda bugunku adiyla "ulitsa 1905 goda" istasyonun oldugu yerde, ayni amacla ayaklanan isciler kremline yurumek istedi. Bolsevikler ile kanli catismaya giren isciler, yine bugunku adiyla " barikadnaya" olan bolgede bolseviklerin kurdugu barikad ile karsilasarak buyuk kayip verdiler. ustlerine acilan atesle 3bin kisi yasamini yitirdi.
1905 Devrimini baslatan iste bu katliam oldu. 9 Ocak 1905'teki bu isci katliami "Kanli Pazar " diye bilindi ve her yil anildi.
iste bu kanli pazar anisina (bugunku adiyla anilan ve 1972 de acilan) ulitsa 1905 goda istasyonu ve (ayaklanan iscilere karsi kurulan barikad) barikadnaya istasyonu adi verildi. (Mimar I Pogrebnoy, Sanatci K. Korolev'a ait. ana salon kirmizi mermerlerle kapli. Duvarlardaki frizler seramik ustune bronz ve altin kaplama... anitlarla suslenmis.)
1943 yilinda, henuz 2. Dunya Savasi devam ederken acilan Novokuznetskaya metro istasyonu Mimarlari Vladimir Gelfreyh ve igor Rojin. Tavaninda sanayi devrimi, tarim, gunluk yasam, spor tasvir edilmistir
Serkan_Devrim 22.12.2006, 22:00 paylaşım için teşekkürler ama konunun alevilikle ne ilgisi var?:) bu bölüm alevilik ile ilgili araştırmalar ve makaleler için ayrılmıştır. bu topiğiniz ise siyaset bölümüne uygundur.
lütfen daha dikkatli olun. :)
konu uygun yere kaydırılmıştır.
YoLdAsMg 22.12.2006, 22:06 [QUOTE=Serkan_Devrim;318266]paylaşım için teşekkürler ama konunun alevilikle ne ilgisi var?:) bu bölüm alevilik ile ilgili araştırmalar ve makaleler için ayrılmıştır. bu topiğiniz ise siyaset bölümüne uygundur.
lütfen daha dikkatli olun. :)
konu uygun yere kaydırılmıştır.
uyarı için teşekürler
saygıalrımla
yoldaş mg paylaşımın için teşekkürler...bolşevik devrim tarihini özetleyen bir yazı olmuş.ayrıca bu kaynağa göre;'' Bolşevik Partisi Tarihi’ne göre bu savaş sırasında Troçki ve Menşevikler “yurt savunması”ndan sözederken Lenin ve Bolşevikler devrimi güçlendireceği için Çarlığın yenilgisini istediler.'' cümlesiyle 1905 devrimi öncesi troçkinin ve menşeviklerin savaş sırasında sosyal-şoven bir politika izlemiş olduklarınıda görebiliyoruz...
Devrimci Marksist 30.12.2006, 13:12 Stalin'in SBKP tarihi adlı ısmarlama ve çarpıtmalarla dolu bu kitabı Rus Devrimi'nin okunacağı en son kitaptır. Dünyadaki çoğu marksist olan büyük tarihçilerin (Eric Hobsbawm, E. H. Carr, Sukhanov) hiçbiri bu kitabı veri almaz.
Stalin ki fotomontaj yoluyla Troçki ve diğer Bolşevik liderlerin Lenin'le olan fotolarını değiştirip onları çıkarmıştır. Stalin'ce Eisenstein'a çektirilen Dünyayı Sarsan On Gün filmini John Reed'in Lenin sağken yazdığı orijinal kitapla karşılaştırıverin. Kitapta Lenin'den sonra ismi en çok geçen kişi Troçki'dir. Stalin 1924 yılında Troçki'nin Ekim Devrimi'nin bilfiil örgütleyicisi olduğunu söyler. Tabii bu sözleri daha sonra eserlerinden kendisi tarafından çıkarılmıştır. Bizim bu gerçeğin Stalin tarafından teyit edilmesine ihtiyacımız yok. Bütün marksist ve marksist olmayan tarihçiler bunu zaten yazıyorlar. Yazık size ki tarihe hala stalinist yalanların penceresinden bakıyorsunuz. Rus Devrimi'ni E. H. Carr'ın Bolşevik Devriminden ya da İletişim'in çıkardığı Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Tarihi Ansiklopedisinden okuyun. Kızıl Ordunun Komutanı Rus devrimi Hakkında bilgi sahibi olan herkesin Devrimin ikinci adamı olduğunu bildiği yoldaş Troçki'ye sizin attığınız çamurlar yetişmez.
Bu komikliklerinizi cahilliğinize veriyorum. O zamanın yazılarını okuyun, herkes "Lenin ve Troçki" diyordu, bolşevik hükümeti bile Lenin Troçki Hükümeti
diye çağrılıyordu hem burjuva hem de proleter kamptan birçok kişi tarafından.
Bolşevizm kazanacak!
Stalin'in SBKP tarihi adlı ısmarlama ve çarpıtmalarla dolu bu kitabı Rus Devrimi'nin okunacağı en son kitaptır. Dünyadaki çoğu marksist olan büyük tarihçilerin (Eric Hobsbawm, E. H. Carr, Sukhanov) hiçbiri bu kitabı veri almaz.
Stalin ki fotomontaj yoluyla Troçki ve diğer Bolşevik liderlerin Lenin'le olan fotolarını değiştirip onları çıkarmıştır. Stalin'ce Eisenstein'a çektirilen Dünyayı Sarsan On Gün filmini John Reed'in Lenin sağken yazdığı orijinal kitapla karşılaştırıverin. Kitapta Lenin'den sonra ismi en çok geçen kişi Troçki'dir. Stalin 1924 yılında Troçki'nin Ekim Devrimi'nin bilfiil örgütleyicisi olduğunu söyler. Tabii bu sözleri daha sonra eserlerinden kendisi tarafından çıkarılmıştır. Bizim bu gerçeğin Stalin tarafından teyit edilmesine ihtiyacımız yok. Bütün marksist ve marksist olmayan tarihçiler bunu zaten yazıyorlar. Yazık size ki tarihe hala stalinist yalanların penceresinden bakıyorsunuz. Rus Devrimi'ni E. H. Carr'ın Bolşevik Devriminden ya da İletişim'in çıkardığı Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Tarihi Ansiklopedisinden okuyun. Kızıl Ordunun Komutanı Rus devrimi Hakkında bilgi sahibi olan herkesin Devrimin ikinci adamı olduğunu bildiği yoldaş Troçki'ye sizin attığınız çamurlar yetişmez.
Bu komikliklerinizi cahilliğinize veriyorum. O zamanın yazılarını okuyun, herkes "Lenin ve Troçki" diyordu, bolşevik hükümeti bile Lenin Troçki Hükümeti
diye çağrılıyordu hem burjuva hem de proleter kamptan birçok kişi tarafından.
Bolşevizm kazanacak!
senin gibi düşünmüyor diye kimseye cahil deme,önce kendi cehaletine bak.birincisi troçki hiç bir zaman bolşevik olmadı.o her zaman menşeviklerle birlikte hareket etti,siz sadece kendinizinmi okuduğunuzu sanıyorsunuz?bunu bu şekilde söylemek istemezdim ama,bak senin yaşın kadar kitap,dergi,makale,yazı,yayın,klasik okudum.ben kitap okurken sen çelik çomak oynuyordun ve kitap okumaya ilkokul yıllarından başladım.ama ben bunu bile övünç kaynağı olarak görmüyorum..hemen yok stalinist kaynak,yok şu yok bu..bak kardeşim tarafsız ansiklopedilerde bile troçki yaşamı boyunca lenine en çok muhalefet eden olarak geçiyor...yani savaş sırasındaki sosyal-şoven tutumu yalan,tek ülkede sosyalizm olmaz gidelim avrupa ülkelerini işgal edelim diyerek konuyla ilgili sosyal-emperyalist tutumu yalan öylemi bir tek sizin önerdiğniz kaynaklarmı doğru?iyiki lenin herşeyi yerinde zamanında satırlara dökmüş..yoksa troçkist arkadaşlar onuda yalancılıkla suçlayacaktı.
Burjuvazi her zaman Stalini elestirmek icin bahane aramistir... Sanki Bolsevik devrimini cok sevmiste...
Peki neden Stalin bu kadar elestiriliyor.
ikinci dunya savasinda USA bu eski kitanin kendi sorunudur biz karismayiz demistir. Stalin onderligindeki Rus Kizil Ordusu ve cephenin ön cephelerinde carpisan parti üyeleri Nazi Almanyasinin saldirirlarini püskürtüp ilerlemeye baslamastir ... 20 milyondan fazla Rus Komünist fasistlerin baslattigi savasta hayatini kaybetmistir.
Stalinin basinda oldugu SSCB savasta canlari pahasina fasizmi durdurup püskürtmesinden dünyadaki ezilen haklara umut olmasindan korkan USA, alman askeri sayısının 10.000 oldugu normandiyada 130.000 bin askerle cikartma yapmistir.
Ikinci dunya savasinda galip cikan SSCB nin yani komünizmi dünya haklari tarafindan benimsenmesini önlemek icin Staline diktatörlük iftiralari ile saldirida bulunmustur ve bulunmaktadir ve bunda da çok büyük başarı sagladigini itiraf etmeliyim.
Bugün televizyonda belgesel ve sinemalarda ikinci dünya savasinin kaderini degistiren usa olarak gösterilmekte kiytirik normandiya cikartmasi allanip pullanmaktadir...
Staline diktatörlükle suclayan arkadaslarin olaylara birde bu pencereden bakmasini tavsiye ederim..
KomünistAlevi 01.01.2007, 23:24 garcia,
iyiki lenin herşeyi yerinde zamanında satırlara dökmüş..yoksa troçkist arkadaşlar onuda yalancılıkla suçlayacaktı.
Sevgili Garcia Yoldaş Abim,
Yoldaş Lenin ilk kez felç geçirdikten sonra ,düşüncelerini,fikirlerini yazı olarak eşine dikte ettirdi...Bunların arasında da ''Leninin vasiyeti'de'' vardı...Ve Lenin bu vasiyetinde Stalini eleştiriyordu...1922 Nisan ayından itibaren Komünist Partinin genel sekreteri olan Stalin'in eline sınırsız bir yetki geçtiğini ve diğer yoldaşların Stalini bu görevden uzaklaştırmak için yol aramalarını önermişti...
Yoldaş Lenin neden bu düşünceye sahip idi?
Yanlış anlamayın Stalin veya stalinist düşmanı birisi değilim ama bazı sorularında cevaplarınıda merak etmiyor değilim?:confused1
Benim aslında bir takım düşüncelerim var bu konu hakkında, ama burda önemli olan Stalinist Yoldaşlarımızın vereceği cevaplar...
Saygılarımla...
KomünistAlevi 02.01.2007, 13:10 tek ülkede sosyalizm olmaz gidelim avrupa ülkelerini işgal edelim diyerek konuyla ilgili sosyal-emperyalist tutumu yalan öylemi bir tek sizin önerdiğniz kaynaklarmı doğru?iyiki lenin herşeyi yerinde zamanında satırlara dökmüş..yoksa troçkist arkadaşlar onuda yalancılıkla suçlayacaktı.
Sevgili Garcia Yoldaş,
Marksizm'de Devrimin ancak ve ancak Dünyasal ölçekte varolabileceği ve yaşayabileceğini ve hedeflere ancak böyle ulaşabileceğini söylemez mi?
Rusya'da Devrim olduğunda Yoldaş Lenin diğer Avrupa ülkelerinde de yeni Devrimler beklentisi ve umudu içindeydi..
Bana göre Stalin S.S.C.B'nin ilk işi Dünya Devrimini hedeflemesi gerekliydi...Dünyada Sosyalist hiç bir ülke tek başına yada 5-10 ülke ile birlikte hiçbirzaman sonsuza kadar varolamaz...Bunu Rus Devrimi sırasında yoldaşlarına konuşma yaparken Lenin'de söylüyordu..
Sosyalistlerin tek bir amacı vardır...Oda Komünizmi hayata geçirebilmektir, Sosyalist olan kişi mecburen Komünisttir...Ve Sosyalizm Komünizme geçiş sürecidir ve diğer ülkeler ile ,diğer ülkelerin işçileri ile sosyalizmi yaymak en doğru olan tezdir benim anlayışıma göre...Ancak stalin tek bir ülkede sosyalizmin yaşayabileceğini söylemiştir, ve bu Marksizme bir ihanet olarakta kabul edilebilir...Tek bir ülkede sosyalizm demek Komünizme karşı gelmektir bana göre...
Yani Troçkinin düşüncelerini emperyalist olarak değerlendirmek bence yanlış...Troçki Marksizmin temel öğelerini dile getirmiştir:) Dünyasal Devrim...
Stalin'ininde Sovyetler zamanında elbet çok doğru hareketleri ve yaptırımları olmuştur..Ben Stalin düşmanı birisi değilim ama bu sorduğum sorunun cevabınıda merak etmiyor değilim...Yani Stalinist yoldaşların bu konu hakkında ki fikir ve düşüncelerini merak ediyorum...
Saygılarımla...
Sevgili Garcia Yoldaş,
Marksizm'de Devrimin ancak ve ancak Dünyasal ölçekte varolabileceği ve yaşayabileceğini ve hedeflere ancak böyle ulaşabileceğini söylemez mi?
Rusya'da Devrim olduğunda Yoldaş Lenin diğer Avrupa ülkelerinde de yeni Devrimler beklentisi ve umudu içindeydi..
Bana göre Stalin S.S.C.B'nin ilk işi Dünya Devrimini hedeflemesi gerekliydi...Dünyada Sosyalist hiç bir ülke tek başına yada 5-10 ülke ile birlikte hiçbirzaman sonsuza kadar varolamaz...Bunu Rus Devrimi sırasında yoldaşlarına konuşma yaparken Lenin'de söylüyordu..
Sosyalistlerin tek bir amacı vardır...Oda Komünizmi hayata geçirebilmektir, Sosyalist olan kişi mecburen Komünisttir...Ve Sosyalizm Komünizme geçiş sürecidir ve diğer ülkeler ile ,diğer ülkelerin işçileri ile sosyalizmi yaymak en doğru olan tezdir benim anlayışıma göre...Ancak stalin tek bir ülkede sosyalizmin yaşayabileceğini söylemiştir, ve bu Marksizme bir ihanet olarakta kabul edilebilir...Tek bir ülkede sosyalizm demek Komünizme karşı gelmektir bana göre...
Yani Troçkinin düşüncelerini emperyalist olarak değerlendirmek bence yanlış...Troçki Marksizmin temel öğelerini dile getirmiştir:) Dünyasal Devrim...
Stalin'ininde Sovyetler zamanında elbet çok doğru hareketleri ve yaptırımları olmuştur..Ben Stalin düşmanı birisi değilim ama bu sorduğum sorunun cevabınıda merak etmiyor değilim...Yani Stalinist yoldaşların bu konu hakkında ki fikir ve düşüncelerini merak ediyorum...
Saygılarımla...
sayın komünist alevi bu güne kadar konuyla ilgili olarak sustum..ancak troçkist arkadaşlar meydanı boş buldukları için bol keseden atmaya başladılar.birincisi ben stalinin hata yapmamış bir insan olduğunu söylemedim. devrim öncesi stalin siyasi tavır olarak her zaman bir bolşevikti.bunu kimse yadırgayamaz ikincisi troçkide her zaman bir menşevikti ve her zaman leninle çelişti bunuda hiç kimse yadırgayamaz.üçüncüsü;troçkiye uyulup gidip avrupa ülkelerini işgal etmey kalksalardı sence ne olurdu?yani sosyalizmi yaygınlaştırmanın aracı işgalcilikmidir?sorarım...birde ben şunu anlayamıyorum eğerki troçki gelseydi yönetime acaba ne olurdu?birde troçkist arkadaşlar bu ülke için ne yapıyorlar?o kadar insan bu ülke için bedel öderken onlar dünya devrimini(komünist devrimi,nasıl olacaksa) beklemekten başka?birazda onlar kendilerini savunsunlar bakalım..evet stalin belki öyle çok mükemmel bir insan değildi,belki hatalar yaptı ama;şunuda herkes bilsinki troçkiyle onu kıyaslamak bile leninizme hakarettir..çünkü torçkinin asıl muhalefeti lenin ve bolşeviklere karşıydı.ben kör bir stalin savunucusu değilim...
spartacus 03.01.2007, 02:53 Sevgili Garcia Yoldaş,
Marksizm'de Devrimin ancak ve ancak Dünyasal ölçekte varolabileceği ve yaşayabileceğini ve hedeflere ancak böyle ulaşabileceğini söylemez mi?
Rusya'da Devrim olduğunda Yoldaş Lenin diğer Avrupa ülkelerinde de yeni Devrimler beklentisi ve umudu içindeydi..
Bana göre Stalin S.S.C.B'nin ilk işi Dünya Devrimini hedeflemesi gerekliydi...Dünyada Sosyalist hiç bir ülke tek başına yada 5-10 ülke ile birlikte hiçbirzaman sonsuza kadar varolamaz...Bunu Rus Devrimi sırasında yoldaşlarına konuşma yaparken Lenin'de söylüyordu..
Sosyalistlerin tek bir amacı vardır...Oda Komünizmi hayata geçirebilmektir, Sosyalist olan kişi mecburen Komünisttir...Ve Sosyalizm Komünizme geçiş sürecidir ve diğer ülkeler ile ,diğer ülkelerin işçileri ile sosyalizmi yaymak en doğru olan tezdir benim anlayışıma göre...Ancak stalin tek bir ülkede sosyalizmin yaşayabileceğini söylemiştir, ve bu Marksizme bir ihanet olarakta kabul edilebilir...Tek bir ülkede sosyalizm demek Komünizme karşı gelmektir bana göre...
Yani Troçkinin düşüncelerini emperyalist olarak değerlendirmek bence yanlış...Troçki Marksizmin temel öğelerini dile getirmiştir:) Dünyasal Devrim...
Stalin'ininde Sovyetler zamanında elbet çok doğru hareketleri ve yaptırımları olmuştur..Ben Stalin düşmanı birisi değilim ama bu sorduğum sorunun cevabınıda merak etmiyor değilim...Yani Stalinist yoldaşların bu konu hakkında ki fikir ve düşüncelerini merak ediyorum...
Saygılarımla...
Bir ülke devrimini gerçekleştirecek olan yegane güç o ülkedeki ezilen halklarının iç dinamkileridir. Yani devrim dost ve müttefik ülkelerin açık desteğiyle ithal olunmaz. Bu dolaylı bir destek olabilir. Daha çok ideolojik ve siyasal arenadadır. Devrimi kitleler yapar ve devrim kitlelerin eseridir. Sosyalist ülkelere bel bağlanarak devrim sağlanmaz. Bu zaten 3.enternasyonalde çok berrak bir şekilde ifade edilmiştir. 3.enternasyonal üyesi olan partilerin Sovyetlerde beklentisi daha çok ideolojik temelindedir. Tüm kurulan enternasyonal örgütlemenmelerin ana düşüncesi böyledir. Yani dünya çapında komünist hareketin sorunlarını tartışmak, ideolojik ve politik anlamda açılımlar sağlamak asli görevdir.
Tek ülke sosyalizmde 17 ekim devrimiyle mümkün olmuştur. Bir ülkede devrimci durum iyi olduğu zaman devrimci güçleri harekete geçirmeyip, komşu ülkelerdeki dinamiklerin canlanmasını beklemek, bulunduğun ülkedeki fırsatları kaçırmaktır. Lenin Rusya'daki fırsatları kaçırıp Fransa ve Almanya'daki devrimleri bekleseydi sosyalizm Rusya'da ilan edilmemiş olacaktı. Troçki bu manada çok hayalperesttir.
Tek ülkede sosyalizm mümkün demek ayrı bir şeydir, tek ülke de sosyalizm ebediyen sürdürmek ap-ayrı bir şeydir. Dünya ölçeğinde burjuvazi tarihe karışmadığı sürece siz devrimi 5 tane komşu kapitalist ülke de gerçekleştirseniz bile, bu sosyalizmden geri dönülmeyecek manasını taşımıyor.
Çünkü geri dönüşleri sağlayan sebep tek ülkede sosyalizm değil, sosyalizmin halen bir burjuva değer yargıları taşımasından kaynaklıdır. Kafa emeğiyle, kol emeği arasında çelişki var olduğu sürece bu kaçınılmazdır. Ne zaman ki, herkes emeğine ve ihtiyacına göre felsefesi dünyada gerçekleştirildiğinde geri dönüş tehlikesi bitecektir.
Mao Zedung Çin'de devrim gerçekleştiğinde halka hitaben yaptığı kutlama mesajında henüz kimin kazanacağı belli değildir demiştir. Düşünebiliyor musunuz? Devrimin ilk gününde halka bu mesajı bu olmuştur!
Stalin kuşkusuz ki, hata yapmayan bir insan değildir. Onu burjuva değer yargılarıyla değerlendirenlere inanın hiç tahamülüm yoktur. Ancak bilimsel temelde yapılan eleştiriler devrimci dostluktur. Bunu en iyi Mao yapmıştır. Mao der ki, "biz Stalin'e rağmen çin devrimini gerçekleştirdik." Ama bunu ifade etmesi Stalin'i bilimsel temelde eleştirmesiydi. Aynı Mao, Pekin-Moskova çatışmasında Kruşcevcilerin karşı cephede saldırılarına en siperhane tavırlarıyla Stalin'e sahip çıkmıştır.
KomünistAlevi 03.01.2007, 03:51 Sevgili Yoldaşlar,
Troçkinin Dünya Devrimi düşüncesini nasıl anlıyorsunuz?
Silah zoruyla ülkelere girip yeni sovyetler kurmak mı?
Yoksa diğer sanayileşmiş Batı toplumlarınıda Devrimlerin teşvik edilmesini ve öncülük edilmesini mi?
Ayrıca 1 sayfa önce sorduğum sorunun cevabınıda sizlerden almak isterim:)
Sorum şu idi:
Yoldaş Lenin ilk kez felç geçirdikten sonra ,düşüncelerini,fikirlerini yazı olarak eşine dikte ettirdi...Bunların arasında da ''Leninin vasiyeti'de'' vardı...Ve Lenin bu vasiyetinde Stalini eleştiriyordu...1922 Nisan ayından itibaren Komünist Partinin genel sekreteri olan Stalin'in eline sınırsız bir yetki geçtiğini ve diğer yoldaşların Stalini bu görevden uzaklaştırmak için yol aramalarını önermişti...
Yoldaş Lenin neden bu düşünceye sahip idi?
Evet siz Stalinist yoldaşların bu konu hakkında ki düşüncelerini gerçekten çok merak ediyorum...Kişisel bir merak sadece,kesinlikle yanlış anlamayın...Sadece vasiyeti hakkında ki yorumlarınızı merak ediyorum...
Sevgilerimle Yoldaşlar...
KomünistAlevi 03.01.2007, 05:11 ikincisi troçkide her zaman bir menşevikti ve her zaman leninle çelişti bunuda hiç kimse yadırgayamaz.çünkü torçkinin asıl muhalefeti lenin ve bolşeviklere karşıydı.ben kör bir stalin savunucusu değilim...
Evet Troçki birzamanlar Menşevik kanatta yer almıştı ancak kısa bir süre zamanında Bolşevikler saflarına katılmıştır...Troçki Petrograd Sovyeti başkanlığına seçilmişti ve Devrimin alt yapısının hazırlanmasında,Çarlık karşıtı ayaklanmaların örgütlenmesinde ve yönetimde önemli bir rol üstlenmiştir...Bolşevik Devriminde ,Çarlık Rusya'sının yıkılmasında bana göre çok büyük bir payı oldu...Devrim sonrasında da Lenin yoldaşın en önemli adamlarından birisi haline geldi..Dışişleri ve sonrasında Savaş Bakanlığına getirildi...Bolşevik Devriminin en büyük koruyucusu olan ve silahlı ve örgütlü bir şekilde savunucusu olan Kızılorduyu kurmuştur...Ve bunu çok büyük bir başarı ile yerine getirmiştir...Lenin Başkumandan sıfatını Troçkiye vermişti ve onun bir ordu oluşturması gerekiyordu...Devrim sonrasındaki iç savaşta(emperyalist devletler destekli iç savaşta) oruduyu tamamen Troçki idare etti...
Ve belki bu söylediklerimin üstüne daha ekleme yapabiliriz..Şimdilik aklıma sadece bukadar geliyor..
Ve Yoldaş Lenin'in Troçkiye itafen bir sözü vardır:
''aramızdaki son bolşevik olmasına karşın, kabul etmeliyiz ki en yetenekli bolşevik odur":wink:
Bana göre Lenin Troçki'ye Stalin'den çok daha yakın idi...
Bana göre Troçki bir Bolşevik idi...
Troçkinin Lenine sadece muhalefet yaptığını düşünüyorsan bunları açıklamanı isteyeceğim senden Yoldaş abim:wink: Tarihten bir alıntı,yazılı kaynak vs. vs.
Saygılarımla...
KomünistAlevi 03.01.2007, 06:35 Rus Devrimini yani Bolşevik Devrimini anlatan 2 adet resim paylaşmak istiyorum sizlerle...
odtülü aslan 03.01.2007, 12:08 Burjuvazi her zaman Stalini elestirmek icin bahane aramistir... Sanki Bolsevik devrimini cok sevmiste...
Peki neden Stalin bu kadar elestiriliyor.
ikinci dunya savasinda USA bu eski kitanin kendi sorunudur biz karismayiz demistir. Stalin onderligindeki Rus Kizil Ordusu ve cephenin ön cephelerinde carpisan parti üyeleri Nazi Almanyasinin saldirirlarini püskürtüp ilerlemeye baslamastir ... 20 milyondan fazla Rus Komünist fasistlerin baslattigi savasta hayatini kaybetmistir.
Stalinin basinda oldugu SSCB savasta canlari pahasina fasizmi durdurup püskürtmesinden dünyadaki ezilen haklara umut olmasindan korkan USA, alman askeri sayısının 10.000 oldugu normandiyada 130.000 bin askerle cikartma yapmistir.
Ikinci dunya savasinda galip cikan SSCB nin yani komünizmi dünya haklari tarafindan benimsenmesini önlemek icin Staline diktatörlük iftiralari ile saldirida bulunmustur ve bulunmaktadir ve bunda da çok büyük başarı sagladigini itiraf etmeliyim.
Bugün televizyonda belgesel ve sinemalarda ikinci dünya savasinin kaderini degistiren usa olarak gösterilmekte kiytirik normandiya cikartmasi allanip pullanmaktadir...
Staline diktatörlükle suclayan arkadaslarin olaylara birde bu pencereden bakmasini tavsiye ederim..
Peki Stalinist Rusya nın amacı gerçekten faşizmi durdurmakmıydı yoksa II. Dünya Savaşıyla birlikte sömürge yarışında kendinede yer açmakmıydı.Ayrıca Stalin'le beraber Rusyada muhalefetin nasıl yok edildiğinide unutmayalım.
Peki Stalinist Rusya nın amacı gerçekten faşizmi durdurmakmıydı yoksa II. Dünya Savaşıyla birlikte sömürge yarışında kendinede yer açmakmıydı.Ayrıca Stalin'le beraber Rusyada muhalefetin nasıl yok edildiğinide unutmayalım.
Bence faşizmi durdurmak icin, Sanirim siz sömürge yaraşında kendine yer açmak oldugunu düşünüyorsunuz... Bu konuda görüşlerinizi açık yazarsanız tartışa biliriz..
Devrimci Marksist 03.01.2007, 16:23 Garcia Troçki 1917 Temmuz'unda 135 Bolşevik MK üyesinin 131'inin oyuyla MK'ya seçilmiştir. Troçki'nin !. Dünya Savaşı'nda sosyal-şoven olduğunu Troçki'nin hangi yazısından çıkardın? Söyle hodri meydan. 1917 Mart'ında Stalin'in Lenin'in Uzaktan Mektupları'nı Pravda'da protesto ettiğini ve Menşeviklerle birleşmeyi savunduğunu bilmiyosun tabii. Lenin'in Nisan Tezleri ilk oylandığında sadece 1 oy ladı, o da kendininkiydi. Başlangıçta onu destekleyen iki kişi vardı ve ikisi de parti dışındandı: Kollontai ve Troçki.
Troçki'nin Rus Devriminin Tarihi adlı kitabında Stalin'in daha sonra yaptığı özeleştiri alıntılanmış. Kitap yanımda olsaydı buraya yazacaktım. 1917'nin Mart ayında Stalin-Kamenev yönetimindeki Pravda'nın Lenin'e nasıl muhalefet ettiğini bilmemen herhalde okuduğun kitaplarla alakalı. E. H. Carr'ın Bolşevik Devrimi 1. Cildinde bunlar ayrıntılarıyla yazar. E. H. Carr gibi saygın ve sosyalist bir tarihçiye de inanmayacaksan bilemem.
Bu gerçekleri reddeden birisi ya cahil ya da yalancıdır. İyi niyetli olduğuna inandığım için cahil olduğunu söyledim.
NOT:Türk resmi ideolojisinin yalanları Sovyet Resmi ideolojisininkinin yanında çok masumdur.
KomünistAlevi 03.01.2007, 16:30 Hadigari yoldaş,
Birbirimize Cahil vs. gibi hakaret içeren sözler söylemezsek daha olumlu bir tartışma,sohbet ortamı yaratabiliriz...
Eğer karşı görüşlerimizi birbirimize aktarıyor isek bu sadece Devrimci dayanışma anlamında olmalıdır...Benimde stalin aleyhine bazı görüşlerim var ama daha olumlu bir dilde düşüncelerimizi dile getirirsek daha iyi olucağı kanısındayım...
Saygılarımla Yoldaş...
odtülü aslan 03.01.2007, 17:19 Bence faşizmi durdurmak icin, Sanirim siz sömürge yaraşında kendine yer açmak oldugunu düşünüyorsunuz... Bu konuda görüşlerinizi açık yazarsanız tartışa biliriz..
II.Dünya savaşını birincisinden ayrı düşünmemek gerekir.İlk savaşta ateşkes anlaşmalarında yenilen devlete dayatılan koşullar, Almanya'da olduğu gibi ciddi bir ekonomik bunalım yaratmıştır.Özellikle 1929 daki ekonomik buhranda bu çöküş dahada hızlanmıştır.Fakat Hitlerin iktidara gelmesinden sonra Almanyada yükselen faşist dalga İtalyada İspanyadada etkisini göstermiştir.İlk bakışta ssenin söylediklerin mantıklı gelebilir.Yani Stalin'in yükselen milliyetçiliğe karşı boş durmayacağı açıktır.Ama Stalin'in II. Dünya Savaşı'nda faşizmi sona erdirmek için yeraldığını söylemek bugün Amerikanın Irak'ı demokrasiye kavuşturmak için işgal ettiğine inanmak gibi bişeydir.
spartacus 03.01.2007, 17:36 Hadigari arkadaş düşüncelerimizi anlatırken kırıcı ve yapıcı olmayan sıfatlara baş vurmadan ifade edersek daha yararlı bir fikir alış verişi olacaktır.
Ama Stalin'in II. Dünya Savaşı'nda faşizmi sona erdirmek için yeraldığını söylemek bugün Amerikanın Irak'ı demokrasiye kavuşturmak için işgal ettiğine inanmak gibi bişeydir.
emperyalist ülkeler fransa,ingiltere ve abd avusturyanın nazilere katılmasına ve nazilerin çekoslavakyayı işgaline göz yummuşdur,hatta kışkırtmışlardır.
avrupayı faşizmden temizleyen bizzat stalin ve kızılordudur.
verdiğin 2 örnek çok komik. :)
işte kanıt berlin 1945 kızılordu berlinde!
KomünistAlevi 03.01.2007, 18:17 II.Dünya savaşını birincisinden ayrı düşünmemek gerekir.İlk savaşta ateşkes anlaşmalarında yenilen devlete dayatılan koşullar, Almanya'da olduğu gibi ciddi bir ekonomik bunalım yaratmıştır.Özellikle 1929 daki ekonomik buhranda bu çöküş dahada hızlanmıştır.Fakat Hitlerin iktidara gelmesinden sonra Almanyada yükselen faşist dalga İtalyada İspanyadada etkisini göstermiştir.İlk bakışta ssenin söylediklerin mantıklı gelebilir.Yani Stalin'in yükselen milliyetçiliğe karşı boş durmayacağı açıktır.Ama Stalin'in II. Dünya Savaşı'nda faşizmi sona erdirmek için yeraldığını söylemek bugün Amerikanın Irak'ı demokrasiye kavuşturmak için işgal ettiğine inanmak gibi bişeydir.
Peki sevgili Yoldaş sence S.S.C.B Nazileri neden büyük bir bozguna uğrattı?
S.S.C.B'nin amacı neydi?
tuncerbio 03.01.2007, 18:18 Peki Stalinist Rusya nın amacı gerçekten faşizmi durdurmakmıydı yoksa II. Dünya Savaşıyla birlikte sömürge yarışında kendinede yer açmakmıydı.Ayrıca Stalin'le beraber Rusyada muhalefetin nasıl yok edildiğinide unutmayalım.
merhaba
herzaman ki gibi Stalin e getirilmiş ve bazıları ülkemizde revisyonist bir kaç siyasetin de dediği gibi Stalini katil ilan etmiş...
Stalin in amacı tabiki faşizmi durdurmaktı (bunun aksini iddaa edenler 5 nisan 1945 anmalarında stalinin resmini koymaktan bile korkuyorlar)...sosyalizmin özü gereği zaten sömürge aramak gibi bir kaygısı olamaz ....
rusyada ki muhalefet :
stalin sultan galiyev e iyi bir devrimcisin ama başvurduğun metod sosyalist rejimi tehlikeye sokuyor gel bu işten vazgeç diye defalarca mektup yazmış ,tutuklandığında görüşmüş ama galiyev vaz geçmemiştir neticesi açıktır (daha ne yapmalıydı stalin)
troçki ye keza yine defalarca kez yazmış ülkeye dönmesini muhalefet yapacaksa doğru şekilde yapmasının gerektiğini ama karalamalardan vazgeçmesini talep etmiştir(yazışmaların türkçeleri mevcut basılmış kitaplardada var),ama o yine karalamalarına devam etmiştir....ordu içinde birçok subayla bağlantı kurarak darbe yapmaya kalkmıştır ve kızılordu gerekli cevabı onları güney cephesine göreve gönderme bahanesiyle bir araya getirmiş ve gerekeni yapıştır...
dasko bilim adamlarını staline karşı kışkırtmaya çalışmamışmıdır akademileri karıştıran kimdir? bu muhalefetmidir...
II.Dünya savaşını birincisinden ayrı düşünmemek gerekir.İlk savaşta ateşkes anlaşmalarında yenilen devlete dayatılan koşullar, Almanya'da olduğu gibi ciddi bir ekonomik bunalım yaratmıştır.Özellikle 1929 daki ekonomik buhranda bu çöküş dahada hızlanmıştır.Fakat Hitlerin iktidara gelmesinden sonra Almanyada yükselen faşist dalga İtalyada İspanyadada etkisini göstermiştir.İlk bakışta ssenin söylediklerin mantıklı gelebilir.Yani Stalin'in yükselen milliyetçiliğe karşı boş durmayacağı açıktır.Ama Stalin'in II. Dünya Savaşı'nda faşizmi sona erdirmek için yeraldığını söylemek bugün Amerikanın Irak'ı demokrasiye kavuşturmak için işgal ettiğine inanmak gibi bişeydir.
arkadaş bir yazısında benim ittihatçı ve türkeşçi bir faşist olduğumu beyan etmişdi :) ona cevap yazmamışdım çünkü çok komikdi bu iddaa :) bu yazıdan kimin faşist olduğu gayet belli oluyor...
II.Dünya savaşını birincisinden ayrı düşünmemek gerekir.İlk savaşta ateşkes anlaşmalarında yenilen devlete dayatılan koşullar, Almanya'da olduğu gibi ciddi bir ekonomik bunalım yaratmıştır.Özellikle 1929 daki ekonomik buhranda bu çöküş dahada hızlanmıştır.Fakat Hitlerin iktidara gelmesinden sonra Almanyada yükselen faşist dalga İtalyada İspanyadada etkisini göstermiştir.İlk bakışta ssenin söylediklerin mantıklı gelebilir.Yani Stalin'in yükselen milliyetçiliğe karşı boş durmayacağı açıktır.Ama Stalin'in II. Dünya Savaşı'nda faşizmi sona erdirmek için yeraldığını söylemek bugün Amerikanın Irak'ı demokrasiye kavuşturmak için işgal ettiğine inanmak gibi bişeydir.
Stalini II Dünya savasinda fasizmi sona erdimemek icin savastigini söylemek, bugün dünyanin yuvarlak degil düz bir tepsi olduguna inanmak gibi biseydir.
odtülü aslan 03.01.2007, 19:24 Arkadaşlar peki şunu sormak gerekmiyormu:Troçki Alman proleteryasını Naziler iktidara gelmeden önce faşist tehlikeye karşı önlem almasını söylüyordu.Fakat Rusya da iktidarda bulunan Stalin egemenliğindeki 3.Enternasyonel bu tehlikeyi II.Dünya Savaşından önce farkedememişmiydi.Ayrıca o dönemde 4. Enternasyonel gerek emperyalist gereksede faşist devletler için bir tehdit unsuruydu fakat onun başarısızlığa uğramasındaki en temel faktör Troçkiden sonra liderliğini üstlenebilecek muhalefetin Stalinist aygıt tarafından yokedilmiş olmasıdır.Nazilerin iktidara gelmesi ve İspanya ile Çindeki iç savaşların faşist güçler lehine sonuçlanması Stalinist bürokrasinin faşizme karşı teslimiyetçi politikasını göstermektedir.
arkadaş bir yazısında benim ittihatçı ve türkeşçi bir faşist olduğumu beyan etmişdi :) ona cevap yazmamışdım çünkü çok komikdi bu iddaa :) bu yazıdan kimin faşist olduğu gayet belli oluyor...
Ulaş kardeş sana diyecek lafım yok çünkü sana daha önce bazı tavsiyelerde bulunmuştum.Hem Turancılık gibi hiç varolmamış bi ideolojiyi savunuyosun ve bana gelip faşist diyosun.Aşağıda yazanlar senin sözlerin dikkatli okursan kendi içindeki çelişkileri farkedebilirsin.
"dünya üzerinde sultan galiyevden ve mustafa suphiden sonra en sevdiğim türk siyasetçisi idi türkmenbaşı.ölümüne üzüldüm.bir türkmenbaşı gider 100 türkmenbaşı gelir.bunu kimse unutmasın."
"ben ırkçı değilim hele provakatör,bölücü,terörist hiç değilim.ben halkımın iradesiyim,sesiyim,yumruğuyum.türk dünyasını enver paşa ve türkeş cennete gittiğine göre türk dünyası daha birşleşmez.kazak işçilerin türk kardeşlerine dayak atması demokratik turan hayalini yok ettiğinin göstergesidir."
"reel el kardeş ben sultan galiyevi,mustafa suphi'yi ve türkmenbaşını çok iyi bilmiyorum.gerek ideolojik olarak ayrı şeyleri savunsalarda en sevdiğim türk liderler.ben ideolojik olarak demedim sevdiğim liderler diye.en sevdiğim türk siyasetçileri ideolojide ayrılsakda yine seviyorum o liderleri varmı daha ötesi..."
spartacus 03.01.2007, 21:00 Troçki kuşkusuz ki, başında yaptıklarıyla bolşevik devrimine katkıları inkar edilemez. Bolşevik partiyle farklı düşünmesi ise iki çizgi mücadelesi temelinde hoş görülebilir. Bunlar tek ülkede sosyalizm, kesintisiz devrim, köylülük sorunu gibi konular. Ama hiç bir gerekçe dönekliğini ve ihanetini haklı çıkartamaz.
Sosyalizmin anayurdu işgal altındayken Troçki 3.enternasyonale ve Stalin'e yönelik saldırıları tam bir ihanettir. Her ne sebep olursa olsun ülke savunması için ideolojik meseleleri ertelemeliydi. Faşist ülkeler işgal altında olduğunda komünistler faşizme karşı birleşik cephe içersinde orta burjuvaziyle ittifak yaparken, Troçki'yse alt yapısını sosyalist olarak gördüğü Sovyetlere destek vermek yerine, bir saldırı cephesi açmıştır. Nazi orduları Sovyet topraklarını işgal ederken Troçki'nin 4.Enternasyonali Sovyetleri zayıflatmak için Stalin nezninde sosyalizmin temellerine dinamtik koyuyordu.
Unutmamak gerekir ki, SSCB 20. kongresi Troçki üzerinde yükselmiştir.
Kruşevcileri tüm argumanları Troçki'nin Stalin düşmanlığı üzerinde oluşuyordu.
Stalin savunulmadan Marksizim-Leninizm Savunulamaz!
Garcia Troçki 1917 Temmuz'unda 135 Bolşevik MK üyesinin 131'inin oyuyla MK'ya seçilmiştir. Troçki'nin !. Dünya Savaşı'nda sosyal-şoven olduğunu Troçki'nin hangi yazısından çıkardın? Söyle hodri meydan. 1917 Mart'ında Stalin'in Lenin'in Uzaktan Mektupları'nı Pravda'da protesto ettiğini ve Menşeviklerle birleşmeyi savunduğunu bilmiyosun tabii. Lenin'in Nisan Tezleri ilk oylandığında sadece 1 oy ladı, o da kendininkiydi. Başlangıçta onu destekleyen iki kişi vardı ve ikisi de parti dışındandı: Kollontai ve Troçki.
Troçki'nin Rus Devriminin Tarihi adlı kitabında Stalin'in daha sonra yaptığı özeleştiri alıntılanmış. Kitap yanımda olsaydı buraya yazacaktım. 1917'nin Mart ayında Stalin-Kamenev yönetimindeki Pravda'nın Lenin'e nasıl muhalefet ettiğini bilmemen herhalde okuduğun kitaplarla alakalı. E. H. Carr'ın Bolşevik Devrimi 1. Cildinde bunlar ayrıntılarıyla yazar. E. H. Carr gibi saygın ve sosyalist bir tarihçiye de inanmayacaksan bilemem.
Bu gerçekleri reddeden birisi ya cahil ya da yalancıdır. İyi niyetli olduğuna inandığım için cahil olduğunu söyledim.
NOT:Türk resmi ideolojisinin yalanları Sovyet Resmi ideolojisininkinin yanında çok masumdur.
sayın hadigari sen hala saygısızlıkta diretiyorsun..bak canım kardeşim;troçkinin örgütçü kişiliğine ve çalışmalarına kimsenin bir şey dediği yok...ancak...birde bilmediklerini yazalım bakalım...
Troçki denen sahtekarın çevirdiği dolaplar da gayet net ortadadır. Lenin'in zamanında troçki hakkındaki bir sözü şudur''o ani bir dönüşle bizim saflarımıza katıldı fakat o asla bizden biri değil''
Troçki'nin menşevikken LENİN hakkındaki bir sözü'' partimizin gerici kanadının lideri Lenin''
peki Troçki neden ani bir dönüş yaparak bolşeviklere katıldı? bunun yanıtı çok basit.
sürgünden döndükten sonra asıl niyeti yeni bir parti kurmaktı Lenin'e karşı. fakat emekçilerin bolşeviklerden yana tutumu bu fikrini değiştirdi ve ani bir karar değişikliğiyle bolşeviklere katıldı. ve hain planlarını parti içinde yürütmeye kalktı. sonunda da hakettiği muameleyi gördü.
Troçki denen sahtekar Almanyanın beşinci kol faaliyetlerini SSCBde bizzat yürütmüştür.
Troçki denen fırıldak Lenin'e 12 yıllık muhalefetinden sonra u dönüşüyle bolşevik partisine katılarak parti içinde hizipçiliğini her fırsatta sürdürmüştür. Lenin Troçki'nin ne mal olduğunu önceden de biliyordu. partiye katılmasına göz yummasındaki sebep troçkinin örgütleyici yeteneğinden faydalanmaktı.
Troçki devrimden sonra ilk başta dış işleri komiserliğine getirilmiştir(yabancı lisanının düzgünlüğü bunda etkendir) ve 1. dünya savaşının sona ermesinden sonra almanlarla imzalanacak olan anlaşmaya gittiğinde Lenin'İn barışın imzalanması talimatlarının dışına çıkarak Almanlarla barışa yanaşmayarak sol oportunizmin batağına saplandığını göstermiştir.
bunun üzerine Troçki dış işleri komiserliğinden alınmıştır.
Lenin'in ölümünden sonra Troçki doğan boşluğu fırsat bilerek herkese kendisini Lenin'in tek varisi olduğunu göstermeye ikna etmeye çalışmıştır. bunda başarılı olamayınca Stalin'İn başa geçmesiyle parti içindeki hizipçiliğini devam ettirmiştir...
burda bi parantez açmak istiyorum SBKP'de merkezi parti anlayışı vardır bu Lenin partinin başındayken de böyleydi. merkezi parti anlayışına göre partinin faaliyetleri stratejileriyle ilgili konular parti içinde tartışılır, eleştiriler fikirler sunulur, fikir alışverisinde bulunulur ve oylama yapılır oylama sonucu çoğunluğun aldığı karara AZINLIK UYMAK ZORUNDADIR. uymadığı takdirde parti içi disiplin yok olmuş olur ve parti içinde grupçuluk hizipçilik başlar.
Troçki de parti içindeki hizipçilik faaliyetlerinden ötürü birçok kez uyarılmış, eleştirilmiş, ceza almış fakat halen aynı işlere kalkışınca partiden ihraç edilmiştir.
2. dünya savaşı öncesinde Almanya'nın çeşitli ülkelerde 5. kol faaliyetleri olmuştur. Troçki de bu faaliyetlerde almanların maşası olmuştur. Troçki oğlu adına almanyada pasaport çıkarmıştır.
Troçki ömrü boyunca Lenin ile fikirleri hep çatışan bir şahıs olmuştur. zamanında tek ülkede sosyalizmin inşaa edilmesinin mümkün olamayacağını ısrarla savundu. Lenin ise buna karşı çıkarak tek ülkede sosyalizmin kurulabileceğini savundu.
sayın troçkist arkadaşlar bolşevik devrim tarihinde troçki en fazla daldan dala atlayan şahıs olmuştur.bir yeldeğirmeni edasıyla manevra yapmıştır.evet ben stalinin yanlışları yoktur demiyorum o ayrı bir konu,şimdi hadigari yukarda yazılanları onaylamayacağın için sana cahil demeyeceğim,çünkü besbelliki üç beş troçkist yayın okumuşsun ama sana ukalalığı daha uygun görüyorum(benim hoş görü sınırlarımı çok zorluyorsun).seni yalancılıklada suçlamıyorum sadece yanlış bildiğini iddia ediyorum.savaşta 22 milyon gönüllü savaşçısını kaybeden bir ülkeyi yönetiyordu stalin ve stalinin oğluda savaşta esir düşmüştü ve naziler tarafından katledildi.bir alman generali sovyet ordusuna esir düşmüş,hitler staline o generalin oğluyla takas edilmesini önermiş,ama stalin kabul etmemiştir ve gerekli bütün bilgileri o generalden almıştır.şimdi herkes stalinin sertliğinden dem vuruyor...arkadaşlar evet,sovyet devriminin daha kısa yaşamış olması ve 1956 dan sonra revize olan bir sovyet yönetiminin ve kapitalist geri dönüşün bütün sorumluluğunu sadece staline yüklemek sizce ne kadar akılcı ve ne kadar bilimseldir?ayrıca troçkist arkadaşlar bilsinlerki;partiden ihraç edilen bu şahıs(troçki) örgütçü kimliğinden dolayı tekrar partiye alınmıştır.evet burjuva ideologlar sosyalizme saldırıken,alman nazizmini yere seren bir insan olan staline kara çalarak saldırıyorlar...
tuncerbio 03.01.2007, 23:36 Arkadaşlar peki şunu sormak gerekmiyormu:Troçki Alman proleteryasını Naziler iktidara gelmeden önce faşist tehlikeye karşı önlem almasını söylüyordu.Fakat Rusya da iktidarda bulunan Stalin egemenliğindeki 3.Enternasyonel bu tehlikeyi II.Dünya Savaşından önce farkedememişmiydi.Ayrıca o dönemde 4. Enternasyonel gerek emperyalist gereksede faşist devletler için bir tehdit unsuruydu fakat onun başarısızlığa uğramasındaki en temel faktör Troçkiden sonra liderliğini üstlenebilecek muhalefetin Stalinist aygıt tarafından yokedilmiş olmasıdır.Nazilerin iktidara gelmesi ve İspanya ile Çindeki iç savaşların faşist güçler lehine sonuçlanması Stalinist bürokrasinin faşizme karşı teslimiyetçi politikasını göstermektedir.
..."
dünya devrim tarihinden pek nasibini almamış bir açıklama olsa gerek,arkadaşlar diğer konulara açıklama getirmiş ben bir iki ekleme yapayım;
nazilerin iktidara gelmesinde an büyük sorumluluk herhalde alman sosyal demokrat parti içindeki muhalefetten kaynaklanmaktadır onlar değilmiydi Rosa Luxemburg ve Klein in ölümüne sebebiyet veren (hatta faşistlerle işbirliği yapıp kanalda boğanlar)...naziler iktidara geldiğinde masaya oturmak gerktiğini savunan ...arnavutluk,bulgaristan ve diğer balkan ülkelerindeki direnişlerin bitirilmesi sorunun masada çözülmesi gerektiğini savunan revizyonist grup değilmiydi...
gelelim çine devrimci gruplar kendini yeni örgütlemekte ve hemen peşi sıra komünizm yasaklanmakta şan gayşek yönetimindeki güçler Mao ve arkadaşlarını sürgün etmektedir,iç savaş hararetlenmiş çin -japon savaşı başlamış ve çkp kuzeyden güneye örgütlenerek ülkeyi ele geçirmiş rejimin adı değişmiştir(yenilgiden kastın bumu?) (tabiki Mao ve Stalin arasında çeşitli sürtüşmeler olmuştur nedeni devrimi örgütleyen sınıfttan kaynaklanır ve iç savaşta stalini mao yu desteklememiş olmasıdır ama desteklemek gibi bir hükümlülüğü varmııdr? bu konuyu ve mao ile ilgili sorunlarını uzun uzadiye açıklamıştım forumda mevcut)
4,enternasyonale ilişkin cevap verimiş istersen tutanaklarının tamamınıda bulabilirsin ,yorulmak istemiyorsan bende var hepsini yazarak sana göndrebilirim...
Stalin faşizme cevabını 5 nisanda vermiştir...diğer stalinistlerde lepeizing te
spartacus 04.01.2007, 00:50 Troçki'nin gündeme gelişi, Stalin'e saldırmanun bir aracı haline geldi. Önce Troçki, sonra Kuruşçev ve daha sonra Gorbaçov ve yandaşları Stalin'e saldırıda bulundular. Ve bütün bunlar Stalin'e saldırırken hepsinin ortak tarafı Leninizm konusunda hem fikir olmalarıdır. Çünkü Lenin'i tartışmaya açmaları dahilinde niyetleri çok berrak bir şekilde ortaya çıkacaktır. Troçkistlerin çokço üzerinde durdukları konu "tek ülkede devrim" meselesidir. Troçki bu konuyu ilk 1915'yılında gündeme getirmişti. Bir ülkede sosyalizmin zaferinin imkansız olduğunu belirten Troçki, "Avrupa birleşik devletleri" teziyle bunun olanaklı olacağını belirtiyor. O sosyalizmi tek ülkede mümkün görmüyor. Troçki'ye göre Rusya'da olgunlaşan devrim İngiltere'yi beklemeli, İngiltere'de Almanya'yı beklemeli. Dolayısıyla devrim imkansız hale getirilmelidir. Bu neye benziyor biliyormusunuz? Ana rahinde olgunlaşan 9 aylık bebeğe, dur bekle falanca bir bebekle aynı gün doğ mantığına. Ona göre devrime gebe olan Rusya devrimi elinin tersiyle itmeliyidi.
Troçiskistler "Leninist" olarak kendilerini lanse ederler. Ama gel gör ki, Lenin "Tek ülkede sosyalizm" eserini Troçkizme karşı kaleme almıştır. Ama Troçki ilerde "tek ülkede sosyalizm" sorununu tartışma konusu yaparken Stalin'e saldırı kampanyasına dönüştürür. Oysa derinlikli düşünüldüğünde bu kampanya Leninizme yöneliktir.
Evet Troçkist mantık bu. Hiç bir revizyonist gerçek kimliğiyle niyetini ortaya koymaz. Kruşçev ve Gorbaçov'da Leninisti. Ama şimdiki aşamada bakın Gorbaçov Sovyetler yıkılana kadar ağzındaki baklayı çıkarmamıştır. Taki 1995 yılında verdiği bir mulakatta gerçeği ağzından çıkarır:
"Tüm arzum komünizmi, tüm halk üzerindeki diktatörlüğü tasfiye etmekti. Beni bu misyonumda destekleyen ve teşvik eden karımdı. O bu görüşe benden önce ulaşmıştı. Bunu ancak üst düzey bir yönetici mevkiine gelerek yapabileceğimi biliyordum."
Bir kompozisyon yazarken 3 teme vardır. Giriş, gelişim ve sonuç.
Sosyalizmi yıkmak için Troçki ve Buharin giriş, Kruşçev gelişim ve Gorbaçov sonuç kısmına imza atmıştır.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 01:55 Troçki'nin Lenin'e muhalefet ettiği doğrudu. Troçki Lenin'e devrimden sonra da muhalefet etmiştir. Bunların çoğunda haksız çıktığı gibi haklı çıktıkları da olmuştur. Örneğin iç savaş sırasında Beyaz Ordunun katil sürüleri, Petrograd'ı ele geçirmek üzereyken Lenin şehrin boşaltılması gerektiğini savunurken troçki karşı çıkmıştır. Sonunda Troçki haklı çıkmıştır.
Lenin vasiyetinde kimseyi yeni lider olarak önermiyordu. Dikkat çektiği şey Stalin'in en kısa sürede genel sekreterlikten uzaklaştırılması gerektiğiydi. En önemli olan en son andır. Lenin ölmeden önce Stalin'le tüm yoldaşlık ilişkisini kestiğini bildiren bir mektubu ona yollamıştı. Stalin'i yükselen bürokrasinin önderi olarak görüyordu. "Stalin bize acı yemekler pişirecek."
Mesele sürekli olarak stalinistler tarafından Staklin'in kişisel olarak yüceltilmesi ve Troçki'nin hainleştirilmesi haline sokulduğundan kişiler üzerinden tartışmak zorunda kalıyorum.
Sorun Troçki'nin fikirlerinde haklı olup olmaması değildir. stalin'in tarih tarafından yargılanması zorunludur. Katlettiği devrimcilerin hesabını hayattayken olmasa da tarih önünde vermelidir. Düzmece Moskova mahkemeleriyle Kamenev, Buharin, Zinovyev, ve daha binlerce bolşeviği katletti. Troçki'nin dediği gibi "Stalinizmle Bolşevizm arasında bir kan nehri vardır." Bütün bu ihanet dalgasını faşizm tehditiyle açıklama gafletini gösterenler baştan kronolojiyi bile unutarak ve insanların işlemedikleri suçları itiraf etmeye zorlandığı düzmece mahkemeleri meşrulaştırıyorlar.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 02:11 Troçki'nin gündeme gelişi, Stalin'e saldırmanun bir aracı haline geldi. Önce Troçki, sonra Kuruşçev ve daha sonra Gorbaçov ve yandaşları Stalin'e saldırıda bulundular. Ve bütün bunlar Stalin'e saldırırken hepsinin ortak tarafı Leninizm konusunda hem fikir olmalarıdır. Çünkü Lenin'i tartışmaya açmaları dahilinde niyetleri çok berrak bir şekilde ortaya çıkacaktır. Troçkistlerin çokço üzerinde durdukları konu "tek ülkede devrim" meselesidir. Troçki bu konuyu ilk 1915'yılında gündeme getirmişti. Bir ülkede sosyalizmin zaferinin imkansız olduğunu belirten Troçki, "Avrupa birleşik devletleri" teziyle bunun olanaklı olacağını belirtiyor. O sosyalizmi tek ülkede mümkün görmüyor. Troçki'ye göre Rusya'da olgunlaşan devrim İngiltere'yi beklemeli, İngiltere'de Almanya'yı beklemeli. Dolayısıyla devrim imkansız hale getirilmelidir. Bu neye benziyor biliyormusunuz? Ana rahinde olgunlaşan 9 aylık bebeğe, dur bekle falanca bir bebekle aynı gün doğ mantığına. Ona göre devrime gebe olan Rusya devrimi elinin tersiyle itmeliyidi.
Troçiskistler "Leninist" olarak kendilerini lanse ederler. Ama gel gör ki, Lenin "Tek ülkede sosyalizm" eserini Troçkizme karşı kaleme almıştır. Ama Troçki ilerde "tek ülkede sosyalizm" sorununu tartışma konusu yaparken Stalin'e saldırı kampanyasına dönüştürür. Oysa derinlikli düşünüldüğünde bu kampanya Leninizme yöneliktir.
Evet Troçkist mantık bu. Hiç bir revizyonist gerçek kimliğiyle niyetini ortaya koymaz. Kruşçev ve Gorbaçov'da Leninisti. Ama şimdiki aşamada bakın Gorbaçov Sovyetler yıkılana kadar ağzındaki baklayı çıkarmamıştır. Taki 1995 yılında verdiği bir mulakatta gerçeği ağzından çıkarır:
"Tüm arzum komünizmi, tüm halk üzerindeki diktatörlüğü tasfiye etmekti. Beni bu misyonumda destekleyen ve teşvik eden karımdı. O bu görüşe benden önce ulaşmıştı. Bunu ancak üst düzey bir yönetici mevkiine gelerek yapabileceğimi biliyordum."
Bir kompozisyon yazarken 3 teme vardır. Giriş, gelişim ve sonuç.
Sosyalizmi yıkmak için Troçki ve Buharin giriş, Kruşçev gelişim ve Gorbaçov sonuç kısmına imza atmıştır.
Lenin tek ülkede sosyalizm eserini ne zaman yazmış? Öyle haybeye sallama yemezler. Lenin 3 Nisan 1917'da Petrograd'a döndüğünde ilk yaptığı konuşmayı "yaşasın Dünya Sosyalist devrimi" diye bitirmişti. Tek ülkede sosyalizm dediğin şey 1924 yılı sonbaharında Buharin'in Pravda'ya yazdığı makalede kullandı. O ana kadar Stalin dahil tüm Bolşevikler dünya devrimi anlayışını savunuyordu. Stalin 1924 yılı baharında sosyalizmin ancak dünya çapında başarılı olabileceğini söylüyordu. Bu yazısı daha sonra kendisi tarafından eserlerinden çıkarıldı.
Lenin'in Dünya devrimini savunduğunu tartışmaya değmezdi ama hatırlatayım Yoldaş Lenin her fırsatta Alman Devrimi yatişmezse Rus Devriminin yenileceğini söylerdi. Bunun için kızıl ordu Polonya'ya bile saldırdı. Lenin haklı çıktı Rus devrimi stalinizmin ve emperyalizmin elinde can verdi. Öyle ki, Lenin 1921 yılında sendikalar kongresinde şöyle söylemişti:"Rusya'da bugün işçi sınıfı fiziksel olarak ortadan kalkmıştır."
Lenin'i sözde Leninistlerden alıntılarla okuyanlara her kanıtı gösteririm ki Lenin hiç bir zaman tek ülkede sosyalizme inanmadı. Tek ülkede Proletarya diktatörlüğü ile tek ülkede sosyalizmi birbirine karıştırmamak lazım.
Kesin olarak söylenebilr ki Dünya Devrimi anlayışı Troçki'nin bulduğu bir şey değildir ve 1923'lere kadar bu konuda herhangi bir tartışma olmamıştır bolşevikler arassında bunun tek sebebi Dünya devriminin Marksizmin ABC'si olmasıdır.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 02:19 Tuncerbio ne güzel açıklamışsın ya SSCB'deki muhalefeti ve stalin'in tutumunu.
O yüzden bugün neredeyse Troçki'nin hiçbir akrabası yaşamıyor. Stalin için senin muhalif olmana gerek yoktur onunla kan bağın ya da arkadaşlığın varsa bu da yeter. Stalin'in 1928'de Kazakistan'a Troçki'ye gönderdiği mektupta yaptıklarının sağlığı için iyi olmayacağını söylemiştir. O Lenin'in eşi Krupskaya'ya küfredecek kadar alçalmıştı zaten.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 02:25 Almanya komünist Partisi 1933 yılında sosyal-demokratlardan sonra Almanya'nın en güçlü partisiydi ancak Stalin'in Kominterni sosyal-demokratların sosyal-faşist olduğu tespitini yapmış faşistlerden bile tehlikeli olduklarını iddia etmeyebaşlamıştı. Alman KP'si ile naziler ortak sokak toplantıları bile düzenlediler. Stalin faşistlerden korkuyordu ancak proleter devrimden daha çok korkuyordu çünkü Alman devrimi rusyayı da etkileyecek ve onun dlagası Stalinist bürokrasiyi alaşağı edebilirdi. Stalin'in Kominterni Alman Devrimini bilerek ve isteyerek engelledi.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 02:28 Bir kompozisyon yazarken 3 teme vardır. Giriş, gelişim ve sonuç.
Sosyalizmi yıkmak için Troçki ve Buharin giriş, Kruşçev gelişim ve Gorbaçov sonuç kısmına imza atmıştır.
Bu cümlene örnek olarak tek bir kanıt göster ezbere konuşma.
spartacus 04.01.2007, 02:32 Hadigari arkadaş. Yazdıklarında usluba dikkat edersen tartışabiliriz. Lüften seviyeyi korumaya özen gösterelim. Bunlara dikkat edilmezse yararlı bir ortam oluşmaz. Vakit bir hayli gecikmiş. Yarın yazdıklarına cevap vermeye çalışacağım.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 02:41 Lenin'den Stalinistlere:
"Vaktiyle uluslararası devrime başladığımızda bunu devrimin gelişimini önleyebileceğimiz inancıyla değil bilakis bir dizi koşul bizi bu devrimi başlatmaya ittiği için yaptık. Şöyle düşünüyorduk:Ya uluslararası devrim yardımımıza gelir, o zaman zaferimiz kesindir, ya da mütevazı devrimci çalışmamızı bir yenilgi durumunda devrim davasına yararımız dokunacağı, deneyimlerimizin diğer devrimlere yararlı olacağı bilinci içinde yerine getiririz. Uluslararası dünya devriminin desteği olmadan proleter devrimin zaferinin olanaksız olduğu bizim için açıktı."(Komintern'in 3. Kongresi, 1921)
"Dördüncü Dünya Kongresi her yerdeki proleterlere hatırlatır ki, proletarya devrimi bir tek ülkenin sınırları içinde asla zafer kazanamaz; yalnıuzca uluslararası bir şekilde, dünya devrimine doğru gelişerek zafere ulaşabilir"(Komintern'in 4. Kongresi, Kasım-Aralık 1922)
Devrimci Marksist 04.01.2007, 10:55 Stalinizmin Yunan Devrimine ihaneti:
"YUNANİSTAN DEVRİMİ, KKE VE İHANET
Dünya sınıf mücadelesi tarihi çok acıklı bir şekilde boğazlanan devrimlerle doludur. Stalinist bürokrasi 1928'de Rusya'da iktidarı tam olarak ele geçirdikten sonra, Rus Devrimi de dahil bir çok devrimi bilerek boğazlatmıştır. 1928 Çin, 1936 İspanya, 1945 Yunanistan, 1956 Macaristan, 1968 Fransa, 1965 Endonezya, 1974 Portekiz, 1979 İran en bariz olanlarıdır. Çekoslovak ve Macar işçi devrimleri bizzat SSCB tankları tarafından ezilmiştir. Diğerlerinde ve örneklerini kolayca çoğaltılabileceğimiz başkalarındaysa, devrim satılmış, sırtından hançerlenmiş, ihanete uğramıştır. Bu durumlarda, o ülkenin SSCB büyükelçiliği gibi çalışan resmi Komünist Partileri ihanetin araçları olmuşlardır. Peki, Stalinist bürokrasi neden devrimlerin yenilmesini istiyordu? Bu sorunun cevabı bizi devrimin, işçi iktidarının, sosyalizmin doğasıyla Stalinist karşı devrimin hükmettiği SSCB'nin doğası arasındaki karşıtlığa ve düşmanlığa götürür. İlk olarak yeni bir devrim, yeni bir işçi iktidarı üretimde işçi kontrolünü, burjuva demokrasisini kat ve kat kaşan işçi demokrasisini, enternasyonalizmi hayata geçirecektir. Bunlarsa greve çıkan işçilerin kurşunlandığı, en ufak bir muhalif sesin şiddetle ezildiği, milliyetçi SSCB ile taban tabana zıt şeylerdi. Sonuçta Rusya'daki rejim sorgulanabilir, işçiler yeni devrimin etkisiyle baskılara karşı çıkabilirdi. Sadece Rusya'da değil tüm dünyada devrimciler kendilerine örnek olarak yeni devrimi ve prensiplerini alabilirlerdi. Bu ise dünyadaki on binlerce devrimciyi Rusya'nın emperyalist çıkarları paralelinde kullanan Stalinist bürokrasinin hiç işine gelmezdi. Uzatabiliriz. Görüldüğü üzere gerisi çorap söküğü gibi gelmekte. Sözün kısası, Stalinist bürokrasi, herhangi bir proleter devrimi Doğu Bloku'nda sürdürdüğü iktidarlarına karşı bir tehdit olarak gördüğünden ondan ölümden korktuğu kadar korkuyordu. Sözü daha fazla uzatmadan, gelin Yunanistan iç savaşının gelişimini ve ihaneti inceleyelim.
Mussollini İtalyası Ekim 1940'ta Yunanistan'a saldırdı. 1941 baharında Almanlar'ın da saldırısıyla tüm Yunanistan'ın işgali tamamlandı. Yunanistan Komünist Partisi (KKE), en tutarlı işgal karşıtı örgüttü. Çünkü Naziler Haziran 1941'de Stalin'le anlaşmalarını bozup SSCB'ye saldırmıştı. KKE ancak bu tarihten sonra işgale karşı resmen direniş kararı aldı. Çünkü, bu tarihe kadar SSCB ile Almanya arasında bir saldırmazlık paktı geçerliydi. Bu, KKE'nin SSCB'ye olan kör ve bağnaz bağlılığını ortaya koyuyor. 2 Şubat 1942'de silahlı direnişi örgütlemek için, KKE'nin önderliğinde, merkez Komitesini (MK) subayların oluşturduğu ELAS (Ulusal Halk Kurtuluş Ordusu) kuruldu. İşgalcilerin şehir merkezleri ve yollar dışında doğru düzgün bir kontrolleri bulunmadığından ELAS asıl olarak kırsalda güçlendi, bunun mimarı da Aris'ti (Aris Velouchiotis). Direniş kırsalla sınırlı kalmadı. 1942 kışından beri Atina'da 200 binden fazla insan açlıktan ölmüştü. İşgalcilerin 45-60 yaş arası erkekler için zorunlu çalışma emri çıkarması bardağı taşıran son damla oldu. 23 Şubat 1943'te binlerce Atinalı sokaklara döküldü. Ertesi gün on binlerce kişi Çalışma Bakanlığı'na yürüyüp burayı tahrip etti ve kitle ancak yüzlerce kişi öldükten sonra geri çekildi. 27'sinde de sokaklarda dev bir kalabalık vardı. 5 Mart'ta ELAM askeri kanadının siyasal kolu EAM'ın çağrısıyla tüm kamu çalışanları greve çıktı. Silahsız 200 bin kişi yürüyüşe geçti, çalışma Bakanlığı tekrar ele geçirildi ve yakıldı. Bunun üzerine Almanlar çalışma seferberliğinden vazgeçmek zorunda kaldılar. Bu örnekler kentlerin belirleyici üstünlüğünü, işçi sınıfının gücünü gösteriyor aynı zamanda.
KKE için İngiltere ve Yunan burjuvazisinin gözündeki meşruiyet çok önemliydi, zira onlar Stalin'in müttefikiydiler. İngilizler direnişi radikallikten uzaklaştırmak ve kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için ellerinden geleni yaptılar. Stalin'den bu konuda çok destek gördüler. Öyle ki, İngiltere'nin gözetiminde Lübnan'da yapılan ve direnişçi grupların buluştuğu Lübnan Kongresi'nde EAM ve ELAM ülkenin büyük çoğunluğunu kontrol etmesine rağmen 25 delege içinde 7 kişiyle temsil edildiler. Bu antlaşmayla sürgündeki burjuva hükümetin kontrolüne girmeyi kabul ettiler.
KKE işgal boyunca hep Stalin'in ağzından çıkacak bir destek sözcüğünü bekledi. Belirsiz ifadelerden başka destek namına bir şey bulamadılar. Ekim 1944'te Nazi güçleri Yunanistan'ı terk etmeye başladığında ELAS'ın Atina'da 20 bin kişilik bir gücü vardı ve Atina'yı ele geçirmesi için istemesi yeterliydi. İşçi sınıfı ve halk buna hazırdı. Ama 6 Ekim'de KKE bir bildiriyle burjuva hükümete ve yasalara sadakatini bildirdi. Silahlı bir ayaklanma için hazır bekleyen halk aldatılırken, İngiliz birlikleri Yunan topraklarına iniyordu. KKE, İngiliz tugaylarının Atina'ya girmesine ses çıkarmadı. Ardından başında Yorgo Papandreu'nun bulunduğu İngiliz başbakan Churchill'in Yunan hükümeti Anayasa Meydanı'na yürüdü. Papandreu'nun konuşması Laokratia (Halk İktidarı) sloganlarıyla kesildi. Moskova'dan destek, İngilizlerden de jest bekleyen KKE, silahsız büyük gösteriler düzenleyerek bu destek ve jesti sağlamaya çalışıyordu. Bu silahsız eylemlerde kitlelerin hevesleri hep kursaklarında kaldı. Öyle ki İngilizler 'Müttefiklerimiz hoşgeldiniz' pankartlarıyla karşılandı. Tüm bu gelişmeler, Yunan burjuvazisinin ve İngiliz emperyalizminin çıkarınaydı.
Stalin ve Yunan Devrimi
Yunanistan Devrimi SSCB'den hiçbir destek görmedi. Yunanistan'da işgalin başından beri İngiltere'nin etkinliği vardı. Stalin, müttefiki İngiltere'yi rahatsız etmemek için Yunanistan'la ilgilenmedi. Ne Yunanistan'a gelen Rus heyetinden, ne de KKE'nin isteklerinden bir şey çıkmadı.
9 Ekim 1944'te Churchill Moskova'da Stalin'le görüştü. Savaştan sonra Doğu Avrupa'nın nasıl paylaşılacağı görüşülecekti. Churchill anılarında görüşme hakkında şöyle yazıyordu: "... Söylediklerim tercüme edilirken yarım sayfa kadar bir kağıt üzerine şunları yazdım: Romanya, Rusya %90, diğerleri %10. Yunanistan, Büyük Britanya (ABD ile anlaşmalı olarak) %90, Rusya %10.
Tercüme işi bittiği zaman kağıdı Stalin'e uzattım. Kısa bir sessizlik oldu. Stalin mavi kalemi aldı, bana doğru uzattı. Her şey bir an içinde olup bitmişti." Stalin anlaşmaya daima sadık kaldı. Churchill de bunu doğruluyor: "... Buna karşın Stalin Ekim ayında yaptığımız anlaşmaya sonuna kadar sadakatle bağlı kaldı ve Atina sokaklarında komünistleri avladığımız o uzun haftalar boyunca ne Pravda'da ne İzvestiya'da tek bir kınama sözcüğü bile yer almadı. Varkiza görüşmeleri günlerinde Stalin "Yunanistan'da neler olduğunu öğrenmek" istediğini söyledi. Sadece bilgi edinmek istediğini hemen ekledi ve Churchill de ona teşekkür etti. Konuşmayı Stalin bitirdi: "Yunanistan'da izlenen İngiliz politikalarına güvenim tamdır."
Yunan Devrimi emperyalistlerin, Yunan burjuvazisinin, Stalin Rusyası'nın ve KKE MK'sının elinde can verdi. Yunan Devrimi'nde ve katledilen tüm devrimlerde ölenleri saygıyla anıyoruz.
Mustafa Yalınalp"
http://www.bolsevik.org/4012.htm
Stalinizmin krşı-devrimci yüzünü ortaya koyacak yeni bilgileri sunmaya devam edeceğim.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 10:58 Lenin'den stalinistlere:
"Devrim süresince Troçki, "Eğer Avrupa halkları ayaklanıp emperyalizmi ezmezlerse ezilecek olanlar bizleriz, buna şüphe yok. Ya Rus Devrimi mücadele kasırgasını Batı'da yükseltecek ya da bütün ülkelerin kapitalistleri bizim mücadelemizi boğacaklar" demekteydi. Benzer şekilde Lenin, "En küçük bir şüphe duyulmamalıdır ki gerçekleştirdiğimiz devrim, eğer tek olmaya devam ederse, eğer başka hiçbir ülkede devrimci hareket olmazsa, amaçladığı zafere ulaşamayacaktır... Bütün bu zorluklar karşısında tek kurtuluşumuz, tekrar söylüyorum, tüm Avrupa'yı kapsayan bir devrimdir" diyordu. Başka bir yerde de Lenin bu düşüncesini şöyle ifade eder: "Yalnız tek bir ülkede değil bir ülkeler sisteminde yaşıyoruz ve Sovyetler Cumhuriyeti'nin emperyalist devletler ile yan yana uzun bir süre varolacağı düşünülemez. Sonunda ya biri ya da öbürü kazanmak zorundadır.""
http://www.bolsevik.org/6011.htm
Devrimci Marksist 04.01.2007, 11:05 "Bürokrasinin Yükselişi ve Lenin'in Son Kavgası
Lenin bürokrasinin güçlenişinin ve devletteki yozlaşmanın farkındaydı: "Bizim şu andaki devletimiz bürokratik bozuklukları olan bir işçi devletidir... Devletimiz öyledir ki, tamamen örgütlü proletarya kendisini ona karşı korumalıdır; eğer işçilerin devletimizi korumalarını bekliyorsak, işçi örgütlenmelerinden, işçilerin kendileri kendi devletlerine karşı korumaları için yaralanmalıyız..."
1922'de Lenin, katıldığı son kongrede, Onbirinci Parti Kongresi'nde parti ve devlet aygıtının istemediği bir rotada ilerlediğini şöyle ifade ediyordu:
"Bir yıl boyunca ayakta kalmasını bildik, devlet bizim elimizde; fakat, devlet Yeni Ekonomik Politika'yı bu bir yıl içinde bizim istadiğimiz biçimde mi yürüttü? Hayır...Peki nasıl yürüttü? Aygıt, kendisine yönlendiren ele itaat etmeyi reddetti. Durum, sürücüsünün değil, bir başkasının istediği doğrultuda giden bir arabayı andırıyordu; sanki, direksiyon gizemli, kural tanımaz bir elin idaresindeydi ve bu elin kime ait olduğunu ancak Tanrı biliyor, belki bir fırsatçının, belki bir özel kapitalisttin, belki de her ikisinin. Kimin eli olursa olsun, mesele şu ki, araç, direksiyonda oturanın düşündüğü istikamette değil, çoğu zaman bunun tam aksi istikamette gidiyor.
Eksik olan şey nedir? Açıkça söylersek, eksik olan şey, idari işlevleri yerine getiren komünistler katmanının gerekli kültürden yoksun oluşudur. Moskova'da sorumlu mevkilerdeki 4.700 komünisti alır ve bunu muazzam büyüklükteki bürokrat aygıtın karşısına koyarsak, şu soruyu sormamız gerekir: Kim kimi yönetiyor? Gerçekten komünistlerin bu devasa aygıtı yönetmekte olduklarını söyleyebilecek durumda olduğumuzdan kuşkuluyum. Doğruyu söylemek gerekirse, komünistler yönetmiyor, yönetiliyorlar. Çocukken bize tarih derslerinde öğretilene benzer bir başımıza geldi: Kimi zaman bir ulus diğerini fetheder... Eğer fetheden ulus fethedilen ulustan daha kültürlü ise, bunlardan birincisi kendi kültürünü ikincisine dayatır; ama, eğer bunun tersi geçerli olursa, yenilgiye uğramış ulus kendi kültürünü galip ulusa dayatır. Rusya Soyetler Cumhuriyeti'nin başkentinin başına gelen de böyle birşey değil mi? 4.700 komünist... yabancı bir kültürün nüfuzu altına girmemiş midir?... Onların kültürü bayağı ve berbat bir kültür, ama hala bizimkininden yüksek. Düşük ve bayağı olmakla birlikte, bizim sorumlu mevkilerde bulunan komünist idarecilerimizin kültüründen yüksek bir kültür." (9)
Lenin'in son mücadelesi yükselen bürokrasiye karşı oldu. Lenin, hayatının son anlarında proletaryanın devlet aygıtı üzerindeki kontrolünü kaybetmesi tehlikesinin ne kadar güçlü olduğunu fark ediyordu. Lenin, "Burjuva toplumun cesedi bir tabuta yerleştirilip, üstü çivilendikten sonra toprağa gömülemez. Kapitalizmin cesedi bizim aramızda, havayı kirleterek, yaşantımızı zehirleyerek yavaş yavaş çürü-yor, dağılıyor; eski, çürümekte ve yavaş yavaş ölmek te olan bu cesetten kopan binlerce lif, yeni, taze, genç, diri olanın ayaklarına sarılarak onu kendi tuzağına düşürüyor" demişti. Haklı olduğu NEP sürecinde Büyük Rus Şovenizminin yükselmesi ile doğrulanmıştı. Büyük Rus Şovenizmi sadece kitleleri et-kilemiyordu, devlet ve parti aygıtı içinde de açık belirtileri vardı. Durum, özellikle Gürcistan sorununda açıklaştı. Stalin ve çevresindekiler, Gürcilerin taleplerine karşı "Büyük Rus kabadayısı" kesilmişlerdi.
Lenin, "Bu Büyük Rus milliyetçi kampanyasının politik sorumluluğu, hiç kuşkusuz, Stalin'in ve Dzerzinski'nin (Çeka'nın başkanı) omuzlarına yüklenmelidir" diyordu. Vasiyeti yerine geçen kogereye mektuplarında, Lenin, Gürcistan sorunu sırasında Stalin'in yükselen bürokrasinin önemli bir parçası olduğunu görmesinin ve bundan rahatsızlığını görebiliriz: "Genel Sekreter konumuna gelmiş olan Yoldaş Stalin, sınırsız bir otoriteyi kendi elinde toplamıştır ve ben onun bu otoriteyi her zaman ihti-yatlı bir şekilde kullanıp kullanmayacağından emin değilim..." �Stalin aşırı kaba ve onun bu kusuru, biz komünistlerin aralarında hoşgörebilecekleri ve halledebilecekleri bir şey olmakla birlikte, bir Genel Sekreter için hoşgörülemez bir durum. Yoldaşlara Stalin�i işgal ettiği bu mevkiden alark onun yerine daha hoşgörülü, daha sadık, daha nazik, yoldaşlarına karşı daha ölçülü ve duyarlı olma açısından bir avantaja sahip ve bu bakımlardan Yoldaş Stalin�den tamamen farklı bir insanı getirmenin yolu üzerine düşünmelerini önermemin nedeni de bu.�(10) Stalin'in söz konusu hızlı yükselişini sağlayan ve O'nu tarihsel kişilik yapan faktör, Stalin�in parti genel sekreteri olarak atama mekanizmasını büyük ölçüde elinde tutmasıydı. Belli bir mevkiye gelebilmek ya da o mevkide kalabilmek Stalin'in tutumuna bağlıydı. Bu da Stalin'e bürokrasinin şefi olarak büyük güç kazandırıyordu."
http://www.bolsevik.org/6011.htm
NOT:Ardarda mesaj yazmamın sebebi benle farklı düşünen arkadaşları yazı bombardımanına tutmak değildir. Finaller dolayısıyla fazla vaktim olmadığı için her zaman yazamıyorum. Umarım beni mazur görürsünüz.Eleştiri ve cevapları elimden geldiğince cevaplarım.
Devrimci Marksist 04.01.2007, 12:16 Lenin'den stalinistlere:
Lenin’in editörlüğünü yaptığı ve önsöz yazdığı Stepanov-Skvortzov’un Elektrifikasyon başlıklı ünlü kitabında, editörün okuyucuya hararetle tavsiye ettiği bir bölümde şunlar söyleniyor: “Rus proletaryası, asla yalıtık bir sosyalist devlet yaratmayı düşünmedi. Kendi kendine yeten bir «sosyalist» devlet, bir küçük-burjuva idealidir. Bunu az çok andıran bir durum, ancak küçük-burjuvazinin ekonomik ve politik olarak ağır bastığı koşullarda düşünülebilir; dış dünyadan kopuk küçük-burjuvazi, yeni teknik ve yeni ekonomiyle birlikte çok istikrarsız bir hal alan kendi ekonomik formlarını pekiştirmenin yolunu arar.”
1919 Martında Partinin Sekizinci Kongresine verdiği raporda Lenin yine şunu açıklar: “Bir devlette değil bir devletler sisteminde yaşıyoruz ve Sovyet Cumhuriyeti’nin uzun bir dönem emperyalist devletlerle yan yana varolması düşünülemez. Sonunda ya biri ya diğeri zafere ulaşacaktır.” . “Eğer o gece (Ekim devriminin olduğu gece) birisi bize üç yıl içinde ... zafere ulaşacağımızı söyleseydi, hiç kimse, hatta kendine çok fazla güvenen bir iyimser bile ona inanmazdı. Biliyorduk ki zaferimiz ancak davamız tüm dünyayı fethedince gerçek bir zafer olacaktı, zira işe başlarken tamamen dünya devrimine güveniyorduk.” Bundan daha açık seçik bir kanıt olamaz. Ekim devrimi sırasında, “kendine çok fazla güvenen bir iyimser” bile ulusal sosyalizmi yaratmayı hayal etmemekle kalmıyor, dışarıdan doğrudan yardım almadan devrimi koruma ihtimaline bile inanmıyordu! “İşe başlarken tamamen dünya devrimine güveniyorduk”
Lenin ve Troçki nin birlikte hazırlayıp SSCB anayasasına koydugu Sürekli Devrim yasası olan bildirgeye bakalım :
Emekçilerin ve Sömürülen Halkların Hakları Bildirgesi” –Kurucu Meclise Sovyet iktidarı adına sunulan temel devlet programı– yeni yapının görevini, “toplumun sosyalist örgütlenmesini ve bütün ülkelerde sosyalizmin zaferini tesis etmek” olarak ilân ediyor ve şöyle devam ediyordu: “... Sovyet iktidarı, sermayenin boyunduruğuna karşı uluslararası işçi ayaklanması tam zafere ulaşıncaya dek bu yolda kararlı ilerleyişini sürdürecektir.” Bugüne kadar biçimsel varlığını koruyan bu Leninist “Haklar Bildirgesi”, Sürekli devrimi Sovyet Cumhuriyetinin temel yasası haline getirmiştir
Marx döneminde kurulan ilk Komünist Enternasyonal, tüzüğünün birinci maddesinde, kuruluş amacını şöyle gerekçelendirir:
“Yeni Uluslararası İşçi Birliği, değişik ülkelerin proleterlerinin, kapitalizmi yıkma, proletarya diktatörlüğünü ve sınıfların tümden ortadan kaldırılmasına ve komünist toplumun ilk evresi olan sosyalizmin gerçekleştirilmesine yönelecek bir uluslararası Sovyetler Cumhuriyetini kurma hedefiyle girişecekleri ortak eylemleri örgütlemek için kurulmuştur.(Komünist Enternasyonal Tüzüğü”, III. Enternasyonal Belgeleri, Belge Yay., Ekim 1979, s.25)
Lenin 1918 Temmuz unda Amerikalı işçilere şöyle yazıyordu: “Uluslararası sosyalist devrimin diğer birlikleri yardımımıza gelene kadar kuşatma altında bir kaledeyiz.” Kasımda kendini daha net ifade ediyordu: “Dünya tarihinin olguları gösteriyor ki, Rus devrimini sosyalist devrime dönüştürmek macera değil bir gerçeklikti, zira başka seçenek yoktu. Eğer dünya çapında sosyalizm, dünya çapında Bolşevizm zafere ulaşmazsa, İngiliz-Fransız veya Amerikan emperyalizmi er geç Rusya’nın bağımsızlığını ve özgürlüğünü boğacaktır.”
“Elbette sosyalizmin tek ülkede nihai zafere ulaşması imkânsızdır” diyordu Lenin Ocak 1918’de Üçüncü Sovyetler Kongresinde, “ama başka bir şey mümkündür: herhangi bir ülkede, tüm ülkelerin emekçi kitlelerini ateşleyecek bir canlı örnek, bir başlangıç.” Temmuzda Merkez Yürütme Kurulunun bir oturumunda, “şimdiki görevimiz ... bu sosyalizm meşalesine dört elle öyle sarılmaktır ki, büyüyen toplumsal devrim yangınına mümkün olduğunca fazla kıvılcım sıçratmaya devam etsin.” Bir ay sonra bir işçi toplantısında, “(Avrupa’da) devrim büyümekte ... ve biz o başlayana dek Sovyet iktidarını elde tutmalıyız. Bizim hatalarımız Batı proletaryasına ders olmalıdır.” Birkaç gün sonra bir eğitim işçileri kongresinde: “Rus devrimi sadece bir örnektir; bir devrim dizisinin sadece ilk basamağıdır.” Mart 1919’da bir parti kongresinde: “Rus devrimi özünde dünya çapındaki proleter devrimin ... bir provasıdır.” “Kendinde ve kendisi için” bir devrim değil, bir meşale, bir ders, sadece bir örnek, sadece bir ilk adım, sadece bir halka! Bağımsız bir gösteri değil, sadece bir prova!
tuncerbio 04.01.2007, 16:44 Troçkizm: CIA’in Hizmetinde Sosyalist Ülkelere Karşı
20 Ekim 1992, Etudes Marxistes
Ludo Martens
Doğu Avrupa’da ve Sovyetler Birliğinde burjuva karşı-devriminin zaferinin ardından komünistler arasında Troçkizm’in gerçek doğası hakkında kesinlikle hiçbir fikir uyuşmazlığı olamaz.
Doğu Avrupa’da ve Sovyetler Birliği’ndeki karşı devrimci sürecin gelişimi Troçkistlerin 60 yıllık söylemlerinin sınıfsal anlamının sınanmasına imkan vermektedir. Şimdi artık “sol” laf kalabalığının arkasında gizlenen bu akımın asıl hedeflerini görmek daha kolay hale gelmiştir. Gerçeği apaçık görebilmek için Troçkistlerin birkaç yıl önceki açıklamalarını okumanız yeterli olacaktır. Troçkizmin, çekirdeğinde fanatik antikomünizmin olduğu bir ideolojik akımdır, bu akım küçük-burjuvazinin ilerici unsurlarını kendi antikomünist çizgisinde doktrine edebilmek için devşirmektedir, bu akımın sebatla, istikrarlı ve inançlı olarak sürdürdüğü tek bir dava vardır o da, Marksizm-Leninizm ve uluslar arası komünist harekete karşı savaştır.
Bu ileri sürdüklerimizi aşağıda, Doğu Avrupa’da ve Sovyetler Birliği’ndeki kadife karşıdevrimler sırasında Troçkistlerin tutumlarının incelenmesi yoluyla kanıtlayacağız.
“Kapitalizmin restorasyonu imkansızdır”
30’lu yıllarda Stalin temel bir soruna dikkatleri çekti. Sosyalizmin proletarya diktatörlüğü altında kurulmuş bulunduğu bir ülkede kapitalist restorasyon yine de mümkün müdür? Troçki burjuvazinin silahlı bir ayaklanması olmadan ve derin bir iç savaş olmadan bunun mümkün olmadığını belirtiyordu. Onun kapitalizmin restorasyonunun mümkün olmadığı yolundaki tezi bütün politik ve ideolojik kararlılığı ortadan kaldırıyor ve Parti içindeki oportünizme ve toplumdaki sınıf düşmanına karşı uzlaşmacı bir tutum teşvik ediyordu.
…
“Sadece ahmaklar…”
1934’de Stalin, Zinovyev-Kamenev oportünist grubunun çizgisinin kaçınılmaz olarak Sovyetler Birliği’nde kapitalizmin yeniden tesisine götüreceğini göstermişti. Tarih Stalin’in Troçki’ye, Zinovyev-Kamenev grubuna ve daha sonraları Buharincilere karşı eleştirilerinin haklılığını kanıtladı. Bunların fikirlerinin reddedilmesi 20’li ve 30’lu yıllarda proletarya diktatörlüğünün korunmasına ve sosyalizmin gerçekleştirilmesine, sonrasında ise faşist saldırganlığa karşı sosyalizmin korunmasını mümkün kılacak olan politik ve askeri güçlerin tahkimine imkan vermiştir… Bunların fikirlerine itibarlarının Gorbaçovca resmi olarak geri verilmesinin üzerinde iki yıl geçmemiştir ki, kapitalist restorasyon başarılı olmuştur.
1943 yılında Troçki Stalin’i nasıl yanıtladığını hatırlayalım: “Ancak açıkça ahmak olanlar, kapitalist ilişkilerin, yani toprak da dahil olmak üzere üretim araçlarının özel mülkiyetinin SSCB’de barışçı yoldan iktidarı ele geçirebileceğini ve burjuva demokrasisini kurabileceğine inanabilir. Gerçekte ise, kapitalizm diğer ülkelerde bunu başarsa bile- Rusya’da Ekim devriminin ve iç savaşın toplamının on katı kadar kayıp veren kanlı bir karşı-devrimci darbe olmaksızın, yeniden doğamaz.”[1] On katı: bu Sovyetler birliğine kapitalizmin yeniden sokulabilmesi için 50 ila 90 milyon ölü anlamına geliyor.
1989: “Orta vadede restorasyon imkansızdır!”
Karşıdevrimci güçlerin açık olarak zincirlerinden boşanmış olduğu 1989 yılında bile, Mandel, kapitalist restorasyonun olaylar üzerine düşen gölgesinin, baskıcılığı meşru göstermek için uydurulmuş “Stalinci” bir yalandan başka bir şey olmadığına hükmediyordu. 1989 yılında, Polonya ve Macaristan şimdiden emperyalizm kampına kaymıştı. Yine de Mandel şöyle yazıyordu: “Küçük ve orta burjuvazi, bürokratikleşmiş işçi devletlerinde yalnızca en aza indirgenmiş bir azınlıktan ibarettir. Keza uluslar arası emperyalizmden çok sınırlı bir destek bulmaktadır. Bütün olarak alındığında, bu kadar sınırlı bir çıkar çakışması orta vadede bir kapitalist restorasyonun dayatılması için yetersizdir.” [2]
Hatta Sovyetler Birliğinin restorasyonu konusunda da bu aynı argümana sırtını dayadı: “Gorbaçov SSCB’si nereye gidiyor? Öncelikle bir kapitalist restorasyon ihtimalini bir yana bırakalım. Keza kapitalizm nasıl derece derece ortadan kaldırılamazsa, derece derece restore de edilemez.” [3]
Troçkistler Komünist Partisinden ve Devlet Aygıtından en ufak bir direniş geldiği müddetçe restorasyonun imkansızlığı teorilerinin ateşli propagandasını yaptılar. 30’lu yıllardan itibaren, bu kuram bütün oportünist ve karşıdevrimci akımların meşrulaştırılmasına yardımcı oldu. 30’lu ve 40’lı yıllarda, Troçkistler partinin Marksist-Leninist yönetimine karşı savaşan bütün oportünist fraksiyonları desteklediler. 1956’da, Kruçev’in “cesur anti-Stalinizmini” alkışladılar, Çarcı gerici yazar Soljenitsin’in yayıcılığına soyundular, bütün faşist ve gerici milliyetçi güçleri, bütün batı-yanlısı muhalifleri desteklediler, Gorbaçov çevresinin bütün antikomünist fikirlerini gazetelerini üçte ikisini Moskova Haberleri ve Sputnik gazetelerinden alınma sağcı yazılarla dolduracak kadar gürültücü bir biçimde savundular.[4] Kısacası, restorasyonun imkansızlığı teorisi adına, Troçkistler bütün karşı devrimcileri Lenin ve Stalin tarafından yaratılmış devrimci fikirlerden ve kurumlardan geriye hiçbir kalmayıncaya kadar desteklediler.
Muharebe bittiğinde, Mandel, iki yüzlü bir biçimde bir restorasyon hipotezine şöyle geçerken değindi. 12 Ekim 1989’da, bir mülakatta, iki farklı konumu aynı anda savunmayı başardı… “Kapitalizmin derece derece, barışçıl, kesintisiz bir yeniden tesisi fikrini dikkate almıyorum. Bu reformist bir aldatmacadır. Bunun için işçi sınıfını direncini kırmak gerekir.” Ardından bir restorasyon ihtimalinin yok sayılamayacağını, ama bunun ancak “Türk tipinde olabileceğini…” söyleyen Troçkist Catharine Samary’den alıntı yapmıştır.[5] Ancak bir restorasyon ihtimalini çağrıştıran bu sözler, temel ilkesi üzerinde ısrarcı olan Troçkist politikada hiçbir değişikliğe yol açmadı: komünizmi hatırlatan her şeyin topyekun yok edilmesi. Keza üç ay sonra 1989 Aralığının sonunda, karşı-devrimin son saldırısı gerçekleşirken Troçkistler ilk sayfadan şu sloganı ortaya attılar: “Doğu’da başlayan devrimler dayanışma!”[6]
tuncerbio 04.01.2007, 16:45 “‘Bürokrasi’ ve Karşısında ‘Kitleler’”
Kapitalizmin restorasyonunun imkansız olduğu tezi, 60 yıl boyunca antikomünistlerin tarafında saf tutan Troçkistlere ayıplarını örten asma yaprağı vazifesi gördü.
Oysa Stalin ve ardından Mao Zedung sınıf savaşımının sosyalizm altında devam ettiğini, sosyalizm yoluyla kapitalist yol arasındaki mücadelenin uzun bir tarihsel süreçte devam edeceğini ve dolayısıyla kapitalist revizyonun daima mümkün olduğunu savundular. Sosyalizm kendisini koruyabilmek ve ilerleyebilmek için, gerçek anlamda Marksist-Leninist bir Komünist Partisinin, düzenli aralıklarla kendi içinden oportünist akımları temizleyen bir parti önderliğine ihtiyaç duyar. Sosyalizm kendisini düşmanlarına karşı korumak, eski gerici sınıfların satın alma girişimlerine, yeni düzen altında ortaya çıkan yeni burjuva unsurlarına karşı ve emperyalizmin ajanlarına karşı korumak zorundadır.
Bu fikirlere saldıran Mandel ve diğer Troçkistler orijinal bir “teori” geliştirdiler, buna göre sınıf mücadelesi sosyalizmde de devam ediyordu … ama bu mücadele “halk kitlelerinin” “bürokrasiye” karşı mücadelesi biçimini alıyordu. “Bürokrasi”yi ancak faşistlerinkiyle karşılaştırabilecek bir şiddetle reddeden Troçkist şefler sosyalizmin karşısına çıkan bütün gerici muhalefetleri, bunların “halk kitlelerinin” iradesini dile getirdiklerini iddia ederek savundular. Bütün burjuva ve antikomünist unsurların avukatlığına soyunarak Troçkistler bir tarafa “demokratik özgürlükleri ortadan kaldırmak isteyen bürokrasiyi” ve karşısına “hakiki sosyalizmi” savunan “politik devrimin” güçlerini koyarlar. Böylece Mandel 1989 Ekim’inde şunları yazar: “Sürmekte olan politik mücadelenin esas gayesi kapitalizmin restorasyonu değildir. Bu antibürokratik politik devrimle, Glasnost süresince halk kitlelerinin elde ettiği demokratik özgürlüklerin kısmi ya da tümden ortadan kaldırılması ihtimallerinin mücadelesidir. Esas mücadele kapitalizm taraftarı güçleri anti-kapitalist güçlere karşısına koymuyor, halk kitlelerini bürokrasinin karşısına koyuyor.” [7]
Mücadelenin “halk kitlelerini bürokrasinin karşısına koyduğu” aldatmacasına dayanarak, Mandel açık ve aleni olarak, sosyalizmin son mevzilerine karşı mücadelelerinde liberal, sosyal demokrat, monarşist ve faşist güçleri savunmuştur.
“Glasnost Troçkizm’dir…”
Uluslararası burjuvazinin SSCB’de kapitalizmin restorasyonunun fiilen başarıldığını kabul ettiği bir dönemde, Mandel Sovyetlerde türeyen antikomünist basının gözdesi haline geldi. Yüzsüzlüğü Gorbaçov’un Troçkist tezlere geri dönen büyük bir devrimci olduğunu iddia etme derecesine kadar vardırdı. Mandel bununla da yetinmedi, ona göre “şimdi dünyadaki bütün komünistler kimlerin gerçek devrimci ve kimlerin gerçek karşı-devrimci olduğunu daha iyi anlıyordu.” Troçki, Troçkistler, Gorbaçov ve Gorbaçovcular devrim cephesini oluşturuyordu, bunun karşısında Stalin’in ve Stalincilerin karşı devrim cephesi yer alıyordu. Mandel Managua’da [Nikaragua’nın başkenti], Stalin’in “şiddetli bir karşı-devrimi” temsil ettiğini söyledi.[8] Ne mutlu bize ki, Mandel ve Gorbaçov’un ortak çabası sayesinde, şu kutsal 1990 yılında “devrime”, “hakiki devrime” gelebildik.
İşte Mandel’in Temps Nouveaux dergisine verdiği demeç:
“Temps Nouveaux: Mikhail Gorbaçov, perestroyka’nın hakiki bir yeni devrim olduğun ilan ediyor değil mi?
Ernest Mandel: Evet, bunu özellikle vurguluyor o, ve bu daha da iyi. Bizim hareketimiz aynı tezi 55 yıldır savunuyor, bu yüzden karşı-devrimci olarak damgalanıyorduk. Bugün her şey, SSCB’de, içinde gerçek karşı-devrimcilerin de gerçek devrimcilerin de bulunduğu uluslar arası komünist hareketin bir partisinin içinde daha açık anlaşılıyor.” [9]
Sovyetler birliği Çarcı ve amerikancı bir mafyanın eline düşüşüne, faşist ve Çarcı güçlerin Rusya’da ve diğer cumhuriyetlerde yükselişine ve burjuvazinin farklı fraksiyonları arasında ülkelerin kanlı iç savaşlara sürüklenmesini görmek için yalnızca iki yıl beklemek gerekti. Bu olaylar glasnost’un ve perestroyka’nın gerçek yüzünü açığa çıkardı ve Mandel’in, bu profesyonel antikomünistin hangi güçler için çalıştığını gösterdi.
Catherine Samary, Troçkist 4. Enternasyonalin diğer bir yıldızı, Sovyet basınına Gorbaçev’in Troçki tarafından geliştirilen programı uyguladığını açıklıyordu. Glasnost’u şu sözlerle övmüştür: “Ülkenizde Stalin’e karşı savaşan Sol Muhalefetin Platform’unu hiçbir zaman yayınlamadılar. Aslında bugün onların fikirlerini benimsiyorsunuz: gerçek sosyalist demokrasiyi ve özyönetimi kurmak .” [10]
Mandel’in Yeltsin’e Desteği
Mandel, Gorbaçev’in Glasnost’unun ateşli bir taraftarı olarak kendine düşen ödevin “Gorbaçev’den de solda” olan güçleri desteklemek olduğunu düşünüyordu, ve sözcülüklerini üstleneceği bu “solcular” da Yeltsin ve Saharov’du.
1989 başında Mandel Yeltsin’i işçilerin temsilcisi, SSCB’nin politik olarak bilinçli kesiminin fikirlerini ifade eden demokrasi adamı olarak sundu! Gorbaçev üzerine kitabında şöyle yazar: “Yeltsin’in SBKP yöneticiliğinden el çektirilmesi (11 Kasım 1987) SSCB’deki demokratikleşme sürecinde atılmış ağır bir geri adımdır.” [11] “Yeltsin bugün Sovyet işçileri arasında en popüler politik kişilik durumundadır… On binlerce “Yeltsin’i Geri Getirin!” yazılı rozetler bir anda üretildi. Bütün bunlar 1986-1988 arasında kazanılan demokratik özgürlükleri korumaya kararlı politik olarak bilinçli bir toplum kesiminin iradesine işaret ediyor.” [12]
3 Nisan 1989’da Mandel “daha radikal ve daha kitlesel bir solun ortaya çıkışını” selamlıyordu. “Yeltsin ve Saharov’un platformundan üç ilerici güç çizgisi çıkıyor: bürokrasinin ayrıcalıklarına karşı; eşitlikten yana; çok partili bir sistemden yana.” [13]
Saharov, “radikal sol”un bu temsilcisi, uzun yıllardan beri fiilen CIA’in Sovyetler Birlğindeki resmi ajanı statüsüne sahipti. Vietnam’daki amerikan katliamcılığının tutkulu bir savunucusu olarak biliniyordu. Ona göre şayet “askeri ve özellikle de politik planda başından beri yeterince kararlılıkla hareket edilmiş olsaydı” Amerikalılar bu savaşı kazanabilirlerdi.[14]
Yeltsin’e gelince, Birleşik-Devletler’e ilk ziyareti esnasında, uluslar arası basında onun amerikan kapitalizmine övgülerine geniş yer veriliyor ve onun CIA’yle temaslarına değiniliyordu. De Gazet van Antwerpen gibi sağ bir gazete bile Yeltsin’in şu sözlerini abartılı buluyordu: “Kapitalizm çürümüyor, tam tersine çok canlı. Çok az bir paraya her istediğini alabiliyorsun. Sokakta, geceleri, hiçbir tehlike yok. Evsizlerde bile, yaşama iyimser bir yaklaşım buldum.” [15] Bu aşırı antisosyalist demeçlerin verilmesinden sonra bile, Mandel Yeltsin’i, SSCB Komünist Partisi’nin “radikal-demokratik solu” olarak desteklemeye devam etti.
Hatta, 1990 başında Troçkist basın, Sovyetler Birliğindeki muhalefetin “radikal-demokratik” kanadına desteğini bir kez daha ilan etti. “Moskovskaia Pravda 23 Şubat 1990 tarihli sayısında Boris Yeltsin liderliğindeki radikal-demokratik muhalefetin “demokratik platformu”nu yayınladı. Platform, çok partili bir sistem temelinde seçilmiş Sovyetlerin iktidarı ele almasını, Komünist Partisi’nin yönetici rolüne son verilmesini ve çok partili sistemin yasallaştırılmasını talep ediyor.” [16]
Görüldüğü gibi Troçkistler Yeltsin tarafından geliştirilen ve kendi “devrimci” çizgileriyle uyum içindeki tezleri desteklemeyi sürdürmüşlerdir.
Mandel yine de hızını alamadı ve sonunda Yeltsin’i yeni Troçki ilan ediverdi. “Mevcut durumda, reformcu Boris Yeltsin devasa bürokratik aygıtın küçültülmesini isteyen eğilim temsil ediyor. Böylelikle O, Troçki’nin açtığı yolda ilerlemektedir.”[17]
Yanayev’in 1991’deki beceriksiz darbe girişimine karşı[18] Yeltsin profesyonelce mevcut sistemin bütün yasal temelini yok eden gerçek bir darbe örgütledi; bu girişim bütün emperyalist güçlerin frenlerinden boşanmış bir uluslar arası hareketi tarafından desteklendi. Mandel ve Troçkistler tahmin edileceği gibi Yeltsin’in yanındaydılar.
“Yeltsin tarafından ateşlenen hareket ve eski sistemin reddedilmesi bir devlet darbesinden çok bir tepeden darbe olarak ortaya çıkan girişiminin başarısızlığını açıklıyor. Bu darbeye kesin olarak karşı çıkmak ve bu meselede Yetsin’in yanında savaşmak gerekiyordu. Öz-örgütlenmenin, politik çoğulculuğun ve sınırsız ifade özgürlüğünün gelişmesi, bir demokrasinin garantileri yalnızca bunlardır. Biz Komünist Parti’nin ve resmi sendikaların mallarının kamulaştırılmasına evet diyoruz.” [19]
Artık bütün dürüst antikapitalistler, Yeltsin’in çarcı mirası diriltmeyi amaçlayan yeni Rus burjuvazisinin ultraliberal ve amerikan-yanlısı kanadını temsil ettiğini kabul ediyordu. Gelin görün ki, Troçkistler “öz-örgütlenme yolunu”, kitlelerin Komünist Partisine karşı örgütlenmesi, liberal, sosyal-demokrat, faşist ve çarcı partilere özgürlük yolunu açan karşı-devrimci darbeyi alkışladılar. Burjuva partilerine özgürlük, ki bu kaçınılmaz olarak komünist örgütlenmelerin baskı altına alınması ve sonuçta yasaklanmalarını getirir, bu iş bütün “çoğulcu” burjuva demokrasilerinde böyle yapılmaktadır.
Bir sene sonra artık hiç kimse, hatta uluslar arası büyük burjuvaziden dahi kimse, Yeltsin’in aşırı sağ ve emperyalizm yanlısı karakterini inkar edemez hale geldi.
Gerçek antikomünist provokatörler olarak Troçkistler bu durumda utanmadan 180 derece yön değiştirdiler: “Boris Yeltsin: Joseph Stalin’in İzinde.” [20] Bu örnek bu antikomünistlerin hiçbir şeyden utanmadıklarını ve hertürlü aşağılığı yapabilecek durumda olduklarını göstermiştir: Yeltsin’i antikomünist savaşımında, onu hatta kendi sözde devrimci liderleriyle, büyük Troçki’yle mukayese ederek sonuna kadar destekliyorlar; ama kapitalist restorasyon başarıya ulaştıktan ve Yeltsin eski Çarların anısını selamladıktan birkaç ay sonra, bizim Troçkistler Yeltsin’in en kötü düşmanları Stalin’e benzediğini keşfediyorlar.
tuncerbio 04.01.2007, 16:47 “Rahat bir nefes almak”
Nisan 1989’da Mandel Gorbaçovla, Yeltsinle ve özellikle de Glasnostla ilgili olumlu düşüncelerini dile getiren bir kitap yayınladı. Hatırlanacak olursa, o dönemde burjuvazi Gorbaçov tarafından başlatılan değişimler karşısında duyduğu heyecanı zorlukla saklıyordu. Bayan Thatcher Glasnost ve Perestroikanın inançlı bir taraftarı olduğunu kaydetmişti bile. Burjuvazi komünizmin sonunu ve büyü |